Bizim Hikayemiz 2

Yolculuğuma devam edelim. Eşinizle doğru iletişimi yakaladınız. Sıra ailesi ile uyum içinde hareket etmenin öneminde. Tekrar geriye döndüğümde o yıl içinde yaptığım yanlışlıkları hatırlıyorum. Sevmek konusunda kendimi çok zorladığımı düşünüyorum. Oysa sevmek zorunlu değil fakat saygı duymak zorunlu bir davranış.

Eşimin ailesiyle tanıştığım ilk günden itibaren bana yine çok faydası olan bir davranışımdan söz edeyim. Bugün bile yararlarını görebiliyorum. Kendi etrafıma mecazi anlamda bir çember çizdim.

Öyle bir çizgiydi ki karşıdaki kişinin tutumu her ne olursa olsun o duruş hiç değişmedi. O beş yıl içinde belki biraz sallantıya uğradı ama hem toparlanmasını bildim. Bu çember simgesinin açılımı karşısındaki insanı her zaman ve her şekilde ve durumda belli bir mesafeyle davranmam.

Örneklendirecek olursak: Çok samimi davranmamak, her sözü paylaşmamak, her düşündüğünü dile getirmeme gibi vs. Yani kısacası oto kontrolü hiç elden bırakmamak. Belki size çok sıkıcı, doğallıktan uzak, hatta zor gelebilir. Sadece kısa bir süre bunları hissediyorsunuz inanın. Çünkü denemiş ve hala uygulayan biri olarak on beş yıllık evliliğimde çok faydasını gördüm.

Birinci faydası hep kontrollüsünüz. İkincisi; daha az hata yapıyorsunuz. Üçüncüsü; karşınızdakini kırmıyorsunuz ve en önemlisi hepsinin içinde barındırdığına inandığım çok saygılı oluyorsunuz çevrenizde. Saygılı, ölçülü, dengeli bir gelin profili çiziyorsunuz. Dikkat ederseniz İslam ahlakıyla da örtüşüyor.

Sizin duygularınızda ki yansıma nasıl olur?

1) Daha az zarar görürsünüz.

2) İlişkileriniz hep belli bir düzeyde ilerler.

3) Bu davranışlarla siz fark etmeden etrafınızda bir kalkan olur.

4) Karşınızda ki insanlar genellikle ölçülü ve dengeli birine karşı daha dikkatli hareket eder.

Genel değerlendirdiğimizde saygı gösterirken saygı bulursunuz. Bu iletişim bu duruşla hep denir ya, eşinizin ailesiyle hep iyi ilişki kurun diye.

Sizce bu karakterde ve uslubtaki bir gelinle hangi kayın valide ve diğer fertler geçinemezler ki? Tabii ki genel yazıyorum, istisnai durumlar olabilir.

Yine evliliğimin ilk yıllarında eşimin ailesinden yıldızımın barışmadığı bireylerde oldu. Birkaç ufak sorundan sonra hissettim ki bu kişileri karşıma alırsam zarar görmem kaçınılmaz. Hemen bir keskin dönüşle karşıma değil de yanıma aldım.

Aynı saflarda hareket ederek sorun büyümeden çözümlenmiş oluverdi. Çünkü arkadaşına, tanıdığına, herhangi yabancı birine karşı duruşunu sergileye bilirsin. Ama ömür boyu yüz yüze bakacağın insanlara karşı aynı tutumu gösterme lüksünüz olamaz. İlişkiler dejenere olur. Seviye yerlerde sürünür ve sürekli karşılaşmak zorunda olduğumuz için her görüşme bize zulüm gibi gelir.

En önemlilerden biriside eşimizle aramızda bir sorun olacaktır. Ve bizi de zaman içinde depresyona, bunalıma itecektir. Siz siz olun eşinizin ailesini hiçbir zaman karşınıza almayın. Hep yanınızda olduklarını hissettirin. Böyle yaparsanız sizin hakkınızda olumlu ya da olumsuz düşündüklerini bilir, kontrollü davranırsınız.

Bu kadar pozitif ve düzeyli davranabilmek hayatımıza geçirip uygulamak. Tabii ki özveri, istikrar ve zaman gerektiriyor. Bu sürede de sizlerde benim gibi yanlışlıklar yapabilirsiniz. Önemli olan hedefe doğru davranışları yerleştirip emin adımlarla ilerlemek gerekir.

Evliliğimin üç yılını eşimin ailesiyle beraber geçirdik yanılanları göğüslemek hiç de kolay değildi. Eşim akşam eve geldiğinde kısa bir brifing ve ben hariç toplu şekilde kulis toplantıları olurdu. Zaman zaman günün özeti benim hakkımda geniş çaplı bilgi dokümanlarıyla eşime sunum yapılırdı. Bu ve buna benzer birçok sıkıntı ve sorunlardan sonra kendimde adını koyamadığım bir davranış vuku buldu.

Uzun uzun yıllar kayın validemin gözlerine bakamadığımı fark ettim. Yüzün bakıyorum ama gözlerine mümkün değil bakamıyorum. Asla bir gün karşılık vermedim, kırmamak için elimden geleni yaptım. Hatta sağ olsun bunu kendisi açık yüreklilikle ifade etti.

Bugüne gelirsek hala aynı duygu ve davranışlar devam ediyor mu diye merak ediyorsanız hayır. Şimdi çok farklı bir süreçteyiz. Şu an ona hissettiğim duygular merhamet, hoşgörü ve empati bir an onun yerine kendimi koyuyorum. Ne kadar savunmasız, çaresiz ve ilgiye, saygıya ihtiyaç duyduğunu rahatlıkla hem görebiliyorum hem de hissedebiliyorum.

Peki, ne oldu da yıllarca gözlerine bile bakamadığım her davranışımda strateji planladığım yanlarında hiçbir zaman doğal davranamadığım aile ortamındaki o sıcaklığı o huzuru o sonsuz güveni hiç duyamadığım, hep kontrol, hep bir sonraki hamleyi hesaplama planı vs. Nasıl bir milat oldu da öyle bir hale geldi ki bu ruh ve beden.

Bu hisleri taşıdığı insanların her bir ferdini küçükten büyüğe kadar sevgi ve merhamet duyar gale geldi. Tabii ki bir anda olmadı. Bende sorunlar içinde çok kayboldum, çookk çaresizlik süreçlerine girdim. Çoook inişli çıkışlı duygular yaşadım ve sıkıntıları hep birilerine anlatma ihtiyacı hissettim.

Doğru insanlarla paylaşım yaptım. Her paylaştığımda azalır sandığım acılarım yeniden tazelendi. Sizlere de çok tanıdık gelebilir bu yaşadıklarım. Hep söylenir ya sorunlar konuşuldukça azalır diye.

Birey yaşadıklarını kendi öz benliğiyle konuşup, eğrisini doğrusunu sorgulamadıkça dilediği kadar başkalarıyla paylaşsın, paylaşsın asla çözüm olmayacaktır. Bu kısır döngü de bir arayış içindeyken, çare ve derman kapılarını uzaklarda ararken sırtımdaki ve ruhumdaki ağırlığı ve yükleri fark ettim. O kadar ağırlardı ki zaman zaman beni yere düşürüp yanlış yapmama sebep olacak kadar. O kadar hantallardı ki psikolojimi alt üst edecek kadar. O kadar gözlerin küllenmişti ki bana bunları karşımdaki bu insanların yaptığını, bana bu kadar sıkıntıyı bunların yaşattıklarını, nefretlik duygusu yükümün en ağır kısmıydı.

Yapana değil de yaptırana bakmak gerekir. Manidar sözünü tamamen unuttuğunu gördüm. Karar verdim.

Yazımın başında söylediğim gibi en diplere gömmeliydim. Artık bütün yüklerimden kurtulmalıyım. Biliyorum ki bu beden be ruh bu ağırlıkları mümkün değil asla taşıyamaz. Ben bir emanet taşıyorsam bu bedenime, o emanete artık haksızlık edemezdim. Benim buna hakkım yoktu.

Peki, nereden başlamalıydım? Önce öz benliğimle istişare etmeliydim ve farkındalık duygusunu harekete geçirmeliydim ki taşıdığım yüklerimi fark edeyim. Yıllardır bunu sorgulamamış birçok insan gibi kayıplar kervanında kendinden habersiz, nedensiz, niçinsiz yaşayan insanlarla yolculuk yapmayayım.

Ve uygulama zamanı bir bir taşalr yerine oturmaya başlamıştı. Karar vermiştim, çünkü karar vermek başarmanın yarısıydı.

Bu yolculuğa çıkarken ilk yapacağım şey içi hazine sevgisiyle dolu ola sandığı aralamak, zaman içinde sonuna kadar açmak ve koşulsuz bir bir en sevmediklerimden başlayarak ulaşılabildiği tüm insanlara sunmaktı. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Ne olur adım atın. Devamı öyle kolay gelecek ki siz bile inanamayacaksınız. Lütfen kurtulun yüklerinizden.

Taşımayın artık kokuşmuş sıkıntılarınızı.

Taşımayın artık aynı cümlelerle başlayan ve hiç sonu gelemeyen sorunlarınızı.

Artık yükünüz sevgi ve güler yüz hazinesi olsun. Yüklerinizden öyle kurtulun ki zamanı geldiğinde sizi üzen, hiçbir şeyi hatırlayamaz hale gelin.

Öyle unutun ki sizi yıpratan olumsuz insanların gözlerine sevgiyle bakabilecek hale gelin. Sonu olmayan gereksiz her şeyi içinde barındıran yüklerin hamallığını değil, sevgi hazinesinin hamallığını yağın.

Kendinizle barış imzalayın ve tüm insanlarla bir daha darılmamak üzere barışın.

Kırın zincirlerinizi, kurtulun tüm bağlarınızdan. Sonsuz uçuşa geçin. İnanın bu bakış açısıyla önünüze çıkan her sorunu ‘Senden geldi ya Rab. Ne gelirse senden. Başımla, gözüm üstünde.’diyebilecek bilince ulaşmamanız için hiçbir sebep inanın yok.


Bunlar da ilginizi Çekebilir

8 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz