Evlerin Efendi’si Çocuklar mı?

04 Mart 2019Mehmet Emin Karabacak5 Yorum »

mehmet1-150x150Ömer bin Hattab (r.a) şöyle dedi: “Cebrail (a.s), Nebi (s.a.v)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda Nebi (s.a.v) ona şöyle cevap vermişti: ‘Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!’

Cebrail (a.s): ‘Bana kıyametin alametlerini söyle’ dedi.

Nebi (s.a.v.): ‘Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!’ buyurdu.” (Müslim, 8)

Hadiste geçen özellikle “Cariyenin efendisini doğurması” ibaresini düşündüğümüz zaman, Peygamber Efendimiz (s.a.v) sanki asırlar öncesi, günümüz annelerinin düşecekleri durumu tarife etmektedir.  Günümüz annelerin durumlarına şöyle bir baktığımız zaman, çocuk yetiştirirken çektikleri sıkıntılar ve karşılığında gördükleri muameleler ortadır.

Anne babalar, çocukları için gecesini gündüzüne katıp bütün enerjilerini harcarlarken aynı güzellikler, çocuklar tarafından anne babalarına gösterilmemektedir.

Cenab-ı Hakk:“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «Öf!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” (İsra,23)  buyurduğu “Öf” bile denmeyecek anne babalara çocuklar, arkadaşlarına hitap eder gibi hitap ettikleri, cariye gibi davrandıkları bir çağda yaşamaktayız.

Günümüz anne babaların birçoğu yokluk ve sıkıntı içinde büyüdükleri için, aynı sıkıntıları çocuklarının da yaşamalarını istememektedirler. Bu, düşünce olarak güzel fakat uygulamada birçok sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Bunun sonucunda yok yoktan anlamayan ve yokluk bilmeyen bir nesil ortaya çıkmaktadır.

Yemeyip yedirilen, giymeyip giydirilen, el bebek gül bebek büyütülen çocuklar, büyüdükleri zamanda aynı fedakârlığı anne babalarından beklemeye devam edeceklerdir. Anne babaları tarafından okumaları için fedakârlık yapılan çocuklar, adam olmak yerine sorumsuz oldular. Her hizmetleri ayaklarına götürülen bu çocuklar, kendi ayakları üzerinde duran, bağımsız bir kişi olmaları beklenirken bağımlı birer kişi oldular. İhtiyaçları zamanında karşılanmadığı zamanda anne babalarına cariye ve köle gibi muamele etmektedirler.

Biz görmedik onlar görsün, biz çektik onlar çekmesinler, okusunlar adam olsunlar diye daha doğmadan kullanacağı tüm eşyaları alınır. Daha iyi beslensin diye özel mamalarla beslenir. Daha rahat etsin diye konforlu beşik ve yataklara yatırılır.  Yürümesini düşe kalka öğrenmek yerine örümceklerle öğretilir. Kendi yerse karnını doyuramaz diye kocaman olmasına rağmen anne babası tarafında yedirilir. Dışarda oynarsa bir yerini incitir diye teknolojinin getirdiği oyuncaklar önüne yığılır. Her şeylerin en iyisi çocuklar adına düşünülüp yapılmaya çalışılır. Eğer anne çalışıyorsa bakıcının en iyisi tutulur. Kreşinde en iyisine verilir.

Çocukların okul çağı gelince en iyi okul en iyi öğretmen derdine düşünülür. Okula gidip gelirken yorulmasın diye servise verilir. Sabahları evin prens ve prensesini kaldırmak için ayağına en az dört beş kez gidilir. Gerekirse kahvaltısı ayağına götürülür. Çantası, beslenmesi, harçlığı okula gitmeden hazırlanır. Eğer servisle gidip gelinmiyorsa okul çantası anne babası tarafından taşınır. Okusunlar büyük adam olsunlar diye yapılan bütün fedakârlıklar, çocukları hazırcılığa alıştırdığında sorumluluk duygularını geliştirmeyecektir. Bugün okula giderken üst başını giyemeyen, yatağını, odasının toplayamayan, çantasını taşımaktan aciz olan çocuklardan sorumluluk duygusunu geliştirip büyük adam olması beklenilmemelidir.

Yine kimse rahatsız etmesin ve daha rahat ders çalışsın diye çocuk odaları özel donatılır. Ellerine anne babalarının dahi kullanamadığı son teknolojik özelliklere sahip telefon alınıp verilir. Dahası telefonuna da bilmem kaç dakika, kaç bin SMS ve interneti de her ay düzenli olarak yüklenir.

Ders çalışması için oda verilen bu çocuklar, odalarında ders çalışmak bir yana internet ve sanal alemde gezinmekten depresyona girmektedirler. Bunun sonucunda da çocuklar ne odalarından ne de sanal alemden çıkabilmektedirler. En küçük uyarılarda da psikolojileri bozulmaktadır. Aman psikolojileri bozulmasın odasında rahat ders çalışsın denilen çocuklar, odalarını haremlik selamlığa dönüştürdüklerinde odalarına da izin alınarak girilmektedir. Bu çocuklar, bırakın odalarını toplamayı okuldan geldikleri zaman odası toplanmadığı zaman evin hizmetçisine hesap sorar gibi annelerine hesap sormaktadırlar.   Adam olup sorumluluk sahibi olsun diye her şeylerini zamanında yapılıp tosun gibi yetiştirilen bu çocuklar, en küçük sıkıntılarda ister istemez toslayacak ilk kişilerde ister istemez anne babaları olacaktır.

Günümüz erkek çocukları kocaman oldukları halde anneleri yokken ocağa bir çay koyup kahvaltı usulü de olsa bir şeyler hazırlayamamaktadırlar. Kızların birçoğu bırakın yemek yapmasını doğru dürüst çay yapmasını bilmemektedirler. Okumaları için mutfaktan uzak tutulan bu çocuklara bir iş buyurduğun zamanda kıyameti koparmaktadırlar. Bugün birçok anne baba, çocuğuna bırakın marketten ekmek aldırmayı bir bardak su dahi isteyememektedir.

Baba oğlundan su ister; büyük oğlu yorgunum der, ortanca oğlu dersim var der, en küçük oğlu: “Kalk baba kalk! Bunlardan sana hayır yok kendin iç bir bardakta bana getir.” der.

Evet bugünün anne babalarının bütün dünyaları çocukları. Varsa yoksa onlar. Anne babalar, aman onlar üzülmesinler, sıkıntı çekmesinler, rahat etsinler, okuyup adam olsunlar diye yerli yersiz istekleri ikiletmeden alınır. İsteklerine hayır denmeyen bu çocuklar, zamanla kendilerinin efendi zannedip anne babalarına emirler yağdıracaklardır. İstedikleri olmadığı zamanda efendilikleri fazlasıyla yapacaklardır.

Görev yaptığım okulun birinde bir öğrenciden sürekli şikâyet gelmesi üzerine çocukla bir görüşme yaptım. Çocuğun öğretmeni, ailesi ve çocukla yaptığım görüşmede şu sonuçlara ulaştım. Çocuk çok zeki olmasına rağmen, şımartılarak büyütüldüğü için herkese illallah ettirmiştir.  Çocuğun babasıyla yaptığım görüşmede babanın söylediği şu cümle her şeyi anlatmaya yetiyordu: “Hocam, ben bu çocuk istedi diye gece ikide çarşıdan tavuk alıp getirdim.” (M. Emin Karabacak, Bayramlık İstemeyen Çocuklar, Tebeşir Yay. 4.Baskı, Konya,2016)

Anne babaların çocuklarına hizmet etmeleri ilkokul, ortaokul, lisede olduğu gibi üniversite öğrenim sırasında da devam etmektedir.  Hatta çocuklarını evlendirdiklerinde birazcık da olsa rahatlarına bakacağı zamanda yine çocukları tarafından torunlarına baktırılmaktadır. Böylece annenin hizmetkârlığı çocukların efendilikleri torunlarına bakıcılığıyla da devam etmektedir.

İşte günümüz anne baba çocuk ilişkisi bu şekilde sürüp gitmektedir. Anne babanın gecesini gündüzünü katıp hizmet ettiği çocuklar, bütün bu hizmetlere karşı anne babasını baş tacı yapması beklenirken cariye muamelesi yapmaktadırlar.   

Okullarda verdiğim seminer sonrası mümkün mertebe velilerin sorularını da cevaplamaya çalışırım. Malum seminer konularımız çocuk eğitimi olunca sorular da genelde çocukların söz dinlememeleri olur. Hocam; “Ben böyle yaramaz, böyle sorumsuz, böyle gailesiz çocuk görmedim…” sorularıyla sık sık karşılaşmaktayız. Hatta birçok öğrenci velisi üniversite okuyan çocuklarından da bu ve buna benzeyen konulardan şikâyetçilerdir.

Çocuklarından bu şekilde yakınan velilere kimse özel olarak üzerine almamak şartıyla şu geribildirimi veriyorum: “Bu çocuklar uzaydan gelmedi. Avrupa’dan Amerika’dan ya da Afrika’dan da bize eğitilmesi için gönderilmedi. Yuva’dan ya da konu komşumuzdan da emaneten almadığımıza göre o zaman çocuklarda değil de eğitimcilerinde ya da eğitimlerinde bir problem vardır diyorum.

Evet, günümüzde ders çalışmayan, laftan anlamayan, sorumsuz, vurdum duymaz çocuklar çok. Bu çocukların çok olmasına çokta, bu çocuklar yerden mantar biter gibi birden ortaya da çıkmamışlardır. Sonuçta bu çocuklarında bir anne babaları var ve bu çocuklar onların ürünüdürler.

 

Okunma Sayısı : 3.653

Yorum yapın

“Evlerin Efendi’si Çocuklar mı?” için 5 Yorum

  1. Fatma diyor ki:

    hocam peki nasıl bir yol izleyeceğiz bunun çözümü nedir?

  2. Misafir diyor ki:

    SORUMLULUK BİLİNCİYLE İLGİLİ OLARAK…

    ” Bir insan kendisine yardım eden eli, ısırmamalıdır!

    Lâkin bu el, kendisine yardım edilen insanın;
    -Kendisini keşfetmesine mani oluyorsa,
    -İç potansiyelini buduyorsa,
    -Bağlılık adı altında, onu bağımlı kılıyorsa,
    -Şimdi bir “yük” olup, gelecekte bir “büyük” olmasını engelliyorsa,
    -Kabiliyetlerinin inkişafına mani oluyorsa,

    O insan, kendisine yardım eden bu eli iyice “ısırmalıdır!”

    Çünkü, hayatta asıl olan öncelikle sorumluluklardır.
    Sorumluluklar ise devredilemezdir.
    Sorumluluklarını yerine getirmeyen insanların “seni seviyorum” cümlesi;
    -Hamalım olurmusun, hizmetçim olurmusun, kölem olurmusun, benim bana sunamadıklarımı sen bana sunarmısın, anlamına gelmektedir.
    Çünkü; insanlar iyi bir katırı, iyi bir eşeği, bol sütlü bir ineği de çok severler!

    Sorumluluklarını düzenli ve gerektiği şekilde yerine getirmeyen insanlarda “özgüven” gelişmez.
    Özgüven gelişmeyen insanlarda “sığıntı bir ruh hali” oluşur. Bu durum, sebep-sonuç ilişkisi olarak kaçınılmazdır.

    “Fıtrat boşluk kabul etmez. Sen kendini hakla meşgul etmezsen batıl seni istila eder.”

    Bahçeni çaPalamak için çabalamazsan, ayrık ve ısırgan otları, her tarafı istila eder.
    Sorumlulukları için çabalamayan insanlar da ayrık ve ısırgan otları gibi; uyuşturucu kullanımı, kötü arkadaş çevresi ve kötü alışkanlıklar peyda oluverir. Sorumluluğun zıddı; tembellik, atalet ve başkalarına yük olmaktır.

    Bir “yük” olanlar ise bir “büyük” olamazlar.

    Asıl olan yar olmaktır, bâr (yük) olmak değildir.

    Hastalık, musibet vb durumlar elbette istisnadır.
    İslâm toplumunda; açlar doyurulur, gözyaşı dindirilir, sıkıntılar giderilir. Gariplerin ve mustazafların kalbine “inşirah ve itminan” olacak her şey yapılır. Kalplerine ve gönüllerine “rızık” olunur.

    Amaaa….

    Bunlar yapılırken “parazit ve tufeyli” bir insan tipi yetiştirilmemesine de,
    “ameliyat yapan bir cerrah” ititizliği içinde özen gösterilir.

    Bir örnek:
    Bir yardım kuruluşu, yardım isteyen bir vatandaşın evine gidiyor. Evde gereken incelemeler yapılıyor. Evet, adam tekerlekli sandalyede, yarım felçli. Ama elleri harika çalışıyor. Aklı fikri yerinde maşaAllah. Yardım kuruluşu ona evinde oturduğu yerden, elleriyle yapabileceği çok basit bir iş öneriyor. Bir veteriner hekimin geliştirdiği bir şırınganın, birkaç parçasını birleştirip şırınga haline getirmek. Karşılığında hem asgari ücret alacak, hemde diğer ihtiyaçları giderilecek. Adam bu onurlu teklifi reddediyor. Sonraki yapılan incelemelerde felçli vatandaşımız, tekerlekli sandalyesiyle kahvede kumar oynarken gözlemleniyor…

    Konumuza tekrar dönelim…

    Rehber Ebeveyn Tutumu:
    Yol gösterir ve nasıl yapılacağını öğretir. Çocuğu şimdiden geleceğe hazırlar. Çocuğun sorumluluklarını çocuğa devreder. Mesela: Çocuğun yatağını nasıl toplaması gerektiğini, odasını nasıl düzenlemesi gerektiğini öğretir. Ama bunları çocuk adına yapmaz. Bu tutumla yetişen çocuklar, sorumluluk bilincini kazanmış, özgün bireyler olur. Kimsenin fotokopisi olmaz. “Mıknatıs etrafında savrulan metal toz parçaları” gibi, kimsenin etrafında savrulmaz. “Karton kişilik, uydu kişilik, uzaktan kumanda kişilik” olmazlar. Çünkü sorumluluk bilinci gelişince özgüvende gelişir. Bu sebeple “sığıntı bir kişilik” olmazlar. Net sınırları vardır. Gerektiğinde hayır diyebilirler. Duygularını inkâr etmezler. Gerektiğinde tavır koyabilirler.

    Garson Ebeveyn Tutumu:
    Öğretmez, yol göstermez. Her şeyi çocuk adına yapar.
    Çocuğu “bağlılık” adı altında kendisine “bağımlı” kılar.
    Çocuğu “zehirli sevgisiyle” gram, gram zehirler.
    Süpürge ettim dediği saçıyla, çocuğun nur topu gibi yıllarını, geleceğini süpürür ve çocuğu bir ömür boyu süründürür.

    Pekiyi bu sonuç niçin böyledir?

    Çünkü, zehirli sevgisiyle “sığıntı bir kişilik” kendi kendine yetemeyen, sürekli himayeye muhtaç bir kişilik yüklemiştir çocuğuna!
    Çünkü, bir “yük” olanlar, bir “büyük” olamazlar.
    Çünkü, çamla-meşe birbirinin gölgesinde büyümezler.
    Çünkü, ormanda en çok bodur kalan ağaçlar, başka ağaçların gölgesine sinen ağaçlardır.
    Çünkü çocuğun ellerine tutunması için, el verilerek, elleri tutuk hale getirilmiştir. Kullanılıp işlenmeyen her cevher, her öz kurur veya atıl hale gelir. Halbuki çocuğun ellerini,başka ellere muhtaç olmayacak şekilde kullanabilmesi için çocuğa “el verilmeliydi”

    Zehirli sevgiyle sözümona süpürge edilen saç, suç aletlerinin en büyüğüdür. Çünkü, sapasağlam ve özgün bir insanı, zehirle değil ama “zehirli sevgiyle” bir çeşit “felçli kişilik” haline getirmiştir. Tabanca ve bıçak belki bir kerede öldürür. Ama, zehirli sevgiyle süpürge edilen saçlar; suçların ve dahi gelecekteki işlenecek bütün suçların, beslenme kaynağıdır.

    Zehirli sevgi bütün zehirlerden daha tesirlidir. Parça tesirleriyle her an; saniye, saniye süründürür…

    Bir öğrencimin dediği gibi:
    “Beni zehirli sevginle zehirledin annem,
    Saçını süpürge edip, geleceğimi süpürdün annem,
    Aldığım nefesler, çektiğim çileye yetmiyor annem…”

    İslam alimlerinin hadisi şeriflerden çıkardıkları sonuçlara göre:
    Anne karnındaki cenine ruh üflendikten sonra, çok hayati bir zaruret olmadıkça, kürtaj yapmak haramdır.

    Pekiyi hayatın karnındaki çocuğuna gerekli sorumlulukları yüklemeyerek, zehirli sevgisiyle onu parça, parça kürtaj yapan,
    ( kullanılmak için verilen organları işlevsiz hale getirerek),
    yaşayan müteharrik bir meyyit (yaşayan ölü) haline getiren anneler, haram işlemiş olmuyor mu?! Hayatın karnındaki çocuğunu bu şekilde pedegojik ve pskolojik açıdan kürtaj yapmış olmuyor mu?

    Bedene yapılan fiziksel kürtaj haramda,
    İnsanın selim fıtratına yapılan pedegojik ve pskolojik kürtaj haram olamaz mı?!

    Annelik sadece doğurmaktan ibaret değildir. Çocuğunu uygun sınırlarla, ölçülü sorumluluklarla ve özgüvenle yoğurmaktır. Asıl annelik ve babalık budur. Doğurmak ve doyurmak büyütmek içindir.
    Çocuğa gelecek hazırlamak ise annelik-babalık değildir.
    Bu “hamal ve garson ebeveyn tutumudur.”

    “Rehber anne-baba” çocuğa gelecek hazırlamaz. Çocuğu geleceğine ve geleceğe hazırlar.
    Çocuğu geleceğine ve geleceğe hazırlamak ise;
    – İçselleştirilmiş doğru bilgilerle,
    -Model olmakla,
    -Düzenli ve nitelikli zaman ayırmakla mümkündür.

    Heyhat!

    Heyhat ki heyhat…

    Kitabın ihtiyaç maddesi olarak 233 sırada görüldüğü ülkemizde, öğretmenlerin bile
    (tanıdıklarımla sınırlı olarak söylüyorum)
    kitap okumadığı ülkemizde, nasıl olacak da rehber-anne ve baba tutumlarını yaygınlaştıracağız.

    Böyle bir hayat-memat meselesi gündemimizde bile yok. Her taraf mor çatı, pembe çatılarla dolu. Feministleri memnun etmekten, kadınlara tabasbus etmekten, sıra hiçbir zaman rehber anne-babalık okullarına gelmeyecek.
    Meğer ki bir mucize ola…

    Ya da şöyle desem çok mu umutsuz bir söz olur:
    Ne zaman ki topal bir karınca,
    Everest tepesinin zirvesine olan yolculuğunu tamamlarsa, bizde o zaman rehber anne-babalık okulları açılır.

    Bu bölümü bir fıkrayla şimdilik bitireyim:
    Bir çok hastalıkla malul bir mahkum, tedavi için belli aralıklarla hastaneye götürülüyormuş. Hastaneye her gidişinde doktorlar, cerrahi müdahelede bulunup, bazı parçalarını alıyorlarmış.
    Duruma vakıf olan hapishane müdürü hasta mahkuma takılmış:
    -Bana bak sen parça, parça firar ediyorsun.
    Her çıkışında bir parçanı dışarıda bırakıyorsun:-)
    Beni kandıramazsın!

    Bizim durumumuzda sanırım hasta mahkumun durumu gibi. Parça, parça intihar ediyoruz…

    Komutan Ebeveyn Tutumu:
    Bu tutumda anne-baba emirler yağdırır. Şiddet ve otorite hakimdir.
    Yol gösterilmez, nasıl ve niçin yapacağı öğretilmez. Sevgi ortamı yoktur.
    Bu sebeple, bu tutumla yetişen çocuklar; sinik, sönük güdük ve sinsi olurlar.

    Çünkü, baskı ortamı vicdanı geliştirmez, potansiyeli geliştirmez.
    Çünkü, çiçekler ılıman iklimde yetişir.
    Çünkü, saksıda çınar yetiştiremezsiniz.

    Vesselam…

    SELAM VE DUA İLE.

    • Misafir diyor ki:

      SORUMLULUK BİLİNCİYLE İLGİLİ GÜZEL BİR ÖRNEK:

      Mısırlı bir profesörün bir Batı ülkesini ziyareti sırasında hava alanında bir anne ve iki çocuğu arasındaki gözlemlerini anlatan bir makaleden alınan aşağıdaki bölümün sizler için yol gösterici olabileceğini düşünüyoruz.

      Özetle makale şunları söylüyordu:
      “Erkek çocuk 9-10 yaşlarındaydı ve gördüğü bir oyuncağı almak istedi. Annesi, oğlunun haftalık harçlığının o oyuncağı almaya yeteceğini, hatta isterse dondurma dahi alabileceğini biliyordu. Kız 5 yaşlarındaydı ve abisinin aldığı oyuncaktan o da almak istedi. Annesi oyuncak alırsa geriye hiç parası kalmayacağını, biraz sonra ağabeyi dondurma alırsa, kendisinin de dondurma isteyip istemeyeceğini iyi düşünmesi gerektiğini söyledi. Kız oyuncağı alma isteğini yineledi ve anne her defasında hiç kızmadan durumu çocuğa açıkladı. Kızın ısrarı üzerine oyuncağı almasına izin verdi. Ne var ki bir süre sonra oğlan çocuğu dondurma alınca, kız çocuğu da dondurma almak için annesine koştu.

      Anne hiç kızmadan çocuğu anladığını, ama onun daha önce bir seçim yaparak parasıyla oyuncak aldığını, dondurma için başka parası kalmadığını söyledi. İlginç! Yanı bütün bunları söylerken kız çocuğunun saçını okşaması, kendisine eşit biriyle konuşur gibi sakin, sakin sevecenlikle konuşmasıydı. Küçük kızın annesine ağlamaları, yalvarmaları, yakınmaları hiçbir sonuç vermedi ve dondurma alamadı.

      O zaman Mısır’daki kendi eşimi düşündüm. Eğer eşim benim gördüklerimi görseydi, bu kadının iyi bir anne olmadığını söylerdi. Ne olur sanki ufacık çocuk, üç kuruşluk dondurma alsan ne olacak sanki bu çocuğa bu kadar eziyet etmeye değer mi” derdi.”

      Söz konusu anneye göre, çocuklarının gelecekte sorumluluk duygusu içinde davranmaları, verdiği kararlarının sorumluluğunu almaları şimdi öğretilmeliydi ve bunun öğretimi ana-babanın sorumluluğuydu. Hastalıktan korunmak için yapılan aşının acısı gibi, sorumlu yaşamayı öğrenmesi için, çocuğun o anki acıyı yaşaması gerekiyordu.

      Sözün kısası:
      Sorumluluk öğretilmeden çocuklardan sorumlu davranış beklemek bir haksızlıktır. Unutmayalım ki, çocuklarımızın sorumlu bir kişilik geliştirmesini desteklemek biz büyüklerin ellerinde. Risk almayı bilen, sorunlarını çözümleyebilen, düşünce üretebilen bireyler yetiştirebilmek dileğiyle…

      DOĞAN CÜCELOĞLU.

  3. Raşit diyor ki:

    Ah! Ah! Derin yaralarımızı açtınız, Mehmet Emin Bey. Malesef bugün okullarda öğretmenler de bu yüzden paspas olmuş durumda. Özet olarak bizim kültürümüzde öğrencinin öğretmenine saygı duymak değil; saygılı olmak zorunluluğu olmadıkça hiçbir yere ulaşamayız. Öğrenci isterse öğretmenine küfredebilir, ama öğretmen asla öğrenciyi tenkit edemez, moralini bozamaz. Çünkü medya celladı hemen ensesinde bitiverir.

    • Bir Adem diyor ki:

      Gurbette durum biraz daha farklı. Sınıfların efendisi çocuklardan ziyade veliler, hocalar değil artık. Kesinlikle haklısınız. Gurbetteki sınıflarımı görünce imrenerek memleketime bakıyor(d)um. Lakin memleket yavaş yavaş aynı duruma düşüyor. Veliler artık çocuğu istediği notu kazanamayınca öğretmenleri mahkemeye sürüklüyorlar. Buna kaçkez şahit oldum.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"Sizin en hayırlınız, ailesine iyi davrananızdır. Çünkü ben ailesine en iyi davrananınızım . (Hadis-i Şerif) "

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku