Boşandım Perişanım…

01 Mayıs 2019Derdime Bir Derman27 Yorum »

üzgün erkek

Derman Kardeşler

Osman bey diyor ki,

Selamın Aleyküm kardeşlerim,

Eşim benden boşandı. Bana karşı sevgisi bitmiş. Evlilikte yaşadığımız tüm sorunları, boşanmak için geçmişte olan her şeyi önüme sürdü. Geri döndüremedim. Psikolojik olarak bittim. Dayanacak tutunacak dalım kalmadı. Ne yapmalıyım duramıyorum. Boş mezar olsa gireceğim. Çok acı çektim. Her şeyin farkındayım ama bu musibet karşısında zayıf kaldım. Psikolojim çok yıprandı. Çocuklarım var yetim büyüyecekler. Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın. Bana dua edin.

Tavsiyesi olan var mı. Boşanma acısı nasıl geçer. Allahım bana yardım et. Bu acıyı yaşayıp da atabilen var mı?

CEVAP: ALBATROS KARDEŞTEN

Sevgideğer Osman Bey,

Öncelikle geçmiş olsun, Sitemize de hoş geldiniz diyorum.

Size dua edeceğim inşaAllah. Notumu aldım ve alarm atadım. Sözümü yerine getirince buraya yazarım.

imdi;

Eşin sensiz yaşayabiliyor da sen onsuz niçin yaşayamıyorsun? Bunlar bir erkeğin ağzına yakışmıyor. Onunla evlenmeden öncede sen vardın, o yokken de var olmaya devam edeceksin.

İyi karı koca olamayanlar, iyi anne baba da olamazlar. Eşinle boşanmasaydın çocukların yine yetim büyümeyecek miydi? En acınacak yetimler analı-babalı yetimlerdir.

Çiçekler ılıman iklimde yetişir. Çocuklarda öyledir. Hır gür ortamında; hasta kişilikli, sağlıksız, sinik, sönük, güdük çocuklar yetişir. Bu çocuklarda analı-babalı yetimlerdir.

Biz Türk toplumu olarak, kültürün algılarımızı sağlıksız biçimlendirmesinden dolayı boşanmanın hep fiziksel kısmıyla ilgileniyoruz. Yani mahkemedeki boşanma veya eşlerden birinin evden gitmesi.
Halbuki psiklojik anlamda boşanma şudur:
Taraflar; sevgi, saygı ve uyumu yitirdiklerinde psikolojik boşanma gerçekleşmiştir. Geriye kuru bir kimlik kalır. Hayrını görelim!

Varlığı mutluluk vermeyen bir şeyin yokluğu üzüntü vermez, vermemelidir.

“Felaket ve musibetler kişinin, kişiliğini inşa etmez, var olan gizli kişiliğini ortaya çıkarır.” Abraham Lincol’un bir sözüdür. Bu sözü pek severim.

Eğer özgüvenin yüksekse,
evlilik senin özgünlüğünü budamadıysa,
bağlılık adı altında bağlaşık ilişki yani bağımlı ilişki kurmadıysan,
mezara girmen gerekmiyor.
Tam aksine ölmüş ilişkiyi mezara gömmen gerekiyor!

Giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir.
Ben gideni değil, giden beni kaybetmiştir.

İyiler kaybetmez, kaybedilirler.

Bu yaşadığın evlilikten dersler çıkarmalısın. Kendi hatalarını ve eşinin hatalarını bir köşeye ve kalbinin bir köşesine not etmelisin. Ta ki yeni yapacağın evlilikte aynı hatalara düşmeyesin. Sonra ne olur, bir musibetten mağlup olarak kaçarsın, bir başka musibetin kucağına mağlup olarak düşersin. Eş değiştirmekle sonuç değişmez. Paradigmalarımızı bakış açılarımızı değiştirmeliyiz.
Ekşi limondan, tatlı bir limonata çıkarmalısın kendine:-)

Boşanmış bir çok insan var. Deneyimlerine güvendiğin insanlardan istifade edersin. Sitemizde çok kıymetli yazarlar ve yorumcu arkadaşlarımız bakış açılarından istifade edersin.

Yaşama imanımızla ve emeklerimizle tutunduğumuz sürece, hiç bir insanın ne varlığı, ne de yokluğu çok etken olmayacaktır. Sorunlar kendisini oluşturan bilinç düzeyinde çözülmezler. O yüzden şartların uygunsa mihrabıyla barışık bir psikologla bu süreci atlatmanı öneririm. Her sene yüzbinlerce insan boşanıyor ve hayat devam ediyor. Yeni ve daha kaliteli bir evlilik her zaman mümkün.

Eşlerimiz yol arkadaşlarımızdır.
Oksijen tüplerimiz değil!

Bu süreçte,
-Bol dua edersin,

-Secde bütün acıları dindirir.

-Bulabilirsen bir tane adam gibi duygudaş,
( Dik durmalı ve haketmeyenlerle acılarını asla paylaşmamalısın,
yoksa eğik başına nerden bir darbe gelir bilemezsin. Vakar ve izzetini daima korumalısın.)

-fiziksel faaliyetler, yürüyüş ve diğer sporlar,
-yazmayı seviyorsan notlar alırsın.

Tatlı niyetine güzel bir sözle bitireyim:
( bunu da Antep baklavası niyetine ye kardeşim:-) )

“Yol cidenündür, arkasundan ağluyamam,
Gönlüm ahur değildür, herkesu bağluyamam.”

İnsanlar hüzünlüyken ve derin acılar çekerken yapılan duaların kabule karip olacağı umulur. Ben de senden özel dualar isterim.
Selam sevgi ve dua ile…

 

 

 

Okunma Sayısı : 28.983

Yorum yapın

“Boşandım Perişanım…” için 27 Yorum

  1. Şirpençe dedi ki:

    İnsanlar hoşuna gitmeyen arabalarını hemen değiştirirler,
    Bu benim imtihanım demezler.

    İnsanlar hoşuna gitmeyen evlerinden hemen taşınırlar,
    Bu benim imtihanım demezler.

    İnsanlar hoşuna gitmeyen doktorlarını hemen değiştirirler,
    Bu benim imtihanım demezler.

    İnsanlar ne kadar şık da olsa, bedenlerini sıkan elbiseleri hemen değiştirirler.
    Bu benim imtihanım demezler.

    Ama iş evliliğe gelince, değişime cesaret edemezler.
    Bu benim imtihanım derler.

    Halbuki ağaç değilsin.
    O toprak seni beslemiyorsa, başka bir toprağa taşınabilirsin.

    Değişime bedel ödemeyenler,
    değişime bedel ödeyenlerden, daha fazla bedel öderler.

  2. Şirpençe dedi ki:

    “İnsan kendini ait hissetmediği bir hayatın içinde,
    sığıntı yada rehine hükmündedir.”

    Alıntı

  3. Gokce dedi ki:

    Albatros Kardes Cevabinizi cok begendim..

    Terk edilmek,bosanmak, ya da ayrilik acisi dedigimiz sey En fazla 6 ay bir sene icinde bitiyor normal insanlarda..

    Olen icin Taziye ye ilk uc gun gidilir…

    kadin olen esi icin 4 ay 10 gun iddet bekler …

    Rabim daha hayirli bir es nasib etsin kardesimize…

  4. Şirpençe dedi ki:

    “Bu Evliliklere Keramet Değil Mucize Lazım!

    Ülkece en çok ne konuşuyoruz?

    Evlilik, aşk konuşuyoruz…

    Erkek ve kadın arasındaki o tuhaf ve kaçınılmaz ilişkiyi konuşuyoruz.

    Diziler de, kitaplar da, dergiler de, şarkılar da başka şeylerin etrafında dönmüyor aslında .

    Ne konuşuyorsak altında, üstünde, arkasında muhakkak bu var.

    Beş çaylarında, altın günlerinde, kahvehanelerde, dost sohbetlerinde, sokaklarda, tavla masasında, okul sıralarında gündem bu.

    Neden başka ülkelerin yaptıkları dizilerde; siyaset, bilim, felsefe, tarih özne olarak var olabiliyor ama bizim yaptıklarımız siyaset, bilim, din, tarih ile ilgili görünüyor olsa da alttan alta hep aşk ve evlilik ile ilgili oluyor…

    Neden anneler kız ya da erkek çocuklarının kendileri için en verimli, en üretken olabilecek zamanlarını,evlilikle ilgili baskı yaparak zehir etmeyi bir görev ediniyorlar?

    Neden hayatının kalitesini artırmaya çalışan, hayallerinin peşinden koşan gençlere toplum öcü gözüyle bakarak, onları illa evlilik yükümlülüğünün altına sokmaya çalışıyor?

    Yirmili yaşlarda bir genç kız ya da delikanlı -bir sağlık sorunları yoksa- evlilikle iligili yoğun bir aile baskısı altındadırlar muhtemelen.

    “Senin kız hala evlenmedi mi?” sorusuyla tanınan elalem çetesi, gördükleri her yerde annenin başının etini yedikleri için, anne de kızına dünyayı dar eder. Erkek için durum pek farklı değildir. Anneler, ablalar her daim, savaşta ya da barışta, markette veya pazarda kız arar dururlar. Erkeğin baba evinde fazlaca kalışı, uzatılmış ve bitmesi beklenen bir misafirlik gibi algılanır.

    Evli olanlar çok huzurlu da, bekarlar da aynı huzurdan tatsın mı istenir acaba?

    Evliliğin, “aşk”ın bunca önemsenmesinin, herkeslere ısrarla tavsiye edilmesinin; her dizide başrol, her şarkıda nakarat olmasının belirgin bir nedeni var bence.

    O da, şu galiba…

    Evlilik ya da aşk, ataletten canı sıkılan insanlar için bireysel sorunlarından bir kaçış yolu olarak görülüyor. Veya kendini geliştirmeye kapalı bizimkisi gibi bir toplum için tek eğlence biçimi olarak… Ama evlilik meselesinde tek belirleyici çevre baskısı değil.

    ****

    Genel olarak Türk gencinin hobileri yoktur.

    O, boş zamanının büyük kısmını sosyal medyada, televizyon başında, müzik dinleyerek, oyun oynayarak, alış veriş yaparak veya arkadaşlarıyla kafelerde boş muhabbetler çevirerek geçirir. Okumak, düşünmek, kendini geliştirmek, kafasını ve ruhunu zenginleştirmek gibi eğilimleri çok sınırlı olduğu için de, hep bir ruhsal boşluk/açlık içindedir. O boşluğu popüler kültür ürünleri ile doldurmaya çalışsa da olmaz.

    Bu ergence boşluğun diğer adı: Anlamsızlıktır…

    Anlamsızlık sarmalında kıvranan kız ya da erkek de aile ve çevre baskısı olmadan bir ilişki ihtiyacı içine girebilir, evlenmek isteyebilir. Hatta istekten öte buna muhtaç olduğunu düşünebilir. Çünkü genç, kendi başına mutsuzdur. Çünkü ne sosyal medyada öldürülen, ne de televizyon başında geçirilen yahut arkadaşlarla tüketilen zaman, kişisel anlam ihtiyacını karşılayabilecek doyuruculuktadır. Dolayısıyla genç içinde bulunduğu mutsuzluktan ancak bir başka mutsuzla hayatını birleştirerek kaçabileceğini düşünür.

    Bu yüzden kişiler anlamsızlık ihtiyacından kurtulmak için de evliliğe yahut bir ilişkiye sarılırlar.

    Tıpkı uçurumdan düşen bir insanın bulduğu ilk dala tutunması gibi…

    ****

    Evlilik kararı alındığında aileler mutlu olurlar. Nihayet o kutsal “evlilik” hedefine onların evlatları da erişecektir. Artık kutlu bir sorumluluk yüklenileceği için de bekarlığın somurtkan zamanları geride kalacaktır. Genç çift kaçınılmaz olarak mutlu olacaktır. Çevre, evlilikte keramet olduğuna inandığı için, müstakbel karı-koca da her şeyin harika gelişeceğinden, evlilik sihirli değneğinin onların saçma hayatlarını anlamlandıracağından kuşku duymazlar. Böylece kendilerini bekleyen acı sona doğru, konvoy halinde, davul zurna eşliğinde, halaylar çekerek, yılan dansları yaparak ilerlerler…

    Fakat filmin sonu umdukları gibi gelişmez.

    Cicim ayları geçip, sohbetler azalıp, diziler sıkıcı hale gelip, sinemada eğlenceli film kalmadığında… Sadece vakit öldürmek için yapılan şeyler de tat vermez olunca veya sosyal medyada yaprak kımıldamağında sisler dağılır ve ufukta mutsuzluk adasının silüeti görülmeye başlanır. Taraflar tuhaf bir yanlışın içinde olduklarını hisseder ama ne olduğunu tam olarak dile dökemezler.

    Her şey nedense bir anda sıkıcılaşmaya başlamıştır!

    Mutsuzluktan kaçabilmek için birlikte gerçekleştirilen planlar da bir süre sonra yararsızlaşır. Bu sefer herkes kendi odasında, kendi telefonu veya kendi televizyonuyla bir başına mücadele etmek durumunda kalacaktır mutsuzlukla. Bu işleri daha da kötü hale getirecek ve çiftin arasına duvarlar örecektir.

    Eğer talih yaver gitmez ve bir bebek kopacak kıyameti sadece kısa bir süreliğine ertelemezse, mutsuzluk aileyi esir alacaktır.

    Herkes mutsuzluğa başka bir bahane üretecektir. O tatile gidilmediği, o araba alınmadığı, o eve taşınılmadığı, o özel gün hatırlanmadığı, o iltifat edilmediği veya bitmeyen iletişim kazaları nedeniyle mutlu olunamamış olacaktır.

    ****

    O ilişki veya evlilik yürümemiştir, taraflar mutsuz olmuşlardır çünkü onlar zaten geçmişte de mutlu değillerdir. ilk yanlış, evlilik esnasında değil, o gençlerin eğitimlerinin ta en başında, aile ocağında, anne baba eliyle, kültürün telkiniyle yapılmıştır. O gençler maalesef, başkasına muhtaç ve bağımlı yetiştirilmişlerdir. Mutlu olmamış, edilmişlerdir. Hayatta haz namına ne varsa hepsi önlerine hazır gelmiştir.

    Onları mutlu etmenin başkalarının görevi olduğuna inanmışlardır.

    Bu yüzden eşlerinden de kendilerini mutlu etmeyi bekleyerek geçer hayatları. Onlar eşlerinden, eşleri onlardan…

    Bu kişiler kendi kendilerine ürettikleri, onlara coşku veren bir uğraşa, anlama sahip değillerdir.

    Daha doğrusu böyle bir anlamı nasıl meydana getirecekleri konusunda en küçük bir fikirleri dahi yoktur.

    Kafaları da ruhları da, bir futbol topunun içi kadar boştur.

    Fakat evlilik veya ilişki, kendisinde bir keramet olmadığını, onlara, hem de kafalarına vura vura anlatacaktır. Mutsuzluk uçurumundan düşmemek için birine tutunmanın yanlışlığını, o tutunmanın, tutunan kişiyi de aşağı çekeceğini gösterecektir onlara. Çünkü iki boş kafa ve hayatın yaptığı evlilikten mutluluk çıkması için, keramete değil mucizeye ihtiyaç olacaktır ve mucizeler de geçmişte kalmıştır.

    Kendi kendine mutlu olamayan, hayatının kendi başına bir kalitesi, zenginliği, doyuruculuğu olmayan bir kimsenin, mutlu olması ya da bir başkasını mutlu etmesi asla mümkün değildir. Mutlu olmak için başkasına ihtiyaç duyan, asla mutlu olamaz. Kimse kimseyi sonsuza dek mutlu edemez. Birey olmayı becerememiş insanların ailelerinden, toplum baskısından veya kendi yalnızlıklarından kaçmak için yuva kurmalarının sonu kaçınılmaz olarak hüsrandır.

    Bana göre bugün aile ile ilgili büyük krizin nedenlerinden biri bu mutsuz insan profilidir.

    Aileler mutsuz çocuklarına evlilik telkininde bulunurken bu olguyu dikkate almalı.

    Gençler de evliliği bir kaçış olarak görmekten uzak durmalı. Gençler kendi zihinsel, duygusal ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanacak şekilde eğitilmeli ve ancak ondan sonra evliliğe adım atmalı. Çünkü sağlam bir aile için en az iki, sağlıklı, olgun, mantıklı ve kendi kendine yeten insana ihtiyaç var. ”

    -ALINTIDIR-

  5. Alptekin dedi ki:

    ÜMMÜ HANİ’NİN PEYGAMBERİMİZİN (s.a.v) EVLİLİK TEKLİFİNİ KABUL ETMEME GEREKÇESİ:

    Peygamber Efendimizin (asm) amcası Ebû Tâlib’in kızı, dolayısıyla Hz. Ali’nin kız kardeşi olan Ümmü Hâni’nin kocası, azılı müşriklerden Hübeyre adında biriydi. Mekke fethedildiği zaman, birçok kâfir Müslüman olduğu hâlde, bu adam Müslüman olmadı ve firar etti. İşte o gün Ümmü Hâni imânını açığa vurdu ve İslâm ile şereflendi. Peygamber Efendimiz (asm) Ümmü Hâni’ye evlenme teklif etti. Birçok Müslüman hanımın can attığı bu teklifi Ümmü Hâni kabul etmedi ve şöyle dedi:

    “Ben seni İslâm’dan önce de severdim.
    Hele şimdi Müslüman olduktan sonra nasıl sevmem?
    Biliyorsun benim çocuklarım var.
    Onların seni rahatsız etmelerinden korkarım.
    KOCA HAKKI ÇOK BÜYÜK BİR ŞEYDİR.
    Seninle meşgul olurken çocuklarımı, çocuklarımla meşgul olurken de seni ihmâl edebilirim.”
    (İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 152)

    Evet, “koca hakkı çok büyük bir şeydir”;
    Velev ki feministler hoşlanmasa da!

    • Gulpembe dedi ki:

      Konu buraya gelmisken, bir peygamber ile evli olmanin ne anlama geldigine deginmek isterim. Peygamber hanimlari ayet geregince diger kadinlara nisbeten sevaplarina karsilik 2 Katini, gunahlarina karsilik da yine 2 katini alirlar. icinde belki gunlerce yemek pismeyen kucuk odaciklarda dunya susune dair hicbir esya bulundurmadan yasarlar. Peygamber sav den sonra asla baska evlilik yapamazlar. Tesetturleri daha kati ve ozenli olmak durumundadir. Ve ek olarak kuma hayatini sindirmek zorundadirlar.( bu maddeler acilip detaylandirilabilir ama simdilik boyle kalsin)

      Bu sartlar pekcok kadin icin tahammulun ustundedir. Mesela peygamberimizin cariyesi hz. Reyhane, rasulullahin ona yaptigi evlilik teklifini “Ben haniminiz olmaya guc yetiremem cariyeniz olarak kalayim” diye geri ceviriyor. Halbuki birisinin mulku altina girmek, nikahi altina girmekten daha agir bir sorumluluktur adi ustunde “koleliktir.” Nikah ise anlasmali birlikteliktir, hukuki pekcok imtiyaz ve rahatligi beraberinde getirir. Hal boyleyken peygamberin cariyesi kalmak Esi olmaktan daha cazip geliyor Hz. Reyhane ‘ye.Boylece peygamber hanimlarinin mertebelerinin nasil farkli ve yuksek olduguna da sahitlik etmis oluyoruz. Selam olsun Onlar’a…

      • Ferzan dedi ki:

        Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Keriminde: “Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz.” (Ahzâb Sûresi: 32) buyurmuştur. Bununla onların şerefini yüceltmiş ve farklılıklarını ümmete duyurmuştur.
        ” Kuma hayatı”sözcüğü hoş kacmamış Gulpembe Hanım.Biraz daha özenli secmeliyiz kelimelerimizi Sevgililer sevgilisinin kiymetli, edep timsali hanımlarından, annelerimizden bahsederken.
        Kasıtlı kullanmadınız belki ama yinede kulağa hoş bir seda bırakmıyor.Zaten Kuran ve Sünnet ışığında yaşama çabası gösteren müslümanların, değerlerinin ayaklar altına alınmak istenilen bir çağda yaşıyoruz.

        Resul-i Zişan Efendimiz(sav)’ in ve kiymetli zevcelerinin sefaatine Rabbim cumlemizi nail eylesin.(amin)

        • gulpembe dedi ki:

          cok zarifsiniz Ferzan hanimcim, tesekkur ederim.

          ummu habibe validemiz vefat dosegindeyken hz.ayse yi cagirmis ve ona “kumalar arasinda olan seyler, muhakkak bizim aramizda da olmustur. bundan dolayi Allah beni de seni de affetsin”diyerek helallik dilemis, bunu diger hanimlardan da istemistir.

          goruldugu uzere kuma ifadesi kelime itibariyle cirkin olmamakla beraber , Rasulullahin zevcelerinin “sevgili,edepli,ve annelerimiz”oldugu gercegine golge dusurmez. kuma kelimesini cirkin goren ise bizim bilincaltimiz ve bize cagristirdiklaridir. ben kuma hayati yerine hangi kelimeyi koyabilecegimi bilmiyorum, fakat siz bilincaltinizi sorgulayabilrisiniz.
          selam ve muhabbetle

          • Ferzan dedi ki:

            Gülpembe hanımcım asıl ben size tesekkur ederim.Yorumumu dikkate alıp cevaplandirdiginiz icin.Beni zarif gormenizde, sizin kendi zarifliginizden muhakkak.

            Biz musluman olarak dini bağlamda öncelikle şuna dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum.Hak ve hakikati yasamada azami gayret gösterip akabinde de, bu hali korumaya çalışmak, toplum içinde de hal ve hareketlerimizden(ister fiili ister sözlü) kendimizi sorumlu hissetmek ve son derecede korkmak.
            Çünkü biz dini degerlerimizle kendimizi donattigimizda baskalarida bize bakıp,bak bunda İslam var, Kur’an var deyip, örnek gosterip islami kimliğime saygı duyduklarinda eger ben bunun dışında bir hal sergilersem vebalinede girecegim inancındayım. Yazarken kullandigimiz kelimeler dinimi daha cok sevdirmeyemi ya da nefret ettirmeyemi sebebiyet veriyor bunu düşünmek gerek degil mi?

            Yani sizinle bir laf yarışına girmek degil amacım. Bir saldirida degil hele de sizi alaşağı etmek düşüncesi hic degil.Öncelikle baştan boyle bir aciklama yapayim ki niyetimi yanlis anlamayasınız.
            Birde beni bilinçaltimi sorgulamaya davet etmişsiniz.Sağolunda ben anlamiyorum oyle bilinçaltı sorgulamaları filan.Gercek bak, yormayın beni simdi.

            “Tekrar israfi”yaparak sizin ayni kelimeleri israrla yazip birde bunun yerine koyacak bir kelime bulamadim demenize ne deyim.Şaşırdım.
            Gulpembe hanım gercektenmi sordunuz ya da dalga gecmek icinmi.Gercekten degilde benimle dalga gecmek icin sormussunuzdur diye umuyorum.Ben bundan hic rahatsizlik duymam.Birinci ihtimali dusunmek olanaksiz.Nedenmi? Fırsat buldukça ara ara yorumlarınıza göz attım.
            Universite okumus bir hanımsınız.Ben size kullandiginiz kelime kulaga hoş seda birakmiyor derken , doğruyu anlatma uslubunuzun bayağı oldugunu belirtmek icin demistim.Peygamberle evli olmanin ne anlama geldigini anlatirken bir yandanda bak peygamber efendimiz(sav) birden fazla evlilik yapmasi demek, hanimlarinin bu hayati sindirmek zorunda birakildiklari sanki onlara bu eziyet anlayis tarziyla yazmanizi hş karsilamadim.Tıpkı Hazreti Hatice validemizden bahsederken uslupsuzca sözler sarfeden malum şahsın agziyla konusmussunuz.
            Din bir inanç sistemidir.Kendi tercihlerimize, zevklerimize gore eğip bükemeyiz.Bu din, bizim yatış seklimizden yemek yiyişimize kadar hatta ve hatta taharetimize varincaya kadar bir usul edep koymustur.Yani dogumla baslayan bu fani hayattan göç edinceye kadar herkesin en ince iliklerine kadar islamın sorumlulugunu tasimak zorundadır.

            Alemlere rahmet olarak gonderilen O Zişan-ı Rasulun hayatindan bahsederken balikcinin denize oltasini firlatir gibi hadi rastgele anlayışıyla konusur, yazar ve hareket edersek bunun buyuk bir sorumluluk getirdigi kanaatindeyim.
            Yorumlarinizin birinde Amerikada yaşadığınızı yazmissiniz. Sizin ordaki İslami yasama gayretiniz ve yapmis oldugunuz butun salih amellerin karsiligini,islam diyarinda yasayanlardan kat be kat daha fazla alacaksinizdir muhakkak.
            Musluman bir ulkede Allah demekle hiristiyan bir ulkede Allah demenin arasinda cok sevap farki var der, kiymetli bir büyüğümüz.Hatta universitede bir gencin Allah demesiyle camideki kisinin Allah demesi arasinda dahi sevap farki var der.

            Din şahsiyettir,kimliktir.Bir insan nasil kimligine mukayed oluyorsa dininede öyle sahip cikmasi gerekiyor.
            Bugun yeryuzunde muslumanlarin, zalimlerin zulmune ugramasinin tek sebebi kimligine yani islama dogru durust sahip çıkamadıgı içindir.

            Yine yorumlarinizi okurken sakıncalı gördugum birkac cumlenize denk geldim.Öncelikle şunu soyleyim.Estetik zarif göruntuye önem veren bir hanimsiniz yorumlarinizdan anladigim kadariyle.Musluman bir hanimin sofrasını bile estetik hazirlamasi gerektigini yazmissiniz.Cok doğru evet. Ama riya ve israf olanından degil.
            Ecdadimizin yemege oturuken dahi baş köşesi bulunmayan yuvarlak sofralarda yemesi herkesin ayni sayginlikta oldugunu anlatan ne guzel estetik bir davranis degil mi?
            İlim meclislerinde de öyleymis ya ecdadımız.Yuvarlak bir daire seklinde, yüz yüze gönül gönüle kurulmus halkalar.Simdi ise gonullerini yuzlerini birbirlerine degilde, sırtını cevirmis bir sekilde arka arkaya siralar konularak o gönle giden sohbetlerden uzak olduk sanki.
            Gönül gönüle akan, muhabbetle yapilan o sohbetler acaba bu estetikliği yitirdiğimiz icinmi kayboldu?
            Her Müslümanda üç şeyin olması lazımdır der büyükler. Bilgi, estetik ve hareket. Bilgin olursa emri bil maruf da olur ve güzeli de yansıtırsan senden iyisi yok. Bilgin var lakin davranış güzelliği yok, anlatım guzelligi uslup yok, bu durumda dünyaları bilsen kıymeti olmaz.

            “Yanlış uslup, doğru sözün celladıdır.”(Şirazi)

            Uslup, muhataba biçilen kiymettir.
            Ne dedigimiz degil nasil dedigimiz onemli.soz dogruda olsa dedigimizin onemi nasil dedigimizden geçer.
            Evet yorumlarınıza göz atarken üzücü birkac cumleniz ile karsilastim demistim.
            Hiristiyanların okullarinda “kristmis” bayramlarinda, tüm hiristiyanlar kucaklasip, hediyelesip, sarkilarla neşelendiklerini demissiniz.
            Allah rasulununde hediyelesmeye cok önem verdigini bildigimiz icin bir ziyarete giderken küçük bir hediye bile olsa elimiz boş gitmeyiz bizde.
            “Hic mi fikir ayriliklari yoktu?hic mi birbilerini kiskanmiyor, cekismiyor, itismiyorlar ” demişsiniz.
            Aahh Gulpembe hanım aah.İslam coğrafyasinda yillardir muslumanin kaniyla beslenen kana doymayan o milleti kalkmış burda övüyorsunuz
            övuyorsunuz.Kıskanmiyor cekismiyor öyle mi? Cok guvenmeyin yinede onlara.Dunyanin ekonomisini ellerine gecirmis adamlar hizmetkârları gibi görüyorlar kendilerinden olmayanlari ozelliklede muslumanları. Senelerdir bu avrupa hayranligi yuzunden geldi basimiza ne geldiyse.

            “Cok kiskandim onları, cok hayiflandim…”demişsiniz ya, bu sözü söyleme gafletine dusmenize inanin en cok buna üzüldüm.

            Bizim inancımıza göre; en günahkâr ve hatalı mümin bile, en iyi zannedilen küfür ehlinden Allah (cc) indinde daha makbuldür Gülpembe hanım.
            Ayrica o gıpta ile baktiginiz hallerini kıskandığınız o dinsizler var ya, ahirette azabi gorunce diyecekler ki” Bu azabi gormeseydikte keske toprak olaydik.”
            Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili peygamberimizide üzmüş olmuyormusunuz boyle demekle.

            O rahmet peygamberi dogarkende, öbür aleme göç ederken de, ummetim ummetim dedi.Merhameti, sefkati, iyiligi, affetmeyi bize her hallerinde gosteren ve öğreten hatta ve hatta yahudi komsusunun eziyetine katlanacak kadar guzel bir sabır örnegini, güzel ahlakı O yüceler yücesi peygamberden öğrenmedik mi?.Layik olamiyorsakta O’nun sevdiklerini sevip, dusmanlarinı dusman bilelim en azindan.

            Nemrud, Hz.Ibrahim aleyhisselami atese attı. Hem de boynuna kadar hayvan derisine sardı oyle atese attı.Havada bir kuş gordu Ibrahim aleyhisselam.Yanacaksin ufaciksin zaten ateşten uzaklas dedi.Kuşta Hazreti ibrahime olmaz dedi agzimla su getidim atesine atacam dedi ve atti.Ibrahim aleyhisselamda bir damlacik sudan ne olur deyince, kuşta olsun ben safımı belirleyim
            dedi.Yani sana dost oldugumu bil dedi.
            Sonra karga geldi onunda agzinda kucuk bir çöp.Onada yanacaksin dedi Ibrahim aleyhisselam.Oda atesinin daha cok alevlenmesi icin çöp atmaya geldim dedi ve attı.O kucucuk parcaylamı harlanacak ates dedi Ibrahim aleyhisselam.Kargada, olsun tarafımı belli ettim düşmanligimi bil dedi.
            Gulpembe hanim, bu soylediklerim dostça bir ikaz sadece.
            Türkiyeden bol bol selamlar.
            Viruse uzak,Allah’a yakın olalım inşAllah.

          • gulpembe dedi ki:

            Ferzan Hanim tekrardan Esselamu aleykum. dostca uyari ve tavsiyelerinizi neden yanlis anliyayim. bilakis tesekkur ederim. ozellikle uslubumu yer yer “bayagi, rastgele,riya-israf”arasi buldugunuzu belirtmissiniz. buna ancak Karakoc’un siirinde dedigi gibi “manalar iplikten incedir amma,kelimeler biraz kalinca Hasan..”diye mukabele edebilirim. verilmek istenen mesaja dikkat kesilinirse, insallah teferruatlar sizi rahatsiz etmeyecektir. burada bilgilerin payalsilmasini muhim goruyorum, buyuklerin dedigi gibi 1 saat ilmi muzakere develer yuklu kitap okumaktan hayirlidir. o yuzden sizin de katkiniz icin Allah razi olsun.

            mevzu buraya Rasulullahin zevcelerinin birbirlerine kuma olmalarini dile getirmemle geldi. “bu sanki bir eziyetmis gibi anlatmissiniz”demissiniz. evet, kuma hayati fikhen “izafeli bir adalet”, manen ise “sıkıntılı” bir durumdur. ister peygamber esi ister falanca esi olunuz bu degismiyor. Rasullulahin bir baba olarak, kizinin uzerine evlenilmeye kalkildigini duydugunda “kizimi geri versin, istedigiyle evlensin!” mealinde hz. ali’ye hic de aliskanliklari olmadigi uzere sert ciktigi hepimizin malumudur.(hz.alinin evlenmek istedigi sahis bir musrik kiziydi gibi zorlama yorumlara girmeyelim lutfen olay gayet asikardir.) rasulullahin zevcelerinin yag ve bal gibi gecindiklerine dair yalanlar atamam. Rasulullahin hanimi hz. Umeyne(esma) binti Numan el-Cevniyyenin basina neler geldigini benden daha iyi bilirsiniz.

            hritiyanlarin okuldaki kristmis bayramlarina yonelik gozlem ve dusuncelerimi baglamindan kopararak yahut unuttugunuz yada yanlis anladiginiz icin farkli aksettirmissiniz. o yorumu kime ,neden ve nasil yazdigimi burada detaylandirarak uzatmak istemiyorum. linkini birakayim bir daha okuyunuz, tabiki diger yorumlarla bir butun halinde.. hristiyanlara ozenmedigimi, avrupa hayrani olmadigimi, rasulullahin ve islamin guzel hasletlerinden bihaber kalmadigimi farkediceksinizdir.
            http://www.cocukaile.net/eslere-ev-isleri-konusunda-dort-tavsiye/#comments

            Ferzan hanimcim, Ebu Kilabe “ilmi olduren kassaslardir”buyurmustur. ilmi temeli olmayan cogu israiliyyat kaynakli uydurma ve asilsiz hikayelere hele hz. ibrahim gibi bir zati vesile ederek anlatmaktan kacinmaliyiz diye dusunuyorum. malumdur” mecaz avama indiginde hakikat oluverir”yani sizin ibret vermesi icin anlattiginiz bir hikayecik halk arasinda din kabul edilip batil ve bidat fikirlere yol verir, Allah muhafaza.

            sevgi ve selametle..

  6. Gulpembe dedi ki:

    Mugis eski karisi Berireyi hala sevmektedir. Oyle ki, rasullullah onun icin pekcok kez aracilik yapar. Yine bir keresinde “ Ya berire,mugise geri donsen!”diye teklifte bulundugunda, hz.berire” ya rasulullah bu bir emir mi yoksa tavsiye midir? Eger tavsiye ise kalbimde ona karsi hicbir sevgi bulamiyorum” der.
    Rasullullah bir gun yolda Mugisi gorur, onun duygulu hali peygamberimizi de uzer ve yanindakine sunlari soyler” Mugisin berireye olan sevgisine bir bakin , bir de Berirenin Mugise olan sogukluguna!”
    Imtihanlar cesit cesit riziklar baska baskadir, Kadere yani Allahin ilmine teslimiyet ve zaman kalbi teskin eder.

    Terkedilen insanlarda kendilerini degersiz gormek ve sevilmeye layik bulmamak gibi kisa sureli de olsa bir hissiyat olusur bu da kisinin ozguvenini zedeler, hatiralarin takinti haline gelmesine sebep verir.Kalpler Allahin elindedir, istedigimiz kisi tarafindan sevilmiyor olmamiz bizim yada karsidakinin kabahati degildir. Peygamberimiz cahiliye doneminde ebu talibin kizi UmmuHani ile evlenmek ister fakat amcasi kizini baskasiyla evlendirir. Yillar sonra musluman olan UmmuHani islama dusman kocasindan bosanir. Peygamberimiz ona evlilik teklifini yineler.UmmuHani nin cevabi yine olumlu degildir. Bu Sefer cocuklarini ileri surer gec kadin. Peygamber efendimiz kirginlik gostermek bir yana UmmuHani yi misal getirerek Kureys kadinlarinin cocuklarina duskunluklerini over.

    Peki sevgi olmadan evlilikler devam etmeli mi? Bunu bir kadin hz.omere soruyor. “ ya Omer, kocami sevmiyorum bunu ona soyliyeyim mi?”
    Hz.omer” hayir soyleme! Muhakkakki sevilmedigini duymak insana agir gelir. Zaten sevgi uzerine devam eden yuvalar cok azdir. Insanlar ekseriyetle Islamin bir hukmu yada neseplerine olan bagliliklari nedeniyle evlilikleri devam ettirirler.”
    Demekki kimi sevdigi halde bosanarak imtihan olunurken, kimi insan da sevmedigi halde evliligini devam ettirmekle imtihan olunmakta.
    “Suphesizki butun isler en sonunda Allaha doner!”
    Selametle.

  7. Ramazan dedi ki:

    Albatros kardeşim. Mükemmel bir cevap vermişsiniz. İnşallah arkadaşa da faydalı olmuştur inşallah. Bir dertlinin derdine derman olmak.!
    Ne güzel amel..

  8. ALBATROS dedi ki:

    BOŞANMA KONUSUNA BAZI İLAVELER:

    -Yiğit dediğin düşer kalkar ama düşüp kalmaz.

    -Acılar faydalı ilaçlardır.
    Vermek istediği mesajlar iyi okunursa oldukça yapıcıdırlar.

    -Aslanlara söz verdim, çakallara yem olmayacağım.
    Zalimler ve kötü insanlardan daha fazla bedel ödemeyeceksek, zaten yaşayan ölüleriz demektir.
    Yani: müteharrik meyyitler, kımıldayan ölüler.

    “Köprüyü geçerken ayıya dayı demeyesin.
    Sular köprüyü bölerse öbür tarafa ayının yeğeni olarak gitme ihtimalin var.”

    Evlilik, sevgi ve muhtelif ilişkiler bizi onursuzlaştırmamalı. Severken sevgi adına şahsiyetsizleşmemeliyiz. Eşimiz olmadan, bazı organlarımız olmadan yaşayabiliriz ama onurumuz ve şahsiyetimiz olmadan asla yaşayamayız.

    Feraset ehli; sonuçla değil, başlangıçla ilgilenir.
    Buradan hareketle, boşanmanın ayak sesleri çok önceden hissedilmiştir.
    Öncü depremler gibi.
    Eğer, “Duygusal richter ölçeğimiz” kapalı değilse,
    boşanmaya hazırlıksız yakalanmamış oluruz. Gereğini yaparız.

    Bağlılık başka, bağımlılık başkadır. Çoğu zaman bu iki duygu birbirine karıştırılıyor.

    Doktorlar bize ” acı veren organlarımızı” ameliyatla kesip alıyorlar.
    Midemizin yarısını, bazen de hepsini alıyorlar. Yine yaşamaya devam ediyoruz. Tek böbrekle yaşamaya devam ediyoruz. Bir çok organımız eksik olmasına rağmen yaşamaya devam ediyoruz.

    Madem ki, midemiz olmadan da yaşayabiliyoruz,
    Şu halde hayat arkadaşımız olmadan veya hayat arkadaşımızı değiştirerek de yaşayabiliriz yaşıyoruz ve daha güzel hayat kuranlar var.

    Hiç kimse bulunmaz hint kumaşı değildir.
    Hiç kimse türünün son örneği değildir.
    Hiçbir insana;
    Ben sana mecburum mesajını ( sözle veya davranışlarla) vermeyiniz.
    Çünkü, hiç kimseye mecbur değiliz. Muhtaçlıktan gelen sevginin sahte olduğuna inanırım.

    Bunun sağlaması şudur: Eline imkan geçenlerin değiştiğine hepimiz tanık olmuşuzdur. Abraham Lincol’ün tezi burada yine devreye giriyor. Aslında o her zaman öyleydi. İmkan geçince değişmedi ama biz iyi niyetimizden veya feraset eksikliğinden onu göremedik. Uzun bir süre sakladığı kişiliğini açığa vurdu; hepsi bu, hepsi bu, hepsi bu….
    Çünkü, “asil olan azmaz, bal ise kokmaz”

    Bir güzel dua:
    “Allah’ım!
    Beni sana muhtaç ederek zengin kıl.
    Senden müstağni kılarak fakir eyleme!” Amin.
    Bu duayı çok severim.

    Elli kg taşıyabilen bir insana yüz kg yüklersek belini göçürürüz.
    Elli puanlık bir adama da yüz puan yüklersek benliğini göçürürüz.
    Bazı kardeşlerimiz, eşlerine iltifat ederken dozu kaçırıyorlar. Mübalağa ederek onların benliklerini zehirliyorlar. Ondan sonra bu kadınlar kendilerini prenses leydi diyana sanıyorlar!
    Herşeyi olduğu gibi tavsif etmek gerekir.

    “Zehir olmayan hiçbir şey yoktur.
    Farkı oluşturan dozdur.”

    Takdirle bebekler,
    Kırbaçla beygirler,
    Özgüven ve sorumlulukla şahsiyetli bireyler hareket eder.

    Zamanı gelmiş bir boşanma, zamanı gelmiş bir ameliyat gibidir. Mümkünse bir uzman eşliğinde boşanmak tabi ki daha iyidir. Yoksa, “ehli hal ve akd dediğimiz” tarafsız ve adil akraba hakemlerden bir heyet eşliğinde boşanılabilir.

    Zamanı gelmiş bir boşanmayı geciktirmek, daha büyük felaketlere yol açabilir. İnsanlar;
    Boşanma “arşı titretir!” diyerek güya takva gösterisi adına boşanmayı geciktiriyorlar. Bir de bakmış kendisini eşini doğrarken bulmuş…
    Arşı sadece boşanma titretmez. Zulmün her çeşidi arşı titretir.
    Kemirgen ve tükenmiş bir ilişki, boşanmayı gerektiren bir ilişkidir.

    Sözü uzattık yine güzel bir nükteyle bitirelim baklava niyetine:

    Ünlü bir Roma Generali, güzelliği dillere destan olan karısını boşamış. Bütün saray halkı, bürokratlar ve halk bu haberle çalkalanmış…

    Dedikodular General’in kulağına gidince, önde gelen bürokratlara bir resepsiyon tertip etmiş.
    Yenilip içildikten sonra General konuyu açmış.
    Duydum ki, güzelliği dillere destan karımı niçin boşadığımı merak ediyormuşsunuz.
    Davetlilerin hepsi birden pür dikkat kesilmişler…
    Bunu açıklayıp merakınızı gidereceğim, ama önce şu soruma cevap veriniz:
    -Şu ayağımda ki çizmeyi görüyormusunuz?
    Hep birlikte cevaplamışlar:
    -Görüyoruz generalim.
    -Onu nasıl buldunuz?
    Çizmeden anlayanlar:
    -Kaliteli bir çizmeye benziyor, orijinal deri vb cümlelerle övmüşler.
    Sonra sormuşlar.
    -Ama generalim, bunun konumuzla ne alakası var?
    Generala açıklamış:
    -Bu gördüğünüz çizme halis tay derisinden yapılmıştır.
    Romanın en ünlü ustası tarafından yapılmıştır.
    Sadece ve sadece benim için yapılmıştır.
    Bir benzerini Roma’da bulamazsanız.
    Davetliler pür dikkat sözü nereye dayacağını beklemişler…

    General noktayı gürleyerek noktayı koymuş:
    -Ama ayağımı sıkıyor!!!

    • ALBATROS dedi ki:

      “…
      İlişki bittikten sonra ilk başta kendimizi suçlarız ve kendi hatalarımızı görmeye başlarız. Bir müddet sonra karşı tarafın hatalarını görmeye başlarız ve onu suçlamaya başlarız.İlginç, ironik ve mazoşist bir şekilde az önceki eleştiri yağmuruna tuttuğumuz kişiyle yeniden oturup konuşmak isteriz. Çünkü, ilişki kurduğumuz bir kişinin muhakkak iyi yanları olur. Onları fark ederek onla oturur konuşuruz. Sonra bu hastalıklı hali sürdürürüz.

      Eğer bu hastalıklı hali fark edebilirseniz o kişinin bir hareketi yaptığı bütün kötü hareketleri çağrıştırır. Artık karşıdaki kişinin kötü davranışları çoktan iyi davranışlarını unutturacak şekilde ileriye gitmiştir. Hislerinizde oturmuşluk hakimdir. Sakin bir duygu şekliyle ilişkiniz kopma noktasına gelir ve koparirsınız ve duygusal bağlarınızı tamamen kapatırsınız.

      Duygusal süreçleri artık biliyorsunuz, cesaretli olabilirsiniz…”

      -ALINTIDIR-

      • ALBATROS dedi ki:

        Sevgideğer Dostlarım!

        Sağlık vb sebeplerden dolayı uzun bir süre yazı yazamayacağım.

        Hepinize dualar eder, dualarınızı beklerim.

        Allah’a Emanetiz…

        • ANA YÜREĞİ dedi ki:

          Rabbim Eş-Şafi ismi hürmetine şifalar versin, geçmiş olsun.

          Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hastalara ve ağrısı olanlara karşı okuduğu duâlar…

          Hazret-i Âişe –radıyallahu anha-’dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– kendilerine bir hasta getirildiğinde şöyle duâ ederlerdi;

          اَذْهِبِ الْبَأْسَ رَبَّ النَّاسِ اشْفِ وَاَنْتَ الشَّافِى لَا شِفَاءَ اِلَّا شِفَاؤُكَ شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًا

          “Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir hastalık bırakmasın.” (Buhârî, Merdâ, 20; Müslim, Selâm, 46; Ebû Dâvud, Tıbb, 18, 19)

  9. ANA YÜREĞİ dedi ki:

    Hayırlı Uğurlu ve Gönüllere Şifa olsun!

  10. semamarasli dedi ki:

    Sitemizin DERMAN KARDEŞLER bölümü hayırlı olsun.

    Değerli Albatros kardeşim,
    Osman beyin sorusunu ve soruya verdiğiniz iki cevabı birleştirerek bu bölümün ilk yazısını yayınladım.

    Sitenin ağabeyi Abdullah bir kardeşimizin teklifiydi bu sitede böyle bir köşe olsa okuyuculardan gelen sorulara cevaplar verilse diye. Kendisi de pek çok soruya cevap vermişti sitede Allah razı olsun.

    Soru cevap olduğunda bazen ANLAT RAHATLA bölümünde yayınlıyorduk fakat ayrı bir bölüm olması teklifine hak verdim fakat sitenin altyapısı ile ilgilenen arkadaşımıza söylemeyi unutmuştum.

    Sizin yorumunuzla birlikte ayrı bölüm açılma işlemi yapılana kadar yine burada yayınladım ayrı bölüm açılınca o bölüme aktarmak üzere DERMAN KARDEŞLİ başlatmış olduk. Hayırlı Olsun. Osman beye verdiğiniz güzel cevap için teşekkür ederim. Boşanıp yıkılanlara da şifa olması duası ile…

    • ALBATROS dedi ki:

      Teşekkür ederim Muhterem Hocam,
      Allah razı olsun.

      Feyza hanıma ve gülpembe hanıma yaptığım duayı size de yapayım:
      Hz Hatice ve Hz Fatıma r.ah. validelerimizin elinden Cennet gelinliği giyesiniz inşaAllah. Amin.

      Selam ve dua ile.

    • Abdullah Bir dedi ki:

      Sayın MARAŞLI, MUTEREM SİTE MÜDAVİMLERİ ve DERDİNE DERMAN ARAYAN KARDEŞLERİMİZ’e…

      Şahsımın günlük yaşantısının öncelikleri, aciliyetleri ve iş yoğunluğum dolayısıyla bir süredir siteyi ve sizleri ihmal ettiğimin farkındayım, bunun için sizlerden özür diliyor ve hakkınızı helal etmenizi istirham ediyorum.

      Öncelikle sayın Sema hanıma teklifime gösterdiği olumlu yaklaşım,teklifimi hayata geçirdiği ve bu yolda bıkmadan usanmadan sıkıntı çeken Müslüman kardeşlerimizin derdine derman olmaya çalıştığı için çok teşekkür ediyorum, Allah kendisinden razı olsun.

      Çünkü;

      “İnsan kendisini silip, menfaatini adalete feda ettiği ölçüde insan olur. Aleyhinize de olsa doğruyu ve hak sözü söyleyin. Doğruluk şiarınız olsun.Bu yüzden isterse bütün alem size aptal desin. Onların alayları ve dudak bükmeleri sizi üzmesin, aksine sizi sevindirsin.Bir gerçeği ortaya koyarken, savunurken alaya alınmak şereftir.Şunu unutmayın ki, bir insan ne kötülenmekle küçülür, nede övülmekle büyür”(Kenan Rıfai)

      “Geceye (nefsine, şeytana, karanlıklara, kötülüklere ve zalimlere) yenilmeyen her insana ödül olarak bir güneş(kurtuluş, zafer, felah, huzur), bir sabah ve gündüz vardır” (Sezai Karakoç)

      Nerede bir ezilen ve haksızlığa uğrayan varsa kınayanların kınamasından korkmadan ve yaptığından (mazluma sahip çıkmaktan, zalime karşı durmaktan ve hakkı savunmaktan) utanmadan o insanın yanında olup zalimlerin yüzüne karşı “SİZ ZALİMSİNİZ” diyenlerin cuması mübarek ve hayırlara vesile olsun.

      En yakın zamanda tekrar aranızda olmak temennisiyle Allah’a emanet, Resulullah’a tabii olunuz.

      • Recepbey dedi ki:

        Allah razı olsun Abdullah Bir abi.. yorumlarınızın çoğunu okumaya çalışıyorum çok güzel ve faydalı ve rahatlatıcı..teşekkür ediyorum.. benim de aslında sormak paylaşmak istediğim şey var ama vakit bulup yazamadım çünkü çok uzun.. diğer yorumcu arkadaşların da ellerine sağlık güzel yorumları var (Yahya bey,Feyza Hanım, Adem bey vb…

  11. Aslan akbey dedi ki:

    Hiç üzülme kardes im hıc üzülme. Bu durumun böyle devam edip gitmeyecek bunu bil 1 2 haftaya herşey kafanda da kalbinde de oturacaktır. Sadece boşandın ölmedin. Sana sevgisi bittiyse Allah seni yeniden sevecekler gonderecektir karşına. Erkekliginden asla taviz verme..

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sıkıntılar akıllıca idare edildikleri takdirde karakteri terbiye ederler. “ ( S. Smiles )

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku