En Güzel Hediye

12 Ocak 2016Kitap3 Yorum »

en-guzel-hediye-1436105934

Yarıyıl tatili yaklaşıyor. Tatilde okumak için gençlere yönelik bir kitabımı tavsiye edeceğim. İsmi “En Güzel Hediye” 19 hikaye var içinde. Ödüllü bir kitap. Talim terbiye onayı var. Her yaş okuyabilir, hayatın içinden güzel dersler olan hikayeler var fakat özellikle 12-17 yaşa tavsiye ediyorum. Ergenlik problemlerinde gençlere çözüm yolları sunuyor. İlk hikayeyi sizlerle paylaşıyorum.

ATASÖZÜ

Okulun konferans salonu tıklım tıklım doluydu. Müthiş bir uğultu vardı. Çocuklar birbirleriyle konuşuyor, şakalaşıyorlardı. Bir öğretmen kürsüye çıkıp mikrofonu kontrol etti. Daha sonra okul müdürü kürsüye geldi.

– Sevgili Öğrenciler! Şimdi lütfen sessiz olalım! Bugün okulumuzda bir misafirimiz var. Onu konferans vermesi için davet ettik. O da bizleri kırmayarak geldi. Konuğumuz aynı zamanda benim çocukluktan beri arkadaşım. Şimdi onu sizlerle de tanıştırmak istiyorum. Yazar Salih Paksu Beyefendi’yi buraya davet ediyor, onu sizlerle baş başa bırakıyorum.

Çocuklar çılgınca alkışlamaya başladılar. Biraz da şamata olsun diye uzun uzun alkışlıyorlar, bazıları da ıslık çalıyordu.

Sahneye iyi giyimli kibar bir bey geldi. Kendini alkışlayan çocuklara gülümseyerek baktı. Bir süre alkışın kesilmesini bekledi.

– Merhaba Sevgili Öğrenciler! Bugün burada sizlerle olmaktan dolayı çok mutluyum. Konuşmama hayatımı değiştiren bir atasözüyle başlamak istiyorum, deyince salondan çıt çıkmaz oldu.

Öğrenciler merakla onu dinlemeye hazırdılar. Salih Bey istediği havayı sağlamıştı. Konuşmasına devam etti.

-“Akıllıya kırk gün deli demişler, deli olmuş.” İşte bu atasözü benim hayatımı değiştirdi. Eğer bugün bir serseri değil de tanınmış bir yazar olmuşsam bunda bu atasözünün büyük rolü vardır.

Çocuklar iyice meraklanmışlardı. Salih Bey devam etti:

– Bazı çocukların lâkapları vardır. Benim de çocukluk lâkabım  “Sinirli Salih”ti. Bu lâkabı nasıl mı aldım? Şimdi size bunun hikâyesini anlatacağım.

Salih Bey kürsüdeki bardaktan bir yudum su içti. Bir an önce devam etmesi için sabırsız gözlerle ona bakan öğrencileri süzdü. Konuşmasına devam etti.

– Çok sinirli bir çocuktum, istediğim olmadığında ortalığı yıkıyordum. Evde bizimkilere istediklerimi zorla yaptırıyordum; ama okula başlayınca durum değişti. Çünkü orada benim her istediğim olmuyordu. Bin bir hevesle başladığım okuldan kısa zamanda nefret ettim. Okulda kavgacı, gürültücü, sevilmeyen bir öğrenci olmuştum.

Hiç unutmuyorum, bir gün teneffüste bir arkadaşımla kavga ettim. Elime geçen bir taşı onun kafasına fırlattım. Arkadaşımın kafasından kanlar aktı. Hastaneye zor yetiştirdiler. Çocuklar beni sevmiyorlar ve benimle oynamak istemiyorlardı. Yine bir gün teneffüste okulun bahçesinde bütün çocuklar koşup oynarken ben yapayalnız oturuyordum. Karşımda benim gibi yalnız oturan bir çocuk dikkatimi çekti. Onun yanına gittim.

– Sen niye tek başına oturuyorsun? Seni de mi arkadaşların oyunda istemiyor? diye sordum. Beni umursamaz bir tavırla:

– Hayır, onlar benimle oynamak istiyor ama ben onlarla oynamak istemiyorum, diye cevap verdi.

Çok şaşırmıştım.

-Niye onlarla oynamak istemiyorsun? diye sordum.

– Derste benimle alay ediyorlar. Ben dersleri onlar kadar çabuk anlayamıyorum. Yanlış yaptığımda gülüyorlar, bana hep “Kafasız” diyorlar. Sınıfta adım “Kafasız Kâmil”e çıktı deyince:

– Kafasız Kâmil mi! diyerek gülmeye başladım.

Kâmil’in canı sıkılmıştı, yanımdan kalkmış gidiyordu. Kâmil’in arkasından koştum. Onunla alay etmek istemediğimi, benim de bir lâkabım olduğunu ona anlattım. “Seninle arkadaş olmak istiyorum, ikimiz de yalnızız.” dedim. O günden sonra Sinirli Salih’le Kafasız Kâmil arkadaş oldu.

Salonda kıpırdanmalar, gülüşmeler oldu. Salih Bey konuşmasına devam etti.

– Ben kavga gürültü, Kâmil de bütünlemelere kala kala zorla sekizinci sınıfa geçtik. Kâmil, benimle aynı sınıfta değildi, diğer şubedeydi. Bir gün Türkçe hocamız herkese farklı bir atasözü verdi ve kompozisyon yazmamızı istedi. Bana verdiği kompozisyon konusu “Akıllıya kırk gün deli demişler, deli olmuş…” atasözüydü.

Önce bu sözden hiçbir şey anlamadım, hatta çok saçma bir atasözü çıktı diye canım sıkıldı. Sonra araştırmaya başladım. Öğretmenlerime sorular sordum. Öğretmenimin biri bana bir kitap verdi.  Kitabı okudukça atasözünün anlamı zihnimde çok güzel canlanmıştı.

Bir insanın karakterinin büyük bir bölümünü, ailesinin ve çevresinin onun hakkındaki sözleri belirliyormuş. Kendisi için söylenen sözlere inanan insan da, zamanla söylenildiği gibi davranmaya başlıyormuş.

Salondaki öğrenciler pürdikkat dinliyorlardı.

– Ben neden Sinirli Salih olmuştum? Küçükken istediğimi elde edemeyince her çocuk gibi bas bas bağırır, ağlardım. Ailem her zaman “çok sinirli” olduğumu söyleyerek bilmeden bende o kötü huyun yerleşmesine sebep olmuşlar. Evde bağırarak bir şey söylediğim zaman her istediğim yapılıyordu. Ben de bunu alışkanlık haline getirmiştim. Yaptıklarımın ne kadar kötü olduğunu göremiyordum. Başkalarını ne kadar incittiğimi de fark etmiyordum. Kendimi hep haklı zannediyordum. Kendi istediklerimi yaparken başkalarına haksızlık ettiğimi anlamıyordum.

Kâmil’e de ailesi hep “Kafasız, sen hiçbir şeyden anlamazsın, sen adam olmazsın.” demiş. O da buna inanmıştı. Bu işi çözmüştüm.

Önce ödevimi hazırladım. Ödevden pekiyi aldım ve öğretmen ödevimi bütün sınıfa okudu. Sıra öğrendiklerimden faydalanmaya gelmişti. Arkadaşım Kâmil’in yanına gittim.

– Kâmil, artık hayatımız değişecek, dedim.

– Nasıl? diye sordu.

– Artık bu okulda Sinirli Salih ve Kafasız Kâmil olmayacak, dedim.

Kâmil şaşırmıştı:

– Niye? Okuldan mı kaçacağız? dedi.

– Hayır, sadece okulda değil, hiçbir yerde sinirli ile kafasız olmayacak, dedim.

Kâmil:

– Niye, ikimiz de çaresiz bir hastalıktan ölecek miyiz? diye sordu.

Salondaki öğrenciler gülüşmeye başladılar, dikkatle de dinliyorlardı.

– Hayır, ölmeyeceğiz kendimizi değiştireceğiz, dedim.

-Nasıl? diye sordu Kâmil. Merak içinde bana bakıyordu.

– Beynimizdeki yanlış bilgileri sileceğiz. Tabiî bunun için biraz uğraşmamız gerekiyor, diyerek ona öğrendiklerimi anlattım.

Kâmil önce pek inanmadı, “Böyle geldim, böyle giderim.” diye inanıyordu. Değişim ona mümkün değilmiş gibi göründü. Onu ikna etmem lazımdı. Okuduğum kitabın içinden ona bölümler okudum. Kamil de ikna oldu.

Sürekli kendi kendimizle olumlu konuşma yapacaktık. Kendimizi motive edici, iyi telkinlerde bulunacaktık. İnandığımız eski kayıtları silip yerine yenilerini kaydetmeliydik ki beynimiz davranışlarımızla ilgili talimatları yeni kayıtlardan versin.

Değişim için konuşma kadar gerekli olan bir konu da yazmaktı. Yazmadan olmazdı. Olmak istediğimiz hâl ile ilgili kısa notlar yazıp göreceğimiz yerlere yapıştıracaktık.

Salondan çıt çıkmıyordu. Çocuklar bütün dikkatleriyle dinliyorlardı.

– Sıra yazıları hazırlamaya gelmişti. Okuduğumuz kitaptan öğrendiğimize göre yazacağımız notlarda dikkat etmemiz gereken iki önemli kural vardı.

Birincisi telkin cümlelerinin şimdiki zaman yapısında olması gerekiyordu. Kesinlikle gelecek zaman cümlesi olmaması lazımdı. “Kendimi konrtrol edeceğim, düşünmeden hareket etmeyeceğim, çok çalışacağım…gibi telkinler hiçbir işe yaramıyormuş meğer. Oysa ne çok gelecekle ilgili böyle cümleler kuruyoruz.  “Yapacağım…” diye gelecek zamanla ilgili verdiğimiz bilgileri beynimiz sürekli erteliyor. Gelecek henüz var olmadığı için beynimiz geleceğe yönelik talimatları kabul etmiyor. Henüz yapamamışsak bile, “Yapıyorum, hep yaparım…” diyerek beynimizi inandırmamız gerekiyor.

İkincisi, cümlelerimizin hep olumlu olması gerekiyordu. “Öfkeli değilim, çabuk sinirlenmiyorum…gibi telkinler bize öfkeyi ve sinirli olmayı çağrıştırıyormuş. Bu yüzden de  kurduğumuz cümlelerde olumsuz sözcükler olmamasına dikkat ettik. Öğrendiğimiz bilgiler ışığında telkin cümlelerini yazdık. Kâmil de ben de yazdığımız not kağıtlarını çalıştığımız masanın üzerine, pencere kenarına, yatağımızın yanındaki duvara kadar pek çok yere yapıştırdık.

Benim için hazırladığımız kâğıtlarda;

“Kendime, aileme ve insanlara saygılıyım.”

“İsteklerim hakkında düşünerek hareket ediyorum, sevgiye değer veriyorum.”

“Başkalarının isteklerine de saygılıyım, onların haklarına da değer veriyorum.”

“Sakinim, davranışlarımı kontrol ediyorum…”

“İradem kuvvetli.”

“Gülümsüyorum, hayata olumlu bakıyorum ve çok şükrediyorum.”

“Maneviyata değer veriyorum, Allah’a güveniyorum.”

gibi pek çok madde vardı.

Kâmil için hazırlanan kâğıtlarda;

“Değişime inanıyorum.”

“Okumayı seviyorum.”

“Çalışmayı çok seviyorum. Dikkatimi rahat topluyorum”

“Yeni şeyler öğrenmekten keyif alıyorum.”

“Zeki ve anlayışlıyım.”

“Cesaretliyim, toplum önünde rahat konuşabiliyorum…” gibi maddeler vardı.

O günden sonra Kâmil’le çalışmalara başladık. Kendimize bir süre belirledik. Atasözünden etkilenerek en az kırk gün vazgeçmeden devam etmeye söz verdik. Ümitsizliğe kapılmak yoktu.

Kırk gün uğraşacaktık.

Kırk gün kendimizle olumlu konuşma yapacaktık.

Kırk gün boyunca hazırladığımız kâğıtları en az kırk kere okuyacaktık.

Bu yazdıklarımız bizim için çok önemliydi. Eğer yazmamış olsaydık başarılı olmamız zordu. Çünkü kâğıtlar söyleyeceklerimizi bize hatırlatıyor, unutmamıza izin vermiyordu. Yatarken bile bu sözleri tekrar ederek uyuyorduk.

Salih Bey durdu, bir yudum su içti. Salondan çıt çıkmıyordu. Devam etti:

-Peki, değişmeyi başardık mı? Ben başardım. Artık kızgın boğalar gibi davranmıyordum. Başta ailem olmak üzere çevremdekiler bendeki değişime inanamamışlardı.

– Sevgili öğrenciler!

Değişim için sizlere de bu yöntemi tavsiye ediyorum. Değişim herkes için mümkündür fakat emek verip gayret etmeniz gerekir. Hoşlanmadığınız huylarınız varsa değiştirebilirsiniz. Yapmayı isteyip devamını getiremediğiniz işleriniz varsa onları başarabilirsiniz. Okul başarınız için kullanabilirsiniz. Kendinizi sevmediğinize şartlandırdığınız bir dersiniz varsa onu sevmek için kullanabilirsiniz. Dersi sevdiğiniz zaman anlamaya da başlarsınız. Varsa kötü alışkanlıklarınız bu yöntemle kurtulabilirsiniz.Yani her şey için kullanabilirsiniz.

Salondan bir öğrenci soru sormak için el kaldırdı. Salih bey ona söz verdi.

-Matematik dersini seviyorum, diye yazıp bu yöntemle söylesem işe yarar mı?” dedi.

Salonda gülüşmeler, ardından uğultular oldu. Herkes kendi sevmediği dersi söylüyordu.

-Evet, kesinlikle işi yarar, dedi Salih bey. O konuşmaya başlayınca öğrenciler sustular. Salih bey devam etti:

-Yirmi bir günde etkisini görmeye başlarsınız, beynimiz yirmi bir günde yeni şeyleri kabul etmeye başlıyor. Kırk güne tamamladığınızda tamamdır. Önemli olan her gün düzenli şekilde oluşturduğunuz telkin cümlelerini tekrar etmenizdir. Sizlerin ses kaydı yapmak gibi imkanlarınız da var. Telkin cümlelerini bir ses kayıt cihazına kaydedip her gün ara ara dinlerseniz aynı etkiyi görürsünüz. Bir iş yaparken, ders çalışırken bile dinleseniz olur. Cep telefonu kullananlar telefonlarına kaydedip dinleyebilirler. Fakat dinlemeyi unutmamak için onu da hatırlatıcı bir not olarak yazmalı ya da bir hatırlatma alarmı kurmalısınız. Çünkü unutur ve bir kaç günde bir yaparsanız etkisini görmeniz pek mümkün olmaz.

-Her cümleyi kırk kez okumamız mı gerekiyor, sözlerimizi kaydederken, diye sordu bir öğrenci.

-Ne kadar çok söylerseniz o kadar iyi olur. Telkin cümlelerinizi canlı canlı söyleyin. Sesinizde bir şevk olsun. “Evet, aynen öyle, ben böyleyim, iradem çok kuvvetli ya, çok kuvvetli.” gibi tekrar cümlelerde pekiştirici sözcüklerle destekleyin cümlelerinizi. İster sesinizi kaydedin ister kendi kendinize tekrar edin, bu teknik inanın çok işinize yarayacak ve kendinizdeki değişime siz bile şaşıracaksınız.

-Peki, Kâmil de başardı mı diye, sordu bir öğrenci.

-Ben de tam onu söyleyecektim dedi Salih bey. İlköğretimi bitirmeye ümidi olmayan Kâmil, bugün başarılı bir okul müdürü diyerek okul müdürü Kâmil Güner’e dönüp gülümsedi. Bütün öğrencilerin gözleri müdür beye çevrilmişti. Öğrenciler, müdürlerini kuvvetli bir alkışla tebrik ettiler. Hep birlikte: “Teşekkür ederiz!” diye bağırdılar. Kendini değiştirmek gibi zorlu bir işi başardığı için ona hayran oldular. Kendileriyle başarılı oluşunun sırrını paylaştığı için ona minnettardılar.

Salih Bey, dinledikleri için teşekkür edip kürsüden indi. Yine kuvvetli alkışlar başladı. Bu alkışlarla birlikte öğrencilerin gözlerinde saygı ve hayranlık vardı. İçlerinde, başkaları tarafından şekillendirilmiş, kötü alışkanlıklardan kurtulmak için büyük bir azim ve heyecan duyuyorlardı. Biliyorlardı, isterlerse başaracaklardı…

İÇİNDEKİLER

Atasözü

Koku

Gurur

On İyilik

Şalgam

Çatışma

En Güzel Hediye

Sevgi

Açıkgöz Anne

Sivilce

Bakış Açısı

Fırça Görmeyen Dişler

Dert Ablası

Ağız Tadı

Genel Müdürün Oğlu

Pişmanlık

İncili ile Üdülü

İçimdeki Ben

Zor Olan İyilik

 

 

 

 

 

Okunma Sayısı : 4.595

Yorum yapın

“En Güzel Hediye” için 3 Yorum

  1. selma diyor ki:

    Evet ben almıştım, gerçekten çok güzel bir kitap. Sema Hanım zaten siz benim İDOLumsunuz. Sizin fikirlerinizi çok beğeniyorum. Allah yolunuzu açık etsin.

  2. adem diyor ki:

    bende sema hanım nerelerde, uzun süredir sesi soluğu çıkmıyor diyordum. hatta burada da yazacaktım iyi gitmeyen bir şeyler mi var diye de nereye yazacağımı bilemedim. neyse elhamdülillah bir problem yokmuş.
    yazıya söylenecek bir yorum yok. gene çok hoş bir yazı. benim içim rahatlıyor bu sitede, rahatlıyorum.

  3. rabia diyor ki:

    Kitabı nasıl temin edebiliriz?

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayın, onbeş yaşına kadar onlarla arkadaş olun, on beş yaşından sonra da onlarla istişare edin.” ( Hz.Ali)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku