"Eğlenilecek Kadın, Evlenilecek Kadın" Ayrımı Neden Yapılır?

Ülkemizde evlenme yaşı, özellikle de batı bölgelerinde önceki kuşaklarla kıyaslandığında, her geçen gün artmaktadır. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte, doğurduğu sonuçlardan biri de sevgili-koca ayrımı veya evlenilecek kadın(eş)-eğlenilecek kadın ayrımıdır. Bu tip bir ayrım, toplumumuzun bazı kesimlerinde zaman zaman arkadaş sohbetlerine konu olmaktadır.

 

Ayrımdan yana olan, eğlendiği kişiyi nesneleştirerek, yaşadığı eğlenceleri (biraz da abartır), sevinçleri ve de hazları anlatarak sohbetin ikinci aşamasına geçer. Bu aşamada ise evleneceği, çocuklarının annesi olacak kadının/eşin özelliklerini sıralamaya başlar ve (çocuklarıma) “iyi bir baba olacağım” cümlesiyle adeta bir savunma yapar.

 

Dinleyici konumda olanlar ise, yaşadığı platonik aşklardan dili yanmış bir ruh haliyle, sadece evleneceği kadına bir gün kavuşmayı hayal ederek, bir yandan anlatılanları dinler ve eğlenilecek kadınla evlenilecek kadının, aynı eş olması gerektiğini savunarak sohbeti bitirir.

Aradan zaman geçer, yaş ilerler, ilerler... Yaşadığı tecrübelerden hareketle evleneceği eşte aradığı kriterler artmaya ve de değişmeye başlar. Ayrımdan yana olanın aradığı kişi, bir türlü karşısına çıkmıyordur. Ardından kararsızlık evresi gelir. Sonra güç bela bir karar verilir, ancak bu karar ne getirir bilinmez. Yaşam boyu mutluluğu bir yerlerde aramaya devam edebilir.

 

Evlenilecek eşte aranması gereken özelliklerle ilgili modern tartışmalar bir yana, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir kadınla şu dört özelliğinden dolayı evlenilir: Malı için, soyu için, güzelliği için, dini için. Sen dindar olanını elde et ki rahat edesin.” (Buhârî, Sahîh, Nikah: 15)

 

İnsanları, ancak Yüce Rabbe kulluk etmeleri için yarattığını (Zâriyat: 56) söyleyen Cenab-ı Allah’ın razı olacağı bir nefse bürünmede yol arkadaşının, hayatın getireceği zorluklar, sıkıntılar, güçlükler karşısında destek olan, motivasyon veren hayat arkadaşının ve her iki cihanda da saadeti, mutluluğu elde etmeye aracı olan bir eşin ve onun seçiminin ne kadar önemli olduğunu geçmiş hikayelerden, kültür tarihinden, büyüklerimizden ve belki de bizzat kendi tecrübemizden öğreniyoruz.

İki cihanda da vezir yapacak kadınla (eşle) ilgili Hz. Peygamberin tavsiyesine kulak verenler, ilk etapta bazı “güzellik”leri ıskalamış gibi, hatta biraz da pişmanlıkla yoğrularak, kendilerini değerlendirebilirler. Çünkü gençlik çağlarında, ileride yakalayamayacakları eğlenme fırsatlarını geri çevirmişlerdir. Oysaki hayatta birçok şeyin göreceli olduğundan hareketle, zamanın neyi getireceğini bilmeden, gerçek güzelliği tercih etmek, tercih edeni her zaman ve her durumda rahat etmesini, huzurlu olmasını sağlayacaktır.

 

Günümüz modern hayatının gerçekliklerini göz önüne aldığımızda, böyle bir tercihte bulunmanın Müslüman bir genç için ne kadar zor ve de getireceği sonuçlarla ilgili bu tür bir söylemin iddialı olduğunun farkındayım. Ancak Müslüman, basiretli ve hakikatten yana taraf olmalıdır. Bunun yanında karşılıklı olarak eş seçiminde dindar olma kriterinin yorumu ve buna yüklenen aşırı anlam, toplumumuzda hayatını birleştireceği eşi tercih edememe, dolayısıyla insanların evlilik hayatına bir türlü başlayamaması şeklinde sonuçlanan birçok örneği de görebiliriz.

Hz. Peygamberin tavsiyesinde yer alan mal, soy, güzellik ve dindar olma şartlarının tümünü taşıyan bir aday (evlenilecek kadın) karşımıza çıksa, hadi buna eğlenceli’yi de ilave edelim, eş adayımızda bu özelliklerin hepsi olsa, ne muhteşem olurdu değil mi?! Soylu bir aileye mensup, zengin ve de güzel, bunun yanında dindar bir şahsiyet. Hayal etmesi bile çok hoş.

 

Peki, erkekler olarak bizler, bu muhteşemliğe ne kadar hazırız? Eş adayımızdan beklediğimiz, onda aradığımız niteliklere karşılık, kendimizi ne kadar hazırlıyoruz? Müslüman bir birey olarak ruhumuzu, bedenimizi ve de kalbimizi “özel”imize ait olacak şekilde ne kadar bakir tutabiliyoruz? Müslüman eşler karşılıklı olarak sınırlar çerçevesinde eğlen-dir-meyi ne kadar öğrenebiliyorlar?Müslüman gencin sanal ve gerçek hayatta nefsini cezp edecek şekilde birçok çeldiriciyle karşı karşıya kalması, sağlam dayanaklar ve de tecrübelerle temellendirilmemiş iradesiyle bu tehlikeli fakat hoş gelebilecek durumlarla baş başa kalması, onun daha çok, bu hoş durumların heyecanına yenik düşmesine yol açmaktadır. O an için egosuna cazip gelecek yönde tercihte bulunması, iradedeki zayıflıkla birlikte ortamın sağlandığı her durumda bu türden tercihler devam edecektir. İnsanın ruhunda saplantılara yol açabilecek bu tür davranışları, günah-sevap ikilemlerini ortadan kaldırmanın en sağlam çözümü evlenmeyi tercih etmektir.Genelde hüsranlık ve pişmanlıkla neticelenen eylemlerimize dur demek ve sürekli olarak gelgitler yaşayan benliğimizi arındırmak için, O’nun emir ve yasaklarına riayet etmeye çalışmalı ve O’na yakın olduğumuzu hissettiğimiz vakitlerde, gözyaşı akıtarak kalbimizi temizlemeliyiz.

Toplumumuzda evlilik hayatının aşırı kutsallaştırılması, değişmez kurallarla adet ve göreneklerin uygulamasının her kesime genelleştirilmesi, evlilik merasiminin (kına-nikâh ve sonrasındaki dönem) gereğinden fazla büyütülmesi, olmazsa olmaz kalıplar haline sokulması, o süreçte meydana gelebilecek arızî durumların telafisini zorlaştırmakta ve eşler arasında belki de hayat boyu sürecek tatsız hatıraların, derin izlerin oluşmasına yol açabilmektedir.

 

Oysa evlenme, zanaat sahibi olma, askere gitme, boşanma, okuma-yazmayı öğrenme, eğitim/öğretim hayatını sürdürme, gurbete gitme gibi toplumun özelliklerine bağlı olarak bireyin sosyalleşmesinde önemli sayılabilecek bir adımdır. Evet evlilik önemlidir, ancak hayat-memat meselesi değildir. Evlilikle ilgili gençlere yapılan aşırı yüklemeler, sorumluluklar ve de beklentiler, onların bu mesuliyetten kaçmalarına; evlenmek, barklanmak yerine eğlenmeyi tercih etmelerine neden olmaktadır şeklinde bir değerlendirme yapılabilir.

İslam dininin evlilik (nikah) konusuna verdiği önemin detaylarını başta Hz. Peygamberin hayatında olmak üzere İslam kültür tarihinde görebilmekteyiz. Evlilik ve aile hayatının insan gelişiminde, ruh ve beden sağlığının dengelenmesinde ve toplumsal dinamiklerin ve refahın teminindeki olumlu etkilerinin aksine, ülkemizde bazı olumsuz yaklaşımlar da görülebilmektedir.

 

Özellikle “evlilik insanı öldürür, flört canlandırır” şeklindeki sorumsuz denilebilecek beyanlar; eşcinsel evliliklerin “evlilik” adı altında sunulması; evli olan ancak kendilerine yatak arkadaşı arayanlar veya lezbiyen ilişkileri tabii imiş gibi sunmak isteyenler, görsel ve yazılı medyada yer alabilmektedir.[1] Butür tabii olmayan, aile hayatını, toplumsal dayanışmayı köreltebilecek çabalara iltifat etmemek ve bunlara karşı doğru olanı, hakikati, güzel ahlâkı savunmak Müslümanca bir tutumdur. Zaten Müslüman olana da bu yakışır.

[1] Hayri Kırbaşoğlu, Ahir Zaman İlmihali, 7. Baskı, Ankara, Otto Yayınevi, 2010, s. 357.


Bunlar da ilginizi Çekebilir

6 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz