Annelikte Zafer Mi Sefer Mi?

01 Şubat 2018Büşra Karaca6 Yorum »

517467221Bir önceki yazının üzerinden epey geçmiş olmasına rağmen aynı konuya devam etmek istiyorum. Yıllar önce annelerin çalışmasıyla ilgili yazdığım bir yazıya şerh koyma ihtiyacı hissetmiştim hatırlarsanız. Çalışmamayı tercih ederkenki niyetimizin önemli olduğuna vurgu yapmıştım.

Şimdi devam ederken biraz mevzunun özüne gelmek istiyorum. Konu karşıdan annelik gibi görünüyor ama değil. Annelerin çalışmayı ya da evde çocuklarıyla ilgilenmeyi tercih edip etmemesi de değil. Konu bizim başarı odaklı zihinlerimiz. Bireysel hayatlarımızda dahi sefer değil zafer odaklı hale gelen yaşam tarzımız.

Zafer odaklı olmak sonucu gaye edinmek demek. Sonuç için yaşamak demek.

Elde edeceğimiz başarıya kilitlenmek demek. O başarıyı elde edemezsek yaptıklarımızın boşa gideceğini düşünmek demek.

Böyle seküler bir zihne göre başarısızlık çekilir dert değil. Çünkü sonucun olmayışı, süreci de karartıyor onun için. Sürecin de yok zannedilmesi anlamına geliyor.

Sefer odaklı olmaksa, sonuçla değil süreçle hemhal olmak demek. Dikkati kendi yapabileceklerini geliştirmeye vermek demek. Görünür başarıya takık seküler zihni değil, görünmeyen hakikatle mutlu olmaya çalışan zihni temsil ediyor.

Süreci elbette bir sonucu hesaplayarak ilerletiyorsunuz yine. Ama sonuç sadece aşamalardan bir aşama. Gaye değil. Bu odakta süreç de sonuç da bizim imtihanımızın bir parçası. Asıl gerçek gaye hayat imtihanında doğruyu işaretleyebilmek.

Bu odakta da, sebep sonuç ilişkilerini takip etmek var. Bir şeyler yapma var. Hatta belki daha fazla var. Fakat niyet çok farklı. Tatmin olma duygusu, süreç boyunca yapılanlarla gerçekleşiyor. Sonuçla değil. Çünkü sonuç görülmese de süreç görülüyor. Kim tarafından? En sıradan halimizde bile bizimle olan, en ufak gayretimizi ölçen kaydeden izleyen Semi-i Basir tarafından. Zaten gayemiz buydu.

Sonuç odaklı olmamanın bazı Müslümanlarca gayretsizlik gibi yorumlanmasına ise hayret ediyorum. ‘Netice Allah’tan’ dersen hiçbir şey yapmamayı savunduğunu düşünüyorlar. Nasıl olsa sonuç garanti değil, hiçbir şey yapmaya gerek yok gibi mi düşünüyorlar? Nasıl böyle okuyorlar ağzım açık kalıyor doğrusu.

Oysa sonuç Allah’tan deyip sürece odaklanmak kadar güzel bir şey yok.

Çevremde gördüğüm kadarıyla kalben sonuç(mutlaka iyi evlat yetiştirmek) odaklı anneler bir süre sonra sanıldığı gibi azimli olamıyor. Korkunç derecede  gayretsizlik ve ümitsizliğe düşüyorlar. Çünkü hayalkırıklığı bir yerlerde durmalarına neden oluyor. Olmayacak deyip çökme noktasına geliyorlar.

Ruhunu süreçle besleyebilen insansa ümitsizliğe niye düşsün ki? Eğer zafer odaklı olsaydı Fatih İstanbul’u fethedebilir miydi acaba diye düşünmek lazım. Sanki hep öyleymiş gibi gösterilir.

Anneleri eve çekmek için kullanılan söylemlere de işte tam bu süreç – sonuç motivasyonu açısından bakmak gerekiyor. Zaten biz bakmasak bile zaman bizi bu açıdan bakmaya mecbur bırakıyor.

Annelere, ‘gelin evinize dönün çalışmayın, siz kendi çocuğunuzu kalifiye yetiştirin, geleceğin Fatihlerini Yavuzlarını büyütün’ demek kadar sonuç odaklı bir söylem olamaz.  Anneleri hayal kırıklığına uğratacak bu kadar seküler, bu kadar başarı vurgulu bir söylem olamaz. Bu söylemin dinî bir tarafı varmış gibi kullanılması ise ayrıca garip.

Fatihler böyle mükemmel sonuç saplantısıyla mı yetişir?

Bırakın Fatih’i normal bile olamayan çok sorunlu bir evlat çıkarsa ortaya o zaman ne olacak?

Ne olacak bilmem ama biraz gerçek dünyanın gerçeklerine dönsek iyi olacak. Bu gazlarla anneliğe başlayıp çocuklarında beklediği şeyleri göremeyen annelerin gayreti puf diye sönüyor sonra. Onlar sürecin kendisinin bir anlam ifade edeceğini düşünemediler ki hiç.. Hep sonuçta ortaya çıkacak iyi güzel şeylere motive oldular. Sonuçta onlar çıkmayınca da gayret etmenin bir anlamı kalmaz oldu. Her yeni sorun şevklerini daha çok kırdı. Yetersiz annelik sendromuna geçişler hız kazandı.

Anneleri çalışmamaya çağırmak doğru bulunabilir, ki ben de öyle buluyorum. Kadınların çoğunlukta olmadığı yerlerdeki çalışma hayatında, en çok kadının incindiği anlatılabilir. Duruma dinî açıdan bakmak için ruhsatı azimeti konuşulabilir. Kadın yaratılışı ve erkek yaratılışının özelliklerine göre değerlendirme yapılabilir. Çocukla ilgilenmek için daha fazla zaman esnekliği olacağından söz edilebilir.

Ama yıllar yılı gördüğüm şudur ki, bir kadının evinde olup çocuğuyla ilgilenmesi, iyi evlat yetiştirmenin başlıca sebebi olabilirmiş gibi, o tercih kesin o sonucu doğuracakmış gibi söylemlerin gerçek dünyada hiçbir karşılığı yok.

Okunma Sayısı : 2.063

Yorum yapın

“Annelikte Zafer Mi Sefer Mi?” için 6 Yorum

  1. Doğruyu Arayan diyor ki:

    Evet, ozellikle erkek cocuklarinda babanin eli mutlaka olmali. Sade baba degil, amca, dayi, dede, komşu, vs. Fatihi annesinden ziyade lalasi ve hocalari yetiştirmiştir ( sanırım). Simdi annelere veriyolar gazi, hadi bize fatih yetiştir, yavuz yetiştir. Bir çocuğu toplum yetiştirir, okul yetistirir. Anne temel.degerleri verebilirse ne ala.

  2. gulpembe diyor ki:

    “..kesin o sonucu doguracakmis gibi soylemlerin gercek dunyada yeri yok..”evet isin ozu bu.
    Bu kadar pesin hukumlu cumleler kaderi anlayamadigimizdan ileri gelir genelde. Bir ornek vereyim. Bir arkadasin annesi ve etrafindaki pekcok insan bir vakit surekli ayni ruyayi goruyorlar. Ruyada mubarek zatlar gelip diyorlar ki, bir oglunuz olacak, adini muhammed koyun. Gercekten bir muddet sonra arkadasin annesinin hic beklemedigi bir vakitte oglu oluyor,ruyaya itibaren adini muhammed koyuyorlar. Tabi herkes ruyayla gelen bu cocuk hakkinda buyuk beklenti sahibi. Fakat bu cocuk yetiskin oldugunda gece aleminden basini kaldirmayan, haylazin biri olup cikiyor. Herkesde bir sukutu hayal… biz veli bir zat bekliyorduk,yanlis mi geldi acaba bir karisiklik olmasin modundalar:) cok sonra bu adam kirkli yaslarina giriyor ve babasini kaybediyor, ozel hayatinda sorun yasiyor derken buyuk bir depresyona dusuyor,belli muddet sonra da bu durumdan yeniden dogarak cikiyor, simdi ilim meclislerinden ayrilmayan, 5 vaktini cemaatle kilan biri oluyor. Elhamdulillah. Fakat yine dikkat etmek gerekir ki, bu adam henuz olmedi, akibeti hakkinda hala birsey bilmiyoruz:)

    hidayet Allahtandir.anneden degil. Cocugun tahtini yaparsin ama bahtini yapamazsin demisler, bizlere dusen dua, gayret ve teslimiyettir. Hem ne biliyoruz Fatihin ordusunda askerin ayakkabisini boyayan en alt bir neferin Allah katinda Fatihten daha faziletli olmadigini?bu Fatih /Yavuz muhabbeti hak bir duyarlilik olsa da yine bir yerde enaniyet degil midir?onemli olan Allah katindaki yerimiz ise bu isim birakma sevdasi niye? Yani bizde bir seyler ters gidiyor. Tevhidin ameli sekli ihlasdir…iste o ters gidiyor.

    • gulpembe diyor ki:

      Ihlas ve kader yonuyle devam edeyim. Ihlas insanin kendi vazifesini yapip, Allahin isine karismamasidir. Yani bir karsilik ,rusvet beklemeden sirf O emrettigi icin katiksiz ve şeksiz ibadetini yerine getirmesidir.. Mesela insanlar zekat vermekle mukellef olmus, bununla beraber infak edenin rizkinin arttiralacagina dair mujdeler de verilmis. Kisi kalkip daha zengin olayim diye zekat vermez. O zekati oyle emrolundugi icin; ihlas ve beklentisizlikle verir. Annelik/ebeveynlik de boyle bir ibadettir. Bize bakan yonuyle cocugu helal beslemek, ilim ve terbiyesini vermek bizlere farzdir. Neticesi ise Allaha aittir. O ezeli ve ebedi ilmi ile cocuk hakkinda bir takdirde bulunacaktir. Burada ben cocuguma bunu yaptim., karsiligi soyle olacak/olmali/olmaliydi demek bize dusmuyor.

      Diyelim ki Allah lutfetti, dunya ve ahirette bizim icin gozaydinligi evlatlarimiz oldu, iste burada da fahr ve gururumuzu kirmasi icin kadere iman devreye giriyor. Kader, gururu kirar. Haddimizi bilmemizi, magrur olmamamiz gerektigini, asil yapanin/ guzelliklerin sahibinin Allah oldugunu bize hatirlatir,(nisa 79)

    • Alperen diyor ki:

      Ne güzel ifade etmişsiniz, Allah razı olsun.

  3. Feyza diyor ki:

    Busra hanim bu guzel yaziniz icin tesekkur ederiz.
    Vermek istediginiz mesaji cok iyi anladim. Sizin de belirttiginiz gibi;
    beklentilerin yuksek olmasi, istenilen sonuca varilamadigi zaman bir hayalkirikligi olarak geri donebilir. Yalniz, bu surecin istenilen nihai hedefe ulasamamasinda annelerin veya toplumun yonlendirmesi sonucu “surec icerisinde” yapilan birtakim hatalarin, eksikliklerin de tesirinin olmasi mumkun olabilir mi diye dusunuyorum.
    Ornegin, en basta kendi helal gida ile beslenmek, cocugunu helal gida ile besleyebilmek, telefon, tv ve tablet gibi tertemiz dimaglarini kirletmelerine musade edecek teknolojik aletleri en azindan ihtiyaci olacak yasa kadar bir denetim haricinde cocugun eline vermemek, calisan bir annenin cocuguna ve evine ayirdigi vakit kadar evine vakit ayiramayan asiri sosyal bir ev hanimi haline donusmek, ibadet ve taatte zaafiyet gostermek, harama nazar etmeme, malayani ile mesgul olmama gibi edeben uyulmasi gereken noktalari nazar-i itibare almamak…Tesetturden tutun irade kontrolune kadar temel bircok mevzuda hayat tarzi haline getirilmis sunnet-i seniyyeye uygun dogal yasam alaninda cocugunu buyuten ve yine bu minvalde cocugunun cinsiyetine/fitratina uygun, yapmacik degil tabii birer rol model olabilen tutarli anne babalar, bu cocuklarin yasadiklari sureci “en hasarsiz” sekilde atlatabilmeleri ya da “aldiklari hasar oranini” belirlemede en etkili unsurlar degiller mi?
    Bir Fatih Sultan Mehmed hz.nin yasamina baktigimiz zaman validesinin ve uzerinde emegi gecen maneviyat ehlinin yasamlarina gosterdikleri hassasiyetin etkisiydi muhtemelen yine bu sultani Sultan Fatih Mehmed hz. mertebesine ulastiran yolda baskin olunan..(biiznillahi Teala..)
    Simdi kadinlari eve cagirip siz de bir Fatih yetistirin derken bunun ardinda aslinda dini bir arka plan da oldugunu dusunuyorum. Cunku, hanimlara demiyoruz ki evinizin hanimi olup cocugunuzla evde dizi film izleyin veyahud ev oturmalarina gidip cocugunuzun eline bir tablet tutusturun..Ev hanimi olmak tek kistasimiz degil, bu ugurda bir vasita yalnizca. Gerisi bu vasitayi nasil kullanabildiginiz ya da kullanamadiginizla ilintili ki bu vasutayi duzgun kullanabilen ev hanimlarinin bu ozverisinin cocuguna sirayet ettigine bircok kez yakindan sahit oldum.
    Diyoruz ki aslinda, “ev hanimi olursaniz harama nazar etme ihtimaliniz azalir, evde vaktiniz bol olursa cocugunuza disaridan helal yemek pisirme imkaniniz artar, cocugunuza dini vecibelerini kucucuk yaslardan itibaren asilarsiniz, sizi gunde bes vakit namaz kilarken goren cocuk, taklit icgudusuyle en az uc vaktinde sizle beraber gelir namaza durur..” bunlar gorunmeyen ufak tefek dokunuslar gibi gozukse de aslinda cocuklarin zihninin temel kodlarini bu gorerek yasadiklari cocukluk anilari olusturdugu icin muhakkak yasamina dikkatli bir ev haniminin, cocugu uzerinde olumlu tesiri yine yadsinamayacak kadar fazladir. Yani bunun gercek dunyada bir yeri olur, bu surec sonuca hizmet eder aslinda. Annenin maneviyati, karnindayken, bebegini emzirirken, buyuturken mutlaka cocuguna sirayet eder. Bir de onunde guzel bir baba profili varsa eger cocugunuzu kucuk yasta rahle basinda gormeniz zor olmaz. Tabi muhim olan devamliligini saglamak, bu da bir yastan sonra cocugun iradeyi eline almasiyla beraber edecegi yol tayinine bagli..
    Insanoglu, beser, sasar. Alimden zalim, zalimden de alim olabilir ama bazen dusunuyorum ki, acaba bu alimden dogan zalim, alimden degil de bir baska zalimden dogsaydi zulmu de daha sedid olabilir miydi? Yine ufak da olsa bu alimin bir duasi belki daha beterine set cekmis olamaz mi?Allahu a’lem..
    Biz de beseri kusurlarimizla ahir zamanda bunca fitne fesad ve sufliyatin icerisinde kendimizi muhafaza edebildigimiz olcude insaallah cocuklarimiza tesir ederiz diye dusunuyorum ve evde maneviyatla yogrulmus bir annenin ellerinde yetisen cocugun bu fuyuzat-i ilahiden daha fazla sebeplenecegini umid ediyorum.
    Bu sartlarda, zamanin sartlarinda biz de birer hz.Fatih yetistiremeyiz belki ama hic olmazsa dinini, akaidini bilen durust namuslu birer evlad yetistirebilsek herhalde kafidir. Cunku biz de dort dortluk anneler babalar olamayiz. Mutlaka bu sekuler dunyaya ucundan kiyisindan bulasacagiz, bulasiyoruz. Cocuklarimiz da bulasacaklar bundan kacis yok gibi gozukuyor. Ama bunu minimuma indirmek icin elimizden geleni yapabiliriz. Bu elimizden gelenin en basinda da iste helal lokma, muntazam bir ailevi duzen, kadin ve erkegin rollerinin belirlendigi hurmet ve muhabbet dolu bir aile ortami, ilahi feyzi kalbinden yavrusuna aktarabilen musfik bir annenin kollari mutlaka olmali. Bunlari yapmasina azami ozen gostermesine ragmen birseyler yolunda gitmiyorsa, istedigi gibi evlad yetistiremiyorsa anne babanin motivasyonunu kirmamak lazim. Sabir ve emek ile sebat etmeliler. Yine nerede hata yaptiklarini bulmaya calismalilar, hatta o anne babanin da imtihani belki bu evlad iledir bilemeyiz. Ama bu aileler en azindan sunu dusunmeli, ev hanimi olmam bir ise yaramadi, bari calissaydim hic olmazsa emekli olurdum demesi yerine, “ev hanimi oldugum halde, herseyime dikkat ettigim halde bu evladim boyle oldu. Ya bir de calisan bir anne olsaydim da busbutun ilgisiz biraksaydim acaba ne olurdu?”
    Bu dusunce hem anneyi olumsuzluklar karsisinda motive eder, hem de ev hanimligi gorevini duzgun yapan bir annenin daha guzel cocuk yetistirebilecegi tezini, bu ikisi arasindaki dogru orantiyi/iliskiyi de desteklemis olabilir.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Tüm istediği sadece diplomadan ibaret olan anne babalara, Allah niye bir Fâtih bir Selâhaddin göndersin ki? Bol bol mühendis gönderir.” (Nureddin Yıldız

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku