Ah O Kıymetli Takımlar!

27 Kasım 2017Gonca Anıl10 Yorum »

gonca-profil (1)Yıllar önceydi, büyük kızım 2 yaşlarındaydı. Bir aile ziyaretine gittik.

Ev sahibesi güzel ikramlar hazırlamış. Kızıma rahatça yedirebilmek için bir örtü isteyip yere serdim. Karnımız doyunca örtüyü topladım ve ev sahibine nereden silkeleyebileceğimi sordum.

Mutfakta bir pencere gösterdi. Örtüyü oradan silkelerken şangır şungur bir ses duydum. Bu ses,örtünün içinde kalan küçük kaşığa ait olmalıydı. Eğildim baktım, ama hava kararmıştı ve yüksek olduğu için aşağıyı göremiyordum.

Mahcup bir halde” aaa sanırım aşağıya kaşık düştü.” dedim. Ev sahibi, “Ama o takımın parçasıydı.” dedi. Daha büyük bir mahcubiyetle, “Öyle mi, tüh, aşağıya inince arar mutlaka bulurum.” dedim. Ve kalkmak için stresli bir halde dakikaları saymaya başladım.

Aşağıya iner inmez bahçeye koştum. Şurası mutfak penceresi, buralarda olmalı, diye düşme yönünü tayin edip aramaya koyuldum. Hava soğuk, yavaştan kar yağdığı bir kış akşamı…

Ben bahçede çamurlu toprağın içinde dakikalarca kaşık aradım. Kızım babasının kucağında uykusu gelmiş, ağlıyordu. Bir yandan da dua ediyordum, inşallah bulurum diye…

Ve çok şükür, sonunda buldum. Kaşığı bizi uğurlamak için aşağıya inen ev sahibibeye teslim ettim. Mahcubiyetim kırgınlığa dönüştü o an… Ve bu ilk ziyaret, son ziyaret olarak hatıramda derin bir iz bıraktı.

O gün bugündür kızımın beslenmesine kaşık çatal koymak için her çekmeceyi açtığımda, takımın parçalarıyla göz göze geliyorum. Okulda, sokakta kaybolacağını ve eve geri gelmeyeceğini, söyleyen iç sesime rağmen onlardan birini seçiyorum…

Kızıma, ama o takımın parçası, diye tembihlemek yerine, kendime “herşeyin yerine yenisi konulur, korkma, maldan mülkten çok değerli şeyler var, diye tembihliyorum.

NAZAR ÇIKIYOR NAZAR

Bayram ziyaretlerinde çocukların mutlu olduğu zamanları gözlemledim. Onlarla yakından ilgilenilen ve salon süsü fincan tabakları oynamalarına izin verilen evlerde hem rahattılar hem de uzun süre kalmak istediler. Cam, porselen de olsa oynadıkları fincanlar kırılmadı yani..

Bir ziyarette içtiğimiz kahve fincanlarını yıkayayım derken lavaboya düşürdüm kırıldı. Ev sahibine yardım edeceğim derken kadıncağızın takımı bozuldu diye mahcup oldum tabii.

Ah sakar Gonca, diye kendime söylenerek, “Ay teyze, ben fincanını kırdım.” dedim. “Aaaaolsun kızım nazar çıktı nazar, oh oh iyi oldu.” dedi, sağolsun..

Eee rahatladım tabii… Hatta sayemde evin üstündeki kara bulutlar dağılmış diye kendimi nimetten sayasım geldi.

Hani çocuklar da oynarken ya da merak ederken ellerinden düşürüp kırıyorlar ya birşeyleri… Kızıyoruz ya takımımım bozuldu, hatırası var diye, yaramazlık ediyorlar diye… Valla yaramazlık değil onun adı ve hatta kıran için epey zor bir durum, yaşadım. Kırılacağı varsa mutlaka kırılıyor.

Tabak çanak kıran çocukları, oh oh iyi oldu deyip, öpüp koklayalım bence, mahcup olmasınlar.

Ve hatta kırıkları toplarken mutlu olalım. Evden nazar çıkıyor, nazar!

Okunma Sayısı : 1.854

Yorum yapın

“Ah O Kıymetli Takımlar!” için 10 Yorum

  1. M. diyor ki:

    saygıdeğer gonca hanım a ailesiyle nice mutlu zamanlar yaşaması duasıyla selamlar

  2. Zeynep diyor ki:

    Takım bozulsa ne olur yani ben de onu anlamıyorum misafir sayıyor mu illa 82 parça mi yemek takımı diye 12 kişiden fazla gelince farklı kaşık koyuyoruz nasılsa 1 eksik olsun ne farkeder işte bazen sadece takıntı oluyor ben de anlamıyorum öyle kişileri ama üzülüyorum bir yandan da hallerine

    • cihad diyor ki:

      Zeynep Hanım’a,

      Aslında anlasılmayacak bir durum yok. Bu durum insanın hayat-ı ebediyede sonsuz bir saadeti yaşamak için yaratıldığını gösteriyor.

      Nasılki anne rahmindeki çocuğa;

      karanlık bir yerde muhteşem bir göz vermekle,
      dar bir yerde gayet tenasüplü ve çevik çifter el-ayak vermekle,
      karın gurultusundan başka ses olmayan bir yerde hassas bir kulak vermekle,
      su içinde, kasvetli bir yerde hassas ve narin bir burun vermekle,
      karnından bir hortumla muntazam beslendiği halde tüm tatları tartan bir dil vermekle işaret belki delalet eder ki bu çocuk gayet geniş, aydınlık, renklerin, tatlarin,kokuların ve seslerin cevelan ettiği bir aleme(dünyaya) gidecektir ve orası için bu kadar cihazat ile donatılmıştır. Yakinen anlarız ve anlıyoruz..

      Aynen öyle de……

      Kusursuz ve eksiksiz bir mükemmeliyet ve hassas bir uyum ve tenasüp, nihayetsizlik ve ebed arzusu gibi insanın mahiyetine derc edilmiş nihayetsiz emeller ve arzular insanın apaçık ebede namzet olduğunu, daimi bir cennete gönderilmek için yaratıldığını ispat ediyor. Zira bu fani ve deni dünyaya bu emeller ve arzular sıkışmaz.

      Ancak;

      Hırsına mağlup insan o emel ve arzusunu bu dünyaya sıkıştırmak ister. Allah onu bir çocuğun(veya takdir beklediği misafiri ile) eliyle terbiye eder. Akıl odur ki ibret ala.!!!

      Bir diğer nokta da şudur ki;
      İnsan ve insanın hayatı Esma-i İlahiyenin tecelliyatına birer tarladır. Yani Esmayı idrak edebilmesi için insana verilen mizancıklar cihetiyle tüm Esmaya mazhar kılınmıştır.(kudret-i ilahiyeyi idrak için cüz’i kudretin verilmesi, ilm-i ilahiyeyi anlamak için cüz’i ilmin verilmesi gibi..)
      İnsan öyle bir nüsha-i camiadır ki bütün Esmaya mazhar olduğu gibi bütün Esmanin tecellilerine,nurlarina ve feyzlerine muhtaç olacak bir şekilde yaratılmıştır. Bu sebeptendir ki kainata nazar eden insan semada takım takım yıldızlardaki tenasüb, ay ve güneşin hareketindeki kusursuzluk ve zeminde gunagun çiçeklerin renk ve şekillerindeki muhteşem uyum ve güzelliği CEMİL, MÜZEYYİN, MUSAVVİR, MÜLEVVİN ve HAKÎM gibi birçok ismin tecellileri olarak görüyor,anlıyor ve hissediyor. Ve hissen arzu ediyor ki evi ve sofrasinda da bu ismin tecellileri ile donatilsin. Ruhunda ve hislerinde bu gibi cilve-i esmaya büyük bir iştiyak ve ihtiyaç hissediyor. Bu iştiyak ve ihtiyacın sevkiyle kap-kaçağını,halısını,mobilyasını,perdesini ve kıyafetini seçerken birbirine münasip bir takım, güzel ve hoş renk ve desenlerle bezenmiş bir zerafette olmasını can-ı gönülden arzu ediyor.

      Lâkin bilmiyor ki bu alem ve içindekiler Esmanin bir zılli(gölgesi) olarak numunelerdir. Numuneler tadilsin, ta ki asıllarına müşteri olunsun.Tatmağa izin var fakat doymağa izin yoktur.

      Hülasa-i Kelam: Kap-kaçağı ve tası-tarağı asıllarına birer numune olarak bildikten ve kalbine koymadiktan sonra takım almakta ve takım almak istemekte hiçbir yanlışlık ve problem yoktur. Yanlış olan ise hırstır,israftır,riya ve gösteriştir. Küçük bir kaşık için bir misafirin kalbini kırmak ise o sahista bu hastalıkların varlığına da bir işarettir. En mühim emraz-ı ruhiyye sayılan bu hastalıklardan Allah’ım bütün ümmet-i muhammedi muhafaza buyursun Amin…

      Vesselam..

      • Feyza diyor ki:

        Maasallah Cihad abi, yine kaleminizi konusturmussunuz. Okumaktan cok keyif aldim ve yazmadan gecmek istemedim.
        Vakit buldukca yine degerli yorumlarinizla aramizda olmaniz cok mutlu edecek insaallah bizi abim.
        Selamlar.

        • cihad diyor ki:

          Estağfirullah Feyza hanım kardeşim.
          İnşaallah ailemi aksatmadan burada bulunmaya çalışacam,çalışıyorum. Zaten bırakmak istesemde bırakamadım. Bu güzel platformun cazibesi kuvvetli. Mühim konular,güzel yazılar,detaylı ve farklı yorumlar vs..

          İlginize teşekkür ederim. Selâm ve dua ile.

      • Zeynep diyor ki:

        Teşekkürler Cihad bey çok güzel açıklamışsiniz. İstifade ediyoruz yorumlarinizdan kaleminize sağlık .Yalnız benim elestirdigim de takım almak ya da uyumlu olsun istemek değil benim elestirdigim de takinti haline getirmek .Benim evimde de misafire kullandığım ayrı takımlar varken eleştirmem haksızlık olur kendimle celisirim .Fakat takım bozulmasın diye bir tabak kırıldığında çok fazla üzülmek normal gelmiyor bana bırak bunu misafire hissettirmeyi kendi çocuğumun bile bir tabak için kalbini kirmak istemem altın işlemeli bile olsa değmez sonuçta tabak ya da kaşık insandan daha değerli değil .

  3. gulpembe diyor ki:

    Rabiatul Adeviyye hz.leri yardimcisindan kendisi icin pazardan bir battaniye almasini istemis, yardimcisi “ne renk olsun?” diye sorunca, “ben vazgectim, battaniye alma, baksana daha kendisi hayatima girmeden kesreti(kalabaligi) hayatima girdi”demis. Her nimet pekcok kafa mesguliyetlerini ve takintilari hayatimiza getiriyor. Bahtiyar o ki, kesret icinde vahdeti..yani nimetin esas sahibini ve kim icin emanetci oldugunu unutmadan yasayabilsin. Eski sufi mesrepler buna”eli isde gozu oynasda”dermis. Simdi yanlis anlamda kullanilan bu deyim, aslinda eli dunya islerinde/emeginin pesinde ama gozu(tasavvufta goz kalp demektir), kalbi Allahla/sevgiliyle beraber, anlamina gelirmis.
    Kalbi esas mesgul edilecek ile doldurunca, sahip olduklarimiza karsi daha az takintili oluruz,kalp de kirmayiz insallah.

    Ev sahibine gelince, o yaptigi seyin yanlis oldugunu bile farketmemistir. Cunku garezinden degil, bilmediginden yapmistir. Peygamber efendimiz dine zarar gelmesi disinda,sahsina yapilanlari hosgorup affetmis, keske peygamberimiz misali “o bilmiyor ,o yuzden”diyebilsek, affedici olabilsek…

    Ben de benzeri seylerle karisilasip neyi yapmamamiz gerektigini ogrendigimden, anneleri iyi anliyorum,misafir cocuklarina karsi daha hosgorulu oluyorum. Birgun arkadasin cocugu epey tamir gerektiricek bir mesele cikardi evde, arkadas cok uzuldu, hem telefonda hem yuzyuze geldigimizde hep o olayi sordu, ben cok onemli degil, hallediverdik dedim, ama aslinda 1 hafta boyunca eziyetini cekmistik. Anlatsam onu daha fazla mahcup etmekten baska bir ise yaramayacak. Gecti ezasi kaldi sefasi.dunyanin malini/isini cok buyutmemek lazim.

  4. Feyza diyor ki:

    Gonca hnm. Cok kotu bir ani gercekten inanamiyorum bu nasil ev sahipligiymis, insan yerin dibine girer. Ustelik ev sahibi ertesi sabah o kasigi kendisi de bulup yerine koyabilirdi. Kim alacak ki?
    Boyle bir durumla karsilassaydim ben de cok utanirdim. O kadar kiymetli catal kasiklari, tabak canaklari ev sahipleri sofraya koymasinar, kilitli bir kasa yapip orada saklasinlar. Ozledikce acip bakar yerine koyarlar.
    Bizim de oralarda birisi birsey kirinca hemen ‘nazar cikti’ der ve gulup gecistirirler. Bu nazar muhabbeti bazen abartilsa da bu gibi durumlarda iyi bir kamufle aracidir, hic gormedim boyle bir ev sahipligi elhandulilah. Insaallah hic karsilasmam da..

    • elifkk diyor ki:

      Gonca Hanım
      Anlattığınız gibi olsa inanın o kadarına herkes müsamaha gösterir de. Fazlası can sıkıcı. Örneğin;
      Ablamın bir komşusu var , çok elektrik alamıyorum kendisinden. Ablama her geldiğinde mutlaka çocuğu bir yere zarar veriyor. Kızdığımız aslında çocuk değil annesinin rahatlığı ve pişkinliği. Çocuk gidiyor sağa sola, annesinin hiç umrunda değil.Yani bir anne bir misafirliğe gittiği zaman çocuğundan haberdar olacak.Yani göz önünde tutmaya çalışacak. Mesela ablamın komşusu her geldiğinde çocuk mutfağa gidiyor odalara gidiyor, ablamın elektrikli süpürge makinesini bozdu mutfağa geçerek bulaşık makinesinin düğmelerini çıkardı, çekmecede duran bardakların birçoğunu kırdı ve daha neler neler.Benimde kullandığım 200 tl verdiğim gözlüğü attı 10.kattan.(10.katta oturuyor). Şimdi gözlük neredeydi ? ,diye sorduğunuzu duyar gibiyim, odada çekmecenin içinde.Yani bir anne misafirliğe gittiğinde çocuğun o evin odalarına ve mutfağına gelişigüzel girmesine izin vermemeli.Sahip çıkmalı. Ablam yeni bir süpürge makinesi, yeni bir bulaşık makinesi almak zorunda kaldı. Ayrıca o çokta sevmediğim komşusuna ”aa gözlüğümü attı , kırılda ya, tekrar gözlük almam için doktora gidip muayene olmam lazım” dedim, ne bir özür , ne bir mahcubiyet. Kadında tık yok. Ama gerçekten elinden geldiğince çocuğuna sahip çıkan ama yinede istemez kırıklar ve kazalara inanın tahammül ettik ediyoruz, ama inanın bazen hem sabrı zorluyorlar hemde ciddi manada zarar veriyorlar. Kendi evlerine gittiğimizde ”ona dokunma, şuna tutmak, şunu dökme” vs.Kendi evlerinde gösterdikleri hassasiyeti misafir olarak gittiği evde göstermeyen ve saygısız olan anneler de var.

      • Zeynep diyor ki:

        Benim de öyle bir tanıdığım vardı çok yakın bir komşumuz du ben bekarken çok sık gorusurduk ablam gibi görürüm hatta o da 12 yıl sonra evlat sahibi olmuş çocuğunun her yaptığı sevimli gelir yaramazliklarina gülerdi. Tabi ev sahibi için bu durum çok sinir bozucu bir komşumuzun yatak odasına girip ayakkabı boyası ile beyaz ve el işlemeli olan yatak örtüsünü bir güzel boyamiş kadin fenalık geçirdi görünce çocuğun annesi gülmeye başladı desen yapmış diye çok severdik kendisini ama çocuğuna birsey desek alınır diye birşey diyemezdik bir süre sonra öyle kabul ettik çocuğu da büyüdukce düzeldi .Valla misafire yapacak birsey yok o komşu gelince evden biri çocuktan gözünü ayirmayacak ben küçük kardeşimi gorevlendirirdim bu konuda ya da annesine arada bir hatırlatın çocuğunu ne yapıyor kendine zarar vermesin falan diye kadın lafa dalıp unutuyordur belki

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sana kızdığı halde bir kötülükte bulunmayan insanı kendine arkadaş edin, çünkü öfke insanın karakterini ortaya çıkarır. “ ( Hz. Ali)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku