Edilgen Mutluluk

25 Ağustos 2015Tuğba Akbey İnan7 Yorum »

35_bÜlkemizde mutluluk pompalamaları aynı hızla devam ederse, pek çok çocuk, aile kavramından haberdar olmadan büyüyecek ne yazık ki… ”Sığınağımız” diye tanımlanan ailenin, parçalarından biri hep eksik olacak bazı çocuklar için. Pek çok anne baba gibi, ayrılan anne babalarda çocuklarının bir gün büyüyeceklerini hesaba katmadan veriyorlar bu kararı. “Benim mutluluğum önemli” diye verdikleri kararda, çocuklarını ve kendilerini zorlu bir sürece sokmuş oluyorlar.

Bütün ayrılıklar için söylemiyorum bunu elbette. Özellikle ünlülerle birlikte çoğalan “ kendimi mutlu hissetmiyordum” paranoyası üzerinden konuşmak istiyorum daha çok. Bazı uzmanlarca da desteklenen bu paranoya, henüz bebekleri olan ailelere ayrılma kararı verdiriyor.

Bir ailenin nasıl devam ettiği, anne ve babanın rollerinin nasıl olması gerektiği, evlada düşenin ne olduğunu pratikte hiç görmeyen çocukların kurduğu yuvalara şahitlik edeceğiz ilerleyen yıllarda. Anne ve babasını yan yana hiç hatırlamayan ve sorunları nasıl çözdüğünü ya da çözemediğini de bilemeyen çocuklar olacak aynı zamanda bunlar. Bir yuvanın sıcaklığını, aidiyet hissini de bilemeyecekler. Belki tek tek ebevenleri ile kurdukları diyaloglar pek çok açığı kapatacaktır ama problem çözme dili açısından bunu yakalamaları için normalden daha çok emek vermeleri gerekecek bu şartlarda.

Başından dört evlilik geçmiş Mehmet Ali Erbil’in geçtiğimiz günlerde verdiği röportajda “evliliklerim nasıl sürsün, hiç aile görmedim ki” cümlesinin bu açıdan manidar olduğunu düşünüyorum.

Çünkü hepimiz anne babalığı, eş olmayı şahit olduğumuz kadarıyla kaydederiz beynimize. Özel bir çaba sarfetmezsek, bilinçaltına kaydedilen bu anne babalık ve eşlik repertuarı vesilesiyle üstleniriz rollerimizi. Evlilik algısı, kadın ve erkek duruşu gibi resimler armağan ediyoruz bu sebeple çocuklarımızın bilinçaltına.

Oysa “mutluluk” kavramının bizi “edilgen” biri haline dönüştürdüğü üzerinden de konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Toplumumuzda “Mutluluğumuzu” sağlayacak “öteki” olmadığı sürece kendimizi “sürekli mutsuz “hissedeceğimiz bir edilgenlik algısı oluşmaya başladı. Eşlerinin kendisini sürekli mutlu etmesi gerektiğine inanan bireylerin oluşturduğu ailelerin çatırdaması da bu yüzden çok da zor olmuyor ne yazık ki. Bunun yerine içinde bulunduğumuz ruh halinin, bize ait bir duygu olduğu hatırlatılsa keşke bireylere. Mutsuzluk da, mutluluk da, hüzün de, acı da bir his ve bütün duygular gibi bir süresi var nihayetinde. Dün kendimizi mutlu hissediyorken, bugün mutsuz hissetmemize sebep olan şey “ötekinin tavrı“ değil, bizzat bizim bakış açımız oluyor genelde. Keşke başkasının mutlu etmesini beklemeden, mutlu olmayı becerebilmek anlatılsa.

Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarda bile, “mutluluğun öncelendiği” bir yorumla paylaşılıyor pek çok kare. Sonra ne oluyor.” Mutluluğunuz daim olsun” cümlesinden “Dün mutluluk resimleri paylaşıyordunuz, ayrılıyor musunuz?” şaşkınlığına dönüyor cümlelerimiz.

Reklamların, dizilerin farkında olmadan “hazla gelen mutluluk” algımıza katkılarını da hesaba katmak gerek. Anlık hazların verdiği mutluluk sebebiyle, sonrasında olacakları düşünmeden alınan kararların, yalnızca bizi bağlamadığını zaman gösterecek pek çok kimseye. Boş bırakılan her şey gibi, “aile” kavramını da dolduracak çocuklar zihinlerinde.

Her şey geçiyor nihayetinde… Çocuklar büyük hızla büyüyor, kırgınlıklar unutuluyor, hüzünler bitiyor, acılar da sevinçlerde yer değiştiriyor, mutsuzluk da geçiyor…

Yani  “edilgen”likten  “etken” liğe geçme gücü de, mutsuzluğu mutluluğa dönüştürme biçimi de  insanın kendinde.

http://www.gazetevahdet.com/edilgen-mutluluk-3319yy.htm

Okunma Sayısı : 3.866

Yorum yapın

“Edilgen Mutluluk” için 7 Yorum

  1. Abdullah Bir dedi ki:

    California Üniversitesi 1976 yılında dünyanın ilk ve tek KADIN DUYGU DURUM DEĞİŞİKLİKLERİ’ni inceleyen bir araştırma komisyonu, bir laboratuvar, ve 12 üniversitenin, büyük Amerikan işletmelerinin ve devletin desteklediği bir bütçe ile yola koyulmuş.

    Günümüzde ise 300 civarında profesör 116 ülkede 700 civarında üniversite ile işbirliği yapan sahip olduğu cihazlar ile iki adet büyük ölçekli üniversitenin kurulabileceği bir yapıya dönüşmüş.

    Ortaya çıkartılan sonuçlar ise korkunç;

    Dünya genelinde “70 BİN”civarında boşanma davası incelenmiş ve erkeklerin ihanetlerinin bile konu edildiği boşanma davalarında ERKEĞİN YETERLİ İLGİYİ GÖREMEDİĞİ ve BEKLENTİLERİNİ KARŞILAYAMADIĞI eşinin davranışları sebebi ile EŞİNDEN UZAKLAŞTIĞI gibi bir sonuca ulaşılıyor.

    Boşanmaların gerçek sebeplerinin genelinin ” KADINLAR ve KADINLA>RIN SEBEP OLDUĞU OLAYLAR ” nedeni ile gerçekleştiği sonucuna varmışlar.

    Bu sonuç karşısında 4 Avrupa birliği ülkesi “kadınların duygu durumlarının toplumun aile yapısını ve bu nedenle de toplumun geleceğinin önündeki en büyük sorunlardan biri olduğunu” düşünerek 90 lı yılların sonunda bazı önlemler almışlar.

    Bu projelerin içerisinde en büyük bütçe ayrıldığı halde BAŞARISIZ olan proje ise ” kadınların ekonomiye katkılarının arttırılması ve kadınlara ekonomik güç katılması” yönündeki proje olmuş.

    (Hatta bu projenin aile yapısını tamir etme konusunda başarısız olması bir tarafa proje negatif-ters etki yapmış)”A.B.’nin notu”

    “Kadınların ekonomik özgürlüklerinin arttırılması” toplumda ki aile olma kararlarının (evlilik) azalmasına; hatta “BOŞANMALARIN ARTMASINA” sebep olmuş.

    Bu önlem paketlerini uygulayan ve kadınlara yönelik projeleri hızlı bir şekilde hayata geçiren gelişmiş ülkelerin nüfus artış hızlarında % 20 ye yakın bir düşüşün-azalmanın (proje başladığı tarihten beş yıl sonra yapılan ölçüm) olduğunun gözlemlenmesi ise projenin beklenmeyen diğer NEGATİF-OLUMSUZ sonucu olmuş. (Alıntı)

    Şimdi anladınız mı Mor Çatı ve benzeri dernekler başta olmak üzere Türk kadınını yuvasından kopartmak için tüm gücüyle çalışan STK lar ve (hali hazırda evinin hanımı olan çalışmayan kadınlar başta olmak üzere) mümkün olduğunca çok kadını çalışma hayatına çekmeye çalışan projeler Avrupa birliği fonları tarafından destekleniyor.

    Adamlar kendilerinin 40 yıl önce uygulamaya başladığı ama Avrupalıların aile hayatının felaketine sebep olan projeleri allayıp, pullayıp, ambalajını değiştirmek suretiyle sanki iyi bir projeymiş gibi Türk Aile yapısını çökertmek için bize ihraç ediyorlar.

    Yurdumun Müslüman kimlikli kadınları (tamamı değil bir kısmı en başta olmak kaydıyla) dillerinde “KADIN HAKLARI” marşı, ellerinde “KADINIZ HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ” pankartlarıyla Feminaziler ile birlikte son sürat cehenneme koşuyorlar.

    Benim gibi 3-5 gariban da tüm engelleme, kışkırtma, sataşma ve tacizlere rağmen buna engel olmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor…

    Allah bu tür kadınları ıslah etsin, akıl fikir versin, basiretlerini artırsın…

    Aksi taktirde bunların yaptıkları hataların bedelini Türk Milleti olarak 5-10 yıl içerisinde hep birlikte ödemek zorunda kalacağız.

  2. Gulpembe dedi ki:

    Bir yakinimiz oglunun sevdigi kizi gelin yapmak istemiyordu. Tek sebebi de bosanmis aile cocugu olmasiydi. Maalesef Sorgulamaya ve okumaya usendigimiz icin onyargilarla yasayan bir toplumuz ve bu onyargi bosanmis aile cocuklarina karsi da var. tek cesit bosanmak yok ve bosanmak sadece kagit ustunde, evleri ayirarak yapilan bir is degil. Ayni evin icinde siddetli gecimsizlikle hem kendilerini hem cocuklarini yipratan aileler varki , evden kacan, teror orgutlerinin agina dusen, madde kullanan genclerin ailelerinin cogunlugunu olusturabiliyor. Yazida bahsi gecen sanatci aile gormedim derken salt bir ayriligi adres vermiyor. Toruna bagimli bir babaannenin elinde yetismekten, uvey baba dayagina kadar pekcok alt pencereler var goremedigi ailede.
    O yuzden yumusak ve bilincli bir bosanma ve sonrasi,cocugu pekcok travmalardan koruyacaktir diye bilinmesi gerekir. Ne cocuklar yetiskinlere ne yetiskinler cocuklara feda edilmeli..

  3. Gulpembe dedi ki:

    Rasulullah sav Iran kralinin hediye olarak gonderdigi doktoru geri yollarken, ” biz sofraya acikmadan oturmayan, doymadan kallkan bir ummetiz, doktara ihtiyacimiz yok” buyuruyor. Bugun ise dunyanin yarisi gidasizliktan diger yarisi aSiri gidalanmaktan ölüyor neredeyse. Yani Ifrat ve tefrit. Manevj hastaliklar da boyledir. Insan huzursuz ise ya iftat ediyor ya tefrit yani ya gerekeni yapmiyor yada asiri yapiyoruz.

    20. Yuzyila kadar insanoglu maddi hastaliklarla, disaridan gelip bagisiklik sistemine saldiran hastaliklarla ugrasiyor ve o hastaliklarla ölüyordu. Asilarin, ilaclarin gelistirilmesiyle bu alanda epey yol katedildi. 21.yuzyilin tehdidi ise icerden geliyor, psikolojik hastaliklar ve intiharlar..narsizm, bipolar bozukluk, borderline.. O kadar yaygin rahatsizliklar haline geldiler ki eskiden bunlara sanatci yada ünlü hastaligi denirdi. Önü alinamayan siskin ego, ilgi doyumsuzlugu, duygularda kontrolsuzluk,hep daha fazlasini arayan ruh hali refahin yukselmesi birazdasosyal medya ile kendimiz icin olusturdugumuz kucuk sohret dunyamizin eliyle bizi sariverdi. Zina ve “izinli tecessus edebilme” hakki ruhumuzu cok yoruyor, herkesin gozu fikri baskasinin mahreminde kaliyor bu da ortaya eskilerin nazar yada kem goz dedigi bugun ise psiko-bilimcilerin ” kotu enerji” dedigi seyi ortaya cikariyor. Halbuki Rasulullah sav ne guzel soylemis ” kisinin kendisini ilgilendirmeyene kayitsiz kalmasi imaninin kemalindendir.”

  4. hasret dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş Tuğba hanım..emeğinize sağlık.

  5. M. dedi ki:

    babasız büyüyen bir bayan eş kocasına nasıl davranacağında sorunlar çıkarır mı?

    • tugbaakbeyinan dedi ki:

      eğer erkeklere karşı zihninizde kalbinizde olumsuz duygular beslediyseniz evet etkiler. Bir de anneniz otoriter bir anneyse, rol karmaşası yaşayn bir çocuk olarak, kadın fıtratını bulmak da zorlanabilirsiniz. ama bunlar durumu fark etmezseniz olacak şeyler. fark ettikçe, bu konuyla ilgili yanlarınızı gördükçe değişim mümkün

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Çocuklar ana- balarının kötü örnekleriyle bozulmaya devam ettikçe yeni bir dünya kurulamaz.” (A. Carrel)

Kitap

Bitik Erkekler

Uzun zamandan beri siz Değerli ÇocukAile Okurlarıma tavsiye etmeyi düşündüğüm fakat hakkında yazma fırsatı bulamadığım için tanıtmayı geciktirdiğim, herkesin okuması gereken bir kitap “Bitik Erkekler” Kitapta erkeklerin her alanda nasıl geri ...
Devamını Oku