Camideki çocuk

Konuya önce bir mektup ile başlayalım. Mektubun sahibi Kilis'ten yazan hemşire Ş.B.

Altıncı sınıfa geçen kızını ve yeğenini balkonu olan bir camiye teravih namazına götürüyor değerli okuyucumuz. Çocuklar camii şerifin o küçük bölümünde namaz kılmayı çok seviyorlar. Camide çok boş yer olduğu halde yaşlı bir teyze çocukları iterek kendisi yerleşiyor ve çocukların hayal kırıklığına uğramasına sebep oluyor.

Değerli okuyucumuz bu durumu kul hakkı çerçevesinde değerlendirerek soruyor:

Ben çocuğuma namazı sevdirmek için tüm şartlarımı zorlayıp, gündüz çalışıp akşam yemek hazırlayıp mutfağı olduğu gibi bırakıp sadece onların gönlü olsun diye uzak bir camiye arabamla erkenden götürüyorsam... Büyüdüklerinde camiye, namaza dair olumsuz bir düşünce olmasın diye çabalıyorsam... Bu çabamı yaşlı kadınlar çocukları bulundukları yerden kaldırarak onları inciterek imha ediyorsa.... Müslüman bir sosyolog olarak size sormak isterim yaşlı olmak kendinizden daha aciz insanlara karşı haksızlık yapma lüksünü, hakkını verir mi? Namaza gelen bir küçüğe gerekirse en güzel yeri ayırması gereken, onların başını okşayıp güzel bir şey yaptıklarını hissettirmesi beklenen bir büyük onları yerinden edebilir mi?

II

Sevgili Ş.B. çocukların o an duymuş oldukları üzüntüyü daha da büyütmek ya da onlar için merhamete çevirmek çoğu zaman bizim davranışlarımızla alakalıdır. Burada okuyucularımla paylaşmadığım satırlarınızdan anladım kadarıyla o gün teravihte yaşadıklarınızı çok önemsemiş, çocukların hayal kırıklığını çok merkeze almışsınız.

Bir anne olarak kızınızın cami ile ilgili olarak olumsuz bir anısının olmasından tedirgin olmuşsunuz. Olgunluk beklediğiniz yaşlı hanımın davranışından üzüntü duymuşsunuz.

Siz benden bir sosyolog olarak cevap bekliyorsunuz ama ben size bir anne olarak cevap vereceğim. Benzer durumlar benim de başıma geliyor.

Mesela kızım henüz dört yaşında iken bizden iki durak ilerde oturan bir arkadaşıma geçmiş olsun temennisinde bulunmak üzere yola çıktık. Belediye otobüsüne bindik. Otobüste yaşlı bir hanımın karşısına oturduk. 28 Şubat döneminin etkisini en acı şekilde hissettirdiği yıllar. Yaşlı kadın benim başörtülü olmamdan yola çıkarak başladı sayıp dökmeye. Dikkatli bakınca kadının aklı dengesinin pek yerinde olmadığı anlaşılıyor. Yaşlı kadın bana küfrederken ben kızıma sessizce anneciğim yazık bu kadın çok zor durumda olmalı onun için dua edelim dedim. Evden çıkmadan önce de bak tatlım H. teyzen trafik kazası geçirmiş, şimdi onu ziyarete gidiyoruz hem onun sağlığı için duacı olalım hem de ona dünyanın en güzel tebessümünü sunalım demiştim.

Dört yaşındaki bir kız çocuğunun zengin dünyasını tahmin edersiniz. Anneciğim bu teyzeye de en güzel tebessümümü sunayım mı dedi. Sun anneciğim dedim.

Ben sukutumu muhafaza ettikçe yaşlı kadın sataşmanın şiddetini bir derece daha arttırdı. Otobüsteki yolcular benim adıma tepki vermeye hazırlanırken –başörtülü ve kadının karşısında bu kadar sessiz kaldığım için savunmaya ihtiyacım olduğuna karar vermişlerdi herhalde- otobüsün tartışma arenasına dönen ikliminden kızımı kurtarmak üzere bir durak önce indim.

Benim için o an en önemli şey kızımın zihninde başörtülüler ve başı açık kadınlar ayırımının oluşmaması idi.

Otobüsten indik. Sana bir sürprizim var dedim. Neden bana sürpriz hazırladın anneciğim dedi. Çünkü dedim o yaşlı kadına dünyanın en güzel tebessümünü sundun.

Dondurma aldık. Bir durak yürüdük. Yol boyu konuştuk. Ziyaret edeceğimiz arkadaşımın evine vardığımızda kızım, "Üzgünüm H.Teyze dedi. Sana dünyanın en güzel tebessümünü sunamayacağım. Çünkü onu otobüste yaşlı bir teyzeye sundum" dedi.

Bilmem derdimi anlatabildim mi sevgili Ş.Hanım.

yazının devamı için;

 

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.08.2012&y=FatmaKBarbarosoglu

 


Bunlar da ilginizi Çekebilir

5 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz