Cinsiyet Eşitliği Adı Altında Ara Cinsiyet

17 Eylül 2017Sema Maraşlı53 Yorum »

IMG-20170723-WA0001Bu afişte ne görüyorsunuz?

Yazıyı okumadan afişi iyi bir inceleyin lütfen.

Bu afişi yaz tatili başlangıcında bir devlet lisesinin koridorunda görüp çektim.

Bir kadın derneğinin geçmiş ayda verdiği bir eğitimin kaldırılmamış afişi olarak üst kata çıkarken tam merdiven karşısında öğrencilerin gider gelirken gözlerinin sürekli takılacağı yerde duruyordu.

Neden kaldırılmamıştı acaba? Öğrenciler her geçerken bilinçaltına işlesin diye olabilir mi?

Bu eğitimde gençlere ne anlatmış olabilirler?

Afişe tekrar bakarsak feminist kadın derneği yetkililerinin öğrencilere neler anlattıklarını tahmin etmek pek zor değil.

Afiş “toplumsal cinsiyet eşitliği” denilen şeyi iyi anlatıyor aslında. Toplumsal cinsiyet eşitliği denen şey tam da bu: Ara cinsiyet üretmek.

Erkeklere kırmızı don, (kırmızı olmasının ayrı bir anlamı var) şirin biraz da aptal bir sırıtış ve parmak üstü tintini dans.

Kızlara ise mavi pantolon, haylaz oğlan duruşu ve dışarıda bir karış dil.

Yalnız o dil de normal bir dil değil, dikkatli bakılırsa.

Verilen mesaj açıkça şu: Erkliği söktük geçmiş ola.
Kızlar silahınız dilinizdir. Hem kız hem erkek olabilirsiniz.

Kızlar erkeklere, erkekler kızlara benzeyince cinsiyetler eşitlenmiş mi olacak yoksa ara cins mi üreyecek?

Feminist kadın dernekleri bu zehirli fikirlerini kim bilir daha kaç devlet lisesinde yaptılar. Bu sadece bana denk gelendi. Milli eğitim uyuyor mu diyeceğim fakat bu yaptıkları suç değil.

Zira toplumsal cinsiyet eşitliği maalesef ki imza atılmış kabul edilmiş bir sözleşmeden dolayı devlet politikasına göre yasak bir şey değil, hatta destekleniyor. Acaba hükümet yetkilileri bu sözleşmelere imza atarken neye imza attıklarını biliyorlar mıydı?

İmza atanlar ve onay verenler kendi çocuklarının ya da torunlarının şu afişteki kız ve erkek gibi ara cinsiyet olmasını isterler mi? İstemezlerse neden imzalarlar böyle veballi sözleşmeleri? Bunun hesabını Allah’a ve halka nasıl verecekler!

Peki siz, yazıyı okuyan sizler, kızınızın veya oğlunuzun böyle olmasını ister misiniz?

İstemiyorsanız eğer bu cinsiyet eşitliği adı altında ara cinsiyet üreten feminist derneklerle mücadele edeceğiz hep birlikte. Zira karşı ses olmayınca pek bir şımardı bu dernekler.

Yok benim için bir problem yok diyenler şimdiden oğulları için kırmızı donlar ve dans patikleri alsınlar.

Feminist dernekler bu çalışmaların cinsiyet eşitliği için olduğunu iddia ediyorlar. Bu dernekler bu kadar tavizlere rağmen hükümeti cinsiyetçilikle suçluyorlar. Oysa asıl cinsiyetçiliği kendiler yapıyorlar. Kadın cinsini öne çıkarıp erkek cinsini psikolojik olarak bitirmeye çalışıyorlar. Tabii bunun karşılığını Avrupa Birliği destek fonları ile fazlasıyla alıyorlar.

Sorum Hükümet Yetkililerine! Feminist kadın dernekleri çalışmalarını bu hızla götürecekler ve hükümet de buna sessiz mi kalacak?

Vaktiyle sonuçları iyi hesap edilmeden, yeni nesli ara cinsiyete götürecek bir sözleşmeye imza atılmış olabilir fakat zararın neresinden dönülse kardır. Bir an önce harekete geçileceğini ümit ediyoruz.

Batının pis oyunları bitmez. Türkiye üzerinde kaç çeşit oyun oynanıyor. En tehlikelisi de aile üzerine oynanan oyunlardır. Cinsiyeti bitirdiğinizde aile otomatik olarak biter. Bu sinsi oyunlar bizi içten içe yiyip bitirmeden uyanmak gerek. Rabbim basiretimizi artırsın.

Sema Maraşlı

Not: Cinsiyet eşitliği ile ilgili bilgilendirici yazılar yayınlayacağız. Bu ve konu ile ilgili yazıları paylaşarak desteklemenizi bekliyoruz.

http://www.cocukaile.net/cinsiyet-esitligi-politikalari-1/

http://www.cocukaile.net/toplumsal-cinsiyet-esitligi-politikalari-2/

Okunma Sayısı : 8.449

Yorum yapın

“Cinsiyet Eşitliği Adı Altında Ara Cinsiyet” için 53 Yorum

  1. esra diyor ki:

    Bunu görüpte şikayet eden kaç veli oldu merak ederim doğrusu.
    Çocuğu okuldan içeri atıp gerisine bakmazsak daha çok beyinler yıkanır.
    Okul müdürü afişi ne keder inceledi oda başka konu tabi.
    Bu dernekler var ve her türlü pis mücadeleyi yapacaklar, onlardan yakınmak hiç bir işe yaramayacak, iyice arsızlaşacaklar. Mücadele edip alternatifini oluşturmak lazım.
    Madem cinsiyetçilik eşitliği konu olmuş popülermiş, biriside (okul müdürü, PDRcisi bilmem nesi, kafasını kaldırıp yapsın bir zahmet) yanyana kitap okuyan iki çocuk çizip assın, eşitsiniz desi, çokmu zor? işini yapana hiç zor değil!!

    • Yahya diyor ki:

      Esra hanım,

      hangisini şikayet edeceksiniz?
      okulun çevresinden başlıyor, bahçe kapısına, güvenliğine, bahçesine …
      kadar nereden tutacağımı bilemiyorum.
      sözüm ona okulların yakınlarında (bilmem kaç metre içerisinde…) tekel ürünlerinin satışı yasak idi… belediye veya genel olarak devlet bunu kontrol edemiyorsa… okul koridorlarına yapıştırılan renkli bir afişin kontrolünü kim yapacak? hele bir de okul idaresine ve/veya aile birliğine üç beş kuruş yardımda bulunmuşlarsa ???
      genel olarak devlet okullarının durumu içler acısı… parayı ver düdüğü çal.
      sonra kimi kime şikayet edeceksin? okullarda dağıtılan ücretsiz ders kitaplarını gördünüz mü? bunu kim hazırlıyor? hiç MEB eline alıp incelemiyor mu?

      “Bizim doğalgazımız, petrolümüz, elmas madenimiz yok ama elmastan değerli bir eğitim sistemimiz var. Biz Nabi Avcı Bey´e çok şey borçluyuz. ”
      bunu diyen bakana ne diyeceksiniz?

      • esra diyor ki:

        Ben ederim, çokça da ettim, Her veli kendine görev bilse, en azından çocuğunun okuduğu kitabı alıp bir okusa, okula gidip bir göz gezdirse yeter belkide.
        Şuan çocuğumun okulunun önündeki yolda neden hız kesici kasist yok diye belediyeye şikayet ediyorum (heleki karşısında tekel bayisi görsem ne yapardım bilemiyorum). Ben görmezsem kimse görmez, herkes ufak tefek demeyip kendine görev edinsin.

  2. Feyza diyor ki:

    Suleyman bey Allah yardim etsin. Bu iyi gunlerimiz, aracinin aracisinin aracisinin da aracisina ihtiyacimiz olacak durumlardan Allah muhafaza buyursun :)
    Bekarlik hayatinda radyo en iyi arkadastir. Bir ara evde annemle yalniz kaldigim donem annem de rahatsiz olunca tek gibiydim. Radyo en iyi arkadasimdi ozelliklr geceleri. Evde internetimiz de yoktu, akilli telefonum da yoktu o donemler. Hala cok akilli sayilmaz o ayri..
    Ama radyo da insani cok huzunlendirir dikkat edin. Ses olsun diye acarsiniz hayallere gark eder. O zaman da insan kendini daha yalmiz ve mahzun hissediyor. En azindan ben oyle oluyordum.

  3. Yahya diyor ki:

    Anlamadığım şu;

    bu malum kadın derneği, tam bir hükümet ve AKP düşmanı, AKP diyorum çünkü parti burada önemli…

    Hükümetin attığı her adımdan rahatsız mesela en son müftülerin nikah kıymasından. Esasında hükümet bu adım ile islami kesim arasında yaygın olan bu uygulamayı önlemek, ‘sözüm onu’ kadını korumak için yapıyor. Fakat bunu bile idrak edecek kapasiteye sahip değiller…
    Hem bu kapasite yok hem de dertleri kadın hakları/fem. değil, hak/batıl olayı çünkü.

    Sağ olsun, hükümetimizde bu ve benzeri mantar gibi türeyen derneklere nasıl yaranırız derdinde… anlamak mümkün değil. Ne memnun edebiliyorsun, ne de mani oluyorsun… Adamlar açık açık hükümet, akp ve rte karşıtı…
    Bitmedi; açık açık eşcinselliği destekliyorlar.. bitmedi; dinsizler ancak tüm afiş ve gösterilerinde ‘sözüm ona’ tesettürlü bacılarımızı kullanıyorlar…

    kullandıkları logodan, afişlerine, çizimlerine, pankart ve gösterilerinde dahi göze hitap edemiyorlar… nerede kadının inceliği, zarafeti, cazibesi…


    merak etmeyin, kış yaklaşıyor; yine nar sıkıp suyunu afiyetle içeceğim!
    tadı ekşi gelirse içinde de bal katacağım 😉

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Yahya Bey.

      Bu derneği bilmiyorum ama önceden de yazmıştım ne kadar devlet düşmanı terör örgütü varsa bu tip oluşumların içerisinde yuvalanabiliyor. Bu sebeple bu tip oluşumları dışarıdan basit bir fikir özgürlüğü hareketi olarak görürsek bu hata olur. Sahip olduğunuz basiret umarım idarecilerimizde de oluşur.

      Selametle.

  4. .../nisa diyor ki:

    Bu tehlikeyle beraber gençler arasındaki başka bir tehlikeye bugün şahit oldum. 2 erkek öğrenci birbiriyle konuşuyor. Biri diğerine seninle daha önce çıkan kız vardıya sonra benimle çıkan bu senede başkasıyla çıkıyordu ondanda ayrılmış. Bu diyalogdaki rahatlık beni korkuttu gençler arasındaki mezheb genişliğimidir midesizliğin kanıksanmasımıdır? Kızında bir değeri yok orta malzemesi olmuş gibi. Kesinlikle kınamak için değil yazdıklarım Allah çocukları gençleri iffetsizlikten kötülükten şahsiyetsizlikten korusun.

    • Süleyman diyor ki:

      Bu midesizlik ne yazık ki her yerde nisa hanım. Beni daha da üzen şey şu ki bunları yapan kişiler ne toplum ne de bireyler tarafından biz evlilik isteyenler kadar eleştirilmiyor. Hele erkekse gençtir olur öyle filan. Genç işte kanı kaynıyor. Hacı amcası da öyle söylüyor ama hele aynı çocuk 18-20 yaşlarında evlilik istesin. Kıyamet kopuyor.

      Geçen günlerde daha önce kaldığımı belirttiğim arkadaşlarla ayrıldım. Daha doğrusu kovuldum desek yeridir. Kovulma sebebim de aleni yalan söyleyen, edepsiz, otelde kızla basılıp atılan bi çocuğu eve misafir etmemem ve evdeki bir arkadaşa bana yalan söylememesi konusunda uyarmam. İçimi acıtan bu arkadaşlar benimle ayn cemaatte bulunan gençler.

      Akşamları kızlarla sohbet eden, eve eşini başka kadınlarla aldatan birini çağırıp bel altı sohbette bulunan, her akşam kahveye giden, kızlarla çok içli dışlı hareket eden kişiler. 1 yıldır nerdeyse su faturasını ödememişler. Niye ödemediniz diye sorduğumda ne olsa kesmiyorlar ki diye söyleyen birileri. Bir akşam bana sınıfı eve yemeğe çağıracağım kızlarda olacak filan dediğinde o kadar şaşırdım ki heralde şaka yapıyor olmalısın dedim. O hafta sonu ben camiye kısa bir itikafa gittim getirdi mi artık bilemiyorum. Birde bunların konuşulduğu zaman mübarek ramazan ayı.

      Bu kadar olay olduktan sonra da evden kovuldum. Üstüne dayak tehdidi ile beraber. Tabi cesaretleri ancak telefondan yetiyordu. Gene de uğraşmak istemedim. Zaten bazı şeyleri gördükten sonra aynı evde kalmak benim hatamdı.

      Beni en çok üzen şeyde ben bu durumların ve mağduriyetimin hepsini anlatmama rağmen, hemde direk mesajlarla ve kanıtlarla büyüklerimin gene gelip bana yüklenmesi. Şunu dediğim için. Tamam ben arkadaşlarla küsmüyorum ancak kötü alışkanlıklarımdan dolayı artık mesafeli olmayı tercih edeceğim. Para ve iş yapma konusundaki kötü yanlarını bildiğim için de artık beraber iş yapmayacağımı belirttim. Bu iki şeyi söyledim diye yok onlar senin kardeşin yok onlar senin cemaatin, yok iş yapacaksın diye.

      Yani nisa hanım şu çocukların yaptıkları için bir kez bile uyarmadı büyüklerim. Demedi ki yani çok yanlış yaptıklarınız filan. Ben doğal olarak mesafeli duracağım ve iş yapmayacağım dedim diye günlerdir uyarı dinliyorum. Ya bu nasıl bir ikilem?

      Siz hanım kardeşlerimi ve erkek kardeşlerime de bu sebeple dikkat etmenizi rica ediyorum. Aman sakın şu cemaattenmiş veya bu cemaattenmiş diye kimseye aldanmayın. Önce dini hassasiyetine, kişiliğine, ahlakına ve hayat tarzına bakın. Sonra hak bir tarikattan ise evlenin.

      Yani zoruma da toplumun bu durumu gidiyor. Millet üniversitede kızla çıkıyor, gülüyor eğleniyor. Neyse gençtirler filan deniliyor. Ben bir evlenmek istiyorum üniversitede herkes yaşı mı, zamanımı boş ver, ne ile geçineceksin diyor. Kızı veya oğlu birileriyle çıksa eh ne yapalım genç diyorlar. Kızı veya oğlu ben şunu getirdim deyince evlendirelim oluyor. Gel gör ki bir görücü usulü olsun kimse yüzünüze dahi bakmıyor. En dindar gözüken bile.

      Toplumu kendi ellerimizle harcıyoruz. Allah cümlemizi ihlas eylesin.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Süleyman kardeş.
        Tespit ve tavsiyelerine katılıyorum.
        Kavga varsa çağır gelelim.(Gerçekten)
        Selametle. :)

        • Süleyman diyor ki:

          Fatih bey kavgalık bir durum yok. Ben kavgayı hiç sevmem. Hatta çok ciddi kaçınırım. Bir ara küçük bir trafik kazası yaşadım. Karşıdaki şöför çok agresif davranıp beni dövmeye çalışmıştı. O kadar sakin muamele ettim ki Adama 10 dk sonra arabamı kenara çektirdi ilerlerken ve inip tekrar tekrar özür diledi yaptığından dolayı.

          Beni dışarıdan görseniz bu çocuk hayatında dövüşe girmemiştir. Hiç kavga yüzü görmemiştir dersiniz. Muhtemelende öyle olurdum eğer büyük bir şehirde büyümüş olsaydım ya da Batı’da büyümüş olsaydım. Ancak ben biraz sert bir yerde büyüdüm. O sebeple dövüşmeyi çok iyi biliyorum. Bizde kafkaslık da olduğu için vucudumuz bu işlere uygun.

          Benim birkaç yumuşak noktam var. Onlardan biri de ailem. Bana karışan hatta dövmeye kalkan kişilere el kaldırmam ama aileme kaldıranın kolunu kırarım. Böyle bir durumda yaşadım ne yazık ki. O durumda nerdeyse elimde kalıyordu 2 kişi.

          Fatih bey o kadar farklı imtihanlarım var ki. Yani dışarıda kimseye anlatamıyorum. Çok farklı problemlerle uğraşıyorum. Bir yakınım psikolojik rahatsız hemde ileri derecede. Feyza hanıma öyle biriyle yapamazsınız dememin sebebi de bu nedenle idi çünki birebir şahidim. Bir akşam bu akrabam bir kriz geçirdi ve cinnete girip etrafa saldırmaya ve daha sonra bana vurmaya başladı. Uyardım ama kendini kaybettiği için durmadı. Durmayınca nerdeyse 100 kiloluk iri ve pek çok spor yapmış kişiyi 3 saniyede etkisiz hale getirmek zorunda kaldım.

          Ondan sonra birde başıma bu durum geldi. Beni telefonda mesajla dövmekle tehdit edip evden kovdu. İnanır mısınız gittim kardeşliğe yakışmaz diye helallik istedim barışmayı teklif ettim. Beni dövmekle tehdit eden ve evden kovan kişiye.

          Yani dövüşten, kavgadan ve çatışmadan bu kadar uzak durmaya çalışan biri olarak her seferinde Nasıl bu duruma düşüyorum anlamıyorum ama imtihan işte.

          Yani Fatih bey emin olun dövüşlük bir durum olursa kendi başıma çok rahat hallederim. Ancak hiç bir zaman tercih etmiyorum sadece son yol olarak tercih ediyorum. Benim için endişeniz olmasın.

          Ancak dövüşe olmasada çay içmeye çağırmak isterim.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Süleyman kardeş.

            Boylu poslu olduğunu biliyoruz ki ben de tek başına halledersin zaten diye içimden geçirdiydim. (Ben de kavgadan anlamam aslında gelsem dayak yerdim herhalde ama olsun 😀 )Kavgadan kaçınan biri olduğunu tahmin ediyordum açıklaman güzel olmuş. Tekrar iletişim kurmaya çalışman doğru olanı, iyi etmişsin, iş senden çıkmış. Aslında o yorumu yazma sebeplerimden biri bunları sana anlattırmaktı. Alttan alıyorsun diye tepene çıkmaya çalışanlar oluyor ve yazdığın gibi bunlar imtihanın haline geliyor.

            Senin yaşadığına benzer ben de zincirleme kazaya karıştıydım ki aracım pert oldu, polis tutanaklarına göre yüzde sıfır hata yazıldı yani durup dururken kazaya karıştık diyebilirim. Araçtan indik bir kıvılcım bekleniyor herkes birbirine girecek ki birisi kaçmaya kalktı, kazadır olur dememle birlikte herkesi yumuşattım, yatıştırdım, panik ortamına izin vermedim sonra ambulans vb. derken polis amiri o zaman yaşımın 26 olduğunu öğrenince şaşırmıştı.

            Fakat tekrar ana konuya geleyim. Tartışmadan uzak duracağız, öfkemizi yutacağız kavga etmeyeceğiz ama kendimizi de ezdirmeyeceğiz ki sen kendini ezdirmezsin ama karşındaki insanın sana karşı bu cüreti göstermesine çok kızdım bu sebeple öyle söyledim. Kimmiş onlar? Karşılarında küçük çocuk mu var? Sakın yanlış anlaşılmasın amacım dolduruşa getirmek kavgaya sürüklemek değil. Ben bu konudaki tecrübemi aktarayım. Kavgadan uzak durarak haklı olduğun biz mevzuda dik durup tavır alırsan olası daha büyük kavgaları engelliyorsun. Bağırıp çağırmayı sevmem ama bazen daha büyük tartışmaları engellemek için yapıyorum. Çünkü yapmazsak karşımızdaki insan bizi daha da tahrik etmeye çalışıyor olay daha da büyüyor. Yani sert ve şiddetli şekilde söyleyeceğin tamam sakin olalım uzatmayalım lafı susmaktan etkili. Ben çocukken iki defa kavga ettim ki senin dediğin gibiydi bu çocuk kavga etmeyi bilmez yaklaşımı vardı. Halen bilmem ama o zaman hadlerini bildirmem başkalarının sataşmasını engellemişti.(Şimdi aklıma geldi. Askerde de benzer bir durum olduydu ama eleman dansöz çıktı ne bilelim…)

            Benim de anacığımda bazı rahatsızlıklar var maalesef ve Feyza Hanım’ın geçenlerde sorduğu rahatsızlığın aynısı. Bu tip imtihanlar zor. Ancak cinnet ile alakalı sağlıkçı bir arkadaşa sordum. Bilinç kaybolmaz dedi, kişi ne yapıyorsa bilerek yapar dedi. Yani alkollü olmak gibi irade kaybı değil. Tabi o da zor bir imtihan.

            Allah yar ve yardımcımız olsun :)

          • Süleyman diyor ki:

            Sadece Farih Bey

            Dediğiniz gibi fazla itibarlı davranmak insanların sizi ezmesine ve başkalarına da zarar vermesine sebep oluyor. Ben 6. Sınıfa kadar çok güleç ve çok hakkını yediren bir çocuktum. 6. Sınıfta bir gün kimi çocukların bir köpeğe eziyet ettiğini gördüm. Boncuklu tabancayla köpeğe Ateş ediyorlardı. Köpeğin adını unuttum ama o zamanlar arada beslediğimiz ve oynadığımız bir hayvandı. Tabi acıdım köpeğe ve yapmamalarını söyledim. Söyledim söylemesine ama birde bana boncuklu tabancayla Ateş etmeye çalışınca biraz korkuttum. Hiç vurma filan olmadı. Sadece hızlı koşunca kaçtılar.

            Daha sınra ben bu olayı unutmuş normal bir şekilde bu eylemi gerçekleştiren arkadaşlarının evinin önünde oynarken bu arkadaşın annesi çıktı. Böyle makineli tüfek gibi konuşan teyzeler olur ya aynen o şekilde bana etmediği laf kalmadı. Anlatmaya çalışıyorum ama böyle sen şunu yapmışın sus gibi bir tavır söyledi. Tabi ben dayanamadım o Zaman ki Halim’le hüngür hüngür ağladım. O gün kendi kendime evet iyilik yapmalıyım ama dışarıya karşıda kesinlikle bir duruşum olmalı diye düşündüğümü hatırlarım. Ondan sonraki birkaç olayda daha beni dövmeye çalışan birkaç çocuk oldu. Ne diye sorsanız hiç bir açık sebep yok.

            O yaşadıklarımdan sonra insanlar bana bulaşmasın diyr dışarıda hep sessiz durdum. Tanımadığım kişilere gereksiz güleç davranmadım ancak tanıdığım kişilere de çok güleç be sevecen bir insan olmaya devam ettim. Ne yazık ki insanlar saf bildikleri kişilere kötü davranabiliyor. Her çeşitten ve mezhepten insan var. Bu sebeple dışarıya karşı biraz sert olmak gerekiyor yoksa sadece siz değil bazen etrafınızdakilerde mağdur kalıyor.

            Psikolojik rahatsızlığa gelince. Akrabamın yaşadığı rahatsızlık borderline kişilik bozukluğu. Dünyada %1 görülen bir hastalık. Yani bu hastalıkta sevme ve nefret etme halleri çok uçlarda yaşanıyor. Tabi tek sıkıntı bu değil. Biz müsbet ve dikkatli bir aileyiz. Ancak belirttiğim akrabam zamanında çok farklı yolları tercih etti ama müsbet bir çevrede büyüdüğü içinde bu yaptıklarını gönlü hazmedemedi. Çeşitli ruhi sıkıntılara düçar oldu. Hastalık tanımını okursanız zaten görürsünüz. Bu tür hastalar karşı cinse çok ilgili oluyorlar. Akrabamın eli yüzü düzgün olduğu içinde kızlarda ona düşkün oldu sonuçta tabi ortalık birbirine girdi. 5 kızla aynı zamanda çıktığı oldu. Kaç kişiyle çıktığını kendi bile bilmiyor. Bir gün bir kızla başka bir gün başka bir kızla. Öyle geçirdi vaktini.Ancak yani eğer dini bir ortamda büyümüşseniz ne kadar öbür tarafa kaysanızda gönülünüzün derinliklerinde bir rahatsızlık hissedersiniz. Bir süre sonra duyguların bu kadar sömürüsü hastalıkla beraber patlayınca birden herşeyi bıraktı ve birsürü sıkıntı yaşadık.

            Yani tabi bana saldırırken bilinci yerindeydi ama duyguları aşırı bastığı için o yola tevessül etti. Ağır küfürler ediyor bazen. Hepsinde bilinçli ama şöyle düşünün çok aç olduğunuzda bazen elinizde olmadan masadaki şekere uzanırsınız. O durum gibi. Her fırsatta dua ediyorum Allah’a bazen iyi oluyor bazen gene patlıyor. Allah şifalar verir, Hidayet eder inş.

          • Süleyman diyor ki:

            Şınu da belirteyim Sadece Fatih Bey.

            Haramlardan sakınmamı sağlayan bir durumda bu akrabamda gördüklerim. Karşı cinsle istediği herşeyi ama herşeyi yaşadı. Yalnız gene de mutlu olmadı. Bana geçenlerde konuştuğumuzda sen iyi yapmışsın bak ben o kadar kişiyle beraber oldum şimdi elimde ne var demişti. Bende kendime bu durumu gördüğüm için zina yapsam bak gene mutsuz olacağım diyr telkin ediyorum.

            Zaten bir hanımla değil zina yapmak normal iş anlamında konuştuğumda dahi kendimi kötü hissediyorum. En kısa zamanda görüşmeyi bitirmeye uğraşıyorum. Hep elimden geldiğince asgari tutuyorum ilişkilerimi. Gene de korkuyorum Fatih Bey. Allah bizi haramlardan korusun. Ayağımızı kaydırmasın. Yolunda sabit kılsın

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Dualarına amin diyorum Süleyman kardeş. Ayrıca akrabanızın dedikleri çok doğru ki bana da benzer yollardakilerin dediği aynı. Biz hovardalık yaptık da ne oldu? Biz de mutlu değiliz.

            İyi niyet bahsinde de çoğunlukla tevekkül ederek insanlara güvenmeye çalışıyorum. Özellikle soğuk davrandığım bir durum yok. Ancak haksızlığa gelemiyorum. O zaman carlıyorum ama o zaman yazdığım gibi kavga etme amaçlı değil insan gibi tartışarak çözmeye çalışıyorum. Son zamanlarda gördüğüm yeri gelince diş göstermek gerekiyor fiziksel temas da dahil. Yalnız bu konularda çoğunlukla kısmetliydim. Yurtta olsun okulda olsun genelde düzgün insanlarla karşılaştım ki askerde de öyle oldu genelde. Bir iki olay dışında çok sorun olmadı. Söylemesi ayıp dönemimdeki tüm askerler takdir belgesi aldık. (Laf arasında ailem bu belgeyle öğrenmişti askerlik yaptığım yeri. Şehri doğru söylemiştim ama birliğimin adını eksik söylemiştim korkmasınlar diye) İşyerinde de çoğu kez utandığım durumlar oluyor. Çoğu arkadaş ve abimiz o kadar naif ki en çıkıntı ben oluyorum, bazen japonların selamlaşması gibi oluyor ilerleyemeyince ben bozuyorum döngüyü. Halı saha maçlarımızı insanlar görse güler :) Ali bey pas atıyorum diyor adam pas atarken. Rakip gol atıyor tebrik ediyorlar. Faul oluyor faul yapılan kişi boşverin devam edin diyor faul yapan yapılanın kaleye topu atıyor. Böyle ortamlar da var. :)

            Yorumlarımda çok fazla psikolojik öğe var ve yaklaşımlarım genelde psikolojik oluyor belki dikkat çekmiştir. Borderline bozukluğu da iyi bilirim. Hatta bildiğim rahatsızlıkları yazayım. Narsist kişilik bozukluğu, borderline bozukluğu, ankesiyete bozukluğu, davranış bozukluğu, bipolar bozukluk, okb ve akabindeki major minör depresyonlar. Herkesin imtihanı farklı :) Çok şükür bir rahatsızlığım yok. Depresyona bile giremiyorum ama girsem belki rahatlarım. O şekilde bir rahatlama olmayınca bu yaşta(iki yıl öncesi) dönemsel hipertansiyon çıkabiliyor.

            Önceden bana bazı yönlerden benzediğini yazmıştın ki yorumlarından yola çıkarak ben de benzer bir tespiti yapmıştım. Bunu niye yazdım. Yalnızlık konusunda bakış açımız biraz farklı. Ben çok insan aramıyorum. Olursa sorun değil ama tek de mutlu olabiliyorum. Hayal kurma konusunda da Feyza Hanımı daha fazla üzmeyelim ama ben eve gelince güler yüz vb. düşünemiyorum hani yazar ya sayfa bulunamadı diye sinyal yok. Çünkü ne zaman motive olsam avucumu yaladım. :) Bu hale getirenler de kına yaksın ellerine düğünlerinde…

            Selametle.

          • Süleyman diyor ki:

            Sadece Fatih bey

            Herkesin imtihanı farklı oluyor. Allah kolaylıklar nasip eylesin.

            Yalnızlık konusunda bende şunu söyleyeyim. Bende aslında çok kişi aramıyorum ancak sevdiğim ve muhabbet ettiğim 2-3 kişi olmalı.

            Geçen yeni eve taşındım. Annemler bana yakın bir ilde olduklarından geldiler sağolsunlar. Temizlik konusunda yardımcı oldular. Ben tabi ailem gelince ve ev ortamı da uygun olunca böyle güleç oldum. Mutlu oldum. Annem ev ortamını ne kadar seviyorsun. Aile ortamını ne kadar seviyorsun filan dedi. Hemen dikkatini çekmiş. Allah inşallah hayırlı birini nasip eder diyede dua etti.

            Yani ben hakikaten ev ortamını ve aile ortamına çökmeydin biriyim. Yani fıtratım böyle. Eve gelince akşam vakti huzur buluyorum. Ailemle çok güzel vakit geçiriyorum. Tam aile adamıyım desem yeridir.

            Hayal kurmaya gelince elimde değil. Bir yandan çok serttim bir yandan çok duygusalım. Birgün hocam bana senin daha önce ağladığını hiç düşünmüyorum. Hayatında ağladığını zannetmiyorum demişti. Başka bir hocamda güldüğünü hayal edemiyorum demişti. Ama hem ağlıyorum hemde gülüyorum yani. Ancak katı da olabiliyorum. Dışarıdan kimi Zaman çok sert gözüksemde aslında çok duygusalım. Elimde olmadan da hayal kuruyorum. Yalnızlıkta bir süreden sonra beni çok yıprattı.

            Ancak belki sizin yaşınıza gelsem o zamanlar daha duraksamış olurum. Hayırlısı Fatih bey. Yapabileceğimiz şey elimizden geldiğince uğraşmak ve sabretmek. İnşAllah hayırlı biriyle evleniriz.

      • Feyza diyor ki:

        Suleyman bey yasadiginiz olaya hem cok sasirdim hem de uzuldum. Kaldiginiz ev bir cemaat evi miydi yani nasil bu kadar laubalilige izin veriliyor? Benim bildigim cemaat evlerinde kalan genclerden ayni binada oturan aileler dahi oldukca memnun olur. Kafalari onde gezen edepli insanlar olarak taninirlar. Size yanlis insanlar denk gelmis demek ki cok gecmis olsun ama buyuklerin onlari degil de sizi uyarmasi konusuna daha cok kafam takildi. Acaba onlari da gizlice kenara cekip ikaz ve uyarida bulunmus olabilirler mi? Aranizdaki iletisim tamamen zedelenmesin diye belki sizin yaninizda onlarin uzerine gitmemis olabilirler mi?
        Tabi bana kalirsa boyle bir durumda bu laubaliligi yapan kisileri eger bir cemaat eviyse evden uzaklastirmalari gerekirdi. Ve yine eger bir cemaat evi degil de ayni cemaatten birkac arkadasin bagimsiz olarak tuttuklari bir evse de, hocalar haberdar olunca ciddi anlamda kulaklari cekilmeliydi bu genclerin. Yani nereden tutsaniz elimizde kaliyor. Ama siz dogru yoldasiniz en azindan, Allah cumleyi dogru yola iletsin ve sizin de istikametinizi bozmasin. Kendi acimdan bakarak uzulme sebeplerimden birisi ise, yani bana talip olarak gosterilen kisiler hep cemaat vasitasiyla ama hicbirinin ailesini gecmisini ya da arkadas ortamini tanimiyorum. Bu ornek insani tedirgin ediyor. Cemaat icinde de kimsenin melek olmadigini biliyoruz ama hak bir cemaatin icindeyse nihayetinde belli degerlere sahiptir diye husni zanla yaklasiyoruz. Bu gibi seyler duyunca ise elimizdeki tek guvenilir kaynak da sekteye ugramis oluyor. Tuz da kokarsa gerisinden ne bekleyeceksiniz.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Feyza Hanım.

          Araya giriyorum da siz olumsuz düşünmeyin. Arkadaş ve aile çevresini sorgulatabilirsiniz, bir şekilde ağ var. Er ya da geç ulaşılır detay bilgiye. Kimi sorgulamalar bir ay bile sürebiliyor.

          Niye araya girdiğimi de yazayım. Şurada bir kız var tanış. İyi güzel de ailesi hakkında bilgi var mı? Sessizlik. Kız hakkında bilgi var mı?İyi kız.
          Sonrasında suçlu ben oluyorum. Neymiş çok sorguluyormuşum-muş.
          Maalesef aracılık da bitti. Artık böyle yarı rastgele birisi var tanış sonra biz aradan çekiliriz. Tamam çekil de dört görüşmeyle ne kadar tanıyabilirim? Referans olmazsa neye güvenip de ilerleyeceğim? İlla güzelliği için mi peşinden koşalım. Tevekkül de edeceğiz eyvallah ama eşeği kazığa bağlamamışız bir yere kaçmaz ne olacak diyorlar.

          Feyza Hanım. Eskiden bizim oralarda çocuk doğunca kavak ağacı dikilir ve çocukla beraber büyürmüş. Düğün zamanı kesilir ve satılırmış. Rahmetli ana babanızın sizin için diktiği manevi ağaçlar vardır, siz müsterih olun inşAllah.

          Selametle.

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey,
            Insanlar bir elektronik esya alirken bile kac tane magazaya soruyor, yetmedi internetten arastiriyor, istisare ediyor. Insanin hayati sozkonusu ustelik sadece bu hayati da degil, ahiretini etkileyecek bir karar asamasi olan evlilikte sececeginiz kisiyi elbette arastiracak ve sorgulayacaksiniz. Elestirileri yersiz insanlarin.
            Allah kerim dedik yuruyoruz. Insaallah vardir bir dikili agacimiz, bilmiyorum. Onceki yerimde herkesi taniyordum burada ilginc olaylarla karsilastigim oluyor. Biraz guvenimi sarsacak durumlara sahit oldum, o yuzden mesafeliyim. Cemaat disinda burda fazla cevrem de olmadigi icin pek kimseyle gorusmek istemiyorum da acikcasi. Cunku referans olacak kisileri iyi tanimak zorundayim, aracidan emin olmadiktan sonra insan haliyle onyargiya az da olsa dusuyor. Ailem ikinci planda devreye girer benim. Cunku referans olacak kisiyi once ben goruyorum, onlar uzaktalar. Yani o agi kurmak emek ve zaman istiyor ne zaman musait olurlarsa…
            Aslinda bir konu var aklimda. Burada hep zikrediyoruz aracilik muessesei bitti. Merak ediyorum acaba eskiden bu muessese nasildi, yani insanlar neye dikkat ederek birbirlerine tavsiye ediliyordu, bu aileye nasil aciklaniyordu? Bunun usul ve yonteminin Osmanli Devleti doneminden bu yana nasil oldugunu merak ediyor ve arastirmak istiyorum. Bilenler varsa paylasabilir hatta bir yazi konusu olusturadabilir.
            Siz de selametle kalin. Tesekkur ederim hem yorumunuz hem de guzel temenniniz icin.

        • Süleyman diyor ki:

          Feyza Hanım

          Bizim cemaatten değil fakat başka cemaatten biri ile konuşuyordum. Bu çocuk güney doğuda çok ciddi çocuklara faydalı bir proje yapmış. Sakallı, sosyal medyasında hep Allah, kitap diyen bir çocuk. Bir gün konuşurken bir hanımla münakaşa yaşamış. Hanıma öyle ağır bir küfür etti ki anlatamam. Bende bir süre sonra hem gıybet yaptığını hemde bir hanıma böyle ağır bir küfür etmenin yakışmadığını belirttim ama bu şekil davranışlara devam etti.

          Gene bu arkadaşın cemaatinden başka birisini şöyle anlatayım. Yanılmıyorsam yarı hafız, cemaat ehli, programlar düzenleyen ve ilahiyat okuyan bir çocuk mesela kız arkadaşı vardı.

          Feyza hanım yani benim bunları anlatmamım sebebi şudur ki sakın ama sakın sadece cemaatenmiş filan diye kimseye güvenmeyin. Cemaatten olmaz çok temiz biri olur bir bakarsınız doğru yönlendirmeyle sizden daha gayretli biri çıkar. Daha güzel bir derviş olur. Cemaatten gözükür ve çok iyi vazifelerdedir. Vasıfları dışarıdan çok iyi gözükür ancak içinde çok problemli biridir. Aman dikkat edin.

          Herkesin yapması gereken şu. Akrabalarını ve büyüklerini görevlendirip o kişinin ailesini, komşularını, ve ev arkadaşlarını çok iyi araştırmak ve o kişilere bu zatı sormak. Aman sakın araştırma yapmadan birine aldanmayın.

          Benim durumuma gelince Feyza hanım. Bu arkadaşların kaldığı cemaat evi değil. Aynı cemaatten kişilerin beraber kaldığı bir yer. 4 senedir burada yapmadıkları halt kalmamış desem yeridir. Tabi ben yerleşirken kimse beni uyarmadı. Uyarmayınca da ben zamanla bu arkadaşların davranışlarını gördüm. Kendime geçici süre kaldığımı söyleyerek teselli ettim ama ne fayda. Ne temizlik var ne ahlak ne edep. Yazın evi pire bastı pislikten bütün evi ilaçladım. Ondan önce evi annemle temizlikçi hanım temizledi. Halıları yıkattık ama inanır mısınız ev o kadar kirli ki 5 gün temizlemeye rağmen bitmedi. gene tozdan dolayı toz piresi üremiş. Evi bastı. Kendi ellerimle her yeri ilaçladım. Pireyi bitirdim.

          Şunu da biliyorum ki büyüklerim o arkadaşları uyarmadı. Zaten bu güne kadar uyarsalardı bu seviyede olmazdı her şey. Beni uyarıyorlar çünkü ben yumuşak başlı biriyim. Kimseye de zararım dokunmuyor. Bana vursa birisi müslümanın 3 günden fazla küs kalması doğru değil diye ben gider gene barışırım. Tabi siz böyle olunca sizi uyarmak kolay oluyor. Karşı taraf ise cingan çıkarabilecek kişiler o sebeple ben 100 kez uyarılıyorum. onlar belki uyarılıyor belki uyarılmıyor.

          Uyarılma sebebim de ilişkilerimi asgari götüreceğim demem ve iş yapmayacağım arkadaşlarla dememden dolayı. Zaten iş yapmıyorlar doğru düzgün. Yarım yamalak yapıyorlar. Küsmedim sadece fazla irtibatlı olmak istemiyorum. Beni dövmekle tehdit edip, evden kovan kişi ile illa haşır neşir olmak zorunda mıyım? Bin bir türlü edepsizliklerini gördüğüm kişilerle?

          Feyza Hanım her zaman şunu diyorum tarikatlarda eskiden Murşid başa oturur. Kişileri değerlendirir sonra kabul edermiş. iki kardeş gelirmiş biri dönermiş. Amca yiğen gelirmiş. Amca girermiş yiğen geri dönermiş. Ancak artık hiç bir tarikat öyle değil. Herkes, her türlü durumda kabul görüyor. Böyle olunca edepsizi de, ahlaksızı da girebiliyor. Ben neler neler gördüm. O sebeple herkes önce karşısındaki kişinin dini hassasiyetine, kişiliğine ve başkalarına muamelesine baksın. O kişiyi de çok ve çok iyi araştırsın.

          • Feyza diyor ki:

            Suleyman bey,
            Cok haklisiniz ve tesekkur ederim bilgilendirmeniz icin. Benim onceki bulundugum ilde sadece bulundugum cemaatim degil eski cemaatimden de arkadas cevrem vardi ama burada dedigim gibi cok daha kisitli ve yeni bir cevrenin icindeyim. Cemaat cevresi disinda da pek alternatifim olmaz cunku cok disariyla hem isim olmuyor hem de guven duyamiyorum. Guvenebilmem icin araciyi tanimak zorundayim, bazen mesela teyzeler oluyor. Afedersiniz ama teyzeler ablalar ogluna, kardesine filan cok kiz bakarlar bizim bulundugumuz yerlerde belki bilirsiniz. Referans olan kisi durumu ornegin bana iletiyor ama siz taniyor musunuz bu aileyi diyorum, hayir derlerse o zaman ilgilenmiyorum cunku kendim de yabanciyim.
            Akraba cevremizden kimse olmaz ki hayat gorusleri cok aykiri. Akraba evliligi zaten bizde olmaz, yakinlari da kendi goruslerine yakin insanlar.
            Bir defasinda hicbir cemaate bagli olmayan biriyle tanistirdilar kendi abla tarafim. Cok iyi bir insandi, oyle de anlatmislardi. Ben o zaman bir cemaate mensup olmamasini onemsemedim, karsi olmasin ve farzlari yerine getirsin yeterli dedim. Zaten Din Kulturu ogrtmn.idi.
            Herhalde cemaatlere karsi olsa bana da talip olmazlar diye dusunuyordum cunku egitimimi biliyorlardi. O yuzden bunu konu etmedim ama sonradan belli bir cemaate bagli olmasa da aykiri bazi goruslere sempati duydugunu ogrenince sogudum ve uzaklasmak zorunda kaldim.
            Kisaca benim cemaat cevresi disinda cok fazla alternatifim olmaz, cunku karsi cinsle uzak bir yasantim var ve talip olan aileyi referans olan kisilerin iyi tanimiyor olmasi beni urkutuyor. Taniyorlarsa urkmuyorum husni zanla yaklasiyorum. Diger turlu bir bilinmezlik sozkonusu oluyor. Aileyle yasiyor olsam aile direk temasa gecer ve tanimaya calisir. Arastirir. Simdi her talip olan ve tanimadigim ailenin cocuguyla girusecek olsam uzaktan her defasinda gelip arastirip gitmeleri de cok kulfet olur. Onlarin da ailesi var, cocuklari var diye dusunup cogu zaman kendim fikir sahibi olmadan soylemiyorum. Yakin bir yer degil ki.
            Onun icin de referansi tanimam gerekiyor o da burda biraz problem. Neyse, Insaallah anlatabilmisimdir.

            Cemaatler icerisinde mutlaka bir bozulma da yasaniyor, dediginiz gibi artik cok fazla cemaat/tarikat ve bu tarikatlara erisim imkani var.
            Ben cok uc noktalarda hata yapanlara rastlamadim ama benim etrafimdaki insanlarin ekserisi cekirdekten yetisen ve belli bir disiplinle buyuyen temiz niyetli insanlar. Bir de kizlar bu konularda daha az risk alirlar. Cunku disarda ev tutup bagimsiz yasama gibi bir durumlari da pek sozkonusu olmuyor. O yuzden erkek cihetini cok iyi bilmiyorum. Yalniz acikcasi sosyal medya uzerinden cok fazla ifrada kacacak sloganvari ve surekli tartismaci paylasim yapan kisilere ben pek guvenemiyorum. Neden derseniz, biraz reklam kokusu aliyorum. Sui zandan cok kacinmaya calisiyorum ama dusunun ki bir ara elmalarin uzerine balmumu surup daha parlak gozukmesini saglayan saticilar gundemdeydi. Buna neden ihtiyac duyarlar, elma kendiliginden parlaksa neden balmumu sursunler ki, onun lezzeti zaten icindedir. Umarim bunu da anlatabilmisimdir.
            O yuzden yasamiyla da, sozleriyle de, goruntusuyle de mutedil insanlari daha cok seviyorum. Fazla iddiali insanlarda hayalkirikligina ugramamiz daha muhtemel. Sizin karsilastiklariniz da ne yazik ki oyle olmus. Disina balmumu surulmus ici tatsiz elmalar gibi.

          • Süleyman diyor ki:

            Feyza hanım

            Karışıkmış biraz dediğiniz gibi. Ben önceleri tanıdığım ailelerden heralde kesin bulurum diyordum ama erken başlayınca hepsini baştan tükettik.

            Ondan sonra aracılara gitmeye başladık. Onlarda tükenince artık aracının aracısı olan kişiler oluyor ancak. Aslında doğruyu söylemek gerekirse emin olamıyorum. Yani aracının aracısı kişiler aracı oluyor. Hatta en son aracının aracısının aracısı bir kişi buldu dersem doğru olur.

            Yani güvenirlil gittikçe düşüyor. Allah biliyor aracılık konusunda sıkıntı çekmiyorum. Yüzümü gören aracı oluyor desem yeridir.

            Ben artık sadece aracı amcanın araştırmacı kişiliğine ve hal ve tavırlarına bakıyorum. Birde deneyimine bakıyorum. Mesela yeni evlenmiş kişilerin aracılığını kabul etmiyorum pek. Ya da bekarların aracılığını. Tanıdığım ve samimi isem ve bir yakınını söylerse ancak o zaman ediyorum. Yani tanıdığı diye.

            Yani bu işlerle uğraşmış ve başarılı olmuş kişiler varsa onların aracılığını kabul esiyorum. Ancak ne yazık ki gittikçe güvenirlik düşüyor. Dediğim gibi aracı aracı oluyor. Oradan da bir başkası aracı buluyor o da başka bir aracı buluyor. Yani oldukça problem potansiyeline sahip bir durum. Ancak buna rağmen tekrar bulamıyorum.

            Sıkıntı şırada
            1- evlilik yaşı hakikaten çok yğkselmiş durumda. 25 yaşının altında evlenen erkek yok gibi birşey. Aslında öncedende öyle imiş. Yani 25 yaş altında evlenen kişiler çok azmış. Hep 25 inde evlenmiş millet. 1950-60 dan sonra okuyanlar hep böyle. Bu durumda ben mağdur kalıyorum.

            2- yaşadığım yere kimse kızını göndermek istemiyor. Ancak şimdi düşünüyorum İstanbul’a yakın bir yer olsa ya da Ankara’ya yakın bir yer olsa. Gene de 2-3 saat uzak diye de göndermiyor millet.

            3- herkes sanki siz kendiniz bulabilir mişsiniz gibi davranıyor. Zaten herkeste kendi buluyor nerdeyse.

      • .../nisa diyor ki:

        Süleyman bey,

        Yaşadığınız duruma üzüldüm inşaAllah bahsettiğiniz kişiler doğru yolu bulurlar. Biz en çok bizi Allah ile aldatanlara inanırız diye bir söz var bu dönem bunun imtihanı. Müspet ve halis niyetli cemaat mensupları üzerine alınmasın cemaatlerde sonuçta insanlardan oluşuyor türlü insan davranışı olabilir.

        Sizin şahit olduğunuz bir duruma rastlamadım ama farklı imtihanlarla karşılaştım. Bazen ruhsat alabilmek için dini konuda farklı beyanlarda bulunanları gördüm. İşin içinde yalan varsa oradan uzaklaşmakta fayda var. Taassubiyet yada sorgulanmayan yanlışların zararı büyük. Hepimizde nefs varsa ikaz şart.

        Hayatımı gözden geçirsem beni en çok kimler kırdı ağlattı desem davranışlarıyla Müslümana yakışmayan tutumlarıyla kendisine dindar diyen kişiler derim. Bu ne yazık ki bir iki örnek değil hayli fazla. Şu dönemde cemaatinden ziyade fetocu olup olmadığı önemli. Bir hanım hocada sizin yazdıklarınıza benzer şeyi bana nasihat etti bir kişi için aracı olmuştu. Kendisi geç evlenmiş dindarlığını önemsemiş ne yazık ki yanılmış içine girince anlamış. Bazen bende insanların görevlerine bilgilerine aldanabiliyorum insan sarrafı olduğum halde bazı durumlar tanıdıkça ortaya çıkıyor.

        Allah sizlerinde bizlerinde yardımcısı olsun bize şifa olacak insanlarla karşılaştırsın. Kendim zarara uğrasam üzülmemde bir kişi benim yüzümden dinden Müslümanlardan soğursa üzülürüm.

        • Süleyman diyor ki:

          Ben muhabbetli bir insanım Nisa Hanım. Muhabbet etmeyi çok severim. Bu hususta iki tane de sevdiğim söz var.

          Muhabbet baldan tatlıdır.
          Kişi kişinin zehrini alır.

          Hakikaten ben bunu derinden hissederim. Nisa hanım ben namazdan sonra bazen kişilerle muhabbet kurmaya çalışıyorum. Bazı kişiler o kadar soğuk ki. Yada namazında niyazında düzgün sınıf arkadaşlarım oluyordu. Onlarla muhabbet etmeye çok çalışıyordum ama olmuyordu. Dindar demek her türlü iyi anlaşacaksın demek değil ki.

          Ya da namazda dikkatli olur başka bir şeyde olmaz. Bu durumlarda çok. Siz benden iyi bilirsiniz. Dindar demek iyi olacak demek değil. Allah cümlemiz için hayırlısını nasip etsin.

          • .../nisa diyor ki:

            Süleyman bey,

            Yazdıklarınıza yaşadıklarınıza üzüldüm. Keşke yapabileceğimiz bir şeyler olsa da gerçekten düzgün uygun insanlara aracılık yapılabilse. Ben bir konuya değinecektim siz benden önce yazmışsınız. Yüksek lisansınız bittiğinde yada devam ederken farklı bir şehire geçme imkanınız varsa değerlendirin hatta size tavsiyem doktorayı yurtdışında yapmanız böyle bir imkanınız varsa. Şehir değişikliği belki çevre potansiyelinizi etkileyebilir.

            Dindar iyi olmazsa kim iyi olacak bunu da merak ediyorum. Her insan fıtratında ortak noktalar vardır yaradılıştan gelen yalnız bazı insanlarda bazı istekler duygular daha yoğundur. Bende flört değilde yani biriyle duygusallığı kadın erkek arkadaşlığında yaşamak yerine evlilikte yaşamaya meyilliyim çalışmama rağmen çoğu insandan duyduğum ev kızı ve gelin olmaya uygun olmam aile insanı olmam. Benim evlilikteki en,büyük temennim anlaşılabilmek durulmak çünkü çok yoğun çalışıyorum hem evde hem işte sakinliği çok sevmeme rağmen sakin bir yaşamım yok koşuşturmaca. Allah yardımcımız olsun.

          • Süleyman diyor ki:

            Yüksek lisansım zaten bu dönem bitiyor inşAllah Nisa hanım. Doktora içinde yurt dışına çıkmak istemiyorum çünkü çok kötü durumlar olabiliyor. Yurtdışında zina çok yaygın. Benim belirttiğim akrabam yurtdışına çıktı ve yurtdışında kızlar buna hiç konuşmadığı halde yakınlaşmaya çalışmış. Çok problemler oldu. Ailemdeki herkes benim ondan bile eli yüzü düzgün olduğunu söylüyor. Yarın öbür gün bekar Halim’de böyle bir durum yaşarsam kendime hakim olamamaktan korkuyorum.

            Yabancı ülkelerde böyle durumlar daha rahat. Ben burada dahi öyle bir harama düşme tehlikesinde iken yırtdışını hiç düşünmek istemiyorum evlenmeden. Bu sebeple Erasmusa dahi gitmedim, gitme imkanım yüksek iken. Zaten ben doktorada il değiştireceğim inşAllah.

            Rahmetli hocamızda öyle tavsiye ederdi. Sakın evlenmeden göndermeyin yabancı kızlar kandirabilir. Hatta biri gelmiş evlendirin öyle gönderin demiş. Dinlememişler hocamızı sonra yabancı kız musallat olmuş bu gence ve kızda dinini değiştirmeyeceğini söylemiş. Birsürü problem.

            Ben inşAllah evlenirsem eşim ile birlikte gitmeyi düşünüyorum. Artık post-doc lar araştırma bursları filan var. Babamlar annemle beraber 6 ay Amerika ya gitmişti. Ne güzel beraber gezmişler, dolaşmışlar. Babam çalışmalar yapmış. İşte eş olunca çok daha tatlı oluyor. Bende evlendikten sonra çıkarım yurtdışına ancak öncesinde kendime güvenemiyorum.

            Bunun yanında yabancı ülkelerde uygun birileri olur diye düşünüyorsunuz ancak Oray’a göçenler çok bozulmuş oluyor ahlaken çoğunlukla. Öbür okumakta gelenlerde genellikle büyük şehirlerde oluyor. Yurtdışında küçük şehire gitseniz büyük problem. Hem kültür, aile, muhabbet uyumluluğu. Bunlar bence evlilik için çok önemli. O sebeple ben yabancı kişileri evlilik için çok ciddi düşünmüyorum ancak karşıma çok iyi biri çıkar elbette hayır demem.

            Son olarak aileyi be yuvayı seçmeniz fıtratınızın bozulmadığına bir örnektir. Allah gene fıtratı bozuşmamış bir eş nasip eder inş.

          • .../nisa diyor ki:

            Süleyman bey,

            Aslında yurtdışını tavsiye etmemin sebebi özellikle doktora gibi programlara belirli yaşta ve eğitimde insanlar gittiği için olabilme durumu evlenenleri duydum hatta hocaları arkadaşları aracılık edenleri birde Türkiye’deki eğitim düzeyini düşününce artısı çok tabiki gittiğiniz ülkede önemli. Ailesiyle beraber eğitim için gelmiş kişiler olabilir. Ama şuda var siz yeterince aile ortamından uzak kaldığınız için biran evvel eğitimin bitmesini iple çekiyorsunuz.

            Kendi durumuma şaşırıyorum bir bayana göre evlilik için çok fazla sebeplere başvurdum olmadı size daha çok şaşırıyorum aile çevre ve eğitim bakımından potansiyel olmasına rağmen nasip olmamasına. Fatih beyin bilge sözünü bazen hatırlıyorum evlilik konusu tek kişinin alacağı karar değil nasipte belli olmuyor yani diğer meslek kazanç gibi konularla aynı ilerlemiyor okudun yada çalıştın ona göre bir nasip gelir ya evlilikte bu belirsiz. Duanıza amin diyorum bütün bekarlara.

          • Süleyman diyor ki:

            Nisa hanım

            Bir erkek olarak lütfen haklı endişelerimi anlayın. Emin olun evlenme ihtimalimi yüksek görsem yurtdışına da çıkarım.

            Yurtdışında eğitimin abartılmaması gerekildiğini düşünüyorum. Örneğin benim alanım Avrupa’da hiç iyi değil. Sadece Amerika da iyi. Ondanda küçük üniversiteler bizim büyük üniversitelerimizle eş değer değiller. Millet özenle gidiyor ancak belki kalsa daha iyi eğitim alabilme imkanı oluyor. İşte alan ve üniversite önemli. Yırtdışına çıktım, eğitim aldım demek için çıkmamak gerek.

            Eğitim bizde bitmez nisa hanım. Biz ömür boyu çalışacağız. Babam üniversiteye girip bir daha çıkamayan kişiye professör denir diye espri yapardı ancak durum bu. Eğitimimi erken bitirme derdim yok :) Ancak benplanlı bir kişi olduğum için yaşıtlarımın oldukça önüne geçtim değil doktorada yükseklisans da dahi yaşıtım kimse yok nerdeyse. Doktorada yaşlar çok daha fazla oluyor. Mesela bana şu an yükseklisanstaki en yakın kişi 2 yaş büyük. Yani yabancı uyruklu ülkelerde de aynısı olma ihtimali var. Yani oradan evlenme ihtimalim o kadar düşük ki.

            Nisa hanım şuna bence herkes emin olsun ki yabancı ülkeler ve yabancı müslümanlar öyle gözünüzde büyüttüğümüz kadar değil. Yani bu sitede zannediliyorki sanki yabancı erkek ve hanım müslümanlar Güzel ya da yakışıklı , itaatkar, sevecen, sempatik, çok dikkatli fln falan. Yani yok öyle birşey bizde nasılsa onlarda da çürük elmalar var, güzel elmalar var, tatsız elmalar var, lezzetli elmalar var. Ben Bosna’yla gittim örneğin düzgün tesettürlü 3-5 kişi gördüm desem o kadar Bosnalı arasından yeridir.

            Şunu yani bence kabul edin. Yabancı kişilerle evlilik öyle çokta iyi değil. Evlenenlerde gözlerini kapayıp girişiyorlar bu işe biraz. İyi biri çıkar eyvallahta ben çok kişi biliyorum yabancı ülkelere gidip hiç evlenmeyen. Benim tanıdığım yabancı ülkelerde doktora yapan birsürü amca var. Hepsi de evli olmasada o süreçte oradan birini bulup evlenmemiş. Ya bitirmiş gelmiş evlenmiş. Ya da orada iken ailesi birini bulmuş bir yaz gelip hanımını da evlendirmiş gitmiş.

            Yani nisa hanım ne evlilik bakımından ne eğitim bakımından çokta işime yaramayabilir yurtdışı. Ha iyi bir ğniversiteyi ayarlarım ancak iyi bir eli Nasıl ayarlayayım. Doktora programlarına girenlere mi bakayım teker teker :)

          • Süleyman diyor ki:

            Nisa hanım mesela şunu da söylemek istiyorum. Daha uğurlayalı 10 dk olmadı. Otobüste bir İranlı ile tanıştım. Türkçe bilmiyor. İngilizce konuşarak anlaştık. Kıbrıs’ta doktora yapıyormuş. 35 yaşlarında doktora yapan birisi. O kişinin aklında öyle bir ihtimal yoktur ancak eğer evlilik niyeti olsa idi bu kişinin eğer ben Kıbrıs’ta ki ortamı biliyorsam imkanı yok birini bulamaz. Çok zor bulur.

            Ama mesela düşününce dışarıdan. İşte Kıbrıs Türk’lere ait, müslğman, müslüman hanımların eğitim gördüğü bir yer diye düşünüyor olabilir. Yani dışarıdan iyi gözüken bir ihtimal ama ben yakından bildiğim için olmasının çok zor olduğunu biliyorum. Aynı şekilde yurtdışından evlenilecek birini bulmanın benim için çok zor olduğunu biliyorum.

            Nisa hanım inşAllah kapılar açılacak. Sadece sabırla beklemem gerek. Emin olun rlimden gelen herşeyi yapmaya gayret ediyorum ancak 2 taraflı olduğundan inşAllah karşı tarafta yanıt verir birgün.

          • .../nisa diyor ki:

            Süleyman bey,

            Yurtdışını ben güzel evlilik örneklerini duyduğum için yazdım ama tabi ki riskleri vardır. Kıbrıs yada başka ülkeler üzerinden değerlendirdiğinizde ülke üzerinden değil insan üzerinden hareket etmekte fayda var. Gittiğiniz ülke üniversite bölüm tabi ki bunlarda önemli. Bir türkle orada karşılaşma ihtimaliniz de var. Ailesiyle beraber eğitim için gelmiş kişilerde olabilir. Yaşınız doktora eğitimi için gidenlere göre küçük olabilir haklısınız. En iyisi sanırım ülkemizde büyükşehirlerde belki uygun aday potansiyeli.

            Yabancı biriyle evlilik konusunda biraz gözü kapalılık lazım biraz daha toleranslı olmak. Dindar kişiler olsa dahi kültürel farklılıklar var. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.

      • Feyza diyor ki:

        Fatih bey, annenize sifa dilerim, bunu yeni ogrendim, bilmiyorum daha once soylediyseniz ve kacirdiysam.
        Peki tedaviye yonlendirdiniz mi, kabul ediyor mu tedaviyi ya da teshis kesin mi yoksa sadece bulgulardan mi supheleniyorsunuz?
        Ama elinde olmadan yaptigini tahmin ediyordum bazi tutarsiz hareketleri. Allah yardimciniz olsun.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Sağolun Feyza Hanım Allah razı olsun.

          Önceden başka bir rahatsızlığını paylaşmıştım burada Nisa Hanım da yorum yapmıştı hatta. Denk gelmemişsinizdir. Sizi bir de bunlarla üzmeyelim :)

          Teşhis kesin zaten epeydir tedavi görüyor. Gereksiz bir bilgi belki ama ergenlik yıllarında gördüğü bir cenaze hastalığını tetiklemiş. Saydıklarımın hepsi anacığımda yok ama bir çok hastalık birbirine yakındır ve bulguları karışabilir. Anacığımın en temel rahatsızlığı OKB ve akabinde görülebilen dönemsel depresyonlar. Elbette bu sıkıntılarla beraber depresyon şekil değiştirip bipolar maniye dönebiliyor. Ya da borderline ile beraber davranış bozukluğuna evriliyor ki şimdi de panik atak başladı. İlaç dışında bir tedaviye cevap vermiyor çünkü öyle bir eğilim kazanmamış. Biraz eğitimsizlikten biraz da üşengeçlikten. Kafa yorup ilaç tedavisi yerine bilişsel tedaviye yönelmiyor. OKB genetik. Teyzelerimde var keza kardeşimde de çıktı. Bir süre ilaç tedavisi gördü ama ardından ilaçların yan etkisi çok olunca ilaçsız tedaviye zorladık. Başarılı olduk. İleride tekrarlayabilir. Ufaklığın takıntı ettiği şeyler dini konular öyle temizlik vb. değil. İnançlı psikiyatristler de epey faydalı oluyor diğer türlü pek sallamıyorlar.

          İşyerindeki bir arkadaş da narsist bozukluğun tüm belirtileri vardı ve iki sene çalışmak zorunda kaldım keza borderline belirtileri de vardı. Narsistlik yanında yansıtma durumlarını getiriyor. İlk tanıdığımızda ne iyi insan demiştik çok güzel şeyler söylüyordu. Ahlak edep vb. Söyledikleriyle yaptıklarının alakası olmadığını eleştirilerinde yansıtma yapıp kendisini tariflediğini anladık iki ay sonra ki gereksiz samimiyetleri samimiyetsizlikle sonuçlanınca ahanda bir borderline daha dedik. Bir ev arkadaşımda da okb ve bipolar vardı hafif de borderline.

          Anacığım elinde olmadan yapıyor doğru da bazı noktalarda iradesini kullanıp nefsini zorlamıyor. Yeniliğe oldukça kapalıdır. Armut dibine düştüğünden ufaklık da benzer kişiliğe sahip tam bir anasına bak kızını al durumu ki ben analara bakıyordum görüştüğüm kızlarda onlar da aynıydı. Anasını eleştirdiği konuda beterini kendisi yapıyordu. Hal böyle olunca ders kitaplarına konu olacak tarzda bir anne kız çatışmamız hali hazırda mevcut. Olmadık bir yer ve zamanda telefon geliyor ufaklıktan ve tabiki ağlıyor oluyor.

          Geçenlerde de kavga etmişler mesela ve ben bu durumda nasıl evlenebilirim ki dedim kendi kendime. Gözüm arkada kalıyor. Şimdi burada hayal kurmaktan bahsediyoruz ben nasıl hayal kurayım ki. Ramazanda ne yer ne içer bir Allah’ın kulu sormadıydı görüştüğüm kız dahil. Yalnızlık vb hani yazmayayım diyordum ama yakınlarda benim de miladi takvime göre doğum günümdü. Allah razı olsun ailem aradı sordu ama evde yalnızdım mesela. Evli olsam farkedermiydi. Çok da farketmezdi gibime geliyor. Evleneceği insanda duygu aramayan bir kız sonuçta karşısındaki insanın arayabileceğini bilemez.(bu arada ben doğumgünü konusunda bilinçli değilim doğrusu hicri takvimi referans almak sanki)

          Çok evvelki yorumlarımda erkekler hakkında genelleme yapan bir hanımı eleştirmiş ve ben bayanları genellersem doğru olmaz demiştim. Ancak sonrasında ki bir kaç ay sonra başka veriler de toplayınca istatistik şişince genelleme yapmaya başladım.
          Şöyle ki bir kadının;
          1-Başkasına hasetlenmesini
          2-maddiyata bu kadar takılmasını
          3-sosyal medyada kendini afişe etmesini
          4-film artistlerine benzemeye çalışmasını ve hayalindeki kocasının oralardaki gibi olmasını
          5-flörte yatkınlığını evlilikten uzaklığını
          6-şefkatsizliğini merhametsizliğini ince düşünememesini küfretmesini
          7-eşya ve koca yarıştırmasını
          8-kocasının anasını düşman bellemesini
          9-annesine göbek bağıyla bağımlı olmasını
          10-işyerinde amirlerine gösterdiği itaati kocasına göstermemesini

          Gerçekten ama gerçekten anlayamıyorum.

          Daldan dala atlıyor gibi oldum ama büyük resme bakarsak ailedeki kadınlar problemliyken, günümüz kızları bir acayipken ben neyin hayalini kurayım. Ben çok mu düzgünüm elbette hayır. Kızlar da böyle olunca yani trafikteki gibi iki araç da aynı anda hata yapınca kaza oluyor sonuç üzücü oluyor.

          Allah ailemin eksikliğini göstermesin yalnız. Yetiştirirken iyi sonradan kötü olmaz. Ufaklık evlenir anne babam da sağlıklarına kavuşursa rahatlarım belki ben de.

          Selametle.

          (Uzun oldu. Hakkınızı helal edin ve lütfen üzülmeyin. Yazdıklarım durum tespiti. Beni bloke eden üzüntülerim yok çok şükür, elhamdülillah. Verdiğine de vermediğine de. Canımız yansa da bazen canımız içimizde en azından)

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım Sadece Fatih bey,

            İkinizde benden çok yaşayacaksınız. Feyza hanım benim soracağım soruyu sormuş Fatih beyde daha önce yazılan konuyu açıklamış.

            Bedensel rahatsızlar gibi ruhsal rahatsızlıklarda genetik faktör yada yatkınlık olabiliyor. Mesela kış aylarında doğan insanlar depresyona meyilli oluyormuş. Bende bu durum var depresyona yatkınlığım var. Şartlarda ruhsal rahatsızlığa zemin hazırlar. Daha önce olmayan günümüzdeki internet bağımlılığı, sosyal fobi, okb gibi.

            Fatih beyin annesi ve kız kardeşiyle ilgili duruma bende şöyle katkı yapayım. Benim annemde panik atak var bir durumda en kötü durumun olacağını düşünür bu inançsızlıktan değil sadece düşüncenin o noktada yoğunlaşmasından kaygıdan. Ne yazık ki annem gibi olmasa da bazen bu durum bendede olabiliyor içim daralıyor hava almak istiyorum. Bunun dışında diğer rahatsızlıklar bende yok. İlginç olan bir durum gidilen psikologlarda antidepresan kullanıyor. Biraz düşünce birazda beyindeki kimyasalların işleyişiyle ilgili. Beyindeki serotonin seviyesi düştükçe olumsuz belirtiler kendini gösteriyor.

            Uç noktada yaşanan durumları fobileride bence evlilik görüşmelerinde sormakta fayda var. Kıskançlık dozu, saplantı, takıntı, korku,fobi gibi durumların bilinçaltında genellikle çocukluk döneminde yaşananlar yada duygusal olarak atlatamadığı yaşanan durumla bağdaştırdığı kötü örnekler olabiliyor. Bipolar bozukluk biraz nörolojiyle de ilgili.

            Allah annenize ve bütün ruhsal bedensel hastalıklarımıza şifalar versin.

          • Feyza diyor ki:

            Uzulsek ne olur Fatih bey, elimizden birsey gelmedikten sonra kuru kuru uzuluyoruz iste, siz dert etmeyin.
            Cok gecmis olsun, gercekten psikiolojik rahatsizliklarin bulgulari birbirine o kadar benziyor ki ayirdetmesi cok zor. Okb’nin genetik oldugunu biliyordum. Kursta bir arkadasim vardi onu da annesinin vefati cok sarsmis ve hastaligini tetiklemisti. Onun takintisi el yikama uzerineydi, uzun sure ellerini yikar ve banyoda cok uzun sure kaliyordu. Bu rahatsizligi ilk o zaman ogrenmistim. Borderline ise ilk burda sizden duyuyorum.
            Kizkardesiniz insaallah anlayisli ve yardimci bir insanla yuva kurar. Hayat sartlari guzel olursa ve esi destek olursa dogal yoldan terapi olur insaallah. Onun acisindan zor bir durum anlayabiliyorum.
            Siz hayal kurmamakta haklisiniz, cunku omzunuzda bir yuk var. Ister istemez aklinizin bir kosesine takiliyorlar. Bazen bana da olur, hayalkirikligina ugramamak icin hayal kurmaktan vazgectigim zamanlar oluyor. Hayal kurmadigim zaman ise hayat daha cok surprizlerle dolu gibi oluyor. Ama Allah’tan umit kesilmez. Hayali terketseniz de duayi sakin terketmeyin. Sizin evleneceginiz insanin musfik ve ince fikirli biri olmasi sart. Bu her insan icin gecerli ama sizin anneniz hadi yolu yarilamis ama genc kiz kardesinize destek olmasi ve ona destek oldugunuzda yaninizda duracak birisi olmasi gerekir. Kiskancligi, kavgayi kaldirmaz hassas psikoloji.
            Yazdiginiz maddeleri inanin ki ben de anlamiyorum. Sanirim bulasici bir virus gibi yayildigi icin ortak arizalar bunlar.Kendimin de mutlaka arizali bir yanim olacaktir ama bunlar uzak geliyor. Bakalim bende nasil bir problem olacak inanin kestiremiyorum.
            Dogumgununuzu soyleseydiniz burda ufak capta bir kutlama yapardik :) benim telefonumda pasta dilimi resmi yok ama Gelincik hnm dan siparis verirdik :)
            Dogumgununu biz de kutlamiyoruz Fatih bey ama en azindan hayirli dileklerimizi iletirdik. Yine de gec kalmis sayilmayiz. Yeni yasiniz insaallah gonlunuzdeki guzel niyetlerinizin gercege donustugu ve guzel surprizlerle dolu cok hayirli bir yas olur.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nisa Hanım.
            Allah cümlemize uzun ve hayırlı ömürler versin. Size de geçmiş olsun. Bu rahatsızlıklar genetik olarak aktarılabildiği gibi bulaşabiliyor da. Pek bilinmez ama bu depresyon okb bulaşıcıdır. Hastayla aynı ortamda bulunmak yazdığınız gibi rahatsızlık verici. Yine zorluğu da şu yazdığınız gibi, fiziksel bir belirti olmadığından kabullenmek anlayış göstermek mümkün olmuyor her zaman. Hasta olduğu için mi huysuzluktan mı ayırdına varmak kolay olmuyor. Dediğiniz gibi hemen ilaca başvuruluyor, doktorlar bile ilaca güveniyor. Halbuki net bulgular yoksa bilişsel tedavi de etkili. Mesela ufaklık iki defa hasta olduktan sonra üçüncüye ilaç içmeni istemiyorum dedim. Epeydir iyi çok şükür :)

            Selametle.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Sağ olun, eksik olmayın :) Umarım yeni yaşlarımız hepimiz için hayırlara vesile olur, pastayı yemiş kadar olduk. Tespitleriniz bence gayet isabetli, katılıyorum. Ben de dediğiniz gibi dua ediyorum hayırlısı neyse o olsun diye. Allah başka dert vermesin denir ya o durumdayım aslında. Allah dağına göre kar verir sözü gayet doğru bir sözdür. Mesela babamın da imtihanı olan durumlar var, çok sabırlıdır ne yapsın adamcağız katlanıyor bir şeylere. Dediğiniz gibi herkesin olduğu gibi bizim de bazı eksik yönlerimiz olacaktır. Bu noktada önemli olan iki insan birbirini dengeleyebiliyor mu yoksa trafikte olduğu gibi iki hata bir kaza mı yapıyor.

            Aslında her konuda böyle, iş yerinde de. Halı sahada arkadaşın hızlı pas atarsa biraz daha fazla koşmak gerekir topa yetişmek için ya da pas kısa düşerse yine efor sarf etmek gerekir. Hep aynı hatalar olursa insanı yorar ama arada bir dinlenebilen bir insan için ortada bir sorun olmaz.

            Yaşlanmayla ilgili de tekrar bir şeyler yazayım. Eskiden yaş ilerlerse dünyadan daha da koparım sanardım ki tam tersi oluyormuş. İnsanın yaşı ilerledikçe dünyaya meyili artıyor halbuki tam tersi olmalı, sona daha doğrusu başlangıca yaklaşılıyor daha da.

            Selametle.

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            Amin Allah razı olsun bütün ümmeti Muhammed için. Aslında huysuzluk yada bilerek yapma değil beyin bazı durumlara takılıp kalıyor mantıklı bir sebep olmasa bile. Bir tanıdığım asansöre metroya uçağa ve eşinin dışında başkasının kullandığı otomobile binemiyor panik durumu var düşünün hayatı nasıl etkilediğini. Temizlik takıntısından dolayı evde galoş taktıranları duydum.

            Bedensel rahatsızlıklar gibi dışarıdan belli olma durumları da var depresyon sürekli yorgunluk uyuma isteği yaşamdan soğuma aşırı yeme yada iştahsızlık ağlama hali. Ruhsal rahatsızlıklar genellikle bedenede yansır geçen gün Zeynep hanım yazmıştı duygusal açlıktan dolayı sık grip oluyorum demişti bağışıklık ve sinir sistemi etkileniyor. Hassaslaşma hem kırılganlık hem kırma hali. Bazı insanlar da hassas naif yapıdadır buluttan nem kapar. Kimisi de gamsızdır dünya yansa umurunda olmaz. Azıcık böyle olmayı isterdim unutkan olmayı.

            Benimde ilk panik atak durumuna yaklaşmam yakın aralıklarla iki ölüm haberini almamla oldu bazen gece telefon çaldığında aklıma direkt o an geliyor yada birini arayıp ulaşamadığımda bu tevekkülsuzlukten değil beyin bir şekilde o anları hatırlatıyor.

            Depresyona girmemenize sevindim Allah kardeşinize şifalar versin. Hanımlar biraz daha ince yaradılışlı olduklarından müsaitler. Bir söz duymuştum ruhsal farkı ve süreçleri çok iyi özetlemişti. Kendi kendine iyileşene anne denir kendi kendine ölene baba denir. Hayat bizden bu olgunluğu bekliyor sanırım.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Sağ olsun Nisa Hanım.

            Kendinizle ilgili verdiğiniz örnek aslında insanın üzerine binebilecek psikolojik yük onu zayıflattığında ortaya çıkabilecek durumları göstermesi açısından güzel bir örnek. Ancak her zaman buna rahatsızlık demek doğru değil, çünkü iğneyi kime batırırsanız batırın canı acır, kiminin az kiminin çok.

            Depresyon örneğini vermemin sebebi de şu. İki defa ön belirtileri vardı çok üzgündüm ama şifayı bulduğum yer ilaçlar değil kadere rıza göstermek oldu. Birinde yakınımı kaybetmiştim diğerinde de malum karşı cinse karşı duygu yoğunluğu mevzusu ki o sebeple depresyona giren, intiharı düşünen arkadaşlar olmuştu, sokak komşum olan bir genç de intihar etmişti bir kaç yıl önce. Ben de çok üzülürsem ya da herhangi bir psikolojik yük görürsem psikolojik bağışıklık sistemim devreye giriyor, aşırı uyku basıyor, uyanınca üzüntüm/sinirim gitmiş olarak uyanıyorum ki ilaçların yaptığı da budur aslında, insanları uyutmak.

            “Kendi kendine iyileşene anne denir kendi kendine ölene baba denir.” Çok güzel bir sözmüş. Ben her ikisini de tamamen yapamayıp azar azar yaptığımdan ikisin arası olan kişi yani büyük kardeş yani abi oluyorum. :)

            Selametle.

  5. adem diyor ki:

    yakında silah tutan erkek kalmayacak göreceksiniz. bu ülkede erkek gibi erkek kalmayacak. erkeler karı gibi korkak olacak. o zaman ingilizler bu ülkeyi işgal edecekler. kadınlar erkek gibi olacaklar ama vatanı savunacak kadar değil türk erkeklerini kanunlar ve devlet eliyle pusturacak kadar erkek olacaklar. bunları asla temenni etmiyorum. tam karşısındayım.. ama hala herkes uykudaa. hükümet uykuda. yemişim istihdamını ekonomisini petrolünü. müslüman türk erkeği olarak bu ülkede şerefsizce yaşayacağıma, şerefli şekilde ölürüm. zaten bu ülkede en iyi erkek askerde hayatını kaybedip şehit olan erkek. en iyi kız ise kızların hepsi iyi..

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Adem bey.

      Buyrun ölün, sizleri tutmuyoruz. Hatta adres de gösterebilirim, şu Irak referandumu geçsin, sizleri sınır birliklerimizde görmek isteriz. Şerefsizce yaşamaktan bahsetmişsiniz. Ülkede de zorla tutulmuyor olmalısınız. Nereye gitmek istersiniz? Kabe imamının amerikaya dua ettiği ülkeye mi?

      İster ütopya deyin ister boş laf deyin İslam dünyasını ayağa kaldırabilecek tek ülke Türkiye’dir. Yeterki ümitvar olalım ve çalışalım.

  6. Murat diyor ki:

    Batıl kendi görevini yapıyor yapmasına da sizin gibi basiretli ve cinsiyetinden önce hakikati konuşması gereken yerde kendini İslami feminizme kaptırmış tesettürlü bayanların uyanık olması lazım. .

  7. hanne diyor ki:

    Geçenlerde bir radyoda dinlemiştim. yazımıydı programcı kendimi söylüyordu tam hatırlamıyorum ama nedense şevket eyginin yazısı gibi aklımda kalmış. erkek çocukları neden silahla oynamıcakmış birakın oynasın diyordu. Onların fıtratında erkeklik duyguları var. ayrıca savaşın kol gezdiği bir dünyadayız.. çok düşünmüştüm bunları ve inanın geçengünde aynı olay üzerinden düşündüm. bizimki biraz aşırı gitmişti arkadaşını öldürceklermiş okul servisinde diğerinin yerine oturdu diye. ürperdim aslında ve durumu kreşe bildirdim. kreştekiler okula silah getirdiğini oyuncak gününde ama ailesini uyardıklarını söylediler öğrencinin birini. Ama bizim evdede var babası 2-3 tane aldı dedim. biz konuşuruz dediler. ama sonra içten içede silahla oynamısını yasaklamak isteyip istemediğimi sorguladım. cünkü bundan 2-3 ay öncesinde 4 yaşındaki oğlumla geceleri yemek pişirip yiyorduk oyun olarak. o zamanda sen kız değilsin demiştim çok ısrarlı hergün isteyince. sonrada pişman oldum belki içinde aşçılık vardır insanlara ikram etmek yemek yedirmek sevgisi vardır diye. ama anladımki yemekcilikte evcilikte silahcılıkta(biz evde silahlarla köşe bucak saklanıp oynuyoruz örümcek adam batman oluyoruz, canavar oluyoruz) oynasak aşırıya gitmeden onların bilinç altını kirletmeden oynamasını bilemiyoruz. sonra mutfak işi yaparsa ustaaaa diyorum yani bilsinki kadınsı eğilime kadar gitmeden mutfak işini anlasın. ama silahlarlada kötü adamlarla savaşılır anne insan arkadaşına vurmaz diyor, video bile izlese onlar arkadaş anne kaptan amerikanla ayronn man sadece nasıl dövüşülür gösteriyor onlar arkadaş anne diyor. başta yaptığım hataları ne çok serbest nede çok sıkarak hayır sen erkeksin oynayamazsın yapamazsın demeden yapmaya çalışıyorum ama sonra yenisi çıkıyor kız erkek ikileminde renk seçimi, kıyafet tarzı oyuncaklar değişiyor herşey yine bi süreçle karşılıyor beni. gerekirse kreşten destek alıyorum veya arkadaşlarıma danışıyorum. okula başlayınca arkadaşlarını kopyala yaşlarında ne yapacağız diyorum. Allah sonumuzu hayr eyleye.

    • .../nisa diyor ki:

      Hanne hanım,

      Bilinçaltına oyun oynadığı silahı doğru yerleştirebilirsek ileride maganda olmaktan koruyabiliriz. Yeğenim var hem silah hem polis meraklısı. Su tabancasıyla gelip bizi ıslatıyor hoşuna gidiyor biz vurulduğumuzda ambulans çağırıyor korkma diyor. Erkek çocuklarında genellikle araba ve silah merakı vardır. Öncesine gidelim fişek sapan kaydırak gibi oyuncaklar vardı. Kızlar bebek oynardı erkekler güç gerektiren oyun oynardı fıtratına uygun. Bugünde internet yada madde bağımlılığının önüne geçmek için belirli yaşlardan sonra çocuklar spora yönlendirilmeli. İnternet başında oyun bağımlılığı yerine okçuluk ata binme yüzme basket bisiklet gibi aktivitelerle uğraşmak daha faydalıdır.

      • hanne diyor ki:

        nisa hanım zaten şimdiden aslanların takımına gidicem dimi anne diyor. evde maçlarımız oluyor nerdeyse her akşam. ama garibi o spider man ben vonder vomen olup kalelerimizi koruyoruz. geçen kanıtdizisindeki profesör kadında demişti şiddetin bir kısmı genetik oluyor ve iki yaşında bile tesbit edilebilir diye o tür çocukları basket veya voleybol gibi hafif sporlar yerine biraz daha enerjisini öfkesini yönlendireceği sporlara yönderirseniz ilerde uyuşturucu ve bağımılılık durumlarının önüne geçebilirsiniz diye. benimkide polis asker oluyor ama çok şükür babası yabancı uyruklu olduğu için o yol kapalı ona.. Allah bütün çocuklarımızı rızasına uygun yetiştirmeyi nasip etsin. sizlerede hayırlı evlatlar versin. selam ve dua ile

        • .../nisa diyor ki:

          Hanne hanım,

          Amin inşaAllah. Tevafuk oldu bende o programı izlediğim için aklımda kaldı sizde böyle bir durumdan bahsedince spora yönlendirin dedim evet şiddet meyiline karşı etkili yöntemmiş. Allah hayırlı yaşam eylesin hem sizin oğlunuza hem bütün çocuklara.

    • mustafa _/) diyor ki:

      Hanne hanım ben silahlarla büyüdüm. Her oyunumda silah mutlaka vardı. Ama silah benim için ülkemi, sevdiklerimi, masumları ve hatta değerlerimi koruduğum bir dost, bir yoldaş, dert ortağı idi. Merhametin daha öncelikli olduğu bir dünyada gerektiğinde en maharetli şekilde kullanılması gereken bir alet idi. İlkokuldayken kız kardeşime de öğretiyordum. Çünkü o yaşta bile benim için en önemli şey masumların hakkının korunabilmesi idi.
      Çocuklarımızı çocuk gibi görüp fanusta büyütüyor olmamız sanıyorum en büyük hatamız. Oysa onlar geleceğimizin büyükleri. Tek başlarına kalacaklar. Belki bizden de biyük olacaklar. Bize düşen onlara yeryüzündeki imkanları nasıl adil bir şekilde yöneteceklerini kullanacaklarını öğretmek olmalı. Üstelik savaşa hazırlık üzerimize dinen garz olan bir durum. Okçuluğun –günümüzde atıcılık oluyor- farz Rasulullah tarafından üzerinde kudsiyen arzedilen bir olduğu biliniyor. Hayır silahsız bir romantizm bize uygun değil. Bizler müslümanız. Ayaklarımız yere sağlam basar. Silahımız, bileğimiz ve adaletimiz dosata güven düşmana korku salar. Bu duyguları bu duruşu verebilmeliyiz. Silah gerçek bir kültür ve disiplin ister. Gerek güvenli kullanımı gerek barındırılması tamamen disiplin ister. En öncelike silaha saygı duymayı gerektirir. Silahı hafife almak büyük felaletlere sebep olur. Çocuklarımıza sorumluluk alabilmeyi, gücü yönetebilmeyi, yeryüzündeki hilafet sorumluluğunu taşıyabilmeyi, mazlumun umudu zalimin korkusu, adaletin kokusu olabilmeyi, eli kalem tutan gözleri kelam okuyan, bileği sağlam, yüreği pek olmayı Hak Teala nasip etsin.

      Gerçek dünyaya hazırlayacağız çocuklarımızı. Felaketlere hazırlayacağız. Yüzleşmeyi öğreteceğiz. İnsan doğasını tanıyacaklar. İnsanın zaaf ve erdemlerini kavrayacaklar. Süs bitkileri biblolat veya işleyen bir sistemin çarkları olmaktan çıkıp insan olarak iç dünyalarında tekamül edecekler.

      • hanne diyor ki:

        Mustafa bey(kardeş) silah üzerinden gelen cihat aşkı kokularımı alıyorum ne…:) hergün tv de öfkelenip eline silah alan öfkesine sahip olamayan insanları gördükçe artık ürperiyorum ama yazınız iyi geldi bana teşekkür ederim. Yıllarca biraz fanatik boyutunada varsa cihad üzerine düşüncelerim olmuştur. Gerçekten bir nebzede olsa içim rahatladı. selam ve dua ile. Hayırlı ve savaştan kinden uzak bir yeni sene dilerim herkese. (hicri yeni yılımız mübarek olsun)

        • mustafa _/) diyor ki:

          Selamu aleykum hanne hanım. Yurt dışında internet ulaşımım pek iyi değildi cevap veremedim. Kusuruma bakmayın umursamazlıktan değil geç cevap yazışım.

          Bu konudaki çıkışımı da mazur görün. İnsanların silahlara yaklaşımı beni gerçekten yaralıyor. Silahlara bu kadar yabancılaşmak ve onu hakir görmek beni üzüyor.

          Silah üzerinden bir cihad aşkı değil de cihad üzerinden bir silah aşkı denebilir belki. sanırım bu da tam olmaz. Bilemiyorum. Şöyle örnek vereyim:
          Küçük bir çocukken bazen babam yatağıma gelip hikayeler masallar anlatırdı. onlardan birisi şöyleydi. Çook uzak bir beldede müslüman bir halk yaşarmış. bir gün ufukta gemiler belirmiş. bu gemiler portekiz bayraklı keşif gemileriymiş. Ve artık o bilinmezden gelen gemiler bu müslüman halka çok sıkıntılar yaşatmaya başlamış. Bir süre sonra artık canlarına tak etmiş. Araların istişare edip bir heyeti İstanbul’a halife sultana göndermeye karar vermişler. Bu heyet çook uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra saraya ulaşmış. Padişah ile görüşmek istediklerini çok uzaktan geldiklerini bildirmişler. Sadrazam paşa bu heyeti huzura buyur etmiş ve dertlerini dinlemiş. Ve sonra onlara ülkelerine dönebileceklerini, kendisinin bu durumu padişaha arz edeceğini söylemiş. Heyet hayal kırıklığı yaşamışlar. O kadar yol geldikten sonra ciddiye alınıp da padişahla görüşememiş olmanın üzüntüsü ve hayal kırıklığı ile uzun bir yolculuğun daha ardından ülkelerine dönmüşler. Kendilerini merakla bekleyen halka olanları anlattıklarına herkes ümitsizlik içinde yine ara ara ufka bakıp Portekiz gemilerinin gelişini gözlemeye başlamışlar. Nitekim bir süre sonra ufukta gemiler belirmiş. Herkes boynu bükük başlarına gelecekleri beklerken gemiler gittikçe yaklaşmış. Sonra fark etmişler ki bu gelenler Portekiz gemilerine benzemiyor. Gemiler daha da yaklaştığında seren direklerindeki Osmanlı arma ve sancaklarını görmüş ve şaşkınlık içinde bakakalmışlar. Sevinçten ağlayanlar, yerinden sıçrayanlar, birbirlerine sarılanlar. Büyük bir coşku ile gelen gemileri karşılamaya koşmuşlar..”

          Belki küçük yaşta dinlediğim bu gibi hikayeler -mesela Türk destanları gibi- beni etkilemiş olabilir. Belki de her birimiz ayrı bir fıtrat üzere doğduğumuzdan bazı şeylere daha meyilli oluyoruzdur, bilmiyorum. Çok küçük yaşlardan itibaren içimde en belirgin duygu koruyuculuk ve savunuculuk olmuştu. Her oyunumda esas temayı bu oluşturuyordu. Her birini tek tek isimler ve karakterler verdiğim küçük askerlerimle bir köyü korumaya, bir masumu kurtarmaya gidiyor, hiç bir askerimin de ölmesini kabul edemiyor, en son askerlerimi korumaya çalışırken de kendim muhakkak ya şehit oluyordum ya gazi. Böyle bir çocukluk dünyam vardı. 4 – 10 yaş arası dönemde. Silah da bu dünyanın bir parçasıydı.

          Ama başka şeyler de vardı. Babam Belediyede önemli bir konumdaydı bir zamanlar. Arazi mafyasının işlerine engel olduğu için mafya tarafından tehdit ediliyordu. Bunu ise şöyle öğrendim; annem benden bir şeyler saklayamazdı, babam pek evde olmadığından annemin tek sırdaşı ve dostu idim. bebekliğimden beri anlasam da anlamasam da herşeyi benimle konuşurmuş. bir gün kendisini ağlarken bulduğumda olanları anlatmıştı. Babam geldiğinde kendisine sorduğumda da bana, “sakınan göze çıban batar. korkun olmasın. Biz doğru yolda oldukça başımıza gelecek her şey güzeldir” gibi bir şeyler söylerdi. bir de her evden çıkışında annen kardeşin sana emanet derdi. Daha ilkokuldaydım.

          Silahlara karşı ilgim sadece silah üzerinden değildi. Savunma tekniklerine ve tehditlere karşı uyanık olma üzerinde bir ilgi idi. Silahlar da bunun bir parçasıydı. Kardeşlerime bir komut ile tam sessizliğe gömülmeyi, etraftaki sesleri dinlemeyi, ayak seslerini ayırt etmeyi, tehlike anında sakin kalabilmeyi ve sakin düşünebilmeyi vb. şeyleri öğretiyordum, yine ilkokul dönemimde. Boş inşaat daireleri vardı apartmanımızda. orada çalışırdık ara ara. Kılıç dersleri verirdim mesela pvc borulardan. Refleks ve vücut koordinasyonunu geliştirirdi. Bunun gibi daha pek çok şey. Anlatmak istediğim Amerikalılardaki gibi kabaca bir silah tutkunluğundan ibaret değil. Sistemli amaçlı ve sebepli bir ilgi idi.

      • .../nisa diyor ki:

        Mustafa bey,

        Okçuluğun ustalarından Necmeddin Okyay’ı duymuşsunuzdur., Hattat, ebru sanatçısı, kemankeş, gül yetiştiricisi, tuğrakeş ve is mürekkebi imali, aharcılık, mücellidlik gibi kitap sanatları ustası, imam ve hatip. Bir insanın meşgalesi olan dallara bakın hepsi birbirinden ayrı gibi ama bir o kadar da beden ruh dünya ahiret olarak tamamlayıcı geliştirici. Bugünkü dünya düzeninde insanlar bir bakıma sığlaşıyor yapma potansiyeli olan bir çok meziyet ortaya çıkamıyor. Yada sizin tabirinizle romantizmden öteye gidemiyor. Popüler kültürün bir objesi olarak yaşamını sürdürüyor. Osmanlıyı yada islamı anlayabilmek için simgelerden çıkarıp yaşam kültürü dini olduğunu fark etmemiz gerek.

        Çocuk fıtratını çözebilmek doğru eğitimi verebilmek her çocuk aynı fıtratta değil ama Allah’ın dünyaya gönderdiği bir halife hükmünde tıpkı bizler gibi. İfrad ile tefrid noktalarını belirleyebilmek hayata dair şahsiyetli bir duruş sağlayabilmek her şeyden önce kulluk edeceği tek varlığın Allah olduğunu öğretebilmek muhakeme gücünü geliştirebilmek adalet duygusunu yerleştirebilmek. Bunların olması için önce bizim olmamız gerek.

        • Feyza diyor ki:

          Hanne ablam,
          Mustafa beyin dediklerini su sekilde desteklemek istiyorum. Nisa hnm da benzer noktalara isabetle deginmis. Bizim Kazak muhaciri bir aile dostu amcamiz vardi. At ciftliklerinden Kazak asilli kucuk cocuklar eksik olmazdi ve kucukten itibaren at ve silah egitimine cok onem verdiklerini soyluyordu her zaman.
          Ata binme, ok atma ve yuzmeyi Efendimiz asv da tesvik ediyor ama ata binip mazlum insanlarin uzerine surmeleri, ok atip ya da silah kullanip sucsuz insanlari oldurmeleri icin degil.
          Cocugun onunde bicakla birini yaralarsaniz cocuk bicagin yaralayici bir alet oldugunu dusunur ama bicagi meyve soyarken kullanirsaniz bunun meyveyi soyma aleti oldugunu dusunur. Sizin onun zihninde ne iz biraktiginiz daha onemli.
          Asil ogretilmesi gereken oyuncak silahla oynamamasi degil, ofke kontrolu ogretilmeli. Mesela cok sinirlendiginde bir yastik verin ona vursun ve sakinlessin karsisindaki cocugu dovecegi yerde ama yumruk atmayi da ogrensin. Mesela savunma sporlari kimseyi oldurmek icin degil ama size ihtiyaci olanlari ya da kendisini savunmasi icin.
          Siz cocugunuza ofke kontrolunu ogretin ama ofkelenmemesini telkin etmeyin. Duygularini iyi yonetebilmeyi ve kontrol altina almayi ogrensin. Yoksa ofkesi olmayan insanin esekten ne farki kalir? Komtrol edilemeyen ofke halinde bir insan icin dikis makasi da bir silahtir ve zarar verir. Kontrol edilebilen ofke durumunda ise insanin belindeki silah degil savunmak icin bir kalkandir.
          Biz de kucukken yuzmeyi ve ata binmeyi ogrendik babamizdan. Babam hep at ciftligine gotururdu ogrenmemiz icin kiz erkek ayirdetmeden. Ben erkek cocuklarinin icinden gelen bu enerjinin bastirilip sondurulmemesi ama dogru yollara kanalize edildiginde faydali olacagina cok inaniyorum. Yahudiler on sekiz yasindan once cocuklarina silah egitimi veriyorlar.

          • mustafa _/) diyor ki:

            Çok sağ olun Feyza Hanım. Güzel açıklamışsınız. Ata binebilmeniz, böyle bir imkan ile büyümeniz ne büyük nimet. Atlar ve binicilik insanın karakterini şekillendiren deneyimler.

            Öfke konusunda nerede, neye karşı, nasıl bir öfke sorularını sorduğumda ulaştığım bir kitap vardı; “Hz. Peygamberin Kızdığı Anlar”. Ben aradığımda baskı yoktu. Bir abimden ödünç almıştım. Şimdi tekar baskısı çıkmış, tavsiye ederim.

        • mustafa _/) diyor ki:

          Nisa Hanım, Selamlar. Evet kendisini duymuştum. Ama yakından tanımıyorum. Çok güzel katıldığım düşünceleri sıralamışsınız. Sağolun. Ne yazık ki bu uğraşlar biraz da maddi imkan istiyor. Bu sebeple bu uğraşlardan uzak kalan insanımız bir okçuluğun, atıcılığın insana neler kattığını bilmesi mümkün olmuyor. Ben 8 yıldan fazladır okçulukla uğraşıyorum. 3. yayımı aldım hamdolsun. Bir oku tamamen kas hafızası ve hissiyat ile hedefe gönderdiğinizde hissettikleriniz çok başka. İnsan hayret ediyor insan beynine bahşedilen yetenek karşısında. Tek yaptığınız vurmak istediğiniz noktaya bakmak ve doğru pozisyonda yayı kavramak. Sonra doğru şekilde kirişi serbest bırakmak. Her şey doğru olduğunda tecrübe ettiğiniz isabet hayret verici. Nişan almak yok, sadece hissediyorsunuz. Vücudunuzun bir parçası oluyor. Gerçek bir deneyim.

          Ne diyeyim Nisa hanım, Necmeddin Okyay Hocamız üzerinden çok güzel açıklamışsınız. Rabbim örnek alabilmeyi nesillerimze nasip eylesin

  8. İsa diyor ki:

    Solcuların ağırlıklı olduğu okullarda ilahiyatçıların yalakalığı ile özellikle zeki ve çalışkan çocukların yoğun olduğu okullarda bu işler çok güzel kotarılmaktadır. Erkek çocukların bayansı hareketleri artmıştır…neler var söylenecek. Sonra da yayınlamıyorsunuz.

  9. Sadece Fatih diyor ki:

    Afiş masum olmadığı kadar tiksindirici de.
    Eğitimcilere ben de sormak istiyorum. İngilizce dersindeyiz. Sonuçta dil öğrenmek için bir konu işlenmesi gerekiyor. Nedense konu olarak toplumdaki cinsiyet rolleri işlenmiş. Hatta anlatıldığına göre kız çocukları bebek yerine arabayla oynarsa erkek gibi olurmuş, erkekler de araba yerine bebekle oynarsa kız gibi olurmuş. Cinsiyetler toplumların biçtiği rol modellermiş. İşleyecek başka konu bulamamış mı bu yabancı dil öğreticiler?

    Yetkililer önlem alır mı alabilir mi bilemiyorum, bir taraftan terör bir taraftan bölgedeki gelişmeler vb. ülke olarak bizi zor günler bekliyor belki ama aile düşmanları ne kopartırsak kârdır mantığındalar, hiç boş durmuyorlar ve bazen ufak bazen büyük lokmalarla bizleri bitirmeye çalışıyorlar. Bu bir afişle de olabilir, uyum yasaları gibi siyasi baskıyla da olabilir. Ayrıca şu sözde özgürlükçü eşcinsel hareket vb. destekçilerinin içerisinde yığınla devlet düşmanı ve terörist mevcuttur. Yani bazı insanların sandığı gibi masum bir ifade özgürlüğü toplulukları değil din ve devlet düşmanı teröristlerin özellikle pkk ve dhkpc örgütlerinin yuvalandığı yerler olmuşlardır.

    Bizler de elimizden geldiğince bilinç kazandırmaya çalışalım, kalem kılıçtan keskindir.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Çocuklar ana- balarının kötü örnekleriyle bozulmaya devam ettikçe yeni bir dünya kurulamaz.” (A. Carrel)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku