Bir Meslek Bu Kadar Önemli mi?

08 Ekim 2020Ziyaeddin Halid İpek11 Yorum »

Bulunduğum ilde bir akşam aileme ait bir araba ile bazı şeyler almaya çıkmıştım. Geri dönüş yolumda bir polis çevirmesine denk geldim.

Arabamı polis memurlarının dediği gibi kenara çektim. Daha sonra orada bulunan birkaç polis memuru standart ehliyet ruhsat kontrolü vb. kontrollerde bulundular.

Bu kontroller sırasında polis memurları bana anlamadığım bir sertlikle muamele ediyorlardı. Tavırları sert ve sinirli idi. Arabadan inmemi ve bagajı açmamı söylemişti bir polis memuru aynı sertlikte.

Bu durum böyle devam ederken polis memurlarından biri bana şöyle bir soru sordu: “Öğrenci misin sen?” Sakın ve düzgün bir şekilde “Hayır üniversitede araştırma görevlisiyim” dedim.

Bunu dediğim anda polis memuru birden güler bir yüzle “Ooo hocam bak biz de araştırıyoruz ya” diye gülerek bir cevap verdi. Birden ortam ve durum yumuşadı. Muhabbetli ve güleç bir ortam oluştu. Espriler ve şakalaşmalar yapılmaya başlandı. Hemen başka bir polis memuru durun bagajı ben kapatayım diye yöneldi.

Normalde arabanın muayenesi kontrol edilecekti ama polis memuru “hocam normalde muayene kontrolü yapılacak ama bir sıkıntı yok değil mi muayene ile” diye sordu. Bende “yok” deyince, kontrolü olmadan geçtim. Daha demin o gerilimli ve sinirli ortamın birden güleç ve samimi bir ortam olması beni çok şaşırtmıştı.

Bu olayı yaşadıktan sonra çok düşündüm. Aynı kişilikte olan ben orada öğrenci olsam ne fark ederdi, üniversitede bir hoca olsam ne fark ederdi? Meslek bu kadar önemli mi idi? Bir insan mesleği ve statüsü ile bir insan mıydı sadece? Bizim varlığımızı anlamlandıran şeyler mesleklerimiz miydi? Düşüncem genişledi ve tekrar genişledi.

Biz bu dünyaya niye gelmiştik? Bir meslek edinmek, evlenmek, ev almak, araba almak, arsa almak, makamımızı yükseltmek için miydi her şey? Çevremi, toplumu düşündükçe anladım ki biz aslında hayatımızda araç olan şeyleri öyle bir amaç edinmişiz ki gözlerimiz körelmiş. Araç olan şeyler için ilkelerimizden, özümüzden, inancımızdan bile kopacak hale gelmişiz. Oysa meslek, statü, makam, ev, araba bunlar hep asıl niyetinde insan için bir araçtan öte olmamalıydı. 

Hayatımda belki de en nefret ettiğim şeylerden bir tanesi toplumumuzdaki meslek takıntısı. Özellikle devlet kadrolu meslekler. Öyle bir noktada ki bu meslekler kafamızda adeta kutsalımız olmuş. Ahlak, edep, iman için açılmayan eller meslekler ve fakülteler için açılıyor. Sonuçta ne mi oluyor: Torpiller, adam kayırmalar. Zira kişinin kutsalı neyse ona göre hareket eder. Kutsalımız ahlak, kul hakkı yememek değil, istediğin ilde, istediğin yerde meslek sahibi olmak olduğunda her şeyin mubah olması kaçınılmaz değil mi?

Lisede iken hep düşünürdüm. Allah bize sayısız nimetler vermiş ve bizleri en güzel şekilde yaratmışken, meslek, iş vb. şeylerle vakit kaybetmek yerine tüm gün ibadet etmek gerekmez miydi? Senelerce bu soru aklımın bir yerinde hep durdu. Sonra mümkün mertebe okumalarıma devam ettim. Okudukça çok güzel hakikatlere ulaştım.

Kuranı Kerim Kasas suresi 77. ayette şöyle buyruluyordu: Ahireti kazanmaya çalış, fakat dünyadan nasibini de unutma. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) in şu hadisi aslında aklımdaki sorulara cevap olmuştu: “Ne dünyası için ahiretini, ne de ahireti için dünyasını terk eden -her ikisinden de nasibini almayan kimse- sizin hayırlınız değildir. Çünkü, ahiretin ulaşım ve hazırlık yeri dünyadır.  İnsanlara yük olmayınız.”

İslam dininde ruhbanlık yoktu. Lisansımda İngiliz edebiyat tarihi ile ilgili eserleri incelerken aslında orada İslam dininin bu şekilde dünya, ahiret konusunda dengeli oluşunun hikmetlerini kimi hikayelerde gördüm. Ruhbanlığın toplumun diğer çalışan bireylerini sömüren bir sisteme dönüştüğünün eleştirisinde bulunuyordu gerçek hikayeler.

Kişiler çalışmamak için ruhbanlık taklitleri yapıyordu. Bu şekilde çalışmadan başkalarının getirdiği yiyecekler ve yardımlar ile yaşıyorlardı. Yani sistemi sömürmeye çalışıyorlardı.  Canterbury Tales bu hikaye örneklerinden biriydi.

Bu okumaları yaptıktan sonra rızkımı temin edeceğim bir meslek edinmem gerektiği gerçeğini anlamış oldum ancak dengeyi kaçırmamak mesleği bir araç görmek gerekiyordu. Fakat meslek sahibi olduktan sonra çok farklı bir muamele ile karşılaştım. O zaman şu hakikat benim içimi burkmuştu. Biz sözü söyleyene değil başındaki ünvana bakıyormuşuz.

Bir profesörden daha fazla ilim, edep görgü sahibi olabilir, hatta ondan daha fazla çile çekmiş olabilirmişiz ama profesör ünvanı alan kadar olamazmışız. Bir kızın edepli olması değil öğretmen olması, doktor olması evlenilecek bir özelliği olurmuş. Bir erkeğin statüsüymüş onu adam yapan. Sizi toplumun bireyi yapan şey her gün alacağın arabaları,, takıları, arsaları, borsayı konuşmak oluyormuş. Kendi zihin zindanlarımıza hapsolmuşuz. Demirleri de nefsimize bağlamışız.

Sonra araştırmalar devam ettikçe farklı şeylere denk geldim. Mesela Türkiye’nin güç mesafesi yüksek olan ülkelerden biri olduğunu gördüm. Neydi peki güç mesafesi? Belli bir kültürün otoriteye ve statüye verdiği değer.

Uluslararası yapılan çalışmalarda Türkiye’nin otoriteye ve statüye verdiği değerin yüksek olduğu yani güç mesafesinin yüksek olduğu görülüyordu. İşin kötü tarafı güç mesafesinin en yüksek olduğu ülkeler hep Müslüman ülkeler. Oysa biz statünün, otoritenin, unvanların değil hakkın yanında olmalı değil miydik? Güç mesafesi en düşük ülkelerin hangi ülkeler olduğunu da tahmin edersiniz.

Dediğim gibi en nefret ettiğim şeylerden biri mesleklere atfedilen bu anlamsız kutsallık ve insanların araç olarak görmesi gereken şeyleri hayatlarının amaçları olarak görmeleri. Meslekler ve okullar için sayısız tavizler vermeleri.

İnsanlar inançları ve ilkeleri için mesleklerinden ve unvanlarından taviz vermezken hep tam tersinin gerçeklemesi ne büyük bir acı değil mi? Bu zihniyete karşı bir intifadam var benim. Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi “Etimle, kemiğimle nefret ettim” bu zihniyetten. İnsanların sadece meslekleri kadar insan olduğu dünya görüşünden nefret ettim. Edebe, ilme değil de statüye anlam atfeden zihniyetten nefret ettim. Kötüye buğz etmenin hayır olduğunu bilerek nefret ettim.

 Ziyaeddin Halid İPEK

Okunma Sayısı : 2.953

Yorum yapın

“Bir Meslek Bu Kadar Önemli mi?” için 11 Yorum

  1. :) dedi ki:

    Merhabalar.. Yazılarınızı beğeni ile okuyorum. Çok fazla ara veriyorsunuz tabiiki bir işiniz var zamanınız yok fakat yine de ihmal etmeyin buraları. Saygılar… 🙂

  2. feyza dedi ki:

    Haklısınız sn yazar, yalnız genel tabloya baktığımızda küçük yaştan itibaren başarı ve not odaklı yetiştirilen insanların geldiği noktada değerlendirildikleri kriterin de mesleklerinin olması çok garıp değil. Beşikten başlayan yüzeysel bir eğitim kaygımız zaten var. Küçük yaştaki çocuklara, ergenlik çağındaki gençlere not ortalaması soruluyor, ne kadar neti olduğu vs… Ahlaki meziyetleri, merhameti, ön plana çıkarılabilecek guzel hasletlerine bakılmıyor. En zeki oğrenciler tıp okuyor, merhametli olup olmaması muhim değil. Öğretmen olmak için gerekli ruhsal donanıma sahıp mi değil mi bireyler, bunlar sorgulanmıyor. Dolayısıyla ruhsuz bir eğitim sisteminden ruhsuz bir yaşam sıstemine geçiş yapılıyor, halıyle sorgulanan dıplomalar, manevı lıyakatınız, değil.

  3. Gulpembe dedi ki:

    Guc mesafesi musluman topraklarda daha fazla denilmis. Aman efendim oyle sey olur mu?ne kotuluk varsa Batidan gelmistir(!), bizde oyle seyler olmaz 🙂

    Rasulullah basta olmak uzere neredeyse tum peygamberler, bu esitsizligi, zulmu, otekilestirmeyi kirmak uzere uygulamalar getirmis,insanlara taragin disleri gibi olduklarini hatirlatmislar. Hatta rasulullah eski ummetlerde, toplumun guclu kesiminin kanunlardan muaf tutulup sadece zayiflara uygulanmasini helak sebebi gormus, bizleri oyle hallere dusmekten uyarmistir. Mesela hz.omer oglu icki ictigi zaman ona ceza uygulatmistir. Bugun burokrasiden bir kimsenin oglunu gerektigi vakit hukuga teslim edecegini hayal edebiliyor musunuz? Yine ornegin,rasulullah hur ve koleyi izdivac konusunda esitlemistir, kendi de boyle evliliklere araci olmustur. Halbuki hemen arkasindan saltanat uygulamalarina baktiginizda kole bir erkek, hur kadinla evlenemez diye kanun getirilmis, eski hiyerarsik soylemlere geri donulmustur. Anlasilacagi uzere bu guc mesafesi denen mevzunun kokeninde, rant uzerinden donen bir savas ve kaynaklarin adil-seffaf dagitilmasina karsi cikan bir oligarsi( yine onun getirisi bir nepotizm-adam kayirmacilik-) var. Yani ne vakit “yemeye” baslamisiz, guc mesafesi acilmis.

    Ben meslekler uzerinden verdiginiz onyargiyi daha cok cocuklara karsi goruyorum. “cocuk mu kandiriyorsun?” gibi soylemler dilimize dahi yerlesmistir. Cunku bazen bize gore cocuk kandirilabilecek, dikkate alinamayacak bir varliktir. Ona birey olmayi layik gormeyiz. Rasulullahi bir kavim ziyaret eder ,kalkacaklari vakit rasulullah onlara baska sorunuz var mi diye sorar. Oradakiler mahcup bir edayla bir cocuk var sormak istiyor deyince, “birakin sorsun ,belki hepinizden daha onemli bir sey soracak”buyurur. Cocuk da kaynaklara giren o hadisi sorar ,” hicret devam edecek mi ya rasulullah?” ..”evet , zulum/savas devam ettikce hicret de devam edecek.”

    • Sadece Fatih dedi ki:

      Evet bizde öyle şey olmaz. Olanlar da batıya karşı duyulan aşağılılık kompleksi neticesinde bize ithal edilenler ile tek kural koyucu Allah’a adeta haşa şirk koşarcasına batının kurallarının benimsetilmeye çalışılmasıyla oluşanlardır.

      Bizim inancımıza göre her çocuk masumdur ve islam fıtratına göre doğmuştur. Kötülükleri ise anne babasından ve çevresinden görmektedir. İslamda olmayan her şey de kötülük kaynağıdır. Günümüzde ise bu kaynak batı olmakla birlikte doğuya doğru kaymaktadır.

      Müslümanın her hali güzeldir ve her halinde bir hikmet vardır. Bugün yok elektriği gavurlar buldu yok şunu gavurlar buldu diyenler o bulunan elektrikle ne kadar insan katledilmiş ona da baksınlar. Uçak araba ne olursa bakılsın bakalım kaç masum insan öldürülmüş bunlarla.

      Batı o kadar masum ki ateşkes isteyip Azeri kardeşlerimize saldırmakta. Batı o kadar güzel ki koronavirüs önlemleri kalksın ölen ölsün diye eylemler yapmakta. Batı o kadar güzel ki yasakladığı eldiveni peçeyi şimdi hijyen diye kullanmakta.

      Sanırım en güzeli abd. Malum elebaşına kucak açmakta. Tabi insan hakları var. Doğudaki müslümanlar henüz yeterince insan olamadığından bu haktan faydalanamıyor.

    • Sadece Fatih dedi ki:

      Normalde mülteci kabul etmeyen bazı batı ülkelerinin belirli bir sınırın üzerinde maaşla oralardan iş bulduğunuzda özel oturma izni vermesi de batının insan ayırmadığının(!) en temel göstergesi.

      • Gulpembe dedi ki:

        Fatih Bey, yazinin sahibi yaptigi arastirmayi bizimle paylasmis, bunlar kaba gercekler,fakat bazi kimseler icin zerafetli yalanlar daha tercih edilesi olabilir,herkes ozgurdur. Bence esas kompleks de bunlari dile getirip durum tesbiti yapmak degil, dile getirilmesinden rahatsiz olmaktir ki dikkat ederseniz orada Bati sorunsuzdur denilmiyor, goreceli olarak daha iyi durumda deniliyor. Her sistemin kendine ozgu sorunlari var elbette. Siz yine de Batiyi protesto etmek istiyorsaniz saydiginiz elektrik, araba ve ucagi kullanmayi reddederek ise baslayabilirsiniz:)

        Multeciler meselesi uzun ve baska bir konu. Turkiyede devletin yaptigi da sadece misafirperverlik degil, baska hesaplari da var fakat halkimizin alicenapligini bundan ayri tutuyorum, bu durumu iradeleriyle kabul etmis degil, buna mecbur birakilmis olsalar bile tebrigi hakediyor.

        • Sadece Fatih dedi ki:

          Gülpempe hn.

          Parasını verdiğim elektriği uçağı niye kullanmayayım? Hayrına mı veriyorlar parasıyla satıyorlar. Biz de sanki batı hayrına yapıyormuş gibi hayran hayran bakıyoruz ağzımız açık. Hatta nerdeyse kafire dua ediyoruz Allah razı olsun diye.

          Mülteciler konusunda yazdığım tam anlaşılmamış. Kastettiğim batı da adamına göre muamele ediyor farklı değiller yani. Beyin göçü diyoruz ya eskiden beden işçisi alan adamlar şimdi beyin işçisi alıyor.

          • Gulpembe dedi ki:

            Fatih Bey, Bilim hicbir milletin tekelinde degildir bahsini ettigimiz medeni kazanimlar da tum insanligin malidir, sadece Batinin degildir.Cunku bilim kumulatiftir yani bilgiler yigilarak ustuste konarak son halini bulur. Newton bir sabah kalkti ve Hareket yasalarini buldu diye birsey yok, Ibn Sinayi konusmadan Newtondan bahsedemezsiniz yada Einsteinin teorisini konusurken el-Kindi yi atlayamazsiniz.

            Bakara 115 buyuruyorki; Dogu da Allahindir, Bati da. Nereye bakarsan bak Allahin vechini gorursun, onun rahmeti genistir , herseyi bilir.” Simdi boyle bir ayet varken Ben nasil ve niye cografya dusmanligi yapayim? Bugun encok yasanilmak, goc edilmek istenen yerler Batida. Cunku oyle yada boyle daha adil daha yasanilir bir hayat vadediyorlar.Abd vatandaslik torenlerinde mutluluktan aglayan uzakdogulu/ afrikali insanlari bir gorseniz; hepsi arkasinda bir dram birakip kacmis, kimi icsavasta tumden ailesini yitirmis, kimi son anda ipten alinmis ikinci bir hayat yasamaya gelmis. Hersey para degil Cin de Rusya da zengin,neden oraya gitmiyorlar? Cunku orada diktatorluk var hirsizlik var, insan haklari gelismemis. Evet,bir vakit bu bayragi muslumanlar tasiyordu. Malazgirti bile icerideki mezhep kavgalarindan bikip savasta muslumanlarin yaninda yeralan hristiyan rumlarin yardimiyla kazandik, bizim adaletimize inandiklari icin Anadoluyu bize actilar. Yada 800 yil surecek Endulus devleti icin Araplarin Ispanyaya ilk girisi yine iktidarin zulmunden bikan icerideki yahudi ve hristiyanlarin yardimiyla yapildi,muslumanlari ve onlarin adaletini yeglediler, oyle ki bazi sehirlerde tek bir kilic cekilmemis halk sehri muslumanlara teslim etmis.
            bizim bir prensibimiz vardir “mulk( devlet) kufurle devam eder ama zulmle devam etmez”yani kafir bir devlet halkina zulmetmedigi muddetce ayakta kalabilir ama musluman da olsa bir devlet zulumde israr ederse ayakta kalamaz mulk kaybedilir. Adalet,o yuzden mulkun(devletin) temelidir.

            Ecnebilere insanliga getirdikleri faydalar icin dua edelim mi meselesine gelince, Rasulullah insanlarin en hayirlisi onlara encok faydasi dokunandir buyuruyor. Yine, insanlara sukretmeyen Allaha da sukretmez, diyor. Neden tesekkur etmeyeyim, Allah hakettigini versin, hayrini gor demeyeyim? Belki ahiretini kaybedenlerdendir ama dunyada yuzu guldurulur. Belki cennete gidemeyecektir ama cehennemde bir derece rahat ettirilir. belki zaten muslumandir ona dua etmem herhalukarda bana vaciptir. Dr.Stalk diye bir adam var mesela, cocuk felci asisini bulmus, patent almayi ve teklif edilen milyarlarca dolari reddetmis; bu insanligin malidir demis, takdir etmeyeyim mi?

            Parayla vatandaslik ise pekcok ulkenin sagladigi bir sey zaten. Ornegin Türkiye 250 bin gibi bir paraya vatandaslik veriyor.

  4. Sabri dedi ki:

    Teşekkürler

  5. ramazan dedi ki:

    merhabalar, eleştirdiğiniz hususu ben sürekli yaşıyorum. şöyle ki, ben görme engelli bir bireyim. toplumumuzda bir insan engelliyse acizdir, hiçbir şey yapamaz algısı mevcut. hal böyle olunca da sizin ne kadar başarılı olduğunuz, hangi mesleği icra ettiğiniz , ne kadar eğitimli olduğunuz kesinlikle düşünülmez. on parmağınızda on marifette olsa siz acizsinizdir. o yüzden gerektiğinde her seferinde ihtiyaç olması halinde kendinizi yeniden ispat etmek durumundasınız. malesef artık insanlar karşısında ki kişiyi görüşünüşüyle yargılıyor, önyargılarıyla da mahkum ediyor.

    • Ege dedi ki:

      Ramazan Bey,
      Selamlar öncelikle ve size hak veriyorum. Biz duygusal bir toplumuz ve engelli birini gördüğümüzde toplum olarak tepkimiz acımak oluyor. Eksik olarak görüyoruz. Bu kötü niyetten değil inanın ki çogunluk kötü niyetli değil bu konuda. Sizin kimseye bir şey ispat etme borcunuz yok. Önünüze kanuni hukuki bir engel sunmuyorlarsa geri kalanını umursamayın. Bir vatandaş birey olarak haklarınızı ihlal etmedikleri sürece kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsiniz. Eğer basarili biri iseniz bu sizin başarınız. Takdir etmesinler belki de içten içe kendi eksiklikleri ile yüzdesiyorlardır. O yüzden bırakın insanlar istediğini düşünsün siz başarılarınıza başarı katmaya devam edin ve bunu kendiniz için yapın.
      Kendinize iyi bakın. İyi günler dilerim.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Merhamet en etkili silahtır; kalbe kadar işler ve ebediyete kadar iyileşmeyecek yaralar açar. “( LAvigerie)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku