Başarı Uğruna Harcanan Nesiller

26 Temmuz 2017Ziyaeddin Halid İpek31 Yorum »

halid2H.Jason, Florida Coral Springs kentinde bir lisenin sürekli tam not alan bir öğrencisiydi. Tıp fakültesine gitmek istiyordu. Öyle herhangi bir tıp fakültesi de değil. Harvard Tıp Fakültesinin hayalini kuruyordu fakat fizik hocası Pologruto kendisine bir derste 80 verdi. Jason gibi bir öğrenci “B” düzeyindeki bu notu hazmedemedi ve okula bir et bıçağı getirerek hocasını köprücük kemiğinden bıçakladı.

Daha sonra mahkemede ifade veren Jason olayın kendini kaybetmesinden dolayı gerçekleştiğini ve geçici bir cinnet haliyle bunu yaptığını ifade etti. Hatta bu nottan sonra intihar etmeyi bile düşündüğünü ve ruhsal dengesinin bozulduğunu belirtti. Ancak Öğretmeni Pologruto, not yüzünden deliye dönen Jason’ın resmen işini bitirmek istediği şeklinde ifade verdi.

Mahkemeyi Jason kazandı ve bundan sonra özel okula geçen Jason A+ notu ile liseden mezun oldu. Öğretmeni olan Pologruto ise saldırıdan dolayı Jason’ınbu geçen 2 yıl boyunca kendisinden hiç özür dilemediğini veya saldırının sorumluluğunu üstlenmediğini söyledi.

Yukarıda ki hikaye Amerika’da gerçekleşmiş bir olay. Başarı odaklı bir eğitim uğruna kişilerin ne kadar ileri gidebileceğine dair bir örnek. Aynı örnekler dünyanın pek çok yerinde baş gösteriyor. Farklı ülkelerde bu şekil not için öğretmenine saldırdı şeklindeki haberler mevcut. Türkiye’de de bunun gibi yaşanmış olaylar var. Afyon Kocatepe üniversitesinde aynı olay 32 yaşındaki öğretim görevlisinin başına geliyor. Sınıfta düşük not verdiği için sınav sırasında öğretmenine saldıran 3. Sınıf öğrencisi öğretmenini darp etmesi sebebiyle gözaltına alınıyor.

Başarıyı odağımıza ve hedefimize öyle bir yerleştirmişiz ki onun varlığıyla nefes alıyoruz. O olmazsa sanki yok olacağız. Bu durumda bizleri saldırgan ve depresif bir ruh haline bürüyor. Başarı saydığımız şey ise sadece akademik, okul başarısı. Bir çocuk iyi bir zanaat veya sanat sahibi olamaz, başarılı bir hayvan yetiştirici veya çiftçi olması akıldan bile geçirilemez. Başarı ölçütümüz sadece evlatlarımızın doktor, mühendis, hakim, öğretmen ya da memur olması. Ki memur olan doktor olan, hakim olan da olduğuyla mutlu değil. Onlarda daha fazlasını ve iyisini istiyor. Herkes okuyacak, herkes şehirlerde yaşayacak, herkes toplumda parmakla gösterilecek… Böyle bir toplumun sonucu ne olacak? Aza tamah etmeyen çoğa nasıl ulaşacak?

Bizler aslında bu kompleksin sonucunu yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Gençler üstlerine yüklenen bu başarı beklentisini kaldıramıyor. Bunlarla ilgili örnekleri duyuyoruz ama hala duymamazlıktan geliyoruz. 13 yaşındaki bir kızın liseye giriş sınavında istediği puanı alamadığı için intihar etmesi, 18 yaşındaki kızın üniversiteye giriş sınavını kaçırdığı için strese dayanamayıp intihar etmesi,  gene 24 yaşında KPSS stresine dayanamayan bir kızın intihar etmesi… Başarıyı odağımıza koydukça ortaya çıkan manzara bu.

Bizim ülkemizde uç veren bu problemin artış gösterdiği ülkelerden biri ise Güney Kore. Gençlerin intihar oranının en fazla olduğu ülkelerden. Günde 16 saate yakın okul ve okul bağlantılı faaliyet yapan öğrencilerin en büyük gayesi üniversite eğitimini hak etmek.Ailelerin bu konuda baskıları büyük. Gençlerin artık hayatları mutsuz ve üzüntü dolu bir şekilde başarıyı ve başkalarının onlardan beklediği beklentileri karşılamaya çalışmakla geçiyor. Yapılan araştırmalarda eğitim seviyesi yüksek olan ülkelerin öğrencilerinin en mutsuz öğrenciler olduğu gözükmekte zira son yapılan PİSA araştırmaları da bu yönde. Demek ki eğitiyoruz ama eğitimle mutlu edemiyoruz çünkü böyle bir eğitimin sonucu sadece yıkım.

Başarı tutkumuzu ve isteğimizi tetikleyen telkinler her türlü ahlaki erdemimizin de önüne geçmekte: Kopya çekmek, hile yapmak, torpil yapmak vs. Televizyon programlarına çıkan, dini soruları yanıtlayan ve sevilen bir hocanın lise yıllarında derslerde kopya çektiğini kendinin açıklaması buna en iyi örnek. “Kopya çekmeyen herhalde çok azdır” sözü ise üzücü ve düşündürücü. Bu durumları çok basit görüyoruz ama eğitim en basit ahlaki ilkeleri en iyi bildiklerimize vermekten aciz kalıyor. Ahlak ve erdemden bahsediyoruz ancak altını dolduramıyoruz.

Tüm dünya genelinde eğitimin ana gayesi dürüst olmak, ahlaklı olmak, iyi bir birey olmak değil sadece başarılı olmak. Dürüst olmanın, ahlaklı olmanın, iyi bir birey olmanın eğitim sisteminde getirisi sıfır ancak başarılı olma hırsınızın getirisi çok yüksek. Bunun sonucu erdemlerinize tutunmanın bedeli ağır olurken hırslarınıza esir olmanıza teşvik veriliyor ve gün geçtikçe daha fazla öğrenci bu hırslara eğitim sistemi aracılığıyla itekleniyor. Bu başarı odaklı sistemin sonucu kimi gençler beklentileri karşılayamıyor. Ya hayata küsüyorlar ya da hayatlarına ne yazık ki son veriyorlar. Beklentileri karşılayan bireyler ise tek tek erdemlerinden feragat ediyorlar. Başarılarını elde etmek için etrafa saldırıyorlar. Kimisi akıllı bir şekilde kimisi ise yukarıda ki örneklerdeki gibi kendini kaybederek bunu gerçekleştiriyor. Ta ki istediklerini alana dek bu böyle devam ediyor.

Bir söyleşide dinlediğim şu söz çok hoşuma gitmişti: “Cenabı hak hiçbir kulunu vasıfsız bırakmaz. Yalnız kul bunu fark etmez.” Eğer hakikaten biz bu söze inanıyorsak kendimizi ve bizden sonra gelecek olan neslimizi sözde başarılar uğruna harcamamalı ve nasipte olana tevekkül etmeliyiz. Zira mutlak başarı takıntımızı törpülemez ve erdemleri başarı yolunda feda edersek, gelecek nesiller için iyi şeyler umut edemeyeceğiz.

Okunma Sayısı : 1.974

Yorum yapın

“Başarı Uğruna Harcanan Nesiller” için 31 Yorum

  1. M. diyor ki:

    Ziyaeddin beye çok teşekkürler.Çok doğru tespitler.Ben erdemlerin toplumda ‘geçer akçe’sayılmadığı sürece bu paradoksun devam edeceğini düşünüyorum. geçer akçe yi değiştirmedikçe zor.Bu da yukarıdan olması gerek diye düşünüyorum.
    (Ahlaklı olmak çok önemli diye söylüyoruz ama fen lisesini kazanamadı mı kızıyoruz.) ÖTEKİ taraftaki geçer akçe ye göre yaşamak lazım.saygılar

  2. gulpembe diyor ki:

    Insan dogumuyla beraber 3 temel soruya yanit bulmak ister. Guvende miyim, degerli miyim, yeterli miyim.
    Basari bir insanin ne kadar degerli oldugunun kistasi degildir. O sadece yeterlilikle ilgilidir . Kotu puan alindiginda bu seni kotu cocuk yapmaz, sen hala degerlisin;kotu olan sadece puandir. Kotu bir is yaptiginda sen kotu cocuk olmazsin,sen hala onemlisin ama yaptigin sey ise kotudur. Bunu aileler, kosulsuz bir sevgi,sonsuz bir guven ve aidiyet bagi sunarak cocuklarina farkettirmeliler.intihar egilimin arkasindaki motivasyonalrdan biri bu degersizlik duygusu. Yoksa bugun sinavda basarili olan kimse yarin basarinin onlara yetmeyegi/ ustesinden gelmekte zorlanagi engellerle yine karsilasacak … Insanlar, borclari yada asklari yuzunden de intihar ediyor. Genclerin kendini degerli hissetmesi, bunu da once ailede gormesi/bulmasi elzem.

    Kendini degerli bulan kisi ahlaklidir zaten, kendisine saygisi vardir, bu saygidan disariya da sunar. Kopya cekmeyi kendine yakistiramaz, densizliklere karsi hakedilenle degil, kendine yakisanla cevap verir, kirmaktansa kirilmayi, calmaktansa hakkindan feragat etmeyi tercih eder, cunku onun kendisine saygisi var, o degerli bir insan.

    Bunun tersi durum da oluyor.;Kisi yeterli degil ama degerlilik duygusu fazla. Bu arkadaslar da narsist oluyorlar. Kendilerini fazla abartan, kibirlenen, insanlara yukardan bakmayi,her zaman hakli cikmayi ve yargilamayi huy edinmis insanlar oluyorlar, son derece cikarci ve makyevelistlerdir, amaca giden yolda hersey mubahtir, yeterki onlarin takimi kazansindir, vicdan azabi duyacak olsalar hemen yuce bir davanin erleri olduklarini aklillarina getirir, silkelenir ve kendilerine gelirler. Bu ugurda egitim sistemi cok guzel dibe batirilabulur, tas dusebulur, ayi cikabulur…

    selamlar…

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Vaktin birinde kör bir adamla bir arkadaşı sofrada beraber yemek yiyorlarmış. Derken kör olan adam arkadaşına falanca yemekten birer birer ye demiş. Arkadaşı da senin gözlerin görmüyor ki nereden anladın öyle yemediğimi deyince kör olan adam ben ikişer ikişer yiyorum da oradan biliyorum demiş.

      Narsiszm ile ilgili siteye yazı göndermiştim. Kaynakçayla ilgili sıkıntı olabileceğinden yayınlanması uygun görülmemekle birlikte en azından kaynaklardan biri yayınlansa iyi olur demiştik. Belki yayınlanır.

      Narsistlerin her şeyi eleştirme hakkı vardır her şeyi en iyi kendileri bilirler asla eleştirilemezler. Ayrıca narsistler erdemli olma gibi etik değerleri de kullanmasını bilir. Her şeyde “en” olmak isteyen Narsist insanlar ne kadar erdemli olduklarını duymayı da pek severler. Narsistler için kayalıktaki hayvan karaltısı uçsa da keçidur uçmasa da.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Ben yazdıklarınızı değil şunları sordum.

      Bu dünyaya gelme amacım ne? Niçin varım ve niçin yaşıyorum? Ölümden sonra hayat var mı? Ruh nedir? Ailemin öğrettiği din hak din mi? Allah nasıl bir varlıktır?(Beş yaş çocuklarında gayet doğal bir sorudur.)

      Çok şükür cevaplarını buldum. Son soru hariç tabi ki. O sorunun cevabını şimdilik sıfatlarıyla biliyoruz kalanı da imtihan sırrında gizli…

      Kalu Bela’da en iyi anne olacağım, en başarılı bilim adamı olacağım diye mi söz verdik yoksa başka şey için mi söz verdik? Başarı hangisidir? En super duper anne olmak mı yoksa…

      • gulpembe diyor ki:

        Anlayadim!?
        Size mi cevap yazdim sandiniz?
        Eger oyleyse Hem sizin yorumunuzla alakali yazmadigimi ikrar ediyirsunuz, hem yazdiklarimla sizi kasdettigimi dusunuyorsunuz, bu cok ilginc.

        Hayir, bagimsiz bir yorum yazdim, sizin yorumuzla alakasi yok. Hele size nasil narsist demem mumkun olsun? Sizi tanimiyorum. Ustelik burada saka yollu takilma harici yorumculara tas atmaya laf gondermeye hic tenezzul etmedim, etmem insallah. Bu cocuksuluk yada korkakliktir. Ben net olmayi severim. Rica ederim siz de alinganlik etmeyiniz. Hepimiz kardesiz:)

        Sorulariniza gelince, guzel sorular. VaKit olursa ilgili bir yorum daha yazmak isterim, soz Veremem.
        Selamlar

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Gülpembe Hanım.

          Kesinlikle ve kesinlikle üzerime alındığım bir husus olmadığı gibi tamamen ortaya yazdığınızı düşündüğüm bir yoruma tamamen umuma hitaben bir yorum yazdım ki hitap bile yok. Böyle bir yargıya hangi cümlemden vardınız anlayamadım. Çok ama çok şaşırdım açıkçası.

          Alınganlık ettiğimi düşündüğünüze göre alınmam mı gerekiyordu acaba diye düşündüm. Ancak alınmayın yazmışsınız, üzerime alınmıyorum ki bana hitaben yazmış olsanız da alınmam, kötü söz sahibine aittir. Her şakada da bir gerçeklik payı vardır.

          Size de Türkiye’den selamlar…

          • gulpembe diyor ki:

            tamam anlastik faith bey:)
            burada okullar acilmak uzere, kosturmaca arasinda kafam gidip geliyor , pardon:)

            buradan da bol selamlar…

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Tamamdır Gülpembe Hanım.
            Teşekkür ederim.

          • gulpembe diyor ki:

            Padisah sefere cikmis,cevreden “bu ordunun onunde kimse duramaz, galip sen olacaksin elbet” diye tezahur edilince, “biz ancak uzerimize duseni yapariz, zafer Cenabi Hakkin takdiridir” demis. Dilimizde guzel bir soz vardir;tedbir bizden , takdir Allahtan… basari insanin ustune duseni yerine getirmesidir bana gore, sonucun degil, surecin meyvesidir.

            biz musluman isek insanlari basarili/basarsiz diye siniflandirirken elbette dunyalik nazariyla bakmamaliyiz, bu “ahirete imani” anlayamamak olur. Iyi bir ev,araba, iyi cocuklar, iyi tatil bizim basarili olmuslugumuzun isaretleri mi? Hapise girmis, iflas etmis,evlenememis, okulunu bitirememis, olmak basarisizlik mi?elbette ikisene de cevap “hayr”dir. Hayr, Allahin bizim icin takdir ettigidir. Ya basarilisin ya basarisizsin degil;”ya sukurle ya sabirla imtihandasin”dir bu filmin adi…

            neredeyse butun peygamberlere baktigimizda onlara ilk inanan kimselerin o toplumda dislanmis, suc gecmisi olan hatta azili kimseler olduklarini goruruz, ayni zamanda cogu fakir ve genctir. Ornegin Nuh as a inananlar icin digerleri,bu kimselerin inandigi seye mi inanacaz , deyip yuz cevirmislerdi. Cunku onlara gore bu kimseler basarili olup toplumda itibar gorenler degillerdi. Yine Rasullullah sav in davetini reddeden bazi kimseler, “bu fakirlerle ayni mekanda bulunmayiz, onlari yanindan kovarsan belki seni dinleriz”demislerdi. Ayeti kerime gelip o inanalara sahip cikti, ve boyle birsey yapmamasini bildirdi rasulune.

            Baska birgun peygamber sav bir kavmin lideri ile gorusuyor ve ona islami teblig ediyorken ki-liderin islama girmesiyle arkasindan o kavim de islam olacak demektir ve bu peygamber icin yakalamis oldugu muthis bir firsattir.-o esnada yanina kor bir sahabi gelmis, birseyler sormaya calisiyor. Rasululllah dikkatinin dagilmasi hasebiyle bu durumdan hosnut olmuyor yuzune olumsuz bir hava yanisiyor ve sahabeye aksi yonde kafasini ceviriyor. Orada hemencik Abese suresinin ilk ayetleri nazil oluyor;”yuzunu asti ve cevirdi…” kosarak gelen kor sahabe belki ogut alip temizlenecekken, kendisinin birseye ihtiyaci olmadigini dusunen kimsenin, ona tercih edilmesi yanlisti. Basari kac tane insanin musluman oldugunda degildi, hidayeti ancak Allah verirdi, ve Kuran bir oguttu, nasihatti. Yoksa on yillarca hizmet verip kendisine tek inanani olmamis ummetsiz nice peygamberler var, hangisi basarisiz?hasa! hepsinden Allah razi olsun…

  3. Gelincik diyor ki:

    Ben geldimmmmmm 😊😊😊😊😊😊 Ne zamandır yoktum 😊😊😊 Ama yorumlarınızı her daim takip ettim 😊😊😊😊😊 Hayırlı bir iş için ara vermiştim yorum yazmaya 😊😊😊 Abimi evlendiriyoruz hayırlısıyla 😊😊😊 Rabbim tamamına erdirsin diyorum ee tabi bi de hayırlısıyla darısı başımıza 😊😊🌹🌹🌹

    • Gelincik diyor ki:

      Ne zamandır yoktum ve her daim takip ettim cümlenin saçmalığı 😁😂😂😂😂😂😂

      • Feyza diyor ki:

        Gelincik cok sevindim Allah tamamina hayirlisiyla erdirsin cnm :) Abine kiz bulamiyordunuz burada da uzuldugunu yazmistin hatirliyorum. O yuzden cok sevindim, bu ayrintiyi hatirlattim ki bu haber, sitedeki umutsuz, muzmin bekarlarimiza moral ve teselli kaynagi olsun. :)
        Insaallah mutlu olurlar sen de eminim ki cok iyi bir gorumce olursun. 😉
        Hayirli gunler.

        • Gelincik diyor ki:

          Feyzacımmmm çooook teşekkür ederim bitanemmmmm 💜 💕 💜 💕 💜 💕 Valla benim gibi görümceye düştü dua etsin bence… şaka şaka Rabbim mutlu etsin tek dileğim bu … 🙏🙏🙏🙏

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Darısı başınıza Gelincik Hanım.

      Hayırlı olsun :)

  4. Sümeyye diyor ki:

    Halid bey yazınız için teşekkürler. Üzerinde durulması gereken bu konu için bir kaç birşey söylemek istiyorum. Başta tabiki fazla hırs ölüme bile götürüyor zaten örnekler yazınızda mevcut. Dediğiniz gibi toplumda kesinlikle genç veya yaşlı hemen hemen çoğu ebeveynlerde eğitim baskısı mevcut. Yani bu şekilde büyütülen bireylerin maalesef hırsları, belki çevreleri tarafından dışlanma korkuları büyük. Çok az kişi çocuğuna “kazanamazsan kazanamazsın korkma” diye telkinde bulunuyor. İnsanlar yükselmenin peşinde ve gün geçtikçe mesleki alanda bile modası geçermişcesine daha uçuk tercihler, istekler var. Birgün matematik hocamız şöyle demişti; “Benim zamanımda bulunduğum yerde sadece ben matematik öğretmeni çıkmıştım o zamanlar yüksek, kazanılması zordu şimdi beğenilmiyor demisti”. Sanki mesleklerin de her geçen yıl daha ulaşılması zor olanı tercih ediliyor. Bir defasında rehber hocamız üniversite için hedefini yüksek tut demişti. İnsan yüksek tercihi değil ne okumak istoyorsa onu okumalı tabiki herkes doktor, hakim vs. olacak diye birşey yok.
    Birde şu konuya değinmek istiyorum bu konumuzdan kopmadan. Bayanların okuma durumları. Daha önceki yazılarınızda bu konu çok tartışılmıştı. Tabiki bayanlar cahil kalsın diye birşey yok fakat doğru olan da yükseldikçe yükselmek değil. Benim çevremde bu konuda bana neredeyse herkesin “oku”, telkininde bulunması açıkçası zorunluluk hisdettirmişti. Sayenizde kafamda bazı düşünceler zorunluluklar kırıldı. Bir bayanın görevi, asıl olması gereken ortamı tabiki namahremli ortamlar değil okumak isteğimize baģlı fakat gerektiğince muhafazakâr bir şekilde inşaAllah.
    Birde kopya mevzusu insanın tüyleri ürperiyor. Allah korusun kul hakkı korkunç birşey. Birde bu kamu hakkına bile dönüşebilir. Kopya ile biryerlere gelmek büyük vebal diye düşünüyorum Allah korusun.
    “Cenabı hak hiçbir kulunu vasıfsız bırakmaz. Yalnız kul bunu fark etmez.” Ne kadar güzel bir sözmüş. Allah bize güzel vasıflar nasip etsin inşaAllah… Allah razı olsun

  5. isa diyor ki:

    proje ihl lerdeki öğrenciler de böyle. Tükiyede laik kesim hangi delikten girdiyse İslamcılarda aynı yerden girmektedir.

    • Yahya diyor ki:

      katılmıyorum…
      belki kuruluş amacı bir projeydi ancak daha sonraları gerçekten bu yola baş koymuş eğitimici öğretmenler sayesinde seviyeleri ve kaliteleri çok yükseldi…
      ayrıca bu ülkede başka alternatif var mıydı? İnançlı inançsız fark etmez, çocuğum Allah kelamını öğrensin diye gönderebileceğiniz bir okul var mıydı?
      Eğer bugün ihl ve diğer devlet okullarının yerde sürünmesinin sebebini araştırıyorsanız bunun sebebi proje olmaları değil… başka bir şeydir.
      Ha parası olanlar için alternatifler ise fetö okullarıydı…

      Selam ve dua ile…

      • cihad diyor ki:

        Yahya bey,

        Bir karışıklık var gibi anladağım için müsadenizle bir izahat vermek istiyorum. Eleştiri kastım yoktur.

        Proje ihl tabiri bir eleştiri değil, bir tanımlama veya tasnif diyelim. Çünkü proje ihl okulları çok yeni ve yüksek puanlı öğrencilerin tercih etmesi için düşünülmüş bir şey. Yani hem fen lisesi hem ihl veya hem sosyal lise hem ihl ikisinin de programı beraber okutuluyor.

        Başarılı öğrencilerin ihl tercih etmeleri için bulunmuş bir formül yani. Fetonun kolej binaları proje ihl okullarına dönüştürüldü darbeden sonra. Sadece ihl programı yapan okullar ise ayrı. Onlar yoluna devam ediyor ve ekseriyetle bir yere yerlesememis öğrenciler tercih ediyor.

        Selâm ve dua ile…

        • Yahya diyor ki:

          Cihad bey,

          İzahatınız için teşekkür ederim. Estağfurullah müsaade ne demek.

          Bu söylediğinizi biliyorum ancak genelde ihl ve ilahiyat fak. karşıtları bu okulların “proje” olduklarını yıllardır söylerler ben buna ithafen yazdığını düşündüm.

          Bununla beraber aynı delikten girme benzetmesi gerçekten çok üzücü…

          Tekrar teşekkür ederim.

          Selam ve dua ile hayırlı Cumalar

  6. cihad diyor ki:

    Ahlâk konusunda okullardan çok şey bekliyoruz kanaatindeyim.(hele bir de seküler laik okullar ise) Okul dediğimiz hayattan yalıtılmış dört duvar arasında bazı metinleri okumak suretiyle bilgi edinmekten ibaret. Fakat ahlâk dediğimiz şey ise daha komplike bir durumdur. Yani daha yoğun, farklı ve sahici uyaricıların veya yaşantının sonucunda gerçekleşen bizatihi sosyal hayatın mahsulü bir kazanimdir. Buna imanın başat rolünü de ekleyebiliriz.

    İman ve hayat her ikiside mecburiyet ve disiplinin(baskı ve kuralların) olduğu yerde barinmayan, fıtri yolunda ilerleyen iki cevher. Okul ise hadi mecburiyet her daim olmamış ise de kati disiplinin şart olduğu kurumlardır. Dolayısıyla bugün şartları daha da ağırlaşmış okullarından ahlak beklemek tekeden süt beklemek gibi birşey.

    Ne demek istiyorum??? Somutlaştirayim!!

    Eğer bu ülkede uyuşturucu kullanıp satan birisi hapisane çıkışında kahraman gibi karşılanıp manşetlerden inmiyorsa. Ben okula zaten zorla gelmiş öğrencilere nasihat vererek nasıl ahlâk verebilirim ki.

    Eğer bir kadın hergün bir erkekle yatıp kalktığı halde tv ekranlarından düşmüyorsa garibanim öğretmen ne yapsın.

    Okullarımızda değerler eğitimi kapsamında bazı ahlaki mevzularin üzerinde duruluyor fakat hayata geçmiyor çünkü hayatın içinde öğrenilmesi gereken birşeyi poster,pano veya bir metin üzerinden çocuğa nasıl aktarabilirim.
    Allah aşkına psiko-motor bir beceri için bile sanayiye cirakliga gönderilirken ben “vefa”yı salt metin üzerinden nasıl verebilirim ki.

    Peki ne yapılabilir??

    1) Toplumda iyi örnekleri öne çıkarmak ve bu suretle ahlaki değerleri sürekli canlı tutmak.

    2) Bireyselleşme yerine toplumsal grupları, geleneksel yapıları savunmak. Kadını veya erkeği savunmak yerine ailenin hukukunu savunmak gibi. Gecenlerde bir yazının konusuydu.Erkekleri asagilamanin hedefinin tam da bu olduğunu düşünüyorum. Yani evde babayı veya kocayı takmayinca, sülalesinde(aşiretinde) aile büyüklerini de takmaz. Sonra alim,hoca veya şeyhini de takmaz. Sonra da mülki idarecilerini, hükümet reisini de takmaz vs. Böylece bir cözüldü mü sona kadar gidiyor. Nefs ve şeytana esareti özgürlük namı vererek tüm toplumu ve büyüklerini yok sayar ve degersizlestirir. Böylesi bir insana kim hangi değeri verebilir.
    Bir insan hürmet,itaat ve hizmeti annesinin babasına olan tavrından öğrenir. Babanın evde bir kıymeti yoksa bu değerlerde yok demektir. Bu açığı hiçbir okul kapatamaz.
    3) Maddeci dunyaperest anlayisini kirmaliyiz. Yani insanın hırs ve ihtirasını şiddetlendiren kalkinmaci ve konformist dünya hayatı tasavvuruna karşı çıkmalıyız. Newton’dan bahsedildiği kadar dünyanın saltanatini elinin tersi ile itmiş İbrahim Ethemlerimizden, bütün dünyasını bir sepete sığdıran bediüzzamanlarimizdan da bahsedebilmeliyiz. Ampulü keşf etmiş Edisonu yere sigdirmayip, Kur’an nurunu her asır parlatmis müfessirlerimizi unutursak maddeye tapan menfaatci bir nesli kendi ellerimizle inşa etmiş oluruz.

    Hülasa-i kelam: Hürriyet içinde numune-i imtisal bir hayatın şahitliğinin ve kamil bir imanın meyvesi olan ahlak ancak bu şartlarda neşvu-nema bulabileceginden ahlakı da bu şartlar dahilinde aramak gerektir.

    Not: vakitsiz ve hizlica yazdigimdan bazı mânâ kopukluklari veya uyuşmazlıkları olabilir. İhvanlarimdan mazur görmelerini umarım. Gerçi gereksiz tiradlarda bu kadar kusur da olabilir, o da ayrı tabi.

    Hayırlı Geceler…

    • .../nisa diyor ki:

      Cihad Bey,

      Kaleminize sağlık çok güzel durumu özetlemişsiniz. Yaşadığımız çağın imtihanına göre durumumuzu gözden geçirmek daha gerçekçi oluyor. Dediğiniz gibi sadece teoriyle yada kitapla insan terbiye edilemez hele bir de ideolojik hedefler varsa. İnsan insandan öğrenir ve insana sirayet eder.

      Bence okullarda yapılan en büyük yanlış, çocukları korkuyla motive ederek bir şey öğretmeye çalışmaktır. Not alma korkusu, sınıfta kalma korkusu gibi. Bir konuya ilgi duyarak öğrenmek ile, korku ile bir şeyi öğrenmek arasında nükleer bir patlama ile bir kıvılcım kadar fark vardır. Stanley Kubrick

      Okullardaki ana gaye not üzerinden ilerlerken üniversitelerde ise müşteri potansiyeli üzerinden ilerliyor. Üniversitelerin tanıtım reklamlarını gördükçe ilimden ziyade egolar nasıl tavan yapılır bunu görüyorum. Popüler meslekler ve reklam yüzü üzerinden müşteri çekme politikası. Devlet üniversiteleri belki bu konuda daha iyi en azından özel sektör üniversiteler gibi ticaret kaygısı birinci planda değil. Bir özel üniversite ordinaryüs skandalıyla gündeme gelmişti.

      Bu kadar egolar şişirilip başarı put yapıldığında maddiyat ön planda olduğunda ahlak etik insan odaklı eğitim beklemek zor oluyor.

      Maddecilik ne yazık ki 8 yaşındaki çocukların dahi gündeminde. Yeğenim hala en çok hangi meslekler kazandırıyor diye sordu. Tv ve medya farkında olmadan küçük zihinleri zehirliyor ki geçen akşamda başörtülü oyuncu olabilir miyim diye sordu. Onlara örnek olacak şahsiyetleri göremediklerinde küçük yaşta zihinleri bulanmaya başlıyor.

      Günümüzde ve bundan sonrasında aç olan midelerimiz değil maneviyatımız acı çekende bedenlerimizden ziyade ruhlarımız olacak.

  7. Sadece Fatih diyor ki:

    Başarı nedir?
    Dünya’da sahip olduklarını Allah’ın ikramı olarak görmeyip nefsinden bilmek mi yoksa Allah’ın rızasını kazanmış bir kul olmanın nasip olması mıdır? Dünyaya gelmiş ve sonrasında göçmüş zenginlere, evlat sahiplerine, bilim adamlarına imkanımız olsa da sorsak başarı nedir diye.

    Dünyanın en zeki adamlarından birisi atom bombasını icat etme başarısını gösterdi ve kitleleri bir anda öldürme imkanını sağladı. Başarılı bir subay olan kalaşnikof da dünyanın en çok insan öldüren silahını yapma başarısını gösterdi. Ne kadar güzel değil mi?

    • Elif diyor ki:

      Bilim ve ilerlemenin nesi yanlış sizce Rabbini bilen bir insan da bilim yolunda Hayır işler isleyemez mi müslümanlar olarak hep içimize kapandigimiz için şu an bu haldeyiz. Siz görmek istemeseniz de bilim hızla ilerliyor ve insanlık gelişiyor müslümanlar da bir o kadar geri gidiyor !

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Elif Hanım.

        Rabbimizin ilk emri ” Oku”. Ancak nasıl okuyacağız. “Yaradan rabbimizin adıyla” Hiç okumazsak Allah’ın emrini dinlememiş oluruz, dediğiniz gibi geride kalırız. Ancak gavurlar gibi okur da Allah’ın adını anmazsak bilimsel ilerleme dediğimiz şeylerin aslında insanlığa zarar veren şeyler olduğunu görürüz.

        Benim yorumumdan bilimsel ilerlemeye karşı olduğumu hangi cümleden çıkarttınız anlayamadım. Çok önemli değil benim için ama Allah’ın sınırlarını gözetmeden yapılan her ilerleme sanıldığı gibi ilerleme olmuyor anlatmaya çalıştığım bu. Allah bu dünyada insanlara istediğini verir genelde. Rızasını kazanmak istiyorsanız o yönde çalışırsınız. Salt bilimsel başarı istiyorsanız onu da size verir. Ancak bunların hangisi başarıdır siz söyleyin.

        • cihad diyor ki:

          Fatih kardeşim,

          Ayaklar olmazsa yürüyemeyiz, bir çok işimizi de göremeyiz. Ancak bu işleri görüyor diye ayaklar da baş yapılamaz. Çünkü ayaklar başın istediklerini yaptıkça anlamı var.

          Evet bilim her cihetle hakka hizmet edebilir ama bizim niyetimiz hak mı?? Yoksa dünya mı?? Birçok müslüman dünyada bizim sözümüz geçmeli, zengin ve güçlü olmalıyız diye düşünüyor. Çünkü kendini buna layık görüyor. Yani gavurun nimetlendiginden bende niye olmasın derdinde.

          İla-yi Kelimetullah ve adalet-i ilahiyeyi yeryüzüne yaymak gibi gayemiz ya yok veya çok gerilerde. Niyeti halis olmayan dünya ve menfaatinin peşinde bir ümmete Allah şeref ve izzeti niye versin. Ancak Kudüs’ünde siyonist yahudi postalı gösterir.

          Selametle..

        • Elif diyor ki:

          Başarı elbette Allah’tandır ve bu dünyada Allah çalışan herkese karşılığını vermekte. Bilim ve teknikte ilerlemeyi olumsuz yönde geliştirenler de gayrimüslimler, müslümanlar ise malesef çalışma konusunda tembel olduğundan yahut sizin gibi geri durmak fikrindeki çoğu insan yüzünden geri durumda malesef. Allahın rızasını kazanmak için inzivaya çekilmek gerekmiyor Nitekim nur süresi 37 ayeti Kerime’de yüce Rabbimiz “Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
          ” buyuruyor ve Hz Ebubekir i örnek vermek isterim zamanin süper zenginlerinden birisiydi ve zor zamanlarda müslümanlara çok büyük yardımlar etmişti şimdi konu bu örneklerden hareketle kariyer meselesine bağlayacak olursak zamanımızda Hz Ebubekir misali insanlar göremiyoruz malesef bilakis atıl ve yerinde sayan bir toplum olduk malesef tepki sadece size değil yanlış anlamayın ama hep küçük düşünüyoruz. Vesselâm

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Elif Hanım.

            Yazdıklarınıza kısmen katılıyorum. Bir şeyler anlatmak istemişsiniz ve benim yorumumun altına yazmışsınız iyi güzel de ben halen hangi cümlemden “bilimden geri durmalıyız” anlamını çıkarttığınızı anlayamadım. Siteyi ve yorumları takip edenler beni bilirler. Bir tartışma konusu olduğunda gider konuyla ilgili bilimsel araştırmaları inceler ve burada diğer okuyucularla paylaşırım. Açıkçası baltayı hafif taşa şöyle bir sürttünüz. Neyse çok önemli değil. Yazan Ali olur Veli olur mesele bu değil. Pozitif bilim diye bize dayatılan şeyin peşinden gider, atom altı parçacıklara kadar araştırma yapar da onları yaradanı unutursak orada başarıdan söz edemeyiz.
            Aynı şekilde başarı dediğimiz şeyi madde boyutuna indirgersek manevi boyuta gelince elimiz boş kalır. Bir aile süper tahsilli çocuk yetiştirirse bu başarı değildir. Başarı ahlaklı çocuk yetiştirmektedir. Cihad Bey ve Nisa Hanım bence gayet güzel açıklamış o yorumların üzerine bir şey yazmaya gerek yok onları okuyun bence yeterli olur.

          • cihad diyor ki:

            Çok yanılıyorsunuz Elif Hanım.

            Âyâ zanneder misin; bu milletin fakr-ı hali, dinden gelen bir zühd ve terk-i dünyadan gelen bir tenbellikten neş’et ediyor.
            Bu zanda hata ediyorsun.
            Lemalar – 122

            Zanneder misin ki, “Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahud düşünmüyorlar ki, fakr-ı hale düşmüşler ve ikaza muhtaçtırlar; tâ ki dünyadan hissesini unutmasınlar.” Zannın yanlıştır, tahminin hatadır.
            Belki hırs şiddetlenmiş, onun için fakr-ı hale düşüyorlar.
            Çünki mü’minde hırs, sebeb-i hasarettir ve sefalettir.
            ﺍَﻟْﺤَﺮِﻳﺺُ ﺧَﺎﺋِﺐٌ ﺧَﺎﺳِﺮٌ

            durub-u emsal hükmüne geçmiştir.
            Lemalar – 122

            Yani ibadetinden dolayı bilime vakit ayıramayan bir insana ben hayatımda tesadüf etmedim veya iyi bir buluş yapmis birine karşı çıkan bir tane dahi müslüman olacağını sanmıyorum. Bu ülkede kiytiriktan iha yapan birine reis-i cumhurun kızını bile verdiler daha ne olsun. Problem bunlar değil, problem bizim niyetimizde. Bizim ihlasimiz yok ve samimi değiliz. Nefs ve enaniyetimizi işin içine katıp meseleyi bulandiriyoruz.

            Bizler hakiki gaye ve maksadimiza tam müteveccih olsak Cenab-ı Hak içimizden çok kabiliyetli insanlar çıkaracaktır.

            Bilim ve bilimsel çalışmanın dine zıt bir yanı yok bilakis tamamlayicidir. Kainat büyük bir Kur’andır. Kur’anın ayetleri ve hakikatleri mufassalan kainatın mevcudat,mahlukat ve hadisatinda vardır. Yani bilimi hakikate bir merdiven olarak telakki ediyorsa problem olmaz. Fakat böyle bir telakki yok ise hurafelere, inkara va dalalete yol açar. Günümüzde bunun mebzul miktarda örnekleri var. Bu noktayı Risale-i Nur güzel izah etmiş..

            insanın câmiiyet-i istidadı cihetiyle mazhar olduğu bütün kemalât-ı ilmiye ve terakkiyat-ı fenniye ve havârık-ı sun’iyeyi “talim-i esma” unvanıyla ifade ve tabir etmekte şöyle latîf bir remz-i ulvî var ki: Herbir kemalin, herbir ilmin, herbir terakkiyatın, herbir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki; o hakikat, bir ism-i İlahîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyatı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla o fen, o kemalât, o san’at kemalini bulur, hakikat olur.
            Yoksa yarım yamalak bir surette nâkıs bir gölgedir.
            Meselâ: Hendese bir fendir.
            Onun hakikatı ve nokta-i müntehası, Cenab-ı Hakk’ın İsm-i Adl ve Mukaddir’ine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hakîmane cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir.
            Meselâ: Tıb bir fendir, hem bir san’attır.
            Onun da nihayeti ve hakikatı; Hakîm-i Mutlak’ın Şâfî ismine dayanıp, eczahane-i kübrası olan rûy-i zeminde rahîmane cilvelerini edviyelerde görmekle tıb kemalâtını bulur, hakikat olur.
            Meselâ: Hakikat-i mevcudattan bahseden Hikmetü’l-Eşya, Cenab-ı Hakk’ın (Celle Celalühü) “İsm-i Hakîm”inin tecelliyat-ı kübrasını müdebbirane, mürebbiyane; eşyada, menfaatlarında ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet hikmet olabilir.
            Yoksa, ya hurafata inkılab eder ve malayaniyat olur veya felsefe-i tabiiye misillü dalalete yol açar.
            Sözler – 262

            Selâm ve dua ile….

          • Feyza diyor ki:

            Materyalist yondeki ilerlemeden bahsediliyor Elif hnm. Yazinin da anafikrindeki gibi, Ilahsiz ve ilkesiz bilimin önü alinmadigi zaman, sirf basari/hirs odakli gelisimin ahlak ile beslenmedigi takdirde insanliga hizmet degil tehdit mahiyetinde oldugunu vurgulamis Fatih bey yorumhnda ki hakli.
            Din ve fen birbiriyle baglantili iki yardimci. Fen ve bilim medeniyetin insasi icin gerekli vasitalari hazirlar, din ise bilimin hazirladigi bu vasitalari medeniyete hizmet icin kullanabilmelerini saglar. Ilahsiz bilim ve fende ise teknik olarak ilerleme, medeni terakkide ise gerileme gorulmektedir.
            Bizden beklenen yuksek teknoloji duzeyini yakalamak fakat bu teknolojik ve maddi imkanlara sahip oldugumuzda da Allah’in gucunu ve destegini aramaya devam etmek.
            Ornek icin o kadar uzaga gitmemize gerek yok aslinda. Hz.Ebubekir ra. sonrasi donemde de Muslumanlarin, Avrupa’daki Ronesansin ilham ve gelisme kaynagi oldugunu, Ispanya ve Sicilya’ya gelen Muslumanlarin bugunku modern teknik gelismelerin temellerini attiklarini,fizik, kimya tip astronomi, denizcilik, cografya ve matematik gibi pozitif ilimlerde kaydettikleri gelismeleri ve bu alanlarda olusturulan kazanimlarin Avrupa’ya Kuzey Afrika ve Ispanya yolu ile Muslumanlar tarafindan getirildigini Bati dunyasi dahil tum dunya artik ikrar ediyor. Bizim bu durumda bilime ve teknolojiye karsi durmamiz ve uzlet hayatini tercih etmekerini Muslumanlara tavaiye etmemiz abesle istigal olur. Kaldi ki bunu soyledigini sandiginiz arkadasimiz da yanilmiyorsam muhendisti :)
            Ama tabi gecmise bagli kalip zamaninda bu kadar ilerleme kaydetmisiz, atalarimizin bu basarilari bize yevmi kiyamete kadar yeterlidir deyip yan gelip yatmak da kolayciliga kacmak olur. Tipki Muslumanlarin bugunku geri kalmisligini yalnizca fertlerin tembelligine ya da munzevi hayat arayisina baglamamiz gibi.
            Fertlerin tembelligi yalnizca bir sebep olabilir. Bunun altinda yatan, ezberci ve nitelikli eleman yetistirmeyi ikinci plana atip nicelige oncelik taniyan egitim sistemi, surekli sinav sistemlerinde yapilan degisiklikler sonucu kafasi allak bullak olan ve yazida belirtildilgi gibi not odakli yasayan genc kesimin icine dustugu ruhsal girdap, kisisel bozukluklar, kaliteli egitim alan kisilerin yurtdisini tercih etmeleri yani okuyan kesimin kaymak tutan kismini disariya kaptirmak, ahlaki zaafiyet, kapitalist dunyanin ahlak ilkelerini yoksayip basariya giden her yolu mubah gormesi sonucu ilkeleri ile sekuler sistem arasinda sıkışıp kalmis Musluman kesim.
            Bircok sebep sayilabilir egitimle hasir nesir olan kardeslerim secenekleri cogaltsin ya da yanlis varsa duzeltsin.
            Bir okul muduru bu yil teogdan cok iyi puan alan kizina ne hediye alacagini sasirmis. Sebebi, iki yil boyunca cocugu ders calissin diye anne baba kizi oylesine hediyelere bogmuslar ki, cocuk basari kazaninca sunacaklari mukafat kalmamis. Yani doyumsuzluk bu sekilde basliyor, daha bunun uni.si var, kpss var…
            Surekli sinav odakli yasayan cocuklarda sosyal gelisim bozuklugu da basgosteriyor. O yuzden olmali artik sosyal alanda basarili olan cocuklara ek puan verilecekmis diye nir haber okudum bir iki ay oluyor. Yani once cocuklari asosyal olmaya iteleyip sonra tekrar topluma kazandirip sosyallige tesvik etmek ne kadar saglikli?
            Yaklasik 100 yildir laik ve sekuler egotim sisteminde bu kadar uni. mezunu yetisiyor. Neden bilim ve teknolojide dunyaya adimizi duyuracak buluslara imza atamiyor, patenti hep baska ulkelere kaptiriyoruz? Bu da laik cevrelerin sorgulamasi gereken ayri bir soru olmali.

  8. Elif diyor ki:

    Evet hocam haklısınız ama malesef bu hayatta hiç kimse olduğu yerden memnun değil. Evlenenler ideal sahibi, idealleri için evlenmeyenler de aynı şekilde mutsuz. Toplum hızla değişirken de olan arada kalanlara oluyor ve insanlar ne istediğini bilmiyor. Allah hepimize hayırlı gayeler versin inslalah

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Merhamet en etkili silahtır; kalbe kadar işler ve ebediyete kadar iyileşmeyecek yaralar açar. “( LAvigerie)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku