302

adem güneşOrtaokulda bir öğretmenimiz vardı. Adını hatırlamıyorum. Ama çok meşhur bir lakabı vardı: 302.

302, çocukluk yıllarımın meşhur bir otobüs markası idi. Şu an “müzelik” olsalar da Mercedes 302’ler şehirlerarası yollarda yolcu taşımacılığının en gözde araçlarıydı.

O dönemde yollar bugünkü gibi emniyetli değildi. Her gün trajik bir trafik kazası duyardık. İşte bundan esinlenerek öğrenciler, bu öğretmenden dayak yemiş birine “302 çarpmış!” derdi.

302’nin, çocukları dövmede bir yöntemi vardı. Kolunu bir “L” harfi gibi belinin yanına getirir, herhangi bir suçundan dolayı kendisini ifade etmeye çalışan karşısındaki öğrenciye konsantre olur, hiç beklenmedik bir anda öğrencinin göğsüne “güm” diye vururdu. Öğrenci bu vuruşun şiddeti ile yere düşerse, onun kalkmasını bekler, kalktığında, ansızın bir kez daha vurur ve yeniden yere yıkardı.

Bunca korkuyu yaşayan çocuk, yerden kalkamayıp onun gücüne teslim olduğunda, buz gibi ses tonu ile tek kelimelik bir soru sorardı: “Bir daha yapacak mısın?” Düştüğü yerde korku dolu gözlerle öğretmenine bakan çocuk, “Hayır, bir daha yapmayacağım” derse, onu öylece bırakır ve işine devam ederdi.

Neydi o zamanki öğrencilerin kabahati? Neyi bir daha yapmayacaklarının sözünü veriyorlardı? Kimi “Andımız” okunurken kımıldamıştır, kimi konuşurken el kaldırmadan konuşmuştur…

Yıllar sonra aynı okulda okuduğumuz bir arkadaşımla karşılaştım.

O, eğitimini tamamlayamamış, güzel bir iş kurmuş, yaşamını ticaretle devam ettiriyordu. Hoşbeşten sonra “Hocam, seni kitaplardan takip ediyorum, radyo programlarını da dinliyorum, takdir ediyorum. Biz de çocukken zarara uğratıldık, hatırlarsan bir 302’miz vardı. Otobüs çarmış gibi bizi ezer geçerdi, ama bak, yine de büyüdük, evlendik, çoluk çocuk sahibi olduk. Allah’a şükür kötü insan olmadık.” dedi.

Tebessüm ettim… “Peki, bana kendinde en çok şikâyetçi olduğun davranışlarını söyler misin?” diye sordum. Biraz durdu, düşündü. Sonra “Galiba biraz öfkeme yenik düşüyorum. Bir de sanırım tahammülsüzlük var. Ha, bir de sabırsızlık.” dedi.

Çok şey söylemeye gerek yok, şiddetin yol açtığı üç temel duygu bozukluğu; sabırsızlık, tahammülsüzlük ve öfkedir zaten.

Kişi şiddet mağduru oldukça hızlanır… Her an kendini bir şeylerle meşgul etmeye çalışır ki içindeki acıları duymasın… Böylesi kişiler yetişkinlik yıllarında da içlerine doğru derinleşmek istemezler… Kendileri ile baş başa kalmaktan huzursuz olurlar. Biraz boş kalıp içlerindeki sesleri dinleyecek olsalar daralırlar…

Hâlbuki çocuk, annesinin içine doğru derinleşmek ister. Eş, eşten içsel bir derinlikle gelen sevgiye ihtiyaç duyar… Şiddet, kişiyi içine doğru derinleşmekten uzaklaştırır.

Arkadaşım, “Biz de şiddet gördük ama kötü adam olmadık” diyordu, evet, doğru, kötü adam olmadık ama çocuğuna yetebilen bir anne-baba da olamadık. Eşi ile baş başa kaldığında, göz göze keyiflice bir fincan kahve yudumlayabilecek bir eş de olamadık… Elinde telefon, gözler sağda solda gezen, kafasında her an bir şeylerle kendini meşgul eden ve “içinde bulunduğu anı yaşayamayan” insanlar olduk maalesef…

Nerede gözü yaşlı bir ebeveyn görsem ve çocuğuna yetemediği için kendi tahammülsüzlüğünden, öfkesinden şikâyet etse, acaba onun da yaşamında bir 302 var mı diye hep merak ederim. Ve şaşmaz bir gerçek olarak, bir kız çocuğunun annelik yeteneğini elinden alan, bir erkek çocuğunun beyefendiliğini zarara uğratan nice 302’lerin, 402’lerin çocukların yaşamlarına musallat olduklarını acı acı görürüm...

Aksiyon


Bunlar da ilginizi Çekebilir

8 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz