Defterleri Karıştıralım

14 Ağustos 2017Not Defterimden161 Yorum »

7502_buyukÇocukAile’nin Değerli Okurları! Haydi not defterlerinizi açın ve paylaşın.

Güzel söz, anı, fıkra, yemek tarifi, sevinçleriniz, üzüntüleriniz, heyecanlarınız…

Not defteri tutmayanlar da bu vesile ile tutsunlar, kaydedilmeyenler kaybolur. Önemli şeyleri ya da beğenilen şeyleri yazma alışkanlığı edinmek güzeldir.

 

Not: Deftere yazmayıp kafanıza not ettiklerinizi de paylaşabilirsiniz.

 

Okunma Sayısı : 18.174

Yorum yapın

“Defterleri Karıştıralım” için 161 Yorum

  1. Abdullah hasan diyor ki:

    Hasan el Basri şöyle demiştir: “İnsanların sözlerini bırakın, amellerine bakıp ona itibar edin. Çünkü Allah hiçbir sözü onun sıdkına ya da yalanına delalet eden bir amel olmadan bırakmamıştır. Eğer bir kişiden hoş ve güzel bir söz işitirsen onun hakkında yavaş ol. Eğer onun sözü fiiline mutabıksa işte o ne güzel bir kişidir. Onun kardeş bil sev ve onunla dost ol. Eğer onun sözü ameline muhalifse artık onun hakkında sana ne karmaşık ve kapalı kalmıştır ki? Aman ha ondan uzak dur! Sakın ha o ademoğlunu aldattığı gibi seni de aldatmasın!
    Müslümanlar olarak bu ince ayrıntıyı iyi anlarsak FERASETİMİZ oluşur, toplum olarak kandırılmak ve aldanmak tan korunuruz, At izini it izine karıştırmadan taraf ve kişileri tanırız ve dolayısıyla huzur ve selamatimizi sağlamış oluruz.

  2. Abdullah hasan diyor ki:

    ”Şeriatin kestiği parmağın acımaması için, önce o parmağın şeriate ait olması gerekir..”

    İsmet ÖZEL

  3. Dua Ordusu diyor ki:

    ” Vur Mehmedim Vur! Sen vur ki haini-zalimi titresin!
    Tekbir seslerine karışsın yer-gök, Arş-ı ala inlesin!”

    Barış pınarı harekatında görev yapan Kahraman Askerlerlerimize Yüce Rabbimizden nusret ve zafer diliyoruz. Dua ordusu olarak bizlerde bol, bol fetih suresi okuyalım inşa-Allah.

    Sefer bizden, zafer Allah’tandır.

    • Dua Ordusu diyor ki:

      Vur Pençe-i Âlî’deki şemşîr aşkına
      Gülbang-ı âsmânı tutan pîr aşkına

      Ey leşker-i müfettihü’l-ebvâb vur bugün
      Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına

      Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içün
      Gelmiş bu şehsüvâr-i cihângîr aşkına

      Düşsün çelengi Rûm’un, eğilsün ser-i Firenk
      Vur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aşkına

      Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
      Fecr-i hücûm içindeki tekbîr aşkına

      Yâ Settâr, yâ Cebbâr, yâ Gaffâr
      Yâ Allâh.

      Yahya KEMAL

  4. Şirpençe diyor ki:

    İBRETLİK BİR OLAY!

    Fransa da Peçe’li bir bacımız süper markette alış-verişini bitirdikten sonra ücretini ödemek için sırada bekler…
    Birkaç dakika sonra sıranın kendisine gelmesiyle kasiyere doğru ilerler…

    Kasadaki bayan tesettürsüz bir Müslüman’dır…
    Bu bayan çarşaf’li peçeli bayanın eşyalarını birer birer kasadan geçirmeye başlar, bir müddet sonra müşterisine kendini beğenmiş bir üslupla:
    “Bizim bu ülkede birçok problemimiz var ve senin peçen de bunlardan biri…
    Biz gurbetçiler ticaret için buradayız, dinimizi veya tarihimizi göstermek için değil…
    Eğer dinini yaşamak ve çarşafını giymek ve peçeni takmak istiyorsan, Arap ülkene geri dön, orada ne yapmak istiyorsan onu yap…

    Peçe’li kardeşimiz elindeki poşetleri yere koyarak yüzündeki örtüyü kaldırdı…

    Kasiyer bayan tamamen şok halindeydi, Sarışın ve mavi gözlüydü ve şunları söyledi:
    ” Ben bir Fransızım, Arap değilim, hele bir göçmen hiç değilim…
    Bu benim ülkem ve İSLAM BENİM DİNİM

    Siz “müslüman doğumlular”, dinlerinizi çıkarlarınız uğruna sattınız ve bizde onları sizlerden satın aldık der…

    -ALINTI-

  5. duck diyor ki:

    gülpembe
    siz ilim sahibi değil fitne suçluyu aklama ve fetva vermeniz hem yanlış hemde cahilce dir.
    kutsal kitabımız kuranı kerim acık ve net olarak YAHUDİ ve HRİSTİYANI dost edinmeyin diyor siz bu ayete karşı geliyorsunuz.(onlar ne kadar ıslah ediciyiz düzen kuruyoruz söylesede onlar bozgunçu ve yalancıdır.
    Abdulhamit Han ileriyi düşünen ve sohbeti seven fikir alışverişi yapan vatansever bir müslümandır.abdest için her zaman yanında toprak bulunurdu.siz önce Abdulhamit Han hikayesini doğru yayın evinden okuyun yahudi ve hristiyan yayın evi veya medya bloğlarından okumayın.
    ruhun şad olsun mekanın cennet olsun Abdulhamit Han.
    Allah ondan razı olsun
    Cennet mekan Sultan
    Abdülhamid Han (rahmetullahi aleyh)

  6. Şirpençe diyor ki:

    2. Abdülhamid Hanın Feraseti:

    Bir Yahudi’nin kısa zamanda zengin oluşunu görüp, ona özenen
    Müslüman bir vatandaş, Yahudi’ye gidip, onun gibi kısa zamanda zengin olmak istediğini, bunun için ne yapması lazım geldiği hususunda akıl danışır.

    Yahudi de ona; “neyin var, neyin yok?” diye sorar. O da anlatır.
    “Tamam sen bunların hepsini sat, paraya tebdil et(paraya çevir), gel yanıma, ondan sonra ben sana akıl vereceğim”‘der. Onun söylediklerine inanan Müslüman vatandaş da nesi varsa satıp paraya çevirir ve Yahudi’nin yanına gelir.

    Yahudi ona der ki; “Ben araştırma yaptım, istanbul’da tilki kuyruğu çok iyi para ediyormuş, sen bu paranın tamamıyla tilki kuyruğu al, paketle, İstanbul’a götür, orda pazarda satar zengin olursun”. Vatandaş, tilki kuyruğu satın alır, ambalajlar, paketler, İstanbul’a götürür.

    Orada bir hana yerleşir. Tilki kuyruklarını pazarda satılığa çıkarır. Günlerce bekler, alıcı bulamaz; Yol masrafı için ayırdığı para da tükenmeye başlar. Üzüntüye dalar.

    Onun üzüntüsünün farkına varan han sahibi, bunun nedenini sorar. O da, olup bitenleri han sahibine anlatır, perişan duruma düştüğünden bahseder. Bunun üzerine han sahibi o kişiye;
    “Sultan Abdülhamid Han, haftanın Perşembe günleri, yanında mâbeyn kâtipleri ile çarşıya çıkıp, vatandaşların müşkilat ve dertleriyle ilgilendiğini, derdini mâbeyn katiplerine anlatmasını ve bunlar aracılığı ile pâdişâha durumunun anlatılmasının mümkün olacağını ve pâdişâhın da buna bir çare bulacağını söyler.

    O da anlatılan şekilde hareket eder. Katipler durumu sultana arzederler. Sultan da; “bu vatandaş saraya gelsin bizzat benimle görüşsün’’ diyerek mülakat için randevu verir.

    Randevu zamanı gelince mülakat için huzura kabul edilir. Sultan Abdülhamid Han ona meseleyi sorar. Oda olup bitenleri anlatır.

    Bunun üzerine Sultan Abdülhamid Han ‘’tamam, şimdi sen bu tilki kuyruğunu iki gün sonra Mısır çarşısının önünde pazara çıkarırsın, tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın.
    Üç, beş kaça satarsan sat, fakat tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın, tamamını sattıktan sonra tekrar bana gelip bilgi verirsin” diyerek huzurundan ayrılmasına izin verir.

    Sultan Abdülhamid Han, daha sonra nâzırlar, vekiller heyetini toplar.

    “Bundan böyle huzuru şahaneye kabul edilecek Yahudi vatandaşlar yakalarına tilki kuyruğu takacaklardır” diye bir karar aldırır. Vatandaş, tilki kuyruğunu pazara çıkarır ve kısa zamanda hepsi satılır. Bilâhire tekrar huzuru şahaneye kabul edildiğinde Sultan Abdülhamid Han hazretleri kendisine;
    “Evlâdım sen Kuran-ı Kerîm’i okumuyor musun? Kurân-ı Kerim’i oku. Cenâb-ı Hak Kurân-ı Kerim “de Yahudi ve “Nasârâları dost ittihaz edinmeyin, buyurmuyor mu?

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
    Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din) ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn –
    Maide suresi 51.ayeti kerime –

    Hadi şimdi sen bu paranla malına mülküne sahip ol ve işine bak” der. Bilâhire Sultan Abdülhamid Han, tekrar nâzırlar ve vekiller heyetini toplar, “tilki kuyruğu kararı yürürlükten kaldırılmıştır” diye ikinci bir kararla önceki kararı yürürlükten kaldırtır .

    Allah ondan razı olsun
    Cennet mekan Sultan
    Abdülhamid Han (rahmetullahi aleyh)

    -Alıntıdır-

    • Gulpembe diyor ki:

      1.Bir yahudi bir muslumani kandirsa alay etse bunun hinci neden olayla ilgisi olmayan diger yahudi vatandaslardan cikartilsin?
      2. Bir insandan ticari akil almaya kalkilsa fakat Isler yolunda gitmese bunun akil alinan tarafa hukuki yaptirimi var midir? Yoksa ticaret yapmaya ehliyet kesbetmis bir kimse kendi sorumlulugunu ustlenmeyi bilmeli midir?
      3. Yahudi ve hristiyanlari dost edinmeyin ayetini boyle (yanlis) anlarsak Islamin bize vermis oldugu ;onlardan kiz alabilmemiz ve yahudilerin kestigi eti yiyebilmemizi , ticari iliskiler gelistirebilip, komsuluk/ akrabalik kurabilme hurriyetimizi nereye koyacaz?( bunlarin hepsini rasulullah yapmistir.) demek kasdolunan muslumanlarin aleyhine onlarla bir ittifak icinde olmamaktir.
      4. Abdulhamit Han icine kapanik , ketum bir insandi. Bu yuzden hem onunla hem ona karsi olan insanlar tarafindan yanlis anlasildigi cok oldu. Fakat irkci ve dinci degildi. Samimi bir dindardi.
      5. Bu hikaye; tarihi gercekler, Abdulhamitin karakteri, akil ve sagduyu ile uyusmadigi icin kurmaca oldugunu dusunuyorum. Maalesef cogu iyiniyetle uydurulmus astarsiz rivayetler dolasimda donup durmaktadir. Dikkatli ve filtreli okumak durumundayiz.
      6. Selamlar:)

      • aadem diyor ki:

        sn.gülpembe
        yazdıklarını dikkatli ve filtreli okumalı herkes. ayeti sizin gibi yorumlayanları filtreliyorum.tv de sizin fikrinizde olup fikirlerini yaymaya çalışan ilim sahibi gibi görünen ilahiyatçıları gördüğüm zaman çizgi film izlemeyi tercih ediyorum.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Bugün gayrimüslim ehli kitabın kestiği eti yemeyin tavsiyesinde bulunan hocalar da var. Çünkü günümüz hristiyan ve yahudilerinin peygamber efendimiz zamanındaki yahudilik ve hristiyanlıkla hiç alakası yok iyice küfre düştüler diyorlar. O zamanlar iyi kötü bir inanç sistemleri varken bugün yahudilik dediğimiz aslında siyonizmdir. Mesela etin nasıl kesildiği de önemli. Hayvanı önce şokla bayıltıp sonra Allah’ın adını anmadan boğazlıyorlarsa o et yenir mi?

        Abdulhamit Han konusuna gelecek olursak işin biraz siyasi tarafı olmakla birlikte bizi ilgilendiren kısmı günümüzde ne olduğudur. Ülkemiz savaş tehditi altındadır. Sebebi büyük oranda akdeniz olmakla birlikte ülkemiz topraklarının bir kısmı yahudilerin “vaadedilmiş toprakları” üzerindedir. İsrailin nasıl kurulduğuna bakmak isteyen önce kıbrısa bakmalıdır.

        Tüm bunlar yaşanırken adamlar bize resmen savaş açsa ve toprak istese ne yazık ki okyanus ötesinden birileri gelip de buraya onların haklı olduğunu inançlarının öyle olduğunu saygı duymamızı ve topraklarmızı bırakmamız gerektiğini söylerse artık şaşırmayacağım.

        Son olarak da dostluk kavramına gelecek olursak mümin müminin dostudur bunu herkes bilir, peki bir mümin hâşâ Hz.İsa Allah’ın oğludur diyenle, yahudilerden başka insan yoktur yahudi olmayanlar insan görünümlü yaratıklar gentillerdir diyen yahudiyle nasıl olur da dost olur. Ticaret yapar, hatta yeri gelir yardım da eder ama dost nasıl olacak? İstese de olamaz. Çünkü katille pazarlık olmaz. Eninde sonunda gelir seni öldürür.

        Gavurları överken ya da saygı duyarken çok dikkatli olmalıyız. Onlardaki iyi şeyleri mi övüyoruz küfürlerini mi? Gavuru mu alkışlıyoruz kafirliğini mi?

    • Şirpençe diyor ki:

      Bu olayın gerçek olup olmadığını bilmiyorum.

      Eğer bu olay tarihen yaşanmış ise;
      Cennetmekan 2.Abdülhamid Han siyasi müceddittir. İçtihad yapmıştır.
      İsabet ederse iki sevap, isabet edemezse bir sevap alır. Bu olaya böyle bakarım.

      Eğer bu olay tarihen yaşanmamış olup bir kurgu ise,
      Kim kurguladıysa Allah ondan razı olsun. O kardeşimizi 2. Abdülhamid Hana Cennet’te komşu eylesin. Bu yazı Müslümanlara akıllı ve ferasetli olmayı öğütlüyor.

      Ayrıca gerçeğini bilmem ama kurgusu bile;

      Zülf-ü Beyaz binti Usa bin Ebu Gargadları
      baya rahatsız etmiş olmalı ki okyonus ötesinden ses getirmiş.

      Yazı hedefine ulaşmış.
      Bin Barek-ALLAH…

      • Şirpençe diyor ki:

        Haktan esirgenen imkan,
        Batılın tasallutuna maruz kalır.

        Hakdan esirgenen sevgi de batılın “kaselisliği” olarak tezahür eder.

        Yıldız sahabeler hakkında basit ve sıradan cümleler kuran zihniyet elbette Allah’ın lanetlediği bir kavme övgüler ve temennalar çakacaktır. Bu gayet tabidir.

        Bir zamanlar gargad suratlı kainat soytarısı da saddam’ın çöle attığı iki kıytırık füze için hüngür. hüngür ağlamıştı.
        İsrail’in masum çocukları için ağlıyorum diye…
        Ama taşla kolu ve kafası koparılan çocukların katliamını sadist bir zevkle seyretmiş onlar için kılını bile kıpırdatmamıştı.

        insan ne kadar rol yaparsa yapsın her şey aslına rucu ediyor.
        su ve süt kabına göre cımbıldıyor ve her şey aslına rucu ediyor.

        Masum yahudi vatandaşlar sözü bana kainat soytarısının masum yahudi çocuklar sözünü hatırlattı…

        Ne tesadüf değil mi!

        • Gulpembe diyor ki:

          Bana inanmiyorsunuz. Insallah Kurani kerime inaniyorsunuzdur. Buyurun Diyanet: “Toplum ve devletin emniyet ve selâmeti bakımından devlet sırlarını onlara verecek derecede kendileriyle samimi olmak veya devletin sırlarını yahut menfaatlerini alâkadar eden önemli görevleri onlara teslim etmek yanlış olmakla birlikte onlarla beşerî münasebetlerin iyi yürütülmesinde bir sakınca yoktur. Kur’an müslümanlara karşı düşmanca tavır almayan gayri müslimlerle beşerî münasebetlerin iyi yürütülmesini, gerektiğinde onlara iyilik edilmesini, haklarında adaletli davranılmasını tavsiye etmekte, böyle yapanları yüce Allah’ın sevdiğini bildirmektedir (Mümtehine 60/8). Müslümanların menfaatine olduğu müddetçe onlarla uluslararası dostluk antlaşmaları imzalamakta da bir sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber Medine’deki yahudilerle vatandaşlık antlaşması yaptığı gibi müşrik kabilelerle de ittifak antlaşması yapmıştır. Samimi dost edinilmeleri yasaklananlar ancak İslâm’a ve müslümanlara karşı düşmanca tavır alanlar, onlarla savaşmak ve onları yurtlarından çıkarmak için birbirlerine destek verenlerdir. Yüce Allah bu tür gayri müslimlerle dostluk bağları kuranları zalimler olarak nitelemiştir (Mümtehine 60/9; gayri müslimlerle ilişkiler, velî ve velâyet hakkında bilgi için bk. Bakara 2/257; Âl-i İmrân 3/28, 118; Nisâ 4/138-140, 144)”

          “Musluman diger muslumanlarin elinden dilinden selamette oldugu kimsedir.mumin ise tum insanlarin kendisinden emin oldugu kimsedir.(buhari/davut/tirmizi/Muslim)”

          Demek sirf sizin milli/dini egonuzu tatmin ettigi icin akla ziyan bu hikayeyi uydurana dua ediyorsunuz, ; hak ve hakikat namina ise elde hicbir sey yok. Bendeki safdillige bakin ki ilmi yoruma ilmi cevap gelir sandim, fazla husnuzan ettim. Sahabe ile arama siz ve sizin zanlariniz giremez. Benim hamurum sahabe askiyla yogruldu. Ayni zihniyet guya sahabe adina ve sevgisinden fakat aslinda kendi milli/dini egosunu tatmin icin ortaya yalan atsa yine mudahele ederim. Beni soyle boyle etiketlemeye calisarak sindireceginizi dusunmeyiniz. Bu basit numaralara basvuran bazi kimseler daha once de oldu teneffuse cikarttim, biraz hava alip geldiler. Temiz havayi kimseden esirgemem, bildiklerimi Allah icin yazarim. Birakin cigerleriniz acilsin. Simdi olmasa da sonra bana da dua edersiniz belki:)

          Selamlar.

          • aadem diyor ki:

            sn.gülpembe,
            sen kimleri teneffüse çıkardın bilmiyorum ama cenabı Allah şeytan ve şeytanın emir erlerini kıyamete kadar teneffüse çıkardı ve müslümanları iblis ve emir erleriyle kıyamete sınayacak.iblis ve onun uşağı insanlar kıyamete kadar olacak hemde sureti haktan görünerek, namaz kılarak,umre yaparak kendilerini gizleyeceklerdir. ama gerçek yüzlerini gizleyemezler.çünkü davranışları ve sözleri kendisini ele verir.

            hadi güle güle

      • Şirpençe diyor ki:

        “TÜKÜRÜN O EHL-İ ZULMÜN MERHAMETSİZ YÜZÜNE!”

        Bediüzzaman bu meseleyi şöyle anlatıyor: “Bir zaman İngiliz devleti, İstanbul Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul’u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesi’nin Başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman Dârü’l-Hikmeti’l-islâmiyenin âzâsıydım.

        Bana dediler:
        “Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelimeyle cevap istiyorlar.”

        Ben dedim:
        “Altı yüz kelimeyle değil, altı kelimeyle de değil, hatta bir kelimeyle dahi değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum. Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı, mağrurâne üstümüzde sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor.

        Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!” demiştim.
        Bediüzzzaman Said-i Nursi (r.h)

        HAKKIN SESLERİ

        Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
        Tükürün onlara alkış dağıtan KAHPELERE!

        Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayasız yüzüne!
        Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

        Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:
        Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

        Hele İ’lanı zamanında şu mel’ul harbin,
        “Bize Efkar-ı umumumiyesi lazım Garb’ın”;

        Oda ALLAHI bırakmakla olur herzesini,
        Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini

        Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün

        Mehmet Akif Ersoy (r.h)

      • Şirpençe diyor ki:

        ÇARPITILAN GERÇEKLER:

        Ehli Sünnet vel cemaat yolunun müdavimi kardeşlerimizle bir muhavere, bir sohbettir.
        Çarpıtılan Gerçekleri üç bölüm halinde beyan ederiz.

        BİRİNCİ BÖLÜM:

        Kilisedeki vaftiz suyuyla abdest alıp,
        Vatikanı kıble ittihaz ederek namaz kılan,
        “papa cenaplarının!” önünde
        (ağzına yağlı kemik tutuşturulmuş kelp gibi)
        kırk takla atan kainat soytarılarının ve onların peşinden körü, körüne giden aidiyetini ve milliyetini yitirmiş,
        bir Vatikan projesi olan evangelist müslümanların ve haşhaşi kafalı mangurtların sözümona itikatları ve ibadetleri bizleri zerre kadar ilgilendirmez.

        Bizler bir beşer olarak muamelata bakarız. Bize; sır, ırz, can, din, mal ve nesil vb emniyetleri sunmayan insanların dinlerinden bize ne?!
        Gargad suratlı haşhaşiler bu emniyetlerin hepsini hunharca katletmişler, yemek yedikleri kaba pislemişlerdir. Onlar vatan hainidir. Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanlığı onları terörist listesine almıştır.
        Vatan hainlerinden ehl-i ilim çıkmaz. Çıksa, çıksa Necip Fazıl (r.h) isabetli tesbitleriyle “fikir fahişesi, fikir dansözü” çıkar.

        BİRİNCİ HUSUS:
        Söz bazen hak olur.
        Ama hak sözle batıl mana kastedilebilir ve bu batıl mana ile de,
        insanların idraklerine sui-kast edilebilir.

        Misal:
        Haydar-ı Kerrar ve Fatihul Hayber Hz Ali (r.a) Efendimizi güya Kur’an-ı Kerimden deliller getirerek tekfir eden kıt beyinli hariciler bir ayet-i kerimeden yola çıkarak ne diyorlardı:
        “Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.”
        Bu şekilde Hazreti Ali Efendimizi tekfir ediyorlardı.

        Hazreti Ali Efendimiz (r.a) kıt beyinli ve sığ kafalı haricilerin bu sözleri üzerine:
        “ Onlar doğru bir sözle,
        batıl bir manayı kastediyorlar” buyurmuşlardır.

        Hazreti Ali Efendimizi (r.a.) tekfir eden sığ ve kıt beyinli hariciler Peygamber Efendimizin (s.a.v) mübarek sahabelerinden birisini vahşice şehid etmişlerdir. Ayni kıt beyinli ve sığ kafalı haricilerden biri gayr-i müslim’in domuzunu yanlışlıkla öldürmesi üzerine diğer arkadaşına kılıç çekmiş:
        -Sen yeryüzünde fitne ve fesat çıkarıyorsun diyerek onu öldürmek istemiştir.
        Diğer kıt beyinli ve sığ idrakli harici, domuza yüklü bir fidye ödeyerek harici arkadaşının kılıcından kıt beyinli kellesini zar-zor kurtarmıştır.

        İmdi…

        Tabloya bir bakalım.
        Ne görüyoruz:
        Sahabeye ihanet,
        Domuza şefkat.
        İşte günümüzdeki kilise kıbleli evangelist müslümanların (fetöcülerin) durumları da kıt beyinli ve sığ idrakli haricilerin durumu gibidir. Hariciler kıt beyinliydi, Bunlar ise hem kıt beyinli hem vatan haini ve teröristtirler!

        Siyonist ve katil yahudilere övgüler; mucuk-mucuklar,
        Masum ve mazlum Müslümanlara ihanet ve kurşunlar!
        Yersen tabi!
        Geçelim…

        Bu kalbi safi ve kahraman millet size ve tasmalarınızı elinizde tutan efendileriniz ehl-i salibe öyle bir Osmanlı tokadı vurdu ki çoğunuz soluğu Usa’da aldı. 15 Temmuzda suratınızda şaklayan “Osmanlı Tokadı!” en ilmi ve en harika cevaptır.

        İKİNCİ HUSUS:
        “Kalem dansözlerini ve fikir fahişelerini” daha iyi anlamamız için birkaç misal vereceğim.
        Ta ki maksadımız iyice tebeyyün etsin.

        Birinci Misal:
        İran’da yıllarca kalmış bir vatandaşla bir vesileyle tanıştırıldım.
        Muhtelif konularda konuşurken bana çok ilginç bir anekdot aktardı:
        Hazreti Lut asm, yakışıklı gençler kılığına girmiş vazifeli meleklerle konuşurken kavminin sapık talepleri üzerine onlara şöyle demiştir:

        “”Kavmi kendisine koşa koşa gelmişlerdi. Zaten daha önce de kötü işler yapıyorlardı.
        Lut: ‘Ey kavmim! İşte şunlar benim kızlarım, sizin için onlar daha temiz. Allah’tan korkun beni misafirlerim içinde rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir insan yok mu?’, dedi.” (Hud, 11/78)

        İmdi…
        Millet-i İran-ın kendisini çok sevdiği dini liderlerinden birisi bir sohbetinde aynen şöyle demiş:
        Madem Lut Peygamber kavminin homo-seksüel olduğunu biliyordu. Bu eğilimlerini bile, bile onlara kızlarını teklif etmesinden anlaşılır ki kişinin hanımıyla ( çok afedersiniz) arkadan ilişkiye girmek caizdir.

        Breh!…Breh!…Breh!…

        Adamın temiz olandan, fıtrata daha uygun olandan anladığı işte bu. Çünkü dervişin fikri neyse zikri de öyle olurmuş. Fıtrat bozuk, idrak kıt olunca insan nur-efşan ayetleri çarpıtmaya çalışırken işte böyle çarpılır.

        İşte karşınızda bir kalem dansözü ve fikir fahişesi.

        İkinci Misal:
        Tebbet Suresini okuyan modernist bir ilahiyatçı Aguste Comte kiraladığı kıt beyniyle şöyle diyor:
        -Allah’ın bir kuluna beddua etmesi düşünülemez. Bu sure Kur’an-a sonradan konulmuştur. Bu sure uydurulmuştur diyerek kısa devre yapıp tozutuyor.

        Hakikati ekmek ve su gibi arayan bir namuslu bir fikir adamı ise Tebbet Suresiyle Müslüman oluyor. Çıkarımları ise şöyle:
        Çünkü bu sure indirildikten sonra
        (kendisinin asla iman etmeyeceği ve karısıyla birlikte cehenneme gideceği ifade edilen)
        Ebu Lehep tam 7 sene daha yaşamış. Yalancıktan bile iman etseydi Tebbet Suresi geçersiz olacaktı. Bu surede büyük bir mucize saklı deyip gözyaşları içinde Müslüman oluyor. Yüce Rabbimiz, belağatın zirvesi olan Yüce Kitabımızla bir hakikat yolcusunun kalbine imanı ilka ederken, aşağılık kompleksli ve Aguste Comte kiralık beyinli bir insanda tozutup mürtet oluyor.

        Üçüncü Misal:
        Eskiden filozoflar birçok konuda fikir yürütmüşler.
        Bir tanesi demiş ki:
        Kıymetli olan şeyler az bulunur.
        Şu halde kör at da kıymetlidir.
        Çünkü kör at da az bulunur.

        Breh!… Breh!… Breh!…

        Dördüncü Misal:
        ODTÜ de bundan yıllar önce yaşanmış bir tartışma:
        Dersin adı: Bilim Felsefesi.
        Hocanın adı:
        Kopya vereyim. Meşhur çok eski fötürlü müftülerden celal yıldırım hocanın ikiz kardeşi ve kendini ateist olarak tanımlayan bir prf.

        Derste, Allah’ın (c.c ) varlığının akıl ve mantıkla ispat edilemeyeceğini savunuyor.
        Nur derslerinden kana, kana yudumlamış bir ağabeyimiz kalkarak Tabiat Risalesindeki hakikatlerle hocanın tezini hemen orada çürütüyor.
        Bunun üzerine hoca bakıyor ki sınıfta felsefeye sığınarak dinsizlik yapması kolay görünmüyor.
        Hemen septizme sığınıyor ve diyor ki:
        -Sen diyorsun ki eşya varsa onu yapan bir usta vardır. Pekiyi eşyanın olduğu ne malum? Ya duyu organlarımız bizi aldatıyorsa diye herzeliyor…
        Bunun üzerine aynı ağabeyimiz hemen cevabı yapıştırıyor:
        -Hocam eğer eşya yoksa, siz ve biz yoksanız, şu anki konuşmalarımız bir hayalse, o zaman biz niye bu dersleri işliyoruz ki?!
        Mesela siz Afrika ormanlarında seyahat ederken pençelerini açmış bir arslan size doğru koşmaya başlasa, siz aslan varmıydı, yokmuydu diye septizme sığınırmısınız, yoksa canınızı kurtarmak için kaçarmısınız?
        Hocam, aslanın karşısında felsefe sökmez, aslan sizi afiyetle yer diyerek hocayı perişan ediyor. Daha bu tartışmaların uzun, uzun devamı var. Ama ben kısa kesiyorum.

        Diğer bölümlerle devam edeceğiz inşa-Allah…

        • Şirpençe diyor ki:

          ÇARPITILAN GERÇEKLER-2

          İKİNCİ BÖLÜM

          Beşinci Misal:

          İngilizler istanbul’u işgal ettiklerinde şöyle bir bildiri yayınlamışlar:
          “Madem sizin işgal edilmeniz kaderde vardı ve sizler kadere iman ediyorsunuz.
          Şu halde sizi işgal etmemize karşı çıkmanız kadere isyandır”
          Bu şekilde akılları karıştırmak istemişlerdir.

          Tarih sürekli tekerrür ediyor, çünkü ders alınmıyor.
          Şimdilerde Bremen mızıkacıları gibi barış tamtamları tutturan bütün münafıklar,
          (sakallısı, fistanlısı, sarıklısı, namazlısı vb.)
          devletimizin teröristlere ve onun arkasında ki küresel haydutlara karşı yürüttüğü harekata karşı çıkarak hepsi aynı kare içinde birleşmişlerdir.

          Alın size rengarenk münafıklardan bir demet!

          Tarihen sabittir ki, bütün hainler bizzat tasmalarını elinde tutan efendileri tarafından en ağır şekilde cezalandırılmışlardır.
          Kendi milletine ihanet eden gün gelir bana da ihanet eder diyerek Cengiz Han, Harzemşah’lara ihanet eden Kıpçakları diri, diri aç bırakılmış aslanlarına yem etmiştir.

          Kazıklı Voyvoda ( Fatihle aynı eğitimi almış sonradan ihanet etmiş),
          Haşhaşiler, Şerif Hüseyin ve çocuklarının akibeti ve nihayet Casus Lavrence’nin akibetleri hep feci olmuştur.

          “Zalim, Allah’ın çekilmiş kılıcıdır. Onunla emrini tutmayan milletten intikam alır. Sonra o zalimden de intikamını alır.”

          Ayrıca Peygamber Efendimizin katledilmesi için özel bir ekip gönderdiği fitneci şair Kab ibnül Eşref;
          İslam’a ve muhterem annelerimize ağır hakaretler eden bir yahudiydi ve katledildi. Yine Kabe’nin örtüsünün altında dahi bulunsa öldürülmesi için emir verilen ve öldürülen bazı müşrikleri, hainleri ve mürtedleri araştıralım lütfen!

          ÜÇÜNCÜ HUSUS:

          Müddei, bir hadisi şerifi çarpıtarak diyor ki:
          “Sahabeyi övmemiz bize bir şey kazandırmaz. Allah bu dine fasık kimselerle de hizmet ettirir.”
          Allah’ın bu dine fasık kimselerle de hizmet ettirdiği el-hak doğrudur.
          Ama burada sahabeyi küçümseme ifadesi olduğu için bu mana batıldır!

          Hadisi şerifin söylenme sebebi ise:
          Kuzman isimli bir kişi Uhud harbinde Hz. Hamza (r.a) gibi kahramanlıklar göstermiş onun bu şecaati Efendimiz (s.a.v) anlatılınca;
          -“Onun cehenneme kadar yolu var veya o cehennemliktir” buyurmuştur.
          Sonra bu kişinin Uhud harbine Allah rızası için katılmadığı, başka fasit bir niyetle katıldığı ortaya çıkmış ve bu kişi aldığı bir darbe yüzünden acıya dayanamayarak intihar etmiştir. Kuzman fasık bir adam ve Allah’u Teala onunla da bu dine hizmet ettirmiştir.

          Çarpıtılan İse:
          Hazreti Hamza (r.a) ve Hz Ali (r.a) gibi Allah’ın aslanlarının ve diğer şanlı sahabe efendilerimizin (radiyallahü anhüm ecmain) islam’a olan hizmetleriyle,
          “Cehenneme kadar yolu var!” diye hadis’i şerifle uyarılan fasık bir kimsenin hizmetlerinin aynı tutulması ve aynı algılanacak şekilde yazılmasıdır. Şöyle denseydi itirazımız olmazdı:
          Evet, Allah fasık insanla da bu dine hizmet ettirir.
          Ama, bu hizmetinden zerre kadar sevap alamaz. Çünkü niyeti fasıktır.

          Şu husus çok önemlidir:
          Hicretten önce Müslüman olmuş sahabelerle, hicretten sonra Müslüman olmuş sahabelerin derecesi bile bir değildir. Kaldı ki fasık niyetle savaşa girmiş insanların istisnai bir hizmeti…

          Ayrıca sahabenin İslam’a olan hizmeti bitmiş değildir. Sahabenin ürettiği yüksek ahlâk ve faziletleri hala kalplerde ve gönüllerde fütuhat yapmaya devam etmektedir. Yani yıldız Sahabe Efendilerimizin İslam’a olan hizmeti o dönemde kalmış değildir. Devam etmektedir. Bununla ilgili bir misal:

          Tarihi camileri dikkat ve marakla gezen bir turistle, Cami İmamı arasında geçen bir konuşma:
          ( İmam iyi derecede İngilizce bilmektedir)
          Turist Hazreti Ebu Bekir yazısını göstererek sorar:
          -Bu kimdir?
          İmam:
          Bu zat Peygamber Efendimizin (s.a.v) en yakın dava arkadaşı ve en samimi dostudur. Faziletini anlatmakla bitiremem. Onun şu duası çok meşhurdur:
          -“Allah’ım vücudumu o kadar büyüt ki cehennemde hiçbir ehli-imana girecek yer kalmasın.”

          Bu ifadeleri duyan turist müthiş bir şaşkınlık geçirir. Aynı cümleyi tekrar ettirir ve gözlerinde yaşlar belirir. Dudaklarından şu cümleler dökülür:
          -Aman Tanrım, bu adam ne kadar hümanist ve fedakarmış!

          İmam sırayla Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ( r.anhüm) efendilerimiz en belirgin özelliklerinden ve etkileyici sözlerinden bahseder. Turist orada islam’la şereflenir.

          Görüyoruz ki, sahabelerin hizmetleri bitmiş değildir ve her an devam etmektedir ve fasık insanların istisnai olan hizmetleriyle asla bir tutulamaz.

          Ayrıca sahabeyi övmek menkıbelerini çocuklarımıza aktarmak onların milli ve manevi gelişmelerinde ve milli ve manevi kimlik kazanmalarında büyük rol oynar. Bu konuyla ilgili olarak:
          “Çocuğunuzun kahramanı kim?” başlıklı yazıyı alıntılamıştım.

          Benim çocukluğum aynı Mustafa özel beyin bahsettiği gibi kesik baş, Hz Ali cenkleri ve Battal gazi cenklerini dinlemekle geçti. Hamdolsun bunlar hayatımda hep yol gösterici olmuştur.

          Gargad suratlı kainat soytarısını ve onun haşhaşilerini, çok genç yaşta tefrik etmemde, çocukluğumda okuduğum ve büyüklerimin bana anlattığı menkıbelerin tesiri fevkalededir.

          Ayrıca fasık ve facir kimselerle islam’a hizmet ettirilmesi hususu bir istisnadır. İstisnai bir olay burada genellenmiş ve sahabenin hizmetlerine denk gibi sapık bir algı oluşturulmak istenmiştir.

          Yoksa asıl olan İslam’ın nüzulünden bu güne kadar Sahabe Efendilerimizden başlayarak Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar, Gazneliler, Selçuklular ve daha bir çok devlet ve kavim İslam’a hizmetle şereflenmiştir.

          DÖRDÜNCÜ HUSUS:

          Gelelim adalet meselesine…
          Her zaman adalet-i mahzayı tatbik etmek mümkün olmaz.
          Onun yerine adaleti izafiye tatbik edilir ve bu da caizdir.

          İşte Ecdadımız devletin bekâsı ve toplumun selameti için adalet-i izafiyeyi esas alarak, öz kardeşlerini ve çocuklarını feda etmiştir. İlerde çıkacak muhtemel taht kavgalarını engellemek için ve devletin bekası için öz kardeşlerine kıymışlardır.

          Şimdi buradan hareketle:
          Tilki kuyruğu ticaretiyle ilgili alıntıladığım bir yazıya müddei fena takmış. Demek ki asıl mesele tilki kuyruğu değil, gargad suratlı tilkilerin kuyruğuna basılmış olması.
          Evet, bu çok harika!
          Çünkü füzelerimiz hedefi 12 den vurmuş!

          Bu hikâyeyle ilgili görüşlerimi söyledim…

          Eğer bu olay tarihen doğruysa Hadimül Haremeyn, Ulu Hakanımız ve Halifemiz Abdulhamid-i Sani (aleyhirrahmeti ve vel gufran) yetkisiyle bir ictihat yapmıştır. İsabet ederse iki sevap, etmezse bir sevap alır. Ama sevap alır. Çünkü devlet başkanıdır ve yetkilidir. Müslümanların menfaatlerini korumakla mükelleftir.

          Kaldı ki her dönem, her yerden nefretle kovulan Yahudilerin bize minnet borcu vardır. Batı onları vahşice katlederken gemilerle Osmanlı Topraklarına getirip en insani şartlarda hayat standartları sunan bizleriz. Katil, eli kanlı siyonistler ve gargad suratlı kainat soytarıları bize “adalet dersi” veremez. Onların tasmalı uşakları olan gargad suratlı haşhaşiler;
          kahpelik ve ihanet en iyi düzeyde nasıl yapılır,
          ondan bahsedebilirler…

          Yine Osmanlı da azınlıkların rahatlıkla tanınması ve tesbit edilebilmesi için her azınlığın kıyafetleri “farklı!” olmak zorundaydı.
          Böyle bir maslahat zaten önceden de vardı. Eski kıyafetin yerine bir alamet-i farika olarak tilki kuyruğu takılmış. Yeni bir olay değil ki!

          Ne fark eder ki…
          Hem hikmete çok uygun düşmüş. Çünkü, tilki de yahudiler gibi kurnaz! bir hayvandır.

          Bakınız: Allah’ın emrine itaat etmeyen Yahudilerin maymuna dönüştürülmesinin hikmeti nedir? Niçin başka hayvan değilde maymun? Birde hınzır var tabi ki.

          Eğer bu olay bir hikâyeyse bu hikâyeyi kurgulayan zeki kardeşimize dua ettiğimi söyledim. Müddei fena köpürmüş. Böyle bir adama nasıl dua edermişim.

          Sizler yeryüzünün en deni ve eli kanlı diktatörlerine,
          beşikteki masum çocukların katillerine dua ederken,
          övgüler dizerken bu caiz oluyor da benim;
          Ümmetin ferasetine katkı için kurgulanmış bir hikâyenin yazarına dua etmem niye caiz olmuyormuş? O kardeşimizin ruhuna hatimler indirip sevabını gönderdim bile. Bundan sonra da bu kardeşimize dua etmeye devam edeceğim inşa-Allah

          Masum yahudi vatandaşlara bu yapılamazmış.

          Breh… Breh… Breh…

          Benim tanıdığım iki masum yahudi kökenli kişi var:
          Birisi islam’la müşerref olan Abdullah bin Selâm hazretleri.
          Diğeri de;
          “Zulüm bizdense ben bizden değilim!” diyerek zalim siyonistlerin katliamlarına karşı canını hiçe sayan kahraman Richell. Siyonistler onu kendilerine karşı çıktıkları için iş makinalarının paletleri altında ezerek hunharca katletmişlerdir. Adamların en ufak bir eleştiriye bile tahammülleri yok!

          Bunun dışında yeryüzünde cereyan eden bütün fitnelerin başında “Siyonist Yahudiler” vardır. Onlara ses çıkarmayanlarda onların zulmüne ortaktır. Hani nerde bir masumiyet?!

          Şu an uluslar arası hiçbir anlaşmaya kural ve kaideye riayet etmeyen devlet terörü estiren “Siyonist Yahudiler” asla masum değildirler.
          (Bizler bu yazıları yazarken başta Filistin ve Suriye’de olmak üzere dünyanın bir çok yerinde Müslümanlar vahşice katledilmektedir. Suriye’deki terör örgütlerine (ikinci İsrail projesi için!) her türlü desteği veren kimdir?

          Fetöy-ü sani (Aleyhillaneti vel intikam) Etö örgütünün elebaşı Adnan Oktar diyor ki:
          “Kim israile bomba atarsa, gökkubbeyi başına yıkarım.”

          Breh…Breh…Breh…

          Müslümanların başına her gün bombalar yağdıran Siyonistlerin bir uşağı böyle diyor.
          Bombaları onlar yağdırıyor, sivil halkı katlediyorlar, sonra adaletten barıştan dem vuruyorlar.

          Takke düşüp kipa görüneli çok oldu…

          Diğer bölümlerle devam edeceğiz inşa-Allah.

          • Şirpençe diyor ki:

            ” Vatan aşkı maya gibidir,
            Sütü bozuklarda tutmaz”

            Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu (r.h)

        • Şirpençe diyor ki:

          ÇARPITILAN GERÇEKLER-3

          ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:

          BEŞİNCİ HUSUS:

          Bir başka çarpıtma ise İmam-ı Buhari ve İmam-ı Azam hazretlerinin akıllara ziyan kıyaslanmasıdır.

          Her taş kendi makamında ağırdır. İmamı Azam Hazretlerin içtihatları ne kadar değerliyse, hadisi şerifleri (s.a.v) tesbit için yapılan yolculuklar (rıhle) onlarda o kadar değerlidir. Göz, kulakla kıyaslanmaz. Her organımız kendi hizmetiyle ayrı bir değere haizdir. Aynı mantığı kalkış noktası yaptığımız da İmam Gazali hazretlerine Hüccetü-l İslâm denmiş, ama İmam-ı Azam hazretlerine denmemiştir. Ona da imam-ı Azam denmiştir.

          Şimdi böyle bir kıyas akla ziyan bir kıyastır. Bütün imamlarımız
          (Allah onlardan razı olsun) çok büyük hizmetler etmişlerdir. İmam-ı Azam hazretleri doğmazdan önce de, Cenab-ı Hak ümmetin imdadına başka harika zatları göndermiştir. Bu harika zatlar çok ilim sahibi insanlardır. Ümmetin müşkillerini çözmüşler ama İmam-ı Azam kadar meşhur olmamışlardır.

          Bakınız: Fukahay-ı Seb’a

          ALTINCI HUSUS:

          Müddeinin dua talebi ve teneffüs esprisi.

          Bizler beş vakit namazın ruhumuza açtığı pencerelerden bol, bol teneffüs ediyoruz zaten. Ayrıca çocukluğumdan beri;
          Ulu çınarın gölgesi Barla’da ve çam dağında,
          Ulu çınarın gölgesi Söğüt’te,
          Ulu çınarın gölgesi Bursa Çekirgelikte bol, bol taze oksijen ısmarlıyorum kendime.

          Ol sebepten mümbais, gargad ağacından gelecek kirli oksijen solunum sistemimi bozar. Ben almayayım. Aman eksik kalsın. Ümmete ihanet ederek uzatılan bir hayat bayattır, mundardır. Aman ben almayım. Ulu çınarın gölgesinde taze oksijen ve demli çayımla kalan ömrümü tamamlamak isterim.

          Bu mukaddes vatanın (çünkü sahabe, şüheda ve evliya yurdu) sınırlarında nöbet tutan kurt köpeklerinin bir tırnağını yakama rozet diye takmayı,
          Vallahi;
          gargad suratlı kainat soytarısının ve onun efsunlu takipçilerinin ve hepsinin tasmalarını ellerinde tutan küresel haydutların muhabbetlerine en üst düzey ihanet ödüllerine tercih ederdim.

          Bu benim için en büyük şeref olurdu.

          YEDİNCİ HUSUS:

          Çarpıtılan bir husus da “milli ve dini ego” denilerek;
          Milli ve dini aidiyetin ve hamiyet-i milliyenin ve hamiyet-i diniyenin tahkir edilmesidir.

          Gargad suratlılar bizim milli ve dini kimliğimize ego derlerken,
          Ben, “milli ve dini egonun en üst düzeyini” gargad suratlı kainat soytarısında gördüm.

          Bediüzzaman hazretlerinin (r.h) ziyaretine gitmeyiş nedenini anlatırken:
          “O bir kürttü, o yüzden ziyaretine gitmedim” demiştir.

          “Alem-‘i İslâm-a indirilen darbeleri yüreğimde hissediyorum” diye hıçkıran alim ve muhterem bir Allah Dostuna “Kürt olduğu için ziyaretine gitmedim” diyerek hakaret etmiştir.

          Bizzat yakınlarının şahitliğiyle Ümmet-i Muhammed’in (s.a.v) hali ne olacak diye hıçkıra, hıçkıra ağlayan merhum başbakan Necmeddin Erbakan (r.h) için:
          “Onu hiçbir zaman sevemedim!” demiştir.

          Ama kasap şaron’a “büyük lider” diyerek övgüler yağdırmış,
          eli kanlı diktatörleri “müctehid” ilan etmiş,
          Hain Haim Naumla birlikte;
          “Din mutlaka öldürülecektir!” kararını alan üç kişiden birinin elini öpmek için çocukluğunda sıraya girdiğini kendi hatıratında anlatmıştır.

          Demek ki,
          milli ve dini ego en çok kainat soytarısında ve onun haşhaşilerinde varmış.

          Demek ki,
          İmam-ı Rabbani Hazretlerinin bir talebesine buyurduğu gibi:
          “Evladım!
          Cenab-ı Hak, dostlarının sevgisini her kalbe koymaz ve nasip etmez.”

          Yine İmam Rabbani Hazretlerinin buyurduğu gibi:
          Hürriyyetün, hürriyyetün atiyyetürrahman.
          Hürriyet, Allah’ın en büyük atiyyesidir.

          Dini ve milli aidiyet olmasa hürriyet olmaz. Hürriyet olmasa ibadet ve özel yaşam olmazdı.
          O yüzden her müslümanın dini ve milli bir aidiyeti vardır ve olacaktır. Velev ki gargad suratlı evangelist Müslümanlar hoşlanmasada!

          Onlarda dini ve milli aidiyet olmadığı için, kainat soytarısıyla birlikte küresel haydutların kaselisliğini yapmayı, bu millete ve dine aidiyete tercih etmişlerdir.

          Demek ki,
          İki zıt bir kalpte bulunmazmış!

          Ne kadar enteresandır ki;
          Başka ülkelerde olsaydınız saraylarda yaşayacaktınız diye kendisine başka ülkelere gitmesi teklif edilen Bediüzzaman hazretleri (r.h):
          -“Başka bir yerde olsam da buraya gelmem lazımdı” demiştir. Bu ülkenin paslı zindanlarını, başka ülkelerin saraylarına tercih etmiştir. “Yüzer milyon evliya ve şehitleri yetiştiren bu kahraman milletin evlatlarına kılıç çekilmez” demiştir.

          Demek ki,
          deccal’ın da süfyanın’da buradan çıkacağını biliyordu.

          İşte bu dini ve milli bir aidiyettir ve hamiyettir. Gargad suratlı kainat soytarılarının ve haşhaşi kafalı mangurt kölelerinin bu şereften nasipleri asla olamaz.
          Çünkü onlar evangalisttir.
          Aidiyetlerini kaybetmişlerdir. Haindirler ve teröristtirler.

          Şehit lider merhum Muhsin Yazıcıoğlu Reis (r.h) İngilterede bir konuşma yapıyor. Ülkemizle ilgili sorulan bir soruya muhteşem bir cevap veriyor:
          “Ben eğer eleştirmem gerekiyorsa, ülkemi kendi ülkemde, kendi meclisimde eleştiririm. Ülkemi başka bir ülkenin meclisinde eleştirmem”

          İşte bu dini ve milli bir aidiyettir. Bir ilkeli duruştur. Gargad suratlı kainat soytarılarının ve haşhaşi kafalı mangurt kölelerinin bu şereften nasipleri asla olamaz.
          Çünkü onlar evangalisttir. Aidiyetlerini kaybetmişlerdir.
          Haindirler ve teröristtirler.

          “Vatan sevgisi ve milli aidiyet Anser Balı gibidir.
          Ona ALÇAK larda raslanılmaz! “

          “Vatan sevgisi bir maya gibidir.
          Sütü bozuklarda asla tutmaz!”

          SEKİZİNCİ HUSUS:
          Kainat soytarısına halef olmaya aday aymaz bir haşhaşi diyor ki:
          “Ne zaman bir katedralin yanindan geçsem ürperirim ve içimi manevi bir haz kaplar”
          Neymiş efendim, geçmiş Muvahhid Müslümanları hatırlayarak duygulanırmış.(güya!)

          Breh!..Breh!..Breh!..

          Niye, Kur’an-ı Kerim geçmiş Muvahhid Müslümanlardan haber vermiyor mu? O ayet-i kerimeler neyine yetmiyor ey evangelist kafa!

          Proje dinin, beyni efsunlanmış kaselisleri bunlar.
          Mehmet Görmez gibi bir alimin elini öpmeyenler, kardinal papazın boynuna taktığı “haçın” önünde ruku ettiler.

          Kabahati büyük!
          Özrü ise kabahatinden büyük!

          Kardinal ve katedral sevgisi! Ne tesadüf değil mi?

          Bir gün Hz. Ömer (r.a) Tevrat’tan Peygamber Efendimizin (s.a.v) nübüvvetini tastik eden bazı ibareler bulup Efendimize (s.a.v) getirmiş.

          Efendimiz (s.a.v):
          – “Canım elinde olana yemin olsun ki Musa, şu ân aranızda olsa ve beni bırakıp O’na tabi olsanız, sapmış olurdunuz.”
          Ve:
          “Canım elinde olana yemin olsun ki, Musa hayatta olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir seçeneği olmazdı!”

          DOKUZUNCU HUSUS:

          Vaktiyle bir papaz sık, sık dağlara çıkar Ezan-ı Muhammedi’yi (s.a.v) gür sesiyle okurmuş.
          Bazı Müslümanlar onu islam’a girdi zannederek hürmet ve ikramda bulunurmuş.

          Bir gün oradan geçen arif bir zat olayın iç yüzünü ferasetiyle çözmüş.
          Papaz, Ezan-ı Muhammedi’nin her cümlesini gür sesiyle okuduktan sonra, sessizce dudaklarını kıpırdatırmış. Arif zat, papazın iyice yakınına yaklaşarak mırıldandığı cümleyi duymuş:
          “ Derler!”

          Yani Ezan-ı Muhammedi’nin (s.a.v) her cümlesinin sonunda fısıltıyla “derler” dermiş. Yani ezan-ı Muhammedi’yi
          Aidiyet kipiyle değil,
          Rivayet kipiyle okuyormuş.
          Arif zat, papazın maskesini düşürmüş. O havalideki Müslümanların gözünü açmış.

          Ne zaman gargad suratlı kainat soytarısının ve haşhaşi takipçilerinin yazılarını okusam “bu kiplere” çok dikkat ederim.

          Yahudilerin avukatlığını yapacağım derken Peygamber Efendimize (s.a.v) salavat getirmeyi unutmuşlar. Halbuki yazılarda dahi Efendimize (s.a.v) salavat getirilmesi gerekir.

          ONUNCU HUSUS:

          Duaya gelince elbette çok harika bir dua biliyorum.
          Buyurun hep birlikte amin diyelim İnşa-ALLAH.

          Euzubillehimineşşeytanirracim.
          Bismillehirrahmenirrahim.

          Elhamdülillehi Rabbil Alemin.
          Estağfirullah el-azim ve etubü ileyhi subhaneh.
          Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed ve Ala Alihi ve Sahbihi Ecmain.
          Bi adedi evragil eşcar ve emvecil bihar ve gataratil emtar.

          Ey Kahhar ve Müntakiym olan Allah’ım!
          Senin mübarek dinin İslam’ın elmas gibi hakikatlerini binbir entrikayla tahrib, tağyir ve tahkir etmeye çalışan,
          Ümmet-i Muhammed’in (s.a.v);
          vatan topraklarını, ırzını, namusunu, şerefini, sırlarını, mallarını ve canlarını küresel haydutlara peşkeş çeken,
          asrın deccallerini,
          onlara çanak tutan süfyanlarını,
          ve
          kainat soytarılarını ve haşhaşi kafalı mangurtları…

          Ya Rabbi!

          “Allah onların evlerine ateşler salsın,
          Amin.
          Yuvalarını yıksın,
          Amin.
          Birliklerini bozsun,
          Amin.
          Duygularını sinelerinde bıraksın,
          Amin.
          Önlerini kessin,
          Amin.
          Bir şey olmaya imkan vermesin.”
          Amin.

          “Demeyeyim dedim, demedim, demeden de edemedim!”

          Selam ve dua ile.

  7. KARABASAN diyor ki:

    “Kafanıza yatmıyorsa inanmayın bu dine arkadaşım.
    Dünya dinle dolu, makarna dini bile var.
    Kıtlık varmış gibi ne çöktünüz buraya?”

    Heidegger Meyenoğlu

  8. ALBATROS diyor ki:

    Hicret:

    Şirkten tevhide Hicret,

    Rivayetten riayete Hicret,

    Başörtüsünden tesettüre; tarzdan farza Hicret,

    İmajdan ihlasa Hicret,

    Televizyonlu odadan kütüphaneli odaya Hicret,

    Söylemden eyleme Hicret,

    Tebliğden temsile Hicret,

    Meşguliyetten tefekküre Hicret,

    Kizpten sıdka Hicret,

    Zarftan mazrufa, şekilden öze Hicret,

    Laklak üretmekten, yüksek ahlak üretmeye Hicret,

    Namazı kılmaktan namazı ikameye Hicret,

    Ritüellerden ibadetlere Hicret,

    Adetlerden Ayetlere Hicret,

    Rolden Hale, maskeli balodan safiyete Hicret,

    Oruç tutmaktan nefsi terbiyeye Hicret,

    Gücetaparlıktan Hakkataparlığa Hicret,

    Mış-lı ilişkilerden candan ilişkilere Hicret,

    Dünyayı hizaya getirmeden önce, nefs-i emmare’ye çeki düzen vermeye Hicret,

    HİCRİ YILBAŞIMIZ BÜTÜN ALEM-İ İSLAM’A MÜBAREK OLSUN…

    • ALBATROS diyor ki:

      Cemaat kardeşliğinden Din kardeşliğine hicret,

      Arkadan söylenmekten, yüzüne söylemeye Hicret,

      Çiftleşmekten Evlenmeye, Evlenmekten Yuva İnşaa etmeye Hicret,

      Çocuk doğurmaktan Çocukları Yoğurmaya Hicret,

      İhtiyaçlardan zaruretlere Hicret,

  9. Abdullah Bir diyor ki:

    BAYRAM TEBRİĞİ

    Başta Sn. Sema hanımefendi olmak üzere “Allah’ın indirdikleri ile hükmedilmesi gerektiğini” söyleyen bu yolda kınayanların kınamasına, eleştirmesine aldırış etmeden dik duruşunu muhafaza eden, nefsine, şeytana ve dünyaya köle olmamış, hakkaniyetli, merhametli ve aklı başında ki bütün Mümin ve Müslümanların Kurban Bayramını tebrik eder, bayramın onlar, bizler, masum ve mazlumlar için hayırlara, zalimler için ise hidayete, bu mümkün değil ise zalimlerin helak olmalarına vesile olmasını Rab’bimden niyaz ederim.

  10. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Başta Sema hanım olmak üzere tüm daimi site yorumcularının ve okuyucularının mübarek Kurban Bayramını tebrik eder, huzur ve afiyet dolu bir bayram dilerim…

    Vesselam…

  11. Sadece Fatih diyor ki:

    Tüm yorumcu ve yazarların Kurban Bayramı mübarek olsun.
    İyi bayramlar :)

  12. Ferhadi06 diyor ki:

    Her ilim makbul imiş illa edep illa edep

  13. Ferhadi06 diyor ki:

    Ehl-i irfan arasında aradım kıldım talep

  14. Ferhadi06 diyor ki:

    Hayır kurumlarına düzenli bağış yapıyorum. Mevlam hiç ummadığım yerlerden rızıklandırıyor. Allah riyadan saklasın

  15. Ferhadi06 diyor ki:

    Neye niyet, neye kısmet. 1999’da Trabzon KTÜ’de öğrenciyiz. Bir ev arkadaşımız iftara yetişebilmek için otostop yapmış. Araç sahibi abi, arkadaşa kartvizit verip Trabzon’un en lüks lokantasında iftara davet etmiş. Vakıf evinde kalan 5 arkadaş beraberce gidip afiyetle yedik. Hayır böyle yapılır.

  16. Gulpembe diyor ki:

    Bayrama sayili gunler kaldi, Allah icin kurban verip Ona yaklasmayi murad ediyoruz. denklem basit; vazgec/feda et ve yaklas…Allah icin vazgecmek, Onun hatri icin ofkesini yutmak, harama bakmamak, aleyhimize de olsa dogruyu soylemek… Hep O’nun hatiri icin.

    yabanci bir arkadasimiza kina gecesi duzenlemeyi teklif ettik, cok sevindi .gecen haftaydi,biz birkac Turk arkadas, diger musluman arkadaslari da cagirdik. Fakat bir suprizle karsilastik. annesi de birkac yil once musluman olan bu hanim uzun zamandir Islami arastiriyordu. En sonunda karar vermis Islami secmis, nisanlisini da Islama davet etmis. Nisanlisi kabul etmeyince dugune gunler kala ayrilma karari almis fakat kina gecesini iptal etmek istememis. “Bugun evlilik degil ama iman akdimi kutlayalim istedim” ,dedi. Once kendisine ogretilen kelimei sehadeti tekrarladi beraber tekbirler salavatlar getirdik, sonra yine halayimizi cektik. “Gelin hanimi” kinaladik, girdigi yol ona mubarek olsun diye dualar ettik.

    “ (Allah icin)sevdiklerinizden vermedikce iyilige ulasamazsiniz. Ve verdiginiz o sey her ne ise, Allah onu cok iyi bilir” (Ali imran 92)

  17. Misafir diyor ki:

    ” Ezelden beri gamım tükenmez nedendir bu?
    Çün, gam turabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu”

    SULTAN YAVUZ’UN ŞAİRİ

  18. Şirpençe diyor ki:

    “Doğrular, her çağla çağdaştır da
    Her çağ doğrularla çağdaşmıdır?”

  19. ALBATROS diyor ki:

    “Öyle bir zaman gelecek ki afiyetin onda dokuzu insanlardan kaçınmakla, kalan biri ise susmakla olacak.”

    Söz Hz Ali Efendimize atfedilmiş.
    Kaynağını tam olarak bulamadım.

  20. ALBATROS diyor ki:

    ”Yüreğin sadece kendinden olana yanıyorsa, ”İNSAN” değilsin!”

    Cerrahın telefonu çalar, arayan hastahane sekreteridir.
    -Buyurun sizi dinliyorum.
    -Sayın hekim, ağır hasta var, acele bütün işinizi bırakın gelin.
    -Geliyorum deyip hekim telaşla yola düştü.

    Hekimi hastahanede hastanın babası hışımla karşıladı:
    -Benim oğlum ölüm döşeğindedir, ne için bu kadar geç kaldınız? Sizin kendi oğlunuz olsaydı yine böyle yapar mıydınız?

    Cerrah gülümsedi:
    -Bana haber verilir verilmez acelece geldim.
    Bir de unutmayın ki, hayat ve ölüm Allah’ın elindedir. Cerrah ameliyat odasına dahil oldu.
    Ameliyat iki saat sürdü.
    Cerrah odadan çıkıp koridordaki babanın yanından sakince geçip gitti.
    Ardından yardımcı hekim çıktı.
    Babaya;
    -Oğlunuz yaşayacak dedi.

    Baba bir an sevindi, sonra yine hiddetlenip dedi:
    -Bu cerrah çok kötü ve insafsız bir adam.
    Ne vardı yani, çıkarken bana iyi haberi o verseydi.

    Yardımcı hekimin gözleri doldu ve adamı hayatı boyunca pişmanlığa sevk edecek olan şu cevabı verdi:
    -Cerrah çok güzel insandır.
    Onun oğlu otomobil kazasında bugün vefat etti.
    Biz onu defin merasiminden çağırdık.
    Oğlunun defin merasimini yapamadan sizin oğlunuzun şifasına vesile olmak için hastaneye geldi.

    ”Yüreğin sadece kendinden olana yanıyorsa,
    ”İNSAN”
    değilsin.

    -ALINTIDIR-

  21. Irmak diyor ki:

    GERCEK BABA’LIK

    Geçmiş dönemin babaları için çocuk yetiştirmek çok kolaydı. Çocuk doğar, anne sorumluğunda aile içinde büyür, gelişir, okula gider, bilmesi gerekenleri sosyal ortam içinde öğrenir, kendi halinde bir yetişkine dönüşürdü. Çocukların açlığından, susuzluğundan, hastalığından, uykusuzluğundan, okuldaki ödevlerinden, projelerinden, sınavlarından babaların hiç haberi olmazdı.

    Hatta babalar, çocuklarından uzak dururdu. Büyüklerin yanında çocuklarına dokunmaları bile ayıp karşılanırdı. Bu yüzden çocukların tüm bakımı annelerin üzerindeydi. Çocuğun altını anneler değiştirir, yedirir, içirir, yatırır, banyosunu yaptırır, gece uyandığında o ilgilenirdi. Bir babanın bebek altını değiştirdiği, banyo yaptırdığı, çocuğuna bir kaşık yemek veya bir yudum su verdiği görülmüş olay değildi. “Erkek eşeğin sıpası olmaz” atasözü durumun özeti idi.

    Çocuklar zamanla büyüse de sonuç değişmez ergenlik döneminde bile babalar çocuklarıyla muhatap olmazdı. Babaya söylenecek bir şey varsa anneler aracılığıyla iletilirdi. Bir genç kahvehanede otururken babası gelirse hemen oradan çıkar, baba ile çocuğun aynı ortamda bulunmaları ayıp sayılırdı.

    Kısaca eski babaların çocuk büyütmek diye bir derdi yoktu. Tüm zahmeti anneler çekerdi. Anneler, sırf çocukları büyütmekle kalmaz, evin tüm işleriyle de ilgilenirlerdi. Evin temizliği, yemeği, bağ, bahçe, tarla işleri, havyanların sağımı ve bakımı, kısaca tüm yük onların üzerindeydi. O günkü koşullarda bu ağır yükün altında ezilirler ama katı kültürün sonucu babalardan çocuk bakımı konusunda hiç beklentileri olmazdı.

    Günümüzde babalık bir başka hal aldı!
    Bir nesil sonrasında hayatımızdaki kültürel değişimle birlikte babalık rolü de değişti. Özellikle kente göç ve çekirdek aile yaşamı, çocukların geniş aile içinde büyüme imkanını yok etti. Kadınların kamu kurumlarında ve değişik sektörlerde çalışmaya başlamasıyla, erkekler onlara destek olmak zorunda kaldılar.

    Geçmişte sadece annelerin yaptığı, babalara yakıştırılmayan birçok işi artık babalar yapıyor. Yeri geldiğinde çocuğunun altını değiştiriyor. Gece uyandığında çocuğuna bakıyor, anne kadar çocuğun yemesiyle, içmesiyle, uykusuyla, hastalığıyla ilgileniyor. Çocuğun banyosunu yaptırıyor, tırnağını kesiyor. Çocuğuyla oyun oynuyor, onu hayata hazırlamak için eğitiyor. Birçok baba çocuklarını okula bırakıp alıyor, evde ödevleriyle ilgileniyor, sınavlarını takip ediyor. Bazen çocuk parklarında annelerden ziyade babaların olduğuna tanık oluyorum. Çocuğun yetiştirilmesiyle ilgili sorumluluk benim çevremde genelde babaların üzerinde.

    Artık çocuklar geçmişte hiç kurulmadık cümleler kuruyorlar: “Baba, susadım!”, “Baba, acıktım!”, “Baba, beni parka götürü müsün?” “Baba, tuvaletim geldi” diyorlar. Hatta bazıları “Baba…!” diye ağlıyor.

    Geçmişteki babalıkla kıyasladığımızda, çocuklarıyla ilgilenen, sadece bununla kalmayıp çamaşır asan, ütü yapan, ev süpüren, yemek pişiren günümüz babalarının hakkı ödenmez. Evlerin direği artık gerçekten babalar.

    Çocuklarına şefkatle sarılan, onlarla ilgilenen, kol kanat geren tüm babaları saygıyla selamlıyorum.

    Doğan CEYLAN
    Maarif Müfettişi
    Evde Eğitim Sayfası Editörü

    Aynen,Peygamber efendimiz gibi..

    • Cihad diyor ki:

      Yazı Etcep’li MEB’in maarif müfettişine, yorumun sonundaki ifade sizin fikriyatiniza tam uymuş.

      Geleneğimizdeki baba profiline eleştiri hakkım saklı kalmak üzere yazıda ciddi saptirmalar var. Vicdansız,gaddar ve insanlıktan uzak, adeta bir aile babası değil de mafya babası gibi tasvir edilmiş. Aileyi arzuları istikametinde formatlamak isteyenler mevcut durumu veya eskiyi şeytanlaştırmaları klasik bir yöntem. Bu yazı da bunlardan biri.

      Eskilerin bir ağırlığı vardı. Belki çocukları ile vır vır konusmazlardi ama bir bakışı ile ona etki eder ve yön verirlerdi. Çocuklar büyük ve büyüğe hürmet mefhumunu babanın şahsında öğrenirdi. Erkek çocuğunu cemiyete, kız çocuğunu kocaya hazirlarlardi. Baba kalplere güven ve huzur veren bir kaleydi aile fertleri için. Tespihin imamesi gibi “geniş aile” fertlerini bile birarada tutmayı başaran bir otoriteydi. Velhasili babalar babaydi yani.

      Şimdilerde ise evin dışına çıkarmak istedikleri kadının işini kolaylaştırmak için annenin rolüne bürünen erkeği gazliyorlar. Şöyle iyi baba, şöyle süper baba falan filan. Maarif müfettişi beyefendi okulları ziyaret ettiklerinde evrak incelemekten vakti kalırsa ve şöyle bir başını kaldırıp etrafına bakacak olursa öğretmenlerine saygıyı geçtim, alay eden, ti’ye alan,el kol şakası yapan, bağırıp çağıran şımarık bir nesli görecektir. Biz okullarda eğitimi geçtim,öğretim bile yapamıyoruz artık. Çocuk otorite tanımıyor, otorite görmemiş ki tanısın. Çocuğa en ufak bir şey desen ilk önce karşınıza bu modern babalar dikiliyor. Babadan sırtı alan çocuk daha da terbiyesizleşiyor.
      Bu neslin babası olmadığı gibi amcası ve dayilari da yok. Çoğunun abisi de yok. Hayatında büyük nedir tanımamış bu nesil toplum için büyük bir tehlike ama ilginçtir meb bu durumdan memnun.

      Ayrıca iktidar sahibi olmayan babaların çocukların cinsel tercihlerini etkilediği artık bilinen bir gerçek. Tabi toplumsal cinsiyet eşitliği politikası güden MEB’in bundan memnun olması gayet anlaşılır bir durum.

      Daha önce görev yaptığım, geleneğin güçlü oldugu G.Doğunun yarım milyonluk şehrinde huzur evi yoktu. Doğup büyüdüğüm Egenin küçük bir kasabasında dev gibi iki tane huzurevi vardı. Düşünün ki, ben ilkokul okurken huzurevi ziyareti yapmıştık.

      Demekki çocuğun ikinci bir anneye veya bir arkadaşa değil baba gibi bir babaya ihtiyacı var. Çocuğuna arkadaş numarası yapıp basitleşen baba,ona iyilik yapmış olmuyor çünkü ebevyne itaat ve hürmet dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır.

      Eski kötü, yeni iyi gibi denklem ne kadar yanlış ise, eski çok iyi,yenisi de çok kötü gibi bir denklemde yanlıştır. Her ne kadar eskilerin iyi yönleri daha çok ise de yeni dönem babalarının da iyi yönleri ve bazı meziyetleri mevcut.

      Bizim için en iyi örnek zamanlar ve devirler üstü olan Efendimizdir (sav).

      Ancak,

      O’ nu da “pamuk dede” gibi biri olarak görmemek gerekir. Çünkü peygamber (sav) Cenab-ı Hak ‘kın İsm-i Azamina ve her ismin mertebe-i azamina azami derecede mazhardir. Cenab-ı Hakkın cemali olduğu gibi Celali de vardır. Rahmeti olduğu gibi kudret ve azameti ve izzeti de vardır. Misalen, Fahr-i Kainat (asm) cemal ile oturduğu vakit parmakları çeşme-i rahmet olarak ab-ı hayat akıtır fakat aynı el celal ile kalktığı vakit gökteki ayı ikiye parçalar.

    • Aadem diyor ki:

      Artık bu ırmak vb.nin yazılarını midem kaldırmıyor.

      Eski babalara laf söylemek istemiş ama mertçe değil. başkasının ağzıyla.
      Eski babalar büyüklerin yanında görüntüde çocuğunu sevemezdi.sebebi aile büyüklerine edeptendir.edep ise müslümanın olmazsa olmazıdır.ve aileler kale gibi sağlamdı. şimdi alt değiştiren babalar diye kutsadigin babalar ise çocuğunu bile göremiyor çünkü boşanmış bir baba, annede kalan bir cocuk, terbiyeden, edepten uzak bir nesil yetişiyor.kim yetiştiriyor çocuğunu babasız bıraktıran kadın. Öyle bir edepsiz yetişiyor ki çocuk otobüste bile bayana yer vermiyor.

      Babanın çocuğun açligindan, susuzluğundan,okulundan, hastalığından babaların hiç haberi olmazdı diyor.Buda koskoca bir yalan eskiden babalar çocukları aç susuz kalmasın diye gurbete çıkar evlat hasretinle yanar tutuşurdu.aman çocuğun okul okusun adam olsun diye ceketimi satarım derdi.cocugum özgür olsun diye Çanakkalelerde canını verirdi. Annenin verdiği yemek icirdigi su bedavadan gelmiyordu.onu çocukları için kazanan bir baba vardı.zahmet olmazsa annede babanın getirdiğini çocuğa versin.

      Erkek eşeğin sıpası olmaz diyorsun.bu erkek doğuramaz anlamındadır. Ama işinize nasıl gelirse öyle yaparsınız.ayni namaza yaklaşmayın diyor Kuran’da dedikleri gibi.ha eşekle ilgili bir sözde hatırlatayım.KATIRA SORMUŞLAR.BABAN KİM.KATIRDA demiş ki: DAYIM AT. anladın heral.

      şimdilik bu kadar cevap yeter.

      Bazıları müslüman türk milletinden atalarının intikamını almak istiyor fakat bunu direkt yapmaya yüreği yetmediğinden müslüman türk erkeğini imha ederek haince intikam almaya çalışıyor. Aynen PKK gibi, Ermeni ve Rum terör örgütleri gibi…

      Anladın degilmi ırmak…

  22. Cihad diyor ki:

    İslâmiyetin esası, sıdktır.
    İmanın hassası, sıdktır.
    Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır.
    Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır.
    Terakkiyatın mihveri sıdktır.
    Âlem-i İslâmın nizamı, sıdktır.
    Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır.
    Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır.
    Muhammed-i Hâşimî aleyhissalâtü vesselâmı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır. (İşarat’ül-İcaz)

    Leyle-i Kadrimiz mübarek olsun. Cenab-ı Hak müstefid geçirmeyi nasip etsin inşaallah.

  23. Cihad diyor ki:

    Helâda Sakız Çiğnemek Câiz midir?

    Her Ramazan yeninden gündeme gelen sakız mes’elesinden bahsedince, aklıma yine mürşid-i azîzimden duyduğum şu hikâye geldi :

    Vaktiyle adamın biri, o devrin müftüsünden bir fetvâ istemiş, “Helâda sakız çiğnemek câiz midir?” diye sormuş.
    Müftü efendi, hem âlim hem ârif hem de nüktedân bir zât imiş, fetvâ isteyen adama şu cevâbı vermiş, “Câizdir ama dikkat et çünkü sen helâdan çıkarken ağzını oynattığını görenler, başka bir şey yediğini de zannedebilirler” demiş.

    Her iş fetvâ ile olmaz, gözde ibret, başda iz’ân, kalbde irfân lâzımdır.(Alıntıdır)

  24. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Türkiye de doğru ehl-i sünnet ilminin öğreniminin deformize olması,

    📍Kitap, sünnet, icma-i ümmet, kıyas-ı fukaha

    ✔️kıyas-ı fukaha=kalmamış
    ✔️ icma-i ümmet=reddedilmiş
    ✔️sünnet=hadis delil olmaktan çıkarılmış
    ✔️iş birtek Kur’an-a kalmış oda yoruma açık eylendi

    Birşeyi red etmek için alternatifini ikame etmen lazımdır.
    Alternatif olarak herşeyi yok sayıp sende adamsın sende yorum yaparsın diye Kur’an-ı yoruma açık tartışılır hale getirdiler. Bu da sonuç olarak kişiye kendi dinini çizme yolunu verdi. İstediğini istediği kadar anlama ve yaşama bize deizmi, deizmin yolunun sonu ateizmi getirdi.

    Gençlik kendini ehl-i sünnet alimleri ile bir tuttu ve kendi dinini kendi icat eder oldu. Had bilmek erkan bilmek adab ve edep bilmek bizi tekrar doğru yola iletecek tek anahtar ahlaktır!!!

  25. Cihad diyor ki:

    Nândan boş olan kimse pür-hikmetdir
    Gönlü gözü uyanık işi ‘ibretdir
    Açlık ki tamâm-ı hıffet ü ‘iffetdir
    Her derde şifâdır ol tene sıhhatdir (İbrâhîm Hakkı )

  26. Cihad diyor ki:

    Şikâyet eyleyen üç günlük açlıkdan değil ‘ârif
    O nâdân kâr u kisb etsin ki yokdur Hakk’a tüklânı
    (İbrâhîm Hakkı )

    • Cihad diyor ki:

      Bir kaç gün aç kalınca şikâyet eden kişi irfândan mahrûmdur. Bu gibi nâdânlar daha çok yemek hırsıyla daha çok çalışma ve daha çok kazanma peşindedir çünkü Allah’a tevekkülleri yokdur.

  27. Cihad diyor ki:

    Şikemperver ki pür hâk eylemiş dîvâr-ı a’zâsın
    O kalmış hâne-i muzlimde görmez şems-i tâbânı

    • Cihad diyor ki:

      Midesine düşkün olanlar evinin bütün duvarlarını taşla toprakla kaplayan kimseye benzer. Dört tarafı tamâmen taşla-toprakla örülmüş olan bir eve ışık girmediği gibi bu gibi kimselerin de kalbleri karanlık olur çünkü nûr-i ilâhîden mahrûm kalırlar.
      (İbrâhîm Hakkı )

  28. Dertli Ney diyor ki:

    Görmek Ve Görünmek Pencereleri:

    “Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır.

    O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbürle tetâvül edecek.

    Eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise, tevazu ile takavvüs edecek ve eğilecek, tâ o seviyede görsün ve görünsün.

    İnsanda büyüklüğün mikyası küçüklüktür, yani tevazudur. Küçüklüğün mizanı büyüklüktür, yani tekebbürdür.”

    Mektubat
    Bediüzzaman Said-i Nursi (r.h)

    Her insan için toplum hayatı bir vitrin ve pencere gibidir. Bazen bu vitrin ve pencere uzun veya kısa olabiliyor.
    Şayet kişi, topluma bakan o pencereye göre küçük kalıyor ise, kibir ile boşluğu doldurmaya çalışır. Yani hak etmediği o makam ve mevkie layık durabilmek için suni bir şekilde uzamaya çalışıyor ki,
    ( farkedilmek için zıplıyor!)
    bunun adı tekebbür ve kibirdir.

    Bir de kişi uzun ve büyük olup, topluma bakan pencere küçük kalabiliyor. O zaman kişi o pencereye göre eğilip tevazu gösteriyor.
    Yani manevi kameti çok büyük zatlar, toplum penceresinde sair insanlarla irtibata geçip diyalog kurabilmek için onların seviyesine eğiliyorlar.

    Demek insanlarda büyüklüğün ölçüsü küçüklük ve tevazu göstermek iken, küçüklüğün ölçüsü büyüklük taslayıp kibirlenmektir.

    KONUYLA İLGİLİ BİR ÖRNEK:

    Sehirler arası seyahat eden bir otobüste; bir gençle, yaşlı ve olgun bir zat koltuk arkadaşı olurlar.
    Tanışırlar…
    Yaşlı zat sorar:
    -Evladım, ne iş yapıyorsun?
    Genç başlar anlatmaya:
    -Efendim ben iletişim fakültesinde okuyorum der ve gördüğü derslerden, öğrendiklerinden uzun, uzun bahseder. Bunu yaparken de bilgiç bir edayla, nutuk atar gibi konuşur.
    Yaşlı adam, genci sabırla ve hiç sözünü kesmeden pür dikkat dinler:
    Genç ne iş yapıyorsun sorusunun cevabını 40 dakika uzun, uzun cevapladıktan sonra nihayet muhatabının farkına varır ve sorar:

    -Efendim, pardon size sormayı unuttum. Siz ne iş yapıyorsunuz?

    Yaşlı ve olgun zatın cevabı kısa olur:
    -Evladım,
    Ben iletişim fakültesinde hocayım der.

    ÇIKARILABİLECEK MUHTEMEL DERSLER:

    -“Kim olduğun öyle bağırıyor ki ne dediğini duyamıyorum bile.”

    – “Kendisi bir koltukluk, egosu üç oda bir salon”

    -Sen vitrini dilediğin kadar süsle, üründen anlayan kumaşın boyasına değil, kalitesine bakar. Boyaya cilaya aldananlar, aklı gözüne inmiş gözperesttirler.

    -Mübarek inek kova, kova süt verir. Gıkı çıkmaz.
    Bir tavuk, bir yumurta verir ve sonra yedi mahalleyi velveleye verir.

    -” Siz bir sarrafın “ben buradayım!” diye bağırdığını gördünüz mü?

    -Ağırlığı olmayan oradan oraya savrulur.

    -Kuyruğa takılarak bir yere gelen, yine kuyruktur!

    -Tasannu ve tabasbus; “korkunç bir yalandır!”

    • Dertli Ney diyor ki:

      Bir safsatayı cerbezeyle fikir suretine sokup ifade etme becerisi, kişiyi fikir adamı yapmaz.
      Merhum Necip Fazıl’ın ifadesiyle; Fikir f…i yapar.

      • Gulpembe diyor ki:

        Guzel bir konu. Ilgili kavramlari kendimce acmak isterim.

        Safsata hepimizin zaman zaman icine dustugu birsey, bir mantik yada akil yurutme hatasidir.Bu hataya dusmemek icin mantik ilminde 2 temel kavram verirler. Mefhum ve misdak diye. Mefhum bir kavramin zihinlerdeki karsiligidir. Misdak ise, o kavramin pratikte yani uygulamadaki karsiligidir, dis dunyaya nasil yansidigidir.
        Ornegin feminizmden bahsediyorsak safsataya dusmemek icin hangi feminizm oldugunu sormamiz gerekir. Unlu bir femisinistin ifadesiyle “dine karsi olan” feminizm mi, yoksa Sr.Lisa nin “beni feminist duygularim Islamla tanistirdi”dedigi feminizm mi? (YouTube da hidayet oykusunu anlattigi bir video var.)Yine; eger kolelikten bahsediyorsak hangi kolelik demek lazim? Her firsat vedahi keffaret cezasinda kole azat etmeyi tesvik eden Kurani kerimdeki kolelik mi , yoksa Osmanli halifesi koleligi kaldirdigi icin seriate karsi gelindigini ileri surup isyan baslatan HIcaz halkinin kolelik tasavvuru mu?

        Baska bir safsata ornegi mubalagadir. Bu da diger safsatalar gibi cogukez iyi niyetle baslar. Fakat neticesi agirdir. Bediuzzamanin tabiriyle mealen “mubalaga duskunleri nasihat ettikleri vakit hakikat nazarinda ne derece cirkinlesiyorlar. Sarhosluk edici ickilerden men etmek icin seriatin olculerine riayet etmeyip abartiyorlar. Sen aslinda boylece seriate dusmanlik ediyorsun, din dusmanlarindan daha zararlisin!”
        Gunumuzde orneklerini cok goruruz; bebekliginden beri ibadet eden evliya:), yere golgesi dusmeyen peygamber, senin yerine namaz kilan seccade…

        Cerbeze/ mugalata bir yalandir fakat siradan bir yalan degil, gayet parlak ve süslü. Tarik Bugra boyle ifade ediyor” mugalata yalancilikta ordinaryusluk mertebesidir.” Muhatabini aldatmak, kandirmak ister. Uslubu cidaldir. Yani mucadelecidir. rakibi susturma ve kendi gorusunu kabul ettirme arzusu edeb ve ahlakin sinirlarini zorlamayi gerektirse de bundan kacinmaz.sadece saldirir.

        Necip fazilin ifadesi ise; menfaati karsiligi her fikri kolaylikla sahiplenebilen, beyninin yerinde midesini tasiyan, aklini isletmeye verip Kira bekleyenlerdir. Bazilari ise menfaatten ziyade cahillik ve onun getirisi olan korkudan dolayi bu onursuzluga duserler: “Reisleriniz malinizi ceplerine indirip hapsettikleri gibi akillarinizi da sizden almislar, ve beyninize hapsetmisler anlasilan!”(bediuzzaman)

  29. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    “Esselâmü ‘Aleyküm ve Rahmetüllah”..
    Ramazanı Şerif ayına da ulaştık Kavuşturan Rabbimize hamdolsun.

    Hadis-i Şerifte;

    “Her şeyin (girilecek bir) kapısı vardır. İbadetin kapısı da Oruçtur. (İbnü’l-Mübarek ünde)
    Rabbim oruçlarımızı Salihler ‘in orucundan eylesin.

    Salihler ’in Orucu;

    -Gözü korumak

    -Dilini korumak

    -Kulağı korumak

    -Diğer uzuvlarını korumak

    -İftar vakti az yemek

    -İftardan sonra korku ile ümit arasında olmaktır.

    6 büyük Hadis Kitabından ilki olan İmâm Buhârî Sahîh ‘inde “Çocukların oruç tutması” başlıklı müstakil bir bab-bölümde anlatılır:
    Hz. Ömer, Ramazan ayında sarhoş olan birine:

    – “Yazıklar olsun sana! Bizim çocuklarımız bile oruç tutmaktadır” demiştir. (2)

    Sahabe-i kiram hazretleri çocuklarını oruç tutmaya teşvik eder­lerdi. Teşvik için oruç tutan çocuklara hediyeler verir, onları sevindi­rirlerdi.
    Nitekim sahabe, çocuklarını eğitirken bu tür hususlara özen göstermiştir. Bazı sahabelerin oruç tutan çocuklarına oyuncak alarak onları iftar vaktine kadar oyaladıklarını ve oruçlarını tamamlatmaya gayret ettiklerini görmekteyiz.

    İNŞAALLAH ÇOCUKLARIMIZLA BİRLİKTE MÜBAREK RAMAZAN AYINI TAMAMLAYIP BAYRAMINA KAVUŞURUZ.
    TÜM SİTE OKURLARINI, YORUMCULARININ, YAZARLARININ ve SEMA HANIM ın RAMAZAN AYI MÜBAREK, BEREKETLİ, ŞİFALI, HUZURLU ve AFİYETLİ OLSUN…

  30. Cihad diyor ki:

    Ramazan-ı Şerif, bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.(Mektubat)

    • Cihad diyor ki:

      Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letâifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar mâsumâne gülüyorlar.(mektubat)

  31. Cihad diyor ki:

    Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mâl, bire bindir.(RNK)

  32. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Hz. Mevlana:
    “Eğer adem oğlunun edebi yoksa adem değildir. İnsan ile hayvan arasındaki fark edeptir. Göz gezdir ve Allah’ın kelamına “Kur’an’a” ayet ayet tamamına bak, Kur’anın anlamı edeptir.” “Eğer şeytanı ayaklarınızın altında görmek istiyorsanız gözünüzü açın ve biliniz ki şeytanın katili edeptir.”

  33. Alptekin diyor ki:

    ZEVKLER:

    “Gayri meşru olan her zevkin,
    meşru dairede bir karşılığı vardır.”

    “Helal daire keyfe kafidir,
    harama girmeye luzum yoktur.”

    “Sonu lezzetle biten elemleri,
    sonu elemle biten lezzetlere tercih ederim.”

    “insanoğlu gayri meşru olarak aldığı her zevki;
    ” ona muadil bir elemle!” öder.”

    “Şaşarım şu insanların aklına ki,
    beş dakikalık bir zevk için ebedi cehennemi satın alırlar!”

    “Eşeği yardan uçuran “bir tutam ottur.”
    Ah eşek kafam! diyerek kafasına vuran adamı da yardan uçuran;
    bir tutam duygudur.”

    ALINTIDIR.

    • Dertli Ney diyor ki:

      “Ey Can!

      Sekaratta çok can çekişmek istemezsen,
      canının her çektiği şeyden çekin ey can!”

    • Alptekin diyor ki:

      Güzele bakmak sevap değildir.
      Güzele, güzellerin güzel yüzünden güzellikler yaratan Rabbimizin istediği güzel nazarla bakmak güzeldir ve sevaptır.

  34. Cihad diyor ki:

    Gözde rü’yet, midede hem ihtiyacı dercedendir mutlaka, sema gözüne ziya sürmesi çekmiş, zemin yüzüne gıda sofrası sermiş.(Lemaat)

  35. Cihad diyor ki:

    Kesb-i kemal, seyr-i cemal iledir.

  36. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Nailî’nin:

    “Mestâne nukûş-ı suver-i âleme baktık

    Her birini bir özge temâşâ ile geçtik”

    dediği gibi tabiata bakıp tefekkür etmek de tıpkı Kur’an-ı Kerim’deki ayetler üzerinde düşünmek ve murakabe etmek gibidir. Tabiat hal diliyle Allah’ı zikreder. Bu zikre dahil olmak mümin için bir sorumluluktur.

    Zikir denince bir kıssayı da aktarmanın tam da yeri: “Aziz Mahmud Hüdai ve arkadaşları, birgün Bursa’da kırlara çıkarlar. Dönüşte, bütün dervişler, Üftade’ye sunmak üzere birer demet çiçek toplarlar. Aziz Mahmud Hüdai ise şeyhinin huzuruna sapı kırılmış, soluk, buruşuk bir çiçekle çıkar. Üftade, ‘Bana bu sapı kırık çiçeği mi layık gördün?’ diye sorunca şu cevabı verir: ‘Size ne sunsam azdır efendim. Fakat hangi çiçeğe elimi attıysam Tanrı’nın adını zikrettiğini işiterek irkildim. Yalnız bu çiçekten ses çıkmıyordu, bu yüzden koparıp onu getirdim size.’” (B. Ayvazoğlu, Güller Kitabı, s.82)

    Bu sorumluluğu yerine getirmek de tabiatın dilini bilmeyi gerektirir. Kuşun dilini, çiçeğin dilini, rüzgârın dilini, taşın, toprağın dilini…

  37. ALBATROS diyor ki:

    “Kışın kemik gibi odunların,
    bahar gelince diriltildiğini görüyorsun da,
    Odun gibi kemiklerin,
    Haşrin baharında diriltileceğine neden inanmıyorsun?”

  38. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Ey, ilimle amel etmeyi terk edenler! Sizden biri! İbaresi, fesahatı ve belağatıyla şiirde maharet gösterir. Fakat onun ne ameli vardır, ne de ihlası. Eğer senin kalbin güzel ahlak ile bezenmiş olsaydı, hiç şüphesiz, uzuvlarında bezenirdi. Zira kalp, uzuvların sultanıdır, hükümdarıdır. Hükümdar güzel huylarla bezendiği ve güzel ahlaklı oldu zaman, tebea da bezenir, tebea da güzel ahlaklı olur… ( Abdulkadir Geylani)

  39. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Gül bahçesine girenler gül olmasa da gül kokarlar, kainatın en güzel gülünün kokusu üzerinizde olsun. MİRAÇ Kandiliniz mübarek olsun.

  40. Misafir diyor ki:

    “Hakla-batılın ortasında sadece batıl vardır.
    Hak; batıla bir parmak yaklaşsa,
    HAK
    olma özelliğini kaybeder.”

    Hazreti Ömer (r.a.) Filminden.

    • ALBATROS diyor ki:

      Mostar köprüsü yıkılırken,

      Mescid-i Aksa´nın altı oyulurken,

      Süleyman Şah türbesi tahrif edilirken,

      Diyarbakır´da 500 yıllık Kurşunlu Camisi yakılırken,

      Bağdat’ta İmam-ı Azam Camii yerle bir edilirken,

      Halep’te ki 1350 yıllık Emevi Camii bombalanırken,

      Komünist Çin Doğu Türkistan’ın Kaşgar bölgesinde ki Payzavat’ta bir Camiyi yok ederken zerre üzüntü yaşamayan ve haber yapmayan satılmış medya.

      Notre Dame için üzülmek gerektiğini söylüyorlar.

      O yangına Üzülmedik!

      Üzülmeyecegizde…

      -ALINTIDIR-

  41. Misafir diyor ki:

    “Adam olmak bir “DURUŞA” sahip olmakla mümkündür.
    Bir guruba “DAHİL” olmakla değil!”

    • Misafir diyor ki:

      STEPNE İLİŞKİ

      Öğrencisi bilge K ya sordu:
      -Efendim, stepne ilişki nedir?

      Bilge K nın yüzünü acı bir “hüzün” kapladı.
      Derin bir nefes çekerek anlatmaya başladı:
      -Evlat, stepne ilişkiyi hayatın her alanında görmek mümkündür…
      Kadın-erkek ilişkilerinde,
      Arkadaşlık ilişkilerinde,
      Siyasiler ve seçmen ilişkilerinde ve daha bir çok ilişkilerde görmek mümkündür.
      Mantığı şudur:
      -Ey çirkin sen yedekte bekle,
      Ey güzel, seninle evlenemezsem,
      Ey çirkin seninle evlenirim.

      Mesela liseli kızların çıktığı erkeklerden birisi sevgili birisi arkadaşıdır. Aralarındaki fark şudur:
      Sevgiliyle duygusal, cinsel vb yakınlık kurar.
      Arkadaşım dediği erkeğide “ağlama duvarı” olarak kullanır.

      Daha açık bir deyimle elde olanın kıymetini bilmeyip,
      elde olmayanın peşinden koşmaktır.
      Samimiyet ve sadakata;
      cepte keklik, aptal ve ahmak muamelesi yapıp,
      Güc ve kudret sahiplerine;
      saygı duymak ve temenna çakmaktır.

      Batılı bir filozof bu tarz ilişkileri “aforizma” sadedinde şöyle demiştir:
      -İnsanlar köpek gibidir!
      kovalarsan kaçarlar,
      kaçarsan kovalarlar.

      Hilafetin Emevi’lerden alınıp Abbasi’lere geçmesinde rolü olduğu söylenen ünlü Türk Komutanı Horasanlı Eba Müslim’in şu sözünü iyice anlarsak stepne ilişkilerin akıbetini de iyice anlamış oluruz:

      – ” Onlar dostlarına yakın durmadılar ve gücendirdiler.
      Nasıl olsa bizdendir diye.
      Düşmanlarına ise yakın durdular.
      Acaba kazanabilirmiyiz diye.

      Uzaklaştırdıkları dostları “DÜŞMAN” oldu.
      Kazanmak istedikleri düşmanları zaten “DÜŞMANDI”, dost olmadı.
      Her ikisi bir safta birleşince “yıkılmaları” mukadder oldu.

      ÇIKARILACAK DERS:
      Merdivenleri tırmanırken sana destek verenleri merdivenin sonuna ulaştığında unutur üstüne bir de kösteklersen,
      o merdivenlerden düştüğünde kimseyi bulamazsın.
      Dostlarının kıymetini bil.Dostuna giden yolları ihmal etme. Yoksa o yolda “ayrık otları” bitiverir.

      SELAM, SEVGİ VE DUA İLE.

  42. Misafir diyor ki:

    İmam-ı Azam hazretlerinden rivayet edildiği söylenir:

    İmam-ı Azam bir gün yolda giderken bir çocuğun tökezleyip düşerek dizlerini incittiğini görür.

    Hemen yanına yaklaşarak şefkatle:
    -Vah yavrum, geçmiş olsun haydi kalk diyerek kalkmasını yardım eder. Acısını paylaşır.

    Çocuk; İmam-ı Azamı derin, derin düşündüren şu cevabı verir:
    -Efendim!
    Ben tökezleyip düşersem sadece ben düşmüş olurum.
    Beni kaldıran sizin gibi çok insan bulunur.
    “Ama siz tökezleyip düşerseniz, sizin şahsınızda bütün Ümmet-i Muhammed s.a.v düşer. O zaman halimiz nicolur?”…

    Alçakta duranlar düşerse belki ufak bir yarayla kurtulabilir.
    Yüksekten düşenler düştüğünde paramparça olurlar!

  43. Misafir diyor ki:

    Sınır ve sorumluluklarıyla yüzleşemeyenler,
    “KURBAN ROLÜ ”
    oynarlar.
    Kurban rolü daha konforludur çünkü!

  44. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    ŞEYH EDEBALİ ‘ NİN NASİHATI

    – İlim bil, İrfan bil, Söz bil
    – İkram bil, Kural bil, Doyum bil
    – Usul bil, Adap bil, Sınır bil
    – Yol bil; Yordam bil,
    – Hal bil, Ahval bil, Gönül bil
    – Çok konuşma, Boş konuşma, Kem konuşma
    – Mert ol, Yürekli ol,
    – Kimsenin umudunu kırma!!!
    Sen seni bil, Ömrünce yeter sana.

  45. Misafir diyor ki:

    “…
    Bu mübarekleri ( taife-i nisaiye) ifsad eden komiteler kahrolsunlar!..”

    Said-i Nursi (r.h)

  46. Misafir diyor ki:

    ” Ruhlarınızı hikmetli sözlerle dinlendiriniz.”
    Hz. Ali (r.a.)

    “Hikmetli bir söz duyunca bütün azalarım,
    kulağımın aldığı zevki almak isterler.”

    İmam-ı Şafi (r.a.)

  47. Hüsna diyor ki:

    Olgun bir adam, doğuda medrese eğitimi veren bir mollanın medresesine gitmiş, hocadan kendisine ders vermesini istemiş, hoca kendisine ilk dersini vermiş emsile kitabından, ilk dersini aldıktan sonra adam medrese penceresinin yanında elini çenesine koymuş ve dalmış bir vaziyetteyken hocası, “neyin var”, diye sorunca:
    -Ya hocam düşünüyorum da biz alimlerin hali ne olacak? demiş😂

  48. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;

    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,

    “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;

    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

    Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…

    Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı!

    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

    Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;

    Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı

  49. Misafir diyor ki:

    “Geçme namerdin köprüsünden, bırak sel alsın seni.
    Sinme tilkinin gölgesine, bırak arslan yesin seni.”

    Anonim

  50. Misafir diyor ki:

    Aralarında duygu müşterekliği olmayan insanlar yan-yana gelmekle “cemaat” olmazlar.
    “insan yığınları ve kuru kalabalık” olurlar.

    Eğer yan-yana dizilmekle cemaat olunsaydı;
    ormanda yan-yana dizilen ağaçlarda bir cemaat olurdu.
    Ama ormanda yan-yana dizilen ağaçlar da bir cemaat değildir.

    “Yanan arkadaşları” için bir şey yapamazlar.
    Sadece seyrederler…

    • Misafir diyor ki:

      Saflarda olmasına rağmen ,
      safdışı edilmiş bir saftı o,
      saflarda olduğunu zanneden!

  51. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    RABBİM ÇANAKKALE DE SAVAŞAN O GENÇLERİN RUHUNU AŞILATSIN GENÇLERİMİZE.100 YIL-1000 YIL GEÇSEDE UNUTTURMASIN.VATAN SEVGİSİNİ İÇİMİZDEN ÇIKARTMASIN.VATAN OLMAZSA NE DİN OLUR NE İMAN OLUR NE MAMAZ OLUR NE EZAN OLUR.ÇANAKKALE ŞUURU;DİN,VATAN,NAMUS,BAYRAK ŞUURUDUR.ALLAH ŞEHİTLERİMİZİN KEMİKLERİNİ SIZLATMAKTAN BİZİ UZAK ETSİN.ŞEHİTLERİMİZ İÇİN DUA ETTİĞİMİZ KADAR NESLİMİZ İÇİNDE ETMEYİ UNUTMAYALIM. ALLAH’A EMANET OLUN.

    • Yahya diyor ki:

      Hicret hadisesini nazarı dikkate alarak, vatan sevgisi hakkında yazdıklarınızı tashih etmenizi tavsiye ederim.

  52. Misafir diyor ki:

    AĞLAYAN EZANLAR!

    Bak,sıraya girmiş tabutlar ayrı, ayrı…
    Gör unuttukları kabre koşuşan insanları…
    Seherde öten horoz, trenin çığlıkları
    Bu kaçıncı çağrı? Bu kaçıncı uyarı?
    İnsan duymuyor mu?
    Duymayacak mı?
    “Koşun Kurtuluşa” diye,

    AĞLAYAN EZANLARI!!!

  53. Misafir diyor ki:

    HAKLI SİTEM!

    Son Halife Abdülmecid Efendi’nin kızı Hadice Hayriye Ayşe Dürrişehvar Sultan, hânedan sürgününün ilk günü yaşadıklarını içli bir üslûp ile kaleme almıştır. Hatıralarında şöyle demiştir:

    “Artık dayanamadım. ‘Ey büyük Fâtih’ dedim. ‘Bak şaheserin kimlerin eline kaldı! Onun yegâne muhafızı senin asil aileni istemiyorlar! Senin hafîdliğine bihakkın lâyık olan halifeyi memleketinden atıyorlar. Hizmetini reddederek, vatan aşkıyla dolu olan kalbini çiğnediler. Milletinin şimdiye kadar lekesiz kalan ismini kirlettiler. Türk neslinin asaletini ortaya çıkaran Âi-i Osman, eski yurdunun sevgili kucağından atıldı. Necib ecdadımızın bu sevgili yurdunu seyretmeye doyamıyordum. Bizi hiç olmazsa sen unutma!’

    -ALINTIDIR-

  54. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    İLİM İLİM BİLMEKTİR

    İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,
    Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?

    Okumaktan mana ne, kişi Hakkı bilmektir,
    Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir.

    Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme,
    Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir.

    Dört kitabın manası bellidir bir elifte,
    Sen elifi bilmezsin, bu nice okumaktır?

    Yiğirmi dokuz hece, okursun uçtan uca,
    Sen elif dersin hoca, manası ne demektir?

    Yunus der ki: Ey hoca, gerekse var bin Hacca,
    Hepisinden iyice, bir gönüle girmektir.

    Yunus Emre

  55. Yahya diyor ki:

    Mey biter saki kalır.
    Her renk solar haki kalır.
    İlim insanın cehlini alsa da,
    hamurunda varsa eşeklik; baki kalır.

    fuzuli

  56. Gokce diyor ki:

    Bir Emine Palu nasıl oluşuyor?
    “Çoğumuzun hayatının zorlu kırılma noktaları vardır. Onun hayatının kırılma noktası nasıl yaşandı? O sırada neler hissetti? Hiç mi toparlanma şansı bulacağı bir fırsata sahip olmadı, tek bir el dahi uzatılmadı mı? Ve kendisi, kız kardeşine, hayatının ilk yoldaşına nasıl kıydı, kıyılması karşısında çığlık atamayacak kadar öldürülmüş müydü hisleri ve sinirleri…
    Bir evliliğin insanın kör kuyusu haline gelmesi az rastlanan şey değil. Yoksa daha önce mi düşmüştü o kör kuyuya Emine Palu?
    Her zaman altını çiziyorum bu temel terbiye meselesinin: Kız çocukları iyi eğitilmeli, özgüvene sahip olmalı. Erkek çocuklara da kadınları insan olarak yaratılışta eşit, hür bir şahsiyet gibi algılama ve tanıma bilinci verilmeli.
    Emine Palu dünyaya açılma cesaretine ve gücüne sahip olsaydı, kötü bir insanın yanında yaşamayı sürdürebilir miydi? Kötülüğü meşrulaştıran ilk adımı hangi bahaneyle atmıştı? Onu kocasını bir ilah gibi görmeye sevk eden güçsüzlüğü nasıl oluştu…” Cihan Aktas

    • Feyza diyor ki:

      O olayi dun inceledim ve cok hayret ettim. Ailede resmen bir tutukluk sozkonusu. Anladigima gore ailenin erkeklerinde de bu kadinin kocasina bir baglilik sozkonusu ve girift bir mesele. Gecmiste de bir cinayet yasanmis bu ailede cok ilgincti okuduklarim.
      Erkege tapmaktan ziyade onun insanustu bir guce sahip olduguna dair bir inanc olusmus bu ailede bir de gecmiste yasanan cinayetle ilgili de cekinceleri olmus. Ilginc bir sekilde hepsi bu kisiyi koruyor bunun aciklamasini ehil kisiler zamanla yapacaktir. Yani bu olay tek yonlu incelenebilecek bir mesele degil anlayabildigim kadariyla. Allah c.c. Cumlemizi haksizligin ve zulmun karsisinda susan korkak kullari olmaktan muhafaza buyursun. En cok da cocuklarin yasadiklarina uzuldum cok yazik..

  57. Misafir diyor ki:

    “İyilik yaptığı için insanlardan zarar görmeyeceğini düşünmek,
    Vejeteryan olduğu için, bir boğanın kendine saldırmayacağını düşünmek gibidir”:-)

  58. Burak Basayev diyor ki:

    güzel söz:

    Demokratikleştiremediklerinizdenim

  59. Celal Başoğlu diyor ki:

    Hani dedem, emmim, dayım,
    Şüphem yok, bende sıradayım.

  60. Yahya diyor ki:

    İyi çocuk yetiştirmek
    ve annelik yapmak,
    iyi bir fabrika kurmaktan
    daha kıymetlidir.
    Anneliği
    bu yüzden en önemli meslek olarak
    görmek gerekiyor.
    Ev hanımlığını küçültmek,
    psikolojik olarak yapılan
    bir savaş takdiğidir.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan

  61. Yahya diyor ki:

    İnsanları tanışırken değil,
    tartışırken tanırsın.

    Çünkü öfke saklanan kişiliği ortaya çıkarır!

  62. Sadece Fatih diyor ki:

    “Bize en çok zararı bizden olmayanlar değil bizdenmiş gibi gözüküp bizden olmayanlar veriyor.”
    Anonim.

  63. simge diyor ki:

    Yanlış yoldan doğru hedefe varilmaz.

  64. semamarasli diyor ki:

    “Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethi ile zenginleşmektir.”
    Cemil Meriç

  65. Fyzzz diyor ki:

    Bunca varlık var iken , gitmez gönül darlığı
    Yunus Emre

  66. AbdulGafur diyor ki:

    1. İyi işi yapmak için kalb-i selîm’e;
    işi iyi yapmak için deneyime/tecrübeye;

    2. Doğru işi yapmak için akl-i selîm’e;
    işi doğru yapmak için bilgiye;

    3. Güzel işi yapmak için zevk-i selîme;
    işi güzel yapmak için edebe ihtiyaç vardır…

    Hepsini birlikte yapmak için ise irfâna…

  67. Feyza diyor ki:

    “Bir Erkeğin En Çok Neye İhtiyacı Vardır?

    Hizmet dediğimiz şey, aslında vazifedir. “Ben İslam’a hizmet edeceğim.” diyen şahıs, “Bir Müslüman olarak, içinde bulunduğum durumda neler yapmam lazım?” sorusuna cevap aramalıdır. Bursa’ya konferansa gitmiştim birkaç yıl önce…

    Orada hanım okurlarım, “Ağabey, biz hanımlar, İslam’a nasıl daha iyi hizmet edebiliriz?” diye sormuşlardı. Ben de şöyle cevap vermiştim: “Hizmeti uzaklarda aramaya gerek yoktur; kendi evimizi cennete çevirmeye çalışmak hizmettir. Çok bilinen bir hadistir; ‘Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyamet kopacak olsa dahi derhal onu diksin.’ Yani şartlar ne olursa olsun, hizmeti ertelememek hayatımızın esası olmalıdır. Evinizi, eşinizi, çocuklarınızı ihmal etmemeniz en büyük hizmettir.”

    Maişeti temin, aile halkının sorumluluğu, çocukların tahsili, onların daha iyi bir hayata hazırlanmaları… Bunlar dinimizce erkeğin sorumluluğunda olan işlerdir. Bu ağır yüklerin altında olan erkek, eşinden en çok şefkat bekler. İşte bu noktada gösterilen şefkat, hanımlar için en büyük hizmettir. Çünkü belli etsin ya da etmesin, her erkeğin içinde bir çocuk vardır. Bunun için evlenir; bir hanımın şefkatine sığınır. Dikkat edilirse dul kalan erkekler, hemen evlenmek cihetine giderler. Aslında erkek lokantada yemek yiyebilir, terzide elbiselerini diktirir, kuru temizlemede yıkatır, evini temizletir. Fakat bir hanımda bulabileceği sevgi ve alakayı başka yerde bulamaz. Bu sebepten hanımlara derim ki: “Sizler şefkat kahramanısınız. Çocuklarınıza gösterdiğiniz şefkati, eşinizden esirgemeyin.”

    Böyle yazıp konuşunca bazı hanım kardeşler itiraz ediyor: “Her şeyi bizden bekliyorsunuz. Bütün adımları biz mi atacağız?” Hanımları temin ederim ki, kadının eşi için attığı her adım aslında kendisi içindir, erkeği için değil… Hanımlar duygusaldır. Komşusunun, akrabasının, hatta hiç tanımadığı insanların derdiyle meşgul olur. Herkesin derdiyle dertlenmek insanı perişan eder. Amma eşinin derdiyle dertlenmek, “Bu da geçer ya Hû” demek, iki tarafı da rahatlatır. Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle; işte o zaman ev, bir nevi cennet olur… Allah böyle yaratmış; hanımın bir tebessümüyle erkek rahatlar. Hatta dikkat edilirse babalar, kız çocuklarına daha yakındır. Hep söylerim: “Herkese hakkımı helal ettim amma en çok kızıma helal ettim…” Küçükken kız çocuğu kendini korumaktan aciz, savunmaktan mahrumdur. Bu duygular içerisinde adeta babasına sığınır. Amma yıllar geçip de babalar yaşlanınca, bu sefer de babalar kızlarının bir nevi himayesine girer. Kız evlat, annesinden daha ziyade babasına yardım eder. Annesinin ihmalkâr davrandığı bazı hususlarda, kız evlatlar o açığı kapatır. Mesela küçük yaşından itibaren babasının her işine koşturması, onu bir anne gibi koruyup kollaması sebebiyle, Efendimiz (sas), Hz. Fatıma’ya “Ümmü Ebîha” yani “Babasının Annesi” lakabını vermiştir…

    Evet, bazı beylerin hatalı hareketleri olabilir. Bu hareketlerle hanımını üzebilir amma Peygamberimiz (sas) buyurmuş ki: “Yorgunluk, ağrı, keder, acı ve gamdan diken batmasına varıncaya kadar Müslüman’a isabet eden her şeye karşılık, Allah onun günahını bağışlar.” Bir şahıs, eşinin hoşuna gitmeyen hallerine sabrederse, ona mukabil Allah, o kişiye çok güzel mükâfatlar verir..”

    İsmail Hekimoğlu

  68. Feyza diyor ki:

    Günümüzde ev hanımlığı küçümsenen ve değer verilmeyen bir şey olarak tanımlanmaya başlandı. Ev hanımlığı bu konuma nasıl geldi?

    Bu durumun ortaya çıkmasının sebebi size belki ilginç gelecek ama feminizmdir. Feminizm, kadın erkek ilişkilerini kadın-erkek çatışmasına dönüştürdü. Feminizm, kadının özgürleşmesini evden çıkıp iş hayatına atılmasına bağladı. Bunun sonucunda da ev hanımlığı meslek olarak değersizleşti. Ev hanımlarının bu konuma gelmesinin ana nedeni modernizmin getirdiği tezlerdir. Kapitalist sistemde “üretim yaptığın kadar” değerlisindir. “Kadın çalışırsa özgürdür, üretime katılmalıdır” tarzındaki düşünceler ev hanımlığını değersiz gördü. Ev hanımlığı ve çocuk yetiştirmek iş olarak benimsenmedi. Modernizm, çalışmayı; öğretmenlik, mühendislik veya sekreterlik yaparak üretime katılmak olarak gördü. Bu nedenle değişen paradigmalar sonucu kadının özgürleşmesinin çalışmayla eşdeğer olduğu anlayışı ön plana çıktı. Ev hanımları böyle bir durumda vazgeçilmesi gereken bir olgu olarak algılandı. Ev hanımları “evinde oturup hiçbir işe yaramayan” bireyler olarak görüldü.

    Ancak, günümüzde çalışan kadının her ne kadar ekonomik özgürlüğü varsa da, evin işlerini yine kadın yapmak zorunda kalıyor. Çalışmak ve ev hanımlığı yapmak kadınları nasıl etkiliyor?

    Eğer bir evde kadınla erkeğin beraber çalışma zorunluluğu varsa evdeki işler yine kadına kalıyor. Onun evdeki rolü değişmiyor. Erkek ise yine ayağını uzatıp karısının işleri yapmasını bekliyor. Süreç kadının aleyhine işliyor. Erken yıpranmasına sebep oluyor. Fazla yıpranmayan erkek belli bir müddet sonra “dünyaya bir kez geldim, yaşamak istiyorum” diyerek eşinden ayrılmak istiyor ve yuvalar dağılıyor. Bu durumda kadın da mağdur oluyor. Yani kadın adına yapılan bir hareket ona zarar vermiş oluyor. Modernite ve feminizm, evliliği adeta kurban etti. Çünkü modernizm ve feminizmin kadın için yaptığı tanımlama kadının evindeki konumunu değiştirmedi.

    Çalışan bayanlar açısından bunun bir çözümü var mı?

    Böyle olmaması için evliliğin ilk aşamasında çiftlerin evde işleri paylaşması gerekiyor. Bir gün sen bulaşığı yıkacaksın, bir gün ben yıkayacağım gibi. Bunun açıkça konuşulması gerekiyor. Kadın eğer bu işleri yetiştiremiyorsa, erkek de evliliğinin yürümesi için bunu yapmak zorunda. Çamaşır yıkamak, ütü yapmak, çocukları yetiştirmek ev hanımının rutin işleri olduğu için kıymeti bilinmiyor. Bir süre sonra erkek kadına “bütün gün ben çalışıyorum sen çalışmıyorsun, evde oturuyorsun, yediğin önünde yemediğin arkanda” diyerek serzenişte bulunuyor ve bu bazı sorunların doğmasına sebep olabiliyor.

    Erkekler kadınların evde ne kadar çok çalıştığını ve sıkıntıya girdiğini görüyor. Buna rağmen ev hanımlarının işini küçümseme yoluna gidiyorlar. Bunun sebebi nedir?

    Erkeğin dünyası iş odaklıdır. Evlilik çatışmalarının en büyük sebebi de budur. Evliliğin ilk dönemi dışında kadın çocuklarıyla ilgilenirken, erkek, işine konsantre oluyor ve bir müddet sonra birbirleriyle ilgilenmiyorlar. Bunun sonucunda çatışma yaşıyorlar. Erkeğin bakışı genellikle kâr-zarar hesabı anlayışındadır ve olaylara matematiksel bakar. Çünkü erkek, beyninin sol tarafını kullanır. Mantık ve muhakeme yönü gelişmiştir. Ancak evlilik süresince erkek kendinde eksik olan yönlerini geliştirirse kadını anlayabilir.

    Kadını anlamak için erkeğin kendini geliştirmesi mi gerekli? Bunu biraz açabilir misiniz?

    Erkekler olayların sonucuna bakar, sürece bakmaz. Estetik algılaması daha düşüktür. Mesela alışverişe gittiğinde erkek bir şeyin “ucuz ve kaliteli” olmasını isterken, kadın “hoş ve güzel” olsun der. Estetik algısı kadında daha öncedir. Kadın kendini iyi hissetmediği, problemin var olduğu bir anda sonuçtan çok süreçle ilgilenir, yani neyden çok nasıla bakar. Erkek, sorunu bir an önce çözmek isterken, kadın çözümden çok süreçle ilgilenir. Kadın, sıkıntıyı gidermek için sorunu çözmekten çok paylaşmayı ister. Biyolojik olarak bu böyledir.

    Eğer kadınla erkek birbirini anlamak isterlerse yapması gereken şeyler vardır. Kadının sonuçlara daha önem veren bir anlayışı benimsemesi gerekirken, erkeğin de estetik algısını geliştirmesi gerekir. Bunu yaparlarsa çiftler birbirini tamamlar. Erkeklerin algı karakterli, atak ve cesur bir yapısı vardır. Kadın da genetik olarak çocuklara annelik yapmaya daha uygun olduğu için korkuya ve estetiğe duyarlıdır. Kadın beyni duygusal eğilimlidir. Ona göre programlanmıştır. Kadın ve erkeğin birlikte mutlu olması için erkeğin zihnine duyguyu, kadının ise zihnine mantığı katması gerekiyor. Böyle olmazsa aile arasında çatışma yaşarlar.

    “Çocuklar Duymasın” adlı dizideki Meltem karakteri dışarıda çalışan, çocuklarıyla ve eşiyle ilgilenen, ona rağmen adeta manken gibi kendisine bakan bir ev hanımı rolünde oynamıştı. Sizce gerçek hayatta böyle bir durum söz konusu olabilir mi?

    Meltem karakterinin devam edebilmesi için kadının biraz erkekleşmesi gerekiyor. Erkeğin de bu durumda biraz dişileşmesi gerekiyor. Bu yüzden modernizm dünyasında uniseksleşmeye doğru gidiş vardır. Kadın daha çok erkekleşip yaşarsa iş hayatında başarılı oluyor. Erkek de kadının evde bıraktığı kalan işleri yapmaya başlıyor.

    Fakat bu dizilerde yaşananlar genellikle abartılı oluyor. Bahsettiğiniz tarzda bir ev hanımlığının bir ay sürebilmesi doğaldır, ancak bu aylarca süremez. Gerçek hayat dizide karikatürize edildiği gibi değildir. Bir süre sonra aile içinde sorunlar ve çatışmalar başlar. Modernite bu noktada vitrine ve dış görünüşe önem veriyor. Bu nedenle bir kadının karakter özelliğinden çok fiziksel özelliklerini ön plana çıkarttığı için onun kendini kötü hissetmesine sebep oluyor. “Manken gibi fiziğe sahip değilsem değersizim” diye bir düşünce oluşturuyor. Böyle olunca da iç güzelliğini artırmak yerine estetik cerrahlara para harcayarak kendini mutlu hissettirmek istiyor. Güzel görünme zaten kadının içinde var olan bir histir. Bu durum dış güzelliği çok yücelten kültürlerde “manken hastalıkları” gibi rahatsızlıklar ortaya çıkarıyor. Kişi kendisini kilolu olarak algılıyor. Modernizmin getirdiği görselliği abartmanın sonucunda ortaya çıkan bir durum bu…

    Modernizmin getirdikleri evliliğe zarar verdi ve kadının mutlu olamamasına sebep oldu. Kişilik değişebilir, gelişebilir. Bir insanı insan yapan değerlerden yüzde 20’si dış görünüşse, bunun oranını yüzde 80 yaparsan “kişilik”, “iyi insan olmak”, “dürüst olmak” değersizmiş gibi görünür. Böyle kültürlerde “fiziğin iyiyse alkışlanırsın ve değer görürsün” şeklinde algı değişimi yaşandı ve bu değişim kadına zarar verdi. Aile içinde kadın mutsuzlaştı ve çatışmalar yaşanmaya başlandı. Bu da tabi evliliğe zarar veren bir anlayışı beraberinde getiriyor.

    Meltem karakterinin gerçek hayatta ancak bir ya da birkaç ay sürecek ve çok az görülebilecek bir model olduğunu söylediniz. Bu model toplumun geneline yaygılaştırılmaya çalışılırsa ne olur?

    Diyelim ki o Meltem hasta olsa veya kanser tedavisi görmesi gerekse ne olacak? Toplumun yüzde onunu ilgilendiren yaşam standartlarının toplumun genelini yansıttığını düşünmek doğru değil. Bu toplumda sadece gençler, sağlıklılar yok. Bu toplumda yaşlılar var, hastalar var, fakirler ve yaşama zorluğu çeken insanlar da var. Bu kesimi yok sayarak yapılan bir dizi o. Onları değersizleştirdiği için kötü hissettirmeye başlıyor. İnsanlar da onlara özenerek eşinin ya da annesinin onlara benzemediğini görüp bunu sorgulamaya başlıyor. Kocayı, eşine “sen neden onun gibi değilsin” dedirterek evde çatışmalara ve huzursuzluklara sebep oluyor bu dizi.

    Hocam aslında bu soruyu sadece Meltem karakterini özele alarak sormuyorum. Televizyonda yayınlanan dizilerde evin hanımını oynayan karakterler genelde “Meltem” modelinde olduğu gibi gösteriliyor. Sizce bu dizilerin ev hanımlarının değerini yitirmesinde payı var mıdır?

    Bu durum yani ev hanımlığını küçültmek, psikolojik olarak yapılan bir savaş taktiğidir. Kültürel, psikolojik savaş çeşidi vardır bu savaş sırasında. Bu savaş uzun vadeli ve stratejiktir aynı zamanda. Üstün kültürler kendilerinden altta kalan kültürleri kendine benzetmek için birtakım taktikler uygular. Bu tip üstün kültürler farklı olan insanları kendine benzetmek için onlardaki bazı değerleri yozlaştırıp küçülterek karşı tarafta aşağılık ve eksiklik duygusu oluşturmak isterler. Böylece kendisine benzetmeye çalışırlar. Bu, Hollywood kültürünün dünyada etkisini yaygınlaştırmak ve tüketimi artırmak için yapılan bir plandır. “Bir moda çıkaralım tüm dünya alsın” diyen bir tüketim ekonomisinin felsefesi vardır burada. Bunun için sinema etkili bir silah olarak kullanılıyor. Buradaki tek tipleşmede ve yozlaşmada sinemanın büyük bir etkisi var. Kadını iş hayatına sokup tüketime katarak ve hanımları cinsel sömürü objesi haline getirerek onların değerini azaltmaya çalışıyorlar. Bu şekilde insanların merak ve ilgisini bu yöne çekmeye çalışıyorlar. ABD, dünya nüfusunun yüzde 5’ni oluşturmasına rağmen kaynakların yüzde 25’ini kullanıyor. İnsanlar bunun farkına varamazsa bu üzücü durum devam edecektir.

    Tüm bu psikolojik ve kültürel savaş ortamında, toplumun temel yapıtaşı olan ev hanımlarını korumak için fert ve devlet bazında ne gibi tedbirler alınmalı?

    Bir kere ev hanımlarının özlerini kaybetmemeleri gerekiyor. İyi çocuk yetiştirmek ve annelik yapmak iyi bir fabrika kurmaktan daha kıymetlidir. Anneliğin değerini düşüren topluluklar kendilerine zarar veriyor. Anneliği bu yüzden en önemli meslek olarak görmek gerekiyor. Hatta devletimizin onlara zorunlu sigorta yapması gerekiyor. Bu onların özgüvenini artıran bir uygulama olacaktır. Böyle yapılırsa evde kadının çocuğuyla ilgilenmesi külfet olarak algılanmayacaktır. Çocukla ilgilenmek külfet olarak görüldüğü için bazı çocuklar anne babasını tanımadan büyüyorlar. Toplumlarda bekâr bireyler veya geç evlenen insanlar çoğalıyor. Böyle giderse bu, 50 sene sonra herhalde dünyanın sonuna sebep olur. Kaliforniya’da 3. cinsel kimlik eşcinsellik olarak ortaya çıktı, çünkü kimse evlenmiyor. Bu anlayışın neticesi olarak, bütün dünyanın burası gibi olduğu düşünülürse bu, dünyanın sonu olur. Aileyi dağıtarak bu işler yürümez. Hatta bazı aile terapistleri “evlenenlerin yarısı boşanıyor, başarısız bir kuruma yatırım yapılmaz, evlilik yapılmaz” diyerek nikâh karşıtı gruplara destek oluyorlar. Bunun bedelini çocuklar ödüyor.

    “Ev hanımlığı” mesleği fedakârlık, adanmışlık gerektiren bir meslektir. Birçok ebeveyn buna tahammül edemeyerek çocuklarını bakıcıya teslim ediyorlar. Çocuklar bu nedenle anne ve babanın varlığından mahrum kalıyor ve mağdur duruma düşüyor. Psikolojisi tam oturmuyor. Bu nedenle biz, bakamayacak olanlara çocuk yapmalarını tavsiye etmiyoruz. Eğer çocuğu külfet olarak görüyorsanız onların sorumluluğunu taşıyamazsınız.

    “Ev hanımlığı”nın yeniden tanımlanması mı gerekiyor? Ev hanımlığına yüklenen anlam ve toplumun bakış açısı mı değersizleştiriyor onu?

    Ev hanımlığına kelime olarak yüklenen anlam onu bir bakıma ucuz işçi gibi gösteriliyor. Erkek de bunu göremezse eğer, bunun sonucunda çatışma yaşanıyor. Aslında ev hanımlığını devletin meslek olarak tanımlaması ve bunun sigorta sisteminin içerisine dâhil edilmesi gerekiyor. Böyle yapıldığı takdirde bizim yapacağımız işler kolaylaşır, ev hanımlarının önemi artar. Üretimin “annelik” olduğunun kabul edilmesi gerekiyor.

    Burada kadının yaptığı işi erkekler anlasa sorunlar çözülür. Kadınların sosyal yaşamda ve özel hayatında birçok rolü vardır. Evde, işyerinde, eşine ve çocuklarına karşı farklı roller üstlenir. Aynı şekilde erkeklerin de birçok yönü vardır. Baba, eş, iş adamı rolü vardır. Kadın evlendikten sonra sorumluluğunu ihmal edip evine değer vermezse ev kadınlığı kavramını yıpratmış olur.

    Ev hanımlarının, işini dünyanın en iyi mesleği gibi görmesi gerekiyor. Nasıl evdeki kıyafetle dışarıdaki kıyafetimiz farklıysa, ev hanımının da farklı rollere bürünmesi en uygun olanıdır. Salonda misafir geldiğinde oranın protokolüne uygun hareket ederken, yatak odasında bir “kabare kızı” olmalıdır. Ev hanımlığını bulaşık yıkamak, yemek yapmak gibi görürsek eğer, onları zaten makineler de yapıyor. Kadının işini duygusal olarak yapması gerekiyor. Çocuklara annelik yapmak, evde birleştirici olmak duygusal bir hizmettir. Bu pek göze çarpmıyor ama eksikliğinde varlığı hissediliyor. İhmal edildiği zaman da boşanmalar ortaya çıkıyor. Çünkü çocuk yetiştirmek ağaç yetiştirmek gibidir. İyi çocuk yetiştiremiyorsa o aile bireylerinde problem vardır. Bunu gördüğümüz zaman ev hanımlığı en az “öğretmenlik” gibi önemli bir meslek olarak algılanacaktır. Bunun için ev hanımları onore edilmesi gereken insanlardır.

    “Ev hanımlığı” tabirinin içi gerek toplum gerekse fertler tarafından bir şekilde boşaltıldı. Artık bu meslek küçümsenir hale geldi. İnsanlar, aslında “Toplum Mühendisliği” diye bir meslek olmadığı halde kendilerini böyle ifade ederek şahsiyetlerine bir değer atfediyorlar. Ev hanımlığının ismini mesela “Aile Mühendisliği” şeklinde yeniden isimlendirmek buna verilen değeri tekrar kazandırır mı?

    “Aile Mühendisliği” aslında ezber bozacağı için söylenebilir. Ama kabul edilip tutar mı bilemiyorum? “Aile Mühendisliği” konuyu tartışmak için söylenebilir. Ev hanımlığı meslek olarak ailenin bir bakıma iç işlerinde karar vericisidir. Onlara değerini belirtmek ve iyi hissetmelerini sağlamak için bu söylenebilir. “Ev hanımlığı” kariyer basamağı olarak görüldüğü takdirde daha da yararlı olabilir. Bu kavramları yeniden tanımlamak çok güzel bir düşünce tarzı olacaktır. Bunu düşündüğünüz için sizi kutluyorum.

    ABD’de ideal aile tipinde ev hanımlığı ön plana çıkarılıyor. Bizde ise tam tersi bir durum söz konusu… Bunun sebebi nedir acaba?

    1960’ların Avrupa’sında ev hanımları çalışan kadın gibi görüldü. Bu durum kadınlara zarar verdi. Kadınlar, erkeklerle eşit duruma gelmek için aynı ortamda daha çok bulunur hale geldi. Erkek feministlerinin hoşuna gitti bu. Evlilik ve nikâh olmadan birliktelik yaşadılar. Ama bu durumda kadın ve çocuk mağdur oldu. Bu, kadını ve çocuğu özgürleştirmekten çok yalnızlaştırdı. Şimdilerde işte bu yüzden aile bağlarını güçlendirmek istiyorlar. Bu kavramı kaybettikten sonra değerini ancak anlayabildiler. O yüzden de bazı çalışmalar yapıyorlar. Sosyal duygular zayıflayınca bunu tekrar kazandırmak için kadının evdeki değerini artırmak gerekli. Kadınlar kendilerini özgür hissettikçe ev hanımlığı kavramı hak ettiği yere kavuşacaktır. Ama bizim bu konuyu irdelememiz ve çözüm yolarına ulaşmamız gerekli… Amerika’da yapılan araştırmalarda ve tartışmalarda kadının özgürleşmesinin evindeyken ve ekonomik özgürlüğünün sağlandığı takdirde gerçekleştiği ortaya çıktı. Kadının çalışması değil, evinde olması, çocuklarının annesi olması ve özgür olması önemli bir faktördür.

    Prof.Dr.Nevzat Tarhan

  69. Yahya diyor ki:

    “Ben Batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden aile nizamını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz”…

    – Gaston Jezz

  70. Sadece Fatih diyor ki:

    Babasının bir arkadaşıma olan öğüdünü ve yaşanan gerçek bir olayı paylaşmak istiyorum.

    Babası arkadaşa dermiş ki evladım bir yumurta kadar bile fazladan malın olsa o sana fazladan dert olur. Acaba kırıldımı, çatladımı diye kuruntu yaparsın.

    Gerçek hikayemiz de şöyle. Zengin bir adam ve yanında ise orta yaşlı bir çalışanı var. Bir gün mecburiyetten evlerinden uzakta aynı odada gecelemek zorunda kalıyorlar. İkisi uyumak için yatıyor. Derken çalışan gece bir bahaneyle uyanıyor ve zengin adamı oturur vaziyette kendisini izlerken buluyor. Zengin adam çalışanına diyor ki ne kadar güzel uyuyorsun. Çalışan şaşırıyor. İnsanlar gece olunca uyur hani bunda şaşılacak ne vardır diyor. Zengin adam ise ben diyor yıllardan beri uyuyamıyorum. Yarın şu kadar ödemem var şu kadar yeri idare ediyorum diye anlatıyor.

    Uzun lafın kısası, sahip olduğumuz dünyalık hırslar ve nimetler birer külfet olarak dönüyor bize aslında ama farkına varamıyoruz. Boşuna tükenmez hazinedir kanaat denmemiş ya…

  71. gulpembe diyor ki:

    “Insanlar 4 kisimdir. Namerd(korkak),merd(insan,kisi) civanmerd(kahraman) ferd(essiz,tek)

    Namerd; yalniz dunyayi isteyen
    Merd; ahireti de isteyen
    Civanmerd;hem ahireti hem Hak’ki isteyen
    Ferd;yalniz Hakki isteyen”
    (Abdullah-i Dehlevi hz.)

  72. gulpembe diyor ki:

    Futuhul gayb/El-fethu’r Rabbani(A. Geylani)’den

    “Sana;Sana;yine Sana!Allah’i Allah’i yine Allah’i tavsiye ederim. Hakiki necat bu; kurtulus budur! Aman ha aman; ademoglullarinin basina gelen her turlu bela Rabbinden sikayet etmesi yuzundendir. O rahman ve rahim den nasil sikayet edebilir ki? Merhametlilerin en merhametlisi O’dur;hukmedenlerin en isabetlisi O! Hikmet sahibidir,herseyden haberdardir. Sefkati ve acimasi coktur.pek lutufkardir,kullarina asla zulmedici degildir. Hikmet ehli,sevgi dolu, musfik, mulayim ve candan bir doktor misali…

    Takva, kalbinin icindekileri bir tepsi icine koyman, sonra bunu carsida gezdirmen ve bundan hic utanc duymamandir.

    Allahin kaderi ve tasarrufu gelince,O’na karsi sus ki sayisiz lutuflarini goresin. Hakim Calinus’un oglunu hic duymadin mi? Nasil dilsiz ve akilsiz numarasi yapmisti da butun ilimleri ogrenmisti. Cok sacmalayip Allah’la tartistigin ve Ona itiraz ettigin icin himet-i ilahiye senin kalbine gelmiyor.

    Gonul genisligi ve kalp temizligi istiyorsan insanlarin soylediklerine kulak asma, sozlerine aldirma. Bilmez misin ki onlar Yaraticilarindan bile hosnut degiller, senden hic hosnut olurlar mi?..Allahin rizasini elde etmek icin insanlardan gordugun dertlere gogus ger. Seni imtihan ettiginde her turlu belaya tahammul et. Bu, Allahin seckin kullarina degismez tavridir.

    Munafiklikla, guzel ve etkili konusmakla,…Allah tarafindan eline hicbir sey gecmez.butun bu yaptiklarin nefsinden, seytanindan, insanlar arasinda serefli bilinmen,dunyayi onlardan istemenden dolayidir.

    -Dogruluk Allahin yeryuzundeki kilicidir.her neyin uzerine konursa keser.
    -Lokmani,hirkani,kalbini temiz tut.boyle yaparsan safa bulursun. Tasavvuf “safa”kokunden turemistir.
    -Allah disinda seni seven hickimse yoktur.cunku Allah seni senin icin sever,baskalari ise kendileri icin
    -Erenlerden biri, “benden bana ne?” demis , ne guzel demis..kul da,sahip olduklari da Allaha aittir… kaderinden razi ol.

    Allah seni zorda birakir ki, dua edesin.Allah duada israrci olunmasini sever.butun kapilari kapatir ki, onun kapisinda durasin.tipki evinin kapisini cocugunun yuzune kapatip onu iceri almayan, komsularina da ne olursa olsun ona evlerinin kapilarini acmamalarini tenbih eden bir anne gibi. Cocuk yoneldigi her kapiyi kapali gorur.sonra annesinin kapisina geri doner. Allah da kulunu kendine geri dondurmek ve insanlara bel baglamayi birakmasi icin ona butun yollari daraltir.

  73. gulpembe diyor ki:

    Nihat Dagli/Cikar Sokak’dan

    “…hayatimda cok onemsedigim birsey var, 12 yasinda ailemden ayrilmis olmam…pesimi birakmayan birsey bu, irgalayip duruyorum. 12 yasinda ailesinden kopmus bir cocukla yasamaya devam ediyorum..

    Mutluluk dedigimiz sey, problemsiz olma hali degildir. Yasadiklariniza bir anlam buluyorsaniz mutlusunuzdur…

    Hayatin imkanlari icinde eksiksiz birsey gerceklestiremeyiz. Sonsuzlugu isteyen tarafimizi doyuramayiz.hep boyle biraz cozumsuz kalacagiz.

    Gecmisten alintiladigimzi cumleler ve kendimizce bir hayat ongoren ideoljik okumalar hastalikli hayati cogaltiyor. Tenimizden ve kalbimizin kuytularindan hissetmedigimiz bir hayata elbise diktigimizden, hayat uzerimizden sarkip duruyor.

    Soru soran iki insan vardir. Cocuklar ile icindeki cocugu diri tutan bilgeler. Arada kalanlar yani sormayanlar yasayan cansizlardir.

    Bir “kiyiperverim”. Kiyinin yuzu hem iceriye hem de disariya donuktur, girebiliyor ve donebiliyorsunuz. Bu insana bir ozgurluk veriyor. Kendinizi tututklu hissetmiyorsunuz.

    …Ihtiyacimizin ve degerli olanin ne oldugunu sanki birileri belirliyor.deger atfedilen seye sahip olmak icin cok seyimizden vazgeciyoruz.ancak kazandigimiz seyin cok fazla degerli olmadigini gorunce de sasiriyoruz.”

    • gulpembe diyor ki:

      Kemal Sayar/Sufi Psikolojisi’nden

      ….Hayata hayret nazariyla bakmak ve boylece kainati ve insan nefsini saran guzelligi fark etmek, bu yolculugun ilk adimi.bu bir ask yolculugu ve “zafer degil sefer”ilkesine dayaniyor.

      …nefsi kendi elinde kar gibi eritmeyenin elinde, din kar gibi erir.

      …ruh karanlik icindeyse , yolunu bulmak icin aklin aydinligina ihtiyac duyar. Fakat ruh aydinlanmissa kimse aklin kandilini aramaz….
      (kitap henuz bitmedi, okudukca yazarim insallah)

      • gulpembe diyor ki:

        …Tevbenin ilk duzeyi, kisinin sucluluk ve pismanlik duygularina izin vermesidir.psikoterapide de, kisinin degisime motive edilebilmesi icin yapici bir sucluluk duygusu ve anksiyete gereklidir.

        …Bu mursid-murid iliskisi, davranissal acidan formalite ve otoriteyi onermekteyse de , mistik gerceklik acisindan hic de oyle degildir. Iki nefis iletisim kuruyordur;biri verir ve yonlendirir, digeri alir ve ilerler. Murid bir emre itaat ediyor degildir;gelisimsel degisikliklere aciktir, o kadar.
        Murid kendini ne kadar aşarsa, murside o kadar az ihtiyac duyar.bu irsad bir yeniden dogusu getirir, pir bu yolda sadece bir aktarim islevi gorur.

        Bir put arayan izleyiciler vardir…kimi zaman bilge bir lider bunun bir rol oldugunun, kendisinin ,izleyicilerinin bagimlilik ihtiyaclarini gidermek icin secildiginin farkina varabilir, firsat buldukca bu rolden kurtulmaya cabalar. Fakat cogunlukla, role bagli kalir,gucunu pekistirir ve kendisine bagimliligi daha fazla tesvik eder.

        Gazaliye gore insan,tutku ve durtulerine maglub olabilecegi icin eksiktir.Ancak akil ve zekanin tutkulara gem vurmasiyla olgunlasir.

        …Bu noktada Gazalinin ic kavgasi siddetlenir. … (Gazali); “boylece, recep ayindan itibaren, alti ay kadar bir sure bir taraftan dunyevi tutkular diger yandan dini emeller arasinda bolunup kaldim…kadere teslim oldum. Allah dilimi bagladi ve ders vermeme izin vermedi. Ogrencilerim icin ders vermeye devam etmek istedim ama nafile, sanki dilsiz olmustum.mahkum oldugum sessizlik beni siddetli bir umutsuzluga saldi, midem zayifladi,istahimi yitirdim…oylesine elden ayaktan dustum ki, beni kurtarmakta caresiz kalan doktorlar,fesat kalpte ve oradan butun organizmaya yayilmis; bu agir uzuntunun sebebi bulunmadikca hic umut yok, diyorlardi.”…
        Gazalinin siradan sebeplerden degil, varolussal arayislardan dolayi bir depresyon gecirdigi cok acikti.hayat anlamini yitirmisti.

        Bir kimse, gunahlarindan duydugu pismanligin icinde yuvarlandikca, onlari tekrarlamaya daha fazla meyleder.bu durum, Heraklitus tarafindan ileri surulen,zitlarin cekimi genel prensibine bir ornektir. Bu prensibe gore, eger bir seyin asirisina ulasmaya cabalarsaniz, tam tersini elde edersiniz.

        Esir kamplarindaki yasamda, fiziksel ve zihinsel butun ilkelligine ragmen, manevi yonden derinlik kazanmak mumkundur. Yogun entellektuel yasama alismis hassas insanlar cok aci cekebilir -ki bu insanlar genelde hassas bunyelidir-,fakat bunun ic dunyalarindaki tesiri daha az olur. Onlar, cevrelerini saran butun olumsuzluklarin arasindan, hayata, zengin ve rahat bir icsel dunya ile katilabilme yetenegine sahiptirler.

        Insanin varolusunun gercek amacini “kendini gelistirme” denilen kavram icerisinde bulmak mumkun degildir.insanin varolusu, aslinda, kendini gelistirmekten ziyade, kendini aşmaktir.

        Psikiyatriyi kisitlayan en buyuk problem, onun hastalarina ‘anlam’i saglayacak uygun bir teorik cerceveden yoksun olmasidir. Psikiyatri cogunlukla isin uzmanlarina dahi ‘anlam’sunmakta basarisizdir.

        Sufiler, insanligin psikolojik olarak ‘hasta’ oldugu, cunku insanlarin gercekte kim olduklarini ve durumlarinin ne oldugunu algilamadiklari iddiasindadirlar. Insanlar kör yahut uykuda’dirlar.cunku, kismen benlik kavgasi ,hirs, korku gibi sufli kapasitelerini fazlaca islettikileri icin ,iclerinde sakli yuksek kapasiteleri az gelismistir. Alginin gerekli oldugu duzeye getirilmesini ‘uyanis’olarak adlandirirlar;alginin kendisi ise ‘ilim’dir.

        Hakiki irfani bilgi, tamamiyla farkli birseydir.Ona, herhangi birinin omuzlarina basarak varilamaz. Sadece ruhun derinliklerinde herhangi bir araci olmaksizin bilinen sey, kelimenin tam anlamiyla irfanidir. Kimse boyle bir bilgiyi baskasina diger bilgiler gibi aktaramaz. Okumak veya ilim tahsili ile de mutlaka ele girmez. Kiside cok uzun zihni talim ve gayret sureci, ayrica nefsi ve kalbi arinma ile aciga cikartilabilir.

  74. İkra... diyor ki:

    Dostum…
    Güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma….
    Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…
    Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
    Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
    Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

    Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
    Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
    Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
    “En doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.
    Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
    Aldırma….

    Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
    Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
    Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
    Dostum, yollar yürümek içindir.
    Fakat, şu gerçeği de hiç unutma:

    Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
    Yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
    Yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
    Yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
    Tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
    Maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
    Yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
    Yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
    Ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
    Beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
    Yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin… Göreceksin dostum…
    Aldırma, yürü.
    Halil Cibran.

  75. İkra... diyor ki:

    Halil Cibranin çok sevdiğim bir şiiri

  76. Smy diyor ki:

    “Yeis öyle bir bataklıktır ki düşersen boğulursun,
    Azmine sarıl sımsıkı bak ne olursun.” (Mehmet Akif Ersoy)
    Lisedeyken kendime sık sık söylediğim bir sözdü… 😊

  77. Sadece Fatih diyor ki:

    İnsan hayatı yelkenli gemi gibi. Her ne kadar dümeni olsa da rotasını, kaderini esen rüzgarlar belirliyor. Dümenini istediğimiz yöne çevirsek bile bazen rüzgar bizi istediğimiz yere götürmüyor. Ya istediğimiz rüzgarın gelmesi ümidiyle durup demirliyoruz, ne zaman eseceğini bilmeden; ya da bırakıyoruz kendimizi rüzgarın akıntısına, nereye götüreceğini bilmeden. “Keşke”ler, “iyiki”ler havada uçuşuyor esen rüzgarlarla beraber.
    İnsanoğlu herşeyden keyif almak istediği gibi yolculuğunun keyifli geçmesini istiyor. Arada sırada bazı limanlarda kendi isteğimizle demirliyoruz durup dinlenmek için ya da rüzgarlar bizi istemediğimiz limanlara demirlemeye mecbur bırakıyor. Bu limanların bazıları yolculuk hatıralarında “keşke”ye dönüşürken bazıları da “iyiki” ye dönüşüyor.
    Bu yolculuklarda insanların rotası başta birbirinden farklı olsa da bazen kendi istekleriyle rotalarını değiştirip başka insanlarla kesiştiriyorlar, ya da bir rüzgar esiyor hiç düşünmediği rotalarda beklemediği insanlarla aynı yolda ilerler oluyor. Bazen bir fırtına kopuyor, yolları kesişen insanlar bir anda saçılıveriyorlar herbiri ayrı kıyıya. Her insan rotasında birşekilde ilerliyor. Bazen fırtınalar, bazen akıntılar bazen de durgun sular. Kiminin yolculuğu uzun oluyor, kiminin ki kısa. Kiminin rahat geçiyor, kiminin sıkıntılı.
    Ama sonuçta insanların rotaları, demirledikleri limanlar her ne kadar farklı olursa olsun hepsinin demirlediği son liman hep aynı oluyor. Geriye ise son limana gelene kadar yapılan yolculuğun hatıraları kalıyor.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Malum sosyal paylaşım sitesi arada bir defterleri karıştırıyor, anılarımızı görüntülüyor, üç sene önce yazmışım :)

    • Feyza diyor ki:

      Rotamizda ilerlerken, yelkenlimize istikameti bilen yolculari alabilmemiz de bir o kadar muhim. Son limanda indikten sonra hangi meskene yuruyecegimize dahi tesir edebilir yelkenlimize aldigimiz dogru veya yanlis yolcularin istikameti ve hayatimiza biraktiklari tesir.
      Bu yuzden yol arkadasini iyi secmeli insan ki, rotayi sasirip yanlis meskene dogru yol almasin. Bazen yalniz yol almak kotu yol arkadasiyla yol almaktan ehvendir.
      :)
      Bir ara ben de defterlerimi karistiracagim insaallah.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Rotamızın doğruluğu için pusulamızın haritamızın yol tariflerinin doğruluğu önemli. Bir de cebinde mıknatısla binmeye çalışanlar oluyor bilerek ya da bilmeyerek. Ya kardeşim bununla binersen pusulamız sapıtır diyoruz anlatamıyoruz. Şu ellerinde çekiçle keskiyle gelenlerin şerrinden de Allah korusun, gemiyi delerler kaşla göz arasında…

  78. Sadece Fatih diyor ki:

    Kurban Bayramında kurban edilen hayvanlar Allah’a bir kurban sunmakla berber aslında dünyaya olan sevgimizin kurban edilmesinin bir sembolüdür diye anlatmıştı zamanın birinde bir hoca.
    Dünyaya olan sevgimizi kurban edebilmek dileğiyle tüm site yazarları, okuycuları ve yorumcularının kurban bayramları mübarek olsun, sevdiklerinizle beraber huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle, iyi bayramlar.

  79. Feyza diyor ki:

    TESRIK TEKBIRLERINI UNUTMAYALIM.

    • Feyza diyor ki:

      Basta Sema abla ve her ne kadar yazarlik bakimindan aramizdan ayrilsa da okuyucu konumunda olduguna emin oldugum Tuba ablamin, Ziyaeddin Halid beyin ve butun site ekibinin Kurban Bayramini tebrik ederim.
      Yine isimle zikretmek istedigim,
      Abdullah Bir abi, Fatih bey, Cihad abi, Yahya bey, Suleyman bey, Adem bey, Ferhadi bey, burada olmasa da okuduguna inandigim Azmo kardesim, Halil Mumin bey,
      Hanimlardan Nisa hnm, Meryem hnm, Zeynep hnm, Umutlu hnm, Kevser hnm, Hanne hnm, Sennur hnm, Seysey hnm, Gelincik, Gulpembe hnm, Rayiha hnm, A.D. hanim, Smy hnm, Hasret hnm….
      Ismini zikredemedigim okuyucu ve yorumcu kardeslerimin de Kurban Bayrami insaallah hayirlara vesile olur.
      Insaallah bayram sonrasi bekarlarin mutlu ve hayirli haberlerini aliriz. Bu mubarek gecelerde bol bol dua edel hem kendimize hem birbirimize. Insaallah makbul olur.
      Hayirli Bayramlar.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Allah razı olsun Feyza Hanım.

        Sizin de bayramınız mübarek olsun :)

        İyi bayramlar.

      • seysey diyor ki:

        Bilbukabele

      • Sennur diyor ki:

        Allahrazi olsun Feyza hanim kardeşim, 😊inşallah seneye bayrama tüm bekar kardeşlerimiz gönül muradına ermiş olarak girerler . selam ve dua ile …..

      • .../nisa diyor ki:

        Feyza hanım,

        Allah razı olsun sizin ve bütün ümmeti Muhammedin kurban bayramı mübarek olsun. Hayırlısı İnşaAllah. Bütün bekarlar aklımda dua ediyorum. Benim genellikle direkten dönüyor hayırlısı :)

      • U-mutlu diyor ki:

        Senin de bayramin mubarek olsun Feyzacim❤
        Birdahaki bayrami evli olarak karsilaman dilegi ile💑

      • hasret diyor ki:

        Sagol feyza kardesim .seninde ve bu sitede emeği geçen herkesin bayramı mübarek olsun…

      • cihad diyor ki:

        Feyza Hanım kardeşime,

        Ben de sizin bayramınızı tebrik ederim. Bu bayram hayırlara vesile olur insaallah.

        Taziye,hac yolcularımız,bayram ve yoğun kışlık hazırlığımızdan dolayı siteden biraz uzak kaldım. Gerçi üzerinden çok zaman geçti ama sorduğunuz soru ile ilgili hiç bilgim yoktu hatta o hastalığı ilk defa sorunuzda gördüm. Neyseki arkadaşlar ayrıntılı bilgi verdiler.
        Allah hakkınızda her daim hayirlisini versin inşaallah.

        Selametle…

        • Feyza diyor ki:

          Allah kolaylik versin Cihad abi. O mevzu benim nezdimde kapandi. Allah cumleye en hayirlisini nasip etsin.
          Ilginiz icin tesekkur ederim.
          Selametle.

      • halil mümin diyor ki:

        Feyza hanım ;
        Teşekkür ederim beni de hatırladığınız için…
        Burda bulunan tüm arkadaşlarımızın kurban bayramı mübarek olsun.
        Allaha emanet olun

      • Gelincik diyor ki:

        Kuzummmm Feyzacımmmm çoook teşekkür ederimmmmmmm hatırlanmak çok güzel senin de bayramın mübarek olsun daha nice bayramlar görmek umuduyla … Esen Kal … 😙😙💕💜🌹💖😙💕💜🌹

        • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

          “Gelincik” hanım kardeşim, bu tip yorumları kaç defadır yapıyorsunuz. Sakın yanlış anlamayın kalbinizde kırılmasın. Feyza kardeşimize aşırı muhabbetiniz olabilir. Fakat bu site ciddi bir site. Bu tarz yorumlar olmuyor burada. Size tavsiyem site yönetiminden rica edip feyza kardeşimiz veya varsa başka muhabbetinizin olduğu hanımların eposta veya tel no’larını alın ordan istediğiniz söyleyin. Bu benim şahsi kanaatim açıkçası rahatsız oldum. Bu yüzden de belirtmek istedim. Çünkü bu sitenin ciddiyetini ve seviyesini kaybetmemesini istiyorum. Ulu orta sevgi sözcükleri hiç hoş durmuyor.

          Not: bana cevaben yorum yazarsanız da cevap vermeyeceğim. yoğunum uğraşlarım çok ara ara siteye bakıp yorumlara göz atıyorum zaten bir süredir yazmıyorum yine bir süre daha yazmayacağım.

          Vesselam…

          • Gelincik diyor ki:

            Bir erkeğe yazsam neyse de (Ki asla yazmam) yazdığım Feyza Hanım beyefendi. O rahatsız olursa bana bildirir ve bir daha bu şekilde onunla konuşmam. Evet Feyza Hanım’a bir muhabbet duyuyorum ve onun yorumlarını beğenerek takip ediyorum. Normalde de muhabbetli bir insanım ve bunu belli ederim ama arkadaşlarıma ve aileme. Yerimi bilirim yani. Siz belli etmemeyi tercih edebilirsiniz bu sizi bağlar. Ama benim kişiliğim böyle. Sizin rahatsızlığınız beni zerre ilgilendirmiyor. Muhatabım Feyza Hanım. Rahatsız oluyorsanız okumazsınız. Sitenin ciddiyetine gölge düşürdüğümü de zannetmiyorum. İnsanın şevkini kıran normalde pek rahatsız olunmayacak bu tarz şeylerden rahatsız olan çıkıyor sizin gibi bi kaç tane. Cevap yazın ya da yazmayın keyfiniz bilir.

          • Feyza diyor ki:

            Gelincik hnm,
            Samimiyetinize inaniyorum. Benim acimdan herhangi bir problem yok, zaten yazilan yorumlar Sema ablanin ya da baska bir editorun onayindan gecerek filtrelendigi icin bir mahzuru oldugunu zannetmiyorum. Olanlar yayinlanmiyor.
            Azmo kardes ise, belki aramizdaki muhabbeti bilmeyen kisiler okudugunda buranin gayriciddi bir ortam oldugu kanisina kapilabilirler endisesiyle ikazda bulunmustur. Gorusune saygi duyuyorum. Dilerseniz mailimi Sema abladan isteyebilirsiniz. Ben de size muhabbetlerimi iletiyorum. :)
            Allah’a emanet olun.

          • .../nisa diyor ki:

            Ahir zamanda Müslüman olmak bey,

            Yorum yazan kişilerin içinde duygularını en doğal dışa vuran Gelincik hanım geliyor. Bence burada hanımların hanımlara, erkeklerin erkeklere muhabbetini samimiyetini ifade etmesinde sorun yok ben ciddiyetsizlik algılamadım. Herkes makale türünde bilgiler yazacak diye bir durum yok burası okul gibi herkes yorumuyla faydalı olabilir Gelincik hanımda pozitif olarak faydalı oluyor.

            Sizin dediğiniz durum karşı cins arasında olursa bu sitenin ciddiyeti kaybolabilir başka yönlere kayabilir.

          • Gelincik diyor ki:

            Sağol Feyzacım çoook teşekkür ederim ben bir insanı boşuna sevmem zaten hani erkek olsan anlayacağım ama ben de karşı cinsle nasıl konuşacağımı bilen biriyim iki genç kızın muhabbeti a 😀😀😀 Allah’a emanet ol en kısa zamanda mailini alacağım Ins 🌹🌹 Esen Kal …

          • Gelincik diyor ki:

            Desteğiniz için çok teşekkür ederim Nisa Hanım 😊😊 Geçmiş bayramınız mübarek olsun 🌹🌹 Esen Kalın …

        • .../nisa diyor ki:

          Gelincik hanım,

          Sizinde geçmiş bayramınız mübarek olsun.

  80. Ferhadi diyor ki:

    Adam yaşama sevinci içinde
    Masaya anahtarlarını koydu
    Bakır kaseye çiçekleri koydu
    Sütünü yumurtasını koydu
    Pencereden gelen ışığı koydu
    Bisiklet sesini çıkrık sesini
    Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu ( Edip Cansever)

    • Smy diyor ki:

      Teşekkür ederim Feyza hanım Ben de sizin ve tüm yazar, yorumcu ve okuyucuların kurban bayramını tebrik ederim. Hayırlı Bayramlar. Hayırlı Cumalar… 😊

  81. Ferhadi diyor ki:

    Şiir şuuru ve süruru getirir: Rabbim, bir gök verdin ki bizlere
    Rahatlanır kalbimiz her an yeniliğinden
    O kadar sade, aydınlık, sonsuz,
    O kadar kendiliğinden ( F. H. Dağlarca)

  82. hasret diyor ki:

    Kadın kendi başına ne gül goncasıdır ne de diken
    Koklamasını bilirsen gül,tutmasını bilmezsen diken..
    (Refik Halit Karay)

    • Sennur diyor ki:

      😊😊😊

    • cihad diyor ki:

      Hasret Hanım,

      Bu sözün mutlaka bir hakikat yönü var ancak çokça yanlış ve zararlı bir ifade olarak görüyorum. Daha doğrusu bu manaya muhtaç bir erkeğe hususi olarak söylenmesi ve onu eşine sahip çıkmaya teşvik edilmesi dışında, umuma teşmil suretinde burada bir hanımefendi tarafından paylasilmasini yanlış buluyorum. Çünkü bu beyt(söz) pekâlâ kadını temize çeken ve sorumsuzluğa götüren bir manayı içeriyor. Öyle ya erkek benim gibi gülü koklamayi beceremedi. Tutmayı becerebilseydi ne güzel acar ve kokular sacardim diye düşünülebilir. Yani kadının hiçbir sorumluluğu bulunmamakta, bütün kabahat kadını elinde tutamayan erkeğin üzerine bırakılmaktadır. Bu anlayış feminizmin nüvesidir. Kadinlarimizi yanlış bir yola sokması bakımından bu söz son derece tehlikelidir.
      Bu söze mukabil bir erkek olarak şöyle bir karşılık verilebilir “”Erkek sığınmasini bilene fırtınalı denizde güvenli bir limandır.””
      Bu sözü okuyan bir erkek ne düşünür peki. Kadın dediğin sığınmasini bilecek abi ben ne yapabilirim ki o sığınmasını bilemedi. Ve bu tartışma böylece uzar gider.

      Enaniyet buzlarini eriterek hem çocuklarının,hem toplumun istifade edeceği bir havuza sahip olmak varken soğuk soğuk buz çatırtılariyla ömür tüketmek ne kadar acıdır. Halbuki aile kurumu eneleri nahnü yaparak kemale erer ve ivme kazanır. Kubbedeki taşlar misali birbirine meylederek kenetlenip çoluk çocuğa bir gölgelik oluşturulabilir vs. Yani sorumluluk, gayret, fedakarlık, feragat, muhabbet, el uzatmak gibi hususlar ve hasletler çift taraflidir. Ve herkes kendi üzerine düşeni karşı tarafla kiyaslamaladan yapmak durumundadır.

      Not1: tırnak içine aldığım ifade herhangi birinin sözü değildir, mevzuya göre kafadan attığım bir sözdür.
      Not2: Hasret Hanım bu sözü paylaşırken niyeti bunlarmıydı bilmiyorum. Niyeti her ne olursa olsun paylaştığı sözün bu manaları işaret ettiğini ifade etmek istedim yoksa mesele Hasret Hanım değildir.

      • Feyza diyor ki:

        Cok guzel aciklamissiniz Cihad abi. Acikcasi o sozu okuyunca hic bu kadar derin dusunmemistim, hatta itiraf etmek gerekirse hosuma da gitmisti :) ama dusununce gercekten mantikli.
        Aciklamaniz hosuma gitti. Tesekkur ederim.

        • cihad diyor ki:

          Aslında bu sözde bir yanlışlık yok Feyza kardeşim. Yanlış olan yeri ve bir hanımefendi tarafından paylaşılıyor olması. Eğer bir erkek tarafından paylaşılmış olsaydı, hususan hanımına ifade etmiş olsaydı fazilet olurdu. Faziletten de öte güzel bir iltifat olurdu. Çünkü fazilet ve güzel ahlakın cogu nisbidirler yani şahsa, muhataba, zamana ve mekâna göre tebeddül ederler. Mahiyetleri değişir bazen zıttına bile inkılab eder.

          Bediuzzaman bu manayı bir ayetin tefsirinde şu şekilde izah ediyor;

          ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

          ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ

          {(1): Yalnız ıtlakın nüktesini beyan eder.}

          Kur’an “sâlihat”ı mutlak, mübhem bırakıyor.
          Çünki ahlâk ve faziletler, hüsn ve hayr çoğu nisbîdirler.
          Nev’den nev’e geçtikçe değişir.
          Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır.
          Mahalden mahalle tebdil-i mekân ettikçe başkalaşır.
          Cihet muhtelif olsa, muhtelif olur.
          Ferdden cemaate, şahıstan millete çıktıkça mahiyeti değişir.

          Meselâ: Cesaret, sehavet erkekte gayret, hamiyet, muavenete sebebdir.
          Karıda nüşûze, vekahete, zevc hakkına tecavüze sebeb olabilir.

          Meselâ: Zaîfin kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur.
          Kavînin zaîfe karşı tevazuu, zaîfte tezellül olur.

          Meselâ: Bir ulü’l-emr, makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir.
          Hanesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur.

          Meselâ: Tertib-i mukaddematta tefviz, tenbelliktir.
          Terettüb-ü neticede tevekküldür.
          Semere-i sa’yine, kısmetine rıza kanaattır.
          Meyl-i sa’yi kuvvetlendirir.
          Mevcuda iktifa, dûnhimmetliktir.

          Meselâ: Ferd mütekellim-i vahde olsa müsamahası, fedakârlığı amel-i sâlihtir.
          Mütekellim-i maal-gayr olsa hıyanet olur.

          Meselâ: Bir şahıs kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez; millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez.

          Herbirinde birer misal gördün, istinbat et.

          Madem ki Kur’an bütün tabakata, bütün a’sarda, kâffe-i ahvalde şâmil bir hitab-ı ezelîdir.
          Hem nisbî hüsn, hayr çoktur.
          Sâlihattaki ıtlakı, belîgane bir îcaz-ı mutnebdir.
          Beyanda sükûtu, geniş bir sözdür.
          Sünuhat – 5

          Takdir ve teşekkürünüz için ben de size teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.

          Selam ve dua ile..

  83. Denizlili diyor ki:

    Cemaatle Namazda saf tutunca omuzlar birbirine değdiği anda vücut kardeşlik, dostluk , muhabbet hormonları salgılarmış.

  84. U-mutlu diyor ki:

    “Ey can sana daralma gelirse yararinadir.Kaygilanma;surekli yaz mevsimi olsaydi,gunes bahceyi yakar kavururdu”(Mevlana)

  85. Selda K diyor ki:

    Internette Omer Tugrul Inancer’in sohbetini dinlerken durdurup defterime not almistim, birkaci soyle:

    -Kizilmasi gereken seye kizmamak da sessiz seytanlik demektir.
    -Goz gormez, Allah gosterir.
    -3 defadan fazla kapi calinmaz:)
    -Eglenmek yasak degil, oyalanmak yasak.

    Bunlar da Ihya’dan acligin faziletleriyle ilgili:
    -Ne zaman nefsimi Allah icin ac biraksam, mutlaka kalbimde daha once olmayan bir hikmet ve ibret kapisi acilmistir.
    -Aclik buluttur, kul ne zaman ac kalirsa, kalb hikmet yagmuru yagdirir.

    Bir de tabi:
    “Kim Allah’a ve ahiret gunune inaniyorsa ya hayir soylesin veya sussun.”

  86. Yasir diyor ki:

    Hayat bir koridordur. Pencereleri hayat, kapısı ölümdür. Bakacak bir pencere bulamayanlar kendini ölümün kucağında bulur. Ali Şeriati

  87. Sennur diyor ki:

    Kuşlar gibi uçmayi öğrendik, balıklar gibi yüzmesini de .unuttuğumuz tek bir şey var; insan gibi yaşamak….

  88. Aslı diyor ki:

    Daglara bugday serpin Müslüman ülkede kuslar aç kaldı demesinler .
    Hz Ömer

  89. Ferhadi diyor ki:

    Dünya Hayatı ile İlgili Ayetler
    Dünya boş bir amaç uğruna yaratılmamıştır

    Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık (ENBİYA/16-17)

    Dünya bir imtihan yeridir

    Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)

    O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. (MÜLK/2)

    Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA/35)

    Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. (KEHF/7)

    Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlaraöyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah’ın yardımı yakındır. (BAKARA/214)

    Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! (BAKARA/155)

    Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz. (MUHAMMED/31)

    Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir. (AL-İ İMRAN/186)

    İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?

    Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. (ANKEBUT/2-3)

    Dünya hayatı bir aldanıştır

    Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah’ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın. (FATIR/5)

    Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. (KEHF/28)

    Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın. (LOKMAN/33)

    Dünya hayatı kısa ve geçicidir

    Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. (RUM/8)

    Kendilerine, “Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?” derler. Onlara de ki: “Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez.” (NİSA/77)

    Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. (KEHF/45)

    Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız. (YUNUS/24)

    Dünya hayatı bir oyun, tutkulu bir oyalanmadır

    Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. (ANKEBUT/64)dar derdi olur. (Yunus Emre)

  90. Felakettellalci diyor ki:

    “Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın.”

  91. cihad diyor ki:

    HAZIR CEVAP (Bir anı)

    Samimiyetimizin olduğu bir abimize kelliği ile ilgili takıldım.

    Cevaben;

    Lütfen fiziksel eksiklikler ile konuşmayalım, ben sana “beyinsiz” diyor muyum😄😄

    Bu cevaba epey gülüştük. Karşılığını halen bulamadığım bu hazır cevap hatırımda kalmış. Paylaşmak istedim.

  92. Tuğba diyor ki:

    “İnanıyorum;eğer güneş parlaklığını kaybederse ve etrafındaki ağaçlar ölmeye başlarsa yine de ümitle dolacaksın.
    Eğer rüzgarlar artık yaşlanmışsa ve denizler kurumaya yüz tutmuşsa yine de sevgiyle dolacaksın.Sorma bana neden? Çünkü Allah’a inanıyorum.”
    Yusuf İslam’ın bu söylemini lisedeki defterime yazmışım. Hey gidi zaman. Necip Fazıl’ın dediği gibi “zaman korkunç daire,ilk ve son nokta nerde?”
    Aynı yazılar,zamanlar farklı…

  93. Sadece Fatih diyor ki:

    Not tutma alışkanlığım hiç yok maalesef. Okulda doğru dürüst not tutmazdım. İşyerinde de öyle maalesef. Rahmetli dedem bu konuda çok hassasmış. Köyle ilgili ve aileyle ilgili önemli olayları yazmış. Mesela bir tarihte köyü sel basmış defterde yazıyor. Keza benim doğduğum zaman da deftere not düşmüş. Defterlerin içeriğini bilgisayar ortamına aktaramadım henüz.

    Diğer taraftan üniversiteye yeni başladığım zaman ilk haftalardaki bir anımı paylaşayım. Küçük şehirden geldiğimiz için farklı şeylere alışık değiliz. Saçları ve giyimi acayip bir acayip küpeli vb. ilginç bir genç görmüştüm. Buradaki insanlar nasıl insanlar böyle diye hayıflanmıştım. Cuma günüydü. Eleman camide yanımda saf tutunca pişman olmuş ve insanları görünüşlerine göre yargılamanın yanlış olduğunu öğrenmiştim. Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz sözü çok doğru bir sözmüş. Yalnız perşembenin gelişi çarşambadan bellidir sözünü daha çok severim.

  94. .../nisa diyor ki:

    “Şimdi kimseye boyun bükmeyip kimseye zarar vermeyen adama deli derler” Rizeli meczup Şevki

  95. Süleyman diyor ki:

    Ben not almayı çok önemsiyorum. Üniversitede belli şeyleri bot almamın ne kadar önemli olduğunu anladım. Bir süre sonra not alma alışkanlığım gelişti. Başta günlük işlerim için alıyordum ama sonra unutmamak için pek çok not almaya başladım. Bir kaç şey paylaşayım defterimden:

    -Yorul çünkü hayatın tadı çekilen yorgunluktadır (İmam Şafii)

    Bol durmanın aslında sıkıcı olduğunu anlayanlar için güzel bir söz. Birde yoğunluğun bir sıkıntı değil gereklilik olduğunu hatırlatır hep. Boş kalmak hep daha sıkıcı.

    – Çok tehlikeli zamanlarda yaşıyoruz. İnsanlar kendi doğalarını yönetmeyi öğrenmeden doğayı yönetmeyi öğrendi. (Albert Shweister)

    – Birde şöyle bir not almışım eğer evlenirsem her gönderdiğim davetiye başı bir ağaç dikmeyi düşünüyorum. TEMA nın öyle bir kampanyası varmış. Davetiye de bu davetiyeyle bir ağaç diktiniz gibi bir ibare filan düşünüyorum. Birde eşimle evlendikten sonra sık sık gidip görebileceğimiz bir yere ağaç dikmek ve yıllar geçtikçe birbirimize olan muhabbetimiz büyüdüğü gibi onun da büyüdüğünü izlemek istiyorum.

    – son olarak 2,5 sene önce üzüldüğüm bir vakit not defterimde kendime şu tembihte bulunmuşum. Onu yazıp bitiriyim :)

    Bak nefsim kimsenin kızını senin keyfine üzmemem ve üzmemeye gayret edeceğim. Hayırlı bir şekilde evlilik istediğim gerçek ama yakın zamanda böyle bir ihtimal gözükmüyor. Bundan dolayı isyan nidaları atsanda acele etsende şu an sadece kendimi kırabilirim. Başkasının kalbine girip üzmek bir mümine yakışmaz. Namazlarını kıl, oruçlarına ağırlık ver, az ye çok oku önümüzdeki seneleri hayırla geçir. Evliliğe sadece maddi değil manevi de hazırlan. Unutma Allah sabredenlerle beraberdir. Bazı şeyler çok zor ama en azından kendi nefsinle bu çileyi çekiyorsun başkasına çektirip onun hakkına girmiyorsun. Bunun kıymetini bil. Buda kendine hayır mesajın olsun . Allah yolumu açık ve kolay eylesin. Amin. Şunu da unutma bu günleri hatırla ve eşinin değerini ve kıymetini bil !

  96. Elif diyor ki:

    “Haz ve hız çağında oldugumuzdan basediliyor sıkça. Açken kendimiz olmadığımızı ve hazlarin peşinden gitmemizi söylüyor reklamlar” diyerek Tuğba Akbey İnan’in kulaklarını cinlatayim.

    Hayatta baktigin açın algilarini belirler. Algıların da hayatını.

  97. Yahya diyor ki:

    Hayırlı uğulu olsun.. inşaAllah

    hanım kardeşlerimizden yemek tarifleri bekliyoruz :)
    ———————————–
    Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil,
    Gidecek çok yeri olmasına rağmen,
    Senin yanında kalandır değerli olan.
    ———————————–
    (alıntı)

  98. semamarasli diyor ki:

    Not defterimden ilk paylaşımı ben yapayım.

    Nimetin bereketini gideren nice sözler vardır. Hz.Ali

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Güzel ahlak; cömertlik, bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. “ Hasan-ı Basri

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku