Derin Yalnızlığımız

BUNDAN on beş sene kadar önce bir akşam vakti ailecek oturmuş, sohbet ediyorduk. Beklenmedik bir anda kapımız çalındı. Oldukça geç bir saatti. Mevlana İdris Bey, eşi Aysel Hanım ve en büyük oğulları Emir Behram sürpriz bir şekilde bizi ziyarete gelmişlerdi. Çok mutlu olmuştuk. Biraz oturup hoş sohbet ettikten sonra sebebi ziyaretlerini açıklamayı da ihmal etmemişlerdi. “Bir aylığına Anadolu’ya geziye çıktıklarını ve İstanbul’un Anadolu yakasında oturan en yakın ahbapları olarak bizi gördükleri için turlarını başlama noktası olarak bizim evimizi seçtiklerini söylemişlerdi”. Sonra sabah ezanına kadar babamların muhabbet ettiklerini hatırlıyorum. Çok kıymetli misafirlerimiz sabah yollarına devam ettiler, Anadolu’daki diğer ahbaplarını da ziyaret etmek için. Bu güzel ve anlamlı ziyaretten sonraki günlerde biz hayatımıza kaldığımız yerden devam ettik… Hikâye burada bitmemeliydi elbet. Tam bir ay sonra tekrar kapımız çalındı. Bir baktık aynı ekip aynı saatte evimizi şereflendirmişlerdi. Anadolu turuna bizden başladıkları için, bizde bitirmeyi uygun gördüklerini bildirip, geceyi tekrar bizde geçirmiştik.

Şimdi bulunduğum yerden ve zamandan bakıyorum da ne kadar güzel günlermiş. İnsanların birbirine rahatlıkla güven duydukları, destursuz gönül rahatlığıyla gidebildikleri dostlarının, ahbaplarının olmaları. Paylaşımların çok olduğu, anlatılacak havadislerin ardı arkasının kesilmediği, coşku dolu anlar sıklıkla yaşanır dururdu hayatımızda. Ne oldu da yitirdik dostluk anlayışımızı? İnsanlar aynı insanlar, dünya aynı dünya öyleyse değişen ne? Artık misafir kabul etmekten, misafirliğe gitmekten elimizi eteğimizi çektik. Bir sürü bir diğerine benzer bahaneler üreterek dostlarımızı, ahbaplarımızı, akrabalarımızı ihmal eder hale geldik. Ya da çocuklu bir aile isek çocuğumuzu bakıcıya veya aile bireylerinden birine bırakıp ahbap ziyaretine gider hale geldik. Peki ya Misafirliğe gidilen ev sahiplerine ne demeli; gelenleri ağırlarken öylesine tahammülsüz, öfkeli,sanki dünyanın en zor ve en nahoş işini yapıyor gibi.

İşte gördüğünüz gibi şartlar bu şekilde olunca samimi, içten dostlukların yürümesi de artık epey zorlaşmakta. Dostluğun olmadığı, aile içi ilişkilerin bozulduğu yerlerde de, insanlar kendilerini daha yalnız hissetmeye başlıyorlar. Daha fazla yalnızlık daha fazla özgürlük arayışına, bireysel doyumların merakına ve bireysel hazzın arayışına sürükleyebiliyor. Genellikle de ruhlarda açılan çaresiz, derin boşluğu doldurmak için çeşitli çabalar içinde buluyor insan kendini.

Gelen misafirine, arkadaşına çocuklu ise ayrı, çocuklu değilse daha ayrı muamelede bulunan sabırsız, suratsız, sebatsız ev sahipleri hızla artmakta günümüzde. Eşyalarının, eşya temizliğinin, insanın varlığından, insanın şahsiyetinden, kendi değerinden daha fazla nitelik taşıdığı ilişkiler ön plana çıkmakte. Komşuluk, dostluk ve akrabalık ilişkilerinin önüne geçmekte ve ne yazık ki eşyaların değeri, kaybedilecek dostlukların yanında çok daha fazla önem kazanmaktadır.

Aslında biraz düşününce eski zamanlarda da böyle ev sahipleri vardı ama bu kadar çok değildi. İdare edilip, kimsenin bilhassa çocukların yanına ilişmeye cesaret edemediği, korktuğu, asık suratlı, memnuniyetsiz, tahammülsüz, herkese bağırıp çağıran, kimsenin sevmediği, kimseyi de sevmeyen, sevimsiz huysuz yetişkinlerdi bunlar. Düşününce hayatınızın bir karesinde böyle birini mutlaka anımsarsınız. Eskiden tek tük, aile bireyleri içinde nadir görülen insan tipleriyken, sayıları her geçen gün artmaya başlaması endişe verici. İnsanlar kendilerini derin bir yalnızlığın içine doğru hızla itmeye başladılar. Hem insan sevmeyen, hem de insanlar tarafından sevilmeyen aile fertlerinin sayısı artmaya başladı. Sonuç olarak ta; yaşadıkları yalnızlığın hissettireceği; mutsuzluk, üzüntü, aşırı öfke gibi duyguların esiri oldular ve daha da yalnızlaştılar.

Milat Gazetesi


Bunlar da ilginizi Çekebilir

1 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz