Çocuk Aile Özel Röportaj

24 Kasım 2011Çocuk & Aile Röportajları, HaberlerYorum Yok »

Kimi eller şekillendirirken şahsiyetimizi, kimi eller kırar ümidimizi.Biz hangi ellere sahibiz ya da hangi ellere teslim ediyoruz geleceğimizi? 

İnsan kişiliğini ölçmekte kıstaslarımız neler olmalı?

 Şen Haneler Program yapımcısı ve sunucusu Selma Aşıkoğlu Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman Doğan ile ’Çocuğun Şahsiyeti Üzerinde Eğitimin Etkisi’’  üzerine bir söyleyişi gerçekleştirdi. Okuyun ve  karar verin çocuklarınızı şekillendirenlerden misiniz,yoksa ümidini kıranlardan mı?

Selma Aşıkoğlu- Çocuklarımızın şahsiyetini nasıl geliştirebiliriz?

Süleyman Doğan-Şahsiyet bir başka tabirle karakter, çocukta küçük yaşlardan itibaren içinde yaşanılan toplumun değer yargılarını benimsemesiyle şekillenir. Benimsenen değerlerle ve davranışlar arasında uyumluluk varsa, kişi karakter sahibi demektir. Halk arasında hep söylenir, Özü sözü bir, sözü sazına uygun, sözünün eri gibi ifadeler karakter ve kişiliğe atıfta bulunmaktadır. Eğitimin en öncelikli görevlerinden biri de kişiye şahsiyet, kişilik kazandırmasıdır. Bu gerek ahlaki değer gerek dini değerlerimizde fazlasıyla vardır. Batı, bu değerleri çok önceden kaybetmiş, Avrupa’da çocuk insandan sayılmamış. Batıda Kant’ta ,Hegel’e gelinceye kadar filozofların birçoğu çocuğu, insan olarak saymadığı gibi kadını da insan olma yolunda hareket eden bir varlık olarak tanımlamışlar. Batı’daki ‘’Kadın bir şeytandır’’ tabiri oradan geliyor, aslında bizim değerlerimizde yok.

Dengesi bozulmuş bir aile yuvası çocuk için elverişli ortam değildir her şeyden önce. Çocuk eğitimi için en elverişli yer huzurlu aile yuvasıdır. Düşünün anne baba birbirine bir şey söylüyor, ikisi de yapmıyor. Söylediği değerle, sevgi değeri, saygı değeri, şefkat değeri gibi güzel hasletleri birbirinden esirgiyor. Orada çocuk, ikilemde kalıyor acaba bu değerler nasıl değerler diye ilişki kuramıyor. Çünkü aile hayatı adeta çocuk üzerine etki eden bir tiyatro sahnesi gibi anne, babaların bütün rolleri, çocuklar üzerinde bir tesir yaratıyor.

Bizde kişilik eğitimi, karakter eğitimi, şahsiyet eğitimi batıdan gelerek bir moda haline geldi. Oysa bu değerler bizde fazlasıyla var. Çocuklarımız ikinci nesilden, dededen, nineden alıyorlar. Dizilerde, filmlerde bu insanlar yaşamamış gibi gösteriliyor ve geniş bir aile yok sayılıyor. Çocuklar ikilemde kalıyor ve karakter oluşmuyor.

Jean Jacques Rousseau Emile kitabının yazarı anne terbiyesi almadan büyümüş, ‘’Hayatımdaki bütün hatalarım, ana terbiyesi ve şefkati görmeyişimden geldi’’ der. Ailedeki en önemli eğitimin, terbiyenin merkezi annedir. Anne ile başlar bu iş. Anne birinci rolde. Anne burada neyi nasıl verecek? Özellikle anneler televizyonu bir susturma aracı gibi kullanıyor. Hâlbuki televizyondaki o sesler, resimler fotoğraflar zihin üzerinde yanlış tesirler oluşturuyor ki, zihni boş şeyle dolduruyor.

S.A -Batı ile mukayese edildiği zaman batı çocuğu doğuştan günahkâr kabul eder ve onun vaftiz edilmesini gerekli kılar, oysa bizde İslam inancında çocuk tertemizdir, fıtratı güzeldir, anne baba ya da çevresel faktörler bunu değiştirir.Peki bunu nasıl mümkün kılmak için neler yapmalıyız?

Burada en önemli unsur ahlak unsuru, bugün sevgiden, merhametten, şefkatten, Allah korkusundan, Allah sevgisinden, dini inançlardan soyutlayarak bir seküler ahlak aşılamaya çalışıyoruz. Ahlakın içini dolduran dini unsudur. Batı da öyle gelişmiştir. Ailede milli ahlaki değerleri ince elenip, sık dokunarak işlenmesi, bunların çocuğa mal edilmesi içten ve dıştan gelecek yıkıcı faktöre karşı zırhtır. Anne ve babaların çocuklarına karşı sonsuz şekilde gösterdikleri bu temelinde şefkat ve merhameti başka birinde görmek mümkün değildir.

Ebeveyn bunu ne kadar ve nasıl kullanmalı?Çocuk ebeveyn düalizmin ilkeleri nasıl olmalı?

Karakteri mükemmel, onurlu ve tutarlı bir şahsiyet imajı nasıl verilmeli.

Yarınlara güvenle bakan hamleci ruha sahip, kimliği idrak eden, iyiyi kötüden doğruyu yanlıştan ayırıp tahlilini yapabilen, muhakeme gücüne sahip nesil nasıl yetişmelidir?

Bu ve buna benzer sorunların cevabı ben duygusundan uzak biz duygu ruhuyla yetişen çocuklara, milleti için var olan gerekirse kahraman olan ideal nesiller ortaya çıkarmak için bu dini değerleri mutlak surette verilmelidir.

Ahlaki değerlerin verilmesi yanında çocukta mevcut fakat gizli olan öğrenme kabiliyeti, bilgi alanı, ruhi ve fizyolojik gelişmenin gereksinimi de çok sık şekilde verilmelidir.

İlk terbiye zorunlu olarak üstlenen anne babanın çocuğa karşı tutumları tutarlı ve bilinçli olursa topluma karşı görevini yerine getirmiş olur. Bu manada Hz Ali efendimizin çok güzel sözü var, çok güzel pedagojik tespittir. Diyor ki evlatlarınız sizin zamanınızdan başka bir zaman için yaratılmıştır. Dünya işlerinde onları yetişecek zaman dilimine göre hazırlamalısınız. Geleceğimizi inşa ederken, istikbalimizin inşasında mimarlarımız çocuklarımızdır. Çocuğun gelişmekte olan kişiliği manevi ve milli değerlerle yoğrulmalı ve ben değil biz duygusu gibi yüksek değerler telkin edilmelidir. Bunu da birinci derecede telkin eden annedir bunun için ‘’Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder’’ boşuna değildir.

S.A-İkinci nesilden bu karakter eğitimini aldığımızı söylediniz. Dolayısıyla eğer ikinci nesilden almıyorsa sadece bilgi hamalı olarak kalıyor ve onu hayatına geçirmekte zorlanıyor anladığım kadarıyla.

Kesinlikle doğru. Günümüzdeki modern insan inandığından çok yaşadığına inanıyor. Burada önemli noktayı söylemek istiyorum. Bugün bütün batıda gelişen kişisel gelişim, NLP’ ler var, insanların karakterini ölçüyor. Aslında burada çok basit formül, bir insanın kişiliğini şahsiyetini ölçmek, değerlerle davranışları arasında uyum ve de şu üç değer. Emaneti koruması, yalan söylememesi ve söylediği sözü tutması. Ama maalesef bugün Müslüman’da olması gereken sıfat kâfirde var, kâfirde olması gereken Müslüman’da var. Değerle davranış arasında bir uyum yok. Uyumsuzluk var, o zaman bu sıfatları bürünenler dini terminolojide münafık olmuş oluyor. Dili başka söylüyor kalbi başka inanıyor. Burada üç amil; kişinin doğru söylemesi, emanete sahip çıkması, verdiği sözü tutması. Bir kişiyi anlamakta 3 önemli sıfat.

S.A-Hamleci ruha sahip dediniz, yüksek değerlerle yetişmesi gerektiğini söylediniz gençlerimizin, nesillerimizin, şimdi belki hamleci ruha sahip olmaması için ciddi yaptırımlar var, televizyonda gösterilen dizilerden tutun da herhangi bir problem yaşadığınız çocuğu bir psikiyatriste götürdüğünüz zaman hemen hiperaktif diye verilen uyuşturucu ilaçlara kadar, bunlar hamleci ruhu öldürüyor mu?

Hamleci ruh, müteşebbis ruh Türk milletin de olması gereken, Müslüman’da olan bir sıfat. Mesela bize emredilen beş vakit namaz hamleci ruhun tezahürüdür. Bu bizi her an canlı tutar. O hale geldik ki Batı değer yargılarıyla batı sıfatlarına büründüğümüz için, o hamleci ruhu unuttuk başka bir ruha büründük. Medya kuruluşları okulun yerine kuma geldi. Okul sanayi devriminden sonra ailelerin elinden alıp çocukları milli devletler, ulusal devletler yetiştirme projesi idi. insan tasarımı projeleri idi, ailelerin değil de kurumların, devletin yetiştirmesi şeklinde bir plandı. Fakat maalesef bugün ailenin ve okulun etkinliğinin yerini medya aldı. Medya bırakın hamleci ruhu, ruhu da aldı. Hiçbir şey yapmayan, miskin miskin oturan, her şeyi alın teri olmayan sünepe bir hayat vermeye çalışıyor.

Ruh ve beden dengesi nasıl ki değerle davranış dengesi paralel olur da birbirini teyit ederek gelişirse, ruhla beden dengesi birbirini teyit eder şekilde gelişirse o zaman hamleci ruh ta olur geleceğimizde sağlam nesillere emanet etmiş oluruz. Burada helal gıda ile beslenme de önemlidir. Bu konuda acaba ne kadar hassas davranıyoruz? Acaba tereddüt ettiklerimizden ne kadar kaçınıyoruz? Bunu yapmadığımız için özellikle asrımızda gençliğin anarşist ruhlu yıkıcı olmaların mayasında kanaatimce anaların çocuklarını iyi terbiye etmemesi ve yiyeceklerinde helal haram ölçüsüne dikkat etmemeleri yatmakta.

Napolyon söylüyor yanılmıyorsam. ” Bana iyi ve dürüst analar veriniz, size iyi vatandaş vereyim” diyor. Ülkeyi kalkındırmak, yarınları emanet etmek için. Anneler itina göstermesi lazım, babalar helal lokmaya son derece dikkat etmeli.

Sayısız İslam büyüklerinde birçok örnekler var helal yeme noktasında kaç nesil tezahürleri ortaya çıkıyor. Gençlik haram lokmayla beslendiği için, haram lokma hiç şüphesiz ruha da bedene de tesir ediyor. Yiyeceklerimizin durumları, bugün yiyeceklerimizi düşünün. Bugünkü çocuklara ‘Test çözen, tost yiyen çocuklar’ diyorum. Ne sulu yemek yiyor, ne gıda verici şeyler yiyor. İnsan beden ve ruhuyla bütün olduğu için. Bedenin de sağlam olması lazım. İbadet yapması için de bedenin sağlıklı olması lazım. Onun için dünyada tespit edilmiş Hint toplumu otçu bir toplum malum, otçu bir toplumu İngilizler iki asır boyunca koyun gibi inek gibi gütmüşler. Çocukların beslenme alışkanlıklarına dikkat edilirse zihinsel gelişimleri de bedensel gelişimi de birbirini teyit edici olur, doğrulayıcı olur. Aynı paralelde olur.

 

S.A-Konu her yönüyle ele alınması gereken bir husus, Hocam dediğiniz gibi Hz Mevlana da söylüyor ‘’insan yediğinden müteşekkildir’’diye. Kişi ne yerse ondan sadır olacak haller, davranışlar da ona göre olacaktır. Sizin gibi bu konularda araştırma yapan, gönlünü emeğini vermiş değerli insanları ağırlamak istiyoruz ki gündeme getirip, bunların bilincinde olalım, şuurunda olalım.

Sonuç olarak diyebilirim ki günümüzde çocuklarımıza iyi örnek olmak zorundayız. Sözden ziyade özü temsil etmeliyiz. Tebliğden ziyade temsil noktasında ciddi örnek rol model olmak zorundayız. Başta da ifade ettiğimiz gibi değerle davranış arasındaki uyum ne kadar kuvvetli olursa, her hususta anne babaların, okulda öğretmenlerin, sokakta ağabeylerin, ablaların, diğer büyüklerin bu uyuma dikkat edilirse çünkü hayat bir laboratuar. İnsanlar görsel öğreniyor genellikle, çocuk önce taklit ediyor sonra tatbik ediyor. Bugün bazı zengin ailenin çocukları tahammül edemiyor, intiharlara kadar gidiyor. Bugün dünyada intihar vakasının en yüksek olduğu ülke İsviçre’de bile zengin aile çocukları ülkemizde de böyle. Demek ki madde kişi ve ülkelerin, dünyanın sağlığı sıhhati, barışı için kâfi gelmiyor. Ülkeleri batıran parasızlık değil ahlaksızlıktır. Onun için çocuklara kişilik şahsiyet, doğruluk, güzellik, iyi hasletleri aşılamak gerekir. Bunun için de bunları yaparak öğretmek gerekir; yoksa söz her yerde söyleniyor, asıl bunu davranış haline getirmek önemli, davranış kalıbı şekline sokması önemli.

S.A-Bu davranışların benimsenmesinde hocam hikâyelerin, masalların yeri var mıdır?

Şüphesiz çok önemli yeri var, zaten onları kaybettiğimiz için çocukları bugün eğitemiyoruz, çocuklar tatmin olmuyor. Çocuklarımızın ruh dünyalarına seslenecek nesnelerimiz yok. Mevlana’nın Mesnevileri, Bostan ve Gülistan, Beydeba gibi klasiklerimiz aile içinde okunsa mesela hadis okunup açıklaması yapılsa, onunla ilgili İslam büyüklerinin menkıbelerinden okunsa, masallar okunsa, bunlar ruh dünyalarına seslendiği için çok olumlu tesirler meydana getiriyor. Ve çocuklar ruhunda şekillendiği için hiç unutmuyor.

S.A-Çizgi filmi yapılsa sineması, tiyatrosu yapılsa görsel olarak da desteklense çağımızın teknolojisinden de faydalanarak hoş olmaz mı sizce de?

Hiç şüphesiz. Bugün dünyayı eğiten filimler, sinema ve filmlerin tesiri neredeyse ailenin, okulun üzerinde yer edinmiştir. Öyle kötü filimler var ki. Çocuklar üzerinde kötü tesir yapıyor. Onları sürekli eleştirmek yerine alternatif sunmak zorundayız, iyiyi güzeli gösterelim ve onları çocuk ayırt etsin. Eğitimde ayırt etme özelliğini kazandırırsak, çocuk kurtulmuş sayılır, tamamen taklitçi, tamamen başkasına bağlı, zihnini başkasına kiraya vermiş şekilde yaparsak bu da zararlı. Aldığı eğitimi kendi potasında eğiterek, nasıl ki elinin parmak izi herkesin farklı, karakter, kişilik de kendine özgüdür, kelimeleri ifade etmesinden tutun da jest ve mimiği kendine özgüdür. Orijinallik olursa bu güzeldir. Kişiye bu metodu, o yolu göstermek lazım.

S.A-Şöyle demek mümkün mü? Hem kişiler kendi şahsına ait özellikleri koruması gerekiyor, aynı zaman da ülke, millet olarak geleneksel bazı değerleri muhafaza etmemiz gerekiyor ki tarih sahnesinde sağlam bir duruşumuz olsun, bize ait özgü değerlerimiz olsun.

Evet, kişi kendi olsun, başkasını taklit edeceğine güzel hasletleri kendine özgü göstersin. Bir şeyin aslı varken taklidin kıymeti yoktur. Taklidin asıldan daha iyi olması mümkün değildir. Onu da biz büyükler olarak bizim göstermemiz gerekiyor, yönlendirmemiz gerekiyor. Kesin hükümler bugün şunu yap bunu yapma çocukta aksi amel meydana getiriyor, tersini yaptırıyor. Bununla ilgili araştırma yapmıştık. On iki iletişim özelliğinin Batıda Thomas Gordon diye araştırmacı var. On iki dalda anne baba ve öğretmenlere uygulanmış. Biz de burada uygulamıştık bir öğrencimle birlikte yapmıştık. Bilimsel araştırma. Aldığımız neticede mesela çocuğa emretme, çocuğa ödevi yap, şunu yap şunu yapma diye emreden anne babayla, emreden öğretmenin aldığı neticeyle, akademik başarıyla başka bir üslupla söylediği zaman arasındaki başarı arasında dağlar kadar fark vardı. İnsan karakteri üzerinde devamlı emretme, hükmetme başarılı olmuyor. Üslup olarak şunu yap yerine, şunu yapalım bunu yapmayalım demek daha etkili. Küçük bir nüans insanda nasıl başarıyı meydana getiriyor. Onda algılamayı veya ona karşı yaptırma güdüsünü. Çocuğuna yalan söyleme diyen anne, baba günde on defa yalan söylüyor, çocuk algılamıyor mu? Çocuğun algılaması bir profesörün algılamasından yüz kat daha fazladır. Onun için çocuklarımıza büyük gibi muamele etmek, çocuktan muamele beklerken çocukça beklemek lazım. Onlara muamele ederken yüksek muamele yapmak, onlardan alırken küçük bir çocuk olduğunu unutmadan muamele beklemek lazım. Bu manada çok hassas olmak lazım sadece emretme olarak değil diğer durumlarda dikkat etmek lazım. Büyüklerine karşı sevgide, hürmette aynı şekilde. Kendimiz örnek olmamız lazım. Hz Ali’de abdest örneğinde olduğu gibi sanki benimki yanlış ta seninki doğru gibi göstermek, insan tersinden bazen daha iyi anlayabiliyor.

Son yapılan araştırmalarda şahsiyetin oluşması 4 ila 8 yaş arasında bilemedin 10 yaş arasında. O dönem çok hassas, kritik bir dönem. Türkiye’ye baktığımızda o dönemdeki anne babaların özellikle emanet ettiğimiz annelerin, tespit ettiğim kadarıyla sabah 10 -11 mutfakta olmaları çocuğu televizyon karşısında oturtup meşgul etmeleri. Çocukla dolu dolu vakit geçirmek önemli. O çizgiler tek tek kazınıyor zihnine. Uygulaması kolay bir şey değil aslında. Evet çok zahmetli zor bir iş. Onun için cennet annelerin ayağı altında.

Özellikle annelerin çok dikkat etmeniz lazım. Yüz tane baba bir araya gelse bir anne etmez.

 

YAYIMLANMIŞ KİTAPLARINDAN BAZILARI:

Eğitimde Başarının Şartları. İstanbul, (1998).

Sivil Demokrasi Çağrısı(Derleme), İstanbul, (1999).

Şimdiki Çocuklar Harika. İstanbul, (2001).

Çocuklar Küçük Birşey Değildir. İstanbul, (2002).

Mutlu Aile Mutlu Çocuk(Çocuk Eğitimi), (2003).

Başarıya Yürüyenler (Biyografik Eser), İstanbul, (2005).

Ailenin Aynası Çocuk (Çocuk Eğitimi), İstanbul, (2006).

Ailede Sevgi Eğitim (Editör), İstanbul, (2009).

İnsanlar Konuşa Konuşa (C.Doğan ile birlikte), İstanbul, (2011).

Selma Aşıkoğlu ‘’Şen Haneler’’

Okunma Sayısı : 171

Yorum yapın

Ayın Konusu

Mutluluk

Röportajlar

Özkan Öze İle Mini Sorular

Mini sorularımızı  "Merak Ediyorum Serisi" nin yazarı  Özkan Öze'ye sorduk bu kez. Yazarın Tarık Uslu ismiyle Acayip Kitaplar serisi de çok eğlenceli. En son "Daha da Küçükler için Merak Ediyorum" ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"Sizin en hayırlınız, ailesine iyi davrananızdır. Çünkü ben ailesine en iyi davrananınızım . (Hadis-i Şerif) "

Kitap

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk

ONLARDAN; SEVMEK, KAYBETMEK VE İYİLEŞMEK ÜZERİNE ÖĞRENECEĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR. Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk, yayınlandığı 2007 yılından beri çok satanlar listesinden çıkmamış ve temel eser haline gelmiş bir kaynak. Bruce D. ...
Devamını Oku