Ayakkabıdaki Çakıl Taşı

10 Aralık 2016Nagehan İpek8 Yorum »
Nagihannn___-150x1501“Seni tüketen önündeki tırmanılacak dağlar değil, ayakkabındaki çakıl taşıdır.” Muhammed Ali  
Çok  etkileyici bir söz. Yaşadıklarımıza dikkatlice baktığımızda gördüğümüz gerçekler bizi şaşırtıyor.
Gözümüzde büyütüp hayatın merkezine oturttuğumuz, anlamsız sıkıntılarla oyalanırken, esası kaçırmak ne üzücü bir yanılgı.
Yakınlarımızı, çevremizi, dünyalıklarımızı itina ile kontrol ederken,  nefislerimizin kontrolünü  unutarak gaflet içinde bir yaşam sürmemiz nasıl bir iflas hali!
Ayağımıza dolanan çakıl taşlarını hiçe sayarak, karşımızdaki kayalar ile mücadeleye girişen bizler,  unuttuğumuz bir gerçek ile gün gelip acıda olsa, karşılaşıp  öğreneceğiz;
“Önceliğimizin ayağımızdaki çakıl taşları olduğunu.”
Bu hal içinde  kendimizi görmeyişimiz ise ayrıca  yürekler acısı bir durum.
Bizi hakiki hedefe götürecek yol,  kusurunu görmek istemeyen nefsi terbiye etme yolu olarak görünüyor.
Fakat bunun dışındaki meşguliyetler bize daha sevimli ve cazip geliyor ne yazık ki!
Bunları örneklendirmek hiç de zor değil,
Ahkam kesip iyi eş olmanın  kitabını yazıyoruz, uygulamasını ise tabii ki eşimizden bekliyoruz.
Kadim dost olmanın tüm yollarını ballandıra ballandıra anlatıyoruz, tüm anlattıklarımızı mümkünse dostumuzdan aynen bekliyoruz.
Bu arada aksine asla tahammül edemeyen yine biziz.
İyi bir evlat portresi çiziyoruz eksiksiz, beklentiyi ise zirveye taşıyarak.
Tabii ki kendimizi haklı beklenti içinde zannederek. Çünkü  birey olarak değil, proje kapsamında yetiştirdik evlatlarımızı.
Çok yorulduk çok tükendik.
Eee yani tabii ki evladımızdan çizdiğimiz hayatı aynen bekliyoruz.
Tabi  tüm bunları isterken de, kendimizi de  bir  evlat olarak görmeden.
Bizden de beklenenleri hiç mi hiç  fark etmeden.
Gözlerimiz kapalı, sadece egomuza odaklanarak gidiyoruz gündüz gece.
Nasıl bilgiç haller içindeyiz nasıl!
Her şeyin farkında, her duruma hakim, karşımızdakine bir akıllar, bir akıllar… Sayfa sayfa mübarek!
“Hadi bu bilgileri eyleme dönüştür ey nefsim!” dediğimiz anda,  bahane ve şikayet sözcükleri dillendirirken  buluruz kendimizi!
Özü kaçırıp ayrıntıda kaybolmak bu olsa gerek.
Geçmişe dönüp doldurduğumuz hayat kitabımızın yapraklarını bir bir çevirirken nasıl da bencil “ben” ile yüzleşir buluyoruz kendimizi.
Tabi kritik yapmaya, yüzleşmeye cesaretimiz varsa? Nerdeeeeee!
Çoğu zaman  nefisle buluşmaya kaçak haller içinde buluyoruz kendimizi.
Oysa çok yoğun günler, yıllar geçirdik. Peki tüm bunlar neyin çabasıydı?
Hepsi kocaman bir yalan mıydı?  Hepsi anlamsız bir yorgunluk muydu?
Aynen öyle oldu ne yazık ki!
Meğer beni tüketen, karşımdaki dağlar sandığım için yıpranmada sınır tanımayan “ben” ile yüzleşiyor olmak nasıl büyük bir hayal kırıklığı!
Mücadelemizde nasıl da hedefi yanlış seçmişiz. Esas savaşımız nefsi mücadelemiz olacakken.
Tükendiğimize değecek olan nefsin hal yoluna girmesiyken.  Bizi aşan dağlarla ne çok vakit kaybetmişiz.
Oysa akılcı ve kalıcı hayra sebep olacak olan önce kendi ahlakı eğitimimiz.
 Meşguliyetimiz ayakkabımızdaki çakıl taşları olursa kul olmanın erdemini yakalamış oluruz.
Tükeneceksek de bizi dünyada ve ahirette aziz ve kıymetli kılacak olan güzel ahlak sahibi olma yolunda tükenelim.

 

Okunma Sayısı : 4.238

Yorum yapın

“Ayakkabıdaki Çakıl Taşı” için 8 Yorum

  1. ... diyor ki:

    Her ‘Allah bana yeter’ dediğimde, beni sözümün samimiyetiyle imtihan eden Rabbim; senden sana sığınırım… Dilek Kartal

    Bir düşün yok ama elinde bıçak var. Güya alnın secdede ama nefsin kıyamda. Hud Suresini hatmetmişsin ama saçının bir teli bile ağarmamış. Dücane Cundioğlu

    Bir mısra bir satır en derinden vurabilir sayfalarca şerh yapmak zorunda bırakabilir insanı ama hazır olunca.

    İmkanlar dahilinde bilgi konusunda eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum hatta haddinden fazla bilgiye kolay bir şekilde ulaşıyoruz şiiri okuyoruz lakin şuura ulaşamıyoruz. Beylik laflarımız çok fazla hatta benimde birkaç tane kenarda var. Bazen çok bilmiş edasıyla söylediğim sözlerin ve yapmam dediklerimin hep altında kaldım.

    Bu yazıyı okumadan önce hafta sonu sabah uyandığımda düşünmüştüm.Genellikle geceleri değil de sabah ilk uyandığımda düşüncede oluyorum. Geçen ömürde ne yaptın ne ettin kimlerle muhatap oldun kimleri kırdın kimlere kırıldın ne kadar yanlış anladın ne kadar yanlış anlaşıldın neleri yapmak istedin yapamadın neleri yapmak istemedin ama yapmak zorunda kaldın. Koca bir hiçle pişmanlıkla ömür geçmiş kırıldıklarımda kırdıklarımda geri de kalmış ahirete kalmış hesaplar.
    Bir yerde duymuştum asıl akil olanlar çocuklardır çünkü insan buluğa erdikçe yetişkin oldukça nefsle mücadelesi başlıyor akıl saflığını kaybediyormuş haksız değil sanırım. Gittikçe kirlenirken imtihanlarda ayrıntılı bir halde geliyor karşımıza basit doğru yanlış diye ayıramıyoruz. Allah rızası için çıktığım yolda ayaklarım çokça sürçmüş.

    Korkuyorum ve en çokta nefsimden korkuyorum uçurumun kenarına getirmesinden. Karşıma çıkan her iki seçenekte doğru olan hangisidir acaba diye düşünmekten. Gittikçe kalbimi de kaybediyorum. Bir tarafta şehit haberlerini Suriye’deki katliamı izlerken oturup yemekte yiyebiliyorum. Bazen durduk yere içimiz sıkılır moralimiz bozulur ağlamak gelir ya bunlar da bizim o insanları anlayamadığımız durumların vebali ağırlığı.

    Bazen nankör hırslı kibirli olduğum aklıma geliyor ama sadece aklıma geliyor henüz idrak edebilmiş değilim. Ne şeytanın imtihanını anlayabilmişim ne Hz.Adem’in. Bir peygamber değil geçmişi de pişmanlıkla dolu Faruk olan Hz. Ömer’in hayatını okuduğumda ondaki uyanış teslim oluş sadakatte yok bende.

    Tevazu sahibi olurken hatta nefsimi yerden yere vururken dahi bir kibir yok mu? Necip Fazıl’ın dediği gibi nefsim seni yerden yere vursam ama onda bile bir üstün görme hakikati. Gittikçe sözlerim/iz sloganlaşıyor lakin derine ulaşamıyorum/z hep yüzeydeyim/z kendim/izi haklı gösterme üstün görme sebebim/iz hazır başkaları kötüyse benim/bizim istikamet üzerinde olduğum/uz kesin. Nede olsa Allah Kuran-ı Kerim’de sadece İsrailoğullarına, geçmiş kavimlere, müşriklere, münafıklara, sahabelere sesleniyor ben/biz istisnayım/z değil mi? En adi insanla bile nefsim/izden bir parça benzerlik yok mu?

    Çok fazla dini tasavvufi ve felsefi konularda derin bilgisi olmasa da belirli ibadetlerini yapıp samimi yaşayan insanlara şahit oldum Allah’tan ne gelirse neden ama niçin diye sorgulama yapmadan sadece kabul eden razı olan insanlar Allah bize de bu insanların samimiyetinden nasip etsin.

  2. Feyza diyor ki:

    Evet ‘ozdeyis’ kelimesi daha guzel haklisiniz. G+’ya girdikce karsima surekli ‘aforizma ve ozdeyisler’ seklinde bir sayfa aciliyor ve bazen okuyorum. Oradan zihnime yer etmis olmali. Neden karsima cikiyor o sayfa bunu bilmiyorum ama bazilarini neredeyse ezberledim :)

  3. Zeynep diyor ki:

    Evet ruh ve beden ilişkisi
    Problemin çözümü çok basit aslında
    1400 yıl önce insan ve ahlak probleminin hatsafhada olduğu bi zamnda peygamber efendimiz risalet göreviyle vazifelendirildi.İslamdan önce evlat katili olan Ömerlerin yetimleri itip kakan küçük gören aristogratların kadınların cinsel nir meta olarak gören sapıkların içkisiz günü geçmeyen ayyaşların tartıyı bozan dolandırıcıların olduğu bir yaşantının ortasında göreve başladı Allah rasulü. Bu bozukluğu düzeltmek çok zordu Allah azze ve celle ona kuranı kerim ile yol gösterdi. Kuranı dinleyip ona iman eden ve sonra buyruklarını hayata geçiren insanların eski yaşantılarında ki kötü imajlarını Allahu teala sildi. Ve artık onlar katil sarhoş sapık dolandırıcı kibirli insan olarak anılmaktan kurtulup sahabe-i kiram oldular. Herbirinin isminin başına hz. Sonuna radıyallahu anhüm koyuldu. Onlardan bizi ayıran tek fark.
    Kurana muhattap olamayışımız daha net bir ifadeyle kuranı manasıyla küllen öğrenmemiş olmamız.peygamber efendimizin hadisleriyle meşgul olmayışımız. Kuranla yoğrulmuş samimane bir yürek, sahabei kiramda olduğu gibi ahlakta olgunlaşmış insan demek. Önce şeriatı yaşayıp Allah’a boyun eğicez. Allah’u tealada bizlere olgunlaşmış terbiye olmuş nefisler ikram edicek. İşte bu olgun olan nefis önüne kim gelirse gelsin anlaşır.
    Eveet problemi çözmek kolay. Çözümü hayata uygulayabilmek zor. Ama imkansız kabilinden değil. Çünkü etrafımıza bakalım yaşamaya çalışan örnekler görücez. Mevla cümlemizi hem amelen hem ahlaken kuranı hayatına geçirebilen kullarından eylesin inşlh.

    Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir…(şems suresi 7-8-9. ayetleri)

    • Yahya diyor ki:

      Zeynep hnm,

      Teşekkürler güzel dile getirmişsiniz.
      Ancak bize takıldığımız şeyleri soracağımız, nasihat alacağımız insanlarda gerekiyor. Bu noktada ortada kalıyoruz, kimseyi bulamıyoruz.
      Bulduğumuzu zannettiğimiz insanlar ise bize kazık atıyor.
      Hakkımızda hayırlısı olsun!

  4. Feyza diyor ki:

    ‘Ben’ bu yazida degindiklerinizi dusunuyorum, ama boyle soylersem de nefsimi simartmis olmaz miyim? Hatta nefsimi simartmis olmaz miyim derken de gizli gizli nefsimi simartmadigima garanti verebilir miyim? Iste bu, icice girmis oyle girift bir mevzu ki, insani sadece icinde ve sadece kendiyle yapacagi bir muhasebe ile sonuca ulastirabilir. Insanin kendisiyle bogusmasi kadar yorucu bir eylem bilmiyorum. Kendimizi elestirdikce icimizde muthis bir savunma refleksi, bize dost gorunen sinsi bir dusman tasiyoruz icimizde ve 7/24 mesai halinde. Zaaflarimizdan beslenen, arzularina uyuldukca buyuyen, buyudukce ve sonunda butun hayatimizi, insan iliskilerimizi, kullugumuzun her halini etkileyip dis ve ic dunyamiz ile olan butun munasebetlerimizi tahakkumu altina alan bir zulmet.

    Sah-i Naksibend hz., ‘Eza veren seyi yoldan at’ hadis-i serifini anladigimiz zahir manasindan farkli olarak soyle tefsir etmistir. ‘Eza’ kelimesinden murad olunan mana nefstir. ‘Yol’ kelimesinden murad edilen mana ise Hak yoludur. Manadaki derinlige bakar misiniz? Zahiri gozle goren, kainati ve hadisati yalnizca zahiri perdenin ardindan okuyan bir insan bu inceligi nasil idrak edebilir?

    Konu dagilmasin. Nefs diyoruz. Nefsini uc talakla bosamadikca Allahu Teala’ya vasil olamazsin. Tasavvuf bize akil, ruh, nefs ve kalp arasindaki uyum ve mucadeleyi ogretir ama esasinda onceligimiz seriattir. Seriata azami ozeni gostermedigimiz icin tasavvufta mesafe katedemiyoruz. Bugunun hastaliklarindan biri budur. Seriatsiz tasavvuf, tasavvufsuz seriat. Tasavvufun davasi nefsi ruha kalbetmektir, yani zulmeti ruha inkilap ettirmek fakat oldurmek de degil. Nefse seriat disi ceza vermek nefsi yine ters tarafindan mukafatlandirmak demektir.

    Cunku nefs oyle birsey ki, hicbirsey yapamayinca bu defa o halin de keyfine duser. Ornegin hic evlenmemek, senenin her gunu oruclu olmak, hic uyumadan namaz kilmak…Beseriyetten tamamen kesilmek de nefsi yine ters tarafindan irca etmektir. Her sekle giren nefsi buke buke hakikate râm etmek ama eziyet ederek degil, iste tasavvuf insana bu dengeyi ve bu inceligi ogretir. Beseriyetten kesilmeden nefsi kontrol altina alabilme sanati.

    Gunumuze bakalim. Allahu Teala’nin sozlerini, hadis-i seriflerin ve Allah dostlarinin sozlerini okusak ve anlamaya calissak epey mesafe katedecegiz ama bunlar out, aforizma ve ozdeyisler in, onlar revacta. Hayirli Cumalar mesajlarinin sonuna sureten ilistirilen hadis-i serifler disinda hadis okumaya, igneleyici bir mesajin sonuna ya da basina ayeti kerime ilistirme disinda ayet ve hadislerle pek bagimiz kalmadi. Aforizmalara baktigimizda ise ekseri benligimizi besleyip dis dunyayi elestirmeye meyilli suslu sozler. Sanki insanlarin benlik kalkani gibi. Birine imada mi bulunacaksiniz, hemen google imdadiniza yetisiyor en kallavi aforizma ile kendinize igneyi batirmadan cuvaldizi karsi tarafa batirabiliyorsunuz. Hem halihazirdaki arsivlik sozler ile zihin konforunuzu da bozmamis oluyorsunuz. Tek mermi ve on ikiden isabet. Peki ya karsi taraf? Muhtemelen karsi taraf da ayni seyi sizin icin dusunuyor fakat dedik ya, zihin konforunu bozmaya degmez, kendi cephemizden baksak dunyayi epey cozumleyebiliriz, ya da oyle zannetmeye devam edebiliriz. Insanlar…. ile baslayan sitemkar cumleler kurdugumuz zaman o ‘insanlarin’ icine kendimizi de katmayi unutuyoruz.

    Sanki kendimiz insanustu bir varligiz ve hatadan munezzehiz ve butun insanlik toplanmis bize zulmetmek icin didiniyorlar. Iste bunlar modern cagimizin benlik infilaki. Halbuki inamcimizin ozunde hep kendini hesaba cekme, nefsini muhasebe halinde tutma ve baskalarinin hata ve kusurlarini ise tecessusten men etme, affedicilik, ortuculuk…Bizim inancimizin temelinde ben merkezci degil sen merkezci bir anlayis vardir. Hayata kendi kurdugu fildisi kulelerinden bakan insan modeli yasadigimiz donemin en buyuk hastalikli ruh halinden biridir. Guzel bir yaziydi tesekkurler.

    • Süleyman diyor ki:

      Sizde adeta bir yazı yazmışsınız Feyza Hanım. Çok kitap okuduğunuzdan mı doğal bir yetenek mi bilemiyorum hakikaten bazı yorumlarınızdaki benzetmeler ve akıcılık çok yerinde ve güzel oluyor.

      Nefis dediğiniz gibi kimi Zaman çok farklı işler. Bazen ibadetin bir keyfi olur. İşte hocalarımız bizi kimi Zaman uyarırlardı. Şeytan bütün gece teheccüd kılmanı zorlarda sabah namazına uyuya kalırsınız derdi. Sahabe Zaman’ında da böyle bir olay var.

      Şahı Nakşibend (rh.a.) dediği gibi demek ve nefsimize tekrarlamak lazım heralde.. Herkes yahşi(güzel) ben Yaman, Herkes buğday ben saman

      • Feyza diyor ki:

        Okumak ve yazmak insani rahatlatiyor, konusarak sadece bir yere kadar kendinizi ifade edebiliyorsunuz. Yazmak ise terapi gibi, okumak zaten baslibasina bir dunya, icine girip kayboluyorsunuz. Tesekkur ederim guzel dusunceleriniz icin Suleyman bey, ben de bu sitede cogu yorumu cok keyif alarak okuyorum. Eski veya yeni ayirdetmeden.
        Bize de soylediginiz konuda telkin verirlerdi. Hem sabah namazini kacirmamak icin ve hem de surekli ibadet halinde olan insanin nefsi buna alisip bir sure sonra bu halden zevk almaya basliyor ve bu defa bu halden zevk alan nefsi baska konuda yormak icab ediyor. Diger yandan surekli zikir ve ibadetle mesgul olan insan bir sure sonra kendini gunahtan mustagni bir varlik gibi gormeye de baslayabilir. Amelini begenme, kendini halini begenme gibi hastaliklar da zuhir edebilir ve bunun da menbai yine nefstir. O yuzden oldurmeden bukmek, hakikate boyin egdirmek ve emmare mertebesinden mutmainneye kadar seyru suluku devam ettirebilme adina muhalefete ve terbiyeye devam etmek. Ama zor is, hem de oldukca zor. Allahu Teala’nin rahmetinden baska siginacak limanimiz hakikaten yok, Allah c.c. cumlemizi muhafaza buyursun. Amin.

    • Yahya diyor ki:

      tek kelime yorum yapmıştım onaylanmamış.

      Feyza hnm, güzel yazmışsınız.
      İlave edilecek ve olumlu tenkit edilecek noktalar var lakin…
      “aforizma” kelimesi yazınızdaki güzel kelime uyumunuzu bozuyor…
      Özdeyiş malum uydurukcası…

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sıkıntılar akıllıca idare edildikleri takdirde karakteri terbiye ederler. “ ( S. Smiles )

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku