Çikolataya En Benzeyen Şey













 








Mahallemizde gösterişli bir çikolata dükkânı var. Vitrininde birbirinden farklı çeşitte sergilenen çikolatalar göz kamaştırır. Önünden geçerken pek merakımı cezbetmez.


Binlerce 'şey'den biridir bu dünyada. Ama bu kez bir komşumun tavsiyesiyle, gideceğim davete oradan çikolata almaya karar verdim, içeri girdim. Girer girmez burnuma birbirinden egzantrik kokular çarptı. Her çikolata parçacığı bir başka 'imalat harikası'ydı. Kimi sahanda yumurta biçiminde, kimi üzüm salkımı. Bir diğeri çiçek. Her birinin ayrı bir adı vardı. İştah, haz ve zevki çağrıştıran onlarca ad. Neyi alacağımı şaşırdım.

Benim gibi sadece ihtiyaç hâsıl olduğunda bir şey satın alan biri, kapitalizmin zirvesindeki sektörler için, müşteri dahi sayılamaz. Acelem vardı, sabredeyim dedim. Ve yeni nesil çeşitler arasında kendi zevkime uygun, dümdüz, yalın, gösterişsiz, yekpare bir 'şey' bulmaya çalıştım. Çikolataya en benzeyen şeyi! Mahallemizdeki vitrinlerde sergilenen o kadar ama o kadar fazla 'şey' vardır ki. Hediyelik eşyanın sayısız çeşidi. Bu yıl mesela nar biblolar revaçta. Bazen vitrinlere gözüm takılıyor geçerken. Kırmızı porselen nar, cam nar, plastik nar. Alıyorsun, koyuyorsun mesela masana. Ya da birkaç tane birden alıp bir kâsenin içine koyuyorsun, gerçeğine benzetme niyetiyle. Dekoratif dursun, göz doldursun. Boşlukları kapatsın.

Sonra nar biçimli çikolata, nar görünümlü şekerleme, nar desenli bebek eşyaları, nar rengi elbise, narlı bebek önlükleri. Bebek mağazaları ise bu kapitalist çeşitliliğin nasıl sektöre dönüştüğünün en sağlam örneklerinden biridir. Soft emilimli emzikler, sert emilimli emzikler, renkli emzikler, şeffaf emzikler. Bir iki haftadan fazla giyilmeyecek bebe tulumların onlarca farklı versiyonu. Bir başka bereketli alan da örtü sektörü kuşkusuz. Leke tutmayan örtüler, işlemeli örtüler, kolay ütülenen örtüler, çeyizlik örtüler. Kelebek desenli yemek takımı, laleli, kuşlu takımlar, promosyon ürünlü yemek takımları, indirimdeki takımlar... Derken soğuk algınlığı için bitki çayı, öksürük için bitki çayı, tıksırık için bitki çayı, hapşuruk için...

Çikolata dükkânından çıktığımda elimde mütevazı bir kutu vardı. Ama epey terlemiştim karar verene kadar. Fiyatı, miktarı, süsü, kokusu, içine konulacağı kutusu, kurdelası... derken, müşterileri özgür seçimler yaptığına ikna eden bu sistemin bizi her seferinde ne kadar tutsak ettiğini bir kez daha deneyimlemiştim.

Bugünün genç kuşakları bu çeşitliliğin içine doğdular. Bütçesi yetmeyenler dahi benden daha iyi biliyorlar, neyin nerede kaç çeşit olduğunu. Değişim hızlandıkça yeni nesillerle bir öncekiler arasındaki uçurum hızla açılıyor. Saatlerle çağ atlıyoruz artık. Nesnelerden nesneler devşiriyor, şeylerden şeyciklere göçüyoruz durmadan. Çikolataları binbir parçaya böldüğümüz gibi, vücudu, vakti, aklı, ahlakı, mekânı, insanı, insanlığı da bitimsiz parçalara bölüyor ve giderek her bir parçayı ayrı ayrı tanımlayıp birbirimize pazarlıyoruz. Büyük bir haz ve hevesle. Ne kadar tüketici!

Buna bir de zamanın ruhu olan başka 'paramparçalıklar'ı ekleyelim: Kimliklerimizi mesela. Etnik kökenimizle, mezhebimizle, memleketimizle, köyümüzle, kasabamızla, hatta mahallemizle edindiğimiz kimliklerle bakıyoruz diğerimize, dünyaya, hayata. Paramparça bir algıyla. Eskaza birinin bir kimliğini beğenmiyorsak, o kişiyi de sevmiyoruz otomatik olarak. Ne kadar alçaltıcı, insanlıktan çıkarıcı bir bakış. Fark etmiyoruz. Kadın olmanın, anne olmanın bile farklı alt kimlikleri var artık. Özgür kadın, kariyer kadını, güçlü kadın, aile kadını, ev kadını, aptal kadın, akıllı kadın. Bunların çoğu ataerkil bir söylemle dilimize yapışsa da, kadınlar da birbirine böyle bakıyor. Modern anne, muhafazakâr anne, liberal anne, neo anne...

Sosyoloji topluma bakarken her şeyi kategorize etmek zorunda, analiz edebilmek için. Ama iç içeliği, şeyler arası geçişkenliği göz ardı ediyor ister istemez. Gecenin gündüzü içermesini, aydınlığın karanlığa dönmesinin hakikatini kavrayamıyor şablon yöntemlere uyarlayarak. Eşlerin birbirine dünyada 'libas' olmasına dair bir algısı olmadığı için, eşlerin gündelik hayatta birbirine 'partner' olmasını hakikatin bütünü olarak ele alıyor.

Peki, irili ufaklı onlarca fabrikasyon tanımla hayata başlayan bugünkü kuşaklar istedikleri çeşitteki çikolatayı yeme özgürlüğüne ulaşmaya yönlendirilirken ne oluyor? Sonsuzluk da bu dünyaya hapsediliyor, bütün versiyonlarıyla. Ölüm algımızı ise ne yaparsak yapalım parçalayamıyoruz. Daima orada duruyor. Ne kimlik dinliyor, ne çeşit, ne versiyon! O yüzden bu sistemin tek çaresi onu bize unutturmak. Bize yetişemeyen saatlere, bunca yorgun düşmüş yıllara bir de böyle bakalım. Ölümü sık sık hatırlayarak. Böylesine bölünmüş, parçalanmış hayatı ölüm ile yeniden bütünleyebilir, hakikatin birliğine dönebiliriz belki.

Zaman Gazetesi




Bunlar da ilginizi Çekebilir

1 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz