Eşinize Kötü Lakap mı Taktınız?

01 Ağustos 2017Sema Maraşlı29 Yorum »

7_b“Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.”

(Hucurat suresi, 11. Âyet-i Kerîme)

Rabbimiz, kötü lakaplarla bir kişiyi etiketlemeyi, ona kötü lakapla hitap etmeyi yasaklamış.

Bu emre ne kadar dikkat ediyoruz acaba?

Yabancılara pek yapamadığımız bu kötü huyu en yakınlarımıza rahat rahat yapıyoruz. Oysa Rabbimiz “İyiliğe en yakınlarınızdan başlayın” buyuruyor.

En yakınlarımıza onların hoşuna gidecek, sevgi ve muhabbeti artıracak ya da onun güzel hasletlerini öne çıkaracak hoş ve tatlı lakaplar tabii güzel olur. Allah Rasulü sevdiklerine tatlı lakaplarla hitap etmiş.

Fakat maalesef ki bizler genellikle kötülüğü en yakınlarımıza, iyiliği yabancılara yapıyoruz.

Esmer çocuğunu “kara kuzum” diye seven, kilolu karısına “tombiş” şişman kocasına “koca göbekli” diye hitap eden, kısa boylu karısına “minnoşum”  saçı dökülen kocasına “keltoşum” gibi lakaplarla hitap edenler sevimli olduğunu zannederken günaha girdiğini, eşinin kalbini kırdığı fark ederse iyi olur.

Ayrıca ırkı veya şehri üzerinden eşini aşağılayanlar,  vücut kusurları ile eşine ya da çocuklarına lakap takanlar bilmeliler ki hem Allah’ın emrine aykırı hareket ediyorlar hem de evlatlarının ve eşlerinin kalplerini kırıyorlar.

Kötü lakapla hitap edilen kişiden, iyi davranışlar gelmez. Her hitapta içi eşine karşı kızgınlıkla dolar. O da ona karşı kırıcı davranır.

Bir de bu lakap takmanın gizli hali var ki o da çok tehlikeli: İçinden lakap takmak, etiketlemek. Mesela:

Düşüncesiz, bencil, narsist, çok bilmiş, kibirli, keçi inatlı, dırdırıcı, müsrif, aptal, köylü, aristokrat, sorumsuz, cimri, gibi.

Hatta içinden eşine hayvan adı takanları bile duydum. Öküz, akrep, yılan, gibi

Karı-koca arasında küçük bir mesele olduğunda iç ses konuşmaya başlar. Bıt bıt bıt… Sen zaten busun.

Eşinizle ortak düşünmediğiniz küçük bir meseleden  iç sesiniz konuşmaya başlarsa “Bencil, cimri, müsrif, ana kuzusu, sorumsuz..” gibi lakaplarla içiniz ayrı dışınız ayrı dövüşürseniz hatta öfke ile onları dillendirirseniz öfkeniz bir ise yüz olur. Sonra küçücük meselelerden büyük büyük olaylar çıkar.

Zira bir insanı etiketlediğimizde ona ön yargı ile davranırız. Onu gerçekten duymayız.

Bir kişiye hitap şekli ya da onu etiketlemek onun sizin yanınızdaki konumunu da belirler ve ona öyle muamele edersiniz. Ona karşı kendi yanlış davranışınıza da düzeltemezsiniz.

Bir de kendini olumsuz etiketleyenler, kendine kötü lakaplar takanlar vardır. Ben sakarım, aptalın tekiyim, beceriksizim…

Bu etiketler aynı davranışları defalarca yapmaya sebeptir. Ve böylece kendimizi düzeltme yolunda en büyük engel kendimiz oluruz.

Bir de toplu etiketler var: Erkekler odun ya da şiddet yanlısı; kadınlar paragöz ya da dırdırıcı gibi.

İki taraf için de olumsuz etiketler kullanmamak lazım bu çok kışkırtıcı oluyor.

Kadınlarla ilgili negatif etiketler daha az kullanılırken erkeklerle ilgili negatif etiketler medya ve feminist dernekler tarafından sürekli dillendiriliyor.

Kadınların bilinçaltı erkeklere karşı olumsuz etiketlerle dolduğunda kadınların kocaları ile iyi geçinme, muhabbet etme ihtimalini de ortadan kaldırmış olursunuz. Kendi hatasını görmeyen pek çok kadın kocasını “odun” diye etiketliyor. Ya da şiddete uğrama ve ezilme ihtimaline karşılık kocasının karşısında sert duruyor ya da ezilme korkusuyla kendi kocasını ezmeye çalışıyor.

Bir de olumlu gibi görünen etiketler vardır. Vefakar eşim, cefakar anam, fedakar yarim, gibi

Bu etiketler de kişiye ezilmişlik hissi verebilir ve ya zorla her daim öyle olmaya itebilir. Onun zaten bu özellikleri vardır fakat ona böyle lakap takıldığında bu kalıbın dışına çıkmamak için taşıyamayacağı yükleri üstlenebilir. Hayır demesi gereken yerde hayır diyemeyebilir. “Benden beklenen bu, her daim böyle olmalıyım.” kaygısı kişiye ağır gelebilir.

Velhasıl her halükarda özellikle eşlerin birbirine karşı açık ya da gizli lakap takmaktan, ayıbı ile etiketlemekten sakınması lazım.

Tam aksi muhabbet için tatlı hitaplar bulunmalı.

 

 

 

Okunma Sayısı : 3.914

Yorum yapın

“Eşinize Kötü Lakap mı Taktınız?” için 29 Yorum

  1. gulpembe diyor ki:

    Karsimizdakini nasil bulmak istiyorsak oyle hitap etmeli, sevdicegim dersen; seversin..tatli dillim dersen, iyi seyler duyarsin…izzetlim/sultanim dersen, buyukluk gorur, hosnut edilirsin.

    Ramazan vakti bir arkadasin anne babasi gelmisti yanlarina, cok sevgi dolu bir ciftti. Hele amca hanimini bir saniye gozunden kaybetmek istemiyor, tatli tatli sesleniyordu hep, iftar ediyoruz yanimiza gelip, “hanimim doydun mu.., hanimcim sizin tarafa tatli getirdiler mi…, ben suraya gidiyorum haberin olsun.. canin sıkıldı mı istersen gidelim…” diyerek ustune titriyordu teyzenin. Teyze de genckizlar gibi suzum suzum suzuluyor:) ikisi de emekli ogretmenmis, bunca sene birbirimize hic kirilmadik, kusmedik diyor.

    Eskiden hoca ablalarimiz esleriyle yanimizda konustuklarinda , cok resmi ve kati olurlardi. Biz de bu ablalar burada boyleyse evde kocalarini dovuyorlardir herhalde diye saka yapardik. meger edeb geregi boyle konusuyorlarmis. Ayrica biz karsimizdakine daha sevecen sekilde seslenince digerleri o kisiyi daha cazip ve sevilesi buluyormus, bu da bir nevi sevdicegini diger gozlerden sakinma tedbiriymis…
    esinin oz ismini bile ortalik yerde bulundurmak istemediginden , telefonuna ismen kaydetmekten, eslerin isimlerinin beraber yazili oldugu tablolari misafirler geldiginde orten ,kaldiran kimseler var, mahrem ve ayip bulduklari icin.

    • Yahya diyor ki:

      “….nasil bulmak istiyorsak oyle hitap etmeli” demişsiniz ancak hiç öyle olmadı…

      bence o amca efemine olmuş.. ne öyle karım doydun mu, tatlını yedin mi falan!? esas hanım soracak, bey! karnın doydu mu, tatlını yedin mi, çayını içtin mi, arada da sokuşturacak “ehh ev sahibi benim kadar güzel yapamamış ama şimdilik idare et, evde ben sana börekler açarım …”

      Böyle amcalar yüzünden, bizim adımız çıkıyor “aaa bak gördün mü bilmem kimin kocası halıları bezle silmiş, bilmem kimin ki yahni yapmış vs…” birde bunları face/insta gibi sosyal medyada paylaşıyorlar… :(

      Ben niye karımla gurur duyamıyorum, bugün karım çimleri kesti-trırmıkladı, dökülmüş yaprakları topladı, çalıları budadı, vs…

      Erkekliğinde bir hakkı var… yapamıyorsan bırak kardeşim… :)

      • .../nisa diyor ki:

        Yahya bey,

        Bizim bir tanıdık var emniyet mensubu dışarıda görseniz duruşundan dolayı mesleğinden dolayı yok artık dersiniz evde su böreği yufkası açıyor eşi hasta olduğunda yada memlekette olduğunda temizliği yapıyormuş.

        Şımarmasın yada tepemize çıkmasın diye bazen güzellikleri yada güzel yaşamayı ıskalıyoruz. Aslında güzellik ve iyilik bulaşıcı. Hayatta şımarmayı bırakın doğru düzgün ilgi değer görmemiş insana da evlilikte kaba yaklaştığımızda şımarmasın diye gönlünü yapmadığımızda birde üstüne asker arkadaşımız gibi yaklaştığımızda bu insan sevgiyi ilgiyi nerede kimde bulacak.

        • Yahya diyor ki:

          Nisa hanım,

          Yazdığınıza katılıyorum.
          Görev dağılımı dışında, eşlerin birbirine bu şekilde jestler yapmaları çok güzel. Bu yazınıza istinaden kendi yaptıklarım gözümün önüne geldi… :(
          İşte kadir kıymet bilene…

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Yahya Bey.

        Nasıl kibarlaştırsam bilemedim. Bilim de doğrulamış. Linkini veremiyoruz buradan ama gavur boş durmamış araştırmış. Bu devirde efendi adamların beş para etmediğini ispatlamış. (Efendi derken pasif değil anlayışlı, kaba olmayan.)

        Aşağıdaki çiftlerin hangisinde deve hayvanı ile diken bitkisi arasındaki ilişkiye benzer bir durum vardır.

        I-) Efendi adam huysuz kadın
        II-) Barzo adam huysuz kadın
        III-) Barzo adam efendi kadın
        IV-) Efendi adam efendi kadın

        a) Yalnız I
        b) I, II ve III
        c) Yalnız III
        d) Yalnız IV
        e) II ve III

        İnsanların da nefsi var sonuçta. Diyor ki uysallık erkeklerin daha az özgüvenli ve daha az hırslı, daha zayıf, daha belirsiz, güvensiz gözükür yapar… Cümle aynen şu. İngilizceniz benden iyidir, aslını da paylaşayım dedim.

        “Meekness makes men seem less confident and ambitious and more weak, uncertain and insecure, the journal Psychology of Men & Masculinity reports.”

        Can çıkmayınca huy çıkmazmış ayırca alışmadık belde de çamaşır durmazmış, eğreti durur kendim gibi olmazsam. Ben merak da ederim sorarım da yemeğini yemiş mi karnı tok mu, üşüyor mu hasta mı? Yemek yememişse gider yemek yapar ya da söylerim, üşüyorsa ya da hastaysa gereğini yaparım. Bunların hiçbiri günümüz kızlarının bir çoğu için (6xsigma=%99.73 imiş.) hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü bunlarla nefisini tatmin edemez… Zaten birçoğu erkek gibi olduğu için onların da aklına gelmiyor yemek yenmiş mi, sağlık nasıl?

        Benim favorim flört edip nişanlanmadan önce dayak yiyen kızın nişanlanıp tekrar dayağa razı olması. Bir laf daha var. Yazamıyorum, aile filtresi var, şu meşhur kadınlar ne ister sorusunun cevabı. Boşlukları siz doldurun…

        Gece uyurken hanımının üzerini örtmek kalkıp sobayı yakmak feminenlikse varsın öyle bilsinler…

        Ben de eş seçiminde yüzde yüz nefisimin sözünü dinleyecek olsam yapacağım hareket bellidir zaten. %0.27’lik kesim üzerine alınmasın…

        • Yahya diyor ki:

          Fatih Bey,

          Her şeyde olduğu gibi bir denge söz konusu. Bu dengeyi kaçırdınız mı ne sevgi kalıyor ne saygı. Gerisi malum…

          Esasında verdiğiniz örnek feminenlik değil, kavvamlık. Erkek kavvam olmak zorunda, eşini koruyup kollayacak, idare edecek vs. bu bakışla erkeğin karısının üzerini örtmesi, sobayı yakması vs. zayıfılık göstergesi değil; sevgi, şefkat, merhamet ve paylaşım göstergesidir.

          Ancak denge muhafaza edilecek, kadında kendi üzerine düşen görevleri yerine getirecek. Yani kadın bilinç altında, kocama bunları yaptırdım, yarında bir adım daha öteye gideyim şunları da yaptırayım dememeli…

      • gulpembe diyor ki:

        o zaman sizleri kirmayalim , cumleyi degistirelim:
        …teyze; “bey! karnin doydun mu, cayini ictin mi ..”diye amcanin uzerine dusuyordu. Amca da genckizlar gibi suzum suzum suzuluyordu”..yok oyle demiyecektim “hindi gibi kabariyordu…”sanki “karim da benim arkadamda kimse beni ac birakamaz, yoksa bizim hanim fena yapar”der gibiydi.yok yine olmadi..

        bence amca hic de efemine bir goruntu cizmiyordu. Orasi toplu iftar yapilan bir mekandi ve amca da “soyleyin bakim,bizim hanim memnun mu , yoksa ne yapayim ben bu ziyafeti”der gibiydi…
        evde kadin erkegi nazlayabilir ama disarida cocuk pesinde kosar gibi eline tabak alip kocasinin pesinden giden bir kadin goruntusu pek hos degil.disarida kadin agir olmali , koca ailesinin pesinde olmali,sandalye tutmali, araba kapisi acmali, siparis vermeli, hesap odemeli,hesap odemeli, sonra yine hesap odemeli(tamam! son kisim saka)

        sosyal medyayi bilmiyorum, ama kadin da calisiyorsa, ev isi tabiki paylasilmali. Diger yandan kadin ev islerini halledebiliyorsa, erkegin yemek yapmasi, haliya yardim etmesi guzel bir jest ve sevgi gosterisidir. Resmi paylasan kadin, “ esim beceriklidir” degil de “cok dusunceli ve sevgi doludur” demek istiyor olabilir.ama haklisiniz hanimi evisleriyle yakapaca olurken, tv ve oyun basindan kalkmayan kocalar erkekligin hakkini veremiyorlarsa biraksinlar bence de.

        • sennur diyor ki:

          bence konu ;erkek işi kadın işine girince işin içinden çıkılmaz hal alıyor ,
          ve bir savaş başlıyor hem eşler arasında hem de cinsiyetler arasında .

          KONU İNSAN dır deyip ilişki yöneltilebiliyorsa , bazen erkek el üstünde tutulup , güzel jestler yapıyorsa bazen de kadın el üstünde tutulmalı ! …

          şımaracak diye ilgisiz ve alakasız bırakılan o kadar çok kadın var ki…..
          ya da ben erkek im ( bu etiketlenen işler kadın işi asla asla el sürmem deyip ) kendi doğrularında gidenler ….

          denge -denge-denge her konuda ŞART gerçekten .
          rabbim dengeyi tutturabilenlerden eylesin ,
          en önemlisi de kıymet bilenler ile birlikte olmayı nasip eylesin .

          • gulpembe diyor ki:

            sennur hanimcim,siz de cok haklisiniz…

            hanimi dururken erkegin mutfaga girmesi, bazi kulturlerde garipseniyor, sanki biz kadinlar anamizdan mutfak onlugu ile dogmusuz:) yabanci misafirler oldugu zaman bizim Turk kadinlarinin hic mutfaktan cikamayip muhabbetten geri kalmasini yadirgiyorlar, sonra da bunu , muslumanlar kadinlarini hizmetci gibi davraniyor olarak yorumluyorlar. tabi yeni nesil vede yurtdisindaki pekcok erkek bunu asmis durumda. annem ilk ziyaretimize geldiginde, benim cayim bitince esimin kalkip doldurmasina cok sasiriyordu. ne yaptin sen bu adama, der gibi bakiyordu bana:)
            azonce arkadaslarda kahvaltidaydik, evin hanimi gece bebekten dolayi uyumamamis, tum kahvaltiyi kocasi hazirlamis, hem mutfakta hem cocuk bakiminda muthis bir uyum ve paslasma var aralarinda, evlilik ekip isi ise dediginiz gibi,isleri bir tarafa yuklemek yerine, karsimdakinin yukunu nasil hafifletebilirm diye bakmak en guzeli.

  2. Ferhadi diyor ki:

    Kitabın ortasından bir yazı. Hayatın içinden. Şeytan çok profesyonel. Eve besmele ile girmeli

  3. Feyza diyor ki:

    Arzu hnm, tecrubeli kisilerden yardim istemissiniz gerci ben sizden daha tecrubesizim ama olsun. Merakimi mazur gorun, cok ozel degilse neden sozluluk suresini bu kadar uzatmayi tercih ettiniz?
    Iki yil oldukca uzun ve yeterli bir sure ve daha onunuzde uc yil daha var. Bes yil bu sure icin cok fazla degil mi, hayirli islerde acele edilmesi Efendimiz asv in de sunnetidir aslinda.
    Tabi ozel bir durum varsa bilemiyorum ama cok asilamaz bir sorun yoksa ve anlasabileceginize itimad ettiyseniz aranin bu kadar uzamasi yerine evlilige dair adim atsaniz daha guzel olur gibi geliyor. Zor sartlarla karsilassaniz da, omrunuzden bes yili esiniz olacak kisi ile gecirmek ve bu zorluklari beraber goguslemek, ayri ayri yasayip meraklara vehimlere ducar olarak gecirmekten daha guzel olurdu. Kisa sureli bir nisanlilik sureci olsa alti yedi ay zarfinda evlenecek olsaniz belki az gorusmek sorun olmaz. Iki taraf da anlasacagina ikna olmustur ve teferruata dalmak istemiyordur. Zaten ev hazirligi vs gundemleri… bedenen uzak olsalar da ruhen yine nisanlilari ile yakindirlar. Gunleri onun hayaliyle geciyordur. Ama bes yil icerisinde bu kadar az gorusmek sogukluga yol acarsa ve ayrilirsaniz (kotu ihtimali de dusunmek zorundasiniz), bunun hem duygusal tahribati buyuk olur hem omrunuzden bes koca yil harcanmis olur.
    O yuzden birbirinizi tanimiyor da geciktiriyorsaniz sureyi kisaltip tanima imkanlarinizi artirin derim. Bu surekli mesajlasmak elele kol kola gezmek ve haram yollara basvurmak degil tabi. Yani evlilige dair kafanizdaki soru isaretlerini konusacaginiz yogun bir evlilik gundeminiz olsun, rutin gunluk sohbetleriniz yerine.
    Eger yeterince tanidiginizi dusunup kalben de mutmain olmussaniz da cok buyuk bir problem, asilamaz bir engel yoksa evliligi cok ertelemeyin derim. Gundeminiz evlilik olunca yani tempo o yonde yogunlasinca zaten sohbet konulari da kendiliginden acilacaktir. Simdi nasilsa zaman var mantigi ile belki sozlunuz gorusmeyi zamana yayip seyreltiyordur ki isin tadi kacmasin. Laubali olunmasin. Diger yanda yine evlilik uzak oldugu icin kendi yasamina dair kosturmacalar vs.
    Siz bilirsiniz elbette ama cok az bir malumatla benim aklima ususenler bunlar. Hayirlisini dilerim hakkinizda.

  4. Arzu diyor ki:

    Hayirli günler .. Ben sozluyum 2 yıldır . sözlüm ile farklı şehirlerde yaşıyoruz yılda sadece bi defa görüşme ihtimalimiz oluyor .. ve kendisi ile öyle uzun uzun konusmalarimiz olmuyor yani söyle soylim mesela 4 gün oldu hiç msj atmadi ama onunla konusuncada her şeyi unutuyorum o ayrı bir konu .. Ben bir yerde yanlış mı yapıyorum diyorum kendime sevgi vermeden sevgi mi bekliyorum .. Kendisi ile bi ara konuşmuştuk bana ben seninle komşunca ozlemim artıyor beklemek daha zor geliyor ve onumuzde 3 yil gibi bir sure var daha da zorlasir surec demişti o zaman içim ferahlatmisti.. Ben tecrübe sahibi bilgili ablalarimin bilgilerinden faydalanmak istiyorum . Yolun başındayim daha ve hala sema Hocamın kitaplarini okudum Allah razı olsun çok faydası oldu .. Ben mi yanlış yapıyorum yada çok mu gereksiz bir şey üzerinde üzülüyorum bilemiyorum .. bakıyorum çevremde sevgili nisanli olanlar var ya birbirleri ile konuşuyorlar sürekli yada arasiyorlar biz onunla ayda bir falan ancak telefonla görüşüyoruz .. En temel sorun da bi sureden sonra ikimizde konuscak bir şeyler bulamiyoruz bunda ikimizin de sosyal hayatta sessiz karakterli olması da olabilir mi diyorum .. Ben saliha bir kadın olmak ve kaliteli bir evlilik yapıp eşimi mutlu etmek istiyorum .. dua beklerim. Allaha emanet olun. . Yorumlarınızı bekliyorum inşâallah Allah razı olsun (sema hocam size nasıl ulaşacağımi)

  5. Yahya diyor ki:

    Sema Hanımın yazısı çok güzel ve yerinde olmuş ancak lakap/hitap ile ilgili bir husus daha var:

    Çiftlerin birbirine özellikle dışarıda söylediği sözüm ona sevgi sözcükleri…
    Ör. Aşkııım, bebeğiiim (özellikle erkeğe söylenen), canııım, hayatııım, meleğiiim v.b.
    Bu sözcüklerinde yersiz ve fazla kullanımı veya sürekli kullanımı, toplum içinde kullanımı çok çirkin ve rahatsız edici olabiliyor.

    Hatta bu sözüm ona sevgi sözcükleri TV/Sosyal medyada dahada cıvıklaştırılarak: aşkito’m, caniko’m, bebem, “lan”lı sözler vs… gibi ifade ediliyor.

    Selam ve dua ile…

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Yahya Bey.
      İşin içinde riya varsa insan niyetinden ve duygularından emin değil demektir. Eğer bir insan eşini ne kadar sevdiği konusunda kendisini topluma ispat etmek zorunda hissediyorsa o insan sevgisinden emin değildir. Keşke duygularda sahtecilik de suç sayılsa :)

    • Tuğba diyor ki:

      Çok güzel bir konuya değinmişsiniz Yahya Bey.Günümüzde bu sevgi sözcükleri o kadar laçkalaşmış ki, insanların özelinde mahremiyetinde kalması gereken her şey uluorta saçılıp döküllmüş gibi görünüyor. Bu bir akım gibi herkes eşlerine herkesin içinde söylemek zorundaymış gibi hissedebiliyor. Yani bilmiyorum insan yorum yaparken de çekiniyor,bunu kınamak amaçlı söylemiyorum ama galiba edep sınırlarımızda sıkıntılar var.

    • .../nisa diyor ki:

      Yahya bey,

      Yazdığınız hitaplar itici olmakla beraber bir erkeğe söylenemeyecek türden. Kaniş köpeğine hitap eder gibi yada bir hanım arkadaşa hitap eder gibi. Kelimeler değişince ilişkilerimiz davranışlarımızda bir tuhaf oluyor. Bunun sohbetini iki gün önce arkadaş ortamında yapmıştık tevafuk oldu.

    • Feyza diyor ki:

      Bu lakaplarin abartili kullanimi bana da hos gelmiyor ve yapmacik buluyorum.
      Yani basbasa iken bilemeyiz tabi kim neyden hoslanirsa oyle hitap etsin ama uluorta veya telefonda “askim cicegim canim” deyip eve gidince de canin ciksin demek ne kadar samimi :)
      Hem utanir ki insan..

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Sonradan aklıma geldi paylaşmış olayım.

      Sinema filminin birinde bir kadın bahsettiğiniz durumları görünce bizim zamanımızda ibadet de gizliydi muhabbet de diye söyleniyordu. İkisinin de gizli olanı makbul ki riya olmasın…

  6. Feyza diyor ki:

    Cok dikkat ettigim ve kesinlikle tasvip etmedigim bir mevzudur, cevrede gordugumde de son derece rahatsiz oluyorum ablacim.
    Heryerde boyle mi bilmiyorum ama bizim orda kopeklere hep Arap ismini veriyorlar. Bu da beni rahatsiz ediyor, nihayetinde irkin irka ustunlugy olmasa da Efendimiz asv da Arap soyundandi ve kopeklere bu lakabin takilmasini hurmeten tasvip etmiyor, bir kopegi o isimle cagirmayi dilime degdiremiyorum.
    Bir baska rahatsiz oldugum sey de toplu ortamlarda asiri civik lakap ve hitap tarzlari. Yapmacik geliyor. Kari koca da olsa umumi ortamda ya da buyuklerin yaninda bu askim, gulum balim gibi sozleri bagira bagira sarfetmesi bana biraz abartili geliyor. Basbasa ya da ev ortaminda olsa da cok daha uygun ve hos durur.
    …diye dusunuyorum :)

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Feyza Hanım.

      Köpeklere isim takmayla ilgili yazdıklarınıza şaşırdım ve üzüldüm doğrusu. Ömrümde ilk defa sizden duyuyorum. Hayvanları geçtim bizim oralarda insanlara isim verirken bile çekinir aileler, Yasin, Muhammed gibi isimleri vermekten çekinirler. Ayşe, Fatma, Emine, Ahmet, Mehmet, Ali Osman, Mehmet Ali, Mustafa, Hüseyin, İbrahim, Süleyman. Çoğunlukla kullanılan isimler bunlardır. Hayvanlara sarıkız, karakaçan, karabaş gibi genel adlar verilir…

      Anlattığınız durum en hafif tabirle densizlik…

      • Feyza diyor ki:

        Sizin yorumunuz uzerine benim de zaten var olan merakim artti ve google’a bu konuyu sordum Fatih bey. Kopeklere arap ismi vermek diye yazinca birden cok sonuc cikti. Hatta gecen yillarda siyasete dahi konu olmus bu durum yani bizim oraya mahsus degil ama yayginmis. Vesileyle bunu da ogrenmis oldum. :)
        Siyah tuylu kopeklere genellikle bu sekilde isim takip cagiriyorlar hala ve hatta daha gecen bayramda denk geldim.
        Hepsi kasitli yapiyor diyemeyiz, iclerinde bilincsizce kullanan ve aliskanlik icabi dusunemeyen de vardir fakat elimden geldigince rahatsizligimi dile getirip tenkid ettigim bir durum bu.
        Olmasi gereken ise sizin oralarda oldugu gibi…
        Padisahlarimiz Muhammed ismine hurmeten Mehmed ismini kullanmislardir. Yine bazi isimlerin basina abd eklemeden kullanmamaya gayret ederiz. Abd(er)-Rezzâk, Abd(el)-Lâtif, Abd(es)-Samed…..vb.
        Miras olan kulturumuzde ilim vasitasi oldugu icin kagida dahi hurmet edilmis belki bilirsiniz. Kagit degerlidir, bos kagit israf edilmez, yere atilmaz, necaset temizliginde kullanilmaz. Bunlara hala riayet etmeye calisiyoruz. Yine kalem ve hatta murekkep..
        Cok teferruat olsun istemiyorum ama Imam-i Rabbani hz. parmaginda nokta seklindeki murekkep lekesini fakedince def-i hacet icin girdigi yeri derhal terkedip once ellerini yikamayi uygun gormustur. Cunku elinin uzerindeki o nokta Kur’an harflerini yazmak icin bir vasita oldugundan necis bir mekana o murekkep lekesini tasimayi edebe mugayir bulmustur. Biz o kadar, ince/lemiyoruz, incelemiyoruz, ince dusunemiyoruz Allah affetsin ama Islam buyuklerimizin edebi bizim de isaret taslarimiz.
        Kelpe Arap ismini takma meselesine donersek…
        Nef’i’nin, kendisine kelp diyen Tahir Efendi’ye verdigi meshur ve nuktedan cevap ile konuyu baglayip bu vesileyle kelpe Arap ismi verenlere de kucuk bir atifta bulunalim.
        ‘Tahir Efendi bana kelp demis Iltifati sozde zahirdir. Maliki mezhebim benim zira, Mezhebimce kelp Tahir/tahir’dir.’
        :)

      • Yahya diyor ki:

        Fatih Bey sadece köpek isminde değil hamam böceğinde de özellikle bir şahıs ismi kullanılır…. Benzer şekilde Şaban ismi ve belki daha neler var… aşina olduğumuz için rahatsız dahi olmuyoruz.

        Benzer şekilde Müslüman isimleri çirkin bir şekilde kısaltılarak kullanılıyor apo, muzo, memo, ibo, sülo, fatoş, zeyno vs…

        Ayrıca dizi/filmlerde görüyoruz; tahkir edilmek istenen karakterlere özellikle bizim hürmet ettiğimiz isimler kullanılıyor. Mesela bir dizinden: emine, hüseyin, ismail, şükrü… diğer bir diziden: hicabi, kemal, şevket, kadri vs…

        Bu isimler bu karakterler ile o kadar derin beynimize işliyor ki… kızımıza “emine” ismini koymayı düşündüğümüzde aklımıza hor görülen itilen kakılan hizmetçi karakteri geliyor.

        … bence edepsizlik.

        Selam ve dua ile…

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Yahya Bey, Feyza Hanım.

          Yazdıklarınıza üzülerek katılıyorum. Hangi birini yazacağız. Topluma öyle rol modeller çizildi ki. Özellikle Yeşilçam’da ayyuka çıkan şeyler var. Sahtekar hocalar, çarşaflı “öcü” teyzeler. Şehirli olunca diksiyonunu düzelten ve başörtüsünü çıkarıp “modernleşen” anneler.
          Hele ki malum yapının ordumuzu yıpratıp teröristlere karşı ezik gösterip askeri aşaladığı diziler. Ne kadar örfi, dini değerimiz varsa ayaklar altına alındı. İsim ve lakaplar da bir parçası. Bazı üniversiteliler de birbirine hocam derlermiş. Başlarda maksatlı gibi gelmişti ama aşağılama anlamında kullanılmadığını görünce çok laf etmediydim. Ancak bir dizi vardı hani öğretmenim yerine hocam deyince hoca camide diye hışımla bağırırdı öğretmen.
          Hocalar camide olacak din vicdanlarda kalacak. Peki ya sonra. Kadının saçından mı etkileniyorsunuz pis sapıklar tesettüre ne gerek var diyenler göz kamaştıran dolgun saçlar diye şampuan reklamı yapacak.

          Bu konular çok kızdığım mevzular durmazsam sabaha kadar yazarım. Niye kızıyorum. İnsanların gözünün içine baka baka yalan söylenmesine. Dini,örfi değerleri her türlü ayaklar altına almak için yapılan manüplasyonun inkar edilmesi insanın canını sıkıyor. Bari mert olsunlar…

    • Yasir diyor ki:

      Ben küçükken memleketimde de köpeklere Arap ismi verilebiliyordu. Çocuktuk ve aklımıza herhangi bir kötü anlam gelmezdi. Şu an Arap isminde bir köpek görsem yine aklıma kötü bir şey gelmez. Bir kartala Arap ismi verilirse ve bundan rahatsız olunmuyorsa diğer hayvanlara da böyle isimler verilebilir. Hz. Hamza’ya Allah’ın aslanı denilmiyor muydu? Ebu Hureyre’ye kedilerin babası denilmiyor muydu? Şimdi Köpeğin suçu ne? Son derece dost bir hayvandır ve aslandan kartaldan ve kediden bir farkı yoktur. Bu sadece kültürel bir yargılamadır. Aşağılamak için kullanıldığını düşünmüyorum.

      • cihad diyor ki:

        Yasir Bey,

        Kelbin niçin hakir görüldüğü ile ilgili şöyle bir izah var. Belki meselenin hikmeti bu izah ile anlaşılabilir.

        “”Arkadaş!
        Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebeb olur.
        Meselâ: Kelb, bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı hasene ile muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihar etmiştir.
        Hattâ sadakat ve vefadarlığı darb-ı mesel olmuştur.
        Bu güzel ahlâkına binaen, insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmağa lâyık iken, maalesef insanlar arasında mübarekiyet değil necisü’l-ayn addedilmiştir.
        Tavuk, inek, kedi gibi sair hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı halde, insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedirler.
        Bunun esbabı ise, kelbde hırs marazı fazla olduğundan esbab-ı zahiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün’im-i Hakikî’den bütün bütün gafletine sebeb olur.
        Binaenaleyh vasıtayı müessir bilerek Müessir-i Hakikî’den yaptığı gaflete ceza olarak necis hükmünü almıştır ki tahir olsun.
        Çünki hükümler, hadler günahları afveder.
        Ve beyne’n-nâs tahkir darbesini, gaflete keffaret olarak yemiştir. Öteki hayvanlar ise, vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar.
        Meselâ: Kedi seni sever, tazarru’ eder, senden ihsanı alıncaya kadar.
        İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muarefe yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur.
        Ancak Mün’im-i Hakikî’ye şükran hisleri vardır.
        Çünki fıtratları Sâni’i bilir ve lisan-ı halleriyle ibadetini yaparlar.
        Şuur olsun olmasın…
        Evet kedinin “mır-mır”ları “Yâ Rahîm!
        Yâ Rahîm!
        Yâ Rahîm”dir.
        Mesnevi-i Nuriye – 71″”

      • Yahya diyor ki:

        Yasir bey yapılmak istenen de tam budur.
        Öncelikle küçüklüğüme baktığımda siyahi bir insan gördüğümüzde biz onu “arap” olarak düşünür ve isimlendirirdik.
        Halbuki Arap bir ten rengi değil, bir ırktır ve beyaz/esmer bir ırktır.

        Hatırlarsanız eski Türk filimlerinde veya benzer neşriyatta zenci karakterlere arap …. (bacı, celal vs.) gibi lakaplar ile hitap edilirdi.

        Arap sabununa bile zenci portresi konulduğunu bilirim.

        Niçin siyah kediye, kartala, kargaya, keçiye, öküze vs. arap denilmiyor da siyah bir köpeğe arap ismi veriliyor? Çünkü bizde “köpek” aşağılayıcı bir tabirdir ve pistir.
        Netice olarak: siyah renkli köpeklere “Arap” demek önce Arapları, sonra da Müslümanları aşağılamaktır esasında…

        Ve şimdi empati yapalım, siz bir Arapsınız ve Türkiye’ye geliyorsunuz, siyah köpeklere “Arap” denildiğini Arap gel, Arap git, Arap yat şeklinde talimat verildiğini görüyorsunuz, ne hissedersiniz?

        Her ne kadar aşağılamak için söylenmese de hindiye bir çok dilde “Türk” denildiği gibi, bizde de zamanında hindistandan geldiği düşünüldüğü için “hindi” denmiş…!
        Ki yurt dışında bize hindi denmesi, bizi son derece rahatsız etmektedir…

      • Feyza diyor ki:

        Yasir bey kopekleri biz de seviyoruz. Sadik, sempatik ve herseyden once Allah’in yarattigi bir hayvan. Ama necistir ornegin. Evde beslenmez. At mesela asaleti ve ihtisami, aslan liderligi, yarasa kan emiciligi, akbaba firsat kollayiciligi, kus ozgurlugu, karinca caliskanligi… simgeler. Hepsi Allah’in yarattigi mahluklar fakat halk arasinda bir de cagrisim yaptigi anlamlar var bunu yok sayamazsiniz. Mesela bir insana okuz demek hakarettir kopek demek hakarettir. Halbuki okuz de insanliga cok hizmeti olan bir hayvan ama biri size okuz dese tesekkur ederim demezsiniz.
        Ya da bir insana hakaret etmek isteyen biri kartalim, aslanim demez. Babaniz size aslan oglum diye seslense iftihar edersiniz. Size kopek oglum diye seslense rahatsiz olursunuz.
        O yuzden kulturel birsey oldugu kesin ama zaten bizim de elestirdigimiz bu kulturel durum. Kulturumuze neden boyle yerlesmis orasi ayri mevzu fakat madem yerlesmis o halde bu kulturde bir kopegi caninizdan cok da sevseniz ona bir kopek ismiyle hitap etmelisiniz. Cocukca takilan lakaplar da zaten bu kulturun bir yansimasi, oyle gordunuz ki oyle isim koydunuz. Yani kulturumuzde kopegi argo literaturdeki hakaret icerikli anlamindan siyirmayi basarmadikca bir kopege Efendimiz asv in mensup oldugu bu irkin ismini vermeyi de layik gormemelisiniz.
        Bakin yukarida yazdim. Kelb ismi hicivlere dahi konu olmus bir benzetme.

  7. Sadece Fatih diyor ki:

    Yaftalamaların en rahatsız edici, kırıcı olduğu hal karşınızdaki insanın bilinçaltında size yapıştırdığı etiketlerin ortaya çıkması durumu. Bilinçaltı kelimlere er ya da geç yansıdığı gibi bulunduğunuz ortama göre dedikodu yoluyla da bu yaftalamaları öğrenme imkanınız oluyor. Ev halkı genelde birbirine karşı açık davranabildiğinden bir şekilde tolere edilebiliyor belki ama sosyal hayat ve iş hayatında aynı toleransı göstermek mümkün olmuyor. Özellikle yüzünüze gülen insanların aslında ilginç denebilecek hatta iftira denebilecek yaftalamalarda bulunması sinir bozucu oluyor.

Dünden Bugüne

Nasıl Hitap Ediyorsunuz?

Bir mikrop gibi nasıl geldi yerleşti dilimize, bilmiyorum. Çocuklara, gençlere hitaplarımız bozuldu.  Neredeyse kimse çocuğuna “Oğlum, kızım, yavrucuğum, evladım, çocuğum…” demiyor. Anne-babalar çocuklarına “anneciğim, babacığım” diyor, halalar çocuğa “halacığım” teyzeler” ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayın, onbeş yaşına kadar onlarla arkadaş olun, on beş yaşından sonra da onlarla istişare edin.” ( Hz.Ali)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku