Boşanma Sonrası Çocuklar

14 Nisan 2014Sema Maraşlı73 Yorum »

430566_308685999187023_1816551280_n3-150x1501

“Çocuğumu mahkeme kararına rağmen göremiyorum, ancak para yatırıp polisle gidersem görebiliyorum.” diye pek çok babadan mesaj geliyor.

Ayrıca hanımlardan da ” Eşimden ayrıldım, çocuklarımı ben aldım, psikolojileri bozulmasın diye babaları ile görüşmelerini istiyorum fakat babası yeterince çocukları aramıyor, ilgilenmiyor.” mesajları da geliyor.

Evliliklerin çokça hüsranla bittiği günümüzde biraz da boşanma sonrasını irdelemek lazım.

Şu bir gerçek ki boşanma dönemi ve sonrası iyi yönetilmezse çocukları çok fazla etkiliyor. Hele de çocukların yaşı küçükse. Çocuk zaten “annem babam ayrılıyor” diye üzülüyor; bir de kavgalar, hakaretler varsa, iki sevdiği insan arasında kalıyorsa, bu zorlu süreçte çok fazla yara alıyor.

Elbette boşanma dönemi karı-koca stresli olabilir; birbirlerine öfkeli ve kızgın olabilirler fakat önce kendi, sonra çocukların ruh sağlıklarını düşünerek sakin olmaya çalışmalı, öfkeyle kalkıp zararla oturmamalılar.

Evet kişi önce kendi ruh sağlığını korumakla yükümlüdür. Evlilik süresince çok tatsız olaylar yaşanmış olabilir. “O bana bunu yaptı şunu da yaptı.” diye makarayı dönüp dönüp başa sarmamalı. Sonra o makara kafaya öyle bir dolanır ki kişi istese de açamaz sonra.

Ayrılığın da bir nezaketi, kibarlığı olmalı.

“Bu benim imtihanım” deyip alınması gereken dersler alınıp tevekkül edip Rabbe sığınılmalı.

Kişi kendi hatalı ise bir sonraki evliliğinde aynı hataları yapmamak için ders çıkarmalı.

Şerli birinden ayrılmışsa şükretmeli.

Sevdiğinden ayrılmışsa sabretmeli. Kader kısmet. Kişi ne kadar uğraşırsa uğraşsın son tahlilde Allah’ın dediği olur. İsyan mümine yakışmaz.

Fakat maalesef ki pek çok çift, ayrılık safhasında çok yara alıyor, bazıları hiç atlatamıyor. Hem kendilerine hem çocuklarına hem de diğer yakınlarına eziyet ediyorlar.

Bazısı eski eşine biriktirdiği kızgınlığı, kini, nefreti çocuklarının eli ile almaya çalışıyor. Çocuğu diğer ebeveynden nefret ettirmek için elinden geleni yapıyor. Çocuk o ebeveynden nefret edecek, görmek istemeyecek ya da çocuk onu gördüğünde kıracak, incitecek bir şeyler yapacak ki onun yüreği ferahlasın.

Kısacası anne ya da baba (çocuk kimde kalıyorsa) çocuğun eline ateş veriyor; çocuğun ayrılmak zorunda kaldığı canından diğer parçayı yaksın diye. Fakat çocuğun önce kendi eli tutuşuyor, yüreği yanıyor, ateşi veren hiç farkında bile olmuyor. Hem de derin yanıklar, izler oluşuyor.

Bazen de çocuğun velayetini alan (ülkemizde genellikle anneler alıyor) intikam almak için çocuğu babasından kaçırıyor. Eski eşi üzeyim derken çocuğunun baba ile bağlarını keserek çocuğuna çok büyük kötülük yapıyor. Bu durumda kalan babaların bir kısmı çocuklarını görmek için mücadele ediyorlar, bir kısmı da vazgeçiyor. Bir kısmı da çocuk durumu anlamayacak kadar küçükse ve polis ile çocuğunu gördüğünde çocuğun korktuğunu üzüldüğünü gördüğünde mecburen görme hakkından vazgeçmek zorunda kalabiliyor.

Tam tersi de olabiliyor. Anneler, çocuklarını düşünerek onların babaları ile iletişimleri iyi olsun istiyor; fakat çocuğunu aramayan babalar oluyor. Boşanma sonrası erkeğin yeniden evlilik yaptığı kadın adamın çocuklarını görmek istemiyor ve kocasının da görmemesi için engeller çıkartıyor. Erkek bakıyor yeni eşle tatsızlıklar olacak bu evliliğim de yıkılmasın diye çocuklarından vazgeçebiliyor. Oysa hiç bir babanın çocuğundan vazgeçmek gibi bir hakkı yok. Karısından ayrılmış da olsa o çocukların babası ve onlardan sorumlu.

Ölmüş bir baba, ayrılmış ve çocuklarını aramayan bir babadan daha iyidir. Baba ölmüşse çocuğun ümidi yoktur durumu kabullenir. Babası ile ilgili olumlu güzel düşünceleri vardır. Babasını bir dayanak olarak bir dağ gibi içinde büyütür.

Oysa var olan fakat çocuğunu aramayan bir baba, çocuk için güvensizlik ve sevgisizlik demektir. Babasına bile güvenemezse bir çocuk kime güvenebilir ki? Zordur onun başkalarına güvenmesi.

Hele suçluluk duygusu ile arada bir arayıp bir hediye ile çıkıp gelip sonra aylarca aramayan babalar, gözü yollarda onu bekleyen çocuğuna ne çok kötülük ettiğinin farkında olmaz çoğu zaman.

Eski eşten intikam almak için çocuğunun kalbine kin ve nefret tohumu atanlar bilsinler ki o tohum büyüdüğünde çocuğunu saracak, ona çok büyük zarar verecektir. Ve o kin ve nefretin dalları ilerde muhakkak tohumu atanı da içine alacak ona da zararı dokunacaktır.

Boşanan çiftler çocuğa diğer ebeveyn hakkında kötü konuşmamalı. Hem kendileri hem de çocuğun diğer yakınları onun anne ya da babası hakkında olumsuz sözler söylememeli.

Hatta olumsuz konuşma bir tarafa evladını düşünen ebeveyn; çocuğu aramayan, yeterince ilgilenmeyen ebeveynin açığını kapatmaya çalışmalı.

“Gelemiyorsa arayamıyorsa sıkıntıları vardır yoksa o seni sever, ya da duygularını göstermekte zorlanır…” gibi onun adına uygun mazeret bulunmaya çalışmalı ki çocuk durumdan daha az etkilensin, sevilmediğini düşünmesin.

Çocuklar büyüdüklerinde zaten durumu idrak edebilirler fakat küçükken durumu tam anlayamadıkları için kendi dünyalarında çok yanlış çıkarımlar yapıp çok fazla etkilenebilirler. Sevgi ile büyüdüklerinde daha doğru tespitler yapabilirler.

Sevgi pek çok derdin ilacıdır. Kin ve nefret ise pek çok derdin sebebi. Affetmek, geçmişe takılıp kalmamak kendimize ve çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyiliktir. Merhamet Rabb’imizin rızasını kazanmaya ve O’ nun merhametinin bizi kuşatmasına sebeptir.

www.cocukaile.net

 

 

 

Okunma Sayısı : 46.588

Yorum yapın

“Boşanma Sonrası Çocuklar” için 73 Yorum

  1. cansu dedi ki:

    merabalar
    su an fransada yaziyorum kizimla fransiz vatandasiyiz
    9sene turkiyede kaldim kizim orda dogdu bosandik velayeti bende ama kizim istemiyo babasini ona gybenilte getiremiyorum turkiyeye cunku bastan tehdit cok eti su an hic bir sekildr guvenimiyorum
    bir cocugun akli basinda hangi yastadir dava acicam kizima sorulsun kimse kalmak istiyo diye cunku bana dava acarsa turkiyeden heralde bir daha giris yapamam turkiyeye tutuklarlar beni cocugu bana yolamiyo diye zaten cocuk onu istemiyo tskler.

  2. NISA dedi ki:

    yazılanların bır cogunu okudum herkez kendınce dogru ve yorumları genelde gorduklerı ve yasadıklarına gore degısıyor burda asıl mesele vıcdan ALLAH KORKUSU ıman evet gelın kaynana dedık en cok sorun yasayan ama sunu unutuyoruz evlılık cok ozel bır sey annenı babanı evlatlarını akrabanı cok seversın knan bagın vardır dogurmusssundur cok seversın ama bır erkek ve bır kadının sevıp hayatını bırlestırmesı cok ozeldır annne baba ayrı ayrı hayatlar tek sebebıbı bazen bılemedıgın sevgı bagı hal boyleyken bu guzel olayı yok annem karımı sevmıyor yok ıyı gelın degıl cogaltabılırız erkek ıcınde gecerlı bu kusur arama durumları bazen esler arasında sorun yokken dıs sebeplerden sevgılerımızı evlılıklerımızı tuketıyoruz evet bır sorun varsa karsılıklıdır fakat bazen en sevdıklerımıze karsıda sayguı sınırları ıcerısınde kararlı olmalıyız cunku her ınsanın evı bıle ayrı kokar.lafın kısası bunu basaramazsak o bunu dedı su soyle yaptı sonu yok ama sunun soyleyebılırım kı eger samımı bır sevgı yoksa ortada kı gercekten seven ınsanlar sevdıgının uzulmesını bıle ıstemez asla bu tur seylere ızın vermez eger uzmeye goze aldıysa ve uzuyorsa en guzelı karsılıklı ınsanların bırbırını yıpratmaması eger cocuk varsa kı benım fıkrım annelrımız ögretısı evlatlarımız ıcın katlanma fedakarlık cocuklarda mutsuzsa ayrılmaz bazen en hayırlısı cocuklarına samımı sevgı varsa annnede babada evlatları uzunmesın dıye sorun yaratmazlar sorun cıkarılıyorsa sevgılerını sorgulamamları gerekır onun dısında kalan hersey teferruat

  3. sevil dedi ki:

    bir yıl önce eşimden boşandım ve 8 yaşındaki oğlumuzun velayeti bana verildi. Babası her ayın 2. haftası ve 1 ay yaz tatilinde çocuğunu yasal olarak alma hakkına sahip.. ben buna uymayarak babasından uzak kalmasın diye oğlumu her istediğinde babasıyla görüştürdüm. Bu güne kadar oğluma, gerekse babası gerekse babaannesi tarafından hakkımda söylenen ufak tefek olumsuzluklara ses çıkarmayarak eski eşimi telefonda ikaz ettim. Ancak son gönderdiğimde hakkımda ahlaki açıdan olumsuz ifadeler kullanıldığını, oğlumun kendi aklından uyduramayacağı sözlerin hakkımda sarf edildiğini öğrendim. Bu durumda yasal olarak yapabileceğim bir şey var mı… oğlumun psikolojisi olumsuz yönde etkilenmektedir.. Babası oğlumuzu bana karşı kullanmaktadır… yasal haklarım konusunda bilgi verirseniz sevinirim…

    • Sennur dedi ki:

      Öncelikle allah yardimciniz olsun. Ben de ayni seyleri yasiyorum.kizim var ve babasiyla görüşünce doldurulmuş olarak geliyor ,ya da olaylar carpitilarak geliyor ya da sorgulanarak. Babasi kizmasin diye bazi seylere evet dedigini anlatiyor. Ben buna Kadınlar iyi niyetten kaybediyor diyorum. Mahkemesi nin verdiği zaman görüşmeleri için az. Ama işte verince De adamlar bu halde….yasal olarak yapacağınız müdahele var ama bundan zarari oğlunuz görebilir ve bundan sonraki süreçte siz daha çok yipranin siniz. Bulunduğunuz ilde Şönim (şiddet önleme ve izleme merkezi )var mı ? bunu bir araştırın derim.40 ilde var.pilot bölge olarak çalışıyor. Bunun haricinde Baro kadın danışmanlık merkezleri ve adli yardım servisi var .www.barobirlik.Org. TR den size telefon irtibat numarasi veriyorlar. Alo 183 de , belediyenin rehberlik servisine yönlendirmekte. Tüm bu kapılar olsa da BOŞANMA SONRASI KADININ ÇEKTİKLERİ de bitmiyor. SEMA HANIMDAN bu konu başligi altında da yazılar ve yorumlar bekliyoruz. Sonuç olarak oğlunuzu yıpratmamak adına tüm bu yerler ile görüşseniz de geri adım atıp , babası ile iletişimi kesmesinden iyidir deyip varsın doldurulayip deyip sineye çeken yine ANA lar oluyor…. (çektiren kadınların çokluğundan çeken kadınlari göremeyen yurdumun insanlarına selam olsun)

  4. Metin dedi ki:

    Merhaba
    ben eşimle 2016 nın 5 nci ayınca yani 5 ay önce anlaşmalı olarak boşandım. eşim memurdu.
    13 yaşında oğlum ve 3,5 yaşında kızımız var. fakat ben kardeşler ayrılmasın ve anneye muhtaçlar diye velayetini kendi rızam ile sözleşmemizde anneye bıraktığımı kabul ettim. sonra başka şehire anne babasının yanından ev tutarak tayin istedi. kızım anneannesinde kalıyor. haftada iki gün annede kalıyor. çünkü eski eşim çalışıyor ve oğlum okula gidiyor. fakat başka şehirde çalıştığından dolayı çocuklarımı göremiyorum. telefonlarımı açmıyorlar telefonla da görüşemiyorum.
    kızımın velayetini kendime almak istiyorum.
    bu konuda bir ihtimal var mı ve mümkün müdür ?

  5. .:.:. dedi ki:

    Şuraya bakın bu yazının başlığı ‘Bir çocuğu anneden nasıl koparabiliriz? Çocuk anneden nasıl alınır?’ değil yapılan yorumlara dikkat edelim.her kadın sorumsuz ya da evliliğinin bitmesinde suçu olan kişi değildir.bir yanda da çocuğunu arayıp sormayan, sadece annesine üzüntü vermek için çocuğunu icrayla alan, aldığı sürede de ilgilenmeyip çocuğunu kaybedecek kadar sorumsuzlaşan adamlar yok mu var bunu da unutmayın.Çocuk kaçırmayı anlatan Abdullah adlı kişinin yorumunun silinmesini istiyorum.Kötü niyetli babalar da, haklı anneler de var bu yorum bu siteye hiç yakışmamış. Çocuğu kim kaçırırsa kaçırsın adı üstünde kaçırma olan çocuğa olurbaşka kimseye birşey olmaz.

  6. Ozcan dedi ki:

    Eşim boşanma davası açmış esim baska bir kasabada yasiyor ben ilcede kaliyorum hakkımda4 defs ters ilişkiye zorladığıma dair hakkımda şikayette bulunmuş raporda bulguya rastlanmamıştır diye rapor verilmiş eşimden maddi manevi ve kişişel haklarımı zedelediğinden maddi manevi tazminat talebinde bulunabilirmiyim 9 yasinda kizim 6 yasinda oglum var annesi 13,01,2026 evi terketmistir cocuklara 20 gun ben baktim 15 tatildede okul acilmasina 5 gun kala annelerini gorsun diye gonderdim cocuklarimin ikametini yanina aldirmis cocuklar okula orada devam ediyor cocuklarimi nasil geri alabilirim

    • .... dedi ki:

      kardeşim sen de mahkemeye git eşin hakkında yalan ve düzeysiz iftirada bulunduğuna ve babalık ve erkeklik onurunun rencide olduğunu çevren tarafından baskıya ve pisklojik etkilendiğini beyan eden dava aç ..bu davaya adli tıp olgu davasına girer. karşı tarafın planlı ve istekli olarak devleti kandırma ve yanıtma ayrıca kişisel haklarına saldırıda olduğuna dair belge var hiç vakit kaybetme sakın davadan vaz geçme sonra bin pişman olursun
      çünkü eşin dengesiz ve başka planları var .

    • Abdullah Bir dedi ki:

      Ozcan Bey Kardeş’e

      “raporda bulguya rastlanmamıştır diye rapor verilmiş eşimden maddi manevi ve kişişel haklarımı zedelediğinden maddi manevi tazminat talebinde bulunabilirmiyim” DEMİŞSİN

      Hukuki Olarak yapacakların:

      1- Eşin boşanma davasını şu anda yaşadığı kasabada açtı, boşanma dava dilekçesi sana tebliğ edildi, 15 günlük cevap süresi dolmadı ve boşanma davasının açıldığı tarihde eşinin resmi ikametgah adresi (mernis Adresi) evi terk etmeden önce beraber oturduğunuz adres ise ” boşanma davası açtığı mahkemeye YETKİSİZLİK nedeniyle İTİRAZ ET. İtiraz sebebini de Nufüs müdürlüğünden alacağın ( resmi olarak eşinin ve senin birlikte ikamet ettiğinize dair) ikametgah belgesi ile delillendir. Ayrıca itiraz dilekçende yetkili mahkemenin senin şu anda yaşadığın yerde ki aile mahkemesi olduğunuda yazmayı unutma. Çünkü bu önemli bir ayrıntı.

      Çünkü; TMK ya ( bknz: HUMKm.9/3 da DAVACININ IKAMETGAHI olarak belırlenmıstir.) göre boşanma davalarında yetkili mahkemeler tarafların en son 6 ay birlikte ikamet ettikleri yerdeki veya resmi ikametgahının olduğu yerdeki AİLE MAHKEMELERİ’dir.

      2- Eşinin ters ilişki iddiasını çürüten raporu ve varsa diğer sair sebepleri delil olarak kullanmak kaydıyla eşinin boşanma dava dosyasında KARŞI BOŞANMA DAVASI AÇ.
      3- Eşinin kötü niyetli olduğunu, attığı iftira nedeniyle onurunun kırıldığını, psikolojının bozulduğunu, cocuklarının gözüneki babalık imajının zarar gördüğünü, sırf kendi çıkarları için kocasına iftira atan ve mahkemeye yalan beyanda bulunan kişinin yanında ortak çocukların sağlıklı olarak büyümesinin, yetişmesinin ve topluma faydalı bireyler olmasının mümkün olmadığını ileri sürerek çocukların velayetini iste.

      4- Ayrıca karşı dava dilekçende eşinin attığı “ters ilişki” iftirası ile toplumun, çocukların, çalıştığın yerdeki arkadaşların ve ailen tarafından CİNSİ SAPIK olarak ( en azından rapor ile bu durumun iftira olduğu ortaya çıkana kadar geçen sürede) görüldüğün için kişisel haklarına saldırıda bulunduğundan dolayı maddi manevi tazminat talebinde bulunabilirsin.

      Boşanma davaları genellikle uzun soluklu ve yıpratıcı bir süreç olduğu için sen en iyisi uzmanlık alanı BOŞANMA olan bir avukat tut.

      Doğruluk, dürüstlük ve adaletten ayrılmadığın rüece Allah yar ve yardımcın olsun.

  7. nursen dedi ki:

    Slm bisey sorcam 1 bucuk senedir ayriyim 3 yasinda kizim var cocugun vekaleti bende mahkeme suruyor ben simdi evlilik yapsam cocuk bende mi kalir babaya mi verilir

    • Abdullah Bir dedi ki:

      1-RESMİ OLARAK BOŞANMADAN BAŞKA BİR ERKEK İLE EVLENEMEZSİNİZ.

      2-MEVCUT YASALAR (istisnai durumlar hariç) 3 YAŞ CİVARINDA Kİ ÇOCUKLARIN VELAYETİNİ “anneye bağımlılık” YAŞINDA OLDUKLARI GEREKÇESİYLE GENELLİKLE ANNEYE VERİR.

      3-MAHKEME COCUĞUN VELAYETİNİ SİZE VERSE DE SİZİNLE AYNI DURUMDA OLAN 100 KADININ 97 sinin YAPTIĞI GİBİ BOŞANMAK ÜZERE OLDUĞUNUZ KOCANIZ İLE ARANIZDA Kİ SAVAŞA ÇOCUĞUNUZU ALET ETMEYİN, ONU BİR SİLAH OLARAK KULLANMAYIN ve ÇOCUGUNUZUN BABASI İLE “SAĞLIKLI ve YETERLİ İLİŞKİ KURMASINA ENGEL OLMAYIN.

      • ... dedi ki:

        Sayın Abdullah Bir bey,

        Sınırı aşan üslubunuzu ve düşüncelerinizi zaman zaman eleştirmiştim. Ama doğru sözü de takdir etmek gerekir. Son zamanlardaki yorumlarınız yerinde ve yapıcı. Bekar, evli, boşanmış, özel durumu olan, anne, baba, evlat, kadın, erkek olarak birbirimizi anlayabilmemiz ve sorunlarımızı çözebilmemiz için hakkaniyetli ve tecrübeli fikirlere ihtiyacımız var.

  8. rojin kaya dedi ki:

    Yaa bisey sorcam bu bosanda dawasinda mahkemeye ailelerden izleyici alinirmi yoksa tek bosanan kisilermi iceri giriyor

    • BEYAZ İNCİ dedi ki:

      Neden sordunuz?
      Seyircilere Tezahurat yaptırarak davayı kazanmak mı amacınız? 🙂

      Mahkeme salonu müsait olduğu kadar izleyici içeri alınıyor.

      • anıl dedi ki:

        mahkeme salonunda davalı davacı ve yalan yanlış konuşan avukat yalanlar iftiralar ve ömür boyu sürecek ah içeride kalıyor. başka kimse girmiyor.salona vicdan merhamet alınmıyor dışarıda kalıyor.

  9. Muhammed dedi ki:

    Selamen Aleykum,

    Malesef hayat kadını olan birisinden çouğum oldu.
    Çocuğu sahiplenip evladım olarak annem ve ailemin katkısıyla büyütüp yetiştiriyorduk. Herşey çok güzel ilerliyordu ve çocuğu sürekli tehdit edip psikolojisini bozan annesinden maddi anlaşmalı olarak uzak tutuyorduk. Kendisi zaten hiçbir zaman için bakmadı yetiştirmedi ve ilgilenmedi. Bu boyle yedi sene surdu ve son bi senedir mahkemelik olmolmustuk, annesi 270bin euro para talebinde bulunup bizde odemeyince velayet davasi olmustu. Hersey dava boyunca leyhimizeydi ve cocuk bile kendi ifadesinde babasi olan beni istedigini soyleyip anneyi gormek istemedigini bildirdi. Bir an icin bile omru boyunca benimle yasayan cocugumu anneye verilecegi aklimdan gecmezdi. Ama hic beklemedigimiz anda on dakika icerisinde hakim benden alip cocugu daha birgun bile bakip ilgilenmemis anneye verdi.
    HOCAM benim sorum su, anne birincisi kafir Allah inanci olmadigini kendisi diyor, ikincisi hayat kadini, ucuncusu hicbir bakma buyutme imkani yok, dortuncusu zaten daha onceden varolan kiz cocugunu uyusturucu hukumlusune birakip terketmis, besincisi ve en onemlisi benim cocuguma zarardan baska sey veremez ve suan onda cocuk ve okula dahil gondermiyor. Simdi benim herturlu sucum var oyle birisyle zamaninda yanlis yapmakla ve cezasini cekmekle,

    • Muhammed dedi ki:

      Ama cocugumun ne sucu gunahi var ve karari veren hakim hangi hukuka dayanarak hangi adaleti goz onunde bulunarak yargi uygulayip karari bu kadar yanlis veriyor. Turkuye eger bir musluman ulkeyse Allahin SAV adaletini uygulamak zorunda degil mi. Ben sunuda biluyorum eger ayni durusmayi hic begenmedigimizi elestirdigimiz hristiyan avrupa ulkesinde olsaydi asla cocugu tutupta oye birisine vermezlerdi. Simdi ayip olmaktan ziyade utanc verici bi durumdan ziyade cocugum zarar gormezdi hasar bilmezdi.

      • .:. dedi ki:

        Gecmiş olsun, Sizi anlayabiliyorum.

        Sozunu ettiginiz yasalar Turkiye Cumhuriyetini yönetenlerin, mecliste bulunan tüm sorumlu kişilerin, Türkiye nin, inanc, kultur, sosyal, ekonomik ve alakalı tum sartlarına uygun olarak yapılmamıştır.

        Tamamı ile dışarıdan ithal edilmiştir ve bu yasalar Dinimizin işaret ettiği noktalardan uzak, kulturumuze uzak, ulke sartlarına uzaktır. Hristiyan tomlumuna gore yapılmıştır. O ulkelerin bircogunda, hala erkek erkege evlenmek, kadın kadına evlenmek serbesttir ve bu bile tek basına utanc vericidir. Bu durum onlarıda yakmaktadır.

        Bilindiği gibi. Eski Bakanlardan Sayın Fatma Şahin ve ekibi Daha bakan olmadan evvel bu ülkeleri Kadın meclis komisyonları ile ziyaret etmiş ve oradaki yasaları oldugu gibi benimseyip Türkiyeye entegre etmiştir. Sonucları herkezin malumudur ve daha kötüsü olacaktır. Çunki bizler bu yasaların Alındığı yer olan batı ulkelerindeki durumu goruyoruz.

        Aile Yoktur. Ulkelerin hemen hemen her yerinde, Fuhuş, zina, haysiyetsiz yasantı, suc oranları, alkol, uyusturucu hersey bol ve Coktur.

        Turkiyede de Hedef ailenin bitirilmesidir. Babaların etkinliğinin kırılmasıdır. Bunun Tek sebebi Para dır. Para da babadadır. Bir şekilde o para babadan alınmalıdır. Ana hedef budur. Bu oylesine buyuk bir sektordur ki, Nemalanan coktur.

        Siz ne kadar gayret sarfetseniz de bu yasalara gore cocugunuzu buyuk ihtimal ile anneya vereceklerdir.Ve de buyuk olcude onu kullanacakdır. Eger yasi kucuk ise işin çok zoer (Buradan her anne nin aynı oldugu imasının cıkarılmasını istemem. Kastım o degildir.)

        Dinimizin neden yetkiyi babaya verdiğini Cok iyi düşünmek ve anlamak gerekir. Devlet buyukleri, Heryerde, Fitrat acıklaması yapar vurgular ama. Pozitif arımcılık yapar, Kadınları iş sahasına sürer, eşit olmayan erken emeklilik verir, Para yardımı yapar, Ölen babanın maasini alır, kreş açar, eşit olamayan iş durumunu kadın lehine kullanır, Anayasadaki eşitlik kanunlarını ihlal eder, Yasalarda adil davranmaz. var da var. Bunların hemen hemen hiç birisini evin aile reisine, babaya yapmaz. Çünki Baba aslında ailede otoritedir. Bir ailede baba var ise ve ona babalık görevi yaptırılıyorsa, O ailede evlatlar daha guvenli daha disiplinli ve daha saglıklı yetişir. Bu bir gerçektir. Baba ailesini herkezden daha çok iyi korur. (Yanlisa duşen babalar değil)

        Size tavsiyem kendinizi fazla hedere etmeyin, Bilin ki çok zordur. Dua edin ki, Çocuk yasına geldiğnde dogruları bulsun. Yanlış bir alana gitmesin.

        Turkiyede ve dünyada suc oranlarının artmasının en buyuk sebebi Aile yasantısının bozulmasıdır. Ülkemizdeki Yasa dışı olayların içerisinde, uyuşturucu, hırsızlık, kavga gürültü herş eyin içinde araştırıldığında parçalanmış aile surunu çıkar.

        Başka bir kapı açmak için söylemiyorum. yanlış tartışmaya da gitmesini istemiyorum. Siz, biz ve hepimiz için geçerli olabilecek birşeydir. Dese ki Çocuk senin değil. Dünya başınıza yıkılır. Teknololi ilelermiştir ama her yerde hala insan vardır.

        Allah yardımcınız olsun. Benzer durumda olan herkez için.

      • Abdullah Bir dedi ki:

        Sayın Muhammed

        “Beterın beterı varmış”

        Sözünün ne kadar doğru olduğu bir kez daha ispatlanmış oldu senin yaşadıklarını okudukdan sonra. Bu nedenle bir kez daha diyorum ki…

        E L H A M D U L İ L A H

        Gelelim senin meselene:

        1-Bu kadının durumu ortada, “Allah’tan korkmak, kullarından utanmak, helal-haram, kul hakkı” vb hasletlerı yok.
        2- Senden istediği paraya bakılırsa maddi olarak durumun iyi.
        3-Tek derdi para, cocuk umrunda değil.
        4-Bugün bu kadına istediği parayı versen ve yasal olarak çocuğun velayetini tekrar alsan bile bu kadının ileride benzer maddiğ talepde bulunmayacağı kesın. Çünkü senin ve ailenın cocuğa olan sevgi ve düşkünlüğünüzü size karşı koz olarak kullanmaya devam edecek.

        ÇÖZÜM:

        “Hukukun olduğu her yerde adalet de vardır” diye düşünme. Çünkü; Zalimlerinde kendileri,ne göre bir hukuku var. Türkiye’de ki Medeni kanun erkeği (…. da olsa) kadına köle yaparak etkisizleştırmek için var. Sorunları çözmek veya kadının mağduriyetını gidermek için değil. Bu nedenle Türk medeni Kanunundan medet ummaktan vazgeç.

        Ne Yapabilirsin?

        1- Özel bir dedektif tut, o kadının (?) tüm yaşantısını, yaptığı işi, yaşadığı gayri ahlaki hayatını, evladının hangi olumsuz şartlar altında
        yaşamak zorunda olduğunu fotograf, video görüntüsü, şahit beyanları vb deliller ile kayıt altına al.

        2- Bu süre zarfında kadın ile tekrar dialog kurmaya çalış, bir süre ona iyi davran, para konusunda pazarlık yap, az da olsa sana güvenmesini ve istediğ miktar olmasa bile yüklüce bir meblayı sen den alacağı düşüncesine kapılmasını sağla. Tabi bütün bu süreci sesli ve görüntülü olarak kayda al-aldır. Mümkünse bu süreçte seni tehdit etmesi için ona firsat ver, şirretleşmesi için onu tahrik etmeye çalış.

        3- Yeterince delil elde ettiğine inandığın anda bir fırsatını bulduğunda çocuğu KAÇIRT ve güvendiğin birilerinin yanına başka bir şehire göder. Bunu sen veya birinci derece de yakınların değil, güvendiğin birilerine yaptır.

        4-Çocuğun kaçırılma işini davayı açtıkdan sonra yap. Hatta davalı kadının davayı kaybetme riski nedeniyle çocuğu senden kaçırdığını iddia ederek mağdur olduğunu beyan et. Bu senin üzerinde ki şüpheleri azaltacaktır.Mümkünse bu planı kendi annen-baban ve kardeşlerinden gizli yap. Çünkü bu gizlilik ileride ki dava sürecinde lehine olacak.

        5-Çocuğun kaçırıldığı gün sende mümkün olduğunca çok şahitin olduğu bir mekanda ol. Bir süre sen ve birinci derece yakınların hiçbir şekilde çocuk ile telefonda iletişim kurmayın.

        6- Daha önce elde ettiğin verileri delil olarak sunmak kaydıyla velayet davası aç. Maddi durumunun iyi olduğu, ailenin ve senin saygın insanlar olduğunuz ve çocuğun geleceği ve psikolojısı için velayetinin sana verilmesinin daha doğru olacağını beyan et.

        7-Dava süreci uzun ve sıkıntılı olabilir. Bu döneme dayanabilmek için kendini psikolojık olarak zorlu bir sürece hazırla.

        8- Hepsinden önemlisi tüm bunları yapmadan önce bir gece kalk “TÖVBE İSTİGFAR ET, BAĞIŞLANMAN ve ALLAH’ın SANA YARDIM ETMESİ İÇİN SAMİMİ BİR SEKİLDE ALLAH’a DUA ET.

        Umulur ki isminin yüzü suyu hurmetine affedilirsin ve Allah sana yardım eder.

        Gazan Mubarek ola…

  10. seymen dedi ki:

    Boşanma durumunda anneye, babaya ve çocuklara sorulmadan mahkemeler tarafından genel bir kural olarak (istisnalar olabilir) 10 yaşından büyük çocukların hemen küçük olanlarında 10 yaşına gelinece babaya verilmesi gibi bir uygulama olsa …

    1. Babaların büyük bir kısmı bu görev ve sorumluluğu alma konusunda çekinceli olacağı için boşanmaya heves etme konusunda daha dikkatli olmazlar mı?
    2. Anneler boşanma durumunda çocuklarını da kaybedecekleri için boşanmadan önce dah çok düşünmezler mi, boşanılma durumuna düşmemek için daha duyarlı olmazlar mı?

    Böyle bir durumun boşanmaları azaltacağı düşüncesindeyim.

    • Yasin dedi ki:

      Çok uç durumlar dışında anne ve baba çocukları düşünüyorsa kolay kolay boşanmayı zaten istemez. Sizin önerdiğiniz şekilde bir uygulama olsa” Zaten çocukları eşine karşı koz olarak kullananların ekmeğine iyice yağ sürülmüş olacak.

      Ayrıca; Hukuk sistemimizde çocukların velayeti peşinen zaten annenindir. Yasalarda her ne kadar “çocuğun menfaati gözetilmeli” denilse de, yargıtay içtihatları ve yerleşik uygulamalarda kadın “haysiyetsiz bir hayat sürse dahi” maalesef çocuklar 6-7 yaşına kadar anneye verilmektedir ve bu durum art niyetli kadınların “kocasını hizaya çekmek, bir şeyler koparmak veya aklımıza gelmeyecek başkaca maksatlarla” çocuğu kocasına karşı kullanabileceği bir araca dönüştürmektedir.

      Evi terk eden annelerin çoğunun, çocuk henüz 0-3 yaş arasında iken evi terk etmesi aslında manzarayı gözler önüne sermektedir. Zira; bu dönem çocuğun anneye en fazla muhtaç olduğu dönemlerdir. “Gerçekten sıkıntı içerisinde olsa dahi” bir anne küçük yaştaki çocuğu terk edebiliyorsa; annelik şefkatinden bahsedilmesi abestir.
      Çocuk doğmadan önce uyumlu olan bir kadın çocuk doğduktan sonra dominant bir yapıya bürünüyorsa bu kadının çocuğu bir çeşit Emniyet kemeri olarak görmesindendir.

      Çocuğun bakım ve sorumluluk görevi konusunda dediğiniz gibi baba, annesinin yanında emniyette gördüğü çocuğun velayetini kolay kolay almak istemez. Çünkü erkek mutlaka çalışmak zorundadır. Bu nedenle annesi daha iyi bakabilecek ise velayeti anneye vermeyi tercih edecektir. Zorluklarına ve hukuk karşısında suçlu duruma düşme ihtimaline rağmen velayet için bir baba ısrarla uğraşıyorsa çocuk için ciddi bir endişesi vardır.

      Özetle;
      Bu konular bu kadar basit değil, Mevcut yasalar sayesinde, evlilikler Mehtap Kayaoğlu’nun deyimiyle “TİCARET AHLAKINDAN YOKSUN BİR MENFAAT KURUMUNA DÖNÜŞMÜŞTÜR” Menfaat söz konusu olduğunda da Şeytani Entrikalar işin içine girebiliyor
      ve maalesef, çocuklar da koz olarak kullanılıyor… :'(

      • seymen dedi ki:

        Ne demek istediğimi anlamamışsınız!

        • seymen dedi ki:

          Ben kanun değişsin diyorum, siz mevcut kanunun uygulanmasındaki zararlardan bahsetmişsiniz. Terk edip giden anne ve babalar da burada konu dışı zaten.
          Benim söylediğim size basit gibi görünse de İslam’ın öngördüğü usule uygun.

          • Yasin dedi ki:

            Bakalım ne demişsiniz,

            “10 yaşından büyük çocukların hemen küçük olanlarında 10 yaşına gelinece babaya verilmesi gibi bir uygulama olsa …”

            Cevap : “çocuklar 6-7 yaşına kadar anneye verilmektedir ve bu durum art niyetli kadınların “kocasını hizaya çekmek, bir şeyler koparmak veya aklımıza gelmeyecek başkaca maksatlarla” çocuğu kocasına karşı kullanabileceği bir araca dönüştürmektedir.”

            ***

            ” Babaların büyük bir kısmı bu görev ve sorumluluğu alma konusunda çekinceli olacağı için boşanmaya heves etme konusunda daha dikkatli olmazlar mı?”

            Cevap : “Çocuğun bakım ve sorumluluk görevi konusunda dediğiniz gibi baba, annesinin yanında emniyette gördüğü çocuğun velayetini kolay kolay almak istemez. Çünkü erkek mutlaka çalışmak zorundadır. Bu nedenle annesi daha iyi bakabilecek ise velayeti anneye vermeyi tercih edecektir. Zorluklarına ve hukuk karşısında suçlu duruma düşme ihtimaline rağmen velayet için bir baba ısrarla uğraşıyorsa çocuk için ciddi bir endişesi vardır.”

            ***

            “Anneler boşanma durumunda çocuklarını da kaybedecekleri için boşanmadan önce dah çok düşünmezler mi, boşanılma durumuna düşmemek için daha duyarlı olmazlar mı?”

            Cevap : Evi terk eden annelerin çoğunun, çocuk henüz 0-3 yaş arasında iken evi terk etmesi aslında manzarayı gözler önüne sermektedir. Zira; bu dönem çocuğun anneye en fazla muhtaç olduğu dönemlerdir. “Gerçekten sıkıntı içerisinde olsa dahi” bir anne küçük yaştaki çocuğu terk edebiliyorsa; annelik şefkatinden bahsedilmesi abestir.
            Çocuk doğmadan önce uyumlu olan bir kadın çocuk doğduktan sonra dominant bir yapıya bürünüyorsa bu kadının çocuğu bir çeşit Emniyet kemeri olarak görmesindendir.

          • Yasin dedi ki:

            Ben “sizin söylediğiniz basit” demiyorum. “Bu konular bu kadar basit değil” diyorum.
            İslama uygun olduğu iddiası Talak 6. ve Bakara 233. ayete aykırıdır. Ayrıca Veda Hutbesinde “Çocuk doğduğu yatağa aittir” buyrulmuştur.

            Çocuğun anneye verilmesi ilkesine dayanak teşkil eden “Anne Şefkati” her anne için geçerli değildir. Bunu yaşanmış örneklerle görmek mümkündür. Ailesi için ölüm riski altında artı zor koşullarda çalışan ve cephede savaşan erkekleri görmezlikten gelerek sadece Anne Şefkati’ni dillendirmek Haksızlıktır, Adaletsizliktir.

            Kısacası; sizin önerdiğiniz model zaten uygulanan mevcut modelin yaşla revize edilen bir versiyonudur. Esasen Kanunun öngördüğü “çocuğun menfaatinin gözetilmesi” ilkesi uygulanacak olsa Adaletsizlikler azalacaktır, ancak yargıtay içtihatları doğrultusunda çok uç örnekler dışında çocuğun ergenlik yaşına kadar anneye verilmesi yerleşmiş bir uygulamadır.

            “Terk eden anne” konu dışı değildir.
            “Nasılsa Mahkeme her halükarda çocuğu bana veriyor, kendi nafakamla beraber çocuk için de iştirak nafakasını da alırım. Ya o herif gelir kapımda köpek olur ya da gözünü oyarım” mantığıyla hareket eden kadınlara yol veren, önerdiğiniz ve mevcut uygulamanın yol açtığı mağduriyetlerin özüdür.

            Umarım bu kez birbirimizi doğru anlarız.

          • Hasan dedi ki:

            Seymen bey,
            Tavsiyeniz biraz blöf ve kandırmacaya benziyor. Ve bunun hiç bir zaman faydası olmayacağında hemfikirizdir.

          • Gulpembe dedi ki:

            Baska bir vesileyle daha once yazmistim yine yazayim ne demisler: ettekraru ahsen velev kane yuzseksen 🙂
            Hadis:“Babası beni boşadıktan sonra, şimdi karnımda taşıdığım, göğsümden içirdiğim ve kucağımda büyüttüğüm oğlumu benden almak istiyor.” diye şikayette bulunan bir kadına “Sen evlenmediğin sürece çocuğu almak senin hakkındır.” (Ebu Davud, Beyhakî ve hakim rivayet etmiştir, bk. el_fıkhu’l_İslamî, VII/720).
            http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14738/bosanmalarda-cocuklarin-velayeti-dinen-kime-aittir-eger-kadinin-ilk-esi-vefat-ederse-esinden-kalan-cocuklara-bakmak-yukumlulugu-var-midir.html

            Çocukların velayeti nasıl düzenlenmelidir? Velayet hakkı kimindir?

            Cevap:
            Anneye ihtiyacı olan küçükler anneye verilir, beslenme vb. bakımından anneye zorunlu ihtiyacı olmayan çocukların velayeti babaya aittir. Bu genel kural, çocukların ihtiyaç ve menfaatleri sözkonusu olduğunda değişebilir. (Hayrettin karaman)

            Veda hutbesinde buyruldugu gibi cocuk dogdugu yataga aittir yani o soy ve nesepe baglidir, cocugu gercek babasindan baskasina isnat etmek buyuk gunah ve azap getirir.(Allahu alem).. Ayrintili bilgi icin:http://www.ilimdunyasi.com/sahih-i-muslim-muhtasari/cocugun-yatak-sahibine-ait-olmasi-ve-supheden-korunma/?wap2

          • .:. dedi ki:

            Arkadaşlar aşağıdaki yazı hukuk sitelerinden alınmıştır. Başima geldiği için de söyleyebilirim. Uluslar arası anlaşmalara göre çok nadir durumlar haricinde çocuk 12 yaşa kadar anne ye veriliyor. detay aşağıdaki gibidir.

            Çocuk doktor kontrolünde dinlendiği halde, benimle gelmek istese de mahkeme bunu vermedi, çünki annesi para için yaptı, (bütün bunları uzun zamandır takip edip, kayıt altına almıştım, Nasıl tuzak kuracaklarını, kimlerin nasıl yaptıklarını, nasıl organize ettiklerini, sosyal servislerde yapılanlar, kadın derneklerinde olanları, telefon görüşmeleri ve birçok kaydı, tüm delilleri ses kayıtlarını, msn yazışmalarını, ama mahkeme bunları dinlemedi bile, Bende kendi tedbirimi almak zorunda kaldım.) daha doğrusu bana karşı kullanmak için yaptılar. Aradan bir kaç yıl geçince defalarca kendisi getirip bıraktı, ben çocuğa bakamıyorum istemiyorum diye. Cocuk doğurmak demek mükemmel annelik değildir. Kendi çocuğunun kıçını bile temizlemekten aciz ve tiskinen anneler var. Sürekli çocuğu dövüp ona şiddet uygulayan, İnanın çoğu para için bunu yapıyor. (fırsatı ve zamanı olanlar aile mahkemeleri koridorlarında kişileri incelesin)

            Yasin beye katılıyorum, Bunları sırf para için yapıyorlar, İntikam için yapıyorlar. Zaten Boşanmaların geneli de para içindir bunu Erkek ve babalar sakın unutmasınlar. (Bunu babalara açıkça buradan söylüyorum, Karınızın, kimlerle nerede nasıl ne görüştüklerine çok dikkat edin, çocuklarınıza dikkat edin, onları size karşı rahatlıkla kullanırlar, Buna sakın fırsat vermeyin. Bu sözlerim iyi Dürüst olan ailesini seven babalar içindir. Farlı ve tersi olabilecek olaylar da şüphesizki vardır.) Buna katlanabilen ve güçlüler hakkı için mücadele edenler çözümünü buluyor. Bulamayanlar malesef, o ekonomik kıskacın icinde yıllarca sömürülüyor. Her sene revize edilerek bunun birçok yöntemi var. Hem boynuzlanıyor, hemde ekonomik olarak sömürülüyor, yasaları yapanlar öyle yapmış. Malesef diğer yönü ise cinayet haberlerini sürekli ve artan şekilde okuyoruz… Bütün karmaşanın ve kağosun ekseriyeti, Ekonomik savaştır. Büyük bir rant vardır. Öylesine büyük ki Bildiğiniz gibi değil. Bu konuda Ülkemiz insanları daha yavaş yavaş uyanıyor, tam uyanınca çok geç olacaktır, daha önceleri başka başlıklarda da benzer şeyleri yazmıştım…..

            Alıntı Aşağıdaki gibidir.
            .
            .
            .
            .
            .
            .

            “12 yasına kadar Yargıtayın da kararlarında belirttiği üzere çok ters durumlar söz konusu olmadıkça ( annenin uyuşturucu filan kullanması v.s. ) çocukların velayeti annelerine verilir.
            Saygılarımla

            10 yaş öncesi çocuklarda pedagojik değerlendirme sonrası HAKİM RE’SEN karar verir. 10 yaş sonrası ise yine aynı şekilde pedagojik inceleme yapılır ve ÇOCUĞA ‘KİMLE YAŞAMAK İSTİYORSUN’ diye sorulma zorunluğu vardır. Çocuğun birlikte yaşamayı tercih ettiği ebeveyninin hukuken ıspatlanmış çocuğa bakmasına mani bir hali yoksa ‘ÇOCUĞUN KENDİ TERCİH ETTİĞİ EBEVEYNİNE VERİLMESİ ZORUNLULUĞU VARDIR’. Bu durumda hakimin takdir yetkisi yoktur.

            Dayanak : Avrupa çocuk hakları sözleşmesi’ne istinaden verilen Yargıtay kararları.”

          • seymen dedi ki:

            Talak 6.
            O (boşadığınız kadı)nları (iddetleri bitinceye kadar) gücünüzün yettiği ölçüde, oturduğunuz yerin bir kısmında oturtun. (Çıkıp gitmeleri için) üzerlerine baskı yaparak, onlara zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler (doğurup) yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Sonra eğer çocuklarınızı sizin hesabınıza emzirirlerse, onlara (emzirme) ücretlerini verin ve (bu hususta çocuğun yararı için) aranızda güzelce danışıp konuşun. Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz, (o zaman çocuğu, babanın) kendi (hesabı) için bir başkası emzirecektir.
            Bakara 233.
            Anneler, (boşanmadan önce veya sonra doğan) çocuklarını emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba)lar için tam iki yıl emzirirler. Onların (annelerin) örf-âdete uygun (orta) bir şekilde yiyecek ve giyeceği, çocuğun (asıl) babasına aittir. Hiçbir kimse, gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef tutulamaz. Ne bir anne çocuğu sebebiyle, ne de çocuğun (asıl) babası, çocuğu sebebiyle (zoraki bir teklifle) zarara sokulmamalıdır. (Babanın ölümü durumunda) mirasçının sorumluluğuna düşen de babasının üzerindekilerin aynıdır. Eğer (ana baba) kendi aralarında rıza ve danışmayla (iki seneden evvel) çocuğu memeden kesmek isterlerse, kendilerine bir vebal yoktur. Çocuklarınızı (süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğiniz (ücreti) örfe uygun şekilde ödemeniz şartıyla, yine üzerinize bir vebal yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah yaptıklarınızı görmektedir. [bk. 65/6-7]

            Her iki ayette çocuğun anne karnında oluşmaya başlamasından itibaren babaya ait olduğuna delil. Burada emzirmenin sonlanmasıyla anneden alınabileceği belirtiliyor. Ki bende zamanımızın şartlarına göre çocuğun 10 yaşına kadar annesine muhtaç olduğunu düşündüğüm için 10 yaş gibi bir sınır koydum bunu 7-8 e çekmekte mümkün. Hatta baba isterse 2 yaşından itibaren de alabilir.

            Benim önerdiğim “model zaten uygulanan mevcut modelin yaşla revize edilen bir versiyonu” değil. Mevcut uygulamada çocuk genellikle anneye verilmekte ben ise tersini savunuyorum. Yaşa fazla takılmaya gerek yok, babanın mecburen alması gereken yaş 10 değilde 7 olsun. Boşanma aşamasında 7 (veya 10) yaşından büyük çocuklar babaya verilecek , küçük olanları baba (anne de isterse) 7 yaşına gelinceye kadar nafaka vererek anneye bırakabilir. Daha sonra anne ve babaya herhangi bir insiyatif bırakma gibi bir durum öngörmüyorum ben. Baba babalık sorumluluğunu bilecek. Böylelikle ileriki yaşlardaki birçok olumsuzluğun önüne de geçilebilir. Tabi bu babanın tekrar evlenmesi için de bir teşviktir. Böylelikle boşanmış kadınların tekrar evlenebilmesini de kolaylaştıran bir durum oluşur.

          • seymen dedi ki:

            Hasan bey; Önerdiğim şey çocuk sahibi olanların boşanmalarını tamamen önler diye birşey söylemiyorum, azaltacağını söylüyorum. Boşandıktan birkeç yıl sonra boşandığına pişman olanların oranı ne kadardır sizce?! Keşke birileri aramızı bulsaydı diyenler yok mudur? Çocuklar geçici fırtınaları atlatmak için iyi bir bahane olabilir. Gerçekten boşanmaları gerekenlerinde evli kalmaları için uğraşmak gerekmez ama bunların iyi tesbit edilmesi lazım. Çocuklu bir kadının tekrar evlenme şansı ne kadardır toplumumuzda? Boşanmış erkeklerin evlenmek için daha acul olmaları sosyal yapımız açısından daha iyi olmaz mı?

            Blöf ve kandırmaca yapmam için bir sebep yok. Bu iddiaları yaşınızın gençliğine (tahminim) veriyorum.

          • Yasin dedi ki:

            seymen kardeşim;

            “emzirmenin sonlanmasıyla anneden alınabileceği belirtiliyor.” demişsiniz.
            *Hayır baba isterse çocuğu emzirmesi için süt anneye verebilir.
            Talak 6. Ayette : “Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz, (o zaman çocuğu, babanın) KENDİ (hesabı) için bir başkası emzirecektir.”
            Bakara 233. Ayette: “Çocuklarınızı (süt anneye) emzirtmek isterseniz”

            Günümüzde Evlenme ve Boşanmaların islami olduğunu düşünmüyorum. Evlenme nasıl zorlaştırılmışsa Boşanmalarda çok daha fazla zorlaştırılmıştır. Evlenme ve Boşanmaların neredeyse tüm yükünü erkekler çekiyor. Peki, bunun zararı sadece erkeklere mi dokunuyor? Tabi Ki HAYIR! Erkekler evlenme ve boşanmayı birbiriyle yapmadığına göre kadın-erkek karşılıklı bir zarar oluşuyor. (Erkekler evlenemeyince kızlar evde kalırken, boşanmanın yükü sebebiyle boşanmaktan kaçınan erkekler sebebiyle de boşanmak isteyen kadınlar da bağlı kalıyor) Bu sebeplerle hem evliliklerin hem de Boşanmaların İslami ölçülere göre ayarlanması herkes için en iyisidir. Boşanmak en son çare olmalıdır ancak insanlar sırf boşanamasın diye kafa yormak yerine eşler arasındaki problemlere çare üretmek gerekir.

          • Yasin dedi ki:

            Baska bir vesileyle daha once yazdığınız o yazıya cevap vermiştim, yüzseksen değil milyon kez tekrar etseniz de son sözü Kur’an söyler.
            Hadislere dayanarak duruma göre değişik mezheplerde değişik uygulamalar olabileceğine dair size ABDEST konusu ile örnek göstermiştim. 🙂

            İslamiyette Çocuğun nafakasının ve yükümlüğünün babaya ait olduğuna dair bir itiraz kimseden gelmedi sanırım. Buna dair link yazmanıza gerek yoktu. Baba anneye emzirtmek isterse nafaka vermek zorundadır.(BAKARA 233: “Çocuklarınızı (süt anneye) emzirtmek isterseniz” TALAK 6 : “(o zaman çocuğu, babanın) KENDİ (hesabı) için bir başkası emzirecektir.”)

            Hayrettin KARAMAN’ın verdiği fetva sanırım yukarıdaki ayetler düşünülmemiş. (Yoksa siz de mi “alimler hata yapmaz diyorsunuz”) Ortada apaçık ayetler varken fetvayı ne yapayım? 🙂

            “Veda hutbesinde buyuruldugu gibi cocuk dogdugu yataga aittir yani o soy ve nesepe baglidir, cocugu gercek babasindan baskasina isnat etmek buyuk gunah ve azap getirir.(Allahu alem)..”
            * Artık boşanan kadınlar velyati alarak çocuğun soyadını da değiştiriyorlar.

            Bu duruma göre mevcut kanunları yapanların ve destekleyenlerin durumu islama göre nedir?

          • Yasin dedi ki:

            Gulpembe hanım’a yazmıştım.

          • Yasin dedi ki:

            .:. kardeşim siz işin sırrını çözmüşsünüz 🙂

            “Aradan bir kaç yıl geçince defalarca kendisi getirip bıraktı, ben çocuğa bakamıyorum istemiyorum diye. Cocuk doğurmak demek mükemmel annelik değildir. Kendi çocuğunun kıçını bile temizlemekten aciz ve tiskinen anneler var” aynen öyle…

            Yuvalarını basit menfaatler ve hırslar sebebiyle yıkan kadınlar, çocuk üzerinden bir yarar sağlayamadıkları noktada aynen dediğiniz gibi çocuğu kendileri getirip bırakıyorlar. Lakin bunu yine “nisbeten vicdan sahibi” olanları yapıyor. Bunu bile yapmayıp çocuğunu öldürenler bile var… :'(
            “5 yaşındaki çocuğu döverek öldüren anne” Haberini sanırım yine siz bu sitede paylaşmıştınız, Üstelik bunu yapan Kuran kursu öğretmeni Müftü kızı bir anne(!)ymiş… 🙁

            Çocuğun sağlık ve bakımına dair ciddi korkularım olmasa neden yıllarca Adliye koridorlarında uğraşayım ki? “Veririm çocuğu annesine, benim için besler büyütür, nasılsa çocuk yine benim, ben işime bakayım” diye düşünürüm, değil mi.
            Eminim ki; kanunlar nezdine suçlu duruma düşme pahasına velayet için çabalayan babalar, çocuklarının sağlık ve yetiştirilmesi konusunda ciddi endişeler taşıyorlar.

            Boşanan çiftlerin karşılıklı olarak birbirlerine karşı olan yükümlülükleri tamamen sona erdirilecek olsa ve iştirak nafakası kaldırılacak olsa herkesin gerçek yüzü ortaya çıkar.

          • Gulpembe dedi ki:

            Yasin bey, madem alimler hata yapabiliyorlar. ( amenna) oyleyse siz de ehli sunnete mensup olmasi kaydiyla “hata yapmamis ” bir alimin konuyla ilgili cikarimlarini burada paylasin. Kurani en iyi yorumlayan tabiki peygamber sav dir. O halde sizin dediginiz sekilde yapmis oldugu bir yonlendirmeyi kaynak belirterek paylasin.
            Maalesef gununmuzde herkes alim herkes cok biliyor.
            Size faydali olamayacagizi anlamis olduk, ama hic degilse yorumlari okuyan insanlrdan ricam lutfen arastirici olsunlar.. Buradaki yorumlarin hicbirinin “dini referans veriyor gorunse dahi” guvenilir olamama ihtimalini unutmasinlar.

          • Yasin dedi ki:

            Gulpembe hanım,

            Kaynaklarının tümü, “Çocuğun Baba’ya ait olduğu ve küçük olması sebebiyle anneye verilen çocukların büluğ çağıne erdikten sonra babaya verileceği” konusunda müttefiktirler. İsterseniz araştırın.
            (bu noktada seymen bey’in görüşü bu içtihada uygundur)

            İhtilaf konusu olan küçük yaştaki çocukların durumudur, Ekseriyet alimler (Kuran dışındaki kaynaklara dayanarak) her ne kadar “küçük yaştaki çocukların anneye ihtiyaç duymasını” gerekçe göstererek “anneye verilmesi gerektiğini” söylemişlerse de aslında “babanın ehak” olduğu yani “velayette daha hak sahibi” olduğunu görüşlerine eklemişlerdir.

            BAKARA-233 bakın, “li men erâde” kelimesinin seçilmiş olmasına dikkat edin.
            TALAK 6 ayette ise, babaya çocuğu anne yerine bir süt anneye emzirtme ruhsatı verilmiş, ötesi var mı?
            İlgili Ayetleri arapçası güçlü ve kelime seçimlerine dikkat eden “Kelam ilmine vakıf” birine sorun.

            Sandığınız gibi; “Sadece kendi bilgime ve aklıma güvenerek” bunları söylüyor değilim. Talak 6 ayet ve Bakara 233 ayet hakkında görüştüğüm bir kaç alim (biri Ezher mezunu) söylediklerimi dinledikten sonra doğruladı. Karşı görüşte olan biri ise biz ancak Mezhep imamlarının görüşlerini taklit ederiz noktasındaydı.

            Her Alim’in kendi kapasitesince vardığı sonuçlar saygıdeğerdir, ancak KUTSAL değildir. Kuran dışında hiç bir kaynak tartışılamaz değildir.

            İsteyen sizin gösterdiğiniz kaynaklara itibar etsin ki, savunduğunuz fetva referans alınsa bile; anne büluğ çağına kadar baktığı, “babaya ait olan çocuğu” hak sahibine vermesi gerekir. 🙂

            “Maalesef gununmuzde herkes alim herkes cok biliyor.”
            Kur’an okurken manasını anlamaya çalışırsanız Kur’an size kendisini anlatacaktır. Bizim sorunumuz özgüven sorunudur. Mücadele süresi Peygambere gelerek kocası için mücadele eden bir kadının durumunu açıklığa kavuşturmak için indi. 🙂

            “Size faydali olamayacagizi anlamis olduk” demişsiniz, ne diyeyim; eyvallah…
            YİNE KURANA BAKALIM :
            “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.” (ZARİYAT-55)
            🙂

          • Gulpembe dedi ki:

            Son yorumunuz da daha hakkaniyetli davranmissiniz ve kucuk yasta ki cocuklarin anneye verilmesi alimlerin ekserisinin gorusu old siz de belirtmis oldunuz. Bulug cagina gelmis cocuk da zaten kiminle kalacagina kendi karar verir, pey sav yasi buyuk cocuklara secme hakkini verdigini zaten belirtmistik. Medeni kanunda bugun boyle zaten. Saygilar

          • Yasin dedi ki:

            Dikkat ederseniz bu görüşü savunmuyorum, tam tersine (seçilen kelimelere dikkatinizi çekerek) ilgili AYETLERLE ÇELİŞTİĞİNİ söylüyorum. 🙂

            Hem de sizin fetvasını savunduğunuz alimlerin, “BABA’nın velayete daha fazla HAK SAHİBİ olduğunu ancak annenin daha şefkatli olması sebebiyle anneye verilmesi gerektiğini, çocuk Büluğ çağına erince de Babaya verilmesi gerektiği” şeklindeki görüşünü hatırlatarak.

            Yani o alimler sadece çocuğun anne yanında daha iyi bakılacağını düşündüğünden, annenin şefkatine güvenerek “aklen” bu fetvayı veriyor.

            Önceki yorumlarımda “evi terk eden Anne’nin şefkati olsa gerçekten sıkıntı içerisinde dahi bulunsa çocukları için katlanacağını” söylemiştim.

            Her anne bir değil, çocukları uğruna canını veren anneler olduğu gibi kendi çocuğunu satan hata öldüren anneler de var. Bu haberleri tekrar paylaşabilirim.

            Bu sebeplerle anne’nin peşinen daha şefkatli olduğu yargısını haklı görmüyorum. Şefkatin vicdanla bağlantılı olduğu kanaatindeyim.

            *
            Görüşünü savunduğunu alimlerin verdiği Fetvalar, Şeriat Hükümlerinin sürdüğü memleketlerde uygulandığında sıkıntı çıkmaz, zira şeriatte Boşanma yetkisi Erkeklerin elinde olduğundan, kadın boşanma için geçerli bir mazeret ortaya koyamadığı müddetçe; çocuklarını düşünen bir baba boşanmayacağından velayet gibi bir sıkıntısı olmaz. 🙂
            *

            Mevcut şartlarda;
            Kadın haklı bir sebebi olmasa dahi boşanma davası açabiliyor.
            “Olur mu, sebepsiz nasıl olur?”
            Eskiden 1. boşanma davası açılır rededilir, sonra 2ncisi açılıp boşanılırdı, şimdi ise kolayı var…

            6284 sayılı yasanın verdiği imkanları kullanarak kadın boşanma için kendi kendine mazeret üretebiliyor. Çocuklar daha duruşma dahi gerçekleşmeden, haklı haksız bakılmaksızın anneye verildiğinden; baba hem çocuklarından oluyor, hem iştirak nafakası ödüyor hem de kendisine hayatı zehir eden kadına da nafaka vermek zorunda kalıyor. Bu adamın yaşadığı psikolojk travma sebebiyle gerçekleşen cinnetin sorumlusu yine erkeklik oluyor. Oysa gerçek sorumlu kanunlardır “KÖTÜ KANUNLAR BÜYÜK SUÇLAR DOĞURUR”

            6284 sayılı yasanın kabulünden sonra boşanmalar ve kadın cinayetleri arttı, neyse ki yeni aile bakanı daha sağ duyulu, sorunu gördü ve çözüm arıyor. Keşke zamanında Sema hanım’ın ve sağ duyulu bir kaç yazarın uyarıları dikkate alınsaydı çocukların anneleri mezara, babaları hapse girmeseydi…

          • Gulpembe dedi ki:

            Benim itirazim velayeti annenin almasinin dinen uygun olmadigini ve ayete ters dustugunu ifade etmenize oldu. Hala ayni fikirde degiliz, olmak zorunda da degiliz. Belirtmistikki pey sav kurani en iyi anlayan insandir. Talak 6 dan haberi olmamis olamaz. Uygulamalarinda kucuk cocuklar hep anneye verilmis. Cunku ortak akil bunu gerektirir.

            Anne insafsiz mi, intikam icin mi cocugu istiyor, iyi annelik yapamaz mi ; acip kalbini yaramayacagimiz icin biz bunu bilemeyiz. Ama bosanma sonrasi cocugun aleyhinde kotu gidisat varsa tekrar dava olur, baba iddiasini ispatlarsa velayeti geri alir. Cunku aslolan Anne-baba degil cocuktur.

            Cocuk esas babaya mi ait yoksa anaya mi gibi bir dusunceyi toptan reddediyorum. Kimse kimseden bu manada ustun olamaZ. Hatta rasulullahin ” kime iyilik yapayim, kimin hakki bende coktur” diye soran sahabeye 3 kere ardarda ” annene” en sonunda ” babana iyilik yap” buyurmasi bile islamin anneye gordugu yeri anlatmaya yeterli.

            Tek birsey daha ekleyip kendi acimdan konuyu kapatmak istiyorum . Eskiden kadinlar bosanirdi, cocuklarini alamazlardi, ozellikle fakir ve koyluk yerlerde. Hem kizin ailesi istemez ” damadin cocuguna” biz niye bakalim der,hem fakirlik var kadinin calisip kazanma imkanlari az, hem dul kadin olmak ayip biran once tekrar kocaya gitmesi lazim diye kolay evlenebilmek icin Anne cocuklarini alamazdi. O vakitlerde cocugu babane/ hala buyutur cogu zaman anneye karsi kiskirtilarak yada anneye gosterilmeyerek gerceklesirdi bu. bu zulum muhakkaki bitmedi sadece el degistirdi, imkan ve imtiyazi ele geciren zalimin kadin yada erkek olmasi farketmiyor. Bu site genelde sorun odakli meselelere yer verdigi icin durumun hep boyle old dusunup umutsuzluk asilamaya da gerek yok. Cok fazla insafli, hic degilse cocugu icin sagduyulu davranmaya calisan bosanmis anneler de var. kadin cinayetlerinin birinci sorumlusu insafsiz kadinlar degil. Erkeklere ” bir kadina sahip cikamadin” baskisi yapan kadini 2.sinif insan ve erkegin mali olarak goren cahil toplum ve bu toplumun yetistirdigi “hic buyumeyen erkek cocuklar”dir.

          • .:. dedi ki:

            İstanbul’da dehşet: İstemediği bebeği çöpe attı

            http://www.haber7.com/polisiye-vakalar/haber/1155679-istanbulda-dehset-istemedigi-bebegi-cope-atti

            Kadına verilmiş bir bebek veya kadında kalmış bir bebek, belkide gayrımeşru veya bilemeyeceğimiz başka sebebten ötürü bir durum, Farkındaysanın Yasin beyin bahsettiği yasalar çıktıktan sonra bunlar azıttılar…..

            Yasaları dışarıdan kopya olarak getiren kişiler bu yasaların sadece uygulamasına baktılar. bu yasaların getirisinin veya götürüsünün ne olacagına bakmadılar. Öylesine ki getirdikleri yasaların uygulandığı ulkenin toplum yapısı faklı, Erkek erkege bile nikah olabilen yerlerden alınan yasalardır. ilk incelemeleri bu ulkelerde yaptıklarında 2009 yılı daha aile bakanlıgı yok idi. O zamanki komisyn üyesi olan Sayın Fatma Şahin de bu ecnebi asalarını incelemek için AB nin bazı ülkelerine gidip birkaç seminer ve sonrasında kültürel gezi yaptılar. Buna şahit ve süreci inceleyen birisi olarak. Bu yanlışı senelerce dile getirdik ama malesef sesimizi duyuramadık..

            Düşünün ki O sayın Bakan bile kendisinin küçücük evlatları vardı, Tabi Kendi eşi çalışmasına izin vermiştir, kariyer onun için daha önemlidir buna bizim birşey söylemeye hakkımız olmaz ama. Kendi çocuklarının bile çoğu zaman sabah kahvaltıksını hazırlayamamış, birçok zamanlarda geceleri onlara masal okuyamamış, onlarla yeterince zaman geçirememiştir. Buna zaten imkan yoktur, yaptığı varsa göstermelik olmuştur. Malesef Bu toplumun birçok kesiminde çalışma hayatını görünce bunu rahatlıkla söyleyebilirizki, Bu şekildedir. Eğer vakit ayırıp da çocukları ile ilgilenmiş veonlara gerekli annelik vazifesini yerine getirmişse, Buna da birşey diyemeyiz, ama bu sefer de işini layiki ile yapmamıştır…. Malesef bu şekilde Kariyeri, hırsları ve ailesi arasında sıkışıp kalan kişlerin yaptıklarıda bu şekilde oluyor..

            Zaten söze gerek yok. Herşey açıkça ortadadır.. Malesef Toplumumuzdaki aile yapısına çok zararlar vermişlerdir. Yasalar da durumu ve vakaları gerekli zaman ayırıp incelemeyince, Peşinen Çocukları anneye veriyor ve Ortaya böyle zalim anneler, Perişan babalar, parçalanmış aileler, sokaklara atılmış, geleceğin türkiyesine muhtemelen zarar verecek bir fert, Onun yapacağıda cok nadir dir ki annesinden farklı olsun… Tabi tersi de olanlar var, Zalim babalar ve iyi anneler……

            Bir tarafta batının çıkardığı kendi çıkarları dogrultusunda yasalar. Bir tarafta 1500 yıl evvel Kuran ile, Ayetlerle, sünnetlerle günümüze kadar gelen ve ulaşan çok açık ve net anlaşılan uygulamalar.

            Bütün bunlar var iken ve o kadar okumuş, bilgili kariyer yapmış insanlar da varken Yüzyillar geçen bu süreçte bu durumu acaba neden göremezler?

            Allah aşkına (sema hanımın mesaj yazısı geldi aklıma) lütfen Şu haberi, Kırmızı pantalonlu kadını ve onlarcasını bir inceleyin lütfen, Kendinizi O kadınların yerine koyun, O adamların yerine koyun, paradigmalarınızı ve var olan algıların hepsini değiştirin, eğer empati yapabilirseniz onuda yapın. Her açıdan düşünün.

            NE oluyor? NEDEN böyle oluyor? NASIL oluyor? Kadın dernekleri neredeler? Huuuuuuu feninistler size söylüyorum neredesiniz? 1 Mayısta protestolar yapan ve Köpeğin manifestosu ile karşılaşan kadınlar, protestolarda ön saffalarda olan Üniversite öğrencileri bayanlar.

            ALLAH sizi islah etsin emi. Nasıl bir Bebeği kendi doğurduğun bebeği alır çöpe atasın yahu NASIL be vicdansiz KADIN… İçim parçalanıyor böyle haberleri okuyunca. Aileler parçalanınca, Devletin bunlara duyarsız kalıpda gidip gereksiz yasalar kanunlar çıkarıpda kendinden olmayana benzemeye çalıştıkca.. Dayanamıyorum uzun uzun da yazıyorum.. Yazıklarımın coğu da SİSTEM(sizlik) lere ait veya onun neden olduklarına. Devlet sistem kuramıyor, Kurdurtmuyorlar.

            Ne diyebilirimki..

          • .:. dedi ki:

            Sayın Gulpembe ve Sayın Yasin görüşlerinizi ve düşüncelerinizi okudum ve katılmak istedim..

            Gulpembe demiski;

            “Ama bosanma sonrasi cocugun aleyhinde kotu gidisat varsa tekrar dava olur, baba iddiasini ispatlarsa velayeti geri alir. Cunku aslolan Anne-baba degil cocuktur.”

            – Yaşadığınız veya gözlemlediğiniz, hatta şahit olduğunuz böyle bir olay varmıdır?
            – Mahkemeler ile ilgili ve Bu sistemin tamamı ile ilgili bilgilere ne derece sahipsiniz.?
            – Söylemiş olduklarınızın adil ve dürüst şekilde sistemde var olduğuna inanıyormusunuz.?

            Kısacası Dışı sizi yakar, İçi Beni Yakar…

            Soruları çoğaltmak mümkündür sorum genelde bu konuda bilgisi olan herkeze aittir. Özellikle var ise, Hukukçu, Sosyolog, psikolog veya konu uzmanı olan veya bilgisi olan herkeze… Ben iddia ediyorum ki birçok karşı olduğum durum var ve onların iddialarını çürütüp bazı konularda haksız olduklarını kanıtlarım. Şüpesiz ki, Haklı oldukları ve olabilecekleri konular da vardır.

            ASLEN BU KONU tartışma ve karşı görüşlerin hepsinin odağında olan şey RANT ve Maddiyatır. Hangi açıdan ele alırsanız alın büyük ağırlıklıkla oraya gideceksiniz.

            Ukalalık olarak algılanmasın ama ben bunu samimi olarak yazıyorum, bu güne kadar yazdıklarımda bu konuda hep böyle olmuştur. Bunlara söyleyeceğim dayanaklarım;

            – Kişisel olarak yaşamış olduklarım ve Bu konudaki Mücadelem.
            – Etrafımdan ve cevremden gördüklerim ve gözlemlerim,
            – İşim gereği ve yetkinliklerim gereği yaptığım bazı ülkelerdeki ve ülkemizdeki araştırmalar, incelemeler , analizler..

            “kadin cinayetlerinin birinci sorumlusu insafsiz kadinlar degil. Erkeklere ” bir kadina sahip cikamadin” baskisi yapan kadini 2.sinif insan ve erkegin mali olarak goren cahil toplum ve bu toplumun yetistirdigi “hic buyumeyen erkek cocuklar”dir.”

            Durduğunuz va baktığınız yerden size o şekilde görünebilir.

            En azından sadece bu şekilde olabildiğine ve olabileceğine katılmıyorum.

          • Yasin dedi ki:

            “velayeti annenin almasinin dinen uygun olmadigi” Oysa benim söylediğim bu değil.
            “Zorluklara ve sıkıntılarına rağmen çalışmak zorunda olan Baba Velayeti ısrarla anneye vermek istemiyorsa mutlaka ciddi bir endişe taşıyor” demiştim.

            Elbetteki annenin daha iyi bakacağını bilen ve çocuğunu düşünen bir baba velayeti anneye vermeyi tercih edecektir. Benim itirazım “kayıtsız şartsız velayetin anneye verilmesine”
            Bunu dini referanslarla iddia edenlerin dayandığı hadis, sadece genel hükmün duruma göre değişebileceğini gösterir.
            Esasen çocuğun velayetinin babaya ait olduğu “çocuğun bakımı için anneye verileceği” dayandığınız fetvalar ve Veda Hutbesinden de anlaşılmaktadır. Bu durum fetvaların detayında “Babanın ehak annenin eşfak” cümlesiyle belirtilmiştir.
            Talak süresi ve Bakara süresinde de çocuğun “emzirmeyi tamamlatmak istemesi halinde” baba hesabına emzirilmesi bunun karşılığında emziren anneye nafaka verilmesi ve anlaşmazlık durumunda bir süt anneye verilebileceği görülmektedir. (Burada emzirmeyi tamamlamak isteyenin baba olması, yetkinin kime verildiğini ifade etmiyor mu?)

            Yine Bakara süresinde nafaka sebebiyle Babanın zarara uğratılamayacağı herkesin gücü oranında mükellef tutulduğunu sanırım biliyorsunuz. Oysa mevcut yasalarda ödemeyi yapamayan baba sürekli hapse girip çıkmakta adeta ömür boyu hapisle cezalandırılmaktadır. (Paşalı cinayetini araştırın)

            Esas olan çocuğun menfaati ise; yuvasını sebepsiz veya sudan sebeplerle yıkan veya yıkılmasına neden olan birine velayetin verilmemesi gerekir. Mevcut yasalarda herhalükarda velayet anneye verilmekle “al çocuğu kullan babanın canını oku” denilmektedir.

            “Çocuğu aleyhinde kötü gidişat varsa” Baba biliyor ama ispatlayamıyorsa ne yapsın?
            Kaç baba göz göre göre çocuğun böyle bir durumda kalmasına seyirci kalır?
            Mesela; Kuran kursu öğretmeni ve müftü kızı olan bir annenin, 5 yaşındaki öz çocuğunu döve döve öldürdükten sonra mı elinden velayet alınacak?
            Haklısnız “ASLOLAN ÇOCUKTUR”

            Her doğuran dişi maalesef anne olamıyor. Anne çocuğu zorluklarla doğurup büyüttüğü (Lokman14, Ahkaf 15) için kendisine verilen değeri anneliğinden değil de “cinsiyetinden” bildiği için değerini kaybetmektedir.

            Herhangi bir nedenle bir tarafa imtiyaz sağlarsanız onu istismar eden birileri mutlaka çıkacaktır. Genel bir hüküm olarak çocuğun anneye verilmesi ve her durumda erkeğin nafaka ödemek zorunda kalması açıkça istismar edilmektedir.

            Elbeteki insaflı analar/babalar, kadınlar/erkekler daha fazladır ama bu böyledir diye arada kalan bir kaç kişinin canı çıksın diyemeyiz. Aynı mantıkla “insaflı erkekler daha fazladır, arada kalan bir kaç kadın da şiddet görüversin” denilemez. Kötüler iyilerden çok değildir sadece kanunlar kötülüğü kolaylaştırdığından dolayı kötülük yayılıyor ve çoğalıyor.

            Kadın cinayetlerinin sorumlusu yasalardır dedim, kadınlardır demedim (ama ifadenize de itiraz etmem zira art niyetli davranan kadınlar olmasa o yasa doğru kullanılabilirdi).
            6284 sayılı yasa çıktıktan sonra kadın cinayetleri ve şiddet daha da arttı. Bunu Aile Bakanlğı da gördü ve yakın zamanda kanunda düzeltmeye gidileceği söyleniyor.

            Kadın veya Erkek kimseye haksızlık yapılmasın.

            Allah’a emanet olun.

          • Yasin dedi ki:

            Değerli kardeşim ve Davadaşım 🙂 .:.

            Baba’nın velayeti geri alabildiği durumlar olabiliyor ama bunlar anneye velayet verildiği halde, annenin çocuğu aslında istememesi durumunda oluyor. Yani Haklısınız. Kadın çocuğu babaya karşı kullanamadığı durumda çocuğu istemiyor ve işte o durumda baba çocuğun velayetini alabiliyor.
            Bunun dışında “kadın aklınıza gelebilecek en ahlaksız işleri yapıyor bile olsa” velayet yine anneye veriliyor. Velayeti alan anne, şeytanı yerinden edip tahtını kapacak binbir türlü entrika ve oyunlarla bunu baba aleyhine kullanıyor, bir taraftan babayı çocuk üzerinden cezalandırırken, öte yandan nafaka ile sömürüyor. Sonunda adam kafayı sıyırıp kadını öldürdüğünde erkeklerin canavarlığından bahsediliyor. İşte aynen bu mantıkla kendi topraklarını savunan Filistinlilere de Terörist denilebiliyor.
            ______________

            “Yok öyle şey” diyenler için işte ibretlik bir yorumun linki :

            http://alternatifanne.com/nafaka-konusunda-haklarmz/#comment-2070

            __ Harici Linkler bazen kaldırılabiliyor o yüzden aynen kopyalayıp yapıştırıyorum. __

            HÜLYA A……. diyor ki:
            13 Temmuz 2013, 10:19
            Merhaba,3,5 yıl süren boşanma mücadelem sonunda bitti ve ilk iş olarak avukatım hiç almadığım nafakalar için mahkeme açtı.icra yapılamadı,çalışmadığı ve üzerine kayıtlı birşey olmadığı için.hemen ardından ceza mahkemesi açıldı,yaklaşık 15 gün oldu,ama bir gelişme olmadı.yakalandığı yerde,alınacak sanırım,ama merak ediyorum nasıl yakalanacak…yakalanması için ben ne yapabilirim.bulunduğu ortamları,kullandığı araç ve plakalarını biliyorum..ben bu adamın bir an önce içeri girmesini istiyorum,vereceği parada gözüm yok,ben zaten çalışıyorum…ama onu en azından bu şekilde cezalandırmak istiyorum..

        • Necmettin dedi ki:

          Bu din kisvetli feminizm’den illallah artık.

          Islam’da aile’nin reisi erkek olduğu gibi soy’da erkekle devam eder.

          Bütün dünya tarihinde Islam hukuku’da öyle uygulandığı gibi Bakara suresinde, 2/223 net olarak
          ” çocukların üretilmesi için anneler tarladır, erkekler ise tohumun kaynağıdır. Bir ekinde asıl üretim kaynağı tohumdur. Tohum erkeğe ait olduğuna göre, bu ürünün de ona nispet edilmesi daha uygundur” diyor.

          Bizim feministler hala kendi kafalarında.

          Hele günümüzün sözde anneleri boşanma esnasında cocukları amansızca erkeğe karşı onu soymak, ezmek ve zulüm etmek aracı olarak kullanıldığı gerceği göz önüne alındığında mantık ve toplumsal düzen cocukları babalarına teslim etmeği gerektirir.

          Sonuc: Hem Islam hem mantık cocuklarıdaima babasına teslim eder!

  11. Affetmek…

    Geçmişi değiştirmez ama geleceği genişletir.

    Geçmişin parmaklıklarının ardına tıkılıp kalmak yerine geleceğe hamle etmeni sağlar.

    Dünyanın artık pek de tekin bir yer olmadığını biliyorsun ama senin dokunuşların olmazsa, senin iyilikle bezediğin ruhun dünyaya karışmazsa, bu tekinsizlik çoğalacak.

    Dünyayı biz iyileştireceğiz.

    İyiliğe dair hiçbir söz, hiçbir eylem boşuna sarf edilmiş olamaz.

    Bir yerden yankı verir.

    Toprağa düşen bir tohum yoktur ki filiz vermesin.

    Sen sözünü toprağa düşür yeter ki.

    Bir asit gibi seni içten içe eriten öfkeye, sarhoş eden şu intikam hevesine diren.

    Kötülük daha büyük bir kötülükle iyileşmez.

    Kötülükle aynı dilden konuştuğunda onun saltanatını berkitirsin/sağlamlaştırırsın ancak.

    Onu dilsiz bırakmakta marifet, onu işsiz bırakmakta.

    Affet ve sabret…

  12. Ev hanımlığını yani anneliği basit gören zihniyetler çok miktarda para harcayarak dadılar yani resmi görevli anneler yani yüksek öğrenim görmüş çalışanlar çalıştırmaktadır.

    Madem annelik size göre basit öyleyse okuma yazma bilmeyen dadıları neden dadı olarak çocuğunuza layık görmüyorsunuz.

    Anneliği basit gören zihniyetler kendi yaptıklarıyla basit görmenin bir yalan olduğunu ispatlamaktadır.

    Aynı zihniyet annenin fabrikada çalışması gerektiği düşüncesini “baba işsiz kalınca anne çaresiz kalmaktadır”, cümlesine sığdırmaktadır.

    Sanki annenin ve çocukların rızkını baba veriyor, sanıyorlar.

    Halbuki evin babası evlendikten sonra annenin ve çocuğun rızkı kendisi eliyle evine gitmektedir.

    İlerde kız çocuklarımız bizim başımızı eğer düşüncesiyle çocuğu bebekken öldürmek de aynı zihniyettir.

    Gelecek üzerine kötü senaryolar kurarak geleceği şimdiden şekillendirmeye çalışmak büyük bir hatadır.

    Hayatta her şey doğar büyür gelişir ölür. Yani aile de doğar büyük sallanır çatlar gelişir ölür.

    Demek ki başımıza bir sıkıntı gelecek ise anne çalışsa da gelir çalışmasa da gelir.

    Annenin veya babanın hazırlıklı olması çalışmaları değildir. Hazırlıklı olmak sıkıntının geleceğinden emin olup, sıkıntıya sabredilmesi gerektiğinin imanına sahip olmaktır.

    Şeytanın gelecek sıkıntılar üzerinden bizi korkutması üzerine bir hayat inşa etmemiz büyük bir hata olur.

    Zaten bir kadın 20 yaşında evleniyor, bu yaşa kadar gerekli donanım ile donanıyor, bundan sonra iyi bir ev hanımı olduğunda uygulamada da bir çok donanım ile donanmış olur. Çünkü ev hanımlığında kendisini bir çok konuda yetiştirmiş oluyor, örneğin yemekte ustalaşıp çocuklar büyüdüğünde bir lokanta açabiliyor.

    Bu ev hanımlığını küçük görenler okuldan ayrılıp çırak olarak bir esnafın veya bir zanaatkarın yanına giden kişileri de küçümsesin de göreyim, o küçük görenlerden daha yüksek kazançlar kazanan esnafların ve ustaların olduğuna her gün şahit oluyoruz.

    • zehra dedi ki:

      İki tane makyaj malzemesi, beş tane fazladan çanta alabilmek için çalışan, hergün çocugunu terkeden işe koşan, bir de bunun adını ” ayaklarımın üstünde duruyorum” koyan kadınlara Allah akıl fikir versin. İnsallah tez zamanda gözleri açılır. Vicdanını kaybetmemiş hiçbir anne çocugunu bakıcı eline bırakamaz hergün. Vicdanını kaybetmek de insanlıgını kaybetmektir. Biz kadınlar ne zaman bu hale geldik, nasıl geldik

  13. Bekârlığı en önemli ölçü olarak gören bir hatuna verdiğim cevap:

    Kadınlar, erkeklerden bir peygamberler gibi olmalarını ister.

    Ama kendilerinin peygamber eşleri gibi örneğin bir Hatice annemiz gibi olmadıklarını unuturlar.

    Kadınlar, kocalık konusunda peygamberleri öve öve bitiremezler.

    Ama şunu unuturlar ki peygamber, peygamber olmadan evvel kendisi 25 yaşındayken 40 yaşında olan ve dul olan Hatice annemiz ile evlenmiştir.

    Hatice annemizin, dul olmasına veya yaşına bakmadı, kendisiyle o an yaşantısını dikkate aldı.

    Peygamber bu örneklik ile bize, bir eş adayının geçmişine veya geleceğine bakılarak değil bugününe bakılarak karar verilmesi gerektiğini öğretti.

    Peygamberlerle ilgili örnekleri artırmak mümkündür.

    Ayrıca ben de daha önceleri; bekâr olanın bekâr bir kişiyle evlenmesi gerektiği şeklinde kafamıza yerleştirilen yanlış düşüncelere sahiptim.

    22 yaşındayken yaşıtım olan bekâr bir arkadaşım şöyle dedi: “Ben bir kadınla evleneceğim, bu kadın çok dindar ve dindar olduğu için özellikle de başını örttüğü için kocası ve ailesi kadına zulmediyor eziyet ediyor, başını aç diyorlar. Ben biliyorum ki gerçekten dini için başını vermeye hazır ve bu nedenle dini için yuvasını terk etmeye de hazır. Ben bu kadınla evleneceğim çünkü benim için asıl olan dindarlıktır. ”

    Ben de arkadaşıma: “Olur mu sen bekâr bir erkeksin kendin gibi bekâr bir bayanla evlenmelisin” demiştim.

    Çünkü o zamanlar Sema MARAŞLI’nın yazıları okumamış olduğum gibi toplumun bize dayattığı şeylerin yanlış olduğunu da bilmiyordum.

    Bazı bekâr erkekler var kadınlarla çok güzel konuşur kadınları nasıl etkileyeceklerini çok iyi bilirler.

    Kadınlar şunu unutuyor: “Bu bekâr erkekler, kadınları tanımasalar kadınlarla bu kadar etkili konuşamaz.”

    Demek ki bu tür bekâr dediğiniz erkeğin zina yolu ile çokça sevgili olmuş.

    Ben, helal olan evlilik sözleşmesi yani nikah yaparak bir kadın ile yaşadım. O kişi yine helal olan bir yolla, yani boşanarak beni terk etti.

    Suçum var ama iki taraflı her olayda olduğu gibi karşı tarafın da suçları vardır.

    Evin kapısını açık unutanın suçu olur ama kapının açık olduğu ev sahibine haber vermeyerek eve hırsızlık için giren hırsızın da hırsız olması bir suçtur.

    Müslüman hata etmeyen değildir. Çünkü peygamberler de hata etmiştir.

    Müslüman aynı hatayı ikinci kez yapmayan kişidir.

    Benim gibi hayatında tek bir kadın olmuş erkekler var, bir de hayatında birden çok sevgilisi olmuş, belki zina yaptığı için kadın psikolojisini benden çok iyi bilen bekârlar var.

    Tüm bekârlar böyledir demiyorum.

    Ama bir erkek kadına nasıl hitap edeceğini biliyor ve kadını etkileyebiliyor ise mutlaka zina da yapmıştır.

    Zina aslında çok yoğun işlenen bir günahtır. Ancak zinayı çok gündeme getirip çok afişe edersek bu zinayı doğallaştırır. Bu nedenle bu günahı işleyenleri bilseniz dahi gündeme getirmemelisinizdir.

    Kadınla yakınlaşmadan kadının psikolojisini hiçbir erkek çok iyi tanıyamaz.

    “Bekârlık mı yoksa namus mu önemli?” buna dikkat edilmesini tavsiye ederim.

    Bir kadın bekar bir erkeklerle görüştüğü zaman bu bekâr erkeği çokça konuştursun ve böylelikle anlamaya çalışsın. Acaba evlenmediği halde evli gibi olduğu kadınlar olmuş mu.

    Tabi bu hayat senin hayatın, ben sadece dikkatli olmanı, bekârlığın belirleyici olmadığını anlatmak istedim.

    Dış görünüş aldatıcıdır. Bekârlık da bir dış görüntüdür. Diğer dış görüntüler gibi.

    Ben bir bayanı değerlendirirken bekârlığı ya da geçmişi benim için ölçü değildir.

    Hatta bayanın geleceği de benim için ölçü değildir çünkü şeytan insanı gelecek korkusu ile yanlış işlere yönlendirir.

    Sakın şeytan seni Allah ile kandırmasın yani doğruları eksik söyleyerek seni kandırmasın.

    Bu söylediklerimi anlayabilmen için sana Sema MARAŞLI’nın makalelerini göndermem iyi olur.

  14. Yasin dedi ki:

    Ali Bulaç ın konuya dair bir yazısı vardı. “sorunun başka boyutu” isimli köşe yazısı okumanızı tavsiye ederim.

    Sema Hanım’ın da “müslüman kadınları kocalarından kurtarmak” isimli yazısıyla beraber değerlendirirseniz konunun daha net anlaşılacağna inanıyorum.

    Kızılderililere karşı çiçek hastalığını silah olarak kullananların başka şeyleri de kullanması beklenebilir. Günümüzde Savaşlar sadece meydanlarda değil.
    BOP’un ilk ayağı Arap Baharı sosyal medya ile yapıldı.

    Maalesef kadınlar “haklarının savunulması” iddiasıyla kullanılıyor.

  15. ali_cem dedi ki:

    “Bu yazıyla ilgili olmayan,ama uzaktan ilgisi olan farklı bir konuya dikkat çekmek istiyorum”
    Sayın Sema Maraşlı Hanımefendi ve siteyi takip eden okurlar,son günlerde yine çalışan kadına 300 lira yardım v.s gibi haberlere rastlıyoruz.
    Bıktık artık,hep çalışan kadın çalışan kadın… Bu ülkede itaatli kannatkar,asgari ücretle çocuk büyüten ağzını hiç devletine,kocasına açmayan kadınlarımız yok mu?Neresi adalet bunun?Maaş alan kadına yardım edileceğine çalışmayan kadına yardım edilsin.Kocası asgari ücretle çalışan kadına,yardım edilsin,ne bu ısrar…?
    isterseniz 1000 lira verin çalışan kadına çocuk başına yine de doğurmaz,bu politikada ısrar edenler bunu görünce ilerde bundan vazgeçeceklerdir mutlaka.Peki çalışan en azından memur olup 3000-5000 tl aylık alan kadın bu kadar parayı yetiremiyor da ne yapıyor?O zaman asgari ücretli tek maaşlı evdeki çocuklara haksızlık olmaz mı?Kimin parasını kime dağıtıyorlar?Nasıl ödeyecekler bunu yarın mahşerde?
    Dikkat edilirse evlilikteki ailedeki yozlaşma hep son 10 yılda tavan yapmıştır.Politikalar yanlış mı bakmak lazım.Nerde üniversite hocaları nerde bu konunun uzmanları tabi korkarlar bu konuları araştırmaktan.

  16. salih özgür dedi ki:

    erbaa da çocuk edebiyatı yaşar koca kardeşimize şunu tavsiye etmiştim yeni hikaye ve masallarında boşanmış insanların çoçukları psikoloji ve çocuğa etkilerini yazmasın rica etmiştim. söylemek benden gerisi ona kalmış.

    yıllar önce bir tanıştığımız arkadaş karı koca öğretmen anlşamıyordu ,çok uğraştık barışmları için yine olmadı ,erkek arkadaş eşylarını almak içinevine gittik ismeyerek gittim o yeni doğmuş çocuk anladı herhalde bebek nasıl bağıra bağıra ağlıyordu hiç unutmadım bebeğin çığlıklarını ,efendim karısı boşanmayı içine sindiremdi intikam almak için boşanmamak için bir süre yasal haklarını kullandı erkeğe zulm etti , şunu ifade edelim ki kadınlar çok intikamcı oluyor ,ben kendi ablamda yaşadım aynı şeyi
    enişteyle anlşamdım 7 veya 8 yıl boyunca bir çoçukları vardı onlar tartışınca çoçuk kıpkırmızı oluyor ,nefes alamıyor

    bir cümlesi varki hoşuma gitti anne babasına diyorki bakın ikinizi de takip ediyorum ya anlaşın iyi geçinin yada ikinizde evden defolun gidin ben tek başıma yaşarım diyor bu yeğenim 10 yaşında

  17. hamza yürekli dedi ki:

    Ya gerçekten kaynana gelin kavgasıyla Kayın baba Damat kavgası Yüzdelik üzerinden yüzde kaç acaba ülkemizde.

  18. hamza yürekli dedi ki:

    Yorumun birinde ”yuvayı genelde erkeklerin anneleri yıkıyor” diğerinde ”Yuvayı Kadınların anneleri yıkıyor”
    Şunu anladım kadının annesi de olsa erkeğin annesi de olsa sonuçta illada ”Yuva yıkmakta kadın eli mutlaka bulunuyor” Allahım Sema hanımda yazmıştı bir yazısında Hiç gelin kayın baba kavgası duydunuzmu siz veya nekadar?

    • .:. dedi ki:

      Bu guzel ve yerinde bir tespit olmus.

      Ote yandan Yuvayi genelde erkeklerin anneleri veya kadinlarin anneleri yikmasi ile ilgili bilimsel bir veri de yoktur. Olsa olsa dedikodudan uretilmis bir tespit olur.

      Sanirim bir cok kimse sadece kendi penceresinden veya zannettikleri ile ilgili durum tespiti yapiyor ve bunun uzerinden genellemeye gidiyorlar. Bu da yanilmalara neden oluyor, Farkli algilanmalara neden oluyor. Bu sekilde surduruldukce de hata ustune hata yapilarak da On yargilar cogaliyor. Sonuc yine olumsuz ve cozul uretilemeyen bir catisma ortami. Erkekler soyle, kadinlar boyle, erkek anneleri veya kadin anneleri.

      Yani kadinlar mi demek isteniyor acaba? (yeni bir tastisma cikarmak icin soylemek istemedim, kadinlar-erkekler diyerek)

      Bu konu ile ilgili bugun yine okudugum yazida bu sekilde bir tespit vardi. Bunu sanirim bir cogumuz yapiyoruz.

      Tam da sizin dediklerinize paralel

      http://www.cocukaile.net/cocuk-haczi/#comment-46950

      “Dunya alem evini esini, cocuklarini terk edip, baska kadinlarla yasayan erkek ornekleriyle doluyken boyle bir yazi. Cok komik. Sayfa yoneticileri erkeklere sempatik gorunmek icin yayinliyorlar galiba.Simdi bu yazidaki babaya cok uzulup kadinlara kizacagiz.Onlarin seytanliklari, zalimliklerini konusup rahatlayacagiz. Aman ne kadar fedakar bir baba, gozlerim yasardi.”

      Aslinda konu cok farkli fakat bir yerlerde bir kizginlik var ve bir terslik var sanki. takip ettigim bir yazi idi, o konuda ilgili basliga gozlem ve tespitlerimi yazmak isterim, Aslinda cok onemli toplumsal bir konu ve bir problem olarak goruyorum, Belki de bircok kimsenin gormezden geldigi veya yasamadigindan bilemedigi.

      Aslinda konu farkli iken bir bayan kardesimizin sikayet ettigi durumun icerisinde malesef baska bir kadin var.

      Resmin butunune ve daha genis acidan bakmakta fayda vardir. Zannettiklerimizden yola cikarak farkli bir paradigmayi algi edinmek hataya sebeb oluyor.

      Hayir ve Ser in Allahtan oldugunu bilmemiz. Neyin aslinda daha iyi ve hayirli olacagini supesiz ki sadece Allah bilir.

      • .:. dedi ki:

        Paradigmaya ornek olabilecek, zannettigimizin disinda farli baska durumlarda olabilir. Bir cok yere uygulayabileceginiz, dusunmek icin kendinize ve karsinizdakilere zaman verebileceginiz, Acele etmemek, sabirli olmak, ozellikle catisma(tartisma) durumlarinda, dinlemek isteyebileceginiz, iyi bir sekilde dinleyince daha dogru kararlar alabileceginiz, pireyi deve yapmak istemeyceginiz, kucuk ve gereksiz seyleri bos yere buyutmeyeceginiz….. Bu guzel sevdigim hikayeyi sizlerle paylasmak isterim…

        “Bir Yol Biter Yenisi Başlar..”

        Öykü,ünlü Çin düşünürü Lao Tzu devrinde geçer.

        Köyde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir. Ama imparator bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan beyaz bir atı varmış ki.. İmparator at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep..

        Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylüler ihtiyarın başına toplanmış.. “Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. İmparatora satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler..

        İhtiyar, “karar vermek için acele etmeyin” demiş.. Sadece ‘at kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..”

        Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi başına. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

        Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. “Babalık” demişler.. “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var..”

        “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin ilk kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?..”

        Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu ihtiyar sahiden normal değil” diye düşünmüşler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

        Köylüler gene gelmişler ihtiyara..

        “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

        İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..”

        Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. İmparator son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yok gibiymiş; giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes adeta biliyormuş.

        Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..

        “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer..”

        “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor.”

        Bir yol biter yenisi başlar..!

        Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

        Oysa yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken, yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır.

    • zeynep dedi ki:

      damat ve kayınbaba ne kadar muhatab oluyorki kavga etsin
      bunu anlamıcak ne var

    • Desperate dedi ki:

      O sözlerden biri bana ait çünkü çevremde gerçekten kız anneleri kızlarının yuvası bozulmasın mutlu olsun diye uğraşır, sorunu benim gördüğüm genellikle erkek anneleri çıkartır. Çünkü erkeğin boşandıktan sonra evlenmesi daha kolaydır kadınlara göre, adetler, gelenekler vs kimse kızının boşanmasını istemez.
      Diğer yandan kıskançlık erkeklerden ziyade kadınlarda daha çok görünür. Kadınlar detaycıdır, her lafın altından başka mana çıkartır, beklentisi fazladır olmayınca surat asar, laf sokar. Bunlar kötü yönler. Ama hangi damat iç güvey olup eşinin ailesi ile yaşamayı kabul eder, en azından hangi damat ayrı yaşasa da kayınpederinin hizmetini yapmak zorunda kalır, ya da gelin kaynana gibi kayınpederi ile samimi bir ilişki kurar?
      Bir damat eğer çok problemli bir aile değilse eşinin ailesi ile süt liman bir ilişki kurar, burada damadı ve gelini iyi kabul ediyoruz. Evlerine gider yemeğini yer iki sohbet eder, çayı önüne gelir, yerinden pek kalkmadan evine döner. Aile onlara gelirse yine yemeği vs eşi yapar zaten, biraz misafirperverlik yaparsa dünyanın en iyi damadı olur. Yani kendini sevdirmek için pek fazla birşey yapmasına gerek yoktur.
      Bir gelin eşinin ailesine gidince sofrayı kurmaya, kaldırmaya yardım etmeli. Çay servisini yapmalı, bulaşıkları yıkamalı yada makinaya dizmeli, bunlar en basiti kvalidesinin evini temizleyen gelinler var. Aile onlara gelince yine bütün işi gelin yapar. Ayrıca kayınvalide ile günlere katılmalı, evine misafir gelince onu da çağırmalı, kv evine misafir gelirse hazırlığa yardım etmeli, bir lokma yemeden koşturmalı. Bunları yapmazsa direk kötü gelin, yaptığın sürece iyi olacağının garantisi yok.
      Bazı kayınvalideler de kendisi zamanında çok çekmiş geliniyle iyi olmak istiyor. Saygı ve biraz ilgi görmek istiyor ama yeni nesilde yok başlıyor sorunlar.
      Bir insanla ne kadar çok sık görüşürseniz, ne kadar samimi olursanız o insanla problem yaşama ihtimaliniz artar üstelik o kişiyi arkadaşlarınız gibi siz seçmiyorsunuz, eşinizin annesi ya da oğlunuzun eşi mecburi bir ilişki kuruyorsunuz.
      O yüzden gelin kaynana arasında daha çok problem çıkar.

      • Yasin dedi ki:

        ”Yuvayı Kadınların anneleri yıkıyor” diyen de bendim. 🙂 ama sanırım cümlem eksik aktarılmış, tam olarak sizin cümlenize cevaben :
        “Dediğiniz eskiden doğru olabilirdi. Zamanımızda ise çoğunlukla kadınların anneleri evlilikleri yıkıyor” demiştim.
        Neden böyle düşünüyorum?
        Bizzat yaşadıklarım var, Adliye koridorlarında sıranın bana gelmesini beklerken canlı şahit olduğum konuşmalar var.

        “Kız annesi kızın yuvasının yıkılmasını istemez” eskidendi. Şimdi boşanan kızın eve getireceği ek geliri hesaplıyor.
        “Erkek boşanınca baştan yuva kurması kolay” eskidendi. Şimdi vereceği (kadın ve çocuklara ayrı ayrı)nafakalar ve mahkeme masrafları sebebiyle yeni yuva kurması imkansız gibi hem evliliğin hem de boşanmanın yükü genelde erkeklerin sırtına vuruluyor.

        “Kaynana gelin birbiriyle daha fazla yüz göz olur” yine eskidendi şimdi evler genelde ayrıdır kaynanasıyla yüz göz olmak istemeyen kaynanasına çok sık gitmez.

        Kayınbabayla damat arasında fazla sorun çıkmaz zira erkekler ekseriyetle “gereksiz laf dalaşına ve güç mücadelesine” girmiyor. Girildiğinde ise mutlaka iki taraf da zararlı çıkıyor. Laf sokmalar sonrasında erkekler birbirinin yüzüne bir daha kolay kolay bakmıyor. Kadınlar ise birbirine laf sokuştururken bile sohbet etmeye devam ediyor.

        Kadınların kendilerine has kusurları olduğu gibi erkeklerin de kendine has kusurları vardır. Hakikati bulmak için taraf olmadan, duygusal davranmadan adil olmak zorundayız.

        Bugünkü şartlar devam ettiği müddetçe mağduriyetler yaşanacaktır. Zira yuvasını yıkmak istemeyen mağdur kadınlar zalim kocalarına katlanmaya devam ederken, art niyet taşıyanlar amaçları uğruna mevcut kanunları istismar edecektir. Bu konularda Devlet kendi sorumluluğunu boşananların sırtına yüklediği için sorunlar devam etmektedir. Bu konularda yazmak istediğim şeyler var ama bunlar uzun ve tekrar mahiyetinde olduğu için şimdilik yazmıyorum. 🙂

  19. fizan!!! dedi ki:

    Şuna inanıyorum ki insanlık keskin bıçak gibi: oldurur da öldürür de.. Kadın olsun erkek olsun iki kesimin de zalimleri ve mazlumları var. Allah bizi zalimlerden etmesin. Erkek olup sıkıntı çekenler varken kadın olup sıkıntı çeken yok mu? İki tane evladımla ortada bırakıldım. İşim olmasa ne çekerdim bilinmez. evlatlarıma sahip çıktım ikisi de üniversitede hamdolsun.. Babaları alması gereken zamanlarda almadığı gibi cocuklar baba görsün diye yaşadıgı şehre kadar götürürdüm. doğum günleri, başarıları hiç önemli olmadı onun için. hastalıkları, ameliyatları duymadı bile. veya duymak istemedi..Kendime hep Resulümü örnek aldım; O neler yaşadı dedim: Çocuklarıma da Onu örnek verdim. Neler var neler dedim.. Onlara kendim için değil gelecekteki kendiler için destek verdim. İçim yanmadı mı? Ağlamadım mı yalvarmadım mı Yalvarmam gereken makama..Hala geçmiş içimi titretir. Kadın veya erkek; Allah kimseyi zalim etmesin, vicdanını köreltmesin. Vicdanı sağırlaşan bir ruh hakikati idrak edemez. Sonuç olarak cinsiyet ayrımı zalimlik kavramında ne kadındır ne erkek : İNSANDIR!

  20. ismail dedi ki:

    selamünaleyküm ALLAH cc razı olsun sizi takip ediyorum biraz ara verdim ama çok istfade ediyorum sitenizden.Ben ikiz kızların velayeti babada olan insanım ikizlerim 9 yaşlarında çok zor ayrılık oldu manileri bozuk annenin ist.fatihi bıraktım onunla karşılaşmamak için oda taşındı oturduğum mahalleye ben yeniden evlendim gayet mutluyom ALLAH cc iziniyle O KADININDA MUTLU OLMASI İYİ OLMASI İÇİN O KADAR DUA EDİYORUMKİ KIZLARIM MUTSUZ GÖRMEYE DAYANAMAM bana nasihat ediniz mahkeme 15 günde dedi anne her hafta cumadan ve hafta arasıda alıyor yoksa izar çıkarıyor yardımcı olmaya çalışıyorum kızlarım sınıf 1.leriydi şimdi biraz düşüş oldu anne soğutuyor siz okuyupda ne olacak siz kızsınız diyor yeni eşimle çok iyilerdi buraya taşındıktansonra değiştiler bana bile bağırır oldular ne önerirsiniz motive ediyorum ama hiç kötülemem annelerini hastalığını bile yanlış anlatmış annesi ben hasta etmişim ALLAHA cc havale ediyorum ben çok şiddet gördüm ama sabrettim 8 davadan vaz geçtim asliyede davamız var beni tehdit ,şiddet ve basit yaralamadan yalan beyandan şimidi uzaklaştırmada istemiyorum görsün ama kızlarımın ruh hallerine zaarar vermesini nasıl engellerim hep yanlış bilgilerle doldurup beni huzursuz edeceğini haykırıyor allah razı olsun selamün aleyküm

  21. ümmü ibrahim dedi ki:

    eşinin sözünü dinle,yuvana sahip ol diyen annelerin yerini koca kahrı mı çekeceksin?boşan gitsin diyen anneler aldı maalesef…

  22. ümmü ibrahim dedi ki:

    komşumuzun 7 yaşındaki kızı arabesk şarkıların olduğu bir kasti dinliyordu.yaşına uygun gelmediğinden anlam verememiştim.sonra öğrendimki bebekliğinden beri görmediği babasına aitmiş o kaset…boşandıktan sonra bir kez bile gelip görmeyen babasına ait hatırayı dinleyip,babasıyla ünsiyet kurmaya çalışıyormuş meğer…

  23. irfanvicdan dedi ki:

    Sema hanım Allah kaleminize kuvvet versin… Biz de boşandık ve aynen sizin dedikleriniz gibi yaptık.. İnanın şimdi çok daha mutluyuz…

  24. Desperate dedi ki:

    Çok güzel bir yazı ellerinize sağlık Sema hanım. Boşanma sonrasında çocuklar için yapılması gerekenleri çok güzel anlatmışsınız. Çocuğuna ayrıldığı eşini kötüleyen o kötüledikleri kişinin çocuğun öz anne/ babası olduğunu unutmasın.

    • onur dedi ki:

      EŞLER BOŞANIP DA , İKİNCİ EVLİLİKLERİNDE KARŞI TARAF (KADIN VEYA ERKEK) EGER COÇUKLARI VARSA ÇOK DİKKATLİ OLMALI.MUHTEMELEN COÇUKLAR İSTENMİYOR.VEYA KİMİN ÇOCUGU VARSA EVLENECEM ,AŞIGIM ÇOK SEVİYORUM DİYE COÇUKLARINI EZDİRMEMELİ.ERKEK SORUNU ÇÖZERDE,KADIN EVLATLARIM DEYİP BİR KÖŞEYE ÇEKİLMELİ.

  25. mesut dedi ki:

    sizin(kadınlar) hileniz büyüktür , ALLAH buyuruyor… erkeklerin, kadın fitnesinden daha büyük bir fitneyle imtahanı olmamıştır. boşandığım eşi anası ablası yuva yıkmak için hepside(çok dindar olmalarına ragmen ) her türlü şeytanlığı yaptılar ve olan yavruma oldu… kadınlara güvenmiyorum ve güvenmiycemde artık!!!

    • Desperate dedi ki:

      Yuvayı genellikle erkek anneleri yıkıyor gelinini istemeyerek ama sizde tersi olmuş. Çok üzüldüm sizin için. Ama bu bütün kadınların şeytan olduğunu göstermez. Melek olmasa da çok iyi kadınlar var. Bu onlara haksızlık olur.

      • Yasin dedi ki:

        Dediğiniz eskiden doğru olabilirdi. Zamanımızda ise çoğunlukla kadınların anneleri evlilikleri yıkıyor. Hukuk forumlarından araştırabilirsiniz.

        Haklısınız, bütün kadınlar kötü değildir fakat yeni yasalarla “art niyet taşıyan kadınların kötülük yapması” daha da kolaylaştırıldığından dolayı kötülükleri ve dozajı artıyor, bu da dili yanan erkeklerde böyle bir algı oluşturuyor.

    • betul dedi ki:

      Mesut bey;Kadinlar erkeklere imtihandir ama unutulmamalidir ki erkekler de kadinlara pek ala imtihan olabiliyor. Allah yardimciniz olsun fakat rabbim buyuruyor suphesiz ki biz sizi birbirinizle tamamladik, rabbim diğer yarinizi bulmayi nadip eylesin.amin.

    • derya dedi ki:

      annenız kadın degılmı ?o zaman bırının sapıklıgından sebep bızde erkeklere guvenmıyelımmı onlar sapık çocuklara tecavuz edıyo dıye ..Ne şaçma .ınsanlıgın dılı dını ırkı cinsıyetı yoktur ,ıyı ve kotu ınsan vardır.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sana kızdığı halde bir kötülükte bulunmayan insanı kendine arkadaş edin, çünkü öfke insanın karakterini ortaya çıkarır. “ ( Hz. Ali)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku