Anneler İşe Çocuklar Cinsiyeti Eşitlemeye (5)

13 Kasım 2019Cinsiyet, Sema Maraşlı31 Yorum »

kreş çocukAna kucağı mı Kreş mi Çocuk Hangisini Tercih Eder?

Toplumsal cinsiyet eşitliği projesi ile toplumları bozmayı amaç edinmiş küresel aktörlerin önündeki en büyük engellerden biri sağlam aile yapısıdır.

Ülkemizde “kadın istihdamı” adı altında anneliği ve ev hanımlığını tercih eden kadınlar iş hayatına davet ediliyor. Ülkemizde henüz Batı ülkeleri kadar kadınlar iş hayatında değiller.

Son yıllarda Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği fonlarıyla kadın istihdamını artırma çalışmaları yapılıyor. Fakat ne hikmetse hedef kadınlar değil özellikle küçük çocuğu olan anneler.

Feminist kadın dernekleri ve medya aracılığıyla anneleri çocuklarından koparmak için ev hanımlığı aleyhinde çalışmalar yapılıyor ve para kazanan kadınlara “güçlü kadın” olarak övgüler diziliyor.

Cinsiyet eşitliği adına annelik, ev hanımlığı “bedava hizmetçilik” gibi sözlerle aşağılanarak, kadınlara çalışma baskısı yapılıyor, kadınlar neredeyse zoraki çocuklarından ve yuvalarından uzaklaştırılmaya çalışılıyor.

“İşsiz annelere kreş-bakıcı desteği” gibi başlıklarla yayınlanıyor haberler. “İşsiz anne” ne demek? Annelik başlı başına kutsal bir iştir. Çocuğunu bakıcıya ya da kreşe bırakıp işe gitmeyen kadınlar işsiz diye aşağılanıyor.

Avrupa Birliği fonlarıyla gelen yardımlar özellikle küçük çocuğu olan kadınları kapsıyor.

Mesela yardım projelerinden biri 0-5 yaş çocuğunu kreşe verme karşılığı yapılıyor, başka bir yardım ise 0-2 yaşında çocuğu olan annelere bakıcı parası olarak yapılıyor.

Önce anneanne ya da babaanne ye verilen yardım paraları ancak diplomalı bakıcı ya da kreş olursa veriliyor artık. Maksat çocuğun bakımı da değil, maksat çocuğun kendine yabancı olan kişiler tarafından yeterince sevgi almadan bakılması.

Bir annenin 0-5 yaşındaki çocuğunun yanında olması çocuğun duygusal gelişimi ve ilerde bağlanma problemi yaşamaması açısından çok önemli.

Hele 0-2 yaş bebeklerin anneye en çok ihtiyacı olduğu, anne sütü aldığı zamandır. Bu dönemde çocuk güvenli bağlanmayı öğrenir, sevgiyi doyasıya hisseder. Pek çok çalışan anne, en az bir yıl olmak üzere bebeklerini bırakmaya kıyamayarak ücretsiz izin alır bu dönemde.

AB nin verdiği rüşvet paralarıyla anneler bebeklerini bırakıp gitmesi için destekleniyor. Anneler işe  bebekler hiç tanımadığı yabancıların elinde sevgisizliğe hapsoluyor. Küçükken sağlıklı bir bağ duygusu geliştiremeyen çocuklar şiddete meyilli oluyor. Kadın istihdamı için bebekler kurban edilmiş gibi görünüyor.

Kadın istihdamının gayesi nedir? Avrupa Birliği bizim kadınlarımızın çalışması ile neden bu kadar ilgileniyor? Esas hedef toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında eşcinselliği yaygınlaştırmak. Ne de olsa toplumsal cinsiyet eşitliği hem dine hem aileye hem de topluma yapılacak en büyük kötülük. Bir taşla en az beş kuş öldürebilirsiniz. Artık savaşlar topla tüfekle değil, toplumu bozarak yapılıyor.

Yapılan araştırmalar çalışan annelerin çocuklarının cinsiyet rollerinin zihinlerinde tam oturmadığı için, cinsiyet eşitliği politikalarının çalışan annelerin çocukları tarafından daha kolay benimsediğini gösteriyor. Bu yardımlar bu açıdan bakıldığında da toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının da bir parçası oluyor.

Araştırma sonuçlarına göre annesi ev hanımı olan çocuk ve gençlerin cinsiyet eşitliğinin dayattığı rol karmaşasına karşı durduğu yönünde. Anne şefkatinde ve gözetiminde büyüyen çocuklar doğal cinsiyet rollerine sahip çıkarken, toplumsal cinsiyet eşitliği rollerine daha uzak duruyorlar.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üzerine ergenlerle yapılan bir araştırma sonucunda konu şöyle anlatılıyor:

“Toplumsal cinsiyet rollerinin oluşumu, kişinin içinde yaşadığı toplumda aileden başlayarak modellerin gözlenmesi yoluyla edinilmekte ve böylece kadın ve erkekler bu kavramın içindeki normları, sosyalleşme süreci içinde öğrenmektedirler. Annesi “erkeksi” olarak adlandırılan görevleri ve babası ev işi ve çocuk bakımıyla ilgili görevleri üstlenen bireyler geleneksel cinsiyet rollerine daha az maruz kalırlar. Annenin geleneksel roller dışına çıkan tutum ve davranışları ergenlere geleneksel rolleri sorgulama ve bu rollere eleştirel yaklaşma imkanı sağlar. Bu sorgulamanın ergenlerin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik geleneksel bakış açısının değişmesinde etkili olduğu düşünülmektedir.” (1)

Bir de anneler çocuklarını bırakıp çalışma hayatından vazgeçmesinler diye çok az kişiyle yapılan fakat sanki sonuçları toplumu kapsıyormuş gibi sunulan dandik araştırma sonuçları var.

Mesela Danone markasının KAGİDER ile yaptırdığı araştırma gibi: “İyi ki annem çalışıyor” başlıklı araştırma sonucu çocuk kandırır gibi anneleri çocuklarını bırakmak için kandırmaya yönelik yorumlarla dolu. Güya çocuklar annelerinin çalışmasından dolayı mutlu oluyorlarmış. Çocuğu için işi bırakan kadınlar bir süre sonra pişman oluyorlarmış… Çocuklar küçükken durumdan memnun olmasalar da büyüyünce anneleri çalıştığı için mutlu oluyorlarmış… Ev işleri çok yorucuymuş, evde duran anneler çocukları ile değil temizlikle ilgileniyorlarmış… Anneler çocuklarını bırakıp işe gidince suçluluk duygusu yaşamamalıymış ki çocuk olumsuz etkilenmesin…mış mış mış…

Kadın, bir anne olarak doğurduğu çocuğuna seve seve bakar, besler, büyütür. İçinde yaşadığı evin temizliği yapar, düzenini sağlar. Ailesine yemek pişirir. Rahim taşıyan kadın, bebeğini beslediği büyüttüğü gibi ailesini de besler, geliştirir, büyütür. Kadın toplumun mimarıdır. Fakat cinsiyet eşitliği savunucuların göre bunlar kadına yük, iş hayatı ise mutluluk getiriyor.

Yine bu araştırma sonucunda açıkladıkları ana hedef  şöyle:

“Bu araştırmanın arka planı; çocuk bakım sorumlulukları nedeniyle çalışmayı bırakmış beyaz yakalı kadınları işe dönüş için cesaretlendirecek, halihazırda çalışan anneleri ise iş yaşamında kalmaya teşvik edecek ulusal bir sosyal sorumluluk kampanyası hazırlanıyor olmasıdır.” demişler.

Esas ana hedefin toplumsal cinsiyet eşitliği politikası olduğu da başka bir cümleden anlaşılıyor.

KAGİDER in araştırmasında şöyle yazıyor:

“Annesi çalışmayan çocuklara kıyasla toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığının annesi çalışan çocuklarda daha yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Çalışan annelerin çocukları kadın ve erkek eşitliği fikrine daha yatkındırlar. Kadınların her işi yapabileceğini belirtmektedirler. Kızlar ilerde çalışmak istediklerini erkekler de eşlerinin çalışacağını söylemektedir. Kısacası anneler çocuklar için rol model olmaktadır.”  (2)

Esas dertleri kadınların istihdamı değil, cinsiyetsiz, sevgisiz ve şiddete meyilli bir nesil yetiştirmek.

Özetle; kadınlar işe çağıranlar, çocukları da cinsiyeti eşitlemeye çağırıyorlar.

Bu paralar neden ev hanımı olan annelere verilmiyor diye şikayet edenler var. Cevap çok basit. Maksat topluma fayda sağlamak değil, toplumu ifsat etmek.

Bugün çocuğunu kreşe verenler, yarın çocukları onları huzurevine götürdüğünde hiç kırılmasınlar. Kadın istihdamı evde yaşlı da istemez.

Gerçekten amaç kadın istihdamını artırmak olsa işe alımlarda bekar ya da boşanmış kadınlara öncelik verilir fakat özellikle küçük çocuğu olan annelerin hedef alınması üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir konu.

Ayrıca işsizliğin tavan yaptığı bir dönemde, evine ekmek götüremeyen babaların intihar ettiği bir zamanda evli ve küçük çocuğu olan kadınlar neden ısrarla çalışma hayatına çağrılmakta?

Not: Mecburiyetten dolayı çalışan annelere değil sözümüz fakat ihtiyacı olmadığı halde küçük çocuklarını bırakıp çalışanlar anneler, bir kaç kez daha düşünsünler bu meseleyi.

Sema Maraşlı    www.çocukaile.net

Bakıcı yardımı ile ilgili bir haberin linki:

https://www.haberturk.com/calisan-anneye-ayda-1300-tl-destek-2539440-ekonomi

Kaynak:

1- http://www.nesnedergisi.com/makale/pdf/1511630972.pdf

2- https://www.kagider.org/docs/default-source/kagider-raporlar/kagider-danone–%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan-annelerin-i%C5%9Fe-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BC–ara%C5%9Ft%C4%B1rma-sonu%C3%A7lar%C4%B1.pdf?sfvrsn=2

Okunma Sayısı : 7.192

Yorum yapın

“Anneler İşe Çocuklar Cinsiyeti Eşitlemeye (5)” için 31 Yorum

  1. Esra dedi ki:

    Erkeklere güvenilebilecek olsaydı, pek çok kadın çalışmazdı. Baktığınızda boşanmış kadınların çoğu çalışmak zorunda kalıyor. Erkek nafaka vermesin diyorsunuz, verdiği çerez parası çocuğada vermesin, ok, kim bakacak peki bunlara! Erkek ve Kadın arasında İslamda eşitlik yok mu? ceza ve mükafatlarda eşitler. Önemli olan gerçeği öğrenmek, hep eşit ya da hep farklı diye birşey yok.

    • Sadece Fatih dedi ki:

      İslamda esaa olan eşitlik değil adalettir ve hükümlerinde her zaman adalet vardır. Eşitlik her zaman adalet değildir. Hatta eşitlik çoğu zaman zulümdür. Ata ot ite et verilir.

      • Esra dedi ki:

        Evet İslamda cinsiyet ayrımı yapılmaksızın Adalette Eşitlik vardır, cinsiyete göre ayrı adalet yoktur. Kuran-ı Kerim’de ceza ve mükafatlar aynıdır, eşittir. Kadının çalışmasının da eşitlik kavramıyla alakası yoktur, hayatta insanın başına herşey gelebilir, gücü yettiğince çalışmak kendi rızkını kazanmak Allahın emridir.

  2. Cihad dedi ki:

    Kadına diyorlardı ki:

    “Anne olup ta çocuk bakman gereksizdir; hekim, gazeteci, iş kadını,temsil kurumunun üyesi olmalısın”.

    Ancak;

    22,5 milyon çalışan Amerikalı kadından, yaklaşık 30 milyon Rus ve 15 milyon Alman kadından %2’den de az olan hekim, gazeteci ve sanatçı
    kadın söz konusudur. Kalan muazzam kısmının çoğunluğu, yani %95’ten fazlası çiftlik ve fabrikalarda ve burada makinenin bir ilavesi olarak günde 7-8 saat aynı monoton hareketleri tekrar edip dururken veya bazı kurumların masa başı görevlerinde günden güne biçimsiz bir işi yaparken kendini bulur.

    Kendi evindeki kadın anne olmakla beraber, aynı zamanda bir eş, daha sonra bir şekilde sağlıkçı, aşçı, pediyatrist, diyetisyen, hijyenist, pedagog, ev bütçesinin ekonomisti, terzi, çiçekçi ve dekoratördür. Bazıları ona “ev mühendisi” derler.

    Kadının ne pahasına olursa olsun bağımsızlığını önerenlerin, kadın işçinin fabrikada çalışması ev kadınının çalışmasından daha yaratıcı ve daha az monoton olduğu hususundaki bühtanlarını nasıl gündemde tutabildikleri sorusu cevapsız kalmaktadır.

    Başkalarına ait çocukların terbiyesini yapmak (öğretmen veya mürebbiye olarak) yaratıcı, kendi çocuklarını yetiştirme işinin
    ise aşağılayıcı, bıktırıcı ve tanınmayan (değeri anlaşılmayan) ev işinin sadece tali (önemsiz) bir parçası olduğu konusunda birçoğunun inancı vardır.

    ALİYA İZZETBEGOVİÇ

    • elif06 dedi ki:

      Çalışan erkek nüfusunun yüzde kaçı bu saydığınız mesleklere sahip sizce?
      Türkiyedeki çalışabilecek yaşta olan erkeklerin nufüsüna ve bu saydığınız meslekleri icra edenlerin sayısına bakarak sanırım yüzde 1’den daha az bir sonuç bulabilirsiniz.
      Yani saydığınız meslekler zaten toplumda yüzde 2’nin üstünde olan meslekler değildir.
      Buradan yola çıkarak çalışan kadınlar zaten kalifiye bir iş yapmıyor ve de zaten yapmaz algısı oluşturmaya çalışmışsınız fakat oldukça gereksiz olmuş.
      Bunun yerine kadınları zorla çalışmaya itmenin ne kadar gereksiz ve insan haklarına aykırı olduğunu savunmanızı tavsiye ederim.
      Bu kadınların çalışmasını destekleren fonların nereden geldiğini tartışabilirz, amaçlarının ne olduğunu tartışabiliriz.
      Kadınların bu saydığınız ve size göre prestijli meslekleri yapamayacağını savunarak aslında sizde ‘en mühendisliğinin’ daha az prestijli bir iş olduğunu vede kadınlara dolayısıyla daha uygun olduğunu söylüyorsunuz.
      Oysaki evinde hem çocuğuna bakan hem el işciliği yapan bir kadının benim gözümden değeri saydığınız mesleklerden katbekat üstündür.

  3. Cihad dedi ki:

    Bir zamanlar, Roma ileri gelenleri, müstakbel anneye olan saygısının bir ifadesi olarak, halktan olan hamile kadınların yanından geçerken eğiliyorlardı, XX. yüzyılın istatistiklerinde ise anne “çalışmayan kişi” olarak değerlendirilir, yani “diğer çalışmayan unsurlar arasına” konmuştur.

    ALİYA İZZETBEGOVİÇ

  4. Cihad dedi ki:

    Bilinen ilişkide, çalışan kadın, iş ile çocuğu bir arada, hiç kimse zarar görmeden yürütemez, fakat galiba çocukların zararı en fazladır, çünkü onlar, sevgi için değil para için çalışan kimselere emanet edilmişlerdir. Çocuk sadece kendi ebeveyni için ve kendi evinde şahsiyettir. Kreşte
    o çoğu zaman, mürebbiye-memur için sadece eşyalar arasında bir şeydir.

    Kreşler, ana okulları ve yurtlar çok az terbiye eder ve yetiştirir,bu kurumlar çocukların duygusal tarafını gelişmemiş ve bakımsız bırakarak, onları sadece “gözetir ve korur.”

    Büyük Rousseau’nun şöyle yazdığını hatırlıyorum:

    “Hakikaten, birinin insanı terbiye edebilmesi için baba veya insandan üstün birşey olması gerekir. Ve siz böyle bir görevi sakince para için çalışan kimselere emanet ediyorsunuz.”

    Ve

    “Herkesi kendi hakiki görevine mi döndürmek istiyorsunuz, o zaman annelerle işe başlayın. Ortaya çıkaracağınız değişim sizi hayrete düşürecek. Bu ilk sapkınlıktan bütün
    kötülükler çıkar.” (J.J. Rousseau: Emil).

    Genç bir varlık olan çocuğa, doğanın temin ettiği ve
    annesi ile ailesinin verebileceği sıcaklığı hiçbir toplum ve onun zengin donanımlı kurumları sunamaz.
    Bu manada Nazilerin “çocuk çiftlikleri” denemesinin neticeleri göz önünde bulundurularak, Alman halkının elit tabakası buralarda yaratılıp terbiye edilecekti. Kuzey tipli,sarı saçlı erkekler, seçilmiş kızlarla “çiftleştirilmiş” ve bu “nikâh”tan doğan çocuklar bakım için devlete emanet ediliyordu. Onlar hiçbir zaman kendi ana-babasını tanımamış, çünkü erkekler hemen, kadınlar ise doğumdan sonra ayrılıyordu. Münih Üniversite profesörlerinden ve mükemmel pediatr olan Theodor Helbige savaştan hemen sonra ve bu yurtların lağvedilmesinden
    evvel onlardan bir grubunu muayene ettiğinde bu çocukların ruhen ve fiziksel olarak geri kaldıkları sonucuna vardı.
    Şöyle bildirmektedir:
    Çoğu zaman onların yüzleri güzel ve hemen hemen hepsi sarı saçlı ve mavi gözlü idi. Fakat insan onlara yakından baktığında, idiotun (geri zekâlı) özelliği olan boş bakışı hemen fark ederdi. O çocuklar hem ruhen hem de fiziksel geri kalmıştı. Resmi olmayan istatistiklere öre Almanya’da 11.000 böyle çocuk doğmuştu.

    Çocuklar ruhu ve terbiyeleri üzerine aile ve anne baba sevgisinin tesiri ile alakalı olarak benzer sonuçlara Amerikalı psikolog Renne Spitz vardı. Spitz hapishanelerde doğan çocuklar ile zengin ailelerin konfor ve hizmetçilerle dolu evlerinde doğan çocukları gözlemlemiş ve aralarında kıyaslama yapmıştır. Anne ve babalarının çok meşgul olmaları ve onlara ilgi gösteremedikleri için hizmetçilere emanet ettiklerinden
    dolayı zengin aile çocukları, hapishanelerde doğan fakat annelerinin yanında büyüyen çocuklardan daha ileri olmadıkları sonucuna vardı.

    ALİYA İZZETBEGOVİÇ

    • Cihad dedi ki:

      Çalışan bir kadın anlatıyor:

      Sabah saat altıda kalkıyor, uykusunu alamamış çocukları uyandırıyor ve yediriyorum, üçümüzü de giydirip kreşe acele ediyor oradan da ofisime gidiyorum. Burada öğleden sonra saat ikiye kadar kalıyor, yine aceleyle kreşe gidiyorum, [oradan eve gidip] öğle yemeğini hazırlıyor, çamaşır yıkıyor, evi düzenliyor, çocuklarımı yediriyor, çocukların çamaşırlarını yıkıyor, çocukları
      yeniden yediriyor ve yıkıyor, dikişlerini yapıp ütü yapıyorum. Bir senedir sinemaya gidemiyorum.
      Tek arzum vardır; iyi uyku almak, özel hayatıma gelince, var olmadığımı hissediyorum

      (Aliya İzzetbegoviç)

  5. Cihad dedi ki:

    Kadın annelik ile ev dışındaki çalışma meselesini bir arada yürütebilir mi?

    Bir an için de olsa duygusal sorunları bir tarafa bırakarak, bu meselenin sadece teknik tarafını değerlendirelim.

    1️⃣ Çocuğunun üç yaşını bitirmesine kadarki sürede annesinin ondan ayrılmaması gerektiği hususundaki talepte hekimler ve sosyologlar hemfikirdir. Bu, çocuğun ancak annesiyle yaşayabildiği ve onun görevlerini başkalarının üstlenemediği bir zaman dilimidir. Buna uygun olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında hemen hemen bütün ülkelerde doğum izninin önemli ölçüde uzatılması söz konusu olmuştur. Galiba şu anda en uzun doğum iznini (2.5 sene) Macaristan ve Amerika’daki (2 sene) kadınlar kullanmaktadırlar. Diğer ülkelerdeki daha kısa doğum izinleri kesinlikle yeterli değildir ve bu durum yalnızca o ülkelerin yetersiz maddi güçlerinin sonucudur. Üç yıllık doğum izni tek doğru olan çözümdür.

    2️⃣ Bilimde “toplumun basit biyolojik reprodüksiyonu” olarak adlandırılan doğurganlığın asgarisini temin etmek için kadının en az üç çocuk doğurması gerekir. Bugünkü gelişmiş ülkelerde optimum sayılan aile dört çocuklu olandır.

    3️⃣ Tıp, kadının 20 ilâ 30 yaşları arasında doğum yapmasının en uygun olduğunu iddia eder.

    Son üç tespitten ortaya çıkmaktadır ki kadının, buluğa erdikten hemen sonra /20 yaş/, ortalama 10 yıl süren ve bu esnada her türlü aile dışı çalışmayı dışlayan annelik dönemine girmesi gerektiğidir.

    Acaba, 30 yaşında ve 3 ilâ 10 yaşında üç çocuğu olan bir anne ev dışındaki kariyerini başlatması gerekli midir?

    Hadiselerin çoğunda, açık ve belirli sayılabilecek cevabı pratiğin kendisi verecektir.

    ALİYA İZZETBEGOVİÇ

    • Cihad dedi ki:

      Aslında kadın için, her insanî kanundan evvel, hatta İslâm’ın kendisinden de evvel, üstün ve öncelikli seçim olarak annelik kanununu doğa tespit etmiştir.

      İslâm ise, hayatın gelişiminde bulunan insanlık merdiveninde doğanın devamıdır.

      Demek ki anne görevinin kendisi aşağılayıcı değildir. Aksine, o kutsal ve aşkındır ancak insanlar onu alçaltırlar.

      (Aliya İzzetbegoviç)

    • Cihad dedi ki:

      👇Japonya ‘ölüyor’: Nüfus bir senede yarım milyon azaldı.👇

      Japonya’da bu yıl doğum oranı rekor seviyede düştü ve ülke nüfusu 512 bin kişi azaldı.

      Halkın yüzde 20’sinin 65 yaşın üzerinde olduğu Japonya’da, nüfusun 2065’e kadar 124 milyondan 88 milyona ineceği tahmin ediliyor.

      Japonya Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bugün yayımladığı rapora göre ülkede 2019’da 864 bin bebek dünyaya geldi. Bunun, kayıtların tutulmaya başlandığı 1889’dan beri görülen en düşük seviye olduğu belirtiliyor.

      Geçen yıla göre bu yıl içinde 54 bin daha az bebek doğdu. Ülkede dört yıldır her sene bir milyondan az bebek doğuyor.

      🔷Ölüm oranında da rekor

      Ölüm oranı da savaş sonrası dönemde rekor kırdı. Bu yıl içinde 1 milyon 376 bin kişinin öldüğü belirtiliyor.

      Doğum ve çocuk yetiştirmenin maliyetinin artması, çalışma yaşamındaki kadınların sayısının fazlalaşması ve evlenme yaşının yukarı çıkması nüfustaki azalışın başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

      Japonya hükümeti, 2017’de nüfusun azalmasını durdurmaya yönelik bir dizi önlem açıklamıştı. 18 milyar dolarlık paketle okul öncesi ücretsiz eğitimin kapsamı genişletilmişti.

      🔷Japonya ve Almanya ‘süper yaşlı’

      Japonya, Almanya’yla birlikte “süper yaşlı” ülke statüsünde. 2030’a kadar ABD, İngiltere, Singapur ve Fransa’nın da bu kategoriye girmesi bekleniyor. Bu ülkelerde doğurganlık hızı düşüyor.

      Doğurganlık hızı bir kadının hayatı boyunca doğurabileceği ortalama bebek sayısını ifade ediyor. İstikrarlı bir nüfus için bu oranın en az 2 olması gerekiyor.

      🔷Türkiye’de doğurganlık hızı

      Japonya’da bu oran 2018’de 1,42 oldu. Japonya gibi nüfus sorunu yaşayan Güney Kore’de ise bu oran 0,98’e düştü. ABD’de doğurganlık hızı 2018 verilerine göre 1,72. Bazı Afrika ülkelerinde bu oran 5 ya da 6’ya kadar çıkabiliyor.

      Türkiye İstatistik Kurumu’na göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2017’de 2,07’yken geçen yıl 1,99 olarak gerçekleşti.

      BBC Türkçe
      26 Aralık 2019 Perşembe

      • Cihad dedi ki:

        Japon sanatçı Nagoro köyünün azalan nüfusunu oyuncak bebeklerle tamamlıyor

        Burası Japonya’da bir dağ köyü. Issız Nagaro Köyü’nün sessiz bir nüfusu var. Çünkü köy sakinleri oyuncak bebekler.

        Nagoro Köyü’nde yalnızca 27 kişi yaşıyor. Okul yedi yıl önce kapanmış. Köyün her sokağının köşesinde, otobüs durağında, hatta okulun içinde bile artık insanlar yerine bu dev oyuncak bebekler duruyor.

        Nagoro Köyü’nün otobüs durağındaki oyuncak bebekler
        Bebekleri yapan 69 yaşındaki kadın yıllardır köydeki azalan nüfus karşısında ayakta kalabilmek için üretmiş.

        Japon sanatçı Ayono Tsumiki oyuncak bebekleri dikerken
        “Bu okulda tıpkı eskiden olduğu gibi veliler için bir ziyaret günü düzenledim” diye anlatıyor sanatçı Ayono Tsukimi. Çalışmalarına 16 yıl önce başlamış.

        Çalışmalarının meyvelerini vermeye başladığını belirtiyor. çünkü oyuncak bebekleri bugünlerde “Oyuncak bebek vadisi” olarak bilinen köye turistleri çekiyor.

        Köyü gezen bir turist sosyal medya paylaşımında geldikleri anda köyün nüfusunun geçici de olsa yüzde 7,4 artırdıklarını yazıyor.

        Köyü görmeye gelen bir başka ziyaretçi de köyün bilinen bir diğer adının “Korkuluk Köyü” olduğundan bahsediyor ve hem oyuncak bebeklerin yaratıcısı hem de köyle ilgili ilginç bilgiler paylaşıyor.

        “3 yüz kişi nüfusa sahip Nagoro Köyü’nde doğan sanatçı hayatının büyük bir bölümünü Osaka kentinde geçirmiş. 2000’li yıllaın başında köyüne geri döndüğünde ise köyde yalnızca 30 kişi kalmış.” Nagoro’nun gençleri daha iyi fırsatlar için ülkenin diğer büyük şehirlerine göç etmiş ve geride yalnızca yaşlılar ve hastalar kalmış. Tsumiki köye yeniden canlılık ve renk kazandırmak amacıyla iğne ipliği eline almış ve 250 adet gerçek insan boyutunda korkuluklar dikerek bunları köyün etrafına ve köye çıkan yollara yerleştirmiş. Nagoro şimdi Korkuluk Köyü olarak biliniyor ve bütün dünyadan turist çekiyor.”

        (euronews)-19/04/2019

        • Cihad dedi ki:

          ⏳Bedava ev dağıtıyorlar⏳

          Japonya’nın giderek azalan nüfusu nedeniyle boş konut sayısı artıyor. Bu konutlar için internet sitelerine ‘bedava ev’ ilanları verilmeye başlandı.

          Japonyanın giderek azalan nüfusu nedeniyle milyonlarca ev sahipsiz konuma düşüyor.

          Sahipsiz kalan evler için internet sitelerine ‘bedava ev’ ilanları verilmeye başlandı.

          100 yaş üzeri nüfusun rekor kırdığı Japonyada hayatını kaybedenlerin evleri problem haline gelmeye başladı.

          Ölen büyüklerinden kalan evlere ihtiyacı olmayanlar, vergi ödemek ve evlerin bakımını üstlenmek istemiyor.

          Bu yüzden ev sahipleri çözümü internetteki emlak sitelerine ‘bedava’ ilanı vermekte buldu.

          Yetkililer, ülkenin farklı şehirlerinden verilen bu ilanlara turistlerin ilgi gösterdiğini belirtiyor.

          Bazı evler ise, ölen ev sahibinin miras bırakacak kimsesi olmadığından yerel yönetimler tarafından internete koyuluyor.

          Ücretsizlerin yanısıra oldukça düşük fiyata evler bulmak da mümkün.

          Hükümetin Akiya projesi kapsamında gençler ev sahibi yapılıyor. Ancak bunun da bazı şartlar ıvar. Örneğin 43 yaş altı olmaları ve ilkokula giden bir çocuk sahibi olmaları gerekiyor. Ayrıca ücretsiz olarak oturdukları evi restore etmeleri şartı koşuluyor.

          Ülkede 10 milyondan fazla sahipsiz ev bulunuyor. Japon batıl inançları yüzünden, boş ve terkedilmiş evlerin piyasada satılması daha da zorlaşıyor çünkü çoğu zaman intihar, cinayet vs g,b, sebeplerle sahipsiz kalan evlerde yaşamanın uğursuzluk olduğu inancı yaygın.

          YENİ ŞAFAK
          21 Aralık 2018

          • Cihad dedi ki:

            KIZ İSTEYEN ABE!

            Japonya’da evlilik yaşı konusu, Shınzo Abe liderliğindeki Japon hükümetinin de gündemine girmiş. Ekonomik refahın ancak kadınların daha fazla ve daha etkin bir şekilde iş hayatında olması ile sağlanabileceğini her fırsatta dile getiren Abe, bu çabasının olumsuz demografik baskı yaratmasını önlemek için de çalışıyor. Bir sonraki adım, herhalde Abe’nin “Allah’ın emri, peygamberin kavli” ile kız isteme merasimlerine katılması olacak…

            Kurban Bayramı tatilini dünyanın bir ucunda, Japonya’da geçirdim. ABD ve Çin’in ardından dünyanın üçüncü en büyük ekonomisi olan Japonya’nın en büyük sorunu artmayan ve giderek yaşlanan 127 milyonluk nüfusu… Yapılan araştırmalar 2025 yılında her 5 Japon’dan birinin 75 yaşın üzerinde olacağını gösteriyor. Kuşkusuz bu ‘demografik” bombanın bir seferde şiddetle patlamasını kimse beklemiyor. Ancak yaşlanan nüfus ve yüksek hayat standartlarına ayak uydurmak için daha hızlı pedal çevirme zorunluluğu, beraberinde ekonomik sıkıntıları (sağlık ve yaşlı bakım hizmeti harcamaları), toplumsal sıkıntıları (intihar eğiliminin artması), mutsuzluğu ve umutsuzluğu getiriyor. Aslında konuya demografik durumun yarattığı mutsuzluk ve umutsuzluk diye basite indirgeyerek bakmak pek makul olmasa da, The Economist* Dergisi sebep-sonuç ilişkisini irdeleyerek, farklı bir boyut getirmiş: Evlilik müessesesi… Yapılan araştırmalara göre 1970’li yıllardan bu yana Japonların evlenme yaşı 30’a dayanmış (kadınlarda 29.4 ve erkeklerde 31.1); 50 yaşına kadar evlenmeyen Japonların oranı ise 1970 yılında yirmiye birden (yüzde 5), günümüzde altıda bire kadar ulaşmış (yüzde 16). Evlenme olgusunun demografiye etkisini küçümsememek gerek. Zira Japonya’da evlilik dışı çocukların oranı sadece yüzde 2 (Bu oran, ABD ve İngiltere’de yüzde 40’a kadar çıkabiliyor). Yani evlenmeyen Japonlar üremiyor, bebek de yapmıyor ve nüfus artışına ket vuruyor.

            JAPONLAR NEDEN GİDEREK DAHA GEÇ EVLENİYOR?

            Asıl büyük soru, Japonlar neden evlenmiyor ya da giderek daha geç evleniyor? Bu soruya kadın tarafından cevap vermek gerekirse, kadının toplum ve iş hayatındaki değişen rolü, konumu ve beklentilerine bakmak gerekiyor. Daha iyi eğitim alan ve iş hayatında daha fazla yer almak isteyen Japon kadınları artık evliliği hayatta kalmanın tek yolu olarak görmedikleri gibi aksine kariyer gelişimlerine engel olarak da görüyorlar. Zira evlenen çiftlerin kısa zaman içinde bebek sahibi olmaları yönündeki toplum baskısı, geleneksel dokusu ağır basan Japon toplumunda, kadının kariyer gelişimine ara vererek, evde kalmasına sebep oluyor. Sonrasında da kadının iş hayatına geri dönmesi maalesef, dünyanın her yerinde olduğu gibi Japonya’da da çok büyük çaba gerektiriyor. (Yeniden işbaşı yapan kadınlar platformu http://www.yenidenbiz.com sitesine göz atıp, ‘ara verip geri gelen’ kadınların ilham verici hikayelerini okumanızı tavsiye ederim.) Erkeklerin geç evlenme motivasyonunda ise ekonomik kaygılar daha ağır basıyor. Eşine, ailesine refah ve daha iyi ekonomik koşullar sunmak isteyen erkekler, ekonomik güçlerini artıracaklarına inandıkları, kariyerlerinin daha ileri safhalarında evliliği gündemlerine alıyorlar. Artan evlilik yaşı, beraberinde fizyolojik değişimi de getiriyor. Yaşlanan kadınların doğurganlığı azalıyor.

            EVLİLİĞE HÂLÂ SICAK BAKILIYOR

            Yapılan anketler gösteriyor ki, her 10 Japon’dan dokuzu evliliğe, erken veya geç, hâlâ sıcak bakıyor. Bu sebeple de evlilik yaşı konusu, Shinzo Abe liderliğindeki Japon hükümetinin de gündemine girmiş. Ekonomik refahın ancak kadınların daha fazla ve daha etkin iş hayatında olması ile sağlanabileceğini her fırsatta dile getiren Abe, bu çabasının olumsuz demografik baskı yaratmasını önlemek için de çalışıyor. Bu bağlamda çalışan kadınlara destek olacak altyapı yatırımlarını (kreş, çocuk bakım ve sağlık üniteleri) hayata geçirmenin yanı sıra özellilkle küçük şehirlerde, kasabalarda eşleşme ve ‘çöpçatanlık’ amaçlı aktivitelere de finansal destek vermeye çalışıyor. Zira ‘omiai’ olarak tanımlanan görücü usülü ile evlenme alışkanlıkları Japonya’da giderek ortadan kalkıyor. Bir sonraki adım, herhalde Abe’nin ‘Allah’ın emri, peygamberin kavli’ ile kız isteme merasimlerine katılması olacak….

            *The Economist; 3 Eylül 2016

          • Cihad dedi ki:

            Japonya’da İşçi Bulamayan 350 Şirket Kapandı

            Japonya ‘da son dönemlerde genç nüfusun azalması ve çalıştıracak işçi bulunamaması nedeniyle 350 şirket kapandı.

            Japonya çalıştıracak personel bulamıyor.

            Japonya ‘da faaliyet gösteren bir araştırma şirketi , birçok şirketin , çalıştıracak personel bulamadığı için kapandığını açıkladı.

            Açıklamada , toplamda 426 şirketin işçi bulamadığı için 2019 yılında kapanma kararı aldığı , bu sayının bir önceki yıla göre yüzde 10 ‘luk bir artış gösterdiği bildirildi. 2013 yılından bu yana yaşanan kapanmalar , en yüksek 2019 yılında yaşandı.

            Araşırmada , kapanan şirketlerin 270 ‘ine yakınının , üst düzey çalışanlarının emekli olmasının ardından personel eksiği çektiği, üst düzey yönetici bulmakta sorun yaşandığı ve bu nedenle bu 270 şirketin kapandığı bildirildi. 80 şirketin ise işçi alımı ilanı yayımladığı , ancak bu ilanlara yeterli başvuru olmadığı , çalıştırılacak işçi bulunamadığı için şirketlerin iflas ettiği öğrenildi.

            30 şirket ise artan işçi maaliyetleri nedeniyle kapanmak zorunda kaldı.

            Ülkede son yıllardaki düşük doğum oranı ve ortalama yaşam süresinin uzun olması nedeniyle genç nüfus gün geçtikçe azalıyor. İşgücü piyasasyı ciddi zorluklar çekerken İnşaat ve hizmet sektörleri durumu en kötü olan iş kolları olarak öne çıkarken, iş gücü açığı nedeniyle meydana gelen iflasların yaklaşık yarısını bu sektörlerin oluşturduğu belirtiliyor.

            Kamu Bülteni,11 Ocak 2020 Cumartesi 12:05

  6. Cihad dedi ki:

    “İslâm, kadını aşağılamış değil, siz anneyi aşağıladınız.”

    (Aliya İzzetbegoviç)

  7. Yahya dedi ki:

    S/A
    Bu hususu niçin (avrupa destekli veya değil) feminist dernekleri fişekliyormuş gibi anlatıyorsunuz anlam veremiyorum.

    Başı çeken hükümet ve politikaları… siz kapıyı açık bırakırsanız, kapıyı aralayıp içeriye giren çok olur.

    Geçelim; beyefendi, hanımefendi, kızları ve damatları vs.vs… hepsi bu ideolojiyi – yani kadının çalışması gerektiğini ve söz sahibi olması gerektiğini – desteklemekte ve bunun İslam ile bir sıkıntısının olmadığını açık açık söylemektedirler.

    Selam ve dua ile…

    —-

  8. ANA YÜREĞİ dedi ki:

    Yazılanları okuyunca kocaman bir iç çektim.

    Takım tutar gibi kadıncı yada erkekçi değiliz.

    KADININ İFFETİ, ERKEĞİN ADALETİ ŞAŞTI. (olay bu kadar basit)

    Şeytani akla sahip kimselerin çok farklı planları var. Tüm aile bağları kopartılıyor. Kimse kimseye güvenmiyor. İnsanlara acı çektirilerek hükmediliyor. Zihinleri dağılan insanları yeniden biçimlendiriyorlar. Helal birleşme, sapkınlık olarak gösterilip, cinselliği en acımasız şekilde kullanıp insanların “Cinsellik” dürtüleri yok ediliyor. Çocuklar, tıpkı tavuğun altından alınan yumurtalar gibi, doğar doğmaz annelerinden alınacak. Sanat, edebiyat, bilim diye bir şey kalmayacak.Güzellik ile çirkinlik ayırt edilemeyecek. Yaşama sevinci yada merak olmayacak. Yaşamın tüm zevkleri yok olacak. Yaşamı o kadar hızlandırdılar ki insanlar 30 yaşında yaşlanır oldu. Casusluk, ihanet, tutuklama, işkence, idam, ortadan kaybolmalar, sapkın cinsellik dur durak bilmeden dahada şiddetlenerek devam edecek. Yıkılmışlar, aşağılanmışlar acıyla haykıracak. Şeytani aklın tabiri caizse yaratmak istediği, kurguladığı ve 1900 lü yıllardan bu yana pes etmeden sabırla adım adım yön verdiği dünya şekli.

    Kendimizi o kadar tükettik ki olayların içinde debelenmekle meşgul olurken, zevk, sosyalleşme, özgürlük ve haklar diye peşinde koştuğumuz hayat bizi şeytani efendilere köle eyledi.

    Hangi haktan kimin suçundan bahsediyoruz???

    Dünya hızlı bir şekilde formatlanıyor. Şeytan gözünü, türk ırkını yok etmeye çevirmiş tüm gücüyle saldırıyor. Yiyecekler, içecekler, izlenenler, haberler, hastalıklar ve en önemlisi kimsenin umursamadığı,dillendirmediği SİNYALLER yani TOPLUMA YÖN VEREN NE YAPMASI GEREKTİĞİNİ KURGULAYIP BEYNE GÖNDEREN FREKANSLAR!!!

    Bizi bu şeytanın tuzağından kurtaracak tek şey İMANIMIZ. ALLAH’A, MELEKLERİNE, AHİRETE, KADERE, PEYGAMBERLERE, ALLAH’IN İNDİRDİĞİ KİTAPLARA OLAN İMANIMIZ ve bu imanla Saliha bir niyet üzerine olan ameller imizdir.

    Sadece kulluğumuz için nefsimizi tartsak ve ıslahı için uğraşsak her türlü komplo teorileri ve kurguları dağılacak ve bizde insanlığımızı, ruhumuzu kurtararak özgür kılmış olacağız.

    UNUTMAYALIM Kİ DUA MÜMİNİN SİLAHIDIR.

    AÇIN ARTIK GÖZÜNÜZÜ, AKLINIZI, FERASETİNİZİ VE OYUNU GÖRÜN!!!

    Yahya bin Yahya dedi ki: bana rivayet etti ki İmam Malik’e Peygamber efendimiz s.a.v şöyle buyurduğu ulaştı:

    تَرَكْتُ فِيكْمْ أمْرَيْنِ لَنْ تَضِّلُوا مَا تَمَسَّكْتمْ بِهِمَا كِتَابَ الله وَسُنَّةِ نَبِيِّهِ

    ”Size iki şey bıraktım o iki şeye sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünneti” demiştir.

    Ne oldu? Zaman mı değişti, sünneti teferruat görür Kur’an’ı kendimiz yorumlar olduk.

    Okumak diploma edinmek değildir!
    Bilim, ilim üniversite kapısında değil ferasettedir!
    Ev hanımlığı değil, Allah’u Teala’nın istediği kulluktur amacımız.

    ÇÖZÜM MÜ? (bu yazdıklarımı anlamayanlara çözüm ne gerek)

  9. gulpembe dedi ki:

    “sorular… sorular”kardese,

    “atfi curum, musibeti katlandirir”fehvasinca, iki cinsin birbirini suclamasi faydasizdir. bu anlamda sizin,”feminist ve muhafazakarlar hepsi bir”demeniz bence isabetli olmus.

    ben size soyle bir pencere acayim;Rasulullahin sav hayatinda evlenene kadar istikrarli bir kadin profili var olmadi. oz annesini neredeyse hic tanimadi,kucuk yasta amcalariyla ticarete atildi.hatica (ra) hayatina girene kadar yoksul ve “Abdullahin yetimi “olarak anildi. Allahu Teala Onu peygamberlik gelene kadar bu kutlu kadinin yaninda yetistirdi.”rasulullah haticeye hic itiraz etmezdi”(heysemi).hanimina sevgi ve buyuk bir hurmet besliyordu. hz. hatice onu hem sosyal hem duygusal anlamda peygamberlige hazirladi. mesajin gelmeye baslamasinin hemen ardindan yanindaki ilk ve tek kisiydi.

    erkeklerin daha cok gozonunde bulundugu dusunulse bile, gozardi edilememesi gereken sey; erkeklerin cogu eylemlerinin arkasindaki motivasyonun yine kadinlar oldugudur.(bu kadin bazen anne, bazen sevgili bazen evlattir.) biraz komik bir ornek olacak ama erkek mucitler demissiniz ya;bugun facebook diye kullanilan sosyal agin kurucusu,bu işe kiz arkadasini internetten masumca “stalklamak”gizlice takip etmek icin ugrastigi bir yazilimla baslamis. nihayetinde facebook dogmus.

    mesela evlilige karsi olan bazi sosyalist goruslere gore;evlilik insanlari(bilhassa erkekleri) duzenli saatte kalkip ise giderek calismaya ikna etmek icin kapitalizmin ortaya attigi bir tuzaktir. eger evlilik/aile olmazsa insanlar calismak icin guclu bir motivasyon duymayacaklar, boylece uretimle beraber tuketim de azalacak,kapitalizm cokmeye baslayacak diye dusunuyorlar.

    ben hz. Alinin rabbena atina(bakara 201) duasina yaptigi tefsiri okuyunca cok sasirmistim. hz. Ali ye gore; dunyadaki guzellikten kasit saliha bir kadindir. ahiretteki guzellik ise hurilerdir. ayette gecen cehennem azabi ise “kotu ahlakli kadindir”. dusunun ki koskoca hz. Ali, kadindan ve onun yapabilecek/ yaptirabileceklerinden oldukca tedirgin.
    zaten rasulullah sav “mumin icin imandan sonra hayattaki en buyuk nimet saliha bir kadindir”buyuruyor.

    bakiniz Yakup Kadri bir mektubunda kadinlara nasil sesleniyor”…medeniyetlerin esasini bir erkegin kiskancligi kurdu.butun bu evler,mabedler,sehirler sizin icin yapildi.sizin acildiginiz ve kiskanclik mahbesini yiktiginiz yerlerde derhal evler yikildi,mabedler harap oldu, sehirler coktu…”

    bizim toplum olarak yaptigimiz hata, zamaninda kizlarin okuyup kendini yetistirmesini erkeklerinki kadar onemli gormeyisimiz, hatta yer yer engellememiz oldu. kadinlarin soz hakki sahibi olmasinin onlarin ahlakini bozacagi bile dusunuldu. halbuki bu eski din mensuplarinin bir hastaligiydi. “kadinlara tevrat ogretirseniz, ona ahlaksizlik ogretmis olursunuz” diyordu,yahudi hahamlar.kutsal kitaplara bile dokunmalari neredeyse yasakti.kadinlari toplumsal hayattan koparmak, temsil haklari “Allah adina!” ellerinden alinmak isteniyor,dinle korkutuluyorlardi.

    velhasili kelam, kadinlar cinsiyetleri uzerinden kendilerine giydirilen hapisaneden kurtuldular.”kizlar onu yapmaz, bunu yapmaz, kizlar kahve icmez”donemi bitti.
    bitti ama bu sefer de “kizlar herseyi yapar “donemi basladi. yani ifrat bitti tefrit basladi. halbuki ne erkek ne kadin herseyi yapabilir.

    kadinlar bir stresten kurtulup baska bir stres sarmalina girmisken peki erkekler bu sirada ne yapiyorlar? onlar cephesinde cok bir degisiklik yok. hala onlara daglari deldirecek,yeni icatlar cikarttiracak, yuvaya baglayip sevgi ve guzelligi ogretecek kadinlari bekliyorlar. yani erkekler hala umutsuz asiklar!

    • sorular... sorular... sorular dedi ki:

      Yanıtınız için teşekkürler Gülpembe hanım. Kafama daha net oturdu diyebilirim. Aşırı uçlar birbirini var ederler ve aşırılıklar her zaman sıkıntı doğurur. Dengeyi aramak lazım. Ben hem feministlerin hem de muhafazakarların kadına yüklediği bu anlam ve kutsallıktan rahatsız oluyorum. Her şeyin kilit noktası olarak kadını görüyor her iki grup da. Oysa ikisinin de yaptıkları şeyi bizi kendi aşırı uçlarına çekiştirip durmaktan başka bir şey değil. İkisi de canımızı yakıyor. Oysa ben normal şartlarda zaten dengede, ortada duruyordum.

      • sorular... sorular... sorular dedi ki:

        Şöyle bir karikatür olsa iyi olurdu. Ortada şaşkın bir kadın var. Her iki kolundan da başkaları çekiştiriyor ve kulaklarına megafonla bağırıyorlar. Bir grup feministler diğeri muhafazakarlar. Halat çekme oyunu gibi, ortada da bir çizgi var. Bakalım kurbanımız hangi tarafa yığılacak!

        • Cihad dedi ki:

          sorular hanımefediye,

          1) Eleştirdiğiniz şeyi siz kendiniz de yapıyorsunuz yani kendinizi cinsiyetiniz üzerinden tanımlıyor ve kadınlığınızı merkeze alarak kadınlar adına konuşuyorsunuz. Halbuki muhafazakar söylemin merkezinde din vardır ve vurguyu da aileye yapar. Kadına söylediği, inancı ve ailesi ilgili sorumluluklarına dair hatırlatmalardan ibarettir.

          2) Evvela şunu bilmek gerekir; mesele cinsiyet meselesi değildir. Feminizm bir isyan hareketidir, fıtratına ve dahi Allah’a. Dindar(muhafazakar) insanlar da din adına ve dinine olan muhabbetleri dolayısıyla bu hareketin tahribine karşılık mücadele ediyorlar, karşı çıkıyorlar. Feminizme göre tesettür esarettir, İslam’a göre farzdır ve hakiki hürriyettir. Bu konuda inancını merkeze alan bir Müslümanın tarafı bellidir. Cinsiyetlerimiz kutsalımız olamaz.

          3) Bu işin ortası veya dengesi diye bir şey yok. Muhafazakar feministler bunu deniyorlar ama vardıkları nokta hadisleri(ve sünneti) reddetme, zırva tevillere sapma ve tarihselcilikle zamana tapınmadan ibaret. Yaptıkları modernizm,feminizm ve liberalizm gibi zamane akımlar lehine kendi dininden yemekten başka bir şey değil.
          Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler!
          Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara
          iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz!..
          (Bediüzzaman Said Nursi)

          4) Toplum ve aile için kadının kritik rolünü ifade etmek tüm sorumluluğu ona yıkmak anlamına gelmez. Kalbin vücudun işlemesi için önemini söylemek, beynin önemini ve rolünü de iptal etmez. Ev hanımlığı, annelik ve aile hayatının hakir görüldüğü ve aleyhine devlet(ler) destekli teşvikler ve projeler geliştirildiği bir zaman diliminde aileye ve anneliğe vurgu yapmak ifrat değil, bilakis hadd-i vasat olan hikmetin ta kendisidir.

          5) Kadın eve aittir ve ev merkezli bir hayatı yaşamak durumundadır. Dinin(fıtratın) şekillendirdiği geleneksel aile modelinde bu böyledir. Modernite ise; kadının bireyselliğini engellediği ve kadın inkişafının(!) önünde bariyer oluşturduğu gerekçesiyle bu aile modeline karşı çıktı ve çıkıyor. Peki yerine bir model koyabilmiş mi. Elbette hayır. Bugün bütün dünyada evlenmeler azalıyor, boşanmalar artıyor. Modernizmin anavatanı Avrupa’da boşanmalar %70’e ulaşmış durumda. Modern insan anlaşamıyacağı için evlenmiyor, bakamıyacağı için çocuk yapmıyor. Evlenme 30’lu yaşları geçti, çocuk sayısı bir, yanlışklıla iki. Aile kurumunun en büyük düşmanı fuhuş yasallaşmış ve itibar kazanmış durumda.
          Buradan şuraya varıyoruz ve varılacak;
          Birkaç nesle kalmaz,
          muhterem dedeler ve nineler, kıymetli amcalar ve dayılar, sevgili teyzeler ve halalar, canciğer kuzenler, canyoldaşı kardeşler artık OLMAYACAK. Çünkü aile kurumu sessizce yıkılıyor. Bunlar bu sitenin kavramları değil bir dünya gerçeğidir. Ve bu veriler kadının evde olmasının fıtri olduğunu gösteren en kati delillerdir aynı zamanda. Çünkü fıtrat kendisini dikkate almayanı muvaffakiyetsizlik ile cezalandırır.

          6) Modernizmin dönüştürmediği hiçbir toplumsal kesim yoktur. Buna en çok ta erkekler dahildir. Yoksa karısının parası üzerinden lüks ve konfor devşiren, karısının sözünden çıkmamayı nezaket zanneden, ailenin reisliğini terk ederek ortak karar ve ortak yaşam fikriyatı ile çocuk pışpışlayan, yemek yapıp temizlik yapan eşitlikçi ve dahi kadın taklidi yapan heriflerin adeta mantar gibi her taraftan fışkırmaları ne ile izah edilebilir. Hiçbir şey ama hiçbir şey tesadüfün eseri olarak telakki olunamaz.

          7) Kreş ile sokak aynı şey değildir. Kreş bir kurallar manzumesidir. Her şeyin bir saati var. Ayrıca kreş dans, müzik, tiyatro, sinema, çeşitli maske ve maketleri ile batı eğitiminin özeti gibidir. Sokak ise kurallarını ve süresini çocukların oluşturduğu tam bir oyun alanıdır. Çocuk hayatın içindedir. Kuşları izler, kedileri kovalar, sinekleri yakalar. Köpekten kaçar, ama arıdan kaçamaz, mutlaka sokar. Ağaçtan düşer ama meyvesini koparır. Oyunlar oynar, oyun arkadaşları vardır. Bazen dayak yer, bazen de bazılarına dayak atar. Güneşin sıcaklığını ve yağmurun serinliğini vücudunda hisseder vs.. velhasılı “sosyalleşme” kavramı modern ve mükemmel bir maymuncuktur, kadını dışarı davet ederken; çocuğu ise dört duvar arasına hapseder.

          8)Kadının farklı yönleri var. Evet edilgen ve teslimiyetçidirler ancak bu sıfatların altında güzelliği, cilvesi, zerafeti, letafeti ve narinliği ile nice cihan padişahlarını önünde diz çöktürüp, titretmiştir. Erkelere nice beytler, kasideler ve şiirler yazdırmışlar ve nice şarkılar ve türküler söylettirmişlerdir. Kadın cazibesi ile dokunmadan etkileyen ve yönlendirebilen bir etkiye, tabiri caizse gizil güçlere sahip bir cinstir. İşte bu gücünü ailesine hasrettiği zaman sevgiyi, huzuru, ünsiyeti, merhameti, bereketi ve nesli büyütür. Yani topyekün insaniyet yücelir. Aksi takdirde günümüzde olduğu gibi alet-i hevesat olur. Kapitalist patronların pazarlama aracı ve ucuz iş gücü olur. Toplumda ahlaksızlığı büyüten bir fitne merkezi olur. İdeolojilerin öncü askeri olur. Siyasetin kullanışlı aparatı olur vs….hali alem buna şahittir.(müracaat olunsun..:))

          Selamlar…

  10. sorular... sorular... sorular dedi ki:

    Neden erkeklerin ne yapacaklarını konuşmamız gerektiğini söylüyorum, bunu açıklamam iyi olacak. Öncelikle herkes elinden geleni yapmakla yükümlüdür ve küçük adımlar büyükleri tetikleyebilir. Bu yüzden bu sitede yaptıklarınız değersiz değiller. Ancak küçük şeyler çoğu zaman büyüklerin içinde boğulurlar. Büyük damlalar küçükleri yutar. Sizler için daha kolay gibi. Sizin etrafınızda kendiniz gibi düşünen ve yaşayan insanlar var gibi görünüyor, peki ya bu imkâna sahip olmayan kadınlar? Onlar kendilerince adımlar atmaya çalışırken yakınlarından destek göremeyince yine eskisine dönecekler.
    İnternette yabancı siteleri tarıyorum zaman zaman ve görüyorum ki oradaki erkekler artık harekete geçmişler. Kadın şöyle yapmalı, böyle davranmalı, şunu giymeli tartışmasında değiller. Erkek hakları, red pil (kırmızı hap), Mgtow(men going their own way-kendi yoluna giden erkekler) Nofap(porno ve mastürbasyon bağımlılığını yenip kendini geliştirmeye çalışan erkekler. Neverfap adıyla da Türkçe kaynak sunan bir grup var.) gibi fikirler türemiş. (A voice for men sitesi de incelenebilir.) Kadın ve erkek ilişki dinamikleri ve kadınlarda cinsel arzunun nasıl gerçekleştiği üzerine sağlam fikirleri var. Kırmızı hapçılar “kadınlar dırdır yapmamalı, kocalarına kendilerini sunmalı.” demiyor. “Kadınlar erkeklerin erkekliğini ve ne kadar sevilip güvende olduklarını sınamak için dırdır(onlar shit test diyor) yaparlar. Bu onların özelliğidir ve ölene kadar böyle yapacaklar. Ancak sen şu şekilde davranırsan onun ihtiyaçlarını tatmin edersin, böyle yaparsan da daha çok dırdır etmesine neden olursun.” diyorlar. Birbirlerine bu testleri nasıl geçebileceklerini anlatıyorlar. Ayrıca “Arzunun pazarlığı olmaz. Kadınlar şöyle erkeklerden hoşlanmaz. Şöyle yaparsan çekici olursun ve kadın da seni arzulamaya başlar ve senin istediğin gibi davranmaya çalışır. Çünkü seni kaybetmek istemez.” diyorlar. Kısacası görev duygusuyla seks ve hizmet uzun sürmez diyorlar. Kadınların davranışlarını erkeklerin davranışları (kararlılığı ya da sünepeliği, zayıflığı ya da özgüveni) belirler kafasındalar.
    Bu sitede güzel önerileriniz olabilir, zaman zaman başka yerlerden de okurum. Ben evli değilim ve düşünüyorum evli olsam nasıl olurdu diye. Görüyorum ki benim, kocama nasıl davranacağımı aslında onun kişiliği, davranışları; kısacası bana hissettirdiği duygular belirleyecek. Adam erkeksi ve kavvam değilse sizin önerilerinizi uzun süre tutmam mümkün görünmüyor. Görev bilincimle kendi debelenmelerim içinde boğulurum ancak. Kadınlar çekici bir erkeğin yanındayken ve başka bir erkeğin yanındayken ister istemez farklı davranmaya başlıyorlar. İçten gelen dürtüler yani.
    Yukarıda değindiğim gruplar kendi hayatlarında ne kadar başarılılar bilemem. Bu görüşler ülkelerinde ne kadar etkilidir onu da bilmiyorum. Fakat epey yazı ve takipçiler gördüm internette. Üstelik çeviri yoluyla Türkiye’ye bile ulaşmışlar. Ülkemizde çıkış yolu arayan erkekler de bunlara yönelmişler. Ayrıca erkek hakları ve erkeklerin toplumda yaşadığı sıkıntıları toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında konuşanlar var. Yol arayan kimileri de oraya gidiyor.
    Bu bahsettiğim yabancı fikirleri birçok yönden sevdim. Çok yerinde açıklamaları ve çözümleri var. Kadınlardan, feminizm fikirlerinin savunucularından şikâyet etmeyi bırakıp kendi hatalarına ve gelişimlerine yönelmeleri takdire şayan. Fakat bu görüşler Tanrı fikrinden beslenmiyorlar. Olaya fıtrat/yaratılış değil de yalnızca evrim gözünden bakıyorlar. “Tanrı böyle yarattığı için…” şeklinde bir görüş yok. Aksine; çıkış noktaları liberal, faydacı, hazcı düşünceler. Toplumsal ahlak değil dertleri, kendi kısa ömürlerini güzelce yaşayıp kendilerini korumak yalnızca. Zinayı sorun gibi görmüyorlar ve kadına bizim dinimizin baktığı gibi bakmıyorlar. Aynı anda birçok kadınla görüşüp yalnızca cinsel ortak ilişkisinde bir beis görmüyorlar mesela. Bu yüzden uzun vadede oradan da bir sorun çıkabilir.
    Müslüman erkek ve kadınlar çözümü kadınları değiştirme fikri üzerine kurmuşlar. Fakat çıkış yolu arayan, “Ben nerde hata yaptım ve ne yapmalıyım?” diye düşünen erkeklere çözüm sunmuyorlar. Bu yüzden erkekler de bu fikirlere yöneliyorlar. Kadınların yabancı kaynaklı fikirler içine düşmesinden hoşlanmıyoruz. Ne yazık ki çözüm arayan ve harekete geçmeye hazır erkekler de yine yabancı kaynaklı fikirler içine düşmek üzereler. Erkekler hakkında konuşmak ve onlara yol göstermek, görev yüklemek bu yüzden önemli. Müslüman kadının nasıl olması gerektiğini en cahil bile bilir. “Kocasına, çocuğuna, eşine sadık.” Peki ya müslüman erkek?

    • Abdullah Bir dedi ki:

      SORULAR’a CEVAP…

      “Bu bahsettiğim yabancı fikirleri birçok yönden sevdim. Çok YERİNDE AÇIKLAMALARI ve ÇÖZÜMLERİ VAR. Kadınlardan, feminizm fikirlerinin savunucularından şikâyet etmeyi bırakıp kendi hatalarına ve gelişimlerine yönelmeleri takdire şayan. Fakat bu görüşler TANRI FİKRİNDEN BESLENMİYORLAR. Olaya fıtrat/yaratılış değil de YALNIZCA EVRİM GÖZÜNDEN BAKIYORLAR. “Tanrı böyle yarattığı için…” şeklinde bir görüş yok. Aksine; çıkış noktaları LİBERA, FAYDACI ve HAZCI DÜŞÜNCELER. TOPLUMSAL AHLAK DEĞİL DERTLERİ, kendi kısa ömürlerini güzelce yaşayıp kendilerini korumak yalnızca. ZİNAYI SORUN GİBİ GÖRMÜYORLAR ve KADINA BİZİM DİNİMİZİN BAKTIĞI GİBİ BAKMIYORLAR. Aynı anda birçok kadınla görüşüp yalnızca CİNSEL ORTAK İLİŞKİSİNDE BİR BEİA GÖRMÜYORLAR MESELA. Bu yüzden uzun vadede oradan da bir sorun çıkabilir.”

      Bazı kelimelerini büyük harflerle yazdığım cümleler sizin ifadeleriniz ve aslında siz fark etmemiş olsanız da bu ifadelerinizle beğendiğiniz, onayladığınız, problemlerin çözümü olarak gördüğünüz önerilerin veya yöntemlerin aslında Müslüman Türk toplumuna uymadığını yazdığınızı, yani kendi kendinizi tekzip ettiğinizi net olarak görüyoruz.

      Bu durum ( iki cami arası beynamaz kalma ) aslında sadece sizin değil sizin gibi beynine, duygularına ve algılarına müdahale edilmiş, ARAFTA KALMIŞ yeni nesil ( 40 yaş altı) kız ve kadınların bir çoğunun problemi.

      Bu nedenle aslında siz ve sizin gibi düşünenlerin ortak özelliği hastalığı ve enfeksiyona sebep olan mikropların cinsini doğru teşhis edemeyen pratisyen bir doktorun “nasıl olsa her derde deva, her mikroba düşmandır” düşüncesiyle önüne gelen enfeksiyon kapmış her hastaya antibiyotik yazmasına benziyor.

      Özetle…

      Bir problemi çözmenin 2. olmazsa olmaz şartı PROBLEMİ DOĞRU TANIMLAMAK veya TESPİT ETMEKTİR.

      Bunu yapamadığınız zaman yola çıktığınız nokta ve yol haritanız baştan yanlış olacağı için ulaşacağınız sonuçta ( hedef ve çözümler) kesinlikle yanlış olacaktır.

      Müslüman bir kadının problemleri/hastalıkları sadece dünyevi hazları adına gayri Müslüm bir hayat yaşayan, “namus, ahlak, sadakat ve Allah rızası”ndan bihaber batılı kadınların ve erkeklerin sözde tedavi, özde hastalığı gizleyen, hatta zamanla kangren hale getiren ilaçları ile iyileşmez.

      Ayrıca her bir sonuç sebebinin mahkumudur ve bir sonuç kendinden sonra ki sonucun sebebidir.

      Bu nedenle Müslüman Türk kadınının problemlerini kökünden ve kalıcı olarak çözmenin ilk şartı Müslüman gibi düşünüp, Müslümanca yaşamaktan geçer.

      Batılı gibi düşünüp Müslümanca yaşamak veya Müslüman görünüp batılı gibi yaşamak ve batının İslami ve İnsani olmayan KADIN, EVLİLİK ve AİLE ile ilgili önerilerini çözüm önerisi olarak sunmak veya olarak kabul etmek (şu anda olduğu gibi) aile hukuku konusunda insanlarımızın yaşadığı problemi daha da büyütmekten başka bir işe yaramaz.

      Lütfen bu açıklamalardan sonra size ait olan ve bazı yerlerini büyük harfler ile yazdığım bölümünü tekrar okuyun.

  11. sorular... sorular... sorular dedi ki:

    Bir şey sormak istiyorum. Sitedeki birçok yazıyı okudum ve hepsinin ortak noktası kadın. Toplumun düzelmesi için kadının değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Aile ve toplumla ilgili sorunlarımızın kaynağı hep kadınlar gibi gösteriliyor. Ne zaman biri ailenin öneminden, korunmasından, çocukların gelişiminden filan bahsetse olay hep dönüp dolaşıp kadına ve biz Türk kadınlarının yaptığı hatalara geliyor. Bu olayda erkeğin konumu nedir? Aile kavramının korunması ve toplumumuzun sağlığı için erkeğin sorumlulukları nelerdir? Bu ihale neden hep kadının üzerine kalıyor? Neden önerileriniz hep kadınlara yönelik, kadınların değişmesi için erkekler hiçbir şey yapamaz mı? Erkekler neden aile ile ilgili konularda edilgen kalsın? Başka bir yazıda bir kişi “Kadın bozulursa aile, aile bozulursa toplum, toplum bozulursa ülke helak olur. Allah yardımcımız olsun” demiş. Bu yalnızca onun görüşü de değil, konu aile olduğunda herkes olayı kadına getiriyor. Neden erkek değil de kadın bu kadar kilit bir önem taşıyor? İşin ilginci herkes kadının daha edilgen, duygusal, strese dayanıksız, başka kişilerce kolay etkilenebilir olduğunu filan vurguluyor her yerde. Tam da bunu anlayamıyorum işte! Madem ben kimilerinin söylediği gibi teslimiyetçi, duygusal, süslü ve iddia sahibi olmayan; kimilerinin de dediği gibi ezilmiş, zayıf ve cahil bırakılmış biriyim öyleyse ne diye bu milletin kurtuluşu benim üzerime yükleniyor?
    Ayrıca aylık hormonal düzenlerimiz biraz karmaşık, bu yüzden bir günümüz bir günümüzü tutmuyor. Ben bir gün kararlı, özgüvenli bir insan olurken başka bir gün çok korkak ve istikrarsız birine dönüşüyorum. Bunun sebebi de aylık döngüm ve salgılattığı hormonlar. Oysa nesneler üzerine, duygu ve estetik yerine somut gerçekler üzerine düşünen cinsiyet erkektir. Çözüm odaklı yaklaşan beyin erkek beynidir. Erkekler amaç odaklıdırlar ve bu yüzden daha istikrarlı yürüyebiliyorlar hayatta. Hormonal durumları çok değişmez ve başka insanlardan daha az etkilenirler kadına göre. Stres ve baskı onların gelişimi için iyidir. Bana kalırsa bu sorunun çözümü erkeklerde. Erkek çözüm bulur, değişir-değiştirir ve hatalarını düzeltirse kadın da kendini değiştirmek zorunda kalacak. Peygamberler erkektir, önderlerin çoğu erkektir, tamirciler ve mucitlerin de çoğu erkektir yani aslında toplumu değiştirenler erkektir! Kadınlar hakkında konuşarak boşa vakit geçiriyoruz aslında. Kadınların konuşmalarını ve yazılarını inceleyin. Hep kendi hislerini anlatırlar, kendilerini acındırırlar, olayı betimlerler, sorunları dile getirirler ama hiçbir gerçek çözüm önerisinde bulunmazlar! Hiçbir gerçek adımda bulunmazlar. Bulunanlar ise bunu ancak bir topluluk içinde, başkalarının da desteğiyle yaparlar. Kadın aslında anlaşılmak, iletişim kurmak, duygusal destek almak, sevilmek, korunmak filan istiyor çözüm bulmak ve bişileri değiştirmek umurumuzda filan değil. Bu yüzden çözüm adına ne kadar yeni uygulama, kanun şu bu getirilse bile tatmin olmuyorlar.
    Bence artık toplumu iyileştirmek ve aile için erkeklerin neler yapacağını konuşmamız lazım. Çünkü ben bir kadın olarak her yerde herkes tarafından üzerime yüklenen görevden ve anlamdan yoruldum. Bana ne söylerseniz söyleyin ben olaya duygularımla ve değişken hormonlarımla bakıyorum. Mantıken bir şeyi anlar ve onaylarım ama duygularıma hitap etmiyorsa o konuda kararlılık gösteremiyorum mesela. Erkek içinse durum farklıdır, aklına yatan konuda kararlı, çözüm ve amaç odaklı ilerleyebilir.
    Benim için artık feministler de muhafazakârlar da bir. Farklı şeyleri savunsanız da hepiniz bana odaklanmışsınız ve herkes bir şeylerin değişmesi için benden bir şeyler bekliyor. Herkes beni kendi tarafına çekmeye çalışıyor, bana baskı yapıp strese sokuyor. Biriniz “kadın giderse, aile gider, sonra toplum gider.” diyorsunuz, diğeriniz “kadın güçlenirse şöyle güzel olur, böyle iyi olur.” Ben bıktım artık bana görev yüklenmesinden. Bir kadın olarak cinsiyetime anlam yüklenmesinden de bıktım.
    Ne zaman din ile ilgili araştırma yapsam sitelerde ya da kitaplarda –herkes çok farklı şeyler söylese bile- İslamda Kadın, Kuranda Kadın gibi kısımlar var. Hatta üzerine tezler ve kitaplar bile yazılıyor. Şiddet konusu yine kadınlar üzerinden konuşuluyor. Bilim ve eğitimle ilgili bir şeyler konuşsak kadından ayrıca bahsetmeden geçemiyoruz. Bilmem kaç yıl önceki bilmem ne topluluğundaki kadının konumu önemli bir konu olabiliyor. Erkeğin konumu, sorumlulukları, Kuranda erkek, İslamda erkek, Asrı Saadette erkek, oğlanların akademik başarısı vs konudan sayılmıyor.
    Ben artık Kuranın neden eril bir dile sahip olduğunu ve buna rağmen neden bu kitabı ciddiye aldığımı anlıyorum. Çünkü Kuran insanlar gibi değil; önce erkeklere konuşup benim üzerimden yükü alıyor, böylece beni strese sokmuyor. Meryem övülen bir kadındı ama Zekeriya’nın korumasındaydı. Bir peygamber gibi toplumu değiştirecek şeylerin içine girmedi ama yine de övüldü. Firavunun karısı da Firavun ve halkına karşı savaşmadı. O toplumu değiştirmek Musa’nın göreviydi, Firavunun karısı sadece Allah’a sığındı ama yine de övüldü. Şimdi bu milletin yükü neden erkeklerin değil de benim omuzlarımda?

    • Abdullah Bir dedi ki:

      SORULAR’a CEVAPLAR…

      Millet ve Ümmet olarak içinde debelendiğimiz problemlerin kaynağı, manevi manada zarara girmemizin asıl sebebi, İlahi rızadan uzaklaşmamıza, kazancımızın ve hayatımızın bereketsizleşmesine sebep olanlar fıtratına, yaratılış kodlarına uygun yaşayan, haddini, sorumluluklarını bilen, Allah’ın verdiği ile yetinen, taktire teslim olan yani “Normal Kadınlar” değil.

      Şeytanın ve nefsinin aldatması ve yönlendirmesi ile yukarıda ki örneklemelerin olumsuz halini (fıtratına, yaratılış kodlarına uygun yaşaMAyan, haddini, sorumluluklarını bilMEYen, Allah’ın verdiği ile yetinMEYen, taktire teslim olMAYan vb) yaşam felsefesi haline getiren KADINLARDIR.

      Sizin tabirinizle Meryem’i Zekeriya gözetti korudu, ama Meryem Zekerriya dan önce de edepli, namuslu, onurlu, Allah’ın taktirine teslim olmuş bir kadındı. Yani Zekeriya karakter, eğitim vb konularda onu değiştirmedi ve yetiştirmedi, sadece korudu.

      Çünkü Meryem kadınsı özelliklerinin ( zayıflık, naiflik, letafet, zarafet vb) “edilgenliğini- resesifliğini” bildi, kabul etti ve bu konuda Allah’ın taktirine teslim oldu.

      Günümüzde de Meryem ile aynı özelliklere sahip kadınların bakıcısı, gözeticisi ve koruyucusu kadının ağabeyi, babası, kocası olan Zekeriya karakterli erkeklerdir.

      Özetle…

      Kadın önce her haliyle Allah’ın yaratılış kodlarına razı ve teslim olacak, yani Meryem olmayı bilecek, Meryem gibi düşünecek, yaşayacak ve Allah’a sığınacak ki Allah da ona bir Zekeriya nasip etsin.

      Eğer kadın Allah’ın kendisine verdiklerine razı olmak, koruyucusunun ve sahibinin Allah olduğuna inanmak ve her anlamda Allah’a teslim olmak yerine problemlerinin çözümünde ve Allah’ın ona vermediklerini almak için kullarına ve kulların hukukuna sığınır, Allah’ı aradan çıkartırsa önce kendi, sonrada erkeklerin hayatını ve dünyasını cehenneme çevirir.

      Olayın özeti budur hanımefendi…

      • sorular... sorular... sorular dedi ki:

        Abdullah bey, yazınız için teşekkür ederim ama sanırım ben kendimi iyi ifade edemedim. Bizim ülke olarak debelendiğimiz sorunlar karmaşık ve birbiriyle bağlantılı. Geniş düşünüp ciddi çözümler bulmak, her şeyi iyice değerlendirip iyi planlamak ve bunu her alana yaymak zorundayız. Aksi taktirde başarılı olacağımızı sanmıyorum. İşte tam da bu noktada rasyonel düşünen,kararlı, çözüm ve amaç odaklı hareket eden kişilere ihtiyaç duyuyoruz. Bir yazıda kadın derneklerinin yönetimdeki etkisinden bahsedilmişti. Ülkeyi erkeklerin değil kösem sultanların yönettiğini söylüyordu. Bu düşünceye göre demek ki erkekler olmaları gerektiği gibi cesur ve kararlı davranabilseler zaten sorun kalmayacak. Yetkililerin çoğu erkektir, öyleyse iş onların elinde değil mi?

        Düşüncelerimi bu yazıyla ilişkilendirirsem: Bizim sorunumuz kadınların çalışması ve çocukların kreşlere gitmesi filan değildir. Diyelim ki kadınlar bu sitedeki söylemlerden etkilendi ve ev hanımı olmaya yöneldi. Sorunlarımız çözülecek mi? Hayır, yalnızca şekil değiştirecekler. Çünkü kadın sosyalleşmek ister, evde sıkılıp temizliğe saracak ve çocuğa cırlayacak ya da gezip tozacak. 7/24 bir çocukla muhatap olmak kolay değildir, çocukla alakalı yine sorunlar yaşayacak bu kadın. Sıkıntıdan kocasına yine dırdır yapacak ve bu, kadının fıtratıyla ilgili bir durum. Keza çocukların kreşlere gitmesi de başlı başına bir sorun değil. Çocuklar 3-4 yaşlarından sonra sosyalleşmeye başlarlar. Sizi değil başka çocukları ararlar ve hayatı başka çocuklardan öğrenmeye yatkındırlar. Biz evhanımlarıyla büyüdük ama çocukken annelerimizle ne yaptık? Sabahtan akşama kadar arkadaşlarımızla oynar kavga ederdik. Kreşteki çocuklar da onu yapıyor. Ayrıca bu öğretmenler çocuğun o dönemde fiziksel, dilsel, bilişsel vb alanlarda ne tür becerilere sahip olması gerektiklerini bilen ve bunları takip eden kişiler. Anaokullarında yapılan etkinliklere düz çocuk eğleyiciliği olarak bakmamak lazım. Evde anne-babanın göremediği ya da çocuğuna yakıştıramadığı sorunu bu öğretmenler keşfederler. Bu nedenle, ev hanımları da çocuklarını bu tür kurumlara göndermeli. Sorun ise çocuğun tüm gününü bu tür yerlerde geçirmesi, daha uykudayken zorla arabaya bindirilmesi. Çocuklar belli bir program dahilinde bu tür kurumlardan faydalanmalılar.

        Bu sitede sorunun çözümü kadında gösteriliyor ve kadının yapacağı şey ise işi bırakıp ev hanımı olmak. Tamam ama bunun altyapısı hazırlanmazsa kadın yine boşluğa düşecek. Bebeği için izne ayrılan ama yine boşluğa düşen, sıkıntıdan patlayan çok kadın var. Sağlık çalışanları, kadın giyim ve kozmetik mağazalarındaki görevli kadınlar yine bütün gün ayakta çalışınca iş çözülecek mi? Alanında uzmanlaşmış bir kadını rahat bırakacaklar mı? Yine sorun çıkacak. İyi bir planlama ve program yapmak gerekiyor. Ev hanımı olan kadının sosyalleşebileceği fırsatlar sunmak, aileleri çocuk gelişimi hakkında bilgilendirmek ve çocukların gelişimini takip edecek bir mekanizma kurmak gerekiyor. Aklıma gelenler bunlar, başka şeyler de yapılabilir.

        Çalışma hayatı yeniden düzenlenebilir. Kadınlar yarım gün(yarım maaş) çalışabilir. Böylelikle hem kadını sosyalleşme sorunundan kurtarırsınız hem de yarım gün kreşten zararsızca faydalanırsınız. İşsizlik sorununu bile çözer bu. Ayrıca kadınlar kaygılıdırlar, bir güvence ararlar. Kimi kadınlar sırf gelecekte şöyle olursa böyle olursa diye endişelerinden işi bırakmaya cesaret edemiyor. Fakat edilgen ve zarif Meryemler olarak biz bunu tek başımıza yapamayız. Biz kadınların elinde iki yol var. Ya tam gün çalışma ya da tam gün ev hanımlığı ki ikisi de bize zarar. Toplum ve aile için erkeklerin yapacaklarını konuşalım derken kastettiğim şey bunun gibi şeylerdi. Bu yüzden bu sitenin yazarlarına diyorum kadınlara odaklanmayın diye. Ben aklımla kavrarım, duygudaşlık ederim, kendimce çabalarım, ancak gerçek çözümlere ve cesarete ihtiyacımız var ve ben bu zayıflıkla size o azmi gösteremem.

        Meryem iyi bir kadındı ama yaşadığı toplumun ıslahı için ona bir misyon yüklenmiş miydi? Meryem şöyle yaparsa toplum düzelir gibi bi sorumluluğu var mıydı? Elbette o da bişiler yaptı. Herkes kimse sizi dinlemese bile küçük büyük bişiler yapmakla yükümlüdür,ancak toplumlarda bir şeyleri değiştiren büyük adımları atan peygamberler erkek değil miydi?

        Kadın hakkında konuşmak çok zevkli. Bizler ilgi ve duygusal destek arıyoruz.Sizler de bizi mutlu etmek ve kollamak. Bu yüzden tüm evrenin kadınlara sunulduğu bir gün gelse bile kadınlar yine dert yanacaklar. Erkekler yine bizi mutlu etmek için bişiler yapacaklar. Arada da bazıları çıkıp kadınların kendilerini düzeltmesi gerektiğini söyleyecek. Kısacası, kadın üzerinden konuşmak böyle bir kısır döngüye götürüyor.

        • Abdullah Bir dedi ki:

          SORULAR’a CEVAPLAR 2…

          “Ülkeyi erkeklerin değil kösem sultanların yönettiğini söylüyordu.Bu düşünceye göre demek ki erkekler olmaları gerektiği gibi cesur ve kararlı davranabilseler zaten sorun kalmayacak.”

          Uzun süredir “metroseksüel, bakımlı, çocuk bakan, ev erkeği” vb algı operasyonları ve medya saldırıları ile fıtri olarak özünden ( kavvamlık, ciddiyet, karısını, cocuklarını ve ailesini sahiplenme, koruma kollama ve gözetme) uzaklaştırılan, cinsi yönelim olarak olmasa bile davranışsal manada NAZİKLEŞEN, ÇIT KIRILDIM OLAN, KADINLAŞAN ERKEKLER’in varlığı kısmende olsa sizin bu tezinizi doğruluyor.

          Ancak bu tür erkeklerin sayısının artmasında “BEN METROSEKSÜEL ERKEKLERDEN HOŞLANIRIM” diyen bayan hemcinslerinizin katkılarını ve yönlendirmelerini de dikkate almak lazım.

          “Diyelim ki kadınlar bu sitedeki söylemlerden etkilendi ve ev hanımı olmaya yöneldi. Sorunlarımız çözülecek mi?”

          Bu ve yazınızda ki diğer örneklemeleri ve betimlemeleri bir arada değerlendirdiğimde sizin EV HANIMLIĞI kavramına yüklediğiniz anlamın hatalı olduğunu fark ettim. Zaten sizin problemin kaynağı olarak gördüğünüz veya çözüm önerisi olarak sunduğunuz şeylerin yanlış olmasının temel sebebi de kafanızda ki bu ANLAM-KAVRAM KARGAŞASI/HATASI.

          Her anlamda İslami hayat yaşayan, gerçekten Müslüman bir kadının ev hanımlığı ile günümüzün (sadece dış görünüşü Müslüman ama yaşantısı hibrit olan) ev kadınları benzer kadınlar ve ev kadınlığından anladıkları şey aynı değildir. Bu nedenle sizin sunduğunuz çözüm önerilerinin ( çocukların kreşe gitmesi, kadınların yarım gün çalışarak sosyalleşmesi vb) hiç birisi problemi çözmez, günümüz kadınlarının hastalığını ( tüketim çılgınlığı, akşam sabah gezme, sosyal medya şebekliği, güçlü ve özgür kadınlık saplantısı vb) iyileştirmez.

          Diğer taraftan;

          “…kadın sosyalleşmek ister, evde sıkılıp temizliğe saracak ve çocuğa cırlayacak ya da gezip tozacak. 7/24 bir çocukla muhatap olmak kolay değildir, çocukla alakalı yine sorunlar yaşayacak bu kadın. Sıkıntıdan kocasına yine dırdır yapacak ve bu, KADININ FITRATI İLE İLGİLİ BİR DURUM.” demişsiniz.

          Hayır bu kadının fıtratı ile ilgili değil, tam aksine Müslüman kadının günümüzde ki hemcinslerinin yaşantısına özenmesi, sistemin ona dayattığı “özgür ol, koca çocuk kahrı çekme, hayatını yaşa” vb yönlendirmelerin sonucu fıtratından uzaklaşmasıyla ilgili.

          Normal ekonomik şartlarda ve İslami bir hayat süren Müslüman bir kadınınÇALIŞMAK istemesi, evini HAPİSHANE, çocuklarını ve kocasını kendisine YÜK ve AYAK BAĞI olarak görmesi mümkün değil.

          Bu bakış açısı dış görüntüsü Müslüman gibi olsa da iç dünyası ( düşünceleri, kararları, eylemleri, davranışları, algıları) ve yaşantısı gayri İslami olan GDO lu kız ve kadınların bakış açısıdır.

          Müslümanca düşünen ve düşüncesini yaşantısına yansıtan bir kadının evi cennet bahçelerinden bir bahçe, çocukları cennet meyvesi, kocası ise ulaşmak istediği Allah rızasının ve cennetın anahtarı ve o kadının velinimetidir.

          Müslüman kadınların sosyalleşme ihtiyaçlarını çalışmaya, sokağa ve AVM lere gitmeye bağlamak, bunları bir kadının sosyalleşmesinin olmazsa olmaz olarak görmek kapitalist sistemin insanlarımızın algılarına yaptığım operasyonların ve saldırıların bir sonucudur.

          “Çocuklar 3-4 yaşlarından sonra sosyalleşmeye başlarlar.”

          Günümüzde kreşlere kabul edilen, hatta ana kokusuna doyamamış bebeklerin kreşe verilmesi için çocuklu çalışan kadınlara devletin verdiği maddi destekler ve uyguladığı pozitif ayrımcılık sonucunda annelerinin kucağından kopartılarak kreşlerde yabancı ellere terk edilen çocukların yaş ortalaması 6 aya kadar düşmüş durumda.

          Ne için?

          Temelde sadece iki temel sebepten dolayı.

          Sözde çocuklara daha iyi bir gelecek ve daha iyi bir yaşam ortamı sağlamak için.

          Veya ekonomik zorunluluklardan dolayı.

          Aslında ikisi de züğürt tesellisi, gerçek sebebi veya sebepleri gizlemek için öne sürülen iki büyük yalan…

          Çünkü, çalışan kadınların büyük bir bölümünün kazançları ulaşım, kozmetik, giyim, kreş vb GEREKSİZ HARCAMALAR için kullanılıyor.
          Geriye kalan miktar ise devede kulak.

          Oysa Kadın çalışmak yerine evinde çocuklarına annelik, kocasına hakkıyla hanımlık yaparken lüks ve gereksiz taleplerden ve harcamalardan uzak dursa çalışan kadın olmanın kendisine yüklediği zorunlu harcamalarda (ulaşım, kozmetik, kıyafet vb) kendiliğinden ortadan kalkacağı için hem ekonomik sıkıntı çekmeyecek, hem cocuklarını anne sevgisinden, ilgisinden, merhametinden mahrum etmeden büyütecek, hem de kocasına hakkıyla hanımlık yapacak.

          Ama SÜSLÜMAN KADINLAR’ın büyük bir bölümünün amaçı üzüm yemek (ekonomık problemler) değilde bağcıyı dövmek ( özgür ve kendi ayakları üzerinde duran kadın olma arzusu) olunca bu tür kadınların bir çoğunun akıbeti “Midyat’a prince giderken evdeki bulguru da kaybetmek” şeklinde açıklanan büyük zarar kaçınılmaz sonuç oluyor.

          “Biz kadınların elinde iki yol var. Ya tam gün çalışma ya da tam gün ev hanımlığı ki ikisi de bize zarar.” demişsiniz

          Bunun adı tam olarak ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK SENDROMU dur.

          Kadının çalışmasını kadınların sosyalleşmesi için bir tür zorunluluk olarak gören zihin yapınızı, yapısını değiştirmekle bu problemi ortadan kaldırmayı hiç düşündünüz mü?

          “tüm evrenin kadınlara sunulduğu bir gün gelse bile kadınlar yine DERT YANACAKLAR.”

          İfadeniz daha önce yaptığınız gibi yine kendinizi TEKZİP ETTİĞİNİZ başka bir cümleniz.

          Bence siz bu konuda insanlara çözüm önerileri sunmadan vede evlenmeden önce kafanızda ki “anlam-kavram karmaşası”na ve “öğrenilmiş çaresizlik” hastalığına bir çözüm bulun. Aksi taktirde sizin de kuracağınız yuvanın ve sonrasında karşılaşacağınız akıbetin günümüzde ki bir çok sözde Müslüman, gerçekte HİBRİT-GDO lu kadınların karşılaştığı hezimetten farklı olmayacağı gün gibi ortada.

          Selametle…

          • sorular... dedi ki:

            Anlam kavram kargaşası, evet. Bu sitenin kendine göre kavramları var ve benim de kendime göre kavramlarım var. Bu yüzden frekanslar uyuşmuyor, ben kendimi tam ifade edemiyorum. Yine de vakit ayırıp benle uğraştığınız için teşekkür ederim.

          • Sadece Fatih dedi ki:

            Bu frekanstan ayrılmayın derim

  12. Muhsin Tozlu dedi ki:

    Face sayfamda paylaştım. Dostlarıma özelden postaladım. Bir kişi bile okumadı.
    Anlıyorum ki, herkes bilinçli cinsiyet değiştirmeye teşne. Sonumuz hayrola.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

Ne çok tatlı ol, yesin bitirsinler Ne çok acı ol, yesin tükürsünler...

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku