Başörtü Mücahideliğinden Erkek Düşmanlığına

05 Aralık 2019Sema Maraşlı27 Yorum »

semaDünün başörtü mücahidelerinin pek çoğu bugün erkek düşmanı olarak çıkıyor karşımıza.

Başörtünün yılmaz savunucularına ne oldu da bugün Allah’ın âyetlerinin aksini savunmaya başladılar?

Mesela pek çok başörtülü kadın erkeğin boşandığı eşine nafaka vermesini savunuyor. Sebep ise nafaka olmazsa kadınlar mağdur olurmuş. Allah eski eşe nafaka vermeyi emretmemiş, bu konuda açık âyet var. Üç aydan sonra, kadın hamile ise doğumdan sonra eski eşe nafaka yok, sadece çocuğa var. Siz Allah’tan daha mı merhametlisiniz! Allah’ın âyetlerinin aksini nasıl savunabilirsiniz başınızdaki örtüyle.

Pek çok başörtü mağduru İstanbul Sözleşmesini ve 6284 ü savunuyor. Sebep kadınları koruyormuş. Oysa sözleşmeden sonra kadın cinayetleri arttı. Ayrıca velev ki korusa, erkeği evden atarak İslam dışı bir çözümü benimseyemeyiz, kendi çözümlerimizi bulmak zorundayız.

Pek çok başörtülü kadın erkek düşmanı mor çatılı PKK yanlısı feministle ayın tezleri savunuyor. Başörtülülerde Turuncu bir Feminizm akımı var. Yeşil feminist tanımı doğru değil zira yeşil mübarek renktir, feminizmin mübarek bir tarafı yoktur. Zaten başörtülü kadınlar da turuncuyu kullanıyorlar.

Başörtü mücahideleri neden erkek düşmanı ve turuncu feminist oldu? Azıcık irdeleyelim. Benim kendi görüşlerim şu şekilde:

28 şubat sonrası üniversitelerde başörtü yasağı başladığında kızlar derslere giremezken, üniversite kapısından kovulurken, dindar erkek öğrenciler onlara destek olmuştu fakat onlar derslerine girmişlerdi. Bunun serzenişi duydum hep mağdurlardan. Ne yapsınlar onlar da mı derslere girmeyip okuldan atılsınlar. Bunun onlara ne faydası olacaktı? Sonuçta erkeklerin ev geçindirme gibi sorumlulukları da var. Buradan bir hınç yüklenenler olmuştu.

Oysa başörtü direnişinde başörtülülere en büyük darbeyi Fetö vurmuştu. Fethullah Gülen başörtü direnişlerinin en kuvvetli zamanlarında 1995 de Hürriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda “Başörtü teferruattır” dedikten sonra ona bağlı binlerce kız ve onu hoca zannedip fetvasını ciddiye alanlar başını açıp derslere girmişti. Gülen’ın âyeti hafife alan bu uyduruk fetvası ikna odalarında kızları ikna için kullanılmıştı. Fakat başörtülü kadınlar kendilerine en büyük darbeyi vuran Fetöye hocaefendi demeye devam etmiş ve ekibinin yaptıklarını çabuk unutmuş, onları yıllarca bağırlarını basmışlardı fakat dindar erkeklerin yaptığını unutmamışlardı. Sanki onlar derslere girmeseler onlar bu zulmü çekmeyeceklerdi.

Başörtü mağdurlarının dindar erkeklere bir öfkesi de o dönem onlara yapılan evlilik teklifleridir. Üniversite kapılarında ağlayan, ailesinin “aç başını oku” dediği için evine dönemeyen okula giremeyen kızlara destek olmak amaçlı o dönem kızlara evlilik teklifi eden okuldan öğrenciler çok olmuştu. Erkeklerin koruma amaçlı yaptıkları bu teklifler kızlar tarafından fırsatçılık gibi algılanmıştı. Mağduriyetimizden faydalanıyorlar gibi düşünüldüğü için öfkeye sebep olmuştu.

Dünün başörtü mağdurları aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ kendi mağduriyetlerine ve sadece kadın mağduriyetlerine odaklanmış durumdalar. Onlara göre erkekler mağdur olmazlar, onlar bir şekilde başlarının çaresine bakarlar fakat kadınlar her zaman mağdurdur, ezilenler hep kadındır, algısından kurtulamadılar.

Hatta o derece vicdanı körelmiş olanlar var ki içinde erkek cezalandırma varsa kadınlara bile merhamet duymuyorlar. Mesela genç evlilikte erkekler hapse girerken kadınlar da dışarıda çocukları ile maddi manevi perişan oluyorlar fakat yeter ki erkek cezalandırılsın mantığı ile o erkeklerin hanımlarına ve çocuklarına da merhamet duymuyorlar.

Başörtü mücahidelerinin erkek düşmanı olmalarının bir sebebi de evliliklerinde mutsuz olmalarıdır. Pek çok başörtülü kadından şu serzenişleri duydum: “Evlenirken tip, mal mülk, mevki makam gözetmedik, Allah rızası için İslam’ı yaşayacağımız bir yuvamız olsun istedik fakat mutlu olamadık kocalarımız beklediğimiz gibi çıkmadı…”

Başörtülü kadınlar güzel bir niyetle evlendiler aynı şey erkekler için de geçerliydi. O dönem erkeklerin de kızlarda aradıkları edep, ahlak ve tesettürdü. Onlar da manken gibi kız aramadılar.

Niyet her işte elbette önemlidir fakat “niyet” kadar önemli olan bir husus vardır o da “gayrettir” İçinde gayret yoksa niyet insana yetmez. Sadece “İslami bir yuvam olsun” niyeti kişiyi mutlu etmez. Bu namaz kılmaya niyet edip kılmamak gibi. İslami bir aile kurayım diye niyet ediyorsun fakat İslam’ın aile için olan hükümleri göz ardı ediyorsun hayatına geçirmiyorsun. Kadınların saliha kadın olmak gibi bir gayreti yok, erkeklerin kavvam olmak gibi bir çabası yok. Sonra da “İslami yuva niyetimiz bizi mutlu etmedi” demek haksızlık olur.

Kadınlar erkekleri suçlamadan önce Allah ve Rasulünün hadis-i şeriflerde tanımladığı gibi güler yüzlü, yumuşak huylu, kocaya itaatkar bir hanım olmalı. Sert, erkeksi, kontrolcü, bakımsız, yataktan kaçan kadınlar, kocalarının onlara sevgi dolu davranmamasından şikayetiçi oluyorlar. Oysa eşine karşı sert davranan bir kadını, erkek beyni erkek gibi algılıyor ve birbirleriyle rekabete giriyorlar. Kadınlar önce kendi hatalarını görsünler, kendini düzeltsinler ondan sonra eşlerinden beklenti içinde olsunlar. Bir erkek alkol almıyorsa ve ciddi bir ruhsal sıkıntısı yoksa ona yumuşak davranan kadına iyi davranır.

Erkeklerin de kavvam olmak noktasında sıkıntıları var. Kontrolcü annelerde büyüyen erkekler genellikle kendi evinde idareci olamıyor. Sorumlulukları yeterince üstelemiyor. Erkeklerin de kavvam olmak için kendilerini geliştirmeleri gerekiyor.

Nisa suresi 34. Âyeti kerimesinde Allah (c.c) erkeği aileye reis tayın etmiş, kadınlara da saliha kadın olarak eşlerine saygılı ve itaatkar davranmasını emretmiş. Allah’ın Rasulü pek çok hadis-i şerifte “saliha kadını” kocasına itaatkar kadın olarak tanımlamış.

Bunları yazdığım için bana çok kızan başörtülü hanım var. İyi de bana niye kızıyorsunuz? Bu dini ben indirmedim. Ben hatırlatıcıyım, elçiyim. Elçiye zeval olmaz. Varsa bir derdiniz bu dinin sahibi olan Allah’a söyleyin. Ayrıca bu duymak, görmek istemediğiniz âyeti kerimeler tam da ailede mutluluk reçetesi.

Başörtü mağdurlarının bir de yazar tayfası var ki onlar içlerindeki erkek öfkesini ümmetin kadınlarına da yayıyorlar. Konuştukları ve yazdıkları konuların içinde; kocaya itaat, saliha kadın gibi konular asla olmuyor.Bu yazarların en çok kaçtığı ayetler ne hikmetse nisâ-kadın suresindedir. Kendilerini feminist olarak tanımlamasalar da feminizmin bütün argümanlarını savunuyorlar ve bu fikirleri yıllardır yayıyorlar.

Konferans için gittiğim vakıflarda hanımlardan şu sözleri duydum: “Sizden önce kaç kadın yazar çağırdıysak hanımlar konferans sonrası eve gidip eşleriyle kavga etmişler, ‘Sen niye bana Peygamberimizin hanımlarına davrandığı gibi davranmıyorsun’ diye” dediler.

Bu yazarlar Allah Rasulü’nün eşlerini anlatmaya gidiyorlar fakat onların Peygamber Efendimize ne kadar iyi hanım olduklarını değil, Peygamberimizin ne kadar iyi koca olduğunu anlatıp duruyorlar. Kadınlar da kendi eksiklerini göremedikleri için kocalara kinleniyorlar, niye bana Peygamberimizin eşlerine davrandığı gibi davranmıyor diye.

Yanlış anlaşılmasın tabii ki başörtülü bütün yazarları kastetmiyorum insaflı olan da var şükür. Fakat çoğunluk feminist fikirlere sahip.

Bir de kadınlardan puan toplamak için aile ile ayet ve hadislere hiç değinmeyip uyduruk hikayelerle ve şiirlerle alkış toplayan erkek yazarlar cephesi var ki bunu ayrıca yazacağım inşallah.

Özetle; başörtü mağduru kadınların bir an önce İslama aykırı bu feminist fikirlerden ve  mağdur edebiyatından kurtulmaları iyi olur. Pek çoğu günümüz şartlarında lüks hayat yaşarken hâlâ eski mağduriyetlerden besleniyor. Bu kadınların “Aman ben travmalar yaşadım” modundan çıkıp geçmişi ve kendilerine acımayı bırakıp, kadın-erkek ayırmadan şu an Müslümanların dertlerine  odaklanmaları elzem.

Biz Müslümanlar, Batının aileyi yok etmek için planladığı İstanbul Sözleşmesine değil, Allah’ın âyetlerine dayanıp güvenmeliyiz. Koruyucu olarak Allah yeter. Koruma yöntemleri de güzel dinimizin yol göstericiliğinde hazırlanmalı.

Elimizde kainatın sahibinin gönderdiği Kur’an-ı Kerim gibi muhteşem bir kaynak ve Allah’ın elçisi Sevgili Peygamberimizin kıymetli sözleri varken Batının kokuşmuş kanunlarına hiiiiç ihtiyacımız yok. Ne Batıya ne de güç odaklarına yaranmak için Allah’ın kelamına sırtımızı dönemeyiz.

Kadınlar ve erkekler arasına düşmanlık tohumu serpenler vebaldedir.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri (dostları ve yardımcıları)dır. İyiliği emrederler, kötülükten/kötü olan şeylerden menederler…” (Tevbe sûresi; 71)

 

.

Okunma Sayısı : 11.258

Yorum yapın

“Başörtü Mücahideliğinden Erkek Düşmanlığına” için 27 Yorum

  1. Şirpençe dedi ki:

    Şöylede diyebiliriz:

    Başörtü mücahideliğinden,
    Başörtülü “amazon cadılığına” evriliş hikayesi…

  2. duck dedi ki:

    istanbul sözleşmesinden sonra tesettürlü kadın ve aileler( boşanan kızlarının anne baba ve kanka ları) boşanma mahkemesi önünde dava sıralarını bekliyor.kiminin kuçağında çocuğu kiminin yanında boyu kadar kız ve erkek çocuğu var.tesettürlü davacı kadın mahkeme sırasını beklerken elinde telefon sosyal medya yı inceliyor..boşanma davaları tesettürlü kadın baş vuruyor. en az 10 yıllık evli kalmış kadın ben bu adamı tanıyamadım beni çok kısıtlıyor benim kadınlık yapımı bozdu diyor.
    başı acık diye tabir ettiğiniz insanlar akıllarına boşanmayı getirmedikleri gibi dil lerine almıyor.
    bakın bu söylediklerim hayel ürünü veya kışkırtma değil. adliyede 15 yıldır çalışan güvenlik çalışanı söylüyor.
    inanmasanız bir günü adliye de geçirin görün.

  3. Selma dedi ki:

    Sizin yazınızı göstererek dayak yiyen kadına “neden polis çağırdın bak adamın zoruna gitmiş” diyen var. Dayak yiyen kadın mı daha mazlum sizce dayak atan adam mı?
    Dayak atılması için ne gibi haklı sebep bulabiliyorsunuz İslamdan?
    Kadın Allahın emaneti olmuşken kolay mı hesabını vermek?.
    Kadının evlenirken aldığı mihir kadınındır, erkek ödemek zorundadır velev ki birlikte olmamış olsa bile mihrin yarısı kadının yine hakkıdır-ayette geçmektedir. Kadının hiçbir kazancını erkeğe vermek zorunda değildir, kadın çocuklarına maddi olarakta bakmak zorunda değildir, çocukların nafakası erkeğe aittir. Dinimiz her konuda hassastır ve kısasa kısas vardır, sen kadının bir azasına zarar veriyorsan ve hatta kaybetmesine sebep oluyorsan diyetini vermelisin.
    Evlenmek sünnet ve helal olduğu gibi boşanmakta helaldir. Hatta bazı durumlarda boşanmak farzdır (eğer geçinmek mümkün değil ise bunu en iyi bilecek kişi kişinin yine kendisidir).
    Erkekte eğer anlaşamıyorsa o da boşanabilir. Bu şiddet olaylarının çoğunun sevmediği/anlaşamadığı bir kadına dayanmaya çalışan adamın sebep olduğunu düşünüyorum. Lütfen dayanmaya çalışıyorum zahmetiyle dayak atmayı bıraksın, ayrılsın, ayrılmanın helal olduğunu insanların kabul etmesi gerek. Sevmiyorsan zulmetme. sevmediği bir insanla yaşamaya çalışmak psikolojik olarak zordur ve şiddete yöneltir. Bu iyilik değil. Hz. Peygamber (S.A.V.) bir kadını “eşini sevmediği” için boşamıştır. Evlilikler saygı ve sevgiyle yürür, zorlamayla, zulümle değil.

  4. Müslüman dedi ki:

    Esselamu aleykum ve rahmetullah-ı ve berekatuh
    Kardeşlerimiz makalenin altını makalelerle döşemişler.
    Hayırdır?

  5. Cihad dedi ki:

    Ya İlahi ol Habibin hürmeti,
    Bizlere gösterme mekr-i avreti. (Ahmedi)

    • Mursels dedi ki:

      Artık bir erkek olarak ne kadınlara güveniyorum nede evlilik konusuna sıcak bakıyorum. Evlenmek istiyorum ama hem kanunen hemde bayanların erkekleri düşman gibi görmeleri evliliğin ilk yıllarında olmadanda sonrasında illaki kendini gösterecek. Bu kadar savaş oluyor ülkemizin çevresinde bu kadar şehit olan erkek var ne için orada canlarını veriyorlar neden bu bayanlar bunu bu aralar hiç düşünmüyor. Ülke elden gidincemi anlayacaklar.

  6. Cihad dedi ki:

    “Mesele elektronik kelepçe değil.”

    Aynen öyle!

    Ama mesele asayiş ve emniyet meselesi de değil.

    Mesele zihniyet meselesidir.

    Yukardaki yazı da zaten buna işaret etmektedir.

    Ayaklara kelepçe vuracağınıza, zihinlerdeki kelepçeleri çözünüz!

    Okuyalım!!

    Ailede dış kaynaklı ârızalar var!

    Bir yazımda demiştim ki, “bazılarına göre kadın, dekoltesi ölçüsünde “cesur”, modaya uyumu ölçüsünde “güzel”, erkeklerle yarıştığı ölçüde “modern”, kariyeri ölçüsünde “başarılı”dır!”

    Kriterler Batı’dan alınmıştır ve tümü maddidir. Bu bakış açısı “kadın-erkek rekabeti”ne yol açar! “Kadın-erkek rekabeti önce tartışmaya, sonra çatışmaya, nihayet kadın mağduriyetine yol açar”.
    Olan budur! “Kadına şiddet”in arkasında yatan gerçek de budur! Çünkü erkek fiziken kadından daha güçlüdür ve bunu kullanmaktan çekinmemektedir.

    Nitekim son yılların çok konuşulan konularından biri, “kadına şiddet”tir! Bu olgu, kadını yanlış tanımlamayla ve aile yapımıza uygun düşmeyen misyonlar yüklemeyle ilgili olabilir.

    Bizim geleneksel yapımızda kadının “cesaret”i tesettüründe, güzelliği sadakatinde, başarısı “yuvayı dişi kuş yapar” kuralınca, aileye kol-kanat germesinde ve bir arada tutmasındadır.

    Bizde “erkeksileşmiş kadın” değil, “kadın” erkekten saygı görür! Ona “ana”, “bacı”, “hemşire” gözüyle bakar. Biz, Batılılaşma sürecinde işte bu hürmeti kırdık.

    Geleneksel toplum yapımız, kadını, “çocuk yetiştirmek” misyonuyla mükellef kılmıştı. Bu o kadar önemli bir “görev”di ki, toplumun sağlam temeller üzerine inşasını sağlıyor, bir bakıma memleketin geleceğini belirliyordu.

    Nitekim eski Türk aile hayatımızı inceleyen İsveçli Prof. Gaston Jezz: “Dünyanın en sağlam aile ocağı Osmanlı’da doğdu ve bu ocak, hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etti” diyordu.
    Bu nizamın mimari kadındı ve bunun için de baş tacı edilmişti. Biz bunu yıktık, enkaz altında kaldık!

    Prof. Jezz’in hüküm cümlesini de verelim ki, eksik kalmasın: “Ben Batılı bir âile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden âile nizâmını alınız, geriye çok bir şey kalmaz!”

    Aile nizamımız elimizden alınınca, geriye kala kala “kadına şiddet”, “çocuğa istismar” kaldı! Yani diğer bazı ârızalar gibi “kadına şiddet” ve “çocuk istismarı” da bize “Batılılaşma”nın yadigârıdır!
    Ârızalar “dış kaynaklı” olduğu için nasıl üstesinden geleceğimizi dahi bilmiyoruz: Her kafadan bir ses çıkıyor. “İdam”dan “hadım”a kadar envaı çeşit tavsiye dolaşıyor. “Kadının beyanı esas” türünden yeni “ârıza”lar çıkarılıyor. “Yapmayın, etmeyin” dedikçe de damgayı basıyorlar: “Gerici-mürteci”!

    Aile hayatımızı inceleyen La Baronne Durand de Fontmange, bakın ne diyor:
    “Ülkenin asırlık âdet ve an’âneleri ile dînî hükümleri her seviyedeki kadını koruduğu için, Osmanlı’da ne iğfâl edilmiş kız hikâyeleri, ne sokakta bulunmuş çocuk, ne düello, ne de intihar var…” (Kırım Savaşı Sonrasında İstanbul Günleri, İstiklâl Kitabevi Yayınları).

    Ve Alman Mareşal Helmuth Von Moltke: “Türklerde evin tek hâkimi kadındır!”
    Çare, kadını dış dünyaya iteklemek değil, yeniden “evin hâkimi” yapmaktır!

    Sözün özü şu ki, biz işte bu yapı ile oynadık. Diğer temel değerlerimizle birlikte bunu da Batı’ya uydurduk. Ailenin içinden öncelikle yaşlıları çekip aldık. Onları yalnızlığa mahkûm ettik! Ardından “anne”yi sokağa saldık: Çocukları bakıcı” denen yabancıların terbiyesine terk ettik!
    Bunların “kadın”a faturası, “taciz” ve “şiddet”, çocuğa faturası ise “istismar” oldu!
    Yani, “anne”yi çocuklarından koparmanın bedelini ödüyoruz.

    Yavuz Bahadıroğlu

  7. Cihad dedi ki:

    1) Yalnız erkek düşmanlığına değil, (güya) ataerkil yorumlanmış bir dinin (sözüm ona) yenilenip sahihleşmesi sadedinde din tahrifçiliği mertebesine de sukut ettiler.

    Maalesef bu zümrenin bu dine ait bir sabitesi bulunmamaktadır. Ayet, hadis, tefsir veya fıkıh her ne getirirseniz getirin. O iman ettiği cinsiyeti bağlamında konuyu ele alacak ve red edebiliyorsa red, edemiyorsa tevil ederek yoluna devam edecektir.

    2) Aslında bu dönemin ruhunu, yine dönemin en ruhsuz adamının ifadesinde buluyoruz. “başörtüsü teferruattır”

    Kanaatimce bu tam olarak intak-ı bil-hak idi. Çünkü Allah o dönemin özünü en hafi, en münafıkane hareket eden adamın ağzından bize duyuruyordu. Yani kalplerde gizleneni, en gizemli adamın lisanı ile bize açık ederek, zıtları birbirine cem eden kudretini en harika bir şekilde göstermiş oluyordu.(TEEMMEL…)

    Evet, Allah’ın bazı salih kulları hariç kimse başörtüsü derdinde değildi o dönem. Siyasetçi oy ve makam derdinde idi. Zengini tatlı kar peşinde, anne-babalar evladına meslek kazandırmak gibi dünyalıklar emelinde, kimisi de dinine olan muhabbetinden değil de, kemalist devletin ve laik cumhuriyetin tahakkümüne duyduğu nefretten zuhur eden bir ego yarışında idi.vs.vs.(hem erkek,hem kadın olarak)

    Her sonuç, baştaki tohumdan/niyetten haber verir. Hadiseler, güç ve imkan bu niyetlerin üzerindeki çulu kaldırıverdi sadece.

    3) İslam bir dindir, elbette ki siyasi ve içtimai hayata söylediği çok şeyler vardır ancak İslam’ın siyasallaşması, çok tehlikeli bir zemindir ki oradan her türlü mikrop üreyebilir. Çünkü hak ve hakikati boğar. Artık tek gerçeklik vardır, geriye kalan herşey ya flulaşır veya vasıta hükmüne geçer. İktidar olmak veya iktidar da kalmak! Herşey bu hesap üzere döner. İslam, fıkhını da, ruhunu da yitirir.

    örneğin;

    Aşağıda Hüseyin Beyin şiirinde geçen;

    “Semde lazımsın, bu savaşta bacım.”

    “Dişlerimle parçala, kurulmuş Tağutları.” gibi ifadeler ibret-amizdir.

    Kadına böyle bir görevi kim vermiştir? Fıtratına uygun mudur veya bir zararı var mıdır? Yani kadının cihadı kocası iken ve vazifesi evladı iken, kadını siyaset arenasına kimler sürmüştür ki böyle aslan gibi kükremesi istenmiştir.

    Kadını ceberrut bir devletin karşısında meydanlara çağıranlar, hesabın bir gün kendilerine(kocalarına) döneceğini hesap edebildiler mi. Elbette hayır! çünkü hedef tepe noktayı ele geçirmekti, hükmü elimizde tutmaktı. O zaman her şey zaten düzelecekti. Bunun için çoluk-çocuk seferber edildi. Başörtü eyleminde yumruğunu sıkıp havaya kaldırmış ve göğe doğru haykıran bir tesettürlü bir kadın ile kadın hakları için eylem yapan bir feminist kadının fotoğrafını zihnimizde yan yana getirelim. Ne kadar da birbirine yakın bir görüntü değil mi. İşte bu durumun oluşturduğu karakter erezyonu da bugünkü neticeyi hazırlayan saikler arasında değil midir.

    Siyasallaşmış İslam her şeyin çözümü olarak İslam devletinin kurulmasını öngördüğü için tüm adımlarını en kısa sürede bu hedefin gerçekleşmesine göre ayarlar. İslam devletini -uzun zaman diliminde-imani, ilmi, iktisadi ve içtimai(ailevi) ayaklarını kurduktan sonra ortaya çıkan tabii bir netice olarak görmez ve bilmez. Hızlandırılmış hormonlu bir süreç sonunda kısa yoldan iktidar olmak ister. Bu açıdan başörtüsü yasağı bunlar için istismar edip algı oluşturabileceği bir ganimettir. Veya iktidarda kalmak için İstanbul sözleşmesi ve 6284 gibi yasalarla İslam ailesini kendi bekası için peşkeş çekebilir ve nitekim çekmektedir.

    Bu yazının bana düşündürdüğü noktalar bunlar oldu.
    En doğrusunu elbette Alim-i Külli Şey olan Rabbimiz bilir.

    Selamlar…

  8. mustafa dedi ki:

    Allah razı olsun…gayet muhteşem bir yazı

  9. HÜSEYİN BULUT dedi ki:

    Değerli Kardeşlerim!
    Burada yorum yapma değil, Başörtüsü mücadelesi verildiği günlerde kaleme almış olduğum bir şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    B A C I M =I=
    Düşmesin omuzların, bitmesin bu azim,
    Semde lazımsın, bu savaşta bacım.
    Deme sakın güçsüzüm var derdim ve sıkıntım,
    Dertten daha önemli, Cemiyete üzül bacım.

    Savaş aç asırlara, zerre cismin olsa bile,
    Sünger çek geçmişine, çirkef mazim olsa bile.
    Yeterde artar bacım, dirhem aşkın olsa bile,
    Kıvılcım olacaktır, kalbimde ki küf bacım.

    Gözlerinle yak, kavur zehir tohumlarını,
    Dişlerimle parçala, kurulmuş Tağutları.
    Gözyaşlarım yıkasın, sıvanmış kurumları,
    Davan bir gül olsun, sem ötem bülbül bacım,

    İlim öğrenme (tahsil yapma) adına Allah (Celle Celalüh)’ın örtünme emri olan ve Kur’an-ı Kerimin Nur suresi 24/31. ve Ahzâb suresi 33/59. ncu ayetlerime riayet ederek,
    Yaratılış gayesine uygun olarak makam, mevki, şan ve şöhret uğruma imanından taviz vermeden, hemcinsleri olan kardeşlerinin, onları yalnız bırakmalarına rağmen, Mütesettir olarak davalarında direnen bacılarıma ithaf olunur.

    21/11/1997
    Hüseyin BULUT
    KONYA

  10. Şirpençe dedi ki:

    Kadınlar kadar intikam almaktan zevk duyan canlı yoktur.
    Juvenal

    Kadınlar kendilerini sevenler için değil,
    onlara hükmedenler için can verirler.
    Halide Edip Adıvar

    Pek az kadın vardır ki değeri güzelliğinden ömürlü olsun.
    La Rochefoucauld

    Kadınların, süs ve aylaklıklarının bizim emeğimizle beslenmesi gülünç ve haksız bir şeydir.
    Montaigne

    Krallar gibi kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin esasen bir borç teşkil ettiğine inanırlar.
    Balzac

  11. Şirpençe dedi ki:

    Aile, son kale; ailenin kalesi Türkiye

    08 Aralık 2019, Pazar

    Aileyi savunuyorum.

    Ailenin olmadığı, yok olduğu bir dünyanın varolamayacağını, yok olacağını, yok olmaya mahkûm olacağını görüyorum.

    Ailenin insanın insanlığının, insan kalmasının yegâne kökü, temeli, son kalesi olduğunu düşünüyorum.

    Daha önce yayımlanan bu yazımı gözden geçirerek bazı değişiklerle yeniden yayımlıyorum.

    AİLE, HER ŞEYİN TEMELİ

    Aile ne, peki?

    Aile, kök demek benim için.

    Her şeyin kökü olarak görüyorum aileyi.

    Her şeyin temeli.

    İnsanın insanı ve hayatı tanımasının, zaaflarını öğrenmesinin ve aşmasının, zorluklara göğüs gerebilmesinin zemini.

    İyinin ve kötünün, iyiliğin ve kötülüğün idrak edilebilme yeri.

    İnsan, hakikat demektir, bir açıdan bakıldığında.

    Aile, insanın yeşerdiği, hakikati sulayan bahçe.

    Çünkü insan, Allah’ın (cc) bütün isimlerinin ve sıfatlarının mazhargâhıdır.

    İnsan, hakikatin hem kendisi ve ifadesi hem de temsilcisi ve ifade edicisi.

    Hem zarfı hem de mazrufu hakikatin.

    Hem dışı hem içi.

    Hem kabuğu hem özü, çekirdeği.

    Hem özü hem de sözü.

    İnsan eşref-i mahlûkattır.

    Bu yüzden hilafetle mükellef kılınmıştır.

    Hilâfet, rububiyet ve ubudiyet diyalektiği ile işleyen, yeşeren kulluk bilincidir. Emanet bilinci demektir kulluk bilinci.

    Kopmaz bir bağ’la bağlıdır Yaratıcısına.

    Ünsiyet ortak vasfıdır ailenin de, insanın da, insanın Yaratıcılısıyla ve tabiatla irtibatının da.

    ÖZGÜRLÜĞÜN SİGORTASI: MAHREMİYET

    Mahremiyetin olmadığı yerde, ünsiyet biter, insan özgürlüğünü yitirir.

    Özgürlüğünü yitirir çünkü biricikliğini yitirir; kendine özgü olan’ı kaybetmiştir, kendine özgü alan’ıysa işgal edilmiştir.

    Mahremiyetin bitmesi, samimiyetin hayatımızdan çekilip gitmesi ve bizi ruhsuzluğa mahkûm etmesiyle sonuçlanacaktır.

    Mahremiyet, iç ve dış, kendi ve kendi olmayan (ben ve öteki değil!) ayırımı üzerinden yükselir.

    İnsanın özgürlüğünün, biricikliğinin sigortasıdır mahremiyet.

    FEMİNİZM, KADIN DÜŞMANIDIR!

    Feminizm, kadın düşmanıdır. İnsan düşmanıdır. Toplum düşmanıdır.

    Feminizm kadın düşmanıdır. Çünkü kadını düşünmez; kadını güç ilişkilerinin nesnesi ve kölesi yapar.

    Kadını, eril güç ilişkileri üzerinden tanımlar; kadını, erkeğe göre konumlar; kadının özgünlüğü, kendine özgülüğü, yaratılıştan sahip olduğu kadınsı özelilikleri yok sayılır.

    Kadının, bedeninin kendi mülkü olduğu fikri, modern hurafedir, erkek-kadın ilişkilerinin ontolojik şiddet üzerinden kurulmasına zemin hazırlar bu.

    Kadının bedeninin kendi mülkü olduğunu iddia etmesi, bedenine istediği gibi tasarrufta bulunma özgürlüğüne sahip olduğunu düşünmesi, Tanrı’ya meydan okumasıdır.

    Son kertede kendi putunu kendi yapan ve tapan çağdaş paganizm biçimiyle karşı karşıyayız.

    Bütün bu fikirlerin felsefî temelini oluşturan Aydınlanma düşüncesinin “modern paganizmin yükselişi” olarak tanımlanması oldukça anlamlıdır (şaşmaz aydınlanmacı Peter Gay tarafından hem de!).

    Feminizm, modern paganizmin ifadesi Aydınlanma düşüncesinin çocuğudur.

    Özelde feminizmde, genelde cinsellikte üç dalgadan sözediyoruz.

    Birinci dalga, kadının çiğnenen onurunu gündeme taşıdı.

    Bu konuda Batı toplumlarında kadının önemli ekonomik ve siyasî haklar elde etmesini sağladı.

    İkinci dalga, 1960’ların cinsel devrim dalgasıdır. İki dünya savaşının sürüklediği yıkımdan kaçış biçimi.

    İNSANI HEDONİZMİN KÖLESİ YAPMAK…

    Üçüncü dalga, cinsel devrim dalgasının kaçınılmaz sonucudur: Cinsel devrim, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi ayartıcı bir postmodern hurafeye dönüşerek, eşcinsellikle, cinsiyet cinayetiyle sonuçlanmıştır.

    Hibrit / melez, üçüncü bir cins inşa edilmeye çalışılıyor zoraki olarak.

    Yapay bir cinsiyet inşası bu: İnsanın Yaratıcıya meydan okuma çabası ve tanrılaşma sürecinin karikatürü yani.

    Burası tam bir çıkmaz sokaktır: Posthumanizm’in (insan-sonrası’nın) ve transhumanizm’in (insan-ötesi’nin) başlangıç noktasıdır.

    İnsan türünü libido / hedonizm (hazcılık) üzerinden tanımlamayan ve insanı tanımamayacak kadar insanlığından uzaklaştıran bir çıkmaz sokak.

    İnsanı, hedonizmin kölesi yapmak, insanın düşünme ve duyma melekelerini iptal etme, Mestroviç’in duygu-ötesi toplum olarak tarif ettiği kapana kıstırılma felâketine uç verecektir kaçınılmaz olarak.

    Sözün özü: Aile son kaledir. Ailenin en güçlü ve son kalesi ise Türkiye’dir.

    John Berger, görme biçimleri üzerine çığır açan metinler yazan cins biridir. 1970’lerde İstanbul’da bir gecekondu evine gidiyor ve enfes bir yazı yazıyor. “Türk Evi: Cennet” başlığını taşıyan ibretlik bir yazı.

    Aile, bizim dünyaya verebileceğimiz en temel kurum.

    Ama Türkiye’de aileyi çökertecek projeler gırla her tarafta…

    Televizyonlarda neredeyse bütün diziler aileyi kurşuna dizmekten başka bir şey yapmıyor!

    Sabah kadın kuşağı programları ailenin köküne kibrit suyu dökmekten, kadını aşağılamaktan başka bir şey yapmıyor!

    Sosyal medyanın algı operasyonlarıyla nasıl canavara dönüştüğünü görüyoruz.

    Aileyi koruyamazsak insan türünün yok olmasına engel olamayız. O yüzden İstanbul Sözleşmesi’nden derhal çıkmalıdır Türkiye!

    Aileyi savunamazsak, insanı savunamayız.

    Aileyi kaybedersek, insanı kaybederiz, insan kalamayız.

    Yusuf KAPLAN

  12. Ali dedi ki:

    “Mesela pek çok başörtülü kadın erkeğin boşandığı eşine nafaka vermesini savunuyor. Sebep ise nafaka olmazsa kadınlar mağdur olurmuş. Allah eski eşe nafaka vermeyi emretmemiş, bu konuda açık âyet var. Üç aydan sonra, kadın hamile ise doğumdan sonra eski eşe nafaka yok, sadece çocuğa var. Siz Allah’tan daha mı merhametlisiniz! Allah’ın âyetlerinin aksini nasıl savunabilirsiniz başınızdaki örtüyle.”

    Eksik bilgi örneği, bunu okuyan bir çok kişi o zaman kadın nasıl gecinecek diyip bilgisizce tepki gösterebilir, kaş yapayım derken göz çıkarmak, yarım hoca meselesi… Tamam kadına nafaka yokta kadın mehir alıyor başta ve sonra da onun üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir, değerlendirebilir ticaret yapabilir para kazanabilir boşandığı zaman sıkıntı çekmemesine vesile olacak önlem İslam’da en başta alınır, bunu söylemeden bu paragrafı söylemek kimilerini dininden bile eder.

    • Aslan akbey dedi ki:

      Eksik bilgi yok aslında. Sana hanım daha önceki yazılarında bu sizin yazdığınız şeyi çok defa yazdı. Yalnız bu yazısında gündem nafaka olduğu ve başka pek çok da şeyden bahsettiği için ayriyeten bunu yazmaya gerek duymamış. Kadin zaten kendini (yani kendine takılan altınları) almakla kalmıyor üzerinde dinen hakkı olmayan diğer takıları da aliyor tazminat nafaka ve malların yarısını da aliyor. Bunlar hep kul hakkı. E bunları şimdi buraya yazmadı diye sema hanım eksik yazmış diyemeyiz. Çünkü bunları zaten önceki yazılarında yazdı. Ama şu nafaka meselesinde bile hukumetin tavrı ortadadır. Nafakayı üst sınır gelecekti. Bunlar naptilar gittiler alt sınırda anlaştılar. O da 2 yıl. Allah akıl fikir versin bu akplilere ve bu basortulu-basirtusuz feministlerin serrinden de hepimizi korusun.

  13. gulpembe dedi ki:

    yukaridaki sebepler insani feminist yada erkek dusmani yapmaz. aslinda neden boyle oldugunun cevabi cok derin ve karmasik degildir. yapilan sey siyasettir. siyaset fitrati itibariyle zaten temiz bir meslek degildir. kendilerine verilen talimatlari uygular yine buna uygun soz ve tavir takinirlar. bu kadinlar kendi baslarina falan hareket etmiyorlar. kocalari erkek akraba ve meslektaslari hepberaber calisiyorlar. mucahitler muteahhit, bacilar “feminist” oldu .sasiracak cok birey yok. dinin ozunden cok kabuguna, eyleminden cok propogandasina takilip kalirsak boyle olur. tesettur iman olcer birsey degildir. tipki kisinin namazi yada hacciyla iman derecesini olcemeyecegimiz gibi. yurtdisinda musluman erkeklerle evli pekcok gayri muslim hanim, kocalarinin hatiri icin tesetturlenmektedirler; imanlari bile yok dikkatinizi cekerim.

    evden uzaklastirma ile ilgili kendi gozledigim bir durumu paylasayim; arkadasin biri kocasi icin uzaklastirma karari aldirdi. adamin ayak bilegine,kucuk gorulemeyecek buyuklukte bir cip taktilar. kadinin ev ,isyerine..vs falanca metreden cok yaklasirsa bu cip sayesinde polis merkezine sinyal gidiyor ve 3 dk icinde adam orada tutuklaniyor. bu sure zarfinda haftada belli saat terapi merkezlerinden ofke kontrolu/insan iliskileri vs. uzerine zorunlu ders ve destek aliyor.(bu sadece aile ici degil tum uzaklastirma kararlarinda boyle uygulaniyor.)devlet bir sozlesme yaptiysa uygulama ve takibiyle bunun arkasinda durmasi gerekir. turkiyede kadin aksam kocasi icin uzaklastirma karari cikarttirip sabah camdan iceri atlayan koca tarafindan bogazi kesiliyorsa orada bir devlet yok demektir. daha fazlasi, devlet cinayet isliyor demektir. gecen gun 3 guvenlikci kadin 1 memur erkekten dayak yedi. ceplerinde karsilarindaki adami etkisizlestirebilecek bir elektro-sok cihazi bile yok ama adlari “guvenlikci”?

    mutsuz evliliklere gelince;turkiyede dindar kesimce cok sayilan kadinlarin rol modeli olarak gosterilen bir hanfendi gecenlerde vefat etti, bu hanimin basindan birden cok evlilik gecmis, hicbirinde kendi tabiriyle mutlulugu yakalayamamisti. insanlar imanlari zayif yahut temel sorumluluklarini yerine getirmedikleri icin mutsuz olmuyorlar, yada saliha/kavvam olamadiklari icin bosanmiyorlar. beklentiler, karakterler,saglik yada kulturel durumlar farkli yerlerde farkli sorular cikarabiliyor insanlarin karsisina , bu meselede toptanci ve ezberci yargilarda bulunamayiz diye dusunuyorum.

    • Orhan dedi ki:

      Ezberci yasa 6284 ve nafaka kanunları bataklık haline dönüşmüş etrafa koku salmaktadır. Bu çökek kurutulmadan dışarıdan dezenfektenin bir faydası olmayacağı inancındayım. İmparatorluk kurmuş bir millete Avrupa’nın kokuşmuş yasaları bize uymaz ve bu necip millete reva görülmemeli. Fıtratımıza uygun bir kanun çıkarılamıyorsa bu yöneticilerin kabahatidir, Türk erkeğinin değil!

    • Yahya dedi ki:

      Gulpembe hanım,

      2. paragrafta anlattığınız olay tahmin ederim Amerika’da gerçekleşti.
      Lakin aynı pranga uygulaması “TR”‘de yani ülkemizde de mevcut.

      İşin üzücü tarafı o prangayı üreten firma 3M (Amerikan firması) ve biz kendi (hani yerli ve milli olan) vatandaşımızı o ithal kanunlarlar ile cezalandırıp, yine ithal prangalar ile bağlıyoruz. (vs…)

      Geçelim, geçenlerde Kütahya’da boşandığı eşini pompalı tüfekle vurup yaralayan ve fırıncıyı öldüren eski koca, olaydan önce eşini tehdit ettiği için uzaklaştırma kararı almış ve ayak bileğine elektronik kelepçe takılmış. Adam kelepçeyi bozmuş, yapacağını yapmış….

      Kısacası bu devlet var/yok demek değil, Amerika’da da benzer hadiseler söz konusu. Hapise atılıp yıllarca orada kalıp, çıktığında yapamadığını yapan binlerce kişi var.

      Ayrıca, toptancı ve ezberci yargıda bulunamayız diyorsunuz ama “dindar kesimce çok sayılan” ve “rol modeli olarak gösterilen” diyerek aynı hataya düşüyorsunuz.
      O hanım efendinin mutluluğu bulamaması vs. tamamen kendine münhasırdır, detayına inmeyeceğim….

      • gulpembe dedi ki:

        Yahya Bey,
        Mesele elektronik kelepce degil. Asayisimizin donanimsizligi,gerekli bilgi,yetki ve materyalin bulunmamasi.Verdiginiz ornekten gidelim, katilin kelepceyi bozdugunu devlet yani Denetimli S. Mudurlugu anliyor ve kadina telefon edip “kisi kelepceyi bozmus. Polise haber verin” diyor. Su komediye bakar misiniz? halbuki o kisinin o anda desderst edilmesi gerekirdi. Ayse T. Arslan ornegine bakalim, 6 ay icinde 23 kere suc duyurusunda bulundugu kisi sadece bir kere sorguya cekilip serbest birakiliyor. Cinayetin islendigi gun kadinin cantasindan yine suc duyurusu icin hazirladigi bir dilekce cikiyor. Eger bunlar bir devletin oldugu yerde yasaniyorsa devletsiz bir yer bundan daha kotu nasil olabilir?baska ornek.. Katil vurdugu adamin vefat ettigine emin olana kadar halktan kimseyi yanina yanastirmiyor ve polisin katili vurarak teslim alma hakki yok,sadece izliyor. Amerikada bu olay olsa o katil ayagindan degil alninin ortasindan vurulup teslim alinirdi. Kanunlar, polise verilen yetkiler,uygulamalar caydirici olmak zorunda.

        Evet haklisiniz suc evrensel,suclu heryerde fakat ‘eceli gelmisse olur’ diyerek kulagimiz uzerine yatamayiz. Kanun vatandasimin lehine ise , ithal de ederim ne kotulugu var bunun ? kanun kotu degil, kanunu uygulamasi gereken sistem(sizlik) kotu. Turkiyedeki cinayetler bir asayis problemidir. Cok basit tedbirlerle hic degilse bir bolumu onlenebilecek cinayetlerin ardi arkasi kesilmiyor.

        Son paragrafla ilgili olarak…sahsen insanlari degerlendirirken ‘titr ‘leri hic umrumda olmaz. Fakat malum ‘seyh ucmaz onu murid ucurur’ demisler. Boyle olunca ornek tavir ve sozleriyle one cikmis kimselerden( onlarin da nihayetinde birer insan olduklari unutulup)beklentiler de buyuk tutuluyor. Benzer bir olay burada da oldu. Amerika capinda cok sevilen bir imam var. 6 cocuktan sonra ve esi hamile iken bosanmaya kalkti, kimi insanlar muthis hayal kirikligi yasadi, bunu adama yakistiramadilar. halbuki bu surece nasil gelindi bir fikrimiz yok. Buna mukabil ise tanidigim ateist bilimci kari-koca bir cift var, birbirlerine oyle sevgi dolu ve saygililar ki disardan bakinca iste musluman aile dersiniz. Fakat ideolojik anlamda da bizlerden cok cok farkli insanlar. Yazidaki feministlerin evlilikleri hakkinda yapilan degerlendirme uzerine boyle bir kiyas getirdim. Her ikisi de genelleme ve her ikisi de yanlis tabiki.

        • Yahya dedi ki:

          Devlet var, yok münakaşasına girmeyeceğim. Eğer devlet kendi vatandaşına ücretsiz veya çok düşük maliyetli sağlık hizmeti veremiyorsa bence orada da devlet yoktur vs …

          Problem: insan cinayetleridir ve çözümü: devlet var yok değil, çözümü Allah’ın bize emrettiği yoldur.
          Kelepçe bozulur veya bozulmaz, tüm sistem çalışır ihmal sebebiyle gözden kaçar. Eğer mukayese üzerinden gideceksek, amerikada da adam mass shooting yapıyor olay bittikten sonra polis müdahale edebiliyor, ediyor. Ki Amerikada bir çok şehirde atşeli silahlar için erken uyarı sistemi var vs. demek ki devlet yok.
          Veya adamlar 4 uçak (olay günü 8 uçak dediler) havalimanından kaçırabiliyor ve amerikanın kalbi sayılabilecek merkezleri bu uçakalarla vurabiliyorlar… demek ki yine devlet yok.

          Aynı Türkiye, aynı vatandaşlar, aynı kadını koruyan kanunlar, sadece Amerikadaki asayiş sistemi buraya kurulsa, siz zannediyor musunuz bu olarlar kökünden çözülecek? Hayır belki yöntemler değişecek. Ör. Adam kelepçeyi bozmayacak, bozamayacak ama bileğini kesecek, yine yapacağını yapacak.
          Abartıyor muyum? Karısını ölüdüren kocaların %45’ine yakın bir oranı cinayet sonrası kendisini vurup intihar etmiş veya teşebbüs etmiş. (TR’de bakanlığın yaptığı bir araştırmaydı)
          ——————

          Tabii 1400 küsür yıl önce gelmiş şer-i hükümler, bugünkü modern ve yüksek teknolojik dünya düzeninin ihtiyaçlarını karşılayamıyor…..
          ve dolayısıyla, yerli ve milli olarak da o zeka düzeyinde olamadığımız için ithal kanunlar ile vatandaşlarımızın/toplumumuzun menfaatini koruyoruz.

          vesselam…

  14. Aslan akbey dedi ki:

    Ben pek çok hatalarınla beraber kendimi dindar olarak görüyorum. 5 vakit namazliyim dürüst yalan söylemekten ictinab eden bir cemaatin derslerine giden sade bir müminim. Islam namına fazla bonusum yoktur. 2010larda Odtü de okurken basortululeri solcu marjinallere karşı savunan ben şimdi islam namina hicbir şekilde savunmuyorum. Çünkü başörtüluler artık başörtüsü özgürlüğünü kazandılar ama örttükleri kafalarını o solcu ve azılı islam düşmanlarına teslim ettiler. Söylediklerinize aynen katılıyorum sema hanım. Bir kamu kurumunda çalışıyorum. En çok feminist ve erkek dusmani dusunce tarzını bu başörtülü ve namazlilarda görüyorum. Başı açıklar bunlardan atatürkçü solcuyum diyenlerse hepsinden daha insaflı. Erkeklerin üzerine fazla gidiliyor diyorlar hepsi de . Nafaka ve 6284te aynen biz gibi düşünüyorlar. Onlarla anlaşmak daha kolay. Şahsen başörtülü bir kadınla evlenmekten korkuyorum. Çünkü onlar dinimizi de feminizmlerine alet edecek kadar ileriye gitmekten çekinmiyorlar.

    • Dünya Birilerine Çok Tatlı Geldi dedi ki:

      Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

      “Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.”

      Müslim, Zikir 99. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 26; İbni Mâce,Fiten 19
      Bunlar Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü vesselamdan dahi yüz çevirdiler.

    • Ayşe AKSOY dedi ki:

      Değerli kardeşim size katılıyorum.cok haklısınız.Feministlikten tövbe etmiş biri olarak yazıyorum bunları.Aslen doguluyum.. gerek ailemde gerekse çevremde kadın olduğum için utanmaliyim başlığıyla büyüttüler beni.
      Annem Arap kökenli çok tutucu dindar bir kadındı.Erkek kardeşlerime çok basit nedenlerden ötürü zalimce dövdururdü. Babam üzülür ama annemden çekindiği için bişey yapamazdı.Annem korkunç ayrımcılık yapardi, tek kızdım ama o eve sigamazdim aç kalırdım üsürdum hastalanirdim ama sesimi cikaramazdim.
      Annem kız olduğumu avret olduğumu söyler dururdu.Bu nedenle evden çıkarmaz bı yere götürmez di.babamin yüksek ısrarı üzerine okuttu.ama maddi durumumuz müsait olduğu hâlde sefalet içinde okuttu.
      Annem erken yaşta öldü ama onun yarım bıraktığı işi erkek kardeşlerim başarıyla devam ettirdiler.kadin olduğum için erkek olmadığım için yıllarca ağladım.sonra bı şekilde dine yöneldim.elime aldığım İslami Bir çok eserde kadın aşağılık kadın fitne kadın bela … hadislerde sahihligi tartışılır ama kadın yine kötü karakter…sonra Kur’an dan bir kaç ayete göre kadın zül… artık manen ve Madden bu denli hiç Bir yere sigamamak beni bitirince ilaç alıp canıma kıymak istedim.hastaneye kaldırıldığında ölmek üzere olduğumu söylediler.Hamdolsun ki Rabb’im öldürmedi..bBen ölmedim ama biri akrabam iki arkadaşım olmak üzere üç tane kız intihar Edip öldüler.
      Buyudum üniversite okudum evlendim ve anne oldum ama içimdeki nefret öncelikle Kendi cinsiyetime duyduğum sonrada erkeklerle yonelttigim o nefret büyüyerek devam etti.esim dindar ve çok erdemli..beni sevmesine beni güzel bulmasına yedi yıl boyunca inanmadım.bana iltifat ettiğinde dalga geçiyor sandım.cunku kadınlık duygusuna sahip değildim erkekte değildim vahşi Bir yaratiktim..

      Eşim bana İslami anlattı yaşayarak örnek oldu.hep sevgi ve merhametle yaklaştı ihtiyaclarimi bir ibadet bilinciyle karşıladı.beni kıskandı korudu.yapmak istediğim bir şeyi begenmeyince yapmama izin vermez ama daha güzel bir alternatif sundu her zaman.tek başıma Bir yere gitmeme izin vermez ama canım sıkıldiginda istediğim yere kendisi götürür. Sagligimi benden çok düşünür.

      Esim kavvamligi hayvanlık olarak algılayan biri olmadığı için erkek düşmanlığımin giderek azaldığını gördüm.ona dinle ilgili kadın konusundaki on yargilarimi anlattım.isini gücünü bırakıp beni bu konuda bana faydası dokunacak kişilere götürdü.ilmine güvendiği her kim varsa onları bulup sorularıma cevap bulmama olanak sağladı.esimin sayesinde İslami öğrendim.

      Allahin kadına kahretmedigini merhamet ettiğini gördüm.kadini eve hapsetmedigini bilakis evi kadın için medrese yaptığını kadına toplum mühendisliği gibi kutsal bir görev verdiğini gördüm.kadini avret ilan Edip onu şeytanla eşdeğer gören zihniyetin aksine kadini özel ve güzel yarattığı için örtüyle korudugunu gördüm.erkege verdiği bir çok artı gibi görünen hakların .bazı yobazlarin savunduğu gibi fazilet üstünlüğünden değil erkek kulunu mağdur etmemek için olduğunu gördüm.ustugunlugun cinsiyette değil şahsiyette olduğunu gördüm.

      imanimi tazeledim.tovbe ettim.erkekler kavvam onlar bizim yöneticimiz buna inancım tam.saygidaki ve sevgideki kusurumuzun ahirette bir karşılığı olacak … Rabb’im bu dengeyle herkesi koruyor.Kadinin kocasına itaati kadını kucultmez.bilakis yüceltir.Bu hakikatin farkına çok geç vardım.Bu kaybima neden olan her kim varsa hakkımı kendisine helal etmiyorum.kac asırlık olursa olsun kendine alım diyen kitablar yazan kadını Allah adına hiçe sayan kadını bu dinin kulu değilde fitnesi ilan eden kadını eve hapsedip ona ihtiyacı olan ilmi vermeyip cahillestiren cahil bir nesil yetistirmesine sebeb olan..erkek olmayı üstün olmayı kadına zulüm yapmak için yeterli gören her kim varsa hakkımı helal etmiyorum.

      Allah evvelâ bu dinin sonrada benim gibi olan bütün kadınların hakkını alsın bu insanlardan.annemin kadın düşmanlığı dinlediği hocaların din anlayışının bir sonucuydu.ben sonucun bedelini çok ağır ödedim.eger karşıma eşim gibi bir mümin cikmasaydi şimdi katı bir fenisttim. kizimida kendim gibi yetiştirecektim.bugun bu durumun bu erkeklerin ezilmesinin kendimce en onemli nedeni geçmiş asırlarda din adına olusturulan kadın algisidir.kadina reva görülen seviye yerini buldu ve işte meyvesini verdi.bu bela yine geldi erkeği buldu.

      Allahin koyduğu hududu takva adına bile olsa aşmak haşa Allah’a akıl vermektir her asiriligin sonu husrandir.tum bunları niye yazdım biliyor musun değerli kardeşim türbanlı hanımlara feminist diye kızma kim bilir belki de içlerinde bir ben yatıyordur..

      • muhammed dedi ki:

        kardeşim tevbe etmişsiniz dine dönmüşsünüz ama bazı zihni sakatlıklardan kurtulamamışsınız. bir kere peygamberimiz ve sahabelerinden bize kadar ehli sünnet uleması tarafından aktarılan sahih islami bilgide hiçbir sorun yoktur. sorun bunu anlamayan,yanlış anlayan insanlarda veya günümüzün bazı cahil ve kifayetsiz ya da ehli bidat bozuk sözde din adamlarından yanlış aktarılan din anlayışındadır. yoksa elhamdülillah günümüzde de birçok-özellikle medrese kökenli- ehli sünnet uleması dini doğru bir şekilde anlatmaktadır.ve birçok sohbet internet yoluyla da insanlara ulaşmaktadır

        gerçek alimlere laf atmak insanın -maazallah- imanını ciddi manada zedeler ve Allahu teala katında büyük vebale sebep olur. eğer geçmiş asırlarda yaşamış hakiki ulemamıza herhangi bir konuda ”yanlış algı oluşturmuşlar” derseniz yarın başkaları da çıkıp başka herhangi bir dini konuda ”yanlış algı oluşturmuşlar” der ve işin sonu dini başta sona değiştirmeye yani dini yok etmeye giden bir sürece dönüşür. bugün birçok ilahiyatçının yapmaya çalıştığı gibi… bu tür sözlerle siz de bu işe -farkında olmasanız bile- büyük katkıda bulunmuş olursunuz ve bunun büyük vebalini alırsınız.

        söylediğim gibi dini doğru kişilerden ve doğru kaynaklardan ;gerçekten tam ehli sünnet olan hocaefendilerden ve kitaplardan öğrenirseniz hiçbir sorun olmaz. fakat annenizden veya mahallenizin din anlayışı kıt hocasından birşeyler duyup da bunu eski büyük alimlerden bilmek olmaz.

        mesela;avret ve fitne sözlerine takılmışsınız.ama bunların dinimizde manası nedir veya nerde ne manada kullanılır anlamamışsınız.evet kadın avrettir. bu hadisi şerifte de geçiyor. ”Bir kimsenin açması, başkasına göstermesi ve başkasının bakması haram olan yerlerine (Avret mahalli) denir” .kadın el ve yüzünden başka tarafını yabancı erkeklere gösteremez.bunun için genel manada kadın avrettir denilir.erkeklerde de göbekten diz altına kadar olan yer avrettir. yine fitne kelimesi Kuranı Kerimde birçok yerde farklı manalarda kullanılır.kelimenin asıl manası ise sınamak,imtihandır. evet hadiste “Benden sonra, erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım”.buyurulur. ayette ise ”mal ve çocukların fitne olmasından” bahsedilir.buradaki manalar onların birer imtihan vesilesi olduklarıdır. esasen her nimet bu manada bir fitnedir.kadın erkek için, erkek kadın için,evlat ve mal anne baba için,anne baba evlat için vs.vs… şimdi siz bu arapça termlerin zamanla türkçemizde ona yüklenen kötü algıları göze alarak ”hocalar bize avret,fitne diyor” diye şikayet ederseniz dini yanlış anlamış ve anlatmış olursunuz.

        ayrıca annenize olan öfkenizi yenmeli ve ”hakkımı helal etmiyorum” gibi lafları bırakıp aksine ona dua etmelisiniz. eğer onun üzerinizdeki haklarınızı bilseydiniz ve içinize sindirebilseydiniz emin olun böyle yapardınız.evet diyebilirsiniz ki ”söylemesi kolay sen benim ne yaşadıklarımı biliyor musun?” tamam kardeşim ama bu da bir imtihan.hem emin olun ki sizin yaşadıklarınız gibi hatta çok daha kötülerini yaşayan kadın kız erkek çocuk -abartmıyorum-milyonlarca müslüman var bu dünyada. sizin yaşadıklarınızı küçümsemiyorun aksine ebedi hayat için Rabbimizin hepimizi bir şekilde çeşitli imtihanlara tabi tutacağını söylüyorum.ama büyük ama küçük…cennet işte bu şekilde imtihanları geçe geçe kazanılıyor inşaallahu teala.

        dediğim gibi eşiniz size yardım etmiş ama demek tam manasıyla dini doğru bilen hocalara rastgelmek veya bu konuları sormak nasip olmamış. en azından ismailağa fıkıh kurulu gibi medrese ehli gerçek hocaefendilerin olduğu bir camiaya telefonla da ulaşıp sorularınızı sorabilirsiniz.Allahu teala tam manasıyla hepimize hidayet etsin.Amin.

        • Meryem dedi ki:

          Muhammet Bey;
          Onun çevresindeki hocaları gerçek alim olup olmadıklarını bilemeyiz .Ben ayşe hanımın yorumunda bir sakatlık görmedim. Kuran-ı kerimde cennet kelimesi cehennemden daha fazla geçer. Sebebi de Rabbimizin merhametinin daha fazla olmasıdır. Anlattıklarına benzer durumları yaşayan insanları kızlar bende gördüm. Vakti zamanında fazlası ile ezilip hor görüldükleri için kızlarını daha farklı büyüttüler, okuttular. Koca parasına muhtaç olmamak için çeşitli telkinlerde bulundular. Yani daha önce kadına yapılan zülumler bu şekilde cereyan etti ve yine döndü dolaştı ayağımıza dolandı. Dinimize göre kadın erkeğe emanettir. Kadın tabi ki kocasına itaat edecek ancak İslamı bir bütünüyle baz alarak hareket edilmeli. Yani koca karısına zülmetmemeli,emanet gibi görmeli.Ayşe hanımın yaşadıkları oldukça zor.Allah kimseye yaşatmasın.

  15. Orhan dedi ki:

    Bu tür kadınlarda retrospektif ofansif saplantı oldukları inancındayım. Bu bir psikiyatrik hastalıktır, tedavisi şarttır. Tedavi edilmesi ise şişer hasid bir insana dönüşür. Haset, evvela hased edeni yer bitirir.

    • Tugba ozyilmaz dedi ki:

      Haklısın SEMA hanim.seni yeni tanidim fikirlerin tespitlerin 10 numara.sen allahın adam isin.islama uygun hep görüşlerin.millet iyce kafayı sıyırdı.basortusu rezil eddiler dapdar incecik giyiniyorlar moda diye insanlıktan çıktılar rabbim islah etsin.erkek kardeşlerimizin yardımcısı olsun.ıslami ne aile ne millet nede devlet yaşamıyor sorunlarda hiç bitmiyor işler içinden cikilmayacak noktaya geldi.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Mutlu bir evliliğin reçetesi gayet basittir: Birbirinize karşı oldukça nazik davranın.” ( Marie France)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku