Aşk Üzerine-2

Hep duyarız: “Aşkımız ne kadar da büyüktü” sözlerini.

Sona erdiyse nasıl büyük aşk olabilir, yahut büyük ise bir aşk nasıl üç - beş yıl sonra bu kadar kolayca sona erebilir! Bunu sorgulayan pek yoktur! Kulağa hoş geliyor ya, gerisi boş!

Daha başından belli bu işte bir tuhaflık olduğu! Tamam belli de gerçekten bilmek isteyen yok ki işin dibini kökünü! Çünkü bu kimsenin işine gelmiyor! Alanın da satanın da baştan razı olduğu bu karşılıklı kandırmaca süreci öyle veya böyle sürdüğü sürece her iki tarafa da haz veriyor sonuçta!

“İkimizde haz alıyorsak bırak, kandıralım birbirimizi. Ama kendimizin haberi olmasın bu işten yine de! Örselenmeyelim böylece! Burnundan getirmeyelim ruhumuzun! Kullanılmışlık psikolojisine girmeden kandıralım, öyle yaşayalım bunu” demenin adıdır; aşk!

“…Ne büyük bir aşktı, el ele gezmeler. Birlikte düğünden dönmeler. İlgiler, ikramlar… Ama ne olduysa bu yılın başında oldu. Her şey bir anda değişiverdi. Oysa biz ölümüne sevmiştik. Bu aşk pazarda değil mezarda biter derdik hep. Şuan olup bitenlere anlam veremiyorum. Kötüyüm, hem de çok kötüyüm. Bir kuru söz için bitti koca aşkımız…”

Onca yaşanmışlığa rağmen biten her “büyük” aşkın failleri yaşadıklarını kelimeler ve anlatım şekilleri değişse bile aşağı yukarı böyle tanımlarlar.

Başta, giriş cümlesinde de dedim ya, bir aşk büyük ise neden biter; biten bir aşk nasıl büyük olabilir?

Bir sözde, “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum” denilir. Aynı şekilde insanları ve olguları yakinen analiz ettikçe ortaya çıkardığım, velev ki çok acı bile olsa sırf gerçek olduğu için sevdiğim en okkalı husus şudur:

Aslında “aşk” diye şehvet duyuyor; sadece yoğun korkumuz yüzünden buna masum aşk elbisesi giydirip bilincimize öyle çıkarıyoruz! Neden mi? Çünkü bir erkeğin sana acayip şehvetliyim demesi halinde verilecek tepkiyi toplum kadınlara model olma ve şartlanma yoluyla öğretmiştir:

“Serseri yahut sapık!”

Yine bunu bir kadının demesi de garipsenir; o kadını daha baştan farklı bir gözle etiketlemeye sebep olur.

O kadın var ya, … teki vs. vs.

Evet bunu dümdüz ifade eden saf bir erkeğin ya da kadının ölene dek yakasını bırakmayacak etiket elbisesi çok kirlidir! Kim kirli bir elbise ile bir ömür geçirmek ister!

Kim sapık olmak, kim ömrü boyunca böyle sıfatlarla tanınmak ister! İşte aşk; bir biçimde değerleri olan toplumlarda bu lanet olasıca etiketi yemeden şehveti yaşamanın masum bahanesidir!

Aşk süslü ambalajdır; içindeki paket şehvettir!

Aşk şeytanın günahları süslü gösterme silahlarından birisidir!

“Aşık olmuş, ne yapsın çocuk!

Aşk bu, kimin başına ne zaman konacağı belli olmaz ki.

O halde onlar kabahatli değil”

Bir de Mevlana’nın aşk sözlerinden falan birkaç dem vurdular mı vicdanlar artık süt limandır! Oysa Mevlana’nın Allah aşkıydı, burasıyla pek ilgilenmezler! İşin bu kısmını da savunma mekanizmaları haleder haliyle. Her şeyi şeytan yapacak değil ya!

Yine, “Sana derin bir haz duygusu” besliyorum hitabına maruz kalmış bir kadının bilinçaltı olarak içine gireceği “kullanılma duygusu” ve bunun yol açacağı “değersizlik hissi” özü cinsellik olan duyguları olabildiğince çıplak yaşamaya nasıl müsaade edebilir ki!

“Sana acayip şehvetim var” denildiğinde kullanılma ve değersizlik psikolojisine giren, ama, “Sana kör kütük aşığım” denilince özgüvenle şişerek ayakları bir anda yerden kesilen, başı kısa sürede tavana erişen tipik kadın algısıdır esasında; bir yanılsama olan aşkın gerçek propagandistleri. Erkeklerde ağzı salyalı bir halde ellerini avuçlayan şakşakçıları bu işin!

Kadın böyle propaganda eder, erkek de etkilenmiş gibi yaparak yahut sahiden etkilendiğini sanarak bu fırsatı kullanır! Bu süreç bazen bilinçli cereyan eder bazen de bilinçaltı itkilerin tazyikiyle…

Geçen yazıma çok bilmiş cevaplar geldi. Cevap vermedim hiçbirisine. Sadece şunu söyledim: Ben kafadan atarak yazmam! Haftayı bekleyin!

İşte bilimsel delillerim:

Delili 1:

Yaşlı insanlar, uzun süre iyi beslenemeyenler, ufak çocuklar, hastalar çok nadir aşık olurlar. Çünkü bedensel olarak kuvvetsizdirler, dolayısı ile şehvet duyguları daha sönüktür.

Yine birini seven kişiler de başkasına kolay kolay aşık olamazlar. Nedeni temeldeki şehvet duygusunun kısmen de olsa nesnesine bağlanması (tatmin olması), bir biçimde doyuma ulaşarak şehvet olmaktan çıkmasıdır.

(Her sevgide pek tabi ki cinsellik yoktur. Ancak cinsel duygular sadece cinsel yaşantılarla değil; yoğun duygusal paylaşımla da doyuma ulaşır, en azından oluşturduğu ağırlık bir nebze de olsa azalır; böylece cinsel arzular şehvet boyutunda olmaktan çıkar). Eğer aşk şehvetten bağımsız ve tamamen insani bir duygu olsaydı yukarıdaki tüm kişi ve kesimlerin hem de sayısız kişiye (hatta aynı anda bile) aşık olabilmesi gerekirdi.

Delili 2:

Yine ilkbahar ve yaz aylarında aşık olmanın daha fazla gözlenmesi, aşık olma diye tarif edilen duygu halinin özellikle ergenliğe girişle başlaması, aynı şekilde çok fazlaca cinsel partner değiştiren kişilerin daha zor aşık olabilmesi gibi olgular da aşkın aslında cinsel duygulardaki uyanış ve olgunlaşma ile yani cinsel arzuların (şehvetin) yoğunlaşmasıyla ya da zayıf kalmasıyla paralel seyrettiğini gösterir!

Diğer yandan, aşk bitmez; çünkü olmayan şey bitmez! Gerçek bir sevgi kolay kolay bitiyor mu! Mesela annenin evladına olan sevgisinin bittiğine hiç şahit oldunuz mu siz?

Hadi onu bırakın, sıradan bir komşunuza duyduğunuz sevgi dahi koca bir ömür boyu kolay kolay bitmiyor! Aşk madem gerçek bir yaşantı, üstelik de sevginin daha yoğunlaşmış hali; o halde neden çabucak bitiveriyor?

Evet, madem aşk sevginin daha yoğun yaşanılan hali, öyleyse nasıl oluyor da kısa sürede, özellikle de kavuşunca bitebiliyor! Çoğu zaman da sebepsizce, bazen de eften püften nedenlerle!

Çünkü kendisi eften püften bir duysal yaşantı! Kendisi ne ki yaşatacağı başka bir şey olsun!

Sizce bu işte bir tuhaflık yok mu?

Bunu kabul etmekte zorlanıyorsunuz, biliyorum. Hatta bu izahlar mantığınıza yattığı halde böyle oluyor! Çünkü yıllardır bu konuda yoğun bir telkin sağanağı altında bulunuyorsunuz! Telkin altında kalan beyin ilgili konuda gerçekçi düşünemez! Aklı izin verse duyguları gerçeği kabule yanaşmaz! O yüzden bu tutumunuzu anlamakta zorluk çekmiyorum.

Evet kavuşunca aşk azalıyor çünkü haz azalıyor! Neden ayrılık sürecinde yahut kavuşulamadığında aşk acısı zirve yapıyor sanıyorsunuz! Çünkü ayrıyken doyum ihtiyacı yani haz gereksinimi birikiyor, haliyle daha fazla baskı kuruyor, daha şiddetlice zorluyor!

Aşk bitmiyor. Biten şehvettir sadece. Şehvet biter, haz biter! Ondan kavuşulmadıkça kavuran aşk ateşidir; o sebeple kavuşunca, yeterince paylaşınca biten, sevgiye, alışkanlığa dönüştü denilen şeyin adıdır; aşktır.

Aşk sahip olamadıkça biriktirilmiş hazdır. Paylaşınca ufak ufak azalan şey de aşkın diğer gerçek adı olan şehvettir. Bunların bitişine insanoğlunun koyduğu ad; gerek kendisini gerekse partnerini incitmeden kandırmak için seçtiği süslü laftır; aşk.

(Geçen bir yazım hakkında okurun biri yazımdaki bir paragrafı kastederek, “İnanan bir mü’min haram olan şeyi arzular mı” diyor, bunu son derece yadırgıyor. Heyhat! Zaten haram olan arzulandığı için işlenmeme haline sevap yazılıyor. Nefis haram olanı arzulayan yapı değil midir? Nefis neyi istiyorsa tersini yap öğüdü bize neyi anlatmaya çalışıyor? Ülkemiz bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan yığınlarla dolu)

Aşk şeytanın cehennem yoluna döşediği iyi niyet taşıdır! O yüzden nice mutaassıp insanın bile ağzından sürekli aşk lafı damlar! O yüzden bu gerçeği anlatmakta en çok zorlandığınız kişilerin başında hep onlar gelir! Bu çok enteresan bir haldir, bir harikulade durumdur!

Geçen yazımda da belirttim: Aşk denilen duygunun altındaki yüzeysel itki hayranlık duymaktır. Bunun da altındaki temel duygu sadece hayranlık duyduğumuz kişinin bizi şehvete getirmesidir! “Şehvetim uyandı” yerine, “Aşık oldum” diyerek oyunu kuralına göre oynayan, birisi bunu bile bile yapan, diğeri ise inanmış gibi görünerek suçluluk duygusu yaşamaktan kurtulan insanoğlu, “Şehvetim bitti” yerine, “Artık aşık değilim” diyerek bu karşılıklı ticarete en az hasarla son vermeye çalışır.

Böyle yapar çünkü her toplum aşkı kutsamış, onun esas mahiyeti olduğu halde şehveti ayıplamıştır. Evet, bir hazzı, “Aşık oldum” diyerek yaşamak gibi bir beraberlikten, “Ne yapayım, aşkım bitti” diyerek kurtulmak daha az rahatsızlık vericidir. Zaten doğası bencil olan insanoğlu her zaman daha az rahatsızlık vereni tercih eder.

O halde sonuç şudur:

Birisi size aşık oldum derse bilin ki size derin şehvet duymaktadır. “Bu aşkım çok büyük” diyorsa da haz ihtiyacı büyük ölçüde derinleşmiş demektir. Siz birisine aşıksanız da bu böyledir.

Bunun önemi şudur:

Aşk “cicili elbisesinin” altında aslında şehvet ve onun beslediği yoğun haz ihtiyacı varsa bunlar bir gün bitecek demektir. Çünkü şehvet paylaşamadıkça, haz da en çok hayal kurdukça yaşar. Madem bitecek ise bu noktada gündeme gelmesi gereken bir başka doğru şudur:

Aşkınız hakkında, “Mezara kadar” diyerek kendinizi ikinci kere kandırmayın bari! Bu gerçeğin bir diğer önemi bize bunu hatırlatmasıdır yani! Zaten bunu ilk olarak hazza aşk diyerek yaptınız! Hiç olmazsa bu hataya ikinci kere düşmeyin! Bu hataya iki kere düşerseniz üçüncüsü kaçınılmazdır! O da sırf insan olmakla bile değerli olan kendinizi tümden değersiz gibi görmektir!

Yaşamayalım mı o halde?

Onu demek istemiyorum. Elbette yaşayabilirsiniz, herkesin hayatı kendisinedir! Ama adını doğru koyarak, özü doğru kavrayarak. Ne kendimizi ne de başkasını kandırarak!

Mesela şu şekilde yaşayın:

“Ben sana derin bir şehvet hissi besliyorum” un farkında olarak! Bunu açıkça diyemeseniz bile içinizden bu gerçeği bu şekilde geçirerek!

“Şehvet ve haz ise esas besleyici kaynak, bu zamanla azalacak, sonra biter dereceye düşecektir” diyerek!

Yani, “Her şey gibi bu da bitecektir. Madem bir gün bitecekse bu güne hazır olmalıyım. Hazır değilsem baştan bu yola çıkmamalı; hazırsam ancak o zaman bile bile lades demeliyim” düşüncesini taşıyarak! Böylece hayal kırıklıklarını daha baştan önleyerek!

Ama böyle olur mu?

Olur, neden olmasın ki!

Şehvete aşk, azalan haz duygusuna da aşkın bitişi derken oluyorsa bu neden mümkün olmasın!

 


Bunlar da ilginizi Çekebilir

49 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz