BBC Türkçe Sema Maraşlı ile Röportaj

07 Ekim 2019Sema Maraşlı3 Yorum »

sema

Müslüman bir feminist olmak mümkün müdür?

İslam’ın ilkeleri ile feminizmin argümanları birbirine tamamen zıttır. Kendini “Müslüman feminist” olarak tanımlayan birisi dilinde İslam’ı kabul etmiş biri olabilir fakat özünde İslam’ı anlamamıştır. İslam’ı anlamış olsa kendini feminist diye tanımlayamaz. İslam ile feminizmin örtüşen bir yanı yok. Feminizm özgürlüğü savunur, din ise bağlılığı esas alır.

Müslüman kadın da erkek de özgür değildir, bütün gönlümüzle seve seve Yaratıcı’ya bağlıyız. Özgürlüğümüz Allah’ın çizdiği sınarlar kadardır ve bundan mutluyuz. Feminizm cinsiyetçiliğe karşı olduğunu iddia eden fakat aslında cinsiyetçi bir söylemdir. Sürekli kadın kadın kadın diyerek kadın ve erkeği ayrıştırıyor.

Dünyadaki bütün mutsuzlukların, acıların, şiddetin sebebini erkeklerin üzerine yıkarak erkekleri ötekileştirerek iki cinsiyet arasına düşmanlık tohumları ekiyor. Bunların hiçbiri Müslüman ahlakına uymaz.

Ayrıca feminizmin “kadın-erkek eşittir” söylemi de İslam ile çelişen noktalardan biri. İnsan hakları ve adalet konusunda dinimizde kadın-erkek eşittir fakat cinsiyet rolleri konusunda eşitlik yoktur, farklılık esastır. Kadın ve erkek görev ve sorumlulukları konusunda faklıdır, bu da yine feministlerin iddialarının tam aksidir. 

Kendilerini ‘Müslüman Feminist’ olarak tanımlayan ve kadın mücadelesinde Müslüman kadınların da görünürlüğünü savunan kesimler var. Türkiye’de Havle adıyla ilk kez Müslüman Feminist bir dernek kuruldu. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz, feminizmin Müslüman kimliğiyle bir arada var olabileceğini düşünüyor musunuz? 

Feminizmin, Müslüman kimliğiyle bir arada olmayacağı zaten kurulan derneğin isminden bile anlaşılıyor. Derneğe verdikleri ismin sahibi Hz. Havle yuvası yıkılmasın diye mücadele vermiş bir kadın. Kocası onu geleneklere göre boşamış fakat o evliliğinin devamı, çocuklarının anne ve babaları ile büyümeleri için Peygambere koşmuş, yalvarmış, Allah’a dua etmiş, yakarışta bulunmuş.

Hz. Havle yuvasını kurtarmak için yaptığı mücadele ile Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış, geleneksel boşanma sistemi değişmiş, onun da derdine derman âyetler inmiş, yuvasına dönmüştür. Feminizm ise temelde kadın bireyselliğini savunur ve aileye karşıdır. “Aileniz Batsın” diye pankart taşıyan başörtülü kadınlar, yuvasını kurtarmak için didinen, ailesine değer veren muhterem bir kadının adını feminist derneklerine isim yapıyorlar. Tek başına bu tezat bile feminizmin Müslüman kimliğiyle bir arada olamayacağını gösteriyor. 

Kendini Müslüman Feminist olarak tanıtanlar İslam’ın farklı yorumlarının olabileceğini, geleneksel anlamda İslam’ın erkek odaklı yorumlandığını ve kadınları ikincil atfettiğini söylüyor. Yani İslam’ın feminist mücadeleyi dışlamadığını söylüyor. Bununla ilgili ne söylenebilir?

İslam’ın erkek odaklı yorumlandığı iddiasına katılmıyorum. İslam’da kadının ikincil olduğu da tamamen yanlış bir algılamadır. Aile toplumun en küçük birimidir ve dinimiz aileye her kurumda olması gerektiği gibi bir idareci tayin etmiştir, bu da erkektir.

Kavvam yani koruyan, idare eden ve sorumluluk alandır erkek. Erkeğin kavvam olması kadını değersizleştirmez, statü üstünlüğü mutlak bir üstünlük değildir. Muhabbet için, ailenin devamı ve düzeni için gereklidir. Dinimiz ailenin sorumluluğunu kadının narin omuzlarına yıkmaz, erkeğin güçlü kollarına bırakır. Erkek şefkat ve adaletle aileyi idare etmek zorundadır, zulmedemez; kadın da eşine saygılı olmak zorundadır. Aranan aşk da mutluluk da buradadır.

Müslümanlığın feminizmle birlikte anılamayacağı, kadın ve erkeğin doğal olarak birbirinden farklı olduğu gibi tartışmalar da var. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Müslümanlığın feminizmle anılamayacağı fikrine tamamen katılıyorum. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz Nisa sûresi 32. Âyette kadın ve erkeği birbirinden farklı yarattığını ve ikisine de birbirinden farklı üstünlükler verdiğini açıkça beyan ediyor ve birbirinize özenmeyin diye de tavsiye de bulunuyor.

Bir cinsiyete çok verilen vasıflar diğer cinsiyete az verilmiş. Mesela insan ilişkilerinde kadınlar daha iyiyken, erkekler nesnelerin dünyasında daha başarılıdır. Erkeklerin matematik zekası daha iyi olduğu için dünyada mühendislerin çoğu erkektir ve buluşların çoğunu da erkekler yapmıştır.

Günümüzde kadınlar mühendis olmaları için teşvik ediliyor ve erkeklerle yarıştırılıyor. İnsan ilişkilerinde başarılı olmak, çocuk doğurup büyütmek ve toplumun mimarı olmak makinalardan daha mı değersizdir? Kadının erkekle yarışması, kadının varlığının erkek üzerinden tanımlanması demektir ve esas bu kadına saygısızlıktır. Kadın ve erkek arasındaki yarış en çok kadını yorar, yıpratır. Yapılan yüzlerce bilimsel çalışma anne karnından itibaren kadın ve erkeğin farklı yaratılmış olduğunu bizlere açıkça gösteriyor.

Feminizm ekolünün Müslüman kesimlerce eleştirildiği noktalardan biri de kadın-erkek eşitliğinin fıtrata uygun olmadığı mevzusu. Toplumun, ailenin, anne-baba rollerinin zedelendiği, hatta eşcinselliğin veya ‘cinsiyetsizliğin’ teşvik edildiği söyleniyor. Buna katılır mıydınız?

Feministler “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”ni savunuyorlar. Cinsiyetin doğuştan geldiği ve cinsiyet rollerinin aile ve toplum tarafından kişiye yüklendiği iddiası hiçbir bilimselliği olmayan tamamen boş bir iddia. Bilimsel çalışmalar cinsiyet rollerinin cinsiyet farklılığından kaynaklandığını ve doğuştan gelen özellikler olduğunu gösteriyor.

Son dönem bu konuda yazılmış çok kitap var hatta “Kadın Beyni” kitabının yazarı Dr.Louann Brizendine feminist baskılarla yıllarca kadın-erkek farklılıklarının üstünün örtüldüğü ve artık açığa çıkmaya başladığını söylüyor. Doğal haline bırakılan her çocuk, yaratılışına uygun davranır fakat zoraki karşı cinsin özelliklerini dayatırsanız elbette cinsiyet özelliklerinde sapmalar olacaktır. 

Cinsiyete uygun roller benimsenmediğinde, babalık ve annelik rolleri birbirine karıştığında bu çocukların ruhsal gelişimi açısından zararlı oluyor. Cinsiyet eşitliği çalışmaları çocuk ve gençlerin cinsiyet kimliğini zedelediği için elbette eşcinselliğe yönelişi artıracaktır.

Toplumsal ataerkil sistemin bozulmasına dair farklı bakış açıları var. Siz ne dersiniz?

Öncelikle bizim toplumumuzda ve pek çok toplumda ataerkil görünümlü anaerkil bir sistem var. Aileyi erkek yönetiyormuş gibi görünse de geri planda esas yöneten kadındır. Erkek hükümet, kadın derin devlet gibidir.  Geleneksel ataerkil sistemi İslam’ın ataerkil sisteminden ayırmak lazım. Geleneksel yapıda zulüm vardır. Ailenin yaşlı kadını anne ya da kayınvalide ailenin genç kadınlarına erkek eliyle ya da bizzat kendisi zulmeder. Oysa dinimizde zulüm haramdır. Evin reisi olan erkek eşiyle istişare eder ve sorumluluk alır. 

Kadına karşı şiddet, boşanmaların artması ve nafaka meselesi ve İstanbul Sözleşmesi çok tartışılıyor. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

İstanbul Sözleşmesi bütün erkeklerin şiddet yanlısı ve istismarcı olduğu ön kabulü ile hazırlanmış, erkeği saldırgan, kadını kurban kabul ederek tasarlanmış, erkeği ötekileştiren cinsiyetçi bir sözleşmedir. Ve iddia edildiği gibi de kadına şiddeti azaltmadığı gibi kat kat da artırmıştır. Şiddet şiddetle çözülemez. Sözleşme sonrası hem şiddet arttı hem de boşanmalar arttı.

Nafaka mevzusu ise feministlerin eşitlik ve güçlü kadın söylemi ile tamamen çelişmektedir. Hem güçten ve eşitlikten bahsedip hem de kadını eski kocasına maddi olarak muhtaç görmek büyük bir tezat. Çocuk için verilen nafaka bundan ayrı tabii. Baba evladına nafaka vermeli. Fakat erkek neden eski eşine bakmak zorunda olsun? Eski eşine bakmak zorunda kalan pek çok erkek ya bir daha evlenemiyor ya da sonraki eş ve çocuklar, erkeğin ayrıldığı eşine verdiği nafaka yüzünden maddi sıkıntı çekiyor. Ayrıca bu eski eşler arasında düşmanlığa ve çocukların koz olarak kullanılmasına sebep oluyor.

Ülkemizin çocuk haczi diye bir utancı var. Binlerce çocuk babadan koparılıyor. En çok şiddetin boşanma aşamasında olması İstanbul Sözleşmesi ve ona bağlı çıkarılan 6284 sayılı kanunun kötüye kullanılmasından kaynaklanıyor. Kadın beyanı esas alınarak erkekler iftiralar karşısında çaresiz bırakılıyor. İstanbul Sözleşmesi ile adalet sistemi temelden sarsıldı, insanların masumiyet karinesi yok sayıldı. İstanbul Sözleşmesi acilen iptal edilmelidir.

Kadına karşı şiddet, muhafazakarlaşmanın bir sonucu mu?

Kadına karşı şiddetin artmasının muhafazakarlıkla bağlantısı olduğunu düşünmüyorum. Şiddetin artmasında en büyük etken kapitalist sistemdir. Kadınları ve erkekleri birbirine düşman etmeye çalışan lobiler ve buna hizmet eden medya organları da baş aktörlerdir. Basında hangi haberler çok yer alırsa toplumda onun arttığı bilinen bir gerçektir. Sabah akşam şiddet haberi ile yatıp kalkılıyor ve şiddet potansiyeli olanlara canlı canlı senaryo sunuluyor. Tabii bir de film ve dizilerdeki şiddet var o da çocukları, gençleri çok fazla olumsuz etkiliyor. Şiddet tüm dünyada genel olarak arttı. Şiddeti sadece kadın üzerinden konuşmak artan genel şiddetin üstünü örtüyor. 

Kadın şiddeti tartışmalarında erkeklerin mağdur edildiğini düşünüyor musunuz?

Elbette mağdur ediliyor, bu çok açık. Cinayet işleyen erkeklerin üzerinden bütün erkekler suçlu ilan ediliyor. Bir kadın öldürüldüğünde “Erkek Şiddeti” diye bütün erkekler suçlanıyor fakat bir kadın, erkek öldürdüğünde ”Kadın Şiddeti” denmiyor. Kadınların işledikleri cinayetlere çeşitli bahaneler bulunuyor. Şiddetin cinsiyeti yoktur. Kadınlar da son derece zalim olabiliyorlar. Erkekler silahla öldürürken, kadınlar birine öldürtmek ya da zehirlemek gibi gizli yolları tercih ettikleri için kadınların işledikleri cinayetlerin çoğu açığa çıkmıyor ya da yıllar sonra çıkıyor.

Ayrıca kadını koruma adına fiziksel şiddet olmadığı halde psikolojik şiddet bahanesi ile yüzbinlerce erkek evinden atıldı, çocuklarından koparıldı. Bunlar da erkeklere uygulanan ağır şiddettir. Psikolojik şiddet, şiddet kavramı içine alınarak erkeğin kadına sesini bile yükseltmesi şiddet sayılırken, kadının eşine her türlü hakareti yok sayılıyor. Bu da erkeklerin ailede ve toplumda aşağılanmasına sebep oluyor. Bir davranış suçsa cinsiyete göre değişmemeli bu adalete aykırıdır.

Kadına karşı şiddete çözüm önerileriniz var mı? 

Öncelikle şiddeti cinsiyetten bağımsız ele almak zorundayız. Şiddeti önleme konusunda küçük yaştan itibaren okullarda çocuklara eğitim verilmeli. Tabii bu eğitim cinsiyet eşitliği iddialarında olduğu gibi erkeklere pembe giydirip, kıza benzeterek değil fıtrata uygun yapılmalı.

Gücü yönetmek, duyguları tanımak, öfkeyi kontrol etmek gibi pek çok eğitim, okulların müfredatında olmalı. Ayrıca bir şeyin sebebi ortadan kalkmadan sonuçları değişmez. Şiddetin sebeplerini ortadan kaldırmak üzere çalışmalar yapılmalı. Mesela alkol ve uyuşturucu şiddetin sebepleri arasında ilk sırada çıkıyor. Bu konuda uyarıcı çalışmalar yapılmıyor.

Şiddeti erkekliğin üzerine yıkıp, erkekleri ayılardan kurtlardan aşağı gösteren kamu spotları yapmak yerine şiddetin gerçek sebepleri üzerine çalışmalar yapılmalı. Şiddetin boşanma safhasında olması da incelenmeli. Şiddeti artıran kanunlar düzeltilmeli.

Her kadın mücadelesini feminist bir mücadele olarak adlandırmak doğru mudur?

Kadınların, erkekleri karşılarına alarak, onlar düşmanmış ve kötülüğün kaynağıymış gibi yürüttükleri her mücadele feminist mücadeledir. Kişilerin kendini feminist diye tanımlaması gerekmez. Ortak söylemler ortak yoldaşlıklardır. Söylemler aynıysa zihniyette aynıdır. Nasıl isimlendirdiğiniz pek de önemli değildir. İster cinsiyet eşitliği deyin, ister cinsiyet adaleti. İkisinde de içerik feminist söylemle aynı olduğu için dışarıdan bakanlar haklı olarak sizi yaptıklarınıza bakarak değerlendirir ve feminist olarak adlandırır.

Feministler de erkek düşmanlığı yapmadıklarını söylüyorlar fakat yaptıkları çalışmalara bakınca yaptıkları tam da erkek düşmanlığı. Bu düşmanlık erkeklerden önce kadınlara zarar veriyor, sağlıkları bozuluyor. Hak mücadelesi verdiğini zanneden öfkeli ve gergin kadınlar, dünyaya nefret tohumları saçıyor. Oysa dünyanın daha fazla nefrete değil, daha çok sevgiye ve dostluğa ihtiyacı var. 

BBC Türkçe – Akanda Taştekin

BBC den gelen yukarıdaki röportaj  sorularını bu şekliyle cevaplayıp gönderdim fakat röportaj olarak yayınlanmadı, sadece bir haber içerisinde kullanıldı. Haber şu şekilde…

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49912575

 

Okunma Sayısı : 2.653

HÜSEYİN BULUT için yorum yapın

“BBC Türkçe Sema Maraşlı ile Röportaj” için 3 Yorum

  1. feminizmnedir.com diyor ki:

    Röportajın yazılı olduğunu tahmin ediyorum. Yanıtlar gerçekten çok iyi. Özellikle İslam’la ilgili sorulara ayetler anılarak yanıt verilseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Acaba yanıtlar daha uzundu da yayıncı tarafından mı kısaltıldı?

  2. Abdullah hasan diyor ki:

    Tebrikler Sema hanım. İzah ettiğiniz gibi Müslüman sonsuz özgür değildir aslında. Hem Müslüman olunacak hem de müslümanlığın emirlerine karşı bağımsız olunacak. Bu kadar çelişkiyi anca Müslüman düşmanlarından akıl almakla başarır insan. İslama karşı açık veya gizli muhaliflikleri olmasaydı feministlerin aile varlığını korumak için aileyi oluşturanları ayrıştırma yoluna gitmezlerdi. Cinsel olsun veya başka özgürlük adın da olsun idddi edenlerin aslında kendi özgürlüğünün olmadığını kendileri itiraf ediyorlar. Yaradana karşı özgür olmak isteyen Şeytan ve nefistir, kişi Yaradana karşı özgür olmak isteme düzeyi (İsteme-kuvvet) Şeytana özgürlüğünü kaptırdığı oranla aynı dır. Bazıları kendi durumundan haberdar olmadığından Müslüman feminist olabilir diyorlar.

  3. HÜSEYİN BULUT diyor ki:

    Allah’ın, kiminizi diğerlerinden da¬ha üstün kıldığı ve doğuştan gelen, çalışmakla elde edilemeyen birtakım meziyet ve nîmetleri boş bir kuruntuyla arzu etmeyin. Çünkü Allah sizi, kendisinin verdiği güç, kabiliyet ve imkânlar oranında değil, içinde bulunduğunuz şartlar dâhilinde, bunları ne ölçüde kullandığınıza, bu yolda ne kadar çaba harcadığınıza göre hesaba çekecektir. Dolayısıyla, erkekler de kendi kazandıklarından bir pay alacak¬lar, kadınlar da kendi kazandıklarından —güç ve imkânları oranında — bir pay alacaklardır. Evet, saçma ve anlamsız isteklerde bulunmayın, fakat Allah’ın lütuf ve nimetlerinden size de bahşetmesini, en yüce makamlara çıkarmasını elbette dileyin! Hiç kuşku yok ki Allah, her şeyi bilmektedir. Ve her hak sahibine, hakkını verecektir.
    ((Rasûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sa¬dece iki kişiye gıpta edilir: Biri Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamayı ba¬şaran kimse. Diğeri de Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” (Buhâri, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3; Müslim, Müsâfirîn 268).
    Yüce Allah (Celle Celalühü), dünya işinde olsun, âhiret işinde olsun, çalışan kimsenin hak ettiği kazanç konusunda kadın-erkek ayırımı yapmamıştır. ))

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

" Bir evin güzelliği uyumdur. Bir evin tadı bağlılıktır. Bir evin sevinci sevgidir. Bir evin zenginliği çocuklarıdır. Bir evin yasası hizmettir. Bir evin refahı memnun olan gönüllerdir. " (Henry Taylor)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku