Cami değil, Kütüphane yapan Müftü!

‘Gökte ararken yerde buldum!’ dediğimiz insanlar vardır. Aradığımız şey, her zaman bir kişi olmak zorunda değil. Bazen gökte arayıp yerde bulduğumuz fikirler ve projeler vardır. Bu yazımda sizlere böyle bir kişi, fikir ve projeden bahsedeceğim.

Ancak projenin kendisinden önce fikri alt yapısını anlatmaya çalışacağım. Çünkü fikir kıvılcımı, bazen ortaya konan eserden çok daha önemlidir. Ufuk sahibi olmak, hedef sahibi olmak, eser sahibi olmaktan önemlidir.

Ufuk sahibi olmak!

Fatih Sultan Mehmed ile ilgili, birçok anekdot biliriz hepimiz. Sözleri, yaptıkları, kararlılığı, yönetim biçimi gibi birçok özelliği, dilden dile dolanır. Ancak benim en çok etkilendiğim tarafı, geleceğe yönelik vizyonunu gösteren ufkudur.

 

İstanbul’u fethetmek gibi zor bir işi, hatta imkansız sanılan bir fethi gerçekleştirdikten sonra, ‘Bir şehri imar etmek, o şehri fethetmekten zordur!’ diyerek, İstanbul’un imar fethine başlamıştır. Bu imar fethi, sadece cami inşa ederek yapılmamıştır. Her caminin çevresine kütüphaneler, medreseler (üniversiteler) kurarak, insan inşa etme projelerine de yatırımlar yapılmış. Fatih İstanbul’u dünyanın en büyük eğitim merkezi haline getirmek için çalışmıştır.

Bugün halen turistlerin ziyaret ettiği bir şehirse İstanbul, biz bu ilgiyi Sultan Fatih’in İstanbul’u fethine değil, ufkuna borçluyuz.

Tarihle övünmek!

Benim en kızdığım insanlar, sürekli başkalarının yaptıklarıyla övünüp, onların kahramanlıklarını anlatanlardır. Tarihimize bakarken de aynı hatayı yapıyoruz. Sultan Fatih’i konuşurken de, sadece ‘övünmek’ için konuşuyoruz.

Örnek alıp, yaşadığınız çağa taşıyamadığınız kahramanlarımız, ellerimizle öldürdüğümüz insanlardan farksızdır.

İşte bu yazımda bahsedeceğim çalışma, bana Sultan Fatih’in bu ufkunu hatırlatan bir çalışmadır.

İzmir / Ödemiş Müftüsü Musafa BİLGİÇ Bey, görev yaptığı yerlerde, ‘Cami değil Kütüphane açan müftü’ olarak, benim ‘Ufuk sahibi olmak budur işte!’ dediğim insanlardan birisidir.

Kütüphane inşaatının bitip, açılış yapıldığını duyduğumda, bu konu hakkında bir yazı yazma niyetinde olduğum için, kendisini aradım. Kendisiyle aramızda geçen telefon konuşması notlarımı, herkesin örnek alması temennisiyle sizlere sunuyorum. Ödemiş Müftüsü Mustafa BİLGİÇ Hoca, hepimizin kulağına küpe olacak şu tespitleri yapıyor:



Camiyi kışla olmaktan çıkartmaya mecburuz.

Cami ve Kütüphane arasında köprü kurmak, benim dini sorululuklarım arasındadır. Kütüphanesiz camiler yapmanın ağır bedellerini, tüm İslam ülkeleri çok ağır ödüyor. Müslümanların dünyaya hükmettiği dönemlerin ortak özelliklerinden birisi, Kitaplar / ilim ile camiyi birlikte inşa etmiş olmalarıdır. Osmanlı döneminde yapılan camilerin çevresi, hem ilim hem ibadet yuvasıdır.

‘Okuyan toplum!’ okuma – yazma bilen toplum anlamına gelmiyor. Sayın Prof. Dr. Mümtaz TURHAN Bey, ‘Yamyam bir topluma, sadece okuma yazmayı öğretirseniz, o toplum okuma yazma bilen yamyam bir toplum olur’ derdi. Biz okuma yazma bilen fakat okumayan yazamayan bir toplum eğitiyoruz.

Bizim millet okumaz!

‘Bizim milletimizi okumaz!’ diyen Profesörlere bile şahit oldum. Bu sözü kullanmak, milletin yüzüne tükürmekten çok daha ağır bir hakarettir aslında. Görev yaptığım yerlerde ki uygulamalarımla gördüm ki, doğru ortam, doğru yatırım, doğru kitaplar oluşturulup ve azimle çalışılınca, ‘okumaz’ sanılan insanlar okumaya başlıyorlar.

Okuyan bir toplum oluşturmak isteyen insanların, iyi niyetli olmaları yetmiyor. Doğru şeyi, doğru biçim ve üslup ile yapmayı da öğrenmemiz gerekiyor.



Modern Kütüphaneler

İçki içen insanlar bile ‘nezih mekan’ ve ortamda içmeyi tercih ediyorlar. Meyhane sahipleri, insanı sarhoş eden içkiyi ikram etmek için gayret ediyor da, biz insanları uyandırmak için kitap / bilgi ikram ettiğimiz kütüphanelerimizi neden süslemiyoruz?

Birçok il ve ilçemizde, maalesef, kütüphaneler en izbe yerlerde ve tozlu raflar arasında, eski sandalyelerin olduğu mekanlar olarak bulunuyor. Raflarda bulunan kitapların eski, ve bakımsız olmaları da ayrı bir problem. Böyle ortamlara değil yeni nesli / gençleri, kitap okumayı seven insanları bile çekmekte zorlanırız.

Hayat nerede akıyorsa, camiler ve kütüphanelerde orada olmak zorunda. Hayat, din ve bilgi bir arada olmalı.

Kütüphane, her şeyi ile cazip olmak zorunda. Şehrin en güzel yerlerinde inşa edilmeli. Güncel ve yeni kitaplar, nezih bir ortam, çay – kahve ikramı gibi ‘tekrar gelmeyi teşvik edecek’ bir ortam olmalı. Biz kütüphanemizde, lise öğrencilerine kahvaltı bile veriyoruz. Kütüphanemizi ziyaret eden insanlar için ‘anı defteri’ bile koyduk. Gözlem ve beklentilerini bizimle paylaşmaları, bize yol gösteriyor.

 

İlçemizde ki bütün okullar, öğretmenler ve öğrenciler Kütüphanemizden istifade ediyor. ‘Müftülük ne iş yapar?’ diye sorulsa, cevap bile veremeyecek gençler, ‘Müftülük mührü’ olan kitaplar alıp, evlerine götürüyorlar.

Nerede insan varsa, biz oraya da ulaşmak zorundayız. Müftülükler, cami dışında ki insanlara ulaşamıyorsa, ulaşmak için elinden geleni yapmıyorsa, sorumluluklarını yerine getirmiyorlar demektir.

Sait Çamlıca


Bunlar da ilginizi Çekebilir

1 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz