Başörtülü Diktatörlerin Kur’an Karşıtı Çalışmaları

25 Nisan 2019Sema Maraşlı57 Yorum »

semaİslam düşmanları yıllardan beri İslam’a aile üzerinden saldırmışlardır. “İslam kadına değer vermiyor…” gibi söylemler maalesef ki bazı Müslümanlar üzerinde etkisi gösterdi.

Bir de 28 şubat süreci yaşadı ülkemiz. Müslümanlarının bir kısmı yıllardan beri içinden çıkamadığı bir aşağılık kompleksi yaşıyor. Sanki memleket kendilerininmiş gibi ağzı köpüklü, ayyaş din düşmanlarının: “Arabistan’a gidin…” naraları Müslüman memleketinden Müslümanları kovma çabaları psikolojik olarak Müslümanlar üzerinde bir aşağılık kompleksi oluşturdu maalesef ki.

28 şubat sürecinden sonra gerek erkekler de gerek kadınlar da bir modern görünme “Aman biz sizin zannettiğiniz gibi değiliz, biz de çok moderniz…” bizi sevin, yaltaklanmaları onlara benzemek için verilen tavizler neticesi din düşmanlarının nefreti artırırken, tavizkar Müslümanları ise dinlerinin karşıtı davaları savunur hale getirdi.

Eskiden din düşmanlarından duyduğumuz sözleri artık dindar olma iddiasındaki kişilerden duymaya başladık. Dininden utanan kadınlar arttı.

Artık din düşmanlarının savunduğu davaları başörtülü kadınlar savunuyor hem de dernekleşerek, sistemli bir şekilde. Ve bu kadınlar Müslümanlara, din karşıtlarından daha fazla zarar veriyorlar. Başörtü üzerinden aşağılanan kadınlar, birikmiş öfkelerini erkeklere çevirdiler ve feminist oldular. Tabii feministlerin devlet ve Avrupa fonundan beslenmeleri ise işin duygusal boyutu (!)

Sistemleşen, çoğunluğu başörtülü kadınlardan oluşan siyasette de etkili olan dernek KADEM dir. KADEM kurulduğu günden beri “kadın hakları” adı altında feminizme hizmet eden, Ak Parti”ye yakınlığı ile bilinen fakat din düşmanı, PKK lı feminist kadınlardan daha fazla ülkeye zarar veren bir dernek oldu.

KADEM kadınları, sırtlarını siyasi iktidara dayayıp, erkekleri ayılardan, kurtlardan vahşi hayvanlardan daha aşağı gösteren videolar yaptırıp yayınladılar.

KADEM nedense aile kurumuna zarar veren bütün projeleri ve kanunları destekliyor. Eşcinselliğin yayılmasına ve aile kurumundan kadını alıp tanrılaştıran İstanbul sözleşmesini ve 6284 ü de destekliyor. Pek çok mağduriyete sebep olan, dinen de haram olan eski eşe süresiz nafakayı savunuyorlar.

Genç evliliğe karşılar ve genç evlenen kocaların hapis cezası almaları için çalışma yapıyorlar. Geçen yıllarda 18 yaş altı genç evlilik yapanların hapisteki eşlerine yapılacak affı son akşam durdurdular. Binlerce kadın ve çocuk onların sebebi ile perişan, göz yaşı döküyorlar, yatıp kalkıp onlara beddua ediyorlar. Mazlumun bedduasından da korkmuyorlar.

Neymiş KADEM kadınlara erken evliliğe karşılarmış. Neye dayanarak karşısınız? İnandığınızı söylediğiniz dininiz mi yasaklamış? Ninelerimiz dedeleriniz hep on beş on altı yaşında evlenmişler. Şimdi ne olacak onların hali. Ellerinden gelse onları da mezardan çıkarıp hapse atarlar. Atalarımızın hepsi 18 yaş altında evlendi diye cinsel istismarcı onlara göre.

Kısacası KADEM her konuda açıkça din düşmanı kadın dernekleri ile yarışıyor, “biz sizden daha fazlasını yapabiliriz” diye. KADEM de aktif çalışan bir avukat hanımla bir yerde karşılaştık. “Sizin Mor Çatı gibi derneklerden ne farkınız var?” diye sordum. “Olur mu canım bizi onlarla mı kıyaslıyorsunuz, çok farkımız var.” dedi. “Mesela” dedim. “Biz kurumsalız” dedi ve başka da bir fark bulamadı. Oysa KADEM in onlardan en büyük farkı siyasi bir desteği olması, kanunlar üzerinde belirleyici olmaları.

Nafaka mağdurları Adalet Bakanlığı’na gittiklerinde, bakanlık yetkilileri açıkça “Gidin KADEM i ikna edin gelin, istediğiniz kanunu çıkaralım.” demişler. Yani bakmayın memleketi erkekler yönetiyormuş gibi göründüğüne, memleketi Kösem Sultanlar, dişi diktatörler yönetiyor aslında. Bir taraftan da ülkenin sonunu hazırlıyorlar.

Nafaka mağdurlar kaç kez güç bela KADEM den randevu alıp birkaç görüşmeye gittiler, dertlerini anlattılar, Adalet Bakanlığı’ndan öyle cevap alınca. “Boşa gidiyorsunuz onlardan bir şey çıkmaz.” dedim ve dediğim gibi de oldu.

Zira KADEM her halükarda haksız da olsa kadının yanındalar. Gerçi süresiz nafaka yüzünden ikinci evliliklerin yapan erkeklerin yeni eşleri de nafaka konusundan mağdurlar fakat o kadınlar ve genç evli kadınların mağduriyetleri, gözyaşları KADEM kadınlarını pek ilgilendirmiyor. Onlar lüks binalarında, şık salonlarda, cici kıyafetleri ile devleti yönlendirecek daha doğrusu mecbur bırakacak çalıştay yapma derdindeler.

Şimdiler de MHP nin teklifi ile nafakanın bir yıldan beş yıla indirilmesi meselesi konuşuluyor. Ki bu bile yeterince adaletli değil.

Erkek zaten çocuğu varsa boşandıktan sonra çocuğuna nafaka vermek zorunda fakat eski eşine ayrıca nafaka vermek zorunda değil. Hele bir de çocuğu olmayan için bir gün de evli kalsa yıllarca eski karısına nafaka ödeyenler var. Ödeyecek durumu olmayanlar hapse giriyor. Sonraki evlilikleri zarar görüyor.

Süresiz nafakaya süre getirilmesi konuşulmaya başlayınca din karşıtı feminist kadın dernekleri hemen itirazlara başladılar açıklamalar yapıyorlar. “Nafaka kadının hakkı…” diye. Çok ilginç bir söz. Bir kadının eli nasıl eski kocasının cebinde olabilir ve bunu hak olarak görebilir. Erkek de madem boşandıktan sonra eski karı-kocanın hakları devam ediyor deyip o da başka haklar peşine düşerse ne olacak o da erkeğin mi hakkı olacak.

Din karşıtı feministler fikir beyan ederler de başörtülü feministler geri kalır mı?  Onlar da hemen karşı çıktılar nafakaya süre getirilmesine. KADEM bir açıklama yaptı. Eski eşe çocuk da olmasa nafaka süresiz devam etmeliymiş de hakimler duruma göre karar vermelilermiş. Eğer bu olamayacaksa en kısa evlilikte bir gün de olsa erkek en az iki yıl en çok on yıl nafaka ödemeliymiş.

Mesela kadın bir ay sonra “ben evlilik hayatına adapte olamadım” deyip gitse, erkek düğün borçlarının üstüne bir de iki yıl kadına nafaka vermeliymiş. Bu ne kadar insafsız bir şey. Sadece kadın düşünülüyor erkek ne yaparsa yapsın, yoksa da hapse girsin. Kadınlar ne ara bu kadar vicdansız oldular.

KADEM uzun süren evliliklerde de evlilik yılı kadar nafaka ödenmesini uygun görmüş. “Nafaka olmazsa kadın yoksulluğa düşermiş.” İyi de bu kadının geliri yoksa kendi ailesi yok mu? Bir kadına bakmak ona el olmuş eski kocaya mı düşer, yoksa kendi ailesine mi? Bu kadın evlenmeseydi ailesi onu kapıya mı koyacaktı. Kadının çocuğu varsa zaten baba ona nafaka ödeyecek, kadına neden ödesin? Ayrıca çalıştığı halde nafaka alan binlerce kadın var, onu hiç konuşmuyorlar.

KADEM güya kadınlara merhamet ediyor. Oysa kimse Allah’tan daha merhametli değildir. Dinimiz bu konuda ne diyor. Kur’n-ı Kerim de açık ve net olarak belirtilmiş. Boşanma sonrası iddet müddeti denen kadının başkası ile evlenmesi haram olan sürede erkek kadının geçimini sağlamak zorundadır. Bu da üç kez adet olup bitimine kadardır. Bundan sonra artık karı koca birbirine eldir. Kadın gidip başkasıyla evlenebilir. Evlenmese de kadının nafakasını eksi koca değil kendi ailesi o da yoksa devlet üstlenir.

KADEM ve benzeri dernekler eğer gerçekten bir işi yapmak istiyorlarsa çocukları için nafaka alamayan yüzlerce kadın var, boşanma sonrası çocuklarının bütün ihtiyacını karşılamaya çalışan. O kadınların çocuklarının haklarını savunsunlar. Baba geliri nispetinde boşanma sonrası çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. On beş bin maaş alıp önceki evliliğinden olan çocuklarına doğru düzgün bakmayan, onları perişan eden babalar duyuyoruz, o çocukların kanuni haklarının peşine düşsünler.

Çocuğunu babasına göstermeyen, yabancılaştıran ebeveynlerin kanuni ceza almalarını, ülkenin en büyük utancı çocuk haczinin kalkmasını sağlasınlar, gerçekten hayırlı bir iş yapmak istiyorlarsa.

KADEM in başörtülü kadınları toplaşmışlar Allah’tan daha iyi bildiklerine karar vermişler ve Kur’an-ı Kerimin karşısında kendi görüşlerini daha iyi görüp çözüm önerisi olarak sunmuşlar.

“Çözüm önerisi” adına bakıp aldanmayın aslında devlete bir kadın dayatması bu. Kadınlara karşı zaafı olan erkek siyasetçileri ve kadın baskısından korkan, korkak siyasetçileri de düşündüğümüzde KADEM in teklifi dikkate alınacaktır. Allah’tan razı olmayan kadınların nefsani isteklerini karşılayacak, Allah’tan çok daha fazla kadınlardan korkan siyasilerimiz olduğu müddetçe işimiz zor.

Bakalım bu dişi diktatörler karşısında MHP nin teklifi ne kadar dikkate alınacak. Ki MHP nin teklifi de nafaka süresi olarak çok fazla onu da desteklemiyoruz, nafaka üç ay eğer bunu yapamıyorlarsa süresiz olmadan önce yıllarca uygulandığı gibi bir yıl olabilir.

KADEM beş yılı az bulmuş. Bakalım kim kazanacak. Açıkçası kadın diktatörler karşısında erkeklerin pek şansı olduğunu düşünmüyorum.

Yine başörtülü kadınların yıllardır faaliyet gösterdiği HAZAR derneği var. KADEM in bir başka modeli. “Kadının insan haklarını” savunuyorlarmış. Ne saçma bir cümle. İnsanın insan hakkı vardır, cinsiyet üzerinden yaparsanız bölücü olursunuz. Kadının insan hakkı var da erkeğin hayvan hakkı mı var! Gerçi şu sıralar ülkemizde erkeklerin hakkı hayvanlar kadar da yok. İnsan hakkı peşindeyseniz cinsiyetçilik yapmayın mağdurun yanında olun.

Onlar da yememiş içmemiş günahımızı daha nasıl artırırız, nasıl Allah’a savaş açarız, diye düşünmüşler, Kur’an âyetlerinin tam aksi nafaka konusunda düşüncelerini geçen hafta Aile Bakanlığı’na sundular. Nafaka mağdurlarının yüzüne bakmayan bakanlık yetkilileri bunları kapılarda karşılıyorlar.

Siz inandığınızı iddia ettiğiniz dinin, kitabının aksini nasıl savunursunuz? İnsan Kur’an-ı Kerim’deki bir emri yapamaz bu kendi bireysel günahı olur. Fakat Allah’ın âyetinin aksini iddia edersen ve bunun için de mücadele edersen Allah’a savaş açarsın. Allah’tan razı olmayan kadınların aşağılık komplekslerinin cezasını mazlumlar çekmek zorunda değil.

Bu kuruluşların çatısı altında olan herkes mazlumların bedduasına ve bu günahlara ortaktır.

Velhasıl ülkemiz son yıllarda bu başörtülü diktatörlerden çektiğini dinsiz feministlerden çekmedi. Din ve devlet düşmanı feministler bugün bu kadar şımardılarsa sebebi hükumetin yanlış aile politikaları ve bunlara destek olan başörtülü feministlerdir.

Konu ile ilgili linkler:

İslamın nafaka ile ilgili hükmü:

http://www.cocukaile.net/islamda-nafakanin-hukumleri/

Nafaka konusunda başörtülü ve din düşmanı derneklerin görüşlerine bakın arada bir fark yok hatta başörtülüler Allah’ın haram kıldığını daha canla başla savunmuşlar.

KADEM in açıklaması:
http://kadem.org.tr/nafaka-tartismalarina-iliskin-hukuki-degerlendirme/

HAZAR DERNEĞİ’ nin açıklaması:
https://www.posta.com.tr/amp/hazar-derneginden-suresiz-yoksulluk-nafakasi-degerlendirme-raporu-2098015?__twitter_impression=true

MOR ÇATI’nın açıklaması:
https://www.morcati.org.tr/tr/474-kadinlarin-nafaka-hakkina-dokunmayin

Aralarında fark görebiliyor musunuz?

Okunma Sayısı : 24.676

Yorum yapın

“Başörtülü Diktatörlerin Kur’an Karşıtı Çalışmaları” için 57 Yorum

  1. ALBATROS diyor ki:

    Dr. İhsan ŞENOCAK’IN İstanbul sözleşmesinin derhal feshedilmesi ve aile bakanlığıyla ilgili yazısı:

    “BU İZMİHLÂL-İ AHLÂKÎ YÜRÜRKEN, DURMAZ İSTİKLÂL!”

    Allah Azze ve Celle’de ehadiyyet/teklik, mahlûkatta ise zevciyyet/eş sahibi olmak esastır: “Düşünüp öğüt alasınız diye her şeyi erkekli dişili iki farklı cins olarak yarattık.”[1] Allah Azze ve Celle her şeyden mustağnî, insansa O’na (c.c) ve O’nun yarattıklarına muhtaçtır. Kadın erkekle, erkek de kadınla bir mana ifade eder. Allah (c.c) zevciyyetin tahakkuku için kadında ve erkekte “şehvet”i yarattı. Enbiya ile de şehvetin meşru yoldan nasıl istihdâm edileceğini gösterdi. Evlilik şehvetin meşru, zina ise gayr-i meşru tatmin yoludur.

    İnsan; Rabbi’nin belirlediği ölçüleri aşmaz, şehveti de meşru ölçüde istihdâm ederse aile kurar, çocuk sahibi olur, onların nafakası için iş arar, iş kurar, yer yüzünün îmârına katkı sunar.

    İnsan neslinin devamının teminâtı olan şehvet, gayr-i meşru yollarda tüketilirse tıpkı fabrikadan kusursuz çıkan, sürücünün bir anlık hatasıyla uçuruma yuvarlanıp ölüme sebep olan araba gibi beşeriyetin sonunu hazırlar.

    İnsan hayatının devamı da inkırâzı da şehvete bağlıdır. Aileyi kuran da yıkan da insanı asrılar boyu yâd edilen bir varlık yapan da “nesyen mensiyya” kılan da şehvettir.

    Bir şey ne için yaratıldıysa onun için kullanılmalıdır. İçerisine tuz atılan bir tatlıyı kim yiyebilir ya da şeker isteyen bir meşrubata tuz konduğunda kim onu içebilir?! Erkeği kadını, kadını da erkeği tamamlaması için yaratan Allah’ın (c.c) tasarrufuna başkaldıran ameliyeleri mâsum ilişkiler gören hangi millet varlığını muhafaza edebilir?!

    Bu Gidiş Nereye?!

    Allah Azze ve Celle erkekte ona özel ses, duygu, davranış, heyecen ve yöneliş yarattı. Kadını da erkeğe nisbetle daha zarif daha latif daha duygusal olma husûsiyetleriyle donattı. Biri kız diğeri erkek olan ikiz kardeşte bu farklılığı bütün kareleriyle müşâhade etmek mümkündür. Kızların oyunlarıyla erkeklerinki birbirinden farklıdır. Biri bebeklerle oynamaktan hoşlanırken diğeri atlar, arabalar ister. Biri ev ortamındaki oyunlardan diğeri savaş aletlerinden zevk alır. Biri daha süslü elbiseler arzularken diğeri sadeliği tercih eder. Aile, çocuklardaki bu fıtrî farklılığı önce himâye etmeye sonra da eğitimle aslına uygun bir şekilde geliştirmeye memurdur. Menfaati için çevre dahil mâlik olduğu her şeyi kirleten modern zaman insanı, nesilleri de bozdu. Ahlak yobazları, kız ve erkeklerin önce oyunlarının içeriğine müdahale etti sonra da “cinsiyet eşitliği” projesine bağlı olarak beşeriyetin genleriyle oynadı. Siyâsî ve ictimâî hayatın figürleri bu ifsad hareketine tam destek verdi. Bu noktada bazı üniversiteler kız-erkek tuvaletlerini birleştirken bazı belediyeler de kızlı erkekli karışık evler/yurtlar açtı. Diziler, yarışma programları cinsler arasında ki farklılığı yok sayan formatta ekranlara taşındı. İnsanların hayâ damarları uyuşturuldu. Kur’an-ı Kerim’in “yaklaşmayın” buyurduğu, Şeriat gibi aklın da büyük bir cürüm olarak kabul ettiği zina, suç olmaktan çıkarıldı. Kadın üzerinden para kazanan nâmus yobazlarını memnun etmek için “Ahlâken çöküyoruz!” diyen hocalar susturuldu. Turizm adı altında “beş yıldızlı fuhuş ekonomisi” desteklendi. Erkekler hangi oyunları oynuyorsa kızlar için de aynı oyunlar tertip edildi. İffetsiz projelerin, narkozlanan cemiyeti ahtapot gibi sarıp sarmalamasına seyirci kalındı. Halimizin hülâsası Akif’in şu mısralarındadır:

    “Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş;

    Ne din kalmış, ne îman, din harâp, îman türab olmuş!

    Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl…

    Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, durmaz istiklâl!”

    Batı, Niçin İslam Dünyasında Eşcinsellik Propagandası Yapıyor?

    İnsan niçin yaşadığını bilmezse hayatı tersine döner, aklı şehvetinin kölesi, nefsi de ruhunun sultanı olur. Nikahsız ilişkiler de kendini tatmin etmez. Hem Şeriat’a hem akla ve hem de fıtrata muârız yollara başvurur. Bu yüzden kadının erkekle nikahsız münâsebeti olan zinanın da tatmin etmediği insanlardan erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla birliktelikte teselli arıyor. Nikahın yerine zinayı, zinanın yerine de eşcinselliği koyan Batı, aslında hızla bitiyor. İnsanlığı yok etmek için yaktığı şehvet ateşi kendini çepeçevre kuşattı. Allah’ın (c.c) tâyin ettiği sınırlara tecavüz eden milletlerin nasıl savrulacağının çağdaş bir misâli olarak bir felaketten diğerine gidiyor. Kadından usanan erkek erkekle, ondan da usanan hayvanla, hayvandan usanan ise kurtuluşu intiharda arıyor. Hangi Batı ülkesinde ki kadın ya da erkeğin sahip olduğu milyon dolar, bir İslâm ailesindeki bir anlık huzur eder?! Papazlar 30 yıla varmaz Avrupa’da Hristiyanlar azınlık olurken Müslümanlar sayısal çoğunluğa ulaşacak diye ağıtlar yakıyor. Allah’ın (c.c) yaratış kanunlarıyla oynayan her uygarlık gibi Batı mezarını kendi elleriyle kazdı. Lakin eşcinsellik propagandasıyla Müslümanları da kazdığı mezara çekmek için çırpınıyor.

    Büyük sermaye sahiplerinin desteklediği bu proje farklı unsurları içine alarak tehditkâr bir halde ifsâda devam ediyor. Fransa ve Hollanda’nın öncülüğünde Mali’ye taşınan eşcinsellik propagandasına sert tepki gösteren Ulemâ’dan İslâm Konseyi Genel Sekreteri Abdoulaye Aziz Yattabaré 19 Ocak 2019 tarihinde sabah camiye giderken öldürüldü. Büyük haber ajanslarının sessiz kaldığı bu hadise, projenin ne kadar kapsamlı ve tehlikeli olduğunu gözler önüne sermektedir.

    Namussuzluk Vebası

    Zinayı aşk, namussuzluğu da “onur yürüyüşü” olarak niteleyenler; Türkiye’yi de aynı felâkete sürüklemek için yeni tuzaklar kuruyor. Namussuzluk vebasından kurtulamayacağını anlayan Batı ve işbirlikçileri, fuhuş albümüne dönen gazete ve muzahrafat oluğundan farksız ekranları kullanarak öldürücü mikrobu İslâm dünyasına taşımakta ve adeta: “Ben yok olacaksam, sen de yaşamayacaksın.” demektedir. Ne gariptir ki Batı’nın silahla yok edemediği Bilâd-ı İslâm; basiretsiz idareciler, yüreksiz âlimler ve ferâsetsiz mütefekkirlerin elinde çaresiz çırpınmaktadır.

    İnsan mı Maymuna, Maymun mu İnsana Evrilir?

    Alenen tel’in edilmesi gereken onursuz ilişkileri, “Allah ve Rasul düşmanları ne der?” endişesiyle “serbest ilişkiler” terkibiyle tenkid eden bir irâde elbetteki bu ahlaksızlık tûfânında Nuh’un Gemisi olamaz. Hayvanlar âleminde dahi görülmeyen bu ameliyeden bütün bir gençliği nefret edecek ruh mikyasında yoğuramaz. Verem olan bir hastaya üzülmemesi için “grip” olduğunu söyleyen bir tabib ona merhamet etmiş olmaz. Bilakis hastalığın vahâmetini gizleyerek hastanın tedaviyi basite almasına ve ölümcül bir hale dönüşmesine yol açar. Milletleri kemirip yok eden mânevi hastalıklar için de vaktinde önlem alınmaz; âlimler, mütefekkirler îkaz edici açıklamalar yapmazlarsa sükûtlarıyla helak sürecine katkıda bulunurlar. İnsan hayatından evlenme kavramlarını çıkaran “serbest ilişki” terkibi esasında, erkeğin de kadının da dilediği birisiyle birlikte olmasını normal kabul eden, insanı hayvanlar âlemine mahkûm eden bir zihniyetin ürünüdür. Serbest ilişkinin eşcinsellik boyutu ise “Belhum edal”den daha aşağı bir hayata savrulma hâlidir. Darwin’in evrimin bir masaldan ibaret olduğunun güneş gibi zâhir olduğu günümüzde Kur’an-ı Kerîm’in haber verdiği ters bir evrim var ki mevcut hâliyle Batı ve mukallitleri onu ilan etmektedir. O da insanın maymunlaşması/hayvanlaşmasıdır…

    İstanbul Sözleşmesi

    Dişini tırnağına takan, çalışan, aile olan, çocukları için her nev’i fedâkarlığa katlanan, onları okutup yarınlara hazırlayan bir baba ya da anne için erkek evlattan: “Ben bir erkekle beraber olmak istiyorum.” ya da kız çocuğundan: “Kız arkadaşımla karı-koca olacağım” sözünü duymaktan daha kahredici bir ifade olabilir?! İnancı ya da İdeolocyası ne olursa olsun hangi ebeveyn böyle bir ifade karşısında ayakta kalabilir?! Cinsiyet eşitliği diyenler ya da devletin ve milletin imkanlarıyla belediyelerden LGBT’yi selamlayanlar gençliği böyle bir felakete çağırıyor.

    Allah’ın insanı kadın ve erkek olarak yarattığı gerçeğini inkar anlamına gelen “İstanbul Sözleşmesi” ise değil sadece Müslümanların, akıl ve vicdan sahibi her tür insanın isyan edeceği bir ameliyedir. Derhal lağvedilmelidir.

    Hepimiz Sorumluyuz

    Artık önümüzde Batı’nın eğlence merkezleri, gece kulüpleri, diskoları olduğu halde felâkete adım adım değil, koşarak gidiyoruz. Ne acıdır ki Tarihselcilerin Kur’an-ı Kerim’i, Sünnet-i Seniyye’yi reddedenlerin de Peygamber’i ﷺ sorguluması “bilimsel ameliye” ya da “düşünce özgürlüğü” olarak kıymetlendirilirken, Batı uygarlığının sefâhatini sorgulamak ise gericilikle yaftalanmakta.

    Ayağımızın altından toprak kayarken biz hâlâ başka beklentiler başka rızalar peşinde olamayız. Sinemadan internete kadar medyanın her çeşidinden hayata iffetsizlik akarken sessiz kalmayı “maslahat” telakki edenler, nesillerini kaybettikten sonra bütün makamlara sahip olsa ne önemi var?! Manzaradan siyâsî irade başta olmak üzere âlimler, ârifler, ilahiyatçılar, muallimler, müderrisler, yazanlar, okuyanlar, çizenler hâsılı evlatlarına karşı vazifesini yerine getirmeyen Müslümanlar olarak hepimiz sorumluyuz. Allah Rasûlü’nün ﷺ en iffetsiz bir çağda inşa ettiği en iffetli millet yapısını anlatmadık, koruyucu önlemler almadık. Sonuçta gençlik içerisinde bir güruh güzeli bırakıp çirkine aşık oldu, Hz. Lut zamanında olduğu gibi kadınları bırakıp erkeklerle birlikte olma ameliyesini[2] “onur yürüyüşü” diye servis etti. Allah Rasûlü’nün ﷺ asırlar önce haber verdiği durum gerçekleşti: “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların hayat tarzını benimseyeceksiniz. İnsanın giremeyeceği çapta küçük bir keler/ kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.”

    (Allah Rasulü’nün ﷺ Ümmet’nin yarınlarıyla alakalı bu ürpertici açıklamalarını dinleyen biz sahâbîler) sorduk:

    “Ya Rasûlellah! (İzlerini tâkip edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?”

    Efendimiz ﷺ “Ya başka kimler olacaktı?” buyurdu.[3]

    Hz.Lut’un Kavminden Günümüze Hayasızlık Yolu

    Gece gelince gündüz zâil olur, Bâtıl hâkim olunca Hak başka bir diyara hicret eder. İffetsizlerin hâkim olduğu bir çağın en büyük cürmü(!), Müslümanların “iffet” çağrısıdır. Bu yüzden Hz.Lut’un kavmi, insan suretindeki melekler ona misafir olarak geldiğinde evini basmıştı. Hızını alamamış, Hz. Lut ve Ümmeti için: “Çıkarın onları ülkenizden. Güya onlar (eşcinselliğe karşı çıkarak) temiz kalma davasında olan insanlarmış.”[4] diye kendilerince ironi yapmışlardı. Batının girmiş olduğu bu hayasızlık yolunun sonu da Hz. Lut’un kavmi gibi intihardır. Âlem-i İslâm’ı felâkete çağıran bu halden Müminler Allah’ın (c.c) lütfuyla bu çağda da kurtulacaktır.[5] Bu lütuf ise Hz.Lut gibi sefil ilişkilere karşı toplu bir seferberlik başlattığımız da tecelli edecektir.

    Mücadeleye Nasıl ve Nereden Başlamalı?

    Âlimler, ârifler bu inkar hareketine karşı toplanmalı ve sürekli güncellenen İblis’in taarruzlarına, geliştirdikleri yeni davet usulleriyle karşı koymalı. Ezbere konuşma yerine gençlerin dünyalarının rontgenini çekip ona göre teşhis ve tedavide bulunmalı. Kur’an-ı Kerim ve Allah Rasûlü’nün ﷺ Sünnet’i çağın sorunları nazara verilerek yeniden okunmalı.

    Şu muhâvere, mücadeleye nasıl ve nereden başlayacağımıza esas olsun… Bir gün Allah Rasûlü’nün ﷺ yanına “zina” arzusunun idrak yollarını kapattığı bir genç gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü! Zina etmeme müsade et!” dedi. Orada bulunan Sahabe t kızıp gencin üzerine yürüdü ve “Dur, dur!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ﷺ gence: “Bana doğru yaklaş!” buyurdu. Genç biraz yaklaşıp oturdu. Ardından Allah Rasûlü ﷺ ona: “Annenle zina edilmesini ister misin?” diye sordu. Bu sual karşısında irkilen genç: “Anam-babam yoluna feda olsun Ya Rasûlellah! Elbette istemem!” diye karşılık verdi. Daha sonra Allah Rasûlü ﷺ sırasıyla kızı, kız kardeşi, halası ve teyzesini sayarak hiç kimsenin yakınlarıyla zina edilmesine rıza göstermeyiceği gerçeğini gence “Elbette istemem” ifadesini tekrar ettirerek tasdik ettirdi. Sonra da elini gencin omuzuna koyarak, şöyle niyazda bulundu: “Allah’ım bu gencin günahlarını bağışla, kalbini temizle, iffetini koru!”. Allah Rasûlü’nün ﷺ huzurundan ayrılan bu genç, başını çevirip de bir daha harama bakmadı.”[6] Allah Rasûlü ﷺ, şehveti infilâk ettiğinden dolayı gayri meşru yollarda teselli arayan gence, empati yaparak felâketin boyutlarını gösterdi. Onu yüreğinden kavrayıp, nikah yoluna çekti.

    Hülâsa

    Dağıttığı ailenin tesellisini köpek beslemede ve kavimlerin helakına sebeb olan onursuz ilişkilerde arayan Batıyı taklit, aileyi felâkete sürüklüyor. Aile, onu yıkan Avrupa’ya uyum yasaları çıkararak değil, ihyâ eden İslâm’a kayıtsız şartsız ittiba ederek kurtulur. Bunun için Aile Bakanlığı, İslâm Aile yapısı esas alınarak yeniden yapılandırılmalı. Başına aile yapısıyla milletimize örnek olacak bir zat getirilmeli. İslâm’a muhâlif olmanın yanında erkekleri de evlenmekten soğutan süresiz nafaka7 gibi uygulamalara son verilmeli. İslamcı görünümlü feminist vakıf ya da derneklerin devlet üzerindeki “buyurgan” tasarruflarına fırsat verilmemeli. Aileyle alakalı kararların alınmasında bir kaç feministin değil Allah’ın (c.c) murâdı esas alınmalı. Cinsiyet eşitliği üzerinden hayvanlar âleminde dahi örneği olmayan iffetsiz bir hayatı meşrulaştıran İstanbul Sözleşmesi hemen fesh edilmeli.

    Aileler, çocuklarına kastedenlere kaşı önlem almaya çağrılmalı. Hiçbir şey yapamayanlara kalpleriyle buğz etmeleri söylenmeli. Çocuklarının ruhunu iffet kalıbında mayalayan atalarımızın yolunu bırakıp onursuzluğa “aşk” diyenlere; sanatçı, yazar, çizer değil, ahlak ve nâmus yobazı denilerek tavır alınmalı. Böylece yeni yobazların üremesine mâni olunmalı.

    Allah (c.c) var gam yok. Eğer kulluk ödevini yerine getirirsek, Câhiliyye’den İslâm Devleti çıkaran Rabbimiz (c.c), bu çağın Müminlerinin eliyle de insanlığı bu buhrandan çıkaracaktır.

  2. HASAN İBRAHİMOĞLU diyor ki:

    TÜRKİYE’DE BİR KESİM NEDENSE DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ KONUSUNDA DÜZENLENMİŞ NE İÇ HUKUKU NE DE MİLLETLERARASI HUKUKU TANIMIYOR. YANİ KAFASINA GÖRE TAKILIYOR. TÜRK CEZA KANUNUNUN 125/3 MADDESİNDE DİN HÜRRİYETİ “DİNİN EMİRLERİNİ YAPMAK YASAKLARINDAN KAÇINMAK” OLARAK TANIMLANMIŞTIR. BAŞÖRTÜSÜ DAHİL İNSANLARIN DİNİ YAŞANTISINA KARIŞIR “BEN LAİĞİM, BEN ATATÜRKÇÜYÜM, BEN FİKİR HÜRRİYETİMİ KULLANIYORUM” DİYEREK BAŞÖRTÜLÜ BİR İNSANA HAKARET EDERSENİZ TÜRK CEZA KANUNA M.125/3’E GÖRE SUÇ İŞLEMİŞ OLURSUNUZ VE HAPSE GİRERSİNİZ.

    ANAYASANIN 90.MADDESİ AK PARTİ, CHP VE MHP’NİN OYLARIYLA KABUL EDİLMİŞTİR. ANAYASANIN 90 MADDESİNE GÖRE TBMM’CE KABUL EDİLEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MEDENİ VE SİYASİ HAKLARA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞMENİN DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DÜZENLEYEN 18. MADDESİNDEKİ HÜKMÜ ŞÖYLEDİR: MADDE 18)1.

    HER ŞAHIS DÜŞÜNCE, VİCDAN VE DİN ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKINA SAHİPTİR. BU HAK BİR DİNE SAHİP OLMA YAHUT KENDİ SEÇTİĞİ BİR DİN VEYA İNANCI BENİMSEME VE DİN VEYA İNANCINI TEK BAŞINA YA DA TOPLU OLARAK ALENEN YAHUT ÖZEL SURETLE İBADET, UYGULAMA, AYİN VE ÖĞRETİMİNİ SAĞLAMA BİÇİMİNDE AÇIKLAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DE İÇERİR.

    2. HİÇ KİMSEYE, BİR DİNE SAHİP OLMA YAHUT KENDİ SEÇTİĞİ BİR DİN VEYA İNANCI BENİMSEME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL EDİCİ BASKIDA BULUNAMAZ” .BU HÜKÜM ANAYASANIN 90.MADDESİ GEREĞİ İÇ HUKUKTAKİ DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YERİNİ ALMIŞ DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KAPSAMI DAHA GENİŞLEMİŞTİR. BUNUN DOĞAL SONUCU OLARAK DİNE VE DİNİ İNANCA MÜDAHALE EDENLERİN YARGILANMASI VE CEZA ALMASI DAHA KESİN HALE GELMİŞTİR.

    ANAYASANIN 90.MADDESİ VE LEHTEKİ KANUN HÜKÜMLERİNİN ÖNCELİKLE UYGULANMASINI EMREDEN AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 53.MADDESİ GEREĞİ HER ÜLKE KENDİ İÇ HUKUKUNDAN ÖNCE VE ÖNCELİKLE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNE UYMAK VE UYGULAMAK ZORUNDADIR .BU NEDENLE BM SÖZLEŞMELERİNE GÖRE İHK’NİN ALDIĞI BAŞÖRTÜSÜNÜ SERBEST BIRAKAN KARARLARI UYGULANIR.AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNİN BAŞÖRTÜSÜNÜ YASAKLAYAN KARARLARI UYGULANMAZ.(YARGITAY 21.HUKUK DAİRESİNİN 18.10,1996 TARİH, E. 1996/2261, K. 1996/5790 SAYILI KARARINDA BU KONUDA AYRINTILI BİLGİLER VARDIR)

  3. Muhammed Numan diyor ki:

    islama en çok zararı verenler, islamdan çıkan ayrık otlarıdır.

  4. Cetin diyor ki:

    Hocam Allah razı olsun , rabbim yolunu açık etsin inşallah.

  5. Cihad diyor ki:

    Kuytu bir vadide altın bulunduğuna dair bir söylenti çıksa, bu vadi, define avcılarının uğraklığıyla kuytuluktan çıkar, işlekleşir. Tersinden, işlek bir vadide cinlerin panayır kurduğuna dair bir söylenti çıksa, cin korkusunun kaçırtıcılığıyla o vadi bu defa işleklikten çıkar, kuytulaşır. Şimdi; tersinden ve düzünden kuytulaşan ve işlekleşen, şerrine olacak işler cümlesinde içinde altın bulunduğu, hayrına olacak işler cümlesinde de üzerinde cin panayırı kurulduğu şaiyası yayılan tek bir vadi düşünün… İşte bu vadi, mukaddes evlilik müessesesidir ve Medenî Kanunun “süresiz nafaka” isimli işgal ordusuyla başı fena halde derttedir. İzah edelim: Sosyete evlenir, sonra boşanır… Manşetlere çarşaf çarşaf haberler dizilir:

    “Filan şöhretli, geçtiğimiz yıl evlendiği filan kadınla boşandı! Mahkeme aylık 150 milyar (50 memur maaşı) düzenli nafakaya hükmetti!”

    Mahkeme himmeti olmaktan çok, kadının zihnine gönderilen subliminal bir mesaj olan bu nevi kararlar, kuytu vadilerin işlekleşmesine sebep olan bir durum doğurur… Tek mevsim evli kaldıktan sonra mevsimler boyu çalışmaksızın maaşa bağlanmak, “boşanmak üzere evlenmek” namlı bir define şaiyasıdır ve evlilik müessesini kısa süre işlekleştirdikten sonra, temelli kuytulaştıracak bir tehlikeye havidir. Peki bu “150 milyarlık nafaka” hadisesinin erkek zihnine gönderdiği mesaj nedir? O da, ihtimal, anlaşamayıp boşanmak zorunda kalacağı kadının, müstakbel kölesi olmak riskini subliminal bir tablo halinde erkek tualine resmeder ve ortaya “erkeğin evlilik müessesine soğukluğu” isimli bir tablo çıkarır… Az evvelin işlek vadisi, yani evlilik müessesesi, bu defa kuytulaşsın bakalım… Kadın, nafaka garantisiyle erkeği garantiye almak duygusundan boşansın, erkekse, nafaka riskiyle kadını rölantiye almak duygusuna kapılansın ve hep beraber, evlilik müessesinin canına okusunlar! Okuyorlar mı peki? Okuyorlar… Son 15 yılın evlenme boşanma istatistikleri, evlilik müessesini, mağazalardaki elbise kabinlerine döndüğünü ortaya koymakta zaten… Burada evleniyorlar, şurada deniyorlar ve umduğunu bulamamaktan –giyinememekten!- kaynaklanan sebeplerle orada boşanıyorlar! Üstelik “Medeni Kanun Nafakası”, bütün bu kazurat manzarasını doğuran vasfından başka, bir de evlilik sahasını vıcıklaştırıyor. Düşünün; kocasından ayrılan bir kadın, kendisine bağlanan düzenli ve süresiz nafakanın himmetiyle yeni bir evliliği resmi olarak yapmıyor. Zira evlense, düzenli ve süresiz nafakası kesilecek… Ama bu defa başka bir adamla, resmi nikâh ilamı olmaksızın yaşamaya başlıyor. Dinî nikâh ya var, ya yok, belli değil… Böyle bir durumda nafaka ödeyen eski kocanın zor ile kazandığı parası yola çıkıyor, hadiseye nezaret eden meraklı ve dedikoducu bakışlara uğrayıp onlarla birleşiyor, durmuyor, kendisini kazanan adamın izzet-i nefsiyle de güç birliğine gidiyor, ennihayet bu kadro hep birlikte adamın kulağına eğiliyorlar ve onun asab fitilini ateşleyecek şu cümleyi kuruyorlar:

    “Aşağılık keriz! Eski eşinin yeni yatağına bari git, nevresimlerini de sen ser!”

    Vaziyet aynen böyledir. Şöyle bir zahmet edin de, son yıllarda bu hadise fonunda kaç kadın cinayeti işlendiğini görün… Güya; kadını korumak için yasa çıkarıyorlar! Koç kaba davrandı diye, koyunu kurdun emanetine bırakmanın adı bu devirde maalesef “koyun hakları”… Koça, kabalığı nispetinde karşılığını verecek ve koyunu merasının saygıdeğer hanımefendisi kılacak yasayı ne sebeple Anadoludan süzmüyoruz da, Alplerden kurt yasası ithal ediyoruz, anlamak güç… Son söz sadedinde, nafaka emperyalizminin bütün fecaatini ortaya koyacak bir örnek kaydedelim: Geçtiğimiz gün gazetelere bir haber düştü. Gönüldaşlarımız, gazeteci titizliğiyle bu haberi takip ettiler ve vakıanın gerçekliğini teyit ettiler. Vakıa şu: 21 yıllık evli bir kadın evi terk ediyor. Kocası bir süre eve dönmesi için ısrar ediyor. Dönmüyor. Böyle olunca mahkemeye başvurup boşanma davası açan da erkek oluyor. Üç çocuğunun velayetlerini de istiyor tabi… Fakat kadın, kafasına balyoz vurmaktan beter bir şenaatle adama şu karşılığı veriyor:

    “Çocuklar senden değil ki!”

    Hoppala… Testler yapılıyor ve kadının dediği gerçek çıkıyor. Kadın 21 yıl boyunca “paralel koca” tutmuştur ve ondan yaptığı çocukları nikâhı altında bulunduğu adama kendi çocukları diye yutturmuş ve büyüttürmüştür. Böyleyken mahkeme hem çocukların velayetini kadına veriyor, hem de adamı süresiz nafakaya bağlıyor! Duyun da, inanın! Bu karar, Yüce yargının (!) mağdur adamı müşahhas manada cezalandırmasından başka, zinayı, ahlaksızlığı, ihaneti ödüllendirmesi de demek… Ne yaparsınız; cezalandırılacaklar ile ödüllendirilecekler zümresi için, demokrasi düzeninde hakkaniyete değil, kemiyet kudretine müstenittir… Eskiden beri dayısı olanın işi görüledururdu, şimdi buna sayısı çok olanın işlerinin görülmesi de eklendi… Feminist kadın dernekleri, sağlı sollu sayılandıkça, İslam etrafında deruhte edilmiş kadın ve aile mevhumumuza daha çok dayılanıyorlar… Hükümet de, hakikate, hakka değil, sayıya bakıyor! Manzaranın bize tedai ettirdiği budur. Aklımıza, üniversite yıllarımızda tuvalet kapılarına yazılan ve idealsiz kalabalıkların yaşam mottosu sayılabilecek bir slogan geldi:

    “Bırakın sağı solu! Kampüs karı kız dolu!”

    Bu, idealsizliği kadın üzerinde idealleştirenlerin sloganı… Bir de, kadını fetiş halde idealleştiren, bunun için sağı-solu dışlayan ve üst perdede birleşen feministler var. Şu sloganı da onlar için biz türetelim:

    “Bırakın sağı solu! Ortalık, erkek isimli hayvanların hâkimiyetiyle dolu!”

    Zira “MOR ÇATI” soldan geliyor, “KADEM” sağdan, ortada birleşiyorlar ve erkek isimli hayvanın canına okumak için ordularını ilerletiyorlar… Bu orduların baş işgal hedefindeyse, “erkek isimli hayvandan” başka, bizatihi gerçek Anadolu kadını var… Öyleyse sağdan ya da soldan gelmelerine bakmaksızın, Anadolu kadını ile Anadolu erkeği, feminizmin her rengine mukavemet etmelidir. Zira “Kadın”, devrimci veyahut muhafazakâr, feministlerin insafına terk edilmeyecek kadar kıymetlidir. Kırların, kendisine konforlu ve özgür yaşam vaat edilen nazlı ceylanı, annemiz, bacımız, eşimizdir ve içi doldurulmuş sahte ceylanların onları davet ettikleri nihai durak, çok konforlu hayvanat bahçelerinden başka yerler değildir!

    Servet TURGUT

  6. Süleyman diyor ki:

    Sema hanım, hassasiyetiniz için Allah razı olsun. Ne tuhaftır ki Kadem’in Ankara temsilcisi Aile bakanı oluyor memleketimizde. Allah sonumuzu hayretsin.

  7. Zeynel Açıkgöz diyor ki:

    Allah sizden razı olsun kardeşim. Aile kurumun çekirdeğinin nasıl çürütüldüğünün ana sebebini gün yüzüne çıkararak bir gerçeği neşr ettiniz. Tebrik ediyorum muhtereme karkardeşimi. Saygı ve selamlarımla.

  8. Lütfi Özbey diyor ki:

    Allah sizden razı olsun. Hakkı söyleyen diliniz her daim dönsün. Korkarım sırf bu erken evlilik mağduru mazlumların hapse atılması zulmüne dur diyemediği ve nafaka hususunda Allah’ın kanununun tam aksine hüküm verdikleri için müslümanlar iktidarlarını kaybedecekler. Çünkü bu bir zulümdür. Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur.. vesselam.

  9. Mediha diyor ki:

    Muhteşem bir yazı. Sizi tebrik ediyorum. Ülkemizin sizin gibi yazarlara ihtiyacı var. Allah sizden razı olsun. Açık yürekliliğiniz ve cesaretli sunumunuz bir çok kişiye yol gösterecektir.❤️🤙

  10. HÜSEYİN BULUT diyor ki:

    İDDET SÜRESİ 3 AYDIR
    Boşanma ile biten evliliklerde erkeğin eşine nafaka ödemesi konusunda ‘iddet süresi’nin olduğuna dikkat çeken Prof. Çeker; “Erkek evlilikte eşine vermekle yükümlü olduğu nafakasına boşanınca da belli bir süre devam eder ancak bu süre 5 yıl değildir.
    Kadının ayrıldığı eşinden nafaka alma suresine ‘iddet’ denir. İddet 3 ay ya da bazı şartlara göre daha fazla sürebilir. Normal boşanma olaylarında iddet süresi 3 aydır.
    Eğer kadın hamile ise erkek doğum yapana kadar ayrıldığı eşinin nafakasını temin eder. Erkeğin evliyken ve boşanmadan sonraki iddet döneminde nafaka ödemesi dini bir yükümlülüktür.
    Evin geçiminde erkeğin masrafı ikiye bölme gibi bir şartı ortaya koyması mümkün değildir. Kadın eğer isterse evine harcama yapar ve bu onun bağışı olur” ifadelerini kullandı.
    Kocaları ölmüş olan kadınlar, onların va¬siyet edeceği bir yıllık nafakayla geçimleri¬ni sağlarlar (2. Bakara: 240). Boşanmış kadınların nafakalarına gelince:
    Talak: 65/6. Boşamış olduğunuz kadınları, bek¬leme süreleri sona erinceye kadar gücünüz oranında ihtiyaçlarını karşılayarak kendi evlerinizde barındırın. Evinizi terk etmeleri için baskı yapmak amacıyla onları rahatsız etmeyin! Eğer hamileyseler, doğum yapıncaya kadar onların geçimlerini sağlayın. Boşanma gerçekleştikten sonra sizin için çocuğunuzu emzirirlerse, emzirme ücretlerini onlara ödeyin. Bu gibi konuları aranızda en güzel bir şekilde karşılıklı birbirinizle danışıp konuşarak çözüm ve karara bağlayın. Eğer aranızda anlaşmaya yaramazsanız, çocuğu bir başka kadın da emzirebilir. Fakat çocuğu emzirecek bir kadın bulunamazsa, annesi onu emzirmek zorundadır. Nafakada temel ölçü şudur
    7. Zengin olan zenginliği oranında, im¬kânları sınırlı olan da Allah’ın kendisine verdiği ölçüde nafaka vermelidir. Çünkü Allah hiç kimseye, kendisine vermiş olduğu güç ve imkânların üstünde bir sorumluluk yüklemez. Eğer mü’minler güçleri ölçüşünce yükümlülüklerini yerine getirirlerse, Allah her zorluktan sonra bir kolaylık sağlayacaktır.

  11. Saygın Kantara diyor ki:

    Evet maalesef durum böyle feci. Allahın verdiği haktan fazla hak vermek haksızlıklara ve felaketlere sebep oluyor. Korkak ve kadınlaşmış erkekler, erkekleşmiş kadınlar… Yol su elektrik iyi elbet, ya aile? ya eğitim? Allah’ın kanunudur: her düşen yükselir, her yükselen düşer…

  12. gerçek diyor ki:

    kanunlar yatak odasında çıkıyor. millet vekilleri sıkıyorsa kadınların isteğini yapmasınlar. sonra gece yatak odasında veto yerler.

  13. Faruk diyor ki:

    Kurallar istisnalardan oluşturulmaz. Kurallar evrensel fıtrata göre konulur. Onların istisnaları için şerh konulur. Acı bir kaç hikaye yaşayanlar veya romanlardaki hikayelerden etkilenen bir kaç kişi kalkar memleketi iki üç kişi için şekillendirir ve milyonları ateşe verir. Toplum için özellikle Müslüman bir toplum için birkaç komplexlinin ve batı aşkına yakalanan kişilerin duygusuna göre karar almak fıtrat ve realitenin dışına çıkmaktır.. Realite ve fıtratın mukabilinde haset, ego, intikam, açgözlülük ve heva hastalıklı batı, “ben” ve “şeytan” var. Rabbim Sema hanımın ihlas ve imanını artırsın. Siyasilere de hasta Kadem ordusuna değil bir akıllıya danışmayı nasip etsin.. Amin

  14. Hak Yolunda diyor ki:

    Allah sözünüze güç,nefesinize kuvvet versin. Allah İslam davamızdan ayırmasın bizleri.Sevdiklerimizle imtihan etmesin.

  15. Orhan hangeldi diyor ki:

    Sema hanım çok teşekkür ederiz bu güzel yazı ve cesur tavrınızdan dolayı… Böyle on tane bilgili ve cesur müşavir, hükümete destek verse, inanın işler hiç böyle bozuk olmazdi.

    Editor not: Özel bir durum olmadikca site dışı linkler yayınlanmıyor.

  16. seko69 diyor ki:

    Bu imtihanı Müslümanlar kaybetti. yıllarca Kemalizm, laiklik gibi söylemlerden dert yanarak zulüm gördeklerini iddia eden Müslümanlar ne yazık ki saltanat kurbanı oldular. para, makam, mevki, şan şöhret ve güç zehirlenmesi yaşadılar ve yaşıyorlar. ve sınav bitti. kaybettik. başörtülü diktatörler diktatörlek yaparken onlara destek veren müslüman erkek ve kadınlar da bu zulmün bir parçası oldular. menfaatleri uğruna destek oldular ve zulümlere ses çıkarmadılar. CHP zihniyetinin yaptıklarını şimdi AKP zihniyeti yapıyor. dün CHP zihniyetine sövenler bugün aynı zulümleri yapan AKP zihniyetine toz kondurmuyorlar. Sema Hanım Allah ecrinizi verecektir. bu yola baş koydunuz. bizler bile size destek olamıyoruz. KIsaca bu topluma doğruları anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor. sizde iyi sabır var. sadece canı yanan tehlikenin farkına varıyor. sanırım iş işten geçtikten sonra toplum uyanacak. Allah müslümanlara feresat versin, kör gözleri, sağır kulakları kararan kalplerini açsın.

    • Saygın Kantara diyor ki:

      Hilafetle saltanatı birbirine karıştırdık. Cemaatler ahireti kazanmak için çalışması gerekirken, dünya saltanatına göz dikti. sonuç ortada…

  17. Kemal Sezer diyor ki:

    Çok değerli hocam tüm yazdıklarınızı ve tespitlerinizi onaylıyor ve altına bilakaydüşart imzamı atıyorum. Fakat bununla beraber bizim ne yapmamız gerektiği konusunda hiç yol gösterici aydınlatıcı yazınızı göremiyorum. Yani ortadaki vahim tabloyu bir çok farklı yönüyle bize (vatansever Anadolu halkına) izah ediyorsunuz, Rabbım sizden razı ve hoşnut olsun fakat bize düşen ne? Bu konudada bizlere yardımcı olursanız size müteşekkir oluruz..

    • Saygın Kantara diyor ki:

      Evet, bu yorumunuza katılıyorum. Genel olarak müslümanların birlik olamama hastalığı var, bölünmüşüz. Alçaklık kompleksi var. Seslerini kendi yakınlarına bile duyuramıyor, erkekler zaten karısına ve çocuğuna laf geçiremiyor. Kanunların adaletsizliği, dış güçlerin hem (haktan görünen) ajanları, hem medyası-televizyonu ile saldırısı ortada, hem dünyevileşmiş ve güçten düşmüş halimiz perişan. Şimdi çözümü tek başına kalemle mücadele eden bir kadından mı bekleyeceğiz? Eğitim, aile çürütülüyor. Halkın sesine kulak tıkanmakta. En bariz birkaç meseleye, 18 yaş altı kanuni evlilik, tecavüz + öldürmeye karşı idam, eğitimdeki perişanlık çözülse, baştakilere yapılan beddualar biter. Yoksa görünen köy kılavuz istemiyor: Gemi batarsa olan yine içindekilere olacak…

  18. FATİH MEHMET SOĞANCIOĞLU diyor ki:

    …Îman’ımızın hayrına işlerdeki gayretleriniz, Allah Azze ve Celle’nin inâyeti ve lutfu ile,dünyada da ukbâda da semeresini verecektir İnşaAllah…
    …Âcizâne, haddime olmayarak, sadece önlenemez bir merak ile…bu ve benzeri yazılarınızdan ötürü siyâsi cepheden tepki alıyormusunuz.
    …Tepkilerin âkıbetinin, ” koltuk ” teklifi olacağını hatırlatırım.
    …Selam ve Dua ile

  19. Dertli Ney diyor ki:

    “Ben Batılı bir âile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden âile nizâmını alınız, geriye çok bir şey kalmaz.”

    “Osmanlı âile hayatındaki güzellik, nezâhet ve samimiyet zannetmiyorum ki başka bir yerde olsun. Osmanlı’daki İslâmî hayat, huzurlu bir hayatın zirve noktasıdır. Birbirine sevgi-saygı ile bağlıdırlar… Osmanlı aile hayatı güzelliklerle doludur. Toplumsal yapı edebiyatla süslenmiştir. Hayat şiir gibi yaşanmaktadır. Bütün bunları ailede öğreniyorlar.”

    Prof. Gaston Jezz

  20. Mehmed Yılmaz diyor ki:

    Rabbim sizden iki cihanda ebediyyen razı olsun. Allahım size ahirette iki kanat versinde sırat köprüsünden uçarak geçin. Rabbim sizi sevdiklerinize bağışlasın, doğru yoldan ayırmasın, ayağınıza pirinç tanesi kadar taş değdirmesin, Rabbim bu dünyada da makamınızı yükseltsin, ben edecek başka dua bulamıyorum Allahım sizi övsün inşallah, Peygamber S.A.V. size şefaat etsin Amin.

    • semamarasli diyor ki:

      Amin Amin Amin…
      Ne güzel dualar Mehmet Yılmaz kardeşim bunlar. Allah sızden de razı olsun. Bizleri hakkı savunmakta birleştirdi çok şükür. Rabbim yolunda ayaklarımızı sabit kılsın. Dua eden, destek olan tüm kardeşlerimden Allah razı olsun.

  21. Ferit Yılmaz diyor ki:

    Allah seni ümmete bağışlasın.

  22. Zeynep diyor ki:

    Söyledikleriniz o kadar doğru ki…keşke sizin gibi düşünen insanlar korkmadan seslerini yukseltse

  23. İbrahim Yıldız diyor ki:

    Çok önemli bir konu kaleme almışsınız. Umarım ki yetkililer tez zamanda bu konuyu olması gerektiği duruma kavuştururlar. Allah cc razı olsun.

  24. Erkan diyor ki:

    Rabbimiz, sizin gibi Kur’an ve Sünnet-i Resûlullah’ın rızasına ulaşma gayretiyle fikir serdeden/iş yapanların sayısını arttırsın. Sizin gibi ihlaslı insanların “bakan” olmaları niyazımızdır.

  25. Osman Aygün diyor ki:

    Rabbim razı olsun gayretleriniz boşa çıkmasın inşaAllah

  26. bilalsezgin diyor ki:

    herzamanki gibi muhteşem yorumlamışsınız.tüm mücadelenizde acizane başarılarınızın devamını diliyorum.allah(c.c.) kolaylıklar versin.

  27. Hacı Seyit Özkan diyor ki:

    Sizin bu yazıları okumadıkları için ve onlara sizde ulaşamadığınıza göre şöyle dua edelim. Yarabbi bu konuda yetkili olanların hepsininde düşman gibi gelinleri olsun ve oğullarına kan kusturarak kanlı bıçaklı hergün hakaretlerle boşanıp hem de bir başkasıyla resmi nikahlı olmadan yaşayarak ömür boyu nafaka ödetsinler. Oğulları da her zaman gelip nafaka ödediği için kendilerine dert yansın. Onlar da oğullarına hakaret eden gelinleri için ” ne yapalım oğlum sen bizim oğlumuzsun ama gelin haklı” desinler.

  28. Dertli Ney diyor ki:

    “Üç cins at, üç cins tosun salsak yukarı kata
    Üç gün sonra üç katır, üç sağmal inek çıkar.
    Zamanda mı, yerde mi, yoksa bizde mi hata?
    Yapıp uçurduğumuz kartallar sinek çıkar.”

    MERHUM ABDURRAHİM KARAKOÇ

  29. Yaşar Turhan diyor ki:

    Allah’ın hükümleri dururken ne annenizin, ne de kayın validenizin bir hükmü olur ırmak hanım.

  30. M.kosar diyor ki:

    Eline,diline,kalemine,yüreğine sağlık değerli kardeşim.
    Allah raziolsun.

  31. ALBATROS diyor ki:

    DİKTATÖRLER…

    Kadın veya erkek hangi cinsten olursa olsun hiçbir diktatör, gökten zenbille inmez.
    Yerden zehirli mantar gibi biter diktatörler.

    Mevlana’ya sormuşlar:
    -Adalet nedir?
    Ağaca su vermendir demiş.
    Pekiyi zulüm nedir?
    -Dikenlere su vermendir demiş.

    Dikenler ekilmez.
    Bahçenin bakımı terk edildiğinde, dikenler gayet tabi olarak ortaya çıkar.

    Şehitlerin efendisi,
    Cennetin küpesi,
    Allah Rasulü’nün (s.a.v) göz bebeği,
    Bir kıyam kahramanı,
    Hz Hüseyin r.a efendimiz,
    Zulüm ve katliamda Hulagu’nun ikiz kardeşi,
    Zalim ve hunhar diktatör Yezid’e karşı kıyam etmek için 400 atlısıyla Kufe’ye doğru yola çıkar.

    Yolda yakın dostu şair Farezdak ile karşılaşır.
    Şair farezdak Hz Hüseyin lehine bilgi toplamaktadır.
    Hz Hüseyin sorar:
    -Ahval nicedir?
    Farezdak şairane bir uslupla cevaplar:
    -GULÜBÜHÜM MEAK,
    SUYUFÜHÜM ALEYK!
    (Kalpleri seninle, kılınçları sana karşı)

    Sana biat edeceğiz gel! diyerek çağıran dönek Kufe’liler, Hz. Hüseyin’i ve şanlı mücadelesini satmışlardır.
    Buna rağmen 400 kahramanla 10.000 kişiye karşı savaşır ve şehitlerin serdarı olur, kıyamın kahramanı olur, cennetin yiğit gençlerinden ve altın küpelerinden olur.

    Ne zaman su içerseniz Hz Hüseyin r.a efendimize yiğit dostlarına, 3 ihlas bir fatiha okuyunuz lütfen. Çünkü onlar, bir yudum su içemeden çölün kavurucu sıcağında şehit olmuşlardır:-(((

    Kufeliler;
    döneklerin ve ihanetin efendisi,
    zalim ve hunhar yezid ise,
    zulmün ve katliamın efendisi olarak tarihe geçtiler.

    HULASA:
    Hangi çıkar için;
    hangi doğrudan vazgeçtiysen,
    hangi yanlışa göz yumduysan,
    o kadar “fiyata” satıldın demektir.
    Sadece eşyalar satılık değildir.
    Deni çıkarları için, nurtopu gibi ilkeleri satanlarda satılık adamlardır.

    Her dindaş, duygudaş değildir.
    Acıyı hisseden canlıdır, paylaşan adam gibi adamlardır.

    Arkadaş zor günlerinde arkana DAŞ gibi destek olan kişidir.
    Arkandan DAŞ atan kalleşler, arkadaş değildir.

    Kusmukla beslenenler; sadece bir takım haşeratlar ve hayvanlar değildir.
    Zulme müdahele etmeyen ve zulümle mücadele etmeyen pasif zalimler de,
    Aktif zalimlerin, zulüm artıklarıyla beslenen insan artıklarıdır. Hayatta kalma adına,
    onların zulüm kusmuklarını yalayarak
    ve
    onların zulümlerini yağlayarak nefes alıp vermektedirler, bir takım organizmalar ve birtakım haşeratlar gibi…

    (nezahet tankınızı kirlettiğim için özür dilerim)
    Ama bu örneği vermeden olmazdı.

    • ALBATROS diyor ki:

      Başkalarının gözyaşlarından zevk ve mutluluk devşirenler,
      Truva atının gölgesine sinen satılık DEVŞİRMELERDİR!

      Yüce ruhlar âli zevklerle,
      Sefil ruhlar, deni zevklerle
      mutmain olurlar.

    • ALBATROS diyor ki:

      DİKTATÖRLER-2

      Hz Hüseyin r.a zalim ve alçak yezit tarafından hunharca şehid edildikten yıllar sonra…

      Döneklerin efendisi kufe’lilerden bir gurup hac mevsiminde meşhur fakih sahabelerden birine gelerek:
      ( sanırım Abdullah bin Abbas olabilir ama emin değilim, bir hatırlı, hatırlatırsa dua ederim)

      -Efendim, şu elimizde tuttuğumuz( küçük bir böcek veya türü) ihramlıyken öldürdük, kefaret gerekir mi, ne yapmamız gerekir diye sorarlar.

      O mübarek sahabe onları huzurundan hiddetle kovar ve çıkışır:
      -Sizler Hz Hüseyin r.a ve onun kahraman arkadaşları hunharca katledilirken, sesiniz çıkmadı. Şimdi ise pirenin böceğin kefaretini soruyorsunuz.

      Pireye şefkat ve merhamet,
      Hz. Hüseyine gelince ihanet.

      Bugünün amazonları, tarihteki amazonlardan ders çıkarıp, kılıçlarını ve baltalarını topraga gömmüşler. Kılıç yerine, kalemle katliamın en büyüğünü yaparken, bizim aklıevvellerimiz ve ulemamız ve saygı duyduğumuz bir çok insanın durumu da, pirenin kefaretini soran Kufelilerin durumuna benziyor.

      Allah’u Teala kimsenin idrakini bu kadar felç etmesin…

      • Gulpembe diyor ki:

        Merhaba Albatros kardes,
        Bahsi gecen isim Abdullah b. Omer dir.(hz. Omerin oglu)

        Izninizle bir meseleye dikkat cekmek istiyorum. Bazi kitaplarda ihanet etmek yada doneklik yapmanin Kufelilerin bir karakteriymis gibi veriliriyor. Hatta hz. Huseyinin Kufelilere “karakterlerinden dolayi”guvenmemesi konusunda uyarildigi soyleniyor. Bu isabetli bir ifade degil. Cunku hilafete baskentlik yapmis, zamaninin bilim ve sanat merkezi olmus bir sehir nice alim ve zahitlere vatanlik etmistir. Ornegin Imami Azam Ebu hanife de Kufelidir. Servetinin buyuk bolumunu Emevilere karsi yapilan ayaklanmalara harcamistir, hilafetin Ehli Beyt’e geri gecmesini istediginden aleyhlerinde ciddi siyasi fetvalar vermekten cekinmemistir. Nitekim hayali gerceklesmis,Abbasiler yonetimi almis, fakat onlarin da gucu ele gecirince yaptigi zulumlerle Emevilerden bir farki kalmamistir. Ebu hanife yi yine hayal kirikligi beklemektedir…

        Peki Kufeliler,Huseyine neden ihanet etti? Aslinda davetlerinde gercekten samimiydiler. Fakat Yezid yaptigi baski ve zulumlerle onlari yollarindan geri cevirdi. Huseyin ra. sehit edildikten sonra sular durulmadi,vakiaya karisan butun Kufeliler de, pesisira kilictan gecirildi.

        Welcome to Ortadogu ,2019!!!

        • ALBATROS diyor ki:

          Merhabalar Saygıdeğer Gülpempe Hanım!

          Sözümde durdum ve size sabah namazında dua ettim:-)
          Allah razı olsun. Abdullah bin Ömer r.a zaten aklımda kalan ikisinden biriydi. Siz doğrusunu yazdınız. Teşekkür ediyorum.

          Kufeli’ler konusunda sözü çok uzatmaya gerek olmadığı kanaatindeyim.

          Hz Hüseyin’i (r.a) Yezidin zulmünden bizi kurtar diyerek çağıranlar Kufeli’ler. Yani Hz Hüseyin onların daveti ve taahhüdü üzerine gidiyor.

          Hz Hüseyin (r.a) ı;
          -Gitme Hüseyin kufeliler’in sözüne güvenilmez diyerek uyaran bir çok sahabe var. Bunların içinde Abdullah bin Mesud ve Abdullah bin Ömer r.a var. Daha bir çok sahabe var.
          Bazı kaynaklarda Hz.Hüseyin’i vazgeçirmeye çalışan bazı sahabelerin; –Hz Ali (r.a)dan duydum: Kufeliler’den bıktım savaşı sevmezler ve kılınca karşı çok dayanıksızdırlar mealinde sözleri rivayet etmişler.

          Ama şu yanlış tabi:
          Ortadoğuda bitmeyen felaketlerin tek nedenini Kufeli’lerin Hz. Hüseyin’e ihaneti olarak görmek yanlıştır. Çünkü, islam’da birisinin hatasıyla bir başkası mesul olmaz. Dedenin hatasının cezasını, torun çekmez. Suçun şahsiliği esastır.

          Yalnız yazınızın sonudaki “başlangıçta samimiydiler” cümlesi üzerinde durulmayı hakediyor.
          Batıl davanın müntesipleride davasında samimiler.

          Samimiyet öyle bir iksirdir ki;
          fedakarlıkla,
          bedel ödemekle,
          doğru metodla,
          duygudaşlık ve haldaşlıkla
          ve
          s ü r e k l i l i k l e vardır.

          Bunlar yoksa “cırcır böceği samimiyetinden” söz edebiliriz.

          Bu konuda böyle düşünüyorum.
          Kadın-erkek ilişkilerinde bu ölçüyü çok kullanırım.

          Selam ve dua ile.

    • ALBATROS diyor ki:

      DİKTATÖRLER-3

      Abdullah bin Zübeyr r.a.,
      Ümmetin ortak teveccühüyle Hicaz Bölgesine idareci olarak seçilmişti. Zalim ve hunhar Haccac, Mekke’yi kuşattı ve Kabe’ye mancınıkla taş yağdırdı. Abdullah bin Zübeyr ve yanındaki kahramanlar kahramanca savaşarak; birer, birer şehit düştüler.

      Haccac-ı Zalim, Abdullah bin Zübeyr’in mübarek naaşını bir direğe astırdı. Annesini göz dağı vermek için tehditle çağırttı ve dedi ki:
      -Bak oğlunu ne yaptım, öldürdüm ve direğe astım.

      Siyahlar bağlamış kahraman sahabiye Esma binti Ebu Bekir r.a. hem zalim haccac’a hemde sonraki çağlara şu muhteşem cevabı verdi:

      -Sen onun dünyasını mahvettin.
      O (r.a.) senin ahiretini helak etti!

      Müslüman Türk ailesine güya koruma adına;
      kökünü kazıma ve kurutma savaşı açan,
      sıkmabaş yada açık baş ama hepsi dik baş,
      bütün amazonlar kendi ahiretlerini helak etmektedirler.

      Mazlumların zalimlerden intikamının alınacağı gün, kelimelerle anlatılamayacak kadar ihtişamlı olacaktır,
      Velev ki kafirler inanmasa da…

      Çünkü o gün “BÜYÜK GÜN” dür
      ve
      Hakimler Hakimi olan Allah C.C. intikamı pek şiddetlidir.

      Allah C.C.,
      imhal eder, ( mühlet verir)
      ama asla
      ihmal etmez!

      Eyyy amazonlar!
      firavun’dan ibret alınız:
      müzelik eşya oldu cesed-i habisesi!

      • ALBATROS diyor ki:

        DİKTATÖRLER-4

        Meşhur bir diktatöre sorarlar:
        -40 Sene bu ülkeyi nasıl yönettin?
        Diktatör cevaplıyor:
        3 F ile…

        Fado,
        ucuz tüketilen müzik (pop, arabesk, vb),
        Fiesta,
        şenlik veya eğlence,
        Futbol,
        ayakla oynanan top oyunu.

        Başka bir diktatör de bu üç f ye, bir f daha eklemiş:
        Femini:
        Kadınlar.

        Tarihin kaydettiği en büyük diktatörlerden iki tanesi karşılıklı sohbet ediyorlarmış.
        Bir tanesi diğerine sormuş:
        -Yav benim ülkemdeki din adamları çok tehlikeli, şerlerinden emin değilim, sen bu işi nasıl çözdün?
        Diğeri hemen cevaplamış:
        -Hepsini maaşa bağla. Bütün itirazlar kesilir. Ben öyle yaptım. Sonuç gayet güzel. Sende öyle yap!

      • ALBATROS diyor ki:

        Bilge K öğrencisine nasihat ediyordu:

        Bak evlat!
        Kıyam sadece namazın şartı değildir.
        Özgür ve haysiyetli bir hayatında, olmazsa olmaz şartıdır.
        Ol sebepten ey oğul;
        Kıyım edenlere karşı, kahramanca kıyam et!

        Kıyım edenlere,
        Kıyam etmeyenlerin,
        KIYAM-ETİ çoktan kopmuştur.

        Başka bir “belâya!” gerek yoktur!

    • ALBATROS diyor ki:

      Sevgideğer Dostlarım;

      Sadece Fatih, Yahya, Abdullah Bir, Cihat;
      Feyza ve Gülpembe Hanım kardeşlerimiz olmak üzere, bütün okur-yazar-yorumcu kardeşlerimizin Ramazanını şimdiden tebrik ediyorum.
      Allah’u Teala izin verirse, Ramazan’dan sonra yazmaya devam ederiz.

      Selam, sevgi ve dua ile.

      • Cihad diyor ki:

        ALBATROS HOCAM,

        Bil-mukabele ramazanınızı tebrik ederim. Ramazanı hayırla ve amal-ı saliha ile geçirmek nasip olsun. Cenab-ı Hak bizleri bayram sabahının neşe ve coşkusuna ulaştırsın inşaallah.

        Ramazan sonrası da şiir tadında yorumlarınızı bekliyoruz hocam..:)

        Not: Site yönetimi ve sitenin okur ve yorumcularının ramazan-ı şerifleri şimdiden mübarek olsun. Nurlu ve feyizli bir ramazan dilerim.

        “”Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünemâ-i a’mâl için, bahardaki mâ-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubûdiyet-i beşeriyenin resmigeçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hâcâtına ve mâlâyâni ve hevâperestâne müştehiyâta girmemek için, oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir.””(MEKTUBAT)

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Allah razı olsun Albatros hocam, bil-mukabele sizin ve diğer sesli-sessiz takipçilerin ve yazarların Ramazan’ları şimdiden mübarek olsun.
        Hayırlı Cuma’lar.

      • Gulpembe diyor ki:

        Ramazani serifleriniz hayrolsun , Ummeti Muhammede sulh ve bereket getirsin insallah!
        Selamette Kaliniz:)

      • Feyza diyor ki:

        Albatros hocam,
        Cok tesekkurler. Ben de sizin ve sizin nezdinizde butun site ekibini ve okur/yazarlarinin Ramazan-i Serfini simdiden tebrik eder, hayirlara vesile olmasini dilerim.
        Dualarinizda unutmayiniz.
        Hayirli Cumalar.
        Selamlar, sevgiler.

  32. Ahmet Doğan diyor ki:

    Allah razı olsun kıymetli ablacığım. Çok teşekkürler. Sağolun

  33. Mustafa Saraçoğlu diyor ki:

    Sn Maraşlı

    Tesbit ve yorumlarınızı takip ediyorum

    Toplu taşım araçlarında erkeği ötekileştiren ve sapık hayvan tacizci gibi gösteren camlara yapıştırılmış oturma şekli ikazı yapan görseller hakkında yorumunuzu merak ediyorum

    3 torun sahibi bir dede olarak kadınlardan korkar olduk, üzerimize üzerimize yürüyen çemkiren edep ve nezaketten yoksun bayanlar çogaldı

    Bu görseller sizce cinsiyetsiz veya yarısı erkek yarısı kadın şeklinde olsa daha uygun olmaz mı

    Erkekler artık hayvandan da aşagı olduk

    Allaha emanet olunuz

  34. Irmak diyor ki:

    Muhterem Sema Hanim’a,
    Yillar onceydi,evimizin mutfagi kucuk oldugu icin oturma odasina kurdugumuz sofrada yemek yerdik. Bir seferinde Annem bize misafir oldu. Aksam yemeginde, esim sofraya oturmus bir taraftan kendi yiyor, bir taraftan da 5 ve 2 yasindaki cocuklarimiza yediriyor. Ben de yiyorum ama mutfaktan ne gerekiyorsa, kalkip getiriyorum/ goturuyorum. yemegin bitmesine yakin, Annem ” Kizim bir oturup da helal bir lokma yiyemedin” diye halime uzuldugunu belirtti.

    yine ayni sahne ama Kayinvaldenin evindeyiz. Sofrada oturulmus, babalari cocuklari yediriyor, kendi de yiyor. Ben yine bir oturuyor bir kalkip mutfaga gidiyorum. Yemegin sonunda, Kayinvaldem ” Oglum, sen hic birsey yiyemedin.” diyerek onun haline uzuldugunu belirtmisti.

    Diyecegim o ki, Sema hanim, siz de Kayinvaldem gibi bakiyorsunuz Kadin ve Erkek haklari konusuna…

    Cumaniz hayr olsun..

    Allah’a emanet olun.

    • Fikri diyor ki:

      Bu örnek ile nafaka’nın alakası nedir. ? Kişisel kininiz sizi haksızlık yapmaya itmesin.

    • Cihat diyor ki:

      Kocanız da boş oturmuyormuş ki, iki çocuğa yemek yedirmek kolay iş mi..ayrıca siz yukarıdaki yazıyı anlayamamışsınız..

    • ANA YÜREĞİ diyor ki:

      İki anne ve iki evlat.
      Evlatlar ne kadar büyüse de anasının gözünde bir çocuk olarak kalıyor. İki annenin de evladını düşünmesi çok normal.

      Sema Hanım kitaplarında “erkeğin saygıya, kadının sevgiye ihtiyacı var” diyor. Bu yüzden kadın sevgiye doymuyor. Kadın kendi annesinden gelen sevgi karşılığının aynısını, kocasının annesinden de kendisine gelmesini istiyor. İlgiyi, düşünülmeyi sadece kendi için istiyor. Oysa ki kocanız kocaman adam olmuş annesi hala onun aç kalmamasını düşünüyor. Bu işe tebessümle bakmak gerek…

      Şükretmek gerek ki hem evladınızı doyurmaya çalışıp, hem de sofraya oturup kalkmak zorunda kalmamışsınız. Sizi umursayan düşünen bir kocanız var. Yükünüzü hafifletmiş.
      Hayta olumlu yerden bakıp nimeti fark etmek gerek…

    • Gulpembe diyor ki:

      Irmak Hanimcim,
      Soylemek istediginizi anladim. Elbette nafaka ve mehr magduru pekcok kadin da var. Sema Hanim bunun uzerine yazmamis olabilir, bununla ilgili “kadin haklari hakkinda yeterince konusuluyor bana ihtiyac yok, erkeklerin magduriyeti ise daha az dile getiriliyor” mealinde bir aciklamasi olmustu. Maalesef her iki taraftan da zulm goren var, haklisiniz.

      Verdiginiz ornegi ise bizimkilere uyarlasak soyle olurdu herhalde. Annem, “bir de ana olacaksin cocuklari babalarinin basina biraktin!bir de kadin olacaksin yarim- yamalak sofra kurmussun oturup kalk bakalim simdi,mustehak sana!”derdi. K.validem ise ,“ oglum kalk karina yardim et, cocuklari Ben yediririm. Hele gelinimin sofrasina bakin! Hakikatte biseye benzemir lakin benim gozumde agri dagi efsanesi kibim, masallah yahsidir yahsi!”derdi:))

      Belki cocuklari herkes bir sekilde yedirebilir hatta kendileri de yiyebilir. mesele sofra kurmakta dugumleniyor gibi. Sofrada yiyenler, sofrayi da beraber kursalar ne ala! Fakat pratikte sofranin duzeni evin de manevi lideri olan kadindan soruluyor. Sofra kurmak ince sanat. Ongoru, cesitlilik, estetik gerektiriyor. Su sofra isine biraz daha calismak lazim galiba:)
      Ramazan ayinizi simdiden tebrik ederim, Sevgiler:)

  35. Melih Çelik diyor ki:

    Sema Hanim, tek bir sey diyorum, o da size dünya ahiret yeter: ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN INŞAALLAH. Amin. Amin. Amin. Yaptiginiz is, Allah icindir, Allahin dini icindir. Ümmeti Muhammed icindir. Sabah aksam duacinizim. Allah sizi kafirler ve münafiklar üzerine galip getirsin inşaallah. Amin.

  36. Alp Kara diyor ki:

    Sema Hanim,

    Yazilarinizi begenerek ve takdir ederek okuyorum. Bahsettiginiz inanan kadinlarin ikiyuzlulugu (bu kelimenin arapcasi cok agir) gercekten hem kendileri hem de toplum icin talihsiz bir durum. Bu yalniz ve onurlu mucadelenizde Allah yardimciniz olsun.
    Soyle bir soru sorayim: Inanan kadinlar evlilik icinde haklarini nasil koruyabilirler? Diyelim ki iki genc evleniyor, ikisi de maddi bakimdan zayif. 20 yil evli kaliyorlar. Bu surede kadin evde kaliyor, cocuklara bakiyor. Erkek calisiyor yuklu miktarda para kazaniyor. Sonra bosaniyorlar. Islamda nafaka uc ay. Mal paylasimi nasil? Kadin burada dezavantajli konumda kaliyor. En basta mehir var, ama o zaman ikisi de fakir zaten. Mehir zamana yayilabilir mi ve degisken olabilir mi: mesela, kadin erkegin her yil kazandiginin %10’unu mehir olarak isteyebilir mi? Eposta adresime mesaj atabilirsiniz.

  37. ALBATROS diyor ki:

    Aşıktır cesurlara surlar,
    Önlerinde dize gelirler.
    Korkaklar ise,
    zillet anlaşması yapıp surları terkederler!

    • ALBATROS diyor ki:

      Hayatı, zalimlerin izin verdiği kadarıyla yaşayanlar,
      at kuyruğundaki sinekler gibidirler.
      Truva atının kuyruğuna sinen, sineklere ders olsun!

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"Sevgi ile , bulanık ve tortulu sular arı ve duru hale gelir." (Mevlana)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku