Erkeğe Şiddet 1 (Nafaka)

14 Mart 2015Sema Maraşlı78 Yorum »

7_bÖnceki yıl bir yerde sıra bekliyorum. Karşımda iki genç kız oturuyor. Kızlardan biri sehpanın üzerindeki gazeteyi alıp okumaya başladı. Bir süre okuduktan sonra yanındaki arkadaşına okuduğu haberi heyecan içinde gösterirken şöyle söyledi:

“Şu habere bak ya! Ben bu nafaka olayını böyle bilmiyordum. Ömür boyu nafaka diye bir şey varmış. Kızım biz boşuna çalışıyoruz. Bulacağın enayinin birini, evlendikten iki ay sonra da basacaksın tekmeyi. Oh maaş gibi gelsin her ay, o kazansın sen ye. Süpermiş yaa…”

Duyduklarıma inanamadım. Aslında genç kız acı bir gerçeği çok iyi dile getirmişti. Kanunlara göre bir kadın, evlendikten bir ay sonra bile gidip herhangi bir sebeple boşanma davası açsa erkekten ömür boyu nafaka alabiliyor. Çok da misal var. Ancak kadın resmi nikahla yeni bir evlilik yaparsa ya da güvenceli bir işe girerse eski kocasından olan nafaka kesilebiliyor, hakimin insafına kalmış. Erkekle neredeyse aynı gelire sahip olan kadınlar bile eski kocalarından nafaka alıyorlar. Ayrıca pek çok kadın da aldığı nafaka kesilmesin diye nikahsız birliktelik yaşıyor ya da dini nikahla evlenip eski kocasından nafaka almaya devam ediyor.

Tabii ki evlenen genç kızların çoğunluğu boşanıp erkek parası yiyeyim diye evlenmiyor. Fakat şu da bir gerçek ki evlilik içinde kadın kendi hatalı da olsa, hatayı telafi etmek yerine nafakaya güvenerek çabucak boşanma kararı alabiliyor.

Bir hakime hanımla konuşmuştuk, bu nafaka konusunu. Ona yaşanmış bir olay anlattım: “Erkek evlenmeden önce kıza diyor ki ‘Benim maaşım hem ev kirasına hem evi geçindirmeye yetmez. Annemin evi var tek başına yaşıyor. Eğer annemle oturmayı kabul edersen maaşım geçinmemize yeter, o zaman evlenebiliriz.’ diyor. Kız da bu şartı kabul ediyor ve evleniyorlar. Düğünden bir kaç ay sonra yeni gelin: ‘Ben senin anneni sevmedim, onunla yaşamak istemiyorum.’ diyerek boşanma davası açıyor. Kocası ayrılmak istemiyor fakat kadın ısrarla ayrılmak istiyor. Adamın koca olarak bir kusuru da yok. Şimdi bu adam neden bu kadına nafaka versin ki. Daha düğün borçlarını bile bitirememişken hem de. Bu çok büyük bir haksızlık.” dedim.

Hakime hanımın yorumu şöyle oldu: “Bence haksızlık değil, erkek ona nafaka vermeli çünkü kadının adı dula çıktı.”

“İyi de kadın kendi adını dula çıkarıyor. Adamın bir kusuru yok ki. Kadını aldatmamış, yalan söylememiş, durumu anlatmış kadın da kayınvalidesi ile oturmayı kabul etmiş, sözünde durmayan kadın.” dedim fakat hakime hanım, yine aynı şeyi söyledi: “Kadın burada mağdur oldu, adı dula çıktı, nafaka almalı.”

Bu nasıl bir zihniyet ben anlamıyorum. Bir hakime hanımın gözü nasıl bu kadar kör olabilir, adaletten nasıl bu kadar uzak olabilir? Tabii devlet kanun ile zulmederse hakimi de hakimesi de böyle düşünür. Hakime hanımın dul olmayı da adını kötüye çıkarmak gibi görmesi ayrı bir tuhaflık.

Ayrıca kadının adı dula çıktı ise erkeğin adı da dula çıktı hem de bir kusuru yokken. Dul erkek olmak da çok makbul bir şey değil. Boşanınca erkeğin de düzeni bozuluyor,  yalnız kalıyor, evli olan arkadaş çevresini kaybediyor, yeniden evlenmeye korkuyor, varsa çocuklarına hasret yaşıyor, evlilik borçlarını o ödüyor…

Ayrıca toplumun ekserisi dul kadına “Yazık, kim bilir kocasından neler çekti de ayrılmak zorunda kaldı.” diye bakarken erkeğe “Ne halt yedi de ayrıldı ya da karısına neler etmiştir de kadın boşanmıştır.” diye daha kötü bir gözle bakıyor. İşin psikolojik boyutuna bakarsak erkek de zor durumda kalıyor.

Dinimize göre nafaka çocuklar için vardır. Boşanmada ise eski eşe belli şartlara göre vardır. Boşandıktan sonra iddet müddeti içinde dört ay erkeğin kadına nafaka vermesi farzdır. Bunun dışında eski eşe başka nafaka yoktur diyen alimler var. Fakat bazı alimler bir yıl boyunca nafaka vermesinin iyi olacağını söylemişler. Bunun dışında bir mecburiyet değil fakat uzun bir evlilik sonrası boşanma olmuşsa erkeğin gönüllü olarak çocuklarının anasına ve yıllarını geçirdiği eski eşine iyilik yapmasının hem sevap hem de bir vefa borcu olarak güzel bir davranış olarak nafaka vermesini tavsiye eden alimler var.

Fakat erkek dört aylık nafaka dışında nafaka vermek istemiyorsa, kadının kanun zoru ile erkekten nafaka alması ise kul hakkıdır, haramdır. Erkek gönlü ile verirse ne âlâ.

Dinimizde erkeğin boşanmaya sebep olacak bir kusuru yokken kadın ayrılmak isterse aldığı mihri bile vermesi gerekiyor. Sabit bin Kays’ın (r.a.) hanımı Cemile (r.a.) Peygamberimize gelerek şöyle dedi: “Ya Resulallah beyimin huyu ve dindarlığı hakkında bir şikayetim yoktur. Fakat onu bir türlü sevemedim. Bunun için de nankörlük etmekten, ona karşı olan vazifelerimi yapmamaktan korkuyorum. Peygamberimiz, “Sana mehir olarak verdiği bahçeyi ona geri verir misin? ” diye sordu. Kadın, “Evet, veririm” deyince de Resulullah (s.a.) Hz. Sabit’e, “Bahçeyi kabul et ve onu boşa” buyurdu. Ayrıca boşama karşılığında fazla bir şey almamasını da emretti ” (İbni Mace, Talak: 22) .

Dinimizde durum böyleyken, özellikle kısa süren evliliklerde devletin erkeği süresiz bir şekilde eski karısına nafaka vermeye mecbur bırakması, erkeğe yapılmış maddi ve manevi şiddetten başka bir şey değildir. Boşanmış kadının maddi ihtiyaçlarını karşılamak bekarken olduğu gibi öncelikle bekarken olduğu gibi kendi ailesine düşür. Kadının ailesinin durumu yoksa ya da birinci  dereceden yakınları yoksa ona devlet bakmak zorundadır fakat eski eş değil.

Kadınlar nafaka sebebi ile eski kocalarının üzerinde yıllarca askıntı gibi kalıyorlar. Tek nafaka da değil, kadınlar ayrılırken tazminat alıyorlar, 202 den sonra evlenmişse adamın malının yarısını alıyor. Bir kadın haram yemekten korkmuyorsa bile bunu onuruna yedirmemeli. Kendi ile bütün ilişkisi bitmiş bir adamın kazancını yemek insana ağır gelmeli.

Avrupa ülkelerinde bile süresiz nafaka diye bir şey yok. Pek çok ülkede 5 yılın altındaki boşanmalarda evli kalındığı süre kadar nafaka var. Üç ay evli kalındı ise üç ay nafaka, iki yıl evli kalındı ise iki yıl. 5 yılı geçen evliliklerden sonraki boşanmalarda ise bazı ülkeler yıl sınırı koymuşlar. 10 yılı ya da 12 yılı geçmemek kaydıyla diye. Fakat bizde sınır yok. Kadın çalışmaz ya da tekrar evlenmez ise ayrılmak isteyen kadın da olsa, evlilik içinde kusurlu olan kadın da olsa, kadın ömür boyu adamın parasını yiyip yaşayabiliyor.

Erkeğin maddi durumu çok iyi değilse hem çocuklarına hem eski eşe nafaka verince bir daha belini doğrultup tekrar evlenemiyor. Bu devlet eliyle erkeklere yapılan madde manevi çok büyük bir zulümdür, adaletsizliktir. Adalet olmadan devlet olmaz. Bunun hesabını  hükumet yetkilileri diğer tarafta zor verir.

Boşanan erkekler bu haksızlığa bireysel itirazlarda bulunuyorlar, bazı derneklerde kurulmuş  fakat toplanıp güçlerini birleştirmedikleri için, medya desteği de olmadığı için seslerini kuvvetli çıkaramıyorlar. Böylece şiddete boyun eğilmiş ve zulme rıza gösterilmiş olunuyor. Gerçi haksızlığa engel olmak için boşanmış olmak da gerekmiyor, erkek olmak da…  Müslüman olmak yeterli. Ne de olsa “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”

Okunma Sayısı : 14.535

Yorum yapın

“Erkeğe Şiddet 1 (Nafaka)” için 78 Yorum

  1. Kemal diyor ki:

    Sema hanım duyarlılığınız için teşekkür ederim devlet sizinde bahsettiğiniz gibi o denli insafsız adaletsiz kararlar alıyor ki insani Allah muhafaza isyana götürür.Hatta erkekler o derece sindirildiki kamu oyu baskısından cekindiginden bu kıymetli yaziyi bile beğenip paylaşmaya imtina eder oldular.Fakat bu mağdur kitle sessiz bir çoğunluğu oluşturuyor ve buda bana her ne kadar benim gücüm yetmesede farkindalik oluşturmak için bir fikir verdi şöyle ki;yaklaşan CB seçiminde birisi çıksa (ki gönlüm sizin olmanızı arzular) vaat olarak “benden ülkeyi ileriye taşıma adına cok şey beklemeyin fakat erkeklere reva görülen bu zulme son vereceğim” dese ve aldığı oya bakılsa kanayan yaranın ne derece vahim olduğu açıkça anlaşılır zannediyorum saygılarımla..

  2. Mehmet diyor ki:

    ALLAH
    Bildiği gibi yapsın
    Eski karım belkide nafaka garam diye istemedi
    Lakin Tam 350.000 Dolarlik evi istedi aldi
    Ben kradayim 650 tl kira veriyorum
    Kadin çok dindardi çoook

  3. Ercan diyor ki:

    Editör: Ercan bey yorumunuz Haberler de yazı olarak yayınlandı. Teşekkür ederiz.

  4. .:. diyor ki:

    Zuhal demis ki;

    “”Gecen birlikte çalıştığımız bir abla ile konuşuyoruz bana nasihat vermeye başladı eşinle kötü olma ama kendini de düşün ziynet falan al kendine eşinden ayrı bir birikimin olsun dedi “”

    Bunun aciklamasi; Kocani aldat, baska adamla beraber ol, sofrandan cal eksilt, Yukunu alana kadar esinle kotu olma hepsini idare et vs. dir.

    Cok cirkin ve ahlaksizcadir. Bu kisinin ve yakinlarinin aile hayatini ve cevresini incelediginizde farkli birsey karsiniza cikmaz.

    • Zuhal diyor ki:

      Nasıl böyle ahlaksız şeyler çıkardiniz sayın .:.ne o kişiyi ne de beni tanıyorsunuz. O kişinin demek istediği benim param falan diye eşini kendinden soğutma kötü olma fakat kendi parandan da kenara birseyler biriktir.Altın falan al kendine .İnsanın başına ne geleceği belli olmaz .Evlilikte muhabbet sevgi bir anda bitip insanlar bir anda bosanmiyor yıllarca biriken sorunlar boşanmaya götürüyor kimse boşanmak için evlenmez kimse yuvasını yıkmak istemez
      Yeterince anlatabildim umarım ayrıca onu eşi aldatmiş yani erkek aldatmis o yüzden boşanmış. Bazı yorumlarda kadınlara karşı toptancilik seziyorum .Sizin ve bazı kişilerin gözünde kadınların % 80 i cahil dirdirci esine hayatı zindan eden ilk fırsatta aldatan ahlaksız kişiler. Eğer ev hanımı ise eşinin parasini savuran cahil biri çalışan kadın ise kendini birsey zanneden eşini aldatmaya potansiyeli olan çocuğuna annelik yapamayan paragoz biri .Bu kadar önyargı görüyorum bazı yorumlarda ki bu da feminizm kadar tehlikeli dikkat yazdıklarınızı tekrar okuyun sayın .:. ben okuyunca urperdim cevap yazmayacaktim fakat yazdıklarınıza sinirimden uyuyamadim. Bu sitedeki son yorumum artık ne yorum yazarım ne de yorumları okurum .yazıları okuyup çıkacağım artık

      • semamarasli diyor ki:

        .:. bey, Zuhal hanımın komşusunun sözlerinden nasıl kocanı aldat, sofradan çal sözünü cıkardınız anlamadım, çok ön yargılı ve haksız bir yorum olmuş.

        Ola ki bir gün boşanırsam niyeti ile para ziynet biriktirilmesi bence de yanlış zira Allah (c.c) “Ben kulum zannı üzereyim benden ne beklerse onu veririm” buyuruyor kutsi hadiste. Boşanma niyeti ile biriktirirsen boşanırsın o düşünce seni o noktaya taşır. Bu yüzden yanlış.

        Fakat üç beş kuruş bir tarafta param olsun diye kendi kazancından ya da cebinde kalanlardan biriktirebilir. Bunda kötü niyet aramaya gerek yok. Kadınların pek çoğu birbirine böyle nasihat ederler.

        Kadının sözlerinden çok ağır bir sonuç çıkarmışsınız. O kendi zorluk yaşadığı için kendi yaşadıkları üzeriden nasihat etmiş, yanlış da olsa bu sözlerden sizin çıkardığınız sonuç çıkmaz. Konu uzamasın diye sizin sonraki yorumlarınızı yayınlamıyoruz.

        • semamarasli diyor ki:

          Zuhal hanım, kusura bakmayın biraz ağır bir yorum gelmiş, yayınlamasak iyiymiş. Yorumları takip edip etmemek sizin kararınız elbette fakat böyle hemen vazgeçmeyin. Benim yazılarıma ne yorumlar geliyor, takılmayın.

        • Feyza diyor ki:

          Buraya kucuk bir not dusmek istiyorum. Yazi dili uzerinden fikirler ve durumlar ifade edilirken, kullandigimiz dil bazen yetersiz kalabiliyor. .:.’in yazdigi yorumu okudugum zaman bunu farkli niyetle yazmis olabilecegini dusundum. Biliyorsunuz toplumda kadinlar arasinda da birbirini esine karsi doldurusa getiren ve gereksiz vehimlere, kuruntulara yol acan bazi insanlar oluyor. Zuhal hnm.in bahsettigi hanimi ise burada kimse tanimiyor.Haliyle toplumumuz icindeki bu gibi kisilerin valigina da istinaden hanimefendinin sarfettigi nasihat, farkli anlasilmis da olabilir. Hanimin niyeti o olmayabilir veya her okuyanda ayni izlenim olusmamis olabilir. Ama bu biraz da insanlarin kisisel tecrubeleri ve yasaminda karsilastiklari insan modelleri ile ilgili biri yargi da olabilir.
          Mesela bu hanim nasil ki kendi esinden dolayi genel bir guvensizlik icine dusmusse, .:.’ da, ayni guvensizlige ve onyargiya kendi sahit olduklari uzerinden ulasmis olabilir.
          Burada herkes birbirini ifade edebildigi kadarinca taniyor. Aslinda soyle dusunsek, karsimdaki beni yanlis anliyorsa bu sadece onun eksikligi mi, yoksa benim ifade tarzimda da bir eksiklik olabilir mi? Olabilir insaniz. Her zaman her sozumuz dogru anlasilamayabilir. Kendimizden eminsek olusan yanlis anlasilmalari daha sakin bir dille duzeltebilir ve gereksiz kirginliklara sebebiyet vermemis oluruz. Karsi taraf da dusuncesinde haksiz ise nerede hata yaptigini mutlaka anlayacaktir.
          Zuhal hnm. siz yazmistiniz sanirim, calisan bir hanim oldugunuzu ve gelirinizi esinize verdiginizi. Cogu insan da bunu takdir etmisti. Siz zaten neyin ne oldugunu bilen ve kac yillik bir evliligi ustaca yuruten bir hanimsiniz. Belli ki bir yanlis anlasilma var takilmayin derim. Elbette tercih sizin.

        • .:. diyor ki:

          Feyza demis ki;

          “”Buraya kucuk bir not dusmek istiyorum. Yazi dili uzerinden fikirler ve durumlar ifade edilirken, kullandigimiz dil bazen yetersiz kalabiliyor. .:.’in yazdigi yorumu okudugum zaman bunu farkli niyetle yazmis olabilecegini dusundum.””

          KENDİNE EŞİNDEN AYRI BİRİKİM (aldatma, kandırma, çalma….)

          Baskaca niyetim yoktur.

          “”…kendini de düşün ziynet falan al kendine eşinden ayrı bir birikimin olsun dedi.””

  5. Yahya diyor ki:

    Zuhal hnm,

    Ömür boyu nafaka hükmediliyor ve bu nafakayı yiyen çoook kadın var. Hatta nafakadan mağrum kalmamak için çalışmayan veya gayri resmi çalışan kadınlar var. Evlenmeyen veya sevgili ile yaşayan veya dini nikahla evlenip nafaka yemeye devam eden kadınlar var. Ödemediğin veya ödeyemediğin vakit hapis cezası var vs. Zulüm böyle bir şey, haram yemekte böyle bir şey işte.

    bir ablanın size nasihatı maalesef üzücü… Öncelikle unutmayalım ki hepimizin bir sahibi var. Ayrıca rızıklar Allah katında tayin edilmiştir. Rabbim bana rızkımı X şahsı üzerinden verir, size Y şahsı üzerinden verir gibi… Tabii aile yapınızı bilmiyorum, kocanız size harçlık verir veya siz çalışıyorsunuzdur bir miktar para biriktirirsiniz. Gerçekten kara günde lazım olur. Ancak kocam beni yarı yolda bırakırsa …. lar ile bu iş olmaz. Bu çok çirkin bir düşüncedir.

    Bir kadının en iyi ve en güçlü silahı duasıdır. Siz kocanızın rızkı için dua edebilirsiniz, yuvanızın saadeti için dua edebilirsiniz, eviniz arabanız çoluk çocuğunuz için dua edebilirsiniz. ….

    Mehir keşke isteseydiniz veya isteyin veya boş verin deyip aklınızı karıştırmak istemem. Bana da bir şey demek düşmez. Doğrusu tabii nikah akdinde olmasıdır.

    Erkek malını kaptırmamak için ….. ifadesi de hoş değildir. Dinimiz kimin malı kimin, kimin ne hakkı var.. bunların hepsini belirlemiş. Fakat medeni kanunlarımız olaya farklı yaklaşıyor, adaleti değil, eşitliği gözetiyor aklınca.!?
    Tabii mal kaçırmakta o kadar kolay değil artık. Kimin üzerine yaparsa yapsın hak talep edebiliyor, delillere tanıklara bakılıyor vs…

    Unutmamak lazım bu dünyada biz kalıcı değiliz… hesap günü var.

    Selam ve dua ile…

    • Zuhal diyor ki:

      Çok şaşırdım gerçekten nasıl bir insan haram olduğunu bile bile o parayi alabilir aklım almıyor.

      • Zuhal diyor ki:

        Eğer öyle kadınlar varsa ahlaklı bir kadınla evlenmek için bir sebep daha çünkü allah korkusu olan harama el uzatamaz. Is arkadaşım aynı zamanda komşumun nasihati beni de üzdü kendi yaşadığı şeylerden dolayi öyle söylüyor beni ve biraz da eşimi tanıyor aslında ama dünyanın binbir türlü hali var demek istedi heralde.Aslında erkekler malını kaptırmamak için derken kötü niyetle söylemedim ama yanlış bir ifade kabil ediyorum benim gozlemledigim kadari ile erkekler mala mülke paraya daha fazla önem veriyor .Maddi durumu kötü bir erkek bekar olsa dahi daha çok depresyon yaşıyor kadınlara göre o yüzden erkekler bu kadar önem verdikleri şeyi eski esine belki de nefret ettiği bir insana bırakır mi şükür benim mutlu bir evliliğim var şimdiye kadar ayrı birikim yapmak aklıma bile gelmedi bundan sonra da dusunecegimı zannetmiyorum .Bahsettiğim kişi boşanali 15 yılı geçmiş şimdi farklı olabilir.

        • ne önemi var diyor ki:

          çok yanlış düşünüyorsunuz. eğer kıyaslama yapacaksak kadınlar erkeklerden daha fazla maddiyata düşkündürler, fakat şöyle ince bir nokta var: maddiyat, güç demektir. erkekler de güçlü olmayı sever. bu maddiyatı sevdiklerinden değil, gücü sevdiklerinden dolayıdır ki bekar erkekler de maddi durumu iyi olmayınca bunu bir güçsüzlük olarak görebilir ve o yüzden sıkıntı çekebilirler. kadınlar ise maddiyatı güç için değil bizzat onu kullanmak için isterler.

        • Yahya diyor ki:

          Zuhal hanm,

          ilk söylediğiniz cümle çok önemli – Allah korkusu olması lazım.
          Ancak menfaatler maalesef Allah korkusunu bastırıyor…!

          Erkek ne şartla olursa olsun, her zaman rızkını kazanmak için gayret sarf eder ve çevresindekilere de (aile, akraba, vs.) bakar.
          Erkeğin mala, paraya önem vermesinin sebebi budur.

          ör. ben bir yandan nafaka ödüyorum, bir yandan kendi yaşantımı idame ettiriyorum, diğer taraftan yeniden aile kurmak için ümitler…
          var olan/olmayan tüm mal varlığım için TAM talepte bulunmalar vs. (olmayan kelimesine dikkat çekmek isterim :))

          Dinimizde mal paylaşımı; kadının hakkı, erkeğin hakkı, kimin boşandığı vs. gibi tüm incelikler dikkate alınarak yapılır.

  6. ismi lazım değil diyor ki:

    2,5 ay evli kaldım. Evlenene kadar girdiğim borcun haddi hesabı yok. Ev aldım. İstediği herşeyi yaptım. Yalnız evliliğimi ve hayatımı zindana çeviren sırf kuran okuyor diye aldığım insanı halbuki tanıyamamışım. Annesi ile birlikte takıları aldığı yetmiyormuş gibi evliliği kurtarmak için yaptığım herşeye rağmen ailesinden tehditler aldım. Dayak yok. Aldatmak yok. Eşimi aç bırakmadım. Sonuç mahkeme boyunca karşı tarafın attığı yalanları defalarca çürütmeme rağmen eşit kusurlu olduk. Ve nafakaya mahkum olduk. Ayrıca altınların bedelini ödemek zorunda kaldık. Ben yalanımı atayım tutarsa tutar mantığı ile mahkemelerde en çok yalan atanın kazandığı bir hukuk sisteminde erkek olmak bile suçmuş bunu anladım. İslamı her seferinde savunan iktidarın zinaya teşvik olunan bu yarayı görmesi için ne yapılması gerekiyor bilmiyorum. Erkek kendini öldürse cinnet geçirdi. Kadın kendini öldürse kocasından ne çekti olur. Hakkım bir erkek olarak bana bu zulmü reva gören yöneticilere helal değildir. Bu yarayı görüp görmemezlikten gelenlere helal değildir.

    • Gelincik diyor ki:

      İyi erkeklere kötü kadınlar kötü kadınlara iyi erkekler düşüyor maalesef …

    • Halil Mümin diyor ki:

      İsmi lazım değil; Ben de mahkemeliğim.Aşağı yukarı aynıyız..Mahkemeye veren de karşı taraf ve bir sürü iftira yazmışlar.Ne sigara ne içki ne hakaret ne aldatma ne de dayak var..Hatta düğünde takıları onlar topladılar.Devamlı isyankarlık yapardı.Hiçbir fikrime değer vermezdi ama hep kendi isteklerinin yapılmasını isterdi…Ben de 5 ay evli kaldım..İlk duruşma daha görülmedi.Hakimin bayan olması benim için dezavantaj mıdır? Bana ne tavsiye edersin?

  7. Uğur Dinç diyor ki:

    Böyle yazıları okuduktan sonra anladım ki evlilik zamanımızda ne kadar tehlikeli bir şeymiş, bilhassa benim gibi biri için ki en başörtülü kızın bile modernleşip Kur’an’daki ayetleri bir kenara attığı ve Kur’an yerine ona tamamen zıd feminist esaslara iman ettiği bu zamanda hâlâ Kur’an’a inanmaya cür’et eder ve inad ettikçe inad eder. Kanunların ve onlara sadık dindar kızlar ve ailelerinin zulmüne uğramamak için galiba tek çare evlenmemek.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Sevgili Uğur Kardeşim

      Evlenmemek çözüm değil. Bu konuda önüne çıkan DİNİDAR FEMİNAZİ’ler den dolayı böylr düşündüğünü anlıyorum.

      “Sürekli aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek” sadece ve sadece cahil ve aptalların yapacağı bir iştir.

      Bu nedenle cahil ve aptallar ile uğraşmayı bırak. Pireye kızıp yorgan yakılmaz. Yorganı yakmak çözüm deildir.

      Nasibini farklı milletlerde, kültürlerde, ülkelerde, çevrelerde, yerlerde ara.

      Ama ne olursa olsun yarım olan DİNİNİ TAMAMLA ve en kısa sürede EVLEN…

      Samimi, dürüst, ahlaklı, adil olduğun sürece Allah yar ve yardımcın olsun, Rabbim seni ve senin gibi insanları sinesinde, yanında bir ömür huzur bulacağınız hayırlı KADIN ve ERKEKLER ile karşılaştırsın, varlığından memnun olacağınız sağlıklı sıhatli, hayırlı göz nuru evlatlar nasip etsin. (Amin)

      • ... diyor ki:

        Bir akrabamız yurtdışında üniversite eğitimi görürken Güney Asyalı müslüman bir hanımla evlenmişti. Önce duyduğumda biraz şaşırmıştım anlaşabilirler mi kültür farkı ailelerin oldukça uzak mesafede olması.

        Ama sonra şunu idrak etmeye başladım. Belirli bir eğitim ve farklı kültürle dini inançlarla karşılaştıktan sonra insanın bakış açısı genişliyor bu sebeple bazı konuları tolere edebiliyor. Farklı kültürden eğitimli müslüman bir hanım olması ümmet olma inancımı daha da pekiştirdi. Dahası Güney Asya müslümanları oldukça kibar hoşgörülü ve dindarlar ve toplu halde müslüman olmaları da tarihi bir gerçek.

        Varsayımlarla yada şöyle olsaydı şöyle yapardım düşüncesi sevmediğim birşey ama Erkek olarak dünyaya gelmiş olsaydım tabiki kader ve takdiri İlahi ne olurdu bilemem ama bende farklı kültürden müslüman bir hanımla evlenmek isterdim. Bunu hem bizim türk kadınlarındaki bazı yanlışlıkları gördüğüm için hemde ümmet olma akrabalık sınırını dahada genişletmek için yapardım.

        1. Akdeniz ülkesi olması sebebiyle sıcakkanlı insanlarız ama öfkemiz ve sevgimiz anlık.İnsan ilişkilerimiz birbirine girmiş durumda. Dedikodu unsuru.

        2. Aile akraba ilişkilerinde kadın erkek anne baba olarak sınırlarımızı belirleyemiyoruz.

        3. Moda yada birbirimizi taklit iddiadan kendimiz olamıyoruz.

        4. Yapılan bir araştırmada türk kadınlarına sorulan kadın denilince aklınıza ilk ne geliyor sorusunun cevabı anne. Bu yanıt hem çok iyi hem de eksik taraflarımızın olduğunu gösteriyor.

        5. İnsanın bazen yabancı bir kültürün yanında daha yalın ve kendisi olması gerçeği.

        6. Tabiki farklı kültür ve tanıma imkanı kısıtlı olduğundan olumsuz yanları da bulunabilir. Özellikle yemek ve insan ilişkilerinde davranış konusunda. Ancak iki tarafta müslüman olduktan sonra asimile olma sorunu olmaz sanırım.

        Özetle Allah’ın hazinesi geniştir helal keyfe kafidir. Evlilikte külli iradeyle beraber cüzzi irade vardır.İnsanın iradesi ve beklentileri hayatını şekillendirir.

        • gulpembe diyor ki:

          … kardes,
          erkek olmana gerek yok, bir kadin olarak sende baska kulturden musluman bir erkekle evlenebilirsin.Bunu hem bizim türk erkeklerindeki bazı yanlışlıkları gördüğün için hemde ümmet olma akrabalık sınırını dahada genişletmek için yapmak isteyebilirsin.:)

          latife bir yana biz haric,hicbir millette kadin ve erkek arasinda bu kadar onyargi ve genellemeye rastlamak,”cinsiyetine”yargilayici ve kirici ithamda bulunuldugunu gormek mumkun degil herhalde.cocuklar ve ergenleri saymazsak tabii..benim yaslari yakin ve kucuk olan kizim ve oglum ne zaman kavga etseler oglum der ki”anne,keske allah kizlari yaratmasaydi,sadece erkekler ve babalar olsaydi.”kizim da der ki”keske allah erkekleri yaratmasaydi,girls are the best!(kizlar en iyidir)”.ben cocuklarimdan ogrendim ki bir cinsle olan gerginliginizi tum cinsine mal etmek ufkun darligi,tecrubesizligi,bencillik,ve cahilligidir.biz yetiskinler ne kadar yetisebiliyorsak o kadar genelleme ve otekilestirmelerden ariniyor,farkliliklara saygi duyuyoruz.

          sizin de dediginiz gibi ve yine sizin orneginizden yola cikarsak,ornegin malezya bugun en modern islam ulkesi olarak sunuluyor,malezyali ortulu bir kizin sosyal hayattaki bazi tavirlari (bisiklet surmek ,basketbol oynama)bu ulkedeki kizlar yapsa,bu onlarin kolayca siradisi ve ozgurlukculukle etiketlenip dislanmalarina sebep olur. fakat kiz malezyaliysa bu, “onlar oyleymis”dir,kabul gorur.”kafede kahkaha atan kizlar”aslinda “kafede kahkaha atan delikanlilardan”hic farkli degilse de biz ilk tamlamayi konusmayi daha cok severiz. cunku erkekler sunnet ve adaba mugayir davranabilir ama kizlardan bunu beklemek bir cilginlik!:)baska millet ve kulturden olmadigi muddetce..

          • ... diyor ki:

            Sayın Gülpembe hanım,

            Evet dediğiniz seçenek olabilir :) Hatta bir dönem böyle bir talipte karşıma çıkmıştı ama o zaman bu kadar derin düşünebilen biri değildim. Birde bayan olarak erkek kadar cesur olamıyorsunuz. En azından kendi açımdan böyle bir evliliği yapmak biraz cesaret işi bayan açısından.

            Dediğiniz gibi ön yargılarımız genellemelerimiz var. Bunları yazarken türk kadınını yermek yada kendimi bu toplumdan soyutlamak değildi amacım. Çok güzel adetlerimiz geleneklerimiz ahlakımızda var ama biraz kendimizi eleştirmemiz çuvaldızı batırmamız lazım. Bende işe sanırım hemcinslerimden başladım. Evlilikle ilgili çeşitli alternatiflerin olabileceği gerçeğini anlatmaya çalıştım.

            Yaşadığımız çağda islamı daha güzel yaşama gayretimiz olmamız gerekirken gün geçtikçe bizi ayakta tutan aile kavramını bitiriyoruz. Tabi ki bu bitirme işi tek taraflı değil kadın erkek anne baba akraba toplum olarak hatalarımız var. Sorumluluklardan kaçıyoruz. Bekarlarda evlilikten korkma uzaklaşma, evlilerde evlilikten kurtulma sinyalleri yanıyor.

            Yazdığınız son paragraftaki örneklerde farklı bakış açısı. Ama bu noktada kadın ve erkeğe dışarıda ne haramdır ne değildir edebe uygundur ayrım noktası var. Bazen yabancı yada bu toplumda olan biri olsun farketmez sırıtacak dikkat geçecek hareketlere rastlıyoruz. Özgürlük tanımı geniştir ve sonu yoktur. Bırakalım doğru tepkilerimizde biraz olsun.

      • Uğur Dinç diyor ki:

        Abdullah Bey, bu cevabınızı gözden kaçırmışım, affedin. Duanıza âmîn diyorum. Farklı kültürlere açılma şansım pek yok, ama Allah’ın kaderi, Allah’ın yazgısı derindir, belki de karşımıza hiç beklemediğimiz şeyler çıkarabilir, bilhassa eğer biz bunu hak edersek.

    • Ademoğlu diyor ki:

      Uğur bey evlenmemek insan ırkı en gec 100 sene sonra bitmistir demektir.
      Emin olun okadar temiz ve saf kalblı genç hanımlar var ki. Fakat onlar ortalıkta pek görünmezler. Evde nasiplerini Allahdan beklerler. Asıl soru o hanıma genç takvalı erkek nasıl ulaşacak? En güzel yön aileleri aktif hale getirmek. Akıllı ve takvalı baba kızının evleneceği erkeği kapısına gelmesini beklemez. Mutlaka kendi çevresini gözetler. Siz etrafınızda örnek güzel insan olmaya çalışın. Allah şüphesiz yardım eder.

      • Uğur Dinç diyor ki:

        Sayın Ademoğlu cevabınız için çok sağ olun. Bilmiyorum, ailelere de pek güvenemiyorum. Ailem bana birini buldu. Güya çok dindar bir kızdı ve ehl-i tariktı. Ama dedi ki bu zamanda her kadının bir işi olmalıymış, kocasına karşı güvence olarak. Buna üzüldüm, ama çok yadırgamadım, çünkü imam olan dayım da kendi kızı için aynısını söylüyor. Buna rağmen, kızı reddedemedim, çünkü babam beni evlendiremezse çok üzülecekti, çok gergindi. Allah’tan, kız beni reddetti (galiba kendi boyunu benim yanımda çok kısa buldu, ben orta veya biraz üstü boyluyum, o ise çok kısaydı ve dahi havadan sudan konuşmak yerine ilim konuştuğum için beni itici buldu.) Maalesef pek ümidli değilim ki aileler de iyi birini bulsunlar…

        Bir tanıdığım da anlattı ki imam olan babası ve annesi hakikaten kapılarına gelenlere vermemişler kızları. Ama dediğiniz sebeble değil. Oğlanlar fakir diye sevdiklerinden ayırıp zorla yüksek maaşlı adamlara vermişler. Hatta sevdiğinden ayırdıktan sonra bir kızlarını bir ayyaşa vermeye kalkmışlar. Ayyaş şaşırarak demiş ki “senin baban imam değil mi, benim ayyaşlığımı da biliyor, gerçekten emin mi ki beni sana vermek istiyor.” Kız bunu babasına iletince, imam olan bu baba bütün imamlık haşmeti ve hikmetli edasıyla şu mealde konuşmuş: “kızım, bak, biz büyüğüz, evlilikte neyin önemli olduğunu çok iyi biliriz; evlilikte damadın parası önemlidir, ayyaş da olsa parası olan kişi sana iyi bakar, fakir ne kadar Müslüman olsa karısına adam gibi bakamaz. İyi koca, ayyaş da olsa, namazsız da olsa, parası olan kocadır.”

        Kızlarını kapılarına gelenlere vermeyenlere bir örnek daha veririm, ama sözü uzatmayayım. Fakat sadece şunu ilave edeyim ki o ailenin de derdi salih bir damad bulmak değil, yine o imam baba gibi parası olan damad bulmak… Farklı bir örnek duymadım. Yalnız benim imam olan dayım kızını parası olmayan bir gence vermişti, ama genç de kapısına gelip istemişti. Sonradan Allah’ın lutfuyla o genç bayağı zenginimsi olmuş.

        Yukarıda Abdullah beyin dediği gibi yurt dışından evlenmeyi düşünürsek, böyle feminazi olmayan tek tanıdığım hakikaten Malezyalı bir kızcağız, lakin yurtdışından evlenmeye -uçak parası vs.ye- ben para yetiremem. Onlar galiba çok başlık parası veya mehir de istiyorlar. Amerikalı Zenci Müslüman bir tanıdığım başlık parası veya mehri yetiştiremediği için 1-2 yıllık nişanlısından ayrılmak ve Amerikalı biriyle evlenmek zorunda kalmıştı…

        Yine de Allah kerim…

        • Uğur Dinç diyor ki:

          Yine hemen bir düzeltme yapayım: Yukarıda iki tane imam dayımdan bahsettim. bunlar farklı kişiler. Kızı kocasına karşı bir meslek sahibi olsun isteyen, aslında teyzemin oğlu, ama benden bayağı büyük, daha genç nesilden. Kızını az kazanan bir gence veren dayım ise kendi dayım ve eski nesilden.

          Hiç kazanmayan kız vermemekte haklıdırlar, ancak artık hane geçindirecek kadar kazananlara bile kız verilmiyor. Duyduğum tek istisna, 60 yaş üzeri, eski nesilden olan o dayımdır. Şimdi damaddan bayağı para ve gelir isteniyor, böylece çoğu kız 25’inden sonra vakti bayağı geçmiş olarak evleniyor. Birçoğu ise 30’unu bile aşıyor, ama sonra erkeklere laf ediyor. Halbuki yine bilimsel araştırmalara göre 15’inden 95’ine kadar bütün erkekler 20 yaş civarı kızları beğenirler, kendi yaşıtlarını değil, çünkü kadınların doğurgan ve güzel oldukları yaş 20 civarıdır. Yaşıtıyla evlenmek isteyen bir kız çok kazanan koca aramaksızın 20 yaş civarında evlenmek zorundadır, yoksa hiç sızlanmadan kendisinden 10-20 yaş büyüğüne veya bekâr kalmaya razı olmalıdır.

          • Ademoğlu diyor ki:

            Böyle imama “kıl beş namazı al paranı” deriz. Haklısınız Uğur kardeş. çok aileler bu zamanda paraya dengesiz bir şekilde değer veriyorlar. Yine ki siz dediğiniz gibi Allah kerim. Ne olursa olsun “artık kalmadı” ümitsizliğe girmeyin.
            Hayırlı bir eş bulmak için ne kadar sabır gerektiğini biz de gördük.
            Selametle

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sevgili Uğur kardeşim

          Aradığını bulmanın “ilk şartı” DOĞRU YERDE ARAMAKTIR.

          Turşucuda, manavda, markette vb yerlerde ALTIN bulunmaz (satılmaz). Altın SARRAF da satılır.

          Ve bazı şeylere ulaşmak (sahip olmak, elde etmek) sanıldığı kadar ZOR ve ULAŞILMAZ DEĞİLDİR.

          Yasanmış Bir Olay:

          Senenin bir bölümünü işi ( bilişim sektörü) dolayısıyla (Endonezya-Malezya) yurt dışında geçiren bir delikanlı aynı sektörde çalışan Müslüman bir Malezyalı kız ile tanışır. İşleri nedeniyle ( mesru sınırlar içerisinde ) görüştükleri sırada birbirlerini severler. Delikanlı kıza evlenme teklif eder. Kız, delikanlıyı sevdiğini ama evlilik teklifini tek bir sartla kabul edeceğini söyler.

          Kızın ifadesi ve teklifi birebir şu sekildedir:

          — İkimizde Müslümanız, bende seni seviyor ve seninle evlenmek istiyorum. Analadığım kadarıyla evlendikten sonra Türkiye de yaşayacağız ve sen işin dolayısıyla zaman zaman yurt dışına çıkmaya devam edecek ve bir süre Türkiye dışında olacaksın. Bu süre zarfında ben bilmediğim bir kültürde ve ülkede yalnız kalacağım. Bu benim için ciddi bir problem. Ben bu problemin ilişkimize ve evliliğimize zarar vermesini istemiyorum. Bu nedenle benim senin ülkende bunalıma girmeme ve evliliğimizin zarar görmemesi için senden bir şey istiyorum.

          Delikanlı evleneceği kızın ne isteyeceğini merak eder ve sorar

          — Benimle evlenmek için benden istediğin nedir?

          Malezyalı gelin adayı söyle cevap verir:

          — “Benin burada çok sevdiğim dul bir bayan arkadaşım var. Ben senin yokluğunda ülkelerimiz arasında ki kültür farkından dolayı senin ülkende problem yaşamak istemiyorum. Sen ikimiz ile birden evlenme şartımı kabul edersen seninle evlenir ve Türkiye de yaşamayı kabul ederim. Aksi taktirde teklifini kabul edemem.”
          der ve devam eder.

          — Seninle konuşmadan önce onunla konuştum ve bana olumlu cevap verdi. Eğer sende bu sartımı kabul edersen seninle evlenirim.

          Senin ve seninle benzer durumunda olan erkek kardeşlerimizin umutlarını yeşertecek; ama TEK EŞLİLİĞİ olmazsa olmaz gören YERLİ FEMİNAZİLERİ çıldırtacak, saç baş yolduracak KISSADAN HİSSE gerçek bir yaşanmışlık örneği…

          • Meryem diyor ki:

            Abdullah Bey
            Bazı erkeklerin Allah ‘in verdiği ruhsatıni kullanarak ve O’nun tavsiyesi olan tek eslilige uymayarak birden çok bayanla evlenmesi, acaba diyorum bu evlilik Rabbim in rızası için mi yok sa nefis için mi ? Bence çok eşlilik düşünen baylarin ilk olarak irdelemesi gereken konu şu “ben ikinci eşi Rabbim in rızası için mi istiyorum yoksa nefsim için mi ” Eger nefis için ise orada ‘niyet sakatlığı “vardır demektir . Zira attığımız her adımda O’nun rızasını gozetmeliyiz . O’nun rızası gozetilmeden çıkılan yollar hüsran olur . Lakin eşinden kadınlık vazifesi bekleyen Baylar istisna . Onlar için bir şey diyemem Allah yardımcıları olsun .

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Meryem Hanım

            “Bazı erkeklerin…,birden çok bayanla evlenmesi Rabbim in rızası için mi yok sa nefis için mi ?” demişsiniz.

            Şimdi yazacaklarım için lütfen bana kırılmayın, çünkü bu ifadeler sizin düşüncelerinizin kelimelere yansıması, konuya dair yaptığınız değerlendirme ve analizlerin akabinde ulaştığınız bir sonuç-karar değil, aksine medyanın, çevrenin, el-alemin kısaca içinde bulunduğumuz toplumun sizi ENFORME ederek bilinçaltınıza kodladığı-kabul ettirdiği- dayattığı bir ALGI YÖNETİMİ’nin sonucu ortaya çıkan bilinçsiz bir SÖYLEM TEKRARI.

            Bu bakış açısına göre Tek eş ile evlenmek neden bir erkek için Allah’ın Rızasını kazanmaya sebep oluyor da, 2. 3cü veya 4 cü eş ile evlenmek yine aynı ara basamağı (NEFSİ) kullanarak erkeğin Allah’ın rızasını kazanması için bir sebep olmuyor?

            Aynı mantıkla ilk eş erkeğin nefsini helal yoldan tatmin etmek suretiyle erkeğin zina gibi Allah’ın haram kıldığı büyük günahlara düşmesini engelleyerek Allah’ın rızasını kazanmak için bir ARACI-VESİLE olduğunu kabul ediyorsunuz da neden diğer eşlerin de aynı amaca (Allah’ın rızasına) hizmet etmediğine-etmeyeceğine inanıyorsunuz?

            Sizin gibi zeki bir insanın kendi içinde “anlamsal Paradoks”olan bu ifadeyi akıl süzgecinden geçirdikten sonra kabul etmesi mümkün değil.

            Kaldı ki;

            Birden fazla evliliği savunan, buna inanan veya düşüncelerini eyleme döken erkeklerin tamamını “uçkuru elinde gezen niyeti bozuk adamlar” şeklinde ki bir peşin hükümlülükle yargılıyorsunuz?

            Lütfen biraz EMPATİ…

            Keşke kafanızda ki şu ÇOK EŞİLİK PUTUNU kırmayı başarabilseniz (bunu kendi hayatınızda gerçekleştirmek, bir erkeğin 2. eşi olmak için değil, sadece Allah izin verdiği için) eminim kocasına huzur veren, yuvasını cennet ten bir köşe yapan, MÜKEMMEL bir Müslüman EŞ olursunuz. Ama…

            Selam ve Hürmetle

          • Meryem diyor ki:

            Abdullah Bey
            nazik cevabınız için teşekkür ederim ☺
            Çok eşlilik konusundaki düşüncemi PUT olarak algiladiniz. Put değil . Benim düşüncem ki bu düşünce çeşitli kaynaklarla ispat edilen bir düşünce . Bizi en iyi bilen Allah . Haliyle ruhsat olarak 4 eşe kadar izin var ama tavsiye tek eşlilik değil mi ? Bana göre erkeklerin bu talebi sanki şu örneğe benziyor “bir anne çocuğuna 4 çikolata yemesine izin verir . Lakin çocuğunu çok iyi tanıdığı ve ona zararı yada alerjisi olduğunu bilerek” oğlum 1 çikolata yesen senin için daha iyi olur ” diye tavsiye eder . Ama çocuk onu çok seven ve iyi tanıyan annesini dinlemez ve bildiğini okuyarak 4 cikolata yer yada birden çok çikolata yemek ister ” Yani çok eşlilik düşünen Baylar sanki bildiğini okuyan ve Rabbimin tavsiyesine uymayan Baylar dir . Sema Maraşli nin da “çok eşlilik meselesi ” konulu yazısında da olduğu gibi ” Ruhsat mi tavsiye mi ” bence tavsiye . Lakin çeşitli ve zaruri nedenlerden dolayı olan evlilikler hariç . Eşi sağlıklı ,doğurgan ve her anlamda itaatkar ise ikinci es ilk eşe zulumdur. Bir de siz empati yapsanız :) Mesela kızınız var mı bilmiyorum . Evlenince ikinci es olarak biriyle evlense yada kız kardeşiniz ? Yani düşünunce ve biraz empati yapınca siz de bana hak vereceksiniz . Beni yanlış anlamayın ama gerekmedikce erkekler ikinci eşi mevzu bahis bile etmemeliler.

          • Uğur Dinç diyor ki:

            Meryem Hanım ve Abdullah Bey,

            İlgili ayeti okursanız görülür ki âyette dörde kadar kadınla evlenmek bir ruhsat değil, bazı şartlardaki gücü yeten erkeklere verilen bir emirdir. Âyetin sebeb-i nüzulunu açıklayan Hz. Aişe hadisi de aynı noktaya dikkat çeker. Uhud savaşı gibi çok erkeğin öldüğü durumlarda mümin erkeklere Allah teala emretti ki ya savaş yetimlerine dışarıdan baksınlar ya da yetimlerin analarıyla evlenerek hepsine baksınlar. Yani demesinler ki “bu kadar kadına ben nasıl bakarım” ve vazifeden çekinmeyerek bu kadınlarla evlensinler. Âyetin yorumsuz, neredeyse parantezsiz, düz bir meali:

            “Eğer korkarsanız ki yetimlere hakperest davranamayacaksınız, o zaman kadınlardan ikişer, üçer ve dörder evlenin. Ama eğer korkarsanız ki eşit/âdil olamayacaksınız, o zaman bir tek kadın veya ellerinizin mülk ettikleri [cariyeleriniz]. Eğrilmemenize işte bu daha uygundur.” (Nisa 3)

            Âyetin başındaki yetimler, evlenilebilecek yetim kızlar veya babaları olmadığı için bakılacak yetim kız ve oğlanlar olabilir. Eğer bunlara hakperest olunamayacaksa

            Dul kadınlara, onların yetimlerine veya yetim kızlara bakmak dışında çok zevcelilik yanlış mıdır? Yanlış diyemem, ama âyetteki “emir” bu kadınlara bakılması içindir.

            Ayrıca önce bekarları evlendirmek farzdır, çünkü bakın bir başka âyette Allah emir kipiyle nasıl kesin bir buyuru yapıyor:

            “Sizden olan bekârları ve köleleriniz ve cariyelerinizden de uygun olanları evlendirin. Fakir bile olsalar, Allah onları fazlından zengin yapacaktır. Allah’ın imkanları geniştir, iyi bilir.” (Nur 32)

            Böylece ortaya çıkıyor ki ihtiyaca göre davranılacak. Erkeklerin telef olduğu savaştan sonra çok kadınla evlenilerek erkek açığı kapatılacak, ama onun dışında öncelikle bekarlar evlendirilecek. Bekarlar evlendirilmeden zengin erkekler kadınları toplamayacak. Çünkü kadınlar sınırsız sayıda değil. Hatta günümüzde sağlık imkanlarının gelişmesi ve Türkiye’de uzun yıllardır savaş olmaması sebebiyle, erkeklerin sayısı kadınları geçti bile. Gerçi galiba kadınlar küçük evlendirilerek biraz çözüm bulunabilir, ama o da sınırlı fayda verir. Allah’ın emirleri gördüğüm kadarıyla açıktır.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Aşağıdaki metin görünürde Sayın Meryem ve Uğur Dinç Kardeşim;

            Gerçekte ise bu arkadaşların konuya ait sözleri (bakış açıları) üzerinden ” iyi niyetli, ama eksik, hatalı ve yanlış bilgi sahibi tüm samimi inanalar” için açıklama ve bilgilendirmedir.

            1.BÖLÜM:

            İnsanların başka insanlar ve diğer çevresel etkenler tarafından kendilerine yapılan UYARI/ETKİ’lere verecekleri TEPKİLER’in ŞEKLİNİ ve ŞİDDETİNİ belirleyen temel veri(done) o kişinin ALGILARI dır. O algıların oluşmasına; ne şekilde olacağını belirleyen kişinin zihninde ki ANLAM-KAVRAM (kişilerin kafalarında kelimelere, davranışlara yükledikleri mana) ilişkisidir.

            Bu zincirleme (birbiri ile direkt ilişkili) oluşumda son olarak O kişinin mana veri tabanını ( karakterini) oluşturan unsurlar ise dini inanç, ahlak anlayışı, eğitim durumu, bulunduğu/yaşadığı çevre, toplum kültürü, ön yargılı kabuller/redler, maddi imkanlar/imkansızlıklar, geçmişte yaşadığı/yaşayamadığı hayat, gerçekleştirdiği/gerçekleştiremediği hayalleri/hedefleri, yaşanmış ve yaşan(a)mamış tecrübeler vb şeylerin tamamıdır.

            (Yukarıda sıraladığımız “sebepleri veya açıklayıcı alt başlıkları” çoğaltmak elbette mümkündür. Ama bunu yapmak anlatmak istediklerimizin daha kolay anlaşılmasını sağlamayacağı gibi aksine bu konuda değişik fikirleri olanlara ekstra bir açıklama yaparak zaman ve emek kaybetmeye neden olabilir.

            Bu nedenle bu konuda gelecek eleştirilere cevap vermeyeceğimi; asıl amacımın baştada söylediğim gibi bilgilendirmek ve eksik-hatalı bilgileri düzeltmek olduğunu bir kez daha hatırlatmak da yarar görüyorum.

            ÖN BİLGİLENDİRME:

            Ayetleri tefsir eden alimlerin sadece arapça dil ve gramer bilgisi, Fıkıh, Hadis, Kelam, İslam Tarihi vb ilimlerini iyi derecede bilmeleri TAM DOĞRU bir Tefsir için yeterli değildir. Bu ilimlerden başka Ayetin Mekke de mi, Medine de mi indiğini, inmesine sebep olan olayın detaylarını (nüzul sebebini) da bilmeleri gerekir.

            Hatta bunlar da yetmez tefsir yapan Alimin ayetin AHKAM (kesin hüküm bildiren, net, tek bir anlamı olan, tevil edilemeyen, yorumlanmaya ve açıklamaya ihtiyacı olmayan) veya MUTAŞABİH ( kesin hüküm bildirmeyen, yorumlanabilir, açıklanabilir, birden fazla anlamı olan/olabilen ) olup olmadığını da KESİN olarak bilmesi gerekir.

            Bitti mi? Hayır bitmedi…

            Bu özelliklere sahip bir Alimin MUTLAK ve TEK GERÇEK TEFSİR yapması veya yaptığını iddia etmesi için yeterli mi?Emin olun yeterli değil.

            Bu nedenledir ki iyi niyetli ve samimi Alimlerin doğru fetvalarına İKİ, hatalı yorum ve fetvalarına ise BİR sevap vardır hükmü konulmuştur. ( İfadeye dikkat niyeti bozuk olmayan alimlerin hatalı yorum ve fetvalara GÜNAH yok, tek sevap var)

            Bu açıklamalarımdan sonra “sen kendini geçmişte yaşamış ve tefsir yazmış ELMALI HAMDİ YAZIR, MEVDUDİ, İBN-İ KESİR, TABERİ, FAHRETTİN RAZİ, MUHİDDİN ARABİ, MOLLA GÜRANİ vb Alimlerden daha bilgili bir Alim olarak mı görüyorsun?” demeye niyetlenenlere vereceğim tek cevap KESİNLİKLE HAYIR.

            Benim öyle bir derdim yok. Benim amacım BEN’i değil DOĞRU BİLGİ’yi öne çıkartmaya çalışmak. Bu nedenle sizlerden istediğim sey inandıklarınızı bir anda reddetmeniz veya yok saymanız değil; bugüne kadar kafanızda KESİN HÜKÜMLER ile kemikleştirmiş olduğunuz “ÖN KABULLERİNİZİ” bir an için kenara koyarak “ACABA” sorusu eşiliğinde burada yazılanların olabilirliğini “DURU bir AKIL ile OBJEKTİF” bir şekilde “DÜŞÜNMENİZİ, DEĞERLENDİRMENİZİ” istemek, daha fazlası değil.

            Bu açıklamalardan sonra gelelim Asıl Meseleye;

            “4 eşe kadar İZİN var ama TAVSİYE tek eşlilik ” “”YANLIŞ””

            Bu konuda Allah’ın Kuran da ki ifadeleri birileri tarafından bilinçli bir şekilde gerçekleştirilen bir tür YANILSAMA veya ÇARPITMA ile insanların zihinlerinde yapılan ALGI OPERASYONU sonucu insanların konu hakkında YANLIŞ BİLGİ, HÜKÜM (algılama-yorumlama) sahibi olmalarına sebep olmuştur.

            NEDEN ve NASIL?

            Erkeklerin birden çok evlilik yapabilecekleri (kimilerine göre izin kimilerine göre ise adaletli davranamama nedeniyle tek bir kadın ile yetinmeye zorlayan) konusunun geçtiği NİSA 3 ve 4 cü ayetler AHKAM ( tek ve kesin hüküm bildiren, net bir ifade ile emreden, yasaklayan) değil MÜTAŞABİH ( birden fazla hüküm bildiren, mana ifade eden, yorumlanabilen, alimlerce ayetin özüne uygun olarak çıkartılan anlamların, hükümlerin zaman, yer ve şartlara göre hepsinin doğru kabul edilebileceği, kesin emir ve yasak koymayan) ayetler cinsindendir.

            ŞÖYLE Kİ;

            Eğer yetim(kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. (Dip not 4) Şayet (yine de) adalet yapamıyacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) (Dip not 5) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin.) (Dip not 6) Bu sapmamanıza daha yakındır.

            4. Müfessirler buna üç anlam veriyorlar:

            a) Hz. Alişe (r.a) bu ayetin, cahiliye döneminde yaygın olan kötü bir alışkanlığı ortadan kaldırmak üzere indirildiğini söylemiştir. Yetim kızların velileri, onları kendi kontrolleri altında tutmak için, koruyucuları olmamasından yararlanarak güzellikleri ve zenginlikleri için bu yetimlerle evleniyorlardı.

            Daha sonra da hiç çekinmeden onlara adaletsiz davranıyorlardı. Bu nedenle müslüman olduktan sonra yetim kızlarla evlenme konusunda şüpheye düştüler. Bunun üzerine Kur’an, onlara eğer adil davranamayacaklarından korkarlarsa, yetim kızlar yerine kendilerine helâl olan diğer kadınlarla evlenmelerini tavsiye ediyor. Bu surenin 127. ayeti de bu yorumu destekler niteliktedir.

            b) Bu ayeti tefsir ederken Hz. İbn Abbas ve talebesi Hz. İkrime (Allah hepsinden razı olsun) bu emrin o dönemde varolan bir adaletsizliği ortadan kaldırmak için verildiğini iddia ederler. İslâm’dan önceki günlerde, evlenilen kadınların sayısında herhangi bir sınırlama yoktu; bazıları bir düzine kadınla bile evlenirlerdi. Fakat onların artan ihtiyaçlarını karşılayamayınca, yetim yeğenlerinin veya diğer akrabalarının çaresiz yetim kızlarının mallarına el koyarlardı. Bu nedenle Allah, evlenilecek kadınların sayısını azami dört ile sınırladı ve hepsine adaletli davranma şartını getirdi.

            c) Sa’id İbn Cübeyr, Katade ve diğer bazı müfessirler bu emrin kadınların haklarını korumak için verildiğini söylerler. Onların iddiaları şudur: İslâm’dan önce de yetimlere yapılan haksızlık kötü görülürdü, fakat kadınlara gelince bu başkaydı. İstedikleri sayıda kadınla evlenirler, vicdan azabı hissetmezler ve toplumdan çekinmeksizin onlara kaba ve adaletsizce davranırlardı. Bu nedenle, Allah, onları yetimlere yaptıkları gibi karılarına da haksızlık yapmaktan sakınmaları konusunda uyarıyor. O halde erkekler dört kadından fazlasıyla evlenmemeli ve ancak onlara adaletli davranabilecekler ise bu sayıda kadın almalıdırlar.

            Bu ayetin üç anlamının da doğru olması muhtemeldir. Ayrıca şöyle bir anlam da verilebilir: “Eğer sizler yetimlere insafsızlık etmekten korkuyorsanız, yetim kızları olan dul kadınları nikahınız altına alın.”

            5. Fıkıh alimlerinin ortak fikri şudur: Bu ayet evlenilen kadınların sayısını sınırlar ve dörtten fazla kadınla aynı anda evli olmayı yasaklar. Hadisler de bunu destekler niteliktedir. Taif’in başkanı Gıylan’ın müslüman olduğunda dokuz karısı vardı. Hz. Peygamber (s.a) ondan sadece dört tanesini bırakıp diğerlerini boşamasını istedi. Hz. Peygamber (s.a) Nevfel İbn Muaviye’ye de beş karısından birini boşamasını emretmiştir.

            Bu ayetin kadınlar arasında eşit davranmak şartıyla poligamiyi (birden fazla kadınla evlenmek) sınırladığına dikket edilmelidir. O halde kim adaleti yerine getirmeksizin bu izinden yararlanır ve birden fazla kadınla evlenirse Allah’ı aldatmaya çalışmış olur. Bu nedenle İslâm devletinin mahkemeleri, bir kadına veya kadınlara yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmak için, zorlayıcı önlemler alma hakkına sahiptir. Aynı zamanda bu emirde şart koşulan adalet önkoşulundan yola çıkarak, çok kadınla evliliğin tamamen yasaklandığı sonucuna varmak da kesinlikle yanlıştır. Bu, Kur’an’ın görüşü değil, sadece Batılı Hıristiyanlardan çok etkilenmiş olan bazı müslümanların görüşüdür. Bunlar, Kur’an’ın da çok kadınla evliliğe karşı olduğunu, fakat o dönemde bu geleneğin çok yaygın olması nedeniyle, çok sert olmasından kaygı duyarak doğrudan yasaklamadığını söylerler. Kur’an çok evliliğe, bütün eşlere eşit davranıldığı sürece izin vermiştir. Bu şartı yerine getirmek ise, çok zor olduğuna göre tek kadınla evlilik tavsiye edilmiş olmalıdır.

            Açıkça görülmektedir ki bu görüş, zihin ve düşünce bağımlılığının bir sonucudur. Çünkü çok kadınla evlilik bazı durumlarda kültürel ve ahlâkî bir ihtiyaçtır ve aslen kötü değildir. Öyle kimseler vardır ki isteseler bile bir tek kadınla yetinemezler. Çok kadınla evlilik izni, onların imdadına yetişir ve hem onları, hem de bütün toplumu yasak cinsel ilişkilerin zararlarından korur. Kur’an, işte bu nedenle bu tür kimselere adalet şartını yerine getirmek koşuluyla çok kadınla evlenme izni vermiştir.

            6. “Sahibi olduğunuz kadınlar” ile savaşta esir alınan ve hükümet tarafından paylaştırılan cariyeler kastedilmektedir. Bu ayet iki anlama gelebilir: “Eğer hür bir kadının masraflarını karşılayamazsanız 25. ayette izin verildiği gibi bir cariye ile evlenebilirsiniz.” Veya “Eğer birden fazla kadınla evlenmek istiyorsanız, fakat hür olarak alacağınız karılarınız arasında adaleti sağlayamacağınızdan korkuyorsanız, cariyelerle evlenebilirsiniz. Çünkü bu durumda sorumluluğunuz daha az olacaktır.” (Ayrıntılar için bkz. Nîsa an: 44). (Alıntı)
            http://www.kuranmeali.com/tefsir.asp?sureno=4&ayet=3

          • Abdullah Bir diyor ki:

            2 BÖLÜM:

            “çok eşlilik düşünen Baylar sanki bildiğini okuyan ve Rabbimin tavsiyesine uymayan Baylar dir . ” Ruhsat mi tavsiye mi ” bence tavsiye .

            Sayın Meryem;
            sizinde ifade ettiğiniz gibi bu konuda ki tercihiniz sadece sizi bağlar, başka kadınları ve erkekleri değil.

            “Lakin çeşitli ve zaruri nedenlerden dolayı olan evlilikler hariç . Eşi sağlıklı ,doğurgan ve her anlamda itaatkar ise ikinci es ilk eşe ZULÜM dur”

            Zulüm ve haksızlık yapan bedelini öder. Ama, zulüm ve haksızlık (adaletsiz davranmak) yapma ihtimali var diye de madden, manen ve cinsi olarak birden fazla kadınla evlenme gücüne sahip; hatta birden fazla kadın ile evlenmesi FARZ durumunda olan erkekleri tek bir kadın ile yaşamaya mecbur tutmak bu tür erkeklere yapılan en büyük ZULÜM dür.

            “Mesela kızınız var mı bilmiyorum . Evlenince ikinci es olarak biriyle evlense yada kız kardeşiniz ?”

            Kimse denenmediği imtihanın başarılısı değildir. Ama tüm samimiyetimle söylüyorum damat adayları İMAN ve MUAMELAT olarak biliçli bir Müslüman erkek ise ailemden bir kızın dünyevi korkular ile bir erkeğin 2. karısı olmasına karşı çıkmam.

            Çünkü kişinin kendisi için istediğini başkaları için istememesi MÜNAFIKLIK alametidir.

            “GEREKMEDİKÇE erkekler ikinci eşi mevzu bahis bile etmemeliler”

            Bu konuda en doğru kararı verecek olan, vermesi gereken OTORİTE KİM?

            Bir erkek için 2ci ,3 cü, 4 cü eşin gerekli olup olmadığına kim karar vermeli sizce? Kişinin KENDİSİ mi, FEMİNAZİLER mi, TOPLUM mu?

          • Abdullah Bir diyor ki:

            BÖLÜM 3

            “İlgili ayeti okursanız görülür ki âyette dörde kadar kadınla evlenmek bir RUHSAT değil, bazı şartlardaki gücü yeten erkeklere verilen bir EMİRdir”

            Kısmen doğru, ama kısmen de “EKSİK ve HATALI” bir bilgi paylaşımı.

            4 sayısı poligami (birden çok evlilik) yapmak isteyen isteyen erkeklere verilen bir İZİN değil 5 ve daha fazla kadınla evlenmek isteyen erkekleri bağlayan YASAK, ÜST SINIR’dır. (detaylı açıklama için bknz:BÖLÜM1)

            Bir başka ifade ile bu ayet sizin ve birilerinin kabul ettiği gibi AHKAM (tek ve mutlak bir hüküm içeren, emir veya yasak, mutlak doğru) bir ayet değil. Erkeğe bu konuda (helal daire sınırları içerisin de) kendisi için en doğru kararı, FETVAYI kendisinin vermesi için erkeği ÖZGÜR-SERBEST bırakan bir ayet.

            “Ayrıca önce bekarları evlendirmek farzdır… (çünkü) Sizden olan bekârları ve köleleriniz ve cariyelerinizden de uygun olanları evlendirin”

            Bu ayet kriter kabul edilerek ulaştığınız SONUÇ da kısmen EKSİK ve HATALI sevgili Uğur kardeşim.

            Bu konuya dair yaptığım yorumun 1. bölümünde ki kişilerin ALGILARINI oluşturan ANLAM-KAVRAM açıklamasına tekrar göz atmanızı rica ediyorum.

            Çünkü;

            BEKAR kavramının sizin kafanızda ki anlamsal karşılığı daha önce EVLENMEMİŞ, evli olmayan kimse olsa da, bekar ifadesinin asıl karşılığı halihazırda, (mevcut haliyle, şimdi) kocası-karısı olmayan, yalnız yani evli olmayan erkek veya kadın anlamındadır.

            Bir başka ifade ile karısı-kocası ÖLMÜŞ veya karısından-kocasından BOŞANMIŞ, (günümüz de DUL olarak isimlendirilen) kişilerde BEKAR hükmündedir.

            Bu nedenle sizin ve sizinle aynı düşüncede olanların anladığı, zannettiği gibi evlen(diril)me de öncelik daha önce HİÇ EVLENMEMİŞ kişilerin değil; (daha önce kaç defa evlenirse evlenmiş olsun) sebebi ne olursa olsun eşini kaybetmiş, eşinden boşanmış da olsa halihazırda bir EŞİ olmayan kadın ve erkeklerindir.

            Bir başka ifade ile bu ayette EVLİLİK de ÖNCELİK konusunda kullara verilen emir “bir karısı olan erkeklerin 2. defa evlendirilmesinden önce eşi olmayan erkeklerin evlendirilmesi zorunlu ve önceliklidir” şeklindedir.

            “Türkiye’de… erkeklerin sayısı kadınları geçti bile”

            Sağlıklı bir değerlendirme yapmak ve sonuca için öne sürdüğünüz diğer hatalı kriter, veride bu.

            İstatistiksel anlamda Ülkemizde ki kadın erkek sayıları birbirlerine çok yakın. Ama, sadece rakamsal olarak.

            Size sorulan soru sadece ve sadece Türkiye de ki kadın erkek sayıları veya oranları olsaydı bu tartışılmaz bir şekilde kabul edilmesi gereken doğru, sayısal bir veridir.

            Ama, siz elinizdeki bu ek veri ile yola çıkar, bu olayı direkt etkileyen DİĞER DEĞİŞKENLERİ ( evlenmek isteyen, bunu başarma gücüne, sıhatine,imkanına ve isteğine sahip kadın ve erkek sayıları, evlenme çağında olan kadın ve erkek sayıları, dul erkek ve kadın sayıları, yabancı kadınlar ile evlenmek isteyen veya evli erkek sayısı vb ) göz ardı ederseniz ulaşacağınız sonucun (burada olduğu gibi) YANLIŞ olması kaçınılmaz olacaktır.

            Mesela Türkiye de su anda evlenmiş boşanmış veya daha önce hiç evlen(e)memiş evlenme gücüne ve azmine sahip 19-45 yaş arası kaç KADIN var? bu konu hakkında bir bilginiz var mı?

            Veya

            Şu anda Türkiye de evlenmiş boşanmış veya daha önce hiç evlen(e)memiş evlenme gücüne ve azmine sahip, bunu yapabilecek 23-50 yaş arası kaç ERKEK var? Bu erkeklerin tercihleri hakkında bir bilginiz var mı?

            Benim var.

            Sıkı durun, kemerlerinizi bağlayın çünkü rakamları açıkladığım zaman çok ama ÇOK ŞAŞIRACAKSINIZ.

            Şu anda ülkemizde evlenme isteğine, azmine sahip ve bunu başarabilecek durumda olan her 2.70 KADINA karşılık evlenme isteğine, azmine sahip ve bunu başarabilecek imkanı olan sadece ve sadece 1.15 ERKEK var.

            Bu erkeklerin imkanı olan bir kısmının yabancı kadınlar ile evlenmeyi tercih edeceğini, erkek görüntüsüne sahip ama işlevsel manada erkek olmadığının farkında olmayan sözde erkekleri de “değişken verilere” eklediğimiz de erkeklerde ki 1.15 oranı (kaba bir hesap ile) direkt 1.00 olacaktır ki bunun da manası sağlıklı bir erkeğe 3 kadının düşmesi yakın bir gelecek de kaçınılmaz bir sonuç olacak gibi görünüyor.

            Sema hanımın bir yazısında kullandığı

            GÜN GELECEK KADINLAR SAĞLIKLI BİR ERKEĞİN TUTTUĞU KAPI KOLUNA DOKUNABİLMEK İÇİN BİRBİRLERİ İLE KAVGA EDECEKLER

            ifadesinin gerçekleşmesi muhtemel gibi…

            Selam ve muhabbetle

          • Abdullah Bir diyor ki:

            BÖLÜM 4

            Bu bölüm de

            — BU ADAM KİM, NASIL BİRİSİ ACABA? EVLİ Mİ BEKAR MI, MUTLU MU, MUTSUZ MU, KAÇ KARISI VAR, ÇOCUĞU VAR MI?, GİBİ BENZER SORULAR İLE KAFASINI MESGUL EDEN “ÇOK MERAKLI KADIN ve ERKEKLERİ” MERAK SIKINTILARINDAN KURTARMAK İÇİN İLK VE SON DEFA YAPACAĞIM BİLGİLENDİRME ve AÇIKLAMADIR…

            Benim özel hayatımı öğrenmek size bir şey kazandırmayacağı gibi bilmemeniz de bir şey kaybettirmez. En iyisi siz benim özel hayatıma ve medeni durumuma değil söylediklerime odaklanın…

            :-) :-) :-)

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Aşağıdaki metin görünürde Sayın Meryem ve Uğur Dinç Kardeşim;

            Gerçekte ise bu arkadaşların konuya ait sözleri (bakış açıları) üzerinden ” iyi niyetli, ama eksik, hatalı ve yanlış bilgi sahibi tüm samimi inanalar” için açıklama ve bilgilendirmedir.

            1.BÖLÜM:

            İnsanların başka insanlar ve diğer çevresel etkenler tarafından kendilerine yapılan UYARI/ETKİ’lere verecekleri TEPKİLER’in ŞEKLİNİ ve ŞİDDETİNİ belirleyen temel veri(done) o kişinin ALGILARI dır. O algıların oluşmasına; ne şekilde olacağını belirleyen kişinin zihninde ki ANLAM-KAVRAM (kişilerin kafalarında kelimelere, davranışlara yükledikleri mana) ilişkisidir.

            Bu zincirleme (birbiri ile direkt ilişkili) oluşumda son olarak O kişinin mana veri tabanını ( karakterini) oluşturan unsurlar ise dini inanç, ahlak anlayışı, eğitim durumu, bulunduğu/yaşadığı çevre, toplum kültürü, ön yargılı kabuller/redler, maddi imkanlar/imkansızlıklar, geçmişte yaşadığı/yaşayamadığı hayat, gerçekleştirdiği/gerçekleştiremediği hayalleri/hedefleri, yaşanmış ve yaşan(a)mamış tecrübeler vb şeylerin tamamıdır.

            (Yukarıda sıraladığımız “sebepleri veya açıklayıcı alt başlıkları” çoğaltmak elbette mümkündür. Ama bunu yapmak anlatmak istediklerimizin daha kolay anlaşılmasını sağlamayacağı gibi aksine bu konuda değişik fikirleri olanlara ekstra bir açıklama yaparak zaman ve emek kaybetmeye neden olabilir.

            Bu nedenle bu konuda gelecek eleştirilere cevap vermeyeceğimi; asıl amacımın baştada söylediğim gibi bilgilendirmek ve eksik-hatalı bilgileri düzeltmek olduğunu bir kez daha hatırlatmak da yarar görüyorum.

            ÖN BİLGİLENDİRME:

            Ayetleri tefsir eden alimlerin sadece arapça dil ve gramer bilgisi, Fıkıh, Hadis, Kelam, İslam Tarihi vb ilimlerini iyi derecede bilmeleri TAM DOĞRU bir Tefsir için yeterli değildir. Bu ilimlerden başka Ayetin Mekke de mi, Medine de mi indiğini, inmesine sebep olan olayın detaylarını (nüzul sebebini) da bilmeleri gerekir.

            Hatta bunlar da yetmez tefsir yapan Alimin ayetin AHKAM (kesin hüküm bildiren, net, tek bir anlamı olan, tevil edilemeyen, yorumlanmaya ve açıklamaya ihtiyacı olmayan) veya MUTAŞABİH ( kesin hüküm bildirmeyen, yorumlanabilir, açıklanabilir, birden fazla anlamı olan/olabilen ) olup olmadığını da KESİN olarak bilmesi gerekir.

            Bitti mi? Hayır bitmedi…

            Bu özelliklere sahip bir Alimin MUTLAK ve TEK GERÇEK TEFSİR yapması veya yaptığını iddia etmesi için yeterli mi?Emin olun yeterli değil.

            Bu nedenledir ki iyi niyetli ve samimi Alimlerin doğru fetvalarına İKİ, hatalı yorum ve fetvalarına ise BİR sevap vardır hükmü konulmuştur. ( İfadeye dikkat niyeti bozuk olmayan alimlerin hatalı yorum ve fetvalara GÜNAH yok, tek sevap var)

            Bu açıklamalarımdan sonra “sen kendini geçmişte yaşamış ve tefsir yazmış ELMALI HAMDİ YAZIR, MEVDUDİ, İBN-İ KESİR, TABERİ, FAHRETTİN RAZİ, MUHİDDİN ARABİ, MOLLA GÜRANİ vb Alimlerden daha bilgili bir Alim olarak mı görüyorsun?” demeye niyetlenenlere vereceğim tek cevap KESİNLİKLE HAYIR.

            Benim öyle bir derdim yok. Benim amacım BEN’i değil DOĞRU BİLGİ’yi öne çıkartmaya çalışmak. Bu nedenle sizlerden istediğim sey inandıklarınızı bir anda reddetmeniz veya yok saymanız değil; bugüne kadar kafanızda KESİN HÜKÜMLER ile kemikleştirmiş olduğunuz “ÖN KABULLERİNİZİ” bir an için kenara koyarak “ACABA” sorusu eşiliğinde burada yazılanların olabilirliğini “DURU bir AKIL ile OBJEKTİF” bir şekilde “DÜŞÜNMENİZİ, DEĞERLENDİRMENİZİ” istemek, daha fazlası değil.

            Bu açıklamalardan sonra gelelim Asıl Meseleye;

            “4 eşe kadar İZİN var ama TAVSİYE tek eşlilik ” “”YANLIŞ””

            Bu konuda Allah’ın Kuran da ki ifadeleri birileri tarafından bilinçli bir şekilde gerçekleştirilen bir tür YANILSAMA veya ÇARPITMA ile insanların zihinlerinde yapılan ALGI OPERASYONU sonucu insanların konu hakkında YANLIŞ BİLGİ, HÜKÜM (algılama-yorumlama) sahibi olmalarına sebep olmuştur.

            NEDEN ve NASIL?

            Erkeklerin birden çok evlilik yapabilecekleri (kimilerine göre izin kimilerine göre ise adaletli davranamama nedeniyle tek bir kadın ile yetinmeye zorlayan) konusunun geçtiği NİSA 3 ve 4 cü ayetler AHKAM ( tek ve kesin hüküm bildiren, net bir ifade ile emreden, yasaklayan) değil MÜTAŞABİH ( birden fazla hüküm bildiren, mana ifade eden, yorumlanabilen, alimlerce ayetin özüne uygun olarak çıkartılan anlamların, hükümlerin zaman, yer ve şartlara göre hepsinin doğru kabul edilebileceği, kesin emir ve yasak koymayan) ayetler cinsindendir.

            ŞÖYLE Kİ;
            (aşagıdaki bölüm alıntıdır)
            Eğer yetim(kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. (Dip not 4) Şayet (yine de) adalet yapamıyacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) (Dip not 5) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin.) (Dip not 6) Bu sapmamanıza daha yakındır.

            4. Müfessirler buna üç anlam veriyorlar:

            a) Hz. Alişe (r.a) bu ayetin, cahiliye döneminde yaygın olan kötü bir alışkanlığı ortadan kaldırmak üzere indirildiğini söylemiştir. Yetim kızların velileri, onları kendi kontrolleri altında tutmak için, koruyucuları olmamasından yararlanarak güzellikleri ve zenginlikleri için bu yetimlerle evleniyorlardı.

            Daha sonra da hiç çekinmeden onlara adaletsiz davranıyorlardı. Bu nedenle müslüman olduktan sonra yetim kızlarla evlenme konusunda şüpheye düştüler. Bunun üzerine Kur’an, onlara eğer adil davranamayacaklarından korkarlarsa, yetim kızlar yerine kendilerine helâl olan diğer kadınlarla evlenmelerini tavsiye ediyor. Bu surenin 127. ayeti de bu yorumu destekler niteliktedir.

            b) Bu ayeti tefsir ederken Hz. İbn Abbas ve talebesi Hz. İkrime (Allah hepsinden razı olsun) bu emrin o dönemde varolan bir adaletsizliği ortadan kaldırmak için verildiğini iddia ederler. İslâm’dan önceki günlerde, evlenilen kadınların sayısında herhangi bir sınırlama yoktu; bazıları bir düzine kadınla bile evlenirlerdi. Fakat onların artan ihtiyaçlarını karşılayamayınca, yetim yeğenlerinin veya diğer akrabalarının çaresiz yetim kızlarının mallarına el koyarlardı. Bu nedenle Allah, evlenilecek kadınların sayısını azami dört ile sınırladı ve hepsine adaletli davranma şartını getirdi.

            c) Sa’id İbn Cübeyr, Katade ve diğer bazı müfessirler bu emrin kadınların haklarını korumak için verildiğini söylerler. Onların iddiaları şudur: İslâm’dan önce de yetimlere yapılan haksızlık kötü görülürdü, fakat kadınlara gelince bu başkaydı. İstedikleri sayıda kadınla evlenirler, vicdan azabı hissetmezler ve toplumdan çekinmeksizin onlara kaba ve adaletsizce davranırlardı. Bu nedenle, Allah, onları yetimlere yaptıkları gibi karılarına da haksızlık yapmaktan sakınmaları konusunda uyarıyor. O halde erkekler dört kadından fazlasıyla evlenmemeli ve ancak onlara adaletli davranabilecekler ise bu sayıda kadın almalıdırlar.

            Bu ayetin üç anlamının da doğru olması muhtemeldir. Ayrıca şöyle bir anlam da verilebilir: “Eğer sizler yetimlere insafsızlık etmekten korkuyorsanız, yetim kızları olan dul kadınları nikahınız altına alın.”

            5. Fıkıh alimlerinin ortak fikri şudur: Bu ayet evlenilen kadınların sayısını sınırlar ve dörtten fazla kadınla aynı anda evli olmayı yasaklar. Hadisler de bunu destekler niteliktedir. Taif’in başkanı Gıylan’ın müslüman olduğunda dokuz karısı vardı. Hz. Peygamber (s.a) ondan sadece dört tanesini bırakıp diğerlerini boşamasını istedi. Hz. Peygamber (s.a) Nevfel İbn Muaviye’ye de beş karısından birini boşamasını emretmiştir.

            Bu ayetin kadınlar arasında eşit davranmak şartıyla poligamiyi (birden fazla kadınla evlenmek) sınırladığına dikket edilmelidir. O halde kim adaleti yerine getirmeksizin bu izinden yararlanır ve birden fazla kadınla evlenirse Allah’ı aldatmaya çalışmış olur. Bu nedenle İslâm devletinin mahkemeleri, bir kadına veya kadınlara yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmak için, zorlayıcı önlemler alma hakkına sahiptir. Aynı zamanda bu emirde şart koşulan adalet önkoşulundan yola çıkarak, çok kadınla evliliğin tamamen yasaklandığı sonucuna varmak da kesinlikle yanlıştır. Bu, Kur’an’ın görüşü değil, sadece Batılı Hıristiyanlardan çok etkilenmiş olan bazı müslümanların görüşüdür. Bunlar, Kur’an’ın da çok kadınla evliliğe karşı olduğunu, fakat o dönemde bu geleneğin çok yaygın olması nedeniyle, çok sert olmasından kaygı duyarak doğrudan yasaklamadığını söylerler. Kur’an çok evliliğe, bütün eşlere eşit davranıldığı sürece izin vermiştir. Bu şartı yerine getirmek ise, çok zor olduğuna göre tek kadınla evlilik tavsiye edilmiş olmalıdır.

            Açıkça görülmektedir ki bu görüş, zihin ve düşünce bağımlılığının bir sonucudur. Çünkü çok kadınla evlilik bazı durumlarda kültürel ve ahlâkî bir ihtiyaçtır ve aslen kötü değildir. Öyle kimseler vardır ki isteseler bile bir tek kadınla yetinemezler. Çok kadınla evlilik izni, onların imdadına yetişir ve hem onları, hem de bütün toplumu yasak cinsel ilişkilerin zararlarından korur. Kur’an, işte bu nedenle bu tür kimselere adalet şartını yerine getirmek koşuluyla çok kadınla evlenme izni vermiştir.

            6. “Sahibi olduğunuz kadınlar” ile savaşta esir alınan ve hükümet tarafından paylaştırılan cariyeler kastedilmektedir. Bu ayet iki anlama gelebilir: “Eğer hür bir kadının masraflarını karşılayamazsanız 25. ayette izin verildiği gibi bir cariye ile evlenebilirsiniz.” Veya “Eğer birden fazla kadınla evlenmek istiyorsanız, fakat hür olarak alacağınız karılarınız arasında adaleti sağlayamacağınızdan korkuyorsanız, cariyelerle evlenebilirsiniz. Çünkü bu durumda sorumluluğunuz daha az olacaktır.” (Ayrıntılar için bkz. Nîsa an: 44). (Alıntı)

          • Abdullah Bir diyor ki:

            2 BÖLÜM:

            “çok eşlilik düşünen Baylar sanki bildiğini okuyan ve Rabbimin tavsiyesine uymayan Baylar dir . ” Ruhsat mi tavsiye mi ” bence tavsiye .

            Sayın Meryem;
            sizinde ifade ettiğiniz gibi bu konuda ki tercihiniz sadece sizi bağlar, başka kadınları ve erkekleri değil.

            “Lakin çeşitli ve zaruri nedenlerden dolayı olan evlilikler hariç . Eşi sağlıklı ,doğurgan ve her anlamda itaatkar ise ikinci es ilk eşe ZULÜM dur”

            Zulüm ve haksızlık yapan bedelini öder. Ama, zulüm ve haksızlık (adaletsiz davranmak) yapma ihtimali var diye de madden, manen ve cinsi olarak birden fazla kadınla evlenme gücüne sahip; hatta birden fazla kadın ile evlenmesi FARZ durumunda olan erkekleri tek bir kadın ile yaşamaya mecbur tutmak bu tür erkeklere yapılan en büyük ZULÜM dür.

            “Mesela kızınız var mı bilmiyorum . Evlenince ikinci es olarak biriyle evlense yada kız kardeşiniz ?”

            Kimse denenmediği imtihanın başarılısı değildir. Ama tüm samimiyetimle söylüyorum damat adayları İMAN ve MUAMELAT olarak biliçli bir Müslüman erkek ise ailemden bir kızın dünyevi korkular ile bir erkeğin 2. karısı olmasına karşı çıkmam.

            Çünkü kişinin kendisi için istediğini başkaları için istememesi MÜNAFIKLIK alametidir.

            “GEREKMEDİKÇE erkekler ikinci eşi mevzu bahis bile etmemeliler”

            Bu konuda en doğru kararı verecek olan, vermesi gereken OTORİTE KİM?

            Bir erkek için 2ci ,3 cü, 4 cü eşin gerekli olup olmadığına kim karar vermeli sizce?

            Kişinin KENDİSİ mi, FEMİNAZİLER mi, TOPLUM mu?

          • Abdullah Bir diyor ki:

            BÖLÜM 3

            “İlgili ayeti okursanız görülür ki âyette dörde kadar kadınla evlenmek bir RUHSAT değil, bazı şartlardaki gücü yeten erkeklere verilen bir EMİRdir”

            Kısmen doğru, ama kısmen de “EKSİK ve HATALI” bir bilgi paylaşımı.

            4 sayısı poligami (birden çok evlilik) yapmak isteyen isteyen erkeklere verilen bir İZİN değil 5 ve daha fazla kadınla evlenmek isteyen erkekleri bağlayan YASAK, ÜST SINIR’dır. (detaylı açıklama için bknz:BÖLÜM1)

            Bir başka ifade ile bu ayet sizin ve birilerinin kabul ettiği gibi AHKAM (tek ve mutlak bir hüküm içeren, emir veya yasak, mutlak doğru) bir ayet değil. Erkeğe bu konuda (helal daire sınırları içerisin de) kendisi için en doğru kararı, FETVAYI kendisinin vermesi için erkeği ÖZGÜR-SERBEST bırakan bir ayet.

            “Ayrıca önce bekarları evlendirmek farzdır… (çünkü) Sizden olan bekârları ve köleleriniz ve cariyelerinizden de uygun olanları evlendirin”

            Bu ayet kriter kabul edilerek ulaştığınız SONUÇ da kısmen EKSİK ve HATALI sevgili Uğur kardeşim.

            Bu konuya dair yaptığım yorumun 1. bölümünde ki kişilerin ALGILARINI oluşturan ANLAM-KAVRAM açıklamasına tekrar göz atmanızı rica ediyorum.

            Çünkü;

            BEKAR kavramının sizin kafanızda ki anlamsal karşılığı daha önce EVLENMEMİŞ, evli olmayan kimse olsa da, bekar ifadesinin asıl karşılığı halihazırda, (mevcut haliyle, şimdi) kocası-karısı olmayan, yalnız yani evli olmayan erkek veya kadın anlamındadır.

            Bir başka ifade ile karısı-kocası ÖLMÜŞ veya karısından-kocasından BOŞANMIŞ, (günümüz de DUL olarak isimlendirilen) kişilerde BEKAR hükmündedir.

            Bu nedenle sizin ve sizinle aynı düşüncede olanların anladığı, zannettiği gibi evlen(diril)me de öncelik daha önce HİÇ EVLENMEMİŞ kişilerin değil; (daha önce kaç defa evlenirse evlenmiş olsun) sebebi ne olursa olsun eşini kaybetmiş, eşinden boşanmış da olsa halihazırda bir EŞİ olmayan kadın ve erkeklerindir.

            Bir başka ifade ile bu ayette EVLİLİK de ÖNCELİK konusunda kullara verilen emir “bir karısı olan erkeklerin 2. defa evlendirilmesinden önce eşi olmayan erkeklerin evlendirilmesi zorunlu ve önceliklidir” şeklindedir.

            “Türkiye’de… erkeklerin sayısı kadınları geçti bile”

            Sağlıklı bir değerlendirme yapmak ve sonuca için öne sürdüğünüz diğer hatalı kriter, veride bu.

            İstatistiksel anlamda Ülkemizde ki kadın erkek sayıları birbirlerine çok yakın. Ama, sadece rakamsal olarak.

            Size sorulan soru sadece ve sadece Türkiye de ki kadın erkek sayıları veya oranları olsaydı bu tartışılmaz bir şekilde kabul edilmesi gereken doğru, sayısal bir veridir.

            Ama, siz elinizdeki bu ek veri ile yola çıkar, bu olayı direkt etkileyen DİĞER DEĞİŞKENLERİ ( evlenmek isteyen, bunu başarma gücüne, sıhatine,imkanına ve isteğine sahip kadın ve erkek sayıları, evlenme çağında olan kadın ve erkek sayıları, dul erkek ve kadın sayıları, yabancı kadınlar ile evlenmek isteyen veya evli erkek sayısı vb ) göz ardı ederseniz ulaşacağınız sonucun (burada olduğu gibi) YANLIŞ olması kaçınılmaz olacaktır.

            Mesela Türkiye de su anda evlenmiş boşanmış veya daha önce hiç evlen(e)memiş evlenme gücüne ve azmine sahip 19-45 yaş arası kaç KADIN var? bu konu hakkında bir bilginiz var mı?

            Veya

            Şu anda Türkiye de evlenmiş boşanmış veya daha önce hiç evlen(e)memiş evlenme gücüne ve azmine sahip, bunu yapabilecek 23-50 yaş arası kaç ERKEK var? Bu erkeklerin tercihleri hakkında bir bilginiz var mı?

            Benim var.

            Sıkı durun, kemerlerinizi bağlayın çünkü rakamları açıkladığım zaman çok ama ÇOK ŞAŞIRACAKSINIZ.

            Şu anda ülkemizde evlenme isteğine, azmine sahip ve bunu başarabilecek durumda olan her 2.70 KADINA karşılık evlenme isteğine, azmine sahip ve bunu başarabilecek imkanı olan sadece ve sadece 1.15 ERKEK var.

            Bu erkeklerin imkanı olan bir kısmının yabancı kadınlar ile evlenmeyi tercih edeceğini, erkek görüntüsüne sahip ama işlevsel manada erkek olmadığının farkında olmayan sözde erkekleri de “değişken verilere” eklediğimiz de erkeklerde ki 1.15 oranı (kaba bir hesap ile) direkt 1.00 olacaktır ki bunun da manası sağlıklı bir erkeğe 3 kadının düşmesi yakın bir gelecek de kaçınılmaz bir sonuç olacak gibi görünüyor.

            Sema hanımın bir yazısında kullandığı

            GÜN GELECEK KADINLAR SAĞLIKLI BİR ERKEĞİN TUTTUĞU KAPI KOLUNA DOKUNABİLMEK İÇİN BİRBİRLERİ İLE KAVGA EDECEKLER

            ifadesinin yakın bir gelecekte gerçekleşmesi muhtemel gibi…

            Selam ve muhabbetle

          • Uğur Dinç diyor ki:

            Abdullah Bey,

            Verdiğiniz oran dışında ve belki bir iki başka şey dışında yazdıklarınızın hemen hepsine katılıyorum. Çok eşlilik zaten öncelikle şunun içindir ki dul kadınlara ve onların yetimlerine bakılsın. Hem âyetin metni hem bildiğim kadarıyla onun sebeb-i nüzulü hakkındaki en sağlam rivayet olan Hz. Aişe hadisi bunu ortaya koyar açıkça. Dolayısıyla dul kadınların ikinci eş olmalarına olan teşvikinizi desteklerim.

            Verdiğiniz oran gerçekten şübhelidir velev ki bu oranı gerçekten bir bilim araştırmasında okumuş olun. Anlatayım ki niçin şübhelidir. Bana bugün o anketteki gibi sorsalar ki evlenmek istiyor muyum, hayır derim, çünkü erkeklerden servet beklenen, onlara karşı tamahkar ve talebkar olunan şu zamanda kız ailelerinin gözünü doyuracak kadar birikimim ve sosyal statüm yok, üstelik küçük de olsa işimden edilme ihtimalim de var ve dolayısıyla evliliğe nâ-hâzırım. (Statüye gelirsek 30 küsur yaşındayım ama 25’lik gençlerle aynı akademik seviyedeyim ve üstelik bunu bile kaybedebilirim.) Şimdi bu durumda ben gibi kişiler evlendirilmeyeyim de kadınların hepsi zenginlere bir an evvel nikahlansın ve ortada evlendirilmedik kadın kalmayınca ben gibi kişiler ömür boyu bekâr mı kalalım?

            İşte burada benim andığım âyet devreye giriyor: Nur Suresinin 32. ayeti uygulanıp bekarlar evlendirilecek olursa ve yine aynı ayetteki emre uyularak bırakın servetsizliği düpedüz fakirlik bile evliliğe mani sayılmayacak olursa, işte o zaman evliliğe hazırım. İşte bu şartlarda bana o anketi yapsalar derim ki bugün evlenmeye hazırım.

            Burada bir parantezimsi açalım. Kur’an’daki fakirlik ve zenginlik kavramını da doğru anlamalıdır. Biz bugün öyle insanlara fakir diyoruz ki istedikleri kadar yemek yiyebilirler ve hatta kocaman göbeklidirler. Halbuki Kur’an’daki fakirin anlamı, yeterli yiyecek bulamadığı için zayıf ve güçsüz düşmüş veya kıyafetleri eski püskü olan kişidir. Yani Kur’an’daki tanımıyla zamanımızda Türkiye’de fakir ya yoktur ya da neredeyse yoktur ve hemen herkes zengindir. Evet, tarih mezunu ve profesyonel tarihçilik yolunda ilerlemeye çalışan biri olarak gayet eminim ki fakirin Kur’an’daki anlamı budur, çünkü 20. yüzyıla kadar bütün dünyada fakirliğin tanımı buydu. Zenginlik yani gına da yazlığı ve lüks arabası olmak değil fakat yiyecek, giyecek ve barınak sıkıntısı çekmemekti.

            Gelelim size diğer itirazıma. Demişsiniz ki: “BEKAR kavramının sizin kafanızda ki anlamsal karşılığı [daha önce hiç evlenmemiş kişidir]”.

            Ayraç içindeki ifadeyi ben yazdım, fakat sizin yazdığınızın özeti olarak yazdım.

            İmdi bana söyler misiniz: Nereden biliyorsunuz ki benim “kafa”mdaki bekâr kavramı budur? Hayır, benim bekâr kavramım asla bu değildir. Anadili Türkçe olan biri olarak benim bildiğim kadarıyla Türkçede bekâr o kimsedir ki kendisi o sırada evli değildir. Dolayısıyla dul kalmış veya boşanmış ve şu anda evli olmayan herkes dahi elbette bekârdır.

            Vesselam

          • Yasin diyor ki:

            Mevcut şartlarda realist bir erkek neden evlenmeyi tercih etsin ki?

            Bu hukuk sistemi ve mevcut yasalar olduğu sürece evlenmek mi?
            TÖVBELER OLSUN.

            :)

          • Uğur Dinç diyor ki:

            Kendime bir düzeltme: Şimdi interneti yoklayınca anladım ki Hz. Aişe hadisi benim ayetten çıkardığım sonucu tamamen değil kısmen destekliyormuş.

            Fakat benim çıkarırım kanaatimce yeterince güçlüdür, çünkü mezkur ayetin (Nisa 3) ve bağlamının (önceki ve sonraki birkaçar ayetin) bizzat metinleri onu desteklemektedir.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Sevgili Uğur Dinç Kardeşim.

            “VERDİĞİNİZ ORAN DIŞINDA ve belki bir iki başka şey dışında yazdıklarınızın hemen hepsine katılıyorum… Verdiğiniz oran gerçekten şübhelidir, Anlatayım ki niçin şübhelidir.”
            diyerek söze başlamış ve

            “Bana bugün o anketteki gibi sorsalar ki evlenmek istiyor muyum, hayır derim…şu zamanda kız ailelerinin gözünü doyuracak kadar birikimim ve sosyal statüm yok, üstelik küçük de olsa işimden edilme ihtimalim de var ve dolayısıyla evliliğe nâ-hâzırım”
            devam etmişsin.

            Belki farkında değilsin, belkide gözünden kaçtı sevgili Uğur. Ama senin ifadelerin dahi “evlenmek isteyen ve bunu yapabilecek imkana sahip KADIN ve ERKEKLER”e dair ortaya koyduğum rakamları (1.15 e 2.70) destekler nitelikte deliller. :-)

            Yani mevcut imkanlarına rağmen sen dahi “evlen(e)meyen erkekler” sınıfına giriyorsun. Sen ve senin durumunda olan erkeklerin sayısı sanılandan çok daha fazla olduğu için sadece rakamları dikkate alan brilerinin Türkiye’de (kağıt üzerinde) evlilik çağında ki kadın ve erkek nüfüsun aynı olduğunu söylemesi bir anlam ifade etmiyor.

            Selam ve muhabbetle

          • Uğur Dinç diyor ki:

            Abdullah Bey, söz konusu orana dair sözünüzde tamamen haklı olsanız dahi, sonuçta öncelikle bekarları -hem kız ve kadın hem de oğlan ve adam olanlarını (yani hem daha önce evlenmiş bekarları hem de hiç evlenmemiş olanlarını)- evlendirmeye dikkat etmek ve ikinci, üçüncü, dördüncü eşi alacakları ikinci planda düşünmek en doğrusu olacaktır, hem mantıkan hem de âyetleri beraber düşündüğümüzde, âyetlere göre. Elbette insan cemiyeti kaotik olduğundan bu iş intizamlı ve sıralı olarak yapılamaz, o yüzden “önce” ve “sonra” demek yerine “öncelikle” ve “ikinci planda” dedim bu paragrafta.

  8. birhavva diyor ki:

    Bu konu gerçekten önemli . Annem de 20 senelik evliligini babamin istegiyle bitirdi.Kendine kalsa sıkıntılarıyla evliligine devam ederdi.Kadin 4 cocukla kaldi. Allahtan abimiz iyi kotu calısıyordu.Ben üniversitede,diger kardedim pomemde okuyor ufaklik da ilk okuldaydi. Sagosun babamiz nafaka ve tazminat vermemek icin her
    yolu denedi.Avukati da akilverdi cevresi de. Annemiz evlere temizlige giderek okumamiza katki sagladi.Babamiz oturdugumuz evi bile habersiz satti yeni sahibi bizi cikarmaya calisti yillarca mahkemelerle ugrastik. Kisacasi nafaka bazi bayanlar ocin onemli annemden biliyorum.Ancak gunumuzde cogu bayan bunu menfi manada kullaniyor bu da bir gercek.Adalet sistemimiz gercekten icler acisi bunlarin duzenlenmesi lazim.Ancak asıl önemlisi vicdandır bence. İki taraf icinde. Kimsenin digerine zulmetmeye hakki yok.Rabbim hayırlı kisilerle karşilastirsin insallah…

    • Uğur Dinç diyor ki:

      Sayın birhavva, bir defa bizim yasamızda, yani İslam yasasında (ki dîn kelimesi Kur’an Arabcasında yasa demektir), bir defa boşandıktan sonra çocukların velayetini asla ama asla anne alamaz, dolayısıyla çocuklara asla anne bakmak zorunda olamaz; o kadar ki Hanefiler dışındaki ulemaya göre bir kadının kendisi bile velayete muhtacdır, bir erkek onun velisi olmalıdır, nerede kalmış üstüne üstlük bir çocuğun velayetini almak! Sizin velayetinizi babanız almalı, size babanız bakmalı, anneniz de istediği kadar sizi görebilmeliydi. Boşandıklarına göre kendisi de başkasıyla evlenip hayatını baştan kurabilmeli veya tek başına yaşamalıydı. Bizim yasamız, yani din-i İslam, şeriat-ı Muhammed budur.

      • Uğur Dinç diyor ki:

        Pardon, bir cümleyi son derece yanlış anlaşılabilir şekilde yazmışım: “Boşandıklarına göre kendisi de başkasıyla evlenip hayatını baştan kurabilmeli veya tek başına yaşamalıydı.” Cümlenin sonunda demek istedim ki “veya tek başına yaşayabilmeliydi”. Tek başına derken de bekarlığı kasdettim, çünkü eğer kendisi çalışamazsa -hatta çalışabilse bile- baba tarafından sağ olan sırayla en yakın akrabaları ona bakmak zorundadır; sırayla yani evvela baba, sonra galiba dede, sonra birader, sonra galiba amca, vd.

  9. Remzi diyor ki:

    Allah ım ne hayatlar var. Zorda olan bütün kadın ve erkekler e Allah yardım etsin. Kadın ise de erkek ise de. Haklı olan zor duruma düşmesin düşen e Allah sabır versin. Musibetlere sabretmek gerek

  10. İsmail KAYA diyor ki:

    Selamun Aleyküm. Bu yazdığınız “hakikatlere” aynen katılıyorum. Kadına, size hakaret eden, çocuklarınızı size karşı hakaretten ettiren, fasılasız 10-12 saat uyuyan, size kadınlık yapmamış, yediği ekmeğin rahatlığını hiç anlamayan ve sürekli sizi aşağılama tavrında olan kompleksi bir kadına ayrıldıktan sonra da kendinize ayırdığınız paradan daha çok yoksulluk (!) nafakası veriyorsunuz, böylece asıl yoksun siz kalıyorsunuz. Adalet (!)…Ana okulu çocuğuna bir asgarî ücrete yakın parayla başlıyorsunuz, sonra yüksek nafakalar, tazminatlar, fâizler….
    Çocuklar konusunda nafakaya kimse itiraz etmiyor fakat kadının boşanmasında etkili olan ağalar, gafiller var. İşte dediğiniz gibi bunlara devlet boşanan kadının nafakasını yüklerse bunlar kadını –dolduruşa getirdikleri kadını- gerçekten sahiplenip sahiplenmediği ortaya çıkmış olur ve bunlar birilerinin acılarının, gözyaşlarının bedelini kısmen ödemiş de olurlar.
    Devlet kadınları resmen haram yemeye, zulum yapmaya teşvik ediyor…Kadınlar dul kalıp berbad oldu da erkekler âbâd mı oldu ? Bırakın bu teraneleri…Kadın olsun erkek olsun evlisi-dulu mu kaldı ? Mütesettir diye gördüğünüz hanımlar (!) ulu orta edebsizlik yapıyor biz de görüyoruz. İstatistik yapılırsa bir kişinin ortalama kaç arkadaşı olmuş, bu arkadaşlarıyla –lütfen dürüst olsunlar- ilişkileri hangi derecede olmuş ? ….sosyologlarımız var bu meseleyi doğru dürüst inceletsinler…yani dulluk, evlilik kavramlarının da içi boş ? Rabbim sonumuzu hayırlı eder inşallah…! De diyor merhûm Âkif “Sözüm odun olsun, hakikat olsun tek” ….bizim de ablalarımız var, anne değerini de iyi biliriz. Onun için bu yazılanlar tamamen hayatın içindendir.

    • Yahya diyor ki:

      S/A, benzer bir durumda benim başımda maalesef. Ve eşim şu an imani bir zaaf içinde merhametsizce vicdansızca benden ne koparırımın derdinde. Ne çocuklarımızı düşünüyor ne kendi geleceğini düşünüyor. Perişan oluyorum, yuvamı toparlamak için gayret sarfediyorum ve en son tedbir kararı ile büyüklerimin bana almış oldukları evime dahi giremiyorum, çocuklarımı göremiyorum. Evet diyeceksiniz “kim bilir ne yaptıda eşini bu hale getirdi” değil mi? Onu da Allah katında ispat edebileceğim sadece…
      Sn. Tayyip amcama Allah razı olsun. Annelerimiz, kardeşlerimiz, kızlarımız baş örtüsüyle okuyamıyor, çalışamıyor diye oy verdik, ok istedik. Destek olduk. Dedğim gibi Allah razı olsun. Ama bugünlere bizi bu hallere sokacağını hiç düşünmedik ve düşünmedim. Niye biliyor musunuz, çünkü hiç boşanmayı düşünmedim. Benim dağarcığımda boşanma diye bir kelime, mevzu yoktu. Ama ne zaman insanın basşına geliyor o zaman görüyor. Yine Tayyip amca Allah razı olsun bizi bu duruma düşürdüğün için. Benim de Annem var, kız kardeşlerim var, yeğenlerim kuzenlerim var, benimde 1 kızım, 1 oğlum var. Kimsenin bu şekilde zulüm görmesini istemem. Halbuki Rabbimizin emirleri çok açık ve kesin. Boşanmanın nasıl olduğunu, kadının hakkının nasıl gözetileceğini, nafakasının, miğrinin nasıl olduğunu, kimin bakacağına kadar teferruatlı ve hiç bir şüpheye mahal bırakmadan bize bildirmiş. Tabii anlayana, tabii iman edene, tabii sebepsiz yere olaylara mahal verene…
      Eşimcim niye böyle yaptın deme şansım bile yok, tedbir kararı kesin ve neticesi çok ağır! Eşimin attığı her adım yıkıcı. Dua ediyorum, sağlığımı ve işimi kaybetmemek için.
      O kadar ağrıma gidiyorki anlatılmaz (Allah yaşatmasın), evliliğimiz boyunca evin rızkını temin etmek için işsizlikle, patronlarla, insanlarla, maaşınla savaş; ay sonunu nasıl getircem, eşimin ve çocuklarımın istediklerini nasıl temin edeceğimle düşün çabala.
      Boşanmadan sonrada eşimin haklı ve haksız isteklerini nasıl temin edeceğimi düşün..
      Etmeyecek miyim? edeceğim tabii ama hakime kalmış takdir.

      Allah en doğrusunu bilir.

  11. Hale diyor ki:

    kafasını duvarlara vurup rapor alan ve kocasının kendine şiddet uyguladığını idda ile tazminat talep eden kadınlar biliyorum . maalesef aksini ispat edemiyorsunuz.hatta devlet o nafakayı kadın çalışsa bile bağlıyor.

  12. Yasin diyor ki:

    Nafaka haklı sebeplere dayansa bile süreli olmalı Ömür boyu nafaka köleliğe denktir. Kadının muhtaç duruma düşmesini önlemek boşadığı kocasının vazifesi değildir. Her Vatandaşı fakirlikten korumak öncelikle devletin görevidir. Asgari ücretle çalışan birine; gelirinin üçte birini kendisine dünyayı dar eden eski karısına vermekle mükellef kılarsanız sonuçta cinnet kaçınılmaz olur. Sorumluluk makamında olanlar Çare üretecek kapasiteden yoksun ise zorunlu evlilik sigortası üzerinde düşünsünler. Devletin yapamadığını sigorta şirketleri nasıl yapar görürsünüz. 😉

  13. selma Kalemci diyor ki:

    Sema hanım.dikkat ederseniz bu yazınıza güzel yorumlar yapanlar genelde erkekler.bir hanım olarak yıllarca kadınların çile çekip yuva yıkmamak adına katlandıkları evlilikleri hoş karşılamadığınız aşikardır.şimdiki gençlik daha bilinçli ve bir erkek ömrünü çürütecek saygısızlıklar içindeyse vakit kaybetmeden ,herhangi bir hastalık gelmeden evlatları huzursuz aile mağduru olmadan evliliklerini sonlandırıyor.tabi ki Allahü Teala’nın en son izin verdiği bir durum ama ben hanımların kesinlikle boşanmak ve sevmedikleri yada sevilmedikleri bir insandan istemeye istemeye verdikleri bir parayı almak için boşanacaklarını ,yada zor bela ödeyecekleri bir parayı beklemek için yaşayacaklarını düşünmüyorum.zaten erkekler haksız oldukları durumlarda bile nafaka ödemesin diye bin türlü yalan söylüyor mahkemelerde.çok nadir hanım mağdur olmasın diye bu parayı ömür boyu ödeyecek erkek.ve üç kuruş için evlenip ayrılmış bir hanım olmak.ayrıca kadının dul olmasıyla erkeğin dul olması aynı şey değil aynı kefeye koymayın lütfen.kadınların çoğu boşanınca erkekten daha zorluk yaşıyor ve evlatlarına sahip çıkan da yine genelde hanımlar oluyor.erkekler ayrılınca evlatlarına bile nafaka ödemek istemiyorlar .ve verilen nafakalarda zaten insanın hayatını desteksiz devam ettirebilecekleri rakamlar değil.yani kadın gençliğini üç kuruşa değişmez.istisnalar da Kaide’yi bozmaz.erkeklerin hala kadına şiddeti savunduğu bu zamanda hanımların en azından bu zülme dur demelerini diliyorum.hala kadına islamın verdiği değer verilmiyor.kadın zaten boşanmak zorunda kalmamalı.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      “ben hanımların kesinlikle boşanmak ve sevmedikleri yada sevilmedikleri bir insandan istemeye istemeye verdikleri bir parayı almak için boşanacaklarını ,yada zor bela ödeyecekleri bir parayı beklemek için yaşayacaklarını düşünmüyorum.”

      Sizin düşünceleriniz, sadece sizin düşüncelerinizi kriter olarak alacakları bağlar, yaşananların gerçekliğini değil…

      “ve üç kuruş için evlenip ayrılmış bir hanım olmak.”

      Sizin dünyadan haberiniz yok yada gerçekler işinize gelmiyor. Sizin ÜÇ KURUŞ dediğiniz o nafaka rakamının ortalaması ASGARİ ÜCRET.

      Koskoca Devlet bile pozitif ayrımcılık yaptığı kadını 15 yıl (5300 iş günü) çalışmadan emekli yapmadığı ve maaş bağlamadığı halde 2000 tl maaş ile çalışan erkek 6 ay evli kaldığı kadına (!!!!) bir ömür boyu maaş ödemek zorunda bırakılıyor. Al sana SOSYAL DEVLET zulmü…

      “evlatlarına sahip çıkan da yine genelde hanımlar oluyor.”

      Mevcut kanunlar olduğu sürece ben kadın olsam bende elimde ki çok amaçlı ve en güçlü SİLAHA pardon çocuklarıma sahip çıkarım. Çocuk dediğin her işe ( zalim bir amazonu bir anda şefkatli ve mağdur kadın yapıyor, rant sağlıyor ) yarıyor nasıl olsa.

      Düşündüm de tekrar Dünyaya gelme, doğduğum ülkeyi ve cinsiyeti tercih etme şansım olsaydı kadın olarak Türkiye de doğmak isterdim…

    • yalnızadam diyor ki:

      sanırım selma kalemci hanım yeryüzünde yaşamıyor yada sosyal biri değil yada hiç boşanmış ailelerle karşılaşmamış :)

      Rabbim mümin erkeklerin karşısına kötü niyetli kadınları çıkarmasın.Şeytanın bile amaannnn pes doğrusu dediği kadınlar var şu dünyada.

      Rabbim mümin kadınların da karşısına kötü niyetli erkekleri çıkarmasın.Amin

    • Yahya diyor ki:

      Selma hanım,
      Haklısınız, ancak atladığınız nokta şu, Sema hanım güncel kanunları tartışıyor. Yani erkek mi haklı kadın mı haksız konusunu tartışmıyor.
      Nitekim kadın %200 haklı olsa, erkek de küllem haksız olsa, dinimizde tazminat ve nafaka olayı çok nettir. Boşandığı hanımına bir ömür boyu nafaka verme mecburiyeti yoktur. Eğer bunu işte erkek şöyle yapmıştır, kadın tüm gençliğini vs… Erkeğe vermiştir dolayısıyla, geliride yoksa bu nafakayı alabilir demek doğru değildir. Durum ne olursa olsun, kadın boşandıktan sonra onun anne babası ve ya diğer akrabaları ona bakmak ile yükümlüdür. Eğer bunlar yok ise devlet bakmak ile yükümlüdür.

      Ayrıca gavur dediğimiz bir çok ülkede “şeriate” göre işleyen mahkemeler olup, müslüman olan vatandaşlar bu mahkemelerde yargılanabilmektedirler.
      Evlilik, boşanma, miras vs… Gibi konularda şeriate göre hüküm talep edilmektedir. Bizim ülkemizin neredeyse tamamı müslüman ve yöneticileri müslüman olmasına rağmen medeni kanunlarımız tamamen “medeni”. Buda insanların devlet eliyle günaha girmesine haram yemesine sebebiyet veriyor.

      Komiktir ve bana kızmayın ama gerçektir; mesela aldatma devlet kanalıyla olursa problem değildir ama devlet dışı olursa boşanma sebebidir…
      Ve bunun gibi daha yüzlercesi…

    • reyyan diyor ki:

      İstisnalar kaidei bozmaz allahinizin aşkına siz hangi nafaka parasından bahsediyorsunuz ben kendim her turlu hakarete zulme maruz kaldım nafaka yi bırak 5 kuruş param yok aylarca para göndermeyip bin bir takla atan erkekler yazık ya hu nafaka için bosanirmis bu büyük bir hakaret kadınlara devlet bana aylık 200 veriyor çocuk için öyle karar verildi ve 1 kere alamadım elime bu parayı simdi bu 200 TL ilemi insanlar yuvalarını bozup terkeder insaf vicdan adaletli olun nedense hep erkekler atıp tutmuşlar her zaman ki gibi

  14. haksızlık diyor ki:

    ne güzel anlatmıssınız yüreğinize sağlık kısaca bosanan erkekelrın HAKSIZLIGINI ZULUMUNU ANLATISSINIZ bu sayede bakın gıt gıde kadınların ozgurluklerı cogalıyor ama erkeklerın alanı kısıtlanıyor,önceden tam tersıydı buyuklerımızden öyle gorduk öylede bılırız ne yazık kı sartlar gunden gune kadınların kısıtlandıgı özgürlük için bagıranlar yasalar hep kadınlara çalısıyor erkekler hep baskı altında kalıyor ve bu yasalar medyalar kadınları sesi oldukca daha cok kadınlar bosanıcaklar ve boşanmayada devam edecekler bence kadınlar artık özgürlük için ugrasacakları yerine gitsinler evleriyle ıilgilensınler gunumuz kadınların daha yumurta bıle kıramıyorlar sonrada erkekde evden geldı mı yemek olmayınca saygı olmayan kadın olmayınca derler cogalıyor sorunlarda buyuyor kadınlar artık kendıne gelmesı gereklı….
    not: her kadın için degil

  15. kul diyor ki:

    Buradan sesleniyorum icra dairelerinde daha once calisanbiri olarak bakanliga yapılacak yum muracaatlarinizda yaninizdayim bu zulmu OLABILDIGINCE YÜKSEK SESLE .(medya ile) duyurun ilgili birimlere

  16. kul diyor ki:

    Ben icra müdürülugu yaptim 15 yil 20 yil nafaka odeyen garipler vardi. Hemde cocugunu gormek istediginde de anne tarafinran reddedilen ve. Icra yoluyla bir suru harc masraf yatirma zorunda kalarak Ancak icra kanaliyla gore bilen garipler. Bu kanunu yapanlar ve de bu kanunun uygulamasına hala göz yuman milletvekilleri ote dünyada nasil helallik alacak bu gariban insanlardan hic mi dusunmezler.
    Aile ve Sosyal politikalar bakanligi bu vebalin altinda kalmistir. Tamamen faşist zihniyetin yansımasıdır bu. Beni burada eleştirenler olabilir ancak gerçekten bu durumu icra dairesine giderseniz ordaki dosyalardan isin vehametini görebilirsiniz.
    Elbette hakli yere odenen nafakalar var onlara diyecek hiçbir ladim yok.
    Cok ciddi ele alinmasi gereken bir konu. Toplum da olusan yozlasmanin boşanmalarin bir onemli nedenlerinden biridir bu. Lafim hakli olan ve hakli yere nafaka alan bacilarimi kapsamaz….dikkat

  17. ersin diyor ki:

    Konuyla uzaktan alakam yok ama bu değerli ve önemli konuyu ele aldığınız icin yorum yapma geregi duydum..insanlik adina mukemmel bir konuya deginmissiniz. Rabbim sizin gibi dürüst insanları cogaltsin. Ve rabbim razi olsun.

  18. anadoluerkeği diyor ki:

    nafaka kul hakkıdır. Sema Hanım Allah razı olsun.. evet erkek dernekleri birleşip seslerini gür çıkartmalı, belki aile bakanlığının çevresinde çok ciddi katılımlı eylemler yapılmalı.. tüm erkekler iştirak etmeli.. o gazeteyi okuyupta öyle diyen kızları ben görseydim, ne yapardım bilmiyorum.. dövsem ben haksız olurum.. gidip şikayet etsem, kadın hakkı derler.. kimden kime şikayet edebiliriz, bizi şaşırttı bu hükümet.. kızları çok ama çok azdırdı.. başörtülü olupta Allahın ayetlerini (hadisleri inkar eden çok vardı zaten) kabul etmeyip itiraz eden pek çok kadın tv lerde nara atıyor ne yazık ki..

  19. fatma diyor ki:

    Kadın mutlu olmadığı yerde duramaz.

    • Yasin diyor ki:

      kadın durmak zorunda değildir, erkek ise mecburdur. Çünkü erkeklerin yaratılış sebebi kadına kulluktur(!) “yuvayı dişi kuş yapar” sözü de cümleden anlaşılacağı üzere sadece kuşlar için söylenmiştir(!).

    • ANIL diyor ki:

      zaten kadını mutlu imkansız ,
      erkek ne yaparsa yapsın kadın mutlu olmaz hep sebep bulur ..

  20. ahde vefa diyor ki:

    Bedirhan bey çok haklısınız…etrafımızda o kadar çok böyle örnek varki…Allah dinine bağlı,hayırlı eşler yuvalar nasip etsin…

  21. Gonca diyor ki:

    Bu düşünceniz her durum için geçerli değil Sema hanım. Öncelikle başladığınız örnek yanlış. Konuşmalarını duyduğunuz kızlar bekar olduğu için laf olsun diye konuşuyorlar anladığım kadarıyla ciddi değiller. Sonuçta istisnalar hariç kimse para için evlenmiyor. nafaka almak için ömür boyu yalnız kalmayı istemez hiç kimse. Evliliksiz birliktelik yaşayıp nafaka alırsa da o onun ahlak problemidir. Bir erkek ne ahlakta bir kadınla evlendiğini bilir heralde.
    Ayrıca, yanılıyorsunuz bizim toplumumuzda kadın için dul kalma vardır, erkek için yoktur. Erkeğin elinin kiridir. Erkeğin bekareti sorulmaz, ölçülemez. Çok rahat 2. , 3. Evliliğini yapar. Ama durum kadınlar için böyle değildir. Hatta dulluğu bir damga olarak taşımayı kaldıramayacağı için boşanamayıp mutsuz evliliğinin içinde debelenen bir sürü kadın vardır ne yazıkki.

    • Yasin diyor ki:

      “Bu düşünceniz her durum için geçerli değil Sema hanım. Öncelikle başladığınız örnek yanlış.”
      – Ömür boyu sürecek Müebbet köleliğin nasıl haklı bir sebebi olabilir? Bize doğru bakış açısı kazandıracak bir örnek veriniz.

      “kimse para için evlenmiyor.”
      – Erkeğe ilk sorulan maddiyat değil(!) Kesinlikle!

      “nafaka almak için ömür boyu yalnız kalmayı istemez hiç kimse”
      – Yalnız kalmak zorunda olduğunu nerden çıkardınız?

      “Evliliksiz birliktelik yaşayıp nafaka alırsa da o onun ahlak problemidir”
      – onun ahlak problemi diğerinin geçim problemine neden oluyor peki bu toplumun ve devletin ahlak problemi değil mı?

      “Bir erkek ne ahlakta bir kadınla evlendiğini bilir heralde.”
      – öyle ise kadın da nasıl bir erkekle evlendiğini bilecektir. Mantık?

      “toplumumuzda kadın için dul kalma vardır, erkek için yoktur.”
      – Dulluk kadın için o kadar büyük problem ise neden günümüzde boşanma talebi daha çok kadınlardan geliyor? Erkekler neden boşanmaktansa mutsuzluğa katlanıyor.

      “Erkeğin bekareti sorulmaz, ölçülemez.”
      – yahu tecavüzcüye vermediğiniz cezayı meşru daireden ayrılmayana nasıl reva görürsünüz? Toplumun yargılarının sorumluluğunu nasıl bir kişiye yüklersiniz?

      “dulluğu bir damga olarak taşımayı kaldıramayacağı için boşanamayıp mutsuz evliliğinin içinde debelenen bir sürü kadın vardır ne yazıkki.”
      – kadın dul kalmamak için boşanmıyor. Erkek ise çocukları için ve kendisine hayatı zehir etmesine rağmen karısına acıdığı için. Kim bencil, kim fedakar?

    • BEYAZ İNCİ diyor ki:

      Daha önce hangi gezegende yaşıyordunuz bilmiyorum ama bu sitede yorum yaptığınıza göre artık Dünyadasınız.

      Dünyaya hoş geldin sayın UZAY’lı…

      Korkma Türkiye de yaşayan Müslüman erkeklerden size zarar gelmez…

  22. Alperen diyor ki:

    Meğer ne kanunlarımız varmış… Sadece aileleri ayırmaya yarayan aile kanununu sizin sayenizde duymuştuk, şimdi bunu da duyduk. Rabbim bizleri hem eşlerimizin hem de devletimizin zulmünden korusun.

  23. E Kaya diyor ki:

    Sema hanım, sizi Yürekten kutluyorum. Toplumun önemli yaralarından birine çok güzel bir üslup ve doyurucu bilgiler ile parmak basmışsınız.
    Bu mevzu çok ciddi. Aynen dediğiniz gibi bayan hem kendisi ayrılmak ister hem Kocasını perişan eder, hayatını ve geleceğini karartır hem de ömür boyu onun parasıyla keyif Sürer. Böyle adalet olmaz. Adil olan bu olsaydı zaten dinimiz bunu emr ederdi.
    Bana göre Boşanmaların bu kadar artması % 50 lere varmasının temel nedenlerinden biri de budur. Şu nafaka meselesi daha makul bir hale getirilirse Boşanmalar da azalacak bir çok yuva kurtulacaktır. Yetkili makamların bunu göz ardı etmemeleri gerekiyor.
    Sözünü ettiğini Hâkime hanım tamamen Kadınlık güdüsüyle konuşmuştur. Sizin gibi cinsiyeti bir tarafa bırakıp tamamen ilmi, vicdani, insani,dini ve hukuki olarak fikir beyan edebilen kaç kişi özellikle de kaç bayan yazarımız,düşünürümüz, hukukçumuz, akademisyenimiz var ki?
    Kaleminize yüreğinize sağlık.

  24. bedirhan diyor ki:

    Bu konuya o kadar Anlamlı parmak bastığınız için sizi kutluyorum.devletimiz bu konuya acil bir iyileştirme yapmadığı
    Müddetçe bu zülüme ortaktır.İnşallah tez zamanda bu kanun
    İyleştirilir ve bu sebepten dolayı işlenen cinayetler durur.

  25. bedirhan diyor ki:

    Adaletin kestiği parmak acımaz derler ama bu adalet değil zulümdür .2 yıl evli kaldım eşim keyfi Boşanma Davası açtı ve boşandı devletimiz beni 30.000 tl tazminat aylık eşime 800 tl Oğluma 400 tl nafaka verdi 4 yıldır ödüyorum.tazminatı ödemek için bankadan kredi çektim bütün işlerim alt üst oldu tüm etrafımdan koptum ve eşim içki sofralarında sevgilisiyle poz veriyor Facebook ta paylaşıyor . Şimdi ben ne yapayım katilmi olayım ?bu cinayetleri devlet körüklüyor.acilen bu kanun düzeltilirse bakın bakalım kim boşanıyor ?erkeğinde boşandıktan sonra tekrar evlenip hayat kurması lazım bunu göz ardı etmesin kanun

    • Ademoğlu diyor ki:

      Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile,
      Aman Bedirhan bey öfkenize yenik düşmeyin.Oğlunuzu düşünün.Namazla sabredin.Allah’tan size ve bizlere sabır diliyorum.

    • yunus diyor ki:

      o içkili fotoları kanıt olarak mahkemeye verip oğlunuzu alma imkanınız yokmu, ALLAH sabırlar versin

    • Ebuzer diyor ki:

      Allah Sabırlar versin, aynı şey benim de Başımda davada karşı Tarafın keyfi boşandığını, bunu da çok önceden tasarladığını çok kuvvetli deliller ve Şahitler ile ispat etmemize rağmen mahkeme sizinki gibi benim aleyhime de abartılı bir tazminata ve nafakaya hükmetti. Sanırım bu davranış artık adalet olmaktan çıktı ve devlet politikası haline dönüştü; aynı şekilde erkeğin elle tutulur bir suçu olmadığı ya da tamamen suçsuz olduğu halde sırf boşanmak isteyen kadını kollayacağız bahanesiyle bizim gibi adalet eliyle mağdur edilen çok ama çok baba var şu anda ülkemizde…Hatta geçen gördüm bunlar “bosanmisbabalar.com” diye site bile kurmuşlar buraya da bir göz atın belki yardımcı olur bir fikir verir. Selam ve dua ile…

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

Beğenmiyorsan değiştir, değiştirmiyorsan bakış açını değiştir ama asla şikayet etme. ( Maya Angelou)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku