Eğitimde Zihniyet İnkilâbı İstiyoruz



Eğitimin dimağından “edep” kalktı.

Oysa nesepsiz “eğitim”den evvel bu işlerin adı “maarif” idi ve bünyesinde, insanın yetiştirilip olgunlaştırılmasıyla alâkalı bütün güzellikleri taşırdı. “Maarif”in kökü “irfan”dı ve irfan, kuru bilginin çok çok üstünde îman, ilim, hilm, güzel ahlâk, hürmet, mahabbet, edep… sahibi; gönül ehli olmak demekti. Maarif denilen faaliyet de insana bu haslet ve meziyetleri kazandırma cehdi… Hedef herkesi nasibince ve kabınca “insan-ı kâmil” olma yolunda ilerletmekti.

“Maarif”in gayeleri arasında “bilgi” sahibi kılmak da bulunmakla beraber, o, asla bundan ibaret bir şey değildi. En çok bilgiye sahip insan “maarif”in asıl hedefi bakımından en gerideki insan olabilirdi meselâ. Kafası bilgiyle dolu bir kişide büyüklerine hürmet ve küçüklerine şefkat yoksa sahip olduğu bilgi onu insanlık bakımından yüksek bir yere koymamızı gerektirmez. Ama tersi mümkündür: Çok fazla bilgiye sahip bulunmayan bir kişinin hâli edep ve terbiye doluysa o, insan olarak başların tâcıdır.

Cemil Meriç’in bir kitabının adını “Kültürden İrfana” koyması boşuna değildir. “Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür.” Eğitimimizin hâl-i pürmelâlini aksettirdiği için en iyisi paragrafı bütünüyle almak: “Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür.

Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.” (Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları, İst. 1997, 8. baskı, s.99)

Şimdi bir yangın yerinin külleri üzerinde birbirinden farksız öğretmen ve öğrenciler çelik çomak oynuyorlar ve yapılan işe “eğitim” diyoruz. Ayağının altındaki küllerden habersiz, şuursuz, fikirsiz, hürmetsiz, edepsiz, irfansız bir debelenme… Maarif denilen sarayın hiyerarşisi tepetaklak… Müstahdem, padişah tahtında… Öğretmen, öğrenci, veli ve bütün bir camia “bilgi” diyor da başka bir şey demiyor. Bilgi ile kasıtları da maneviyattan soyunmuş kuru bilgi yığını. Bol test çözdürecek, “sınavları ful çıkartacak” bilgi…

İnsanlığımıza asla katkısı olmayacak bilgi… Çocuklarımız kansız, dehşetsiz ve ahlaklı bir roman okuyamıyor; bir film seyredemiyor. Netice: Sevgilisini doğrayıp çöpe atan gençler; ilkokullara inmiş sigara, alkol, uyuşturucu… Herkes neticeden şikayetçi, sebebe kör. Bu çocuklar ve gençler kendiliğinden ortaya çıkmadı ya…

Maarif, insanı “eğip bükmez”. Doldurur, besler, yüceltir.

Maarif, insanın tepesine balyoz vurmaz. Kulağına fısıldar, iyileri emsal gösterir, koluna girer, ürkütmeden, korkutmadan, müjdeleyerek “yola” koyar.

Bu millet şu kadar yıldır tarihinde hiç görmediği bir “eğitim”le eğilip bükülüyor. Bırakın “Ağaç yaş iken”i; kanırtıla kanırtıla, kırıla döküle, kanatıla kanatıla eğiliyor, bükülüyor. Her eğilip büküldüğünde de kendinden biraz daha uzaklaşıyor, olmadık limanlara biraz daha yaklaşıyor. Bu fasit daireden kurtulmak baş meselemiz olmalı.

Bizi kurtaracak olan 4+4+4 gibi kışır tedbirler değil. Bu çabaları kaldırıp atmıyoruz; ama bir denize ihtiyacı olana bir havuz vermek gibi… Kifayetsiz… Bize lâzım olan köklü ve kökten bir zihniyet inkılâbıdır. “Köklü ve kökten”, yani hem “kökümüz”e uygun, hem “kim ne der?” korkusu taşımadan sistemi hücrelerine kadar yenilemek… Eğitim sistemimiz kendi îman ve irfan köklerimizden devşirilerek damıtılmış iksirlerle tepeden tırnağa yıkanmalı. Batı’dan alınıp gövdemize bir kurt gibi sokulmuş bütün zihniyet kırıntıları ayıklanmalı.

Bu zihniyet inkılâbının temeline de kaybettiğimiz cevher “irfan” yerleştirilmeli. Çocuklarımızı “kalp insanı” olmak gayesinden koparıp bir kuru bilgi ve test canavarı yapan mevcut zihniyetten bu sûretle uzaklaşılmalı. Bir yarışın galibinin kim olacağı önceden bilinemez. Zekâ, plânlı ve disiplinli çalışma gibi kriterlerin varlığı bu hakikati pek de değiştirmez. Her yarışın mağlupları olacaktır. Galipler, bir şekilde meselelerini hallettiler diyelim, mağlupları ne yapacağız?

Biz, mağlupları da kazanacak bir zihniyet inkılâbı peşindeyiz. Ne bakımdan? İnsanlık bakımından elbette… Test çözmede başarısız nice çocuğumuz, başarılı nicesinden daha iyi bir insan olabilir; ve asıl değer ölçüsü de bu olmalıdır. Testte başarılıya da başarısıza da bir göz ile bakacak; kendilerini değerli kılacak olan keyfiyetin bu test başarısından ziyade edep ve irfan olduğunu telkin edecek bir zihniyete çölde su gibi ihtiyacımız var.

İşe öğretmenlerden başlamaktan başka çare yok… Sular yukarıdan aşağıya akar; sünnetullah budur. İnsan-ı kâmil olmayı bırakın, bu mefhumu ömründe duymamış yüz binlerce öğretmenle böyle bir zihniyet inkılâbını yapabilmek mümkün değildir. Hele de böyle bir mefhumu duysa bile -malum sebeplerle- düpedüz ona düşman öğretmenlerle yapılacak hiçbir şey yoktur. İlk mektepten başlayarak bütün okullara -bilhassa öğretmen yetiştiren okullara- mutlaka bu yeni zihniyete muvafık edep, irfan, ahlâk dersleri konulmalıdır. (Kastımız halihazırdaki ürkek dersler değildir). Hep yapılageldiği gibi “Nasıl olsa bu dersi okudu” diye herkes öğretmen yapılmamalı; öğretmen seçilirken, okunan bu derslerin onlarda ne derecede “hâl” olabildiğine bakılmalıdır.

Hangimiz çocuğumuzu, onu çeşitli vaadlerle kandırarak porno videosunu çeken bir öğretmende okutmak isteriz? Öğretmenler bu şekilde “seçilmezse” fasit daireye binlerce kişi daha eklemekten başka bir şey yapmış olmayız. Sistemin “görünmez” çarkları içinde bir şuurlu kişinin yaptığını beş kişi yıkar ve biz hep ağlar, hep şikayet ederiz. Düzen de böylece devam eder gider. Mevlânâ yine güzel söylemiş: “Ambarda fare yoksa ibâdet buğdayı nerede?”

Sıkıntımız iyi ders anlatan değil; her bakımdan “örnek” olabilen öğretmen kıtlığıdır. Edep-ahlâk; ilim-irfan; idealizm-heyecan; çalışkanlık; giyim-kuşam… Her bakımdan örnek olabilen… O zaman görün çocuklarımızın ne harika varlıklar olduklarını…

“Önceden nasıl bileceğiz?” demesin kimse. Edepli-irfanlı insanın da herkesçe malum çok açık husûsiyetleri vardır. Bunlara dikkat edildiğinde -her seçimde vaki olabilecek ufak tefek isabetsizliklerin dışında- doğru kişilerin seçilebildiğini herkes görecektir.

Artık eğitim değil, maarif istiyoruz. Hâfızaya çakıl taşı gibi batan bilgiden ruhları sulayıp insanda “hâl” olarak görünen bilgiye, “irfan”a geçilsin istiyoruz. Öğretmeni sadece “öğreten” olmaktan kurtarıp “yetiştiren, aydınlatan” bir “hoca” yapan; öğrenciyi de “zoraki öğrenen” olmaktan “isteyen, arayan, susayan” “talebe”ye yükselten bir zihniyet inkılâbı istiyoruz.

Ki meş’aleler birer birer yansın.

Yeniden…

www.dogrulus.com


Bunlar da ilginizi Çekebilir

3 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz