Çocuklarımızın Sevgiye İhtiyacı Var

18 Mart 2019Anlat Rahatla15 Yorum »

çocuklar sevgi kalp

Bir Ana Yüreği Diyor ki…

Örnek aldığımız Batı’nın en fazla sosyal refaha sahip ülkelerinin başında gelen İskandinav ülkelerinde anne-baba ve 3 çocuklu bir ailede, en az bir kişi, en az bir kez intihara teşebbüs etmiş oluyor.

Beş kişilik bir ailede bir kişi alkolik ya da uyuşturucu kullanıyor.

Beş kişilik bir ailede bir kişi homoseksüel, lezbiyen, biseksüel, ya da ensest ilişki içinde.

Beş kişiden bir kişi psikolojik destek almadan kendini yönetemiyor.

Beş kişiden bir kişi, anneden kaynaklanan beslenme ve davranış sorunları ya da doğum sonrası süreçte yaşadıkları sebebi ile psikolojik ya da fiziki şiddet ya da baskıya maruz kalmış ve bedeni ya da ruhi sorunlar yaşıyor..

Artık evlenmiyorlar, sadece birlikte yaşıyorlar. Hiçbir şeye inanmıyorlar. Ateist de değiller, Agnostik… Hedonist…

Çocuk yapmıyorlar ya da çocukları ile birlikte de yaşamıyorlar. Evlenenler evliliklerini sürdüremiyor ya da devam eden evliliklerde mutluluk katsayısı çok düşük..

BATI TOPLUMU intihar eden bir toplum! Kendi cehennemlerine odun taşıyorlar.. Yazık!
Bizim medeniyetimizde birey de, toplum da hak ettiği yerde durur ve arada AİLE vardır.

Aile, birey ve toplumun buluşma noktasıdır. Kozmik bir derinliğe sahiptir.. Biz, ailede birey olur, ailede toplumsallaşırız.

Zaman kötüye gidiyor. Artık insanoğlu dönemi kapatılıyor. Şeytani akıl boş durmadan bunun için çabalıyor.

Yapay zekalı robotlar geliyor. Bunlarla evlilikler olacak. Nesil çoğalması olmayacak. Tek cins insan, tek din, tek dil olacak. Siber savaş var, biyolojik savaş var, devletler üzerinden savaş var.

SOSYAL MEDYANIN YAPAY ZEKASINI FİTNECİ OLARAK KULLANIYORLAR. Bundan önce savaşlar silahla idi. 21.yüzyılda bu değişti. Şimdi siber savaş var. En tehlikeli savaş şekli. Bakın açıklama yapıldı. Önümüzdeki 10 yıl içinde bir virüs ortaya çıkacak ve 6 ay içerisinde 10 milyon kişiyi öldürebilecek. Kimyasal terör var. Dünyada tabii Türkiye’de de topraklar verimsizleştirildi kimyasallarla. Artık temiz ürün yok.

En önemli savaş ZİHİN KONTROL SAVAŞI! Sosyal medya üzerinden tüm dünya çocukları üzerine bir kontrol uygulanıyor. Türk insanının nesline, gençliğin beynine operasyon çekilirse sosyal medyadan, filmlerden, oyunlardan ne çıkar 20 yıl sonra ortaya.

Aynı şeye inanan tek tip insan. Neslimizi kaybettiğimizde ortada hiç birşey kalmayacak. Yapay zekalar çocuklarımızı bizden daha iyi tanıyor. Çocuklarımızın üzerinde istediği şekilde yönlendirme yapacaklar.

Artık onlar bizim çocuklarımız olmaz. Şeytanın yeryüzündeki askerleri olur. Elleri telefonda komut bekleyen, duyarsız zombi olurlar. Sevgi, merhamet, şefkat, yardım, ağlama, üzülme, pişmanlık tüm duygular belleklerinden siliniyor.

Bizim kadınlarımızla bizi dağıttılar. Aileyi parçaladılar. Son darbe çocuklarımızla, onları da parçalarla yok edecekler. Bizim çocuklarımızla bizi vuruyorlar. En önemli şey neslimize sahip çıkmaktır.

Allah’u Teala’nın Rahman ve Rahim ismi aşkına çocuklarımıza rahmetle yaklaşalım. Sevgi onların kalbine giden tek yol. O yolun meşalesi hayatı onunla yaşamak. Çocuklarımızı kenara atmayalım. Teknolojiden koparttığınız beş dakika bile kardır. Onların kalbine, beynine format atmanın tek yolu anne-baba varlığını hissettirmek.

 

Yeni Zelanda’da cuma namazı saatlerinde 2 camiye silahlı saldırı düzenlendi. İki şeytani aklın savaşı, bu arada Müslümanlar yok edilmeye çalışılıyor. Müslümanlar acımasızca katledildi. Şehit olanlar var, gazi olanlar var. Ama biz çocuklarımızı zihinsel kaybettiğimizde şehit olamayacaklar. Günahkar olarak ölecekler.

Allah yardımcımız olsun. Allah hepimize ehl-i sünnet şuuru versin. (amin)

Okunma Sayısı : 2.617

Yorum yapın

“Çocuklarımızın Sevgiye İhtiyacı Var” için 15 Yorum

  1. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    SELAMÜN ALEYKÜM
    Meryem hanıma, Şirpençe ve Gulpembe hanıma teşekkur ederim.
    Tatilde olduğumuz için çok uzak kaldım. Malum köyde ne iş biter ne güç.
    Anlatmak istediğimi yukardaki hanım kardeşler çok güzel izah etmiş. Bana pek birşey kalmamış.

    Herkesin görüşü, düşüncesi hatta inancı bile farklılık gösteriyor.
    Ana-baba hakkını konu almadım ki. Bunun üzerine nice hadisler var tabiki.
    Kadına saldırı da söz konusu değildir.

    Farkedilmesini istediğim şey ŞUURSUZ VE BİLİNÇSİZCE ALLAH RIZASINI GÖZETMEDEN BAĞLANMA VE BU BAĞLANMAYI İNSANOĞLUNUN BİR KOZ OLARAK NEFSİNİ TATMİN İÇİN KULLANMASIdır.

    Aşırı bağlılık ve ya bağımlılık kişinin üzerindeki maddi ve manevi hastalıkları yüklenilmesine kadar gidiyor. Anneyi üzmemek kalbini kırmamak başka anneye körü körüne bağlanarak (dikkat edin bu sevgi değildir) kendi kulluğunu şahsiyetini yok sayıp annenin kimliğine madden ve manen girmek başkadır.

    Maalesef bu yabancılara ait olan tespit bizim ülkemizin dillendirilmeyen kanasıdır. Anne bağımlılığının (Allah rızası için olan sevgiden bahsetmiyorum) verdiği hasar saymakla bitmez.Bu kanayan yarayı dillendirmek, farkedilmesini sağlamak şuurlanmak ne hadise ne ana hakkına nede Yaradan a karşı gelmektir.
    RUH DA BEDENDE ALLAH A ÖZGÜRCE KULLUK YAPMALIDIR!!!

    TÜM SİTE SAKİNLERİNE SELAM OLSUN…

    • Şirpençe diyor ki:

      Muhterem ANA YÜREĞİ hanımefendi kardeşimiz,

      Beni hatunlar listesinde zikretmişsiniz:-)
      Ben erkeğim.
      Teşekkürünüz için Allah razı olsun.

      Selam ve dua ile.

      • ANA YÜREĞİ diyor ki:

        Bu çok fena bir yanlış anlaşılma oldu.
        Çok Çok Özürdilerim.
        Kusura bakmayın.

        • ALBATROS diyor ki:

          Estağfirullah!
          Sadece bilgilendirmek için yazmıştım.
          insanlık hali gözden kaçmış olabilir.
          Selam ve dua ile.

  2. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Ayyy! Evlenecekmişim, çocuğum olacakmış…
    Ooo! Hiç gelemem. Amaç çocuksa sperm bankaları ne güne duruyor? Babası mümkünse belli olmasın, zaten tek ebeveyn olarak ben yeterim. Koca işiyle uğraşamam. Külkedisi miyim ben?

    -Sevgi en büyük bağdır. Çok şükür kalbim sevgiyle doldu. Huzur buldu. Gönül eşimle yuva kurdum. İki sevgiliden gelecek olan meyveleri beklemek için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Zoraki evlendiğim yetmezmiş gibi, çocuk sahibi olmak gerekmiş. Balayı yeterliymiş. Fizikimi bozup, hamile kalamam. 9 ay karnımda taşıyıp, hiççç eziyet çekemem. En iyisi taşıyıcı bir anne, imdadıma yetiş.

    -Hamile kaldığımın haber sevinciyle yaşamak, içimde bir canlının yaratıldığını tefekkür etmek, minicik tekmeleri hissederek, sabırla ve mutlulukla doğmasını beklemek için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Evimize yeni üye geldi. 9 ay karnımda taşıyıp, ağrı çekmeden doğurmak istediğim ve kendi isteği ile değil, benim karar verdiğim gün, içimden koparılıp alınan çocuğum…

    -Normal doğması için, Allah’ın nasip ettiği gün hayata kendi isteği ile gözünü açması için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Emzirmek meşakkatli. Hem ağrılı, hem zaman kaybı, hem de sabır işi. Neyse ki hazır mamalar işimi görüyor. Zamanım, acı çekme korkumdan kurtuluşum da bana kar kalıyor.

    -Anasının kucağında, hem sağlıkla, hem sevgiyle-şefkatle büyümesi için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Çocuğa bağlı olarak evde yaşayamam. Daha iyi ve lüks yaşam için, kendi arzularımın tatmini için, çalışmam, özgür olmam lazım. Bakıcı, olmadı annanne-babanne yardımda gönüllü zaten. Çocuğu onlar büyütsün. Ben maddi ihtiyacını karşılarım daha ne? Annelik duygum kabarırsa arada, tatmin etmek için anne-çocuk saati yeterli olur.

    -Gelişiminin her aşamasında yanında olduğumu, yürümeye çalışırken düşerse tutacağımı, dişi çıkarken kaşınıp ağladığında derdine derman olacağımı, hastalandığında sabaha kadar başında dört döneceğimi, güven içinde büyüyeceğini, her anın anne çocuk anı olduğunu yaşatabilmek için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!

    -Çok şükür kreş yaşı geldi. Ben parasını vereyim başkaları büyütsün. Getirip götürmek yeterli benim için. Parasıyla değil mi? Onlar zapt etsin. Ne işe yarıyorlar?

    -Yaramazlığı ayrı güzel, mücadelesi ayrı güzel. Hele mutfaktaki dolap içlerini odasına taşıması yok mu? Ev içindeki, dışardaki, parktaki keşfini seyretmek için, minik bir insan olarak arkamdan beni sevimli sevimli taklit etmesi için, yemeğini yemeye çalışırken, her tarafını kirletmesi, ama kaşığı ağzına götürdüğündeki mutluluğunu görebilmek için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -0-3 yaş bakıcı, 3-6 yaş kreş-anaokulu, bir yılda okula geç başlasın ki, akranları arasında hem cüsseli, hem akıllı olsun. Eee 7-19 yaş arası da okul hayatını atlattık mı, artık bir yetişkin, baksın kendi başının çaresine. Ekmek elden su gölden hayat bedava mı canım?

    -Evladımla oynuyor, geziyor, masallar okuyoruz. Saklambaç oynarken gözlerini yumup saklandığını, onu bulamayacağımı sanıyor ya çok tatlı… Evden 6 yaş anaokulu zorunluluğu ile ayrıldı. Zaten kesintisiz 12 yıl okuyacak. Ortaokuldan sonra dininin tam bir öğrenimi için Kur’ an kursuna gider diyordum ama artık oda imkânsız. En azından yazın bağda, bahçede bizimle ve toprakla buluşuyor diye sevinirken okul dönemlerini uzatarak yaza kadar yayacaklarını duydum. Evladımın 12 yıl koparıldığı yetmezmiş gibi, yaz ayında da çalışıp iş öğrenmesine engel olunmaması için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Artık genç oldu. Avmler en güzel ve en güvenli bakıcılığı üstleniyor neyse ki. Şimdi onu kim takip edecek ilgilenecekti yoksa? Vereyim parasını giysin, süslensin arkadaşları ile avm de gönlünce eğlensin. İstemezse sportif faaliyetlerde bulunması için yazdırırım spora, kulüp kulüp gezer. Ben de özgürce gezeyim yeter ki ayağıma bağ olmasın.

    -Allah’ım ne özel bir güzellik. Çocuğum artık yetişkin olmaya hazırlanıyor. Hayatı anlaması, yaşam ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenmesi, dinini bizimle yaşaması, anneliğine-babalığına, karı-kocalığına hazırlanması için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Okul diye diye diplomalı olup her şeyden gafil kalıp şuursuz olacağına yuvasında kalıp feraseti öğrenmesi için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Hayatı film gibi yaşamak yerine, anne babasının güvenli kolları arasında gerçeklerle yüzleşip başa çıkmayı öğrenmesi için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Özgürlük, hak diye kendini savunup insanlığını, kulluğunu unutmaktansa, kadınsa kadın erkekse erkek olduğunun edebiyle yaşaması için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Flört ederek namusuna zeval getirtmek yerine, uygun bir eşle evlenmesi için DOKUNMA ÇOCUĞUMA!!!

    -Çalışıp daha fazla para elde ederek emekçiyim, işçiyim, meslek sahibiyim diye kocasından çocuğundan bir haber yaşamaktansa, az parayla, aza kanaatle sevgiyle çocuğunu büyütmesi, saygıyla kocasına sahip çıkması için DOKUNMA KIZIMA!

    -Hayat müşterek karım çalışan meslek sahibi biri olsun diye düşünüp kendini kadınsız, çocuğunu anasız, yuvasını sahipsiz bırakmaktansa, karısını kıskanması, namusunu gözetmesi, yuvasının, çocuğunun selametini paraya değil, dişi kuşun yuvada olmasına bağlaması için DOKUNMA OĞLUMA!!!

    Ben bir ANAYIM!
    Ben bir BABAYIM!
    Her zamankinden daha çok yüreğimin içine koydum, sakladım evladımı. Çocuğuma dokunabilmen için önce o yüreği yarman gerekir. Bizdeki yürek etten değildir. Çok şükür imanla dolu, ehlisünnet şuuru ile sarılı, KUR’AN la kaplıdır yar yarabilirsen… Evladımızı siz şeytani, Siyonist, kapitalist, ateist, deist akla kurban vermemek için her daim uyanığız ve tetikteyiz!

    UZAK DUR ÇOCUĞUMDAN!!!
    (Ana yüreği)

  3. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    İTİKADIMIZA EL UZATMAYIN!

    Müslüman çocukları için Tevrat

    Ülkemizde Musevi inancına sahip kimseler var mı? Var. Onların bu eserleri yayınlama hakları var mı? Var. Yayınlamışlar mı? Evet! Musevi Gözlem Yayınevince neşredilmiş, 5 hacimli ciltten oluşan bir Tora tefsiri var hâlihazırda. Bu durumda yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de kim hangi gerekçeyle Tevrat Tefsirine ihtiyaç duyar?

    Aslantaş buna da şöyle cevap veriyor: “Eser, ülkemizdeki okuyucular, özellikle de ilahiyat, dinler tarihi ve Yahudi okuyucular için kullanışlı bir metin haline getirilmeye çalışılmıştır.” Yahudiler ayrıca ve en sonra zikredildiğine göre ‘okuyuculardan’ kast edilen Müslümanlar! Demek ki, bu eserin birinci hedefi Müslümanlar! Yani çok bilinçli bir tercih!

    Amacını daha da açarak şöyle diyor Aslantaş: “Kutsal kitabın daha iyi anlaşılması için bunun kaçınılmaz olduğu âşikârdır…” İnsanların yazdığı uydurma Tevrat bu ilahiyatçıya göre “ilahî bir kitap.” Ayrıca anlaşılması için dertleniyor. Kim anlayacak? Müslümanlar! İlahiyatçımızın derdine bakar mısınız? Daha bitmedi! Bu eser için “makbul tefsir” ibaresini kullanıyor. Muharref Tevrat için “kutsal” diyen bir kimsenin tefsiri için “makbul” demesi çok bir şey mi?

    İlmihal yerine muharref Tevrat mı?

    Aslantaş devam ediyor: “Sa’adya, Tevrat metnini geniş kitleler tarafından daha iyi anlaşılması için Arapçaya tercüme etmiştir…” Sa’adya bir Yahudi olarak Tevrat’ın anlaşılması için dertlenebilir. Peki, sizin gerçek derdiniz ne? Türkiye’de kim, hangi gerekçeyle Tora tefsirine ihtiyaç duyar? İlmihal bile okumayan topluma, Tora yayınlamak da neyin nesidir?

    Bu ülkede “İmam-ı Mâtürîdî kimdir” veya “Mâtürîdîlik nedir” desek, kaç üniversite mezunu cevap verebilir? Yüzde 1 mi, yüzde 5 mi? Daha fazlasını demeyin kabul etmeyiz.

    Bu eseri hazırlayan ve neşredenler, bize muharref Yahudiliği anlatsa, Yahudi inancındaki sapkınlıkları gösterse baş tacı ederiz.

    Yahudi veya Hıristiyan cemaatleri kendi dinleri ile ilgili eserlerini kendi imkânlarıyla neşredip, sadece kendi yaşadıkları yerlerde kendi cemaatlerinin mensuplarına satmışlardır. Şimdi ne oluyor da, Yahudi cemaati kendi imkânı ile kendi tefsirini neşrederken, devlet parasıyla bir ilahiyatçı, Tora Tefsiri neşredebiliyor?

    Bu işin faillerinin asıl maksatları ne? Kime ne mesaj veriyorlar, kimden ne medet umuyorlar? Bunun hesabının sorulmayacağını mı sanırlar?

    Sakın birileri bu neşirden korktuğumuzu falan sanmasın! Derdimiz, İslam’ın zafiyeti falan da değil. Lakin Müslümanların zafiyetinden korkarız.

    Hepimiz kâdim ulemânın, muharref Tevrat’a yönelik yazdıklarını biliyoruz. Kudemâ her zaman yegâne hak din olan İslam’ı anlatmış, muharrefin de ne mânâya geldiğini açık açık izah etmişler. İşte bu yüzden, Tora Tefsiri yayınlamak, Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) ve ulemâ ile yarışmak değilse nedir? Bu çalışma, ümmetin bağrına hançer değil midir?

    Müslümanların paralarıyla yapılan bu ötenaziyi unutacağımızı kimse ummasın! Unutmayacağız!

    (CAN KEMAL ÖZER)

    “Ya İslam’la yükselir, ya inkârla çürürsün
    Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün”
    Necip Fazıl merhum

    • Yahya diyor ki:

      Ya İslâm’da erirsin.
      Ya inkârda çürürsün.
      Yol mezarda bitmiyor.
      Girdiğinde görürsün.

      Abdürrahim Karakoç

  4. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Yavaşla! Bu hayattan bir defa geçeceksin!

    Hep bir yerlere koşturuyoruz. Hep acelemiz var. İşler bir türlü yetişmiyor. Zaman yetmiyor. Çok yoğunuz. O kadar yoğunuz ki durup dinlenecek, etrafımıza bakacak, eşimize dostumuza hatta çocuklarımıza bile ayıracak vaktimiz yok.

    Ne kadar zaman oldu, bir dostumuzla şöyle keyifli bir sohbet etmeyeli? Ya da çocuğumuzla, onu bir kurstan diğerine taşımak dışında, yalnızca onunla birlikte olmak için vakit geçirmeyeli?
    Peki ya kendimizle baş başa kalmayalı?
    Bir deniz kenarında çayımızı yudumlayıp, havayı içimize çekerek bir iç konuşması yapmayalı?
    Bir kitabı gerektiği için değil, yalnızca hoşumuza gittiği için okumayalı?
    Bir hız çağında yaşıyoruz.

    Ne kadar hızlı olursak o kadar başarılı sayılıyoruz. En ufak bir yavaşlığa tahammülümüz yok. Önümüzde yürüyen yaşlı adama yavaş yürüdüğü için sinirleniyor, hızlı adımlarla onun önüne geçiyoruz. Trafikte ilerleyen arabanın sürücüsü biraz yavaşlayacak olsa var gücümüzle kornaya basıyoruz. Hep telaşlı, hep aceleciyiz. Daha çok başarmak, daha çok kazanmak, daha çok rekabet edebilmek için acele ediyoruz. Durup dinlenmeye, hayatın inceliklerinin farkına varmaya vaktimiz yok.

    Tatillerimizi bile sıkıştırılmış paket programlarla, koşturmaca içinde geçiriyoruz. Oysa ne kadar çok ihtiyacımız var yavaşlamaya!
    Bir çiçeğin kokusunu içimize çekerek, tanımadığımız bir çocuğa gülümseyerek, havanın tazeliğini tenimizde hissederek, yediğimizden içtiğimizden keyif alarak yaşamaya, derinlemesine bir sohbetten sonra duyulan ruhsal doyumun tadını çıkarmaya… Kendimizin ve başkalarının farkına varmaya…
    Bunu nasıl mı başaracağız?
    Öncelikle yavaşlayarak.

    Doç. Dr. Kemal Sayar “Yavaşla!”

  5. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    AHİRETE İNANIYOR MUSUN?

    Gençler tarafından deistlikten, ateistlikten bahsedilmiyor artık, o safhayı çoktan geçtiler. Devamlı film izleyen gençlik, inancın olmadığı, her şeyin sorgulandığı, akla-mantığa uymayanın yok sayıldığı, artık başka bir dünya içerisinde yaşıyor. Bizim yanımızdaki sadece bedenleri. Onların ruhları, şeytani aklın yönetimi altıda. Allah’ın yarattığı her şeyi sorgulatan akıl, kendisine ise sorgusuz, sualsiz itaat ettiriyor.

    Unutmayalım ve artık gerçekleri görüp kabul ederek hareket edelim ki, var olan yapay zeka çocuklarımızı bizden ve dahi bizleri bile kendimizden daha iyi tanıyor! Teknoloji, film, oyun, sosyal medya ile yön veriyor. Tabiri caizse, istediği zaman istediği kıyafeti üzerimize giydiriyor.

    Zombileşmiş olan nesil uyandırılmalı, hipnoz bozulmalı. Bu da ancak Allah’a ve ahiret gününe imanla olur.

    Çocuklarımıza, ahirete imanı aşılamak, onları tüm kötülükten ve günahtan alıkoyar. Ama öncelikle anne baba olarak, bizler ahiret inancımızı sorgulamamız lazım. İmanın şartlarından olan, Ahirete iman kalbimizden çıkartıldı, unutturuldu. Oysa ki, kişiyi kötü işe sevk etmekten koruyan tek zırh ahirete imandı. Bu yüzden bilinçli bir şekilde unutturulan, sorgulatılan ahirete iman inancı, bizi de evlatlarımızı da günaha, isyana, inançsızlığa itiyor. Ahiret yokmuş gibi davranıyoruz ve yaşıyoruz. Bunu İslam camiası daha fazla benimsedi maalesef.

    Ahiret ilmi için arifler demiştir ki:
    “Bu ilimden nasibi olmayanın son nefesinden korkulur.”
    “Bazen diğer ilimler ile de tahakkuk eden bu ilim, kendisinde dünya sevgisi olup şehvetinin peşinden gidenlerde bulunamaz.”
    “Sen kaybettiğinin kaybına razı ol! Bu kayıp öyle bir azaptır ki, cezası içindedir.”

    Ahirete iman eden kişi, Allah’u Teala’nın, dünya ve ahireti yaratmakta ve dünyayı ahiret üzerine takdimdeki hikmetini anlar.
    Kur’an-ı Kerim’de Bakara, Nisa, Tevbe, Lokman, Neml, Kasas, Sad, Zuhruf, Nebe, Müddesir, Rum ve daha bir çok suresinde ahiret imanı anlatılmakta.

    Mü’minun Suresi, 74. ayet: “Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.”

    “Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik Allah’a ahiret gününe iman etmektir.”(Bakara 177)

    “Herkim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amel işlerse onlara Rab’leri katında mükâfat vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”(Bakara 62)

    “Kıyamet saati mutlaka gelecektir. Bunda asla şüphe yoktur.”Mü’min 59

    Ayeti kerimelerin ışığıyla kalpleri aydınlatmak, uyandırmak gerek. Nerden, nasıl başlamalı diyen için; Çocuklarımıza da kendimize de bir başlangıç olarak Allah dostunun anlattığı kıssayı gönlümüze açalım:

    Sehlb. Abdullah et-Tüsteri diyor ki: Ben daha 3 yaşımda idim, gece kalkardım. Dayım Muhammed b. Suvar’ın kıldığı gece namazını seyrederdim. Bir gün bana:

    -Seni yaratan Allah’ı hatırlar mısın? Diye sordu. Ben de:

    -Nasıl zikredip hatırlayabilirim? Dedim. Bunun üzerine bana:

    -Yatağa her girişinde dilini oynatmadan kalbinden üç kere “Allah benimledir, Allah beni görüyor, Allah benim her yaptığımı biliyor” de, yani bunları kalbinden geçir, dedi.

    Bende birkaç gece bunlara devam ettim ve devam ettiğimi kendisine söyledim. Bu defa yirmibirkere söylememi tavsiye etti. Bende yirmibirkere söyledim ve bu sözlerin zevkini kalbimde duydum. Bir yıl sonra dayımı gördüm. O bana:

    -Oğlum sana öğrettiklerimi ölünceye kadar devam et, zira bunlar dünya ve ahirette sana yarar, dedi.

    Ben de yıllarca buna devam ettim ve bu sözlerin zevkine vardım. Yine bir gün dayım bana:

    Ey Sehl, KİM ALLAH’IN KENDİSİYLE OLDUĞUNA, KENDİSİNİ GÖRDÜĞÜNE VE ONUN HER YAPTIĞINI BİLDİĞİNE İNANIYORSA, BU KİMSE DAHA KÖTÜLÜK YAPAR, YARADANA İSYAN EDER Mİ? GÖREYİM SENİ, SAKIN GÜNAHA YAKLAŞIP RABBİNE ASİ OLMA, dedi.

  6. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    ANNE BAĞIMLILIĞINDA KADIN

    “Aklıma annem geliyor. O da benim gibi kalp hastasıydı. Hiç yanından ayrılmaz, kendisine göz kulak olur, bakardım. Sanki Karnımda Taşıdığım Çocuğumdu benim. Bütün genç kızlık isteklerimi annemi düşünerek geri plana ittim, böyle yapmasam başına kötü bir şey gelir diye korktum hep.”

    “Sonunda da çocuk olarak annenize karşı görevde ve annenize bağlılıkta o kadar ileri gittiniz ki, ANNENİZİN HASTALIĞINI BİLE ÜSTLENDİNİZ.”

    “Öyle mi acaba? Bu söylediğiniz beni düşündürdü. Ama kendisini severdim gerçekten. Hayatımın en mutlu saatini onun ölmesinden önce yaşadım, İLERDE KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSEYİ SEVMEYECEĞİME YEMİN ETTİM.”

    “Böyle bir anne sevgisi seyrek görülür. Ne var ki, bunun birde olumsuz yanı var. Siz sevginizi annenizin ölümünden sonra da ona bağlı tuttunuz, bu yüzden sevme gücünüz özgürlüğüne kavuşup bir başkasına, özellikle BİR ERKEĞE YÖNELEMEDİ.”

    “Neden benim davranışım doğru sayılmasın ki?”

    “En başta genç insanlar hayatta ki kendi amaçlarından el çekiyorsa, herkese, özellikle anne ve babalarına karşı aşırı saygılı (körü körüne itaat eden) kişilere dönüşüyor, sonunda geri doğrultuda bir tutukluk içinde hayat yolunda yürümeye çalışıyor, daha doğrusu yürümüyor da DURUYORLARSA, o zaman böyle bir davranıştan zarar görüyorlar demektir.”

    “Sizin demenize göre, benim bütün özverim boşunaydı o zaman? Yıllarca annemi en ufak telaşa kapılmaktan, sinirlenmekten korumaya çalışmam, onun yükü yetmiyormuş gibi erkek kardeşimin de yükünü üstlenip eğitiminde kendisine yardımcı olmam, sık sık hastalanan kardeşime bakıp etmem, her zaman bütün gücümle yardımlarına koşmam boşunaydı, öyle mi?”

    “Bu kadar çaba harcamanız sizi güçlendirdi mi bari?”

    “Sonucu gözlerinizle görüyorsunuz; BİTTİM, TÜKENDİM ARTIK. Başkalarını bırakın, kendime harcayacağım birazcık bir gücüm kalmadı.”

    “Öyleyse şimdiye kadar sürdüğünüz hayatın gerçekten savunulacak yanı yoktu. ŞİMDİ 180 DERECELİK BİR DÖNÜŞ YAPMANIZ GEREKECEK. Yeni güçler edinip bunları kendi yaşamınız için kullanacaksınız.”

    Annelerine böylesine güçlü bağlılık gösteren kızlar, her vakit bir başka kadının gölgesinde yaşarlar. Annelerin bitip tükenmeyen yakınmaları ve hastalık tehditleri çocuklarının bilinçaltında SUÇLULUK duygusu uyandırıyor. Çocukta, annesinin üzerindeki bütün yükü almak, ama EN BAŞTA HASTALIKLARI ANNESİNDEN DEVRALARAK BİZZAT KENDİSİ HASTALANIYOR.

    Anneye bağımlı bir kadının yukarıda çizilen tablosu, yalnızca en yüzeydeki bir katmanın fotoğrafıdır. Onun altında daha başka katmanlar yer almaktadır.

    Graber (Kadın Psikolojisi ) kitabından derledim. HAYIRLI CUMALAR

    • Reyhan diyor ki:

      “Annelerine böylesine güçlü bağlılık gösteren kızlar, her vakit bir başka kadının gölgesinde yaşarlar. Annelerin bitip tükenmeyen yakınmaları ve hastalık tehditleri çocuklarının bilinçaltında SUÇLULUK duygusu uyandırıyor. Çocukta, annesinin üzerindeki bütün yükü almak, ama EN BAŞTA HASTALIKLARI ANNESİNDEN DEVRALARAK BİZZAT KENDİSİ HASTALANIYOR.”
      Yukardaki bu sozlerinizi CENNET ANNELERİN AYAKLARI ALTINDADIR hadisi serifine ters dusmus olarak goruyorum. Hic bir anne evladinin kendi hayatina bagimli yasamasini istemez ve kendi dertleriyle hemhal olmasini kabul gormez.Veysel Karani annesinin duasini aldi ve peygamber hirkasiyla sereflendi.Onun icin bu yazdiklarinizi hic faydali goremedim hatta gereksiz buldum.

    • Arnavut diyor ki:

      Heh simdide bu graber cikti.bizde bir sürü psikolog varken tutup isvicreli bir sahsin dediklerinede kulak verelim oylemi.Allah askina kadem erkeklere savas acsin sizlerde burda boyle dini diyaneti bize uymayan bir isvicrelinin sozunden derlemelerle kadinlara savas açın.O kadin ki hem de anne olarak bakima muhtac duruma dusmusken kiz evladi tarafindan bakilmasini omrunu onun icin harcamasini abes gorup birde bunu bilmem nerenin hiristiyan ulkesinde yasayan bir sahsin yazdiklarini öne surerek anneyi sokağa birakin.BRAVOOOO.
      Yapmayin Allah askina yapmayin lutfen.Artik cok yazilip cizilmesin bence.yazmayi okumayi yeni argumanlar ogrenmeyi birakalim bence .Konusmayalim bir muddet .sadece Rabbimizle konusalim.Ne dersiniz.Zaten hepimiz konusuyor yaziyor anlatiyor yada konustugumuzu yazdigimizi anlattigimizi zannediyoruz.
      Benim dinim hak din peygamberimde tum alemlere rahmet olarak gonderildi.Lutfen O rahmet peygamberini incitmeyelim.Bosverin psikolojimizi etkilesin ya da farkli algilar her ne derlerse desinler.Ama peygamberimi uzmeyin.Ey graber sen kimsin ki sen nerden bileceksin ki.Benim Rabbim bana örnek alacak bir peygamber bahşetti binlerce sukur.
      Canım analarimizin ayaklarinin altina serdi cenneti.Yoksa siz analarimi ayaklar altina sereceksiniz.O zor biraz kusura kalmayinda.

      • Meryem diyor ki:

        Arnavut Rumuzlu
        Aslında ana yüreğinin yazdıklarını anladım. Sizin anladığınız gibi anneleri sokağa atalım diye bir anlam çıkaramadım. Benim anladığım anlam şu ki doğru olduğunu düşünüyorum. Her şeyin fazlası zarar. Sevginin bile.Bir gün elimizden kayıp gidecek olan şeyler var, evlat, anne baba, eş, zaman, para sağlık vs. Hal böyle iken kendimizi ihmal edecek derecede feda etmenin doğru olmadığını söylüyor. Bir anne baba sevgisi kadın olsun erkek olsun fark etmez, o kişinin yuva kurmasına, kendi hayatını mahvetmesine, evlenmemesine engel olmamalı , o seviyede olmamalı. Bazen duyuyorum, bir erkek annesi var diye evlenmiyor kendisini ona adıyor. Bu yanlış, uzun vadede bizzat o kişiye zarar. Tabi ki anne-babamızla elimizden geldiğince ilgi alaka saygı göstermeliyiz ama bu kör kütük olmamalı. Kendi hayatımızı karartacak kadar bağımlı olmamalıyız. Bu sefer anne baba vefat edince düştüğü kocaman boşluğu kimle dolduracak ? Ben bir insanda sevgi duygusunun asla azalmadığını düşünüyorum. Sadece paylaşılır. Örneğin bekar iken en çok sevdiğim kişi annem ve kardeşlerim iken şuan eşim annem ve kardeşlerim. Yani ne oldu sevgim paylaşıldı artık önceliğimde eşim de var. Ama eşimin olması anneme olan sevgimi azalttı mı, tabi ki hayır. Bır kız yada erkek,kendisini feda edecek derecede ne eşine, ne de ailesine adamamalı. Onlar bizim ailemiz, yoldaşımız hayat arkaşımız, oksijen tüpümüz değil.Her şey özünde ve ayarında olmalı.

      • Şirpençe diyor ki:

        “Zehir olmayan hiç bir şey yoktur,
        Farkı oluşturan dozdur.”

        “Bir şey haddini aşınca zıddına inkılap eder.”

        Irmaklar yağmur sularıyla beslendikleri sürece akmaya devam ederler. Aksi halde kururlar!

        Müceddid-i Elf-i Sani İmam-ı Rabbani Hazretlerine sormuşlar:
        -Efendim,
        Sizde diğer evliyalar gibi keşif-keramet pek görülmez. Hikmeti nedir?

        Hazret cevap vermiş:
        -Evladım!
        Sırtımazda bunca günah kamburu varken hala ayakta duruyor olmamız en büyük keramettir.

        Sınırsız yutmalar, hesapsız patlamaları doğrurur.
        Sınırsız sabır depolayan bir gün gelir hesapsız ve aniden patlar. Kendisi de buna bir anlam veremez. Her duygu vasat mecrasında akarsa güzeldir. O zaman rahmet olur. Aksi durumda felakettir.

        Hayrul Umuru Evsatuha.
        İşlerin hayırlısı vasat olanıdır.

        Maalesef “anne hakkı” adına yuvaları en çok yıkanlarda yine anneler oluyor. Anneler yaşlandıkça acaip sömürüyor ve bencilleşiyorlar. Allah’tan korktuğumuz için ses etmiyoruz. Lakin bu durumu çok iyi görüyor ve biliyoruz.

        Anneler en çok güçlü ve zengin evlatlarını severler resmen kayırırlar. Gariban evlatlarına sadece acırlar!

        Benim gözlemlerim bu şekildedir.

        Selam ve dua ile.

    • Gulpembe diyor ki:

      Anneyi hice sayan bir anlatim yok burada. kafadaki her bagimlilik; herseyin asirisi zarardir. “vasat ummet” , “sirati mustakim” ,” en buyuk Keramet istikamettir”, ne demek? Ifrat ve tefritten uzak kalmis olmak demek. Necip Fazil hocasi Arvasi’nin herdaim itidali one cikarmasina karsilik “Allah askinda da mi itidal?”diye soruyor. Arvasi “ tabi ya ,ne sandin? Onda da itidal, yoksa yanarsin!”buyuruyor.

      -“Nefislerinizin de uzerinizde hakki vardir” (ayet)
      -“din kolaydir her kim onu zorlastirirsa, kendi maglup olur(altindan kalkamaz)- hadis
      -Allaha ibadette asiri gitmek isteyen topluluga Rasulullah buyurdu ki” Ben gunduzleri bazen oruc tutarim bazen tutmam, geceleri hem namaz kilar hem uyurum, ailemi terketmem, Kim benim sunnetimden Yuz cevirirse Benden degildir.”

      Allah Muksit’tir. Yani herseye bir denge ve olcu koymustur. Bize verilen Sevgi , merhamet , guven hisleri yerli yerinde kullanilmali yoksa rahmet degil azap olur, kendisine bile faydasi olmayan kimseler haline geliriz.

      bizi asiri sevgi beslemeye/bagimliliga iten kaynak nedir? Sevilmek istememiz. Buna o kadar muhtaciz ki, hep o kisi/ler tarafindan onaylanmak, takdir almak istiyor ,istenilen hicbir seye zararimiza da olsa hayir diyemiyor, sevilmeme ihtimalini goze alamiyoruz.

      Duydugumuz sey saf /gercek sevgi mi yoksa sevilme arzusunun kamufle edilmis hali/beynimizin bize oynadigi bir oyun mu oldugunu nasil ayirt ederiz?Annemizi(yada bagimli oldugumuz diger bir kimseyi)seviyoruz diye yaptigimiz fedakarliklar gelinen son noktada pismanlik ve aci vermiyorsa ; Evet annemizi sevdigimiz icin yapmisiz sonuclarini da gonulluce kabullenmisizdir. Eger tukendiysek pismansak bu gercek sevgi degilmis, biz kendimizi ve kendimizi sevdirmeyi sevmisiz , Allahin verdigi sevgi ve merhamet duygularini israf etmisiz , yerli yerinde kullanmamisiz demektir. Evlada bakan ciheti de boyle; gercek anne sevgisi/ anne merhameti evladi icin yaptigi hicbirseyden gocunmaz, hesap- kitap tutmaz, sütünü- hakkini sopa olarak kullanmaz, karsilik beklemez.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Bir eylemin, iyi ya da kötü olduğuna işaret eden tek bir nitelik vardır; eğer dünyadaki sevgi oranını arttırıyorsa iyidir ancak insanları ayırıyor ve aralarında düşmanlığa sebep oluyorsa kötüdür. “ ( Le Tolstoy)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku