Evliliğim İçin Neler Yaptım?

19 Kasım 2014Ademler & Havvalar, Haberler91 Yorum »

aile-karikaturBiz eşimle çok severek evlendik.  Herşey yolundaydı gayet mutlu bir evliliğimiz vardı. O benim ben onun üstüne titrer dururduk.  O ne derse emirdi benim için. Bir gün başı ağrırken ettiğim bir dua aklıma geldi şimdi. Dedim ki Rabbime Allah’ım ağrıyı onun başından al benim başıma ver. O gece başım hiç ağrımadığı kadar çok ağrımıştı. Tam bir buçuk sene cennet gibi bir yuvamız vardı. Herkes gıpta ile bakardı. Evimize gelen misafirlerimden kaç tanesi aynı şeyi söylemişlerdi. “… sizin evinizde başka bir hava var…”

Duygularımın güdümünde göklerde uçarcasına yaşadım. Duygularım mantığımı ve gözümü kör etmişti. Eşimin bazı hatalarına şahit olsamda onu kendi gözümde aklamayı becerdim her zaman. O benim için kusursuzdu. Maalesef ben Allah’ımdan çok eşime tapmaya başlamışım da farkına varamamışım.  Ama kusurlu insanoğlu bu kadar muhabbeti aşkı taşıyamaz. Çünkü o aşk öyle güçlü bir duygu ki Yaradan’dan başkasına yakışmaz. Ama benim Rabbim benim ona ulaşmamı engelleyen en büyük putumu kırıverdi.

Bizim sıkıntılarımız aralık ayında oğlum dünyaya gelince oğlumuzla beraber ailemize eşimin ailesi müdahil olunca başladı. Bana şunu yaptılar bunu yaptılar kesinlikle demeyeceğim. Çünkü kendi kendime söz verdim. Eşimin ailesi, eşim ve ben daha sonra memlekette eş dost akraba hep bir olduk bizim gül gibi yuvamızı az kalsın yıkıyorduk.

O zamanlar sakin olamıyordum. Can havli ile kaybolan huzurumu daha da sertleşerek elde edebileceğimi zannettim. Onlar hamle yaptıkça ben de misli ile cevap verdim. Ama sonuç hüsran oldu. Kim haklı kim haksız kim zalim kim mazlum yarın Hak katında belli olacak elbet.

Annecimin evinde oğlumla iki ay geçirdik. Çok zor günlerdi. Boşanma arasında geldim gittim durdum. Emin olun on kere boşanmak için sebebimiz vardı çünkü birbirimize çok hoyrat davrandık. Bunu evliliğinden umudunu kesenler için söylüyorum. Tabi kötü günlerde akıl veren dost görünümlü felaket tellalları çok olur. Kötü gününde hayır tavsiye edenler nedense azdır.  Zaten ben de millet ne derse onu dinlemeye hazırdım.

Bir gün oturdum kendi kendime karar verdim. Dedim ki ben bu yuvayı yıkmayacağım. Rabbimin en sevmediği helali yapmayacağım. Başta Allah’ım sonra oğlum için ve kendim için sabredeceğim. Benim zor günümde bir hal hatır sormayacak, ben yalnızlığıma ağlarken kendileri eşlerinin çocuklarının yanında sana nispet yapacak insanların ‘boşan gitsin’ dediklerini yada başka kötü her ne dedilerse umursamayacağım.(Birine boşan demek çok günahmış). Beni ayırsalardı ellerine ne geçecekti hangisi dost hangisi düşman bir türlü çözemedim. O ne dedi bu ne dedi diye hayatımı, yuvamı, çocuğumu, eşimi ve kendimi harcamayacağım harcatmayacağım. Ve bu yolda ne gerekirse yapacağım geri dönmeyeceğim.

İşe etrafımdaki insanları suçlamayı bırakarak başladım. Etrafımızdakilerin hatalarını deşmekten kendi hatalarımızı görmüyoruz bile. Bakış açımı değiştirdim dünyam değişti. Artık o bunu yaptı etti demek yerine ben de şunu yaptım hak ettim. Allah benim cezamı verdi. Hem Allah demiyor mu ‘Başınıza gelenler sizin ellerinizle yaptıklarınız iledir lakin Allah çoğunu affeder.’ Hatalarımı fark edince telafi yollarını aradım sonra zaten benim başkalarının yaptıklarını düzeltmeye gücüm yetmez. Ben kendi ettiklerimden mesulüm. Bu şekilde kendimle yüzleştim sürekli nefsimi aklamaktan vazgeçtim. Tıpkı bir doktor gibi önce tanı sonra teşhis sonra tedavi ettim sabır, tövbe ve duayla.

Tüm gururumu kibrimi ayaklarımın altına aldım. Gururumdan yapmam dediğim her şeyi yaptım.  O kırıldıkça ne kadar gururlu bir insan olduğumu gördüm. Gururum neye yarayacaktı ki yalnız kalmaktan başka. Zaten dost zannettiğim gururum değil mi beni bu hallere düşüren…

Ben son damlaya kadar sabreden ama taşınca sel gibi önüne ne gelirse yıkanlardanım. Aslında sabır son anda felaketin tosladığı anda yapılanmış. Benim yaptığımsa sabrını yavaş yavaş tüketmek son ana bir şey bırakmamak. Çok sinirli ve sabırsız bir insan olduğumu fark ettim. Bol bol okuyarak, Allah tan yardım ve sabır dileyerek yenmeye çalıştım. Ve bu sabrımı sakinliği her anıma en küçükten en büyük olaya kadar hayatıma geçirmeye çalıştım.

Bu süre zarfında imtihanım hep devam etti. Eşim beni sürekli denedi. Kalbimi kırdı üzdü. Aylarca kendimi onun karısı değil de hizmetçisi gibi hissettim. Artık dayanamayıp vazgeçeceğimi düşündüğüm anlarda hep başa dönüp niyetimi kontrol ettim ve sonra yine kırdım gururumu. O bana ne yaparsa yapsın sakin olup sabretmeye ona iyi davranmaya devam ettim.

Kimseden beklentiye girmemeye karar verdim. Nankör insanoğlu bunu Rabbim söylüyor. Kusurlu insanoğlundan kusursuz beklemek ahmaklıktır.Asla halden anlamaz kıymet bilmez. Ne istiyorsam ona önce ben davranmalıydım. Eşim bana arkasını dönüp yattı ben ona sarıldım. Özellikle baş başa iken ona önce ben yaklaştım. O benim yüzüme gülmedi ben ona hep güldüm asla ondan beklemedim. Ona mümkün olduğunca en küçük şeylerde bile itaat ettim. Onunla bir yerlere gitmek birlikte vakit geçirmek için fırsat kolladım. Onu düşündüğümü belli edecek tarzda kendime çeki düzen verdim, onun sevdiği yemekleri, pastaları pişirdim. Onun titizlendiği şeylere özellikle dikkat ettim.

Eşime yaptıklarımdan söylediklerimden pişman olduğumu söyledim ve özür diledim. O benden dilemedi ve hala kendini haklı gördüğü her halinden belli. O Allah’ı ile onun arasında buna ben karışamam.

Şeytan beni doldurmasın diye ben kendimi faydalı şeylerle doldurmaya gayret ettim. Beni üzen hatırlayınca canımı yakan ne varsa eşim ailelemde dahil onlara da tembih ettim ve hiç eskiyi konuşmadım. Bana zararı olduğunu beni kötü etkilediğini fark ettiğim arkadaşlarla görüşmeyi kestim. Özellikle boşan gitsin diyenlerle. İnsanların hakkımdaki kötü söz fikir ve davranışlarını umursamamaya karar verdim. Herkes ektiğini biçecek bir gün.  Faydalı kanallar izlemeye kitaplar okumaya başladım. Özellikle aile hayatıyla ilgili kitapları.

Herşeyi idare ediyordum ama en çok canımı yakan eşimle eski kıvamımızı bulamamaktı. Tefekkür imdadıma yetişti. Rabbim dermansız dert vermemiş. Ben çayı iki şekerli ve açık içerdim. Çok denedim şekeri bırakmayı ama hep pes ettim ve şekersiz çayın tadı mı olurmuş deyip kestirip attım. Oluyormuş meğer. Şekersiz çayın tadına vardım ben. Hem de demli içiyorum. Öyle çok lezzet alıyorum kieskisinden daha çok çay içer oldum. Nasıl ki şekersiz çay içemem diyordun şeker hem zararlı hem vazgeçilmez idi. Belki bu olaylar hayatında tat bırakmadı vazgeçilmezin çoğu duygunu aldı götürdü ama emin ol alışacaksın. Hatta şekersiz demli çay gibi daha lezzetli gelecek.

Yaşanan onca şeyle birlikte acıma duygularımız da törpülendi. Benim göz yaşlarım onun umurunda bile değildi. Ben de o çok kıymetli gözümün yaşını ona asla göstermedim. Gizli gizli ağladım ferahladım ama ona hiç belli etmedim. Somurtarak ne kendi güneşimi ne de evimin güneşini söndüremezdim. Ne kadar kabahatli olursaolsun erkek karşısında somurtan kadın istemiyor.

Kendime yeni uğraşlar edindim. Eşimle, ailesiyle, etrafın lafı sözüyle uğraşmayı bıraktım. Emin olun çok rahatladım. Beni asıl oğlumun babasına olan düşkünlüğü rahatlatıyor. Babası gelince uçarak gidiyor kapıya. Şimdi boşanmış olsaydık oğlumla babasının o en özel anlarına şahit olamayacaktım birbirlerine nasıl sarılıp öptüklerini, oynadıklarını göremeyecektim, oğlumu babasından ayırarak ona en büyük kötülüğü öz annesi olan ben edecektim ve babasının boşluğunu asla dolduramayacaktım

Beddua etmeyi bıraktım dua ediyorum. Kötüyü düşünmek ve istemek kalbimi karartmıştı. İyilik düşünemez olmuştum. Kin ve nefret etmeyi bıraktım onlarıanlamaya çalıştım. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.

Eşimin kusurlarını ve sınırlarını keşfettim ve onu öyle kabul ettim. Meğer ben onu hiç tanımamışım. Artık onunla beyhude savaşmıyorum onu tanıyorum kabul ediyorum kaderime razı oluyorum ve onu böyle sevmeye çalışıyorum.

Eşimi çok sahiplenir onu herkesten kıskanırdım. Onun bana ait olmadığını çok iyi anlamıştım zaten. O bana ait değil ben de ona aslında ikimiz de Rabbimize aidiz.

Eşime hakkını vermeye çalıştım. Kendimi onun hakkında iyi düşünmeye zorladım. Onunla savaşı bıraktım barıştım, gönülden affettim. Sonuçta o benim kocam, çocuğumun babası ve rızkımızı o vesile oluyor. İdare hakkı ona ait. Ona hakkını teslim ettim. Kadınlığımı ve yerimi bildim belledim. İntikam almak, misilleme yapmak gibi vesveselerimi susturdum. Kadına özellikle anneye merhamet, sükûnet ve itaat yakışıyor. Şimdilerde çok maddi sıkıntılarımız var. Harcamalarımızı kısıyorum.  Onu suçlayıp kendime kışkırtmak yerine ona destek oluyorum, teselli ediyorum.

Aşkı, romantizmi, gereksiz duygusallıkları bıraktım. Çünkü bunlar benim yuvamı kurtarmıyor aksine bunları istemek, beklenti içinde olmak daha da zarar veriyor.

Yıkmak kolay asıl mesele yapmak onarmak. Ayağı kırıldı, ağır yara aldı diye insan ölmez ya da öldürülmez. Evet  benim evliliğim büyük darbe aldı kırıldı ama ölmedi çok şükür. Kırık çatlak da olsa yaşıyor. Hem koparıp atmadım, vücudumun yaralarını sarıyorum.  Cenazesine ağlamıyorum, evliliğimin kurtulduğuna şükrediyorum. Hem her şeye gücü yeten Rabbim beni eski iyi günlerimden daha iyi bir hale getirmeye de kadirdir. Buna gönülden inanıyorum.

Artık duygularımın değil mantığımın ve Rabbimin güdümündeyim. Başınıza ne gelirse gelsin Rabbim her zaman bir vesileyle imdadınıza yetişiyor. Yeter ki hatalarınızı görmeyi bilin, nefsinizi ve şeytanı susturun, mantığınızı konuşturun ve düzeltmeye kararlı olun.

Allah sabredenlerle beraberdir. Her sıkıntının ardından mutlaka bir kolaylık verir. Ektiğimi yavaş yavaş biçmeye bile başladım. Eşimin hala beni suçladığını, beni artık sevmediğini tüm hayatım boyunca buna sabretmem gerekeceğini düşünürken üç ay sonra dün gece eşim beni uyuyor sandı ve yanağıma bir tane öpücük kondurdu. Ondan böylesi kıymetli bir öpücük hiç almamıştım.

Eşim eskiden iyi günlerimizde dahil mutfakta hiç yanımda durmazdı. Hep yanımda oturmasını isterdim ama bir bahaneyle yine kaçardı. Geçen hafta ben mutfakta günüm için hazırlık yaparken yanımdan hiç ayrılmadı ve yardım da etti. Başka bir gün de aynen şunu dedi ‘zaten yüzünü az görüyorum gel iki dakika yanımda otur.’ Tam bir senedir onun ağzından böyle güzel sözler duymamıştım. Beni hiç bu kadar mutlu etmemişti.

İnsanları kötü huylarını törpüleyip cennete tertemiz girsin diye veriliyor bu imtihanları Yaradan. Nasıl ki bedenimizi suyla temizliyoruz, imtihanlarla da Rabbim kalbimizi kirlerinden hastalıklarından arındırıyor ve Rabbim bizi tertemiz görmek istiyor. Mesela benim gururum o kadar törpülenmişti ki yıllardır konuşmadığım bir akrabamın gidip elini öptüm. Yüreğime yük oluyordu çok iyi oldu. Artık o akrabam aklıma gelince sinirlenmiyorum. Eskiden çok hatırıma gelir sinirlenirdim şimdi aklıma bile gelmiyor.  Kötü duygular başka kötü duyguları da tetikliyor. Kindar olmak sinir ve gururu peşinden getiriyor. Olayları okumayı bilmek gerek.

Neden verdin bu imtihanı diye isyan etmektense hikmetin ne Rabbim hangi hatamı düzeltmem için veriyorsun demeli.Kimin kalbini kırdım, kimi kınadım, kimi unuttum, kime vefasızlık ettim. Görmeyi bilirseniz.Sukut, sabır ve dua benim kurtuluşum oldu. Rabbim imtihanlarınızı kolay ve neticesi bakımından güzel eylesin İnşallah. Amin

http://cahidejibek.com/2014/11/17/evliligim-icin-neler-yaptim/

Okunma Sayısı : 17.939

Yorum yapın

“Evliliğim İçin Neler Yaptım?” için 91 Yorum

  1. Gulpembe diyor ki:

    Yazmayayim diyorum Misafir Bey lakin seytan durtuyor,malum kendisiyle aram cok iyidir.(Bknz: kadin cinsi:)

    Alintida ,Peygamberimiz sav bunu erkekleri teselli icin soyledi deniyor, yani rasulullah “ hosgorun erkek kardeslerim bunlarin analari da boyleydi” mi demek istemis? Cok hatali bir cikarim.

    Kaburga meselesinin Tevratta da gectigi dogru, o yuzden yillarca erkegin kaburgasini kadindan 1 eksik zannetmisler, tib ilerleyip kaburagalar esit cikinca, “ acaba bu kaburga buraya nerden geldi” demisler.

    Hakkinda saglam nas bulunmayan bir meseleyi boyle yorumlamak ifrattir. Cahil insanlarin kadina haksizca yuklenecegini kestirememektir. Bu zihniyetin cinsiyetleri aynilastirmak isteyip tefrit edenlerden bir farki yoktur, ifrat ve tefrit arasindaki denge ise hikmettir. Rabbimizden hikmet dileriz
    Hayirli gunler.

    • Misafir diyor ki:

      Selamün Aleyküm;

      Selam vererek başlasaydınız daha güzel olurdu sevgideğer Gülpembe Hanım kardeşimiz:-)

      Allah’ın rahmet ve bereketi üzerinize ve üzerimize olsun.Amin.

      Şeytanın dürtmediği kimse mi var muhtereme kardeşim.
      Hepimizi dürtüyor:-)
      Bizde inşaAllah okuduğumuz dualarla ve duaların muktezası mucibince hareket etmekle onu dürtüyoruz:)

      Ben şu ana kadar benim şahsıma karşı yanlış bir ifadenizi görmedim. Aksine hastalığım için dua ettiniz. Allah razı olsun. Bende hem size hemde Feyza hanım kardeşimize;
      Hz. Hatice ve Fatıma validelerimizin elinden cennet gelinliği giymeniz için dua ettim.

      Ol sebepten münbais rahat olunuz lütfen. Hürmet-i mukabele şartlarında dilediğiniz kadar yazabilirsiniz. Yeter ki saygı sevgiyi kaybetmeyelim. Bir görüş ve yorum için kalp kırmayalım. Buna çok dikkat ediyorum. Bir yorumcu kardeşimiz bana çok kırıcı bir cevap yazdığı için ona çok sert bir cevap yazmıştım. Onun dışında hep “kavli leyyini” düstür edinmişimdir.Benimle yazışmak isteyenlerde bu kurala riayet etmek şartıyla dilediği kadar tenkid eleştiri yapabilirler…

      Bir Söz:
      “Kalbin öyle nedenleri vardır ki, akıl onu izah edemez.”

      Alıntı yaptığım yazının yazarı çok tanınmış bir hadis profesörüdür. Sevdiğim ve hürmet ettiğim bir zattır. Riyazüssalihini şerh etmiştir. Bu yazıyı buraya alıntıladım diye yazının muhtevasıyla ilgili soruların muhatabı ben değilim. Lütfen müellifine sorunuz.

      Bana gelince…
      Benim imanım, akıldan ziyade kalbe dayanır. Bende akıl, kalbin arkasından gelir. Ben bunu güvendiğim bir doktorun ellerine kendimi teslim etmeye ve ameliyat olmaya benzetirim.

      Yani aklımın almadığı ve akılla izah edilemeyen konuları teslimiyetle çözerim. Bu bana müthiş bir huzur verir. Elbette kimlerin yorumuna teslim olacağıma dair kalbim önceden sinyaller almıştır. İlmiyle amil, ameliyle kamil geleneksel ehli sünnet çizgisindeki alimlerin yorumlarını dinlerim, okurum, kıyaslarım, en son bir de “Vesteftih kalbek” hadisi şerifi mucibince kalbime sorarım. Noktayı koyarım.

      Başkalarının görüşlerinede saygı duyarım.

      İmam-ı Azam hazretlerinden rivayet edilen bir söz:
      Allah ve Rasulunün dışındaki bütün sözler tartışılabilir. O yüzden bu bir yorumdur. Daha güzel yorumlarla ilme güzellik katmak mümkündür.

      Ben bir sözü kalbime koyacaksam hele hele dini konularda;
      güven, ehliyet, tutarlılık, sima analizi ve daha bir çok kriterim vardır. Bu şekilde kalbim kanaat ediyor. Başkalarına karışmıyorum. Modernist ilahiyatçılar gözümün önünde keramet gösterse, havada uçsalar, denizde yürüseler ve daha bir çok benzeri harikalıklar gösterseler istidraç der geçerim.

      Zaten bitkisel gıda terbiyesiyle benzerlerini hindularda yapıyor!

      Selam sevgi ve dualarımla…

      • Misafir diyor ki:

        ” Sahnede kötü rol yoktur,
        Kötü oynanan rol vardır”

      • Gulpembe diyor ki:

        Aleykum selam ve rahmetullah Misafir Bey,
        Yorum icin tesekkur ederim.

        Haklisiniz dusunemedim, elbette ben de size selam ve hurmetlerimi sunarim.
        Allaha emanet olunuz.

  2. Misafir diyor ki:

    MEDAR-I MÜNAKAŞA OLAN BİR HADİSİ ŞERİFİN (s.a.v) ANLAŞILMASINA MUTEDİL BİR YAKLAŞIM:

    Ne Maksatla Söylenmiş?

    Bir kere sadece kadını “eksik ve kusurlu, günaha meyilli, erkeğin günaha girmesinin baş müsebbibi, fitne unsuru” bir yaratık olarak görmek yanlıştır. Kadınları benzeri ifadelerle vasfeden bazı rivayetlerin maksadı, asla onları aşağılamak değil, onları daha iyi olmaya yönlendirmek, günahlardan uzak tutmaya çalışmaktır. Maksat bu olunca, hanım veya erkek ayırdetmeksizin ümmetini herkesten çok seven bir Peygamber’in onları istediği gibi uyarmaya elbette hakkı vardır; ama diğer insanların böyle konuşmaya hakkı yoktur. Çünkü kusurlu olmak sadece kadının değil insanın en belirgin özelliğidir. Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif âyetlerinde insanın “zayıf, câhil, zâlim, nankör, cimri…” olduğu belirtilmektedir. Şu halde erkek de kadın gibi günaha meyillidir, o da karşı cinsin günaha girmesinin baş müsebbibidir, o da kadınlar için bir fitnedir. Fitne, imtihan demektir. Allah Teâlâ her iki cinsi birbiriyle imtihan etmektedir. Bu tür uyarılarıyla Rabbimiz de, Peygamberimiz de bizi günahlardan uzaklaştırmak istemekte, daha doğrusu bizi günahlardan kıskanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz “Allah Teâlâ’nın kıskanmasının, haram kıldığı şeyi kulunun işlemesi” sebebiyle olduğunu belirtmektedir (Buhârî, Nikâh 107; Müslim, Tevbe 36). Şu halde zaaf hepimizin mayasında vardır. Kadınları zaafları var diye suçlamaya kalkmak yanlıştır, çirkindir, haksızlıktır.

    Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Veda Hutbesi’nde kadınlardan söz ettiğini, onlar hakkında bir vasiyette bulunduğunu hepimiz biliriz. Kâinâtın efendisinin ifadelerine bakarak, bu sözleri nasıl bir ruh hali içinde söylediğini tahmin edebiliriz. O sırada onun dünyaya vedâ etmek üzere olan gönlü şefkatle dolu bir baba gibi, gözleriyle kızlarını okşarken, karşısına aldığı oğullarına “Kadınları size emanet ediyorum, onlara iyi davranın” dediğini gözümüzün önüne getirebiliriz.

    Hz. Âişe annemizin söylediği gibi hayatında kadına bir fiske bile vurmayan (Müslim, Fezâil 79), dünyada en çok kadını, güzel kokuyu ve namazı sevdiğini söyleyen (Nesâî, İşretü’n-nisâ 1) bir Peygamber’in kadınları aşağılaması nasıl düşünülebilir. Öyleyse, feministleri ve feminist anlayışı bir yana koyup, gönlünde Peygamber muhabbeti şavkıyan bir müslüman duyarlığı ile kadınların aleyhindeymiş gibi görünen hadîs-i şerîfleri anlamaya gayret etmelidir.

    Bu sohbetimizde kadınların aleyhindeymiş gibi görünen hadislerden sadece ikisi üzerinde duracak, diğerlerini inşallah öteki sohbetlerimizde ele alacağız.

    Havvâ Olmasaydı

    Söz konusu hadislerden biri şudur: “Beni İsrâil olmasaydı et bozulmazdı. Havva olmasaydı kadınlar kocalarına ihanet etmezdi” (Buhârî, Enbiyâ 1, 25; Müslim, Radâ 64). Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere Allah Teâlâ bir zamanlar İsrâiloğullarına kudret helvası ve bıldırcın eti ikrâm etmişti (el-Bakara 2/57); onlardan bu nimetleri biriktirmeden yemelerini istemişti. Ama Cenâb-ı Hakk’ın kendilerini doyuracağına inanmayan o aç gözlü insanlar, “Ya bir gün bunlar bir daha gelmez olursa ne yaparız?” endişesiyle bu ilâhî ikrâmı depolamaya kalktılar. Bunun üzerine depoladıkları etler bozuldu, koktu. Hadisin ilk yarısında bu durum anlatılmaktadır. İkinci yarısında ise, Hz. Havva’nın Hz. Âdem’i cennetteki yasak ağaçtan yemeye iknâ ettiğine dair yaygın kanaate işaret edilmekte ve bu durum “ihanet” kelimesiyle anlatılmaktadır. Burada ihanet sözüyle kesinlikle ahlâkî bir zaaf ve günah kastedilmemektedir. Resûl-i Ekrem’in bu sözü, eşlerinden muhtelif şekillerde sıkıntı gören erkekleri, zaten annemiz Havva da babamız Âdem’i yasak meyvayı yemeye razı etmişti anlamında teselli için söylediği görülmektedir. Sevgili Peygamberimiz bu ifadesiyle kadınları nefisleriyle savaşmaya, onun her dediğini yapmamaya teşvik etmekte, erkekleri de eşlerinden fazla şikâyet etmeyip onlarla iyi geçinmeye, bazı yanlışlarına göz yummaya yönlendirmektedir. Bu hadisten kadınların aşağılandığı sonucunu çıkarmak insafsızlık olur.

    Kaburga Kemiği

    Bazı hanım kardeşlerimizin zihnine takılan hadislerden biri de şudur: “Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz” (Buhârî, Enbiyâ 1, Nikâh 80; Müslim, Radâ 60).Her halde burada bazı hanımlara ağır gelen ifade, kadının Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılmış olmasıdır. Yine Resûl-i Ekrem’in “Kadın kaburga kemiği gibidir” buyurması (Buhârî, Nikâh 79, Radâ 65; Tirmizî, Talâk 12), “Kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır” sözünün mecâzî bir anlatım olduğunu hatıra getirmekte ve anlaşılan bu ifadeyle kadının hırçınlığına işaret edilmektedir. Tirmizî gibi bazı âlimlerimizin bu hadisi “Kadınlarla İyi Geçinme” başlığı altında zikretmesi de bunu göstermektedir.

    Kadının Hz. Âdem’den yaratıldığı ise Kur’ân-ı Kerîm’de zaten açıkça belirtilmektedir: “Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini meydana getiren, ikisinden de birçok erkek ve kadın üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının” (en-Nisâ 4/1). Erkeklere her fırsatta kadınlarla iyi geçinmelerini emreden Hz. Peygamber bu hadisiyle onlara, kadınları dövmekle, söymekle yola getiremeyeceklerini hatırlatmakta, hiddet ve şiddet yerine ülfet ve şefkati tavsiye etmektedir.

    Bazıları bu ve benzeri rivayetlerin Kitâb-ı Mukaddes’te de bulunduğunu söyleyerek onları gözden düşürmeye çalışabilirler. Kitâb-ı Mukaddes’te bir hayli Kur’ân-ı Kerîm âyetinin benzeri bulunmaktadır. Şimdi bu âyetlerden de mi şüphe edeceğiz?! Elbette hayır. Böyle telkinlere kapılmamak gerekir. Bazı gerçeklerin ilâhî kaynaklı kitaplarda yer alması son derecede tabiidir. Kitâb-ı Mukaddes’te bozulmamış âyetler bulunduğu için, Resûl-i Ekrem Efendimiz bu kitaptaki rivayetleri “ne yalanlayın ne de doğrulayın” buyurmuştur. Bu hadisi problemli gören ve bu açıklamaya gönlü yatmayacak olan hanım kardeşlerime “hangi şeyden yaratılmış olduklarını” problem etmemelerini, kaburga kemiğinden yaratılmış olsalar bile, bunu bir aşağılanma görmemelerini tavsiye ederim ve kendilerine, bir zamanlar şeytanın da ateşten yaratıldığını ileri sürerek çamurdan yaratılmış olan Âdem’den üstün olduğunu iddia ettiğini hatırlatmak isterim (el A’râf 7/12). Mühim olan Rabbimizin bizi yaratması ve bize insanlık şerefini lûtfetmesidir. Hangi şeyden yaratıldığımızın ne önemi olabilir? Bu tamamen Cenâb-ı Mevlâ’nın bileceği bir iştir. Bu gibi konular üzerinde akıl yürütmenin hoş bir tarafı bulunmadığı görülmektedir. Biz iyi bir kul olmaya gayret edelim. Bilgimizin kapsamadığı ve hiçbir şekilde kapsamayacağı konuları da Allah’a ve Peygamberine bırakalım. Yüce Mevlâmızdan bize, rızâsına uygun bir ömür sürmeyi nasib etmesini niyâz edelim.

    Prf. M.Yaşar KANDEMİR.

    • Misafir diyor ki:

      ŞEMS VE BAŞ KÖŞE

      Rivayete göre, bir ilim meclisinde sohbet olurken, zamanın maneviyat yıldızlarından Şems Hazretleri meclise girer ve hemen kapının eşiğinin yanına oturuverir.

      Sohbet meclisinde bulunanlar, kendisini ısrarla başköşeye almak isterler.

      Bunun üzerine Şems Hazretleri şöyle cevap verir:
      -Eğer adam, adamsa;
      “eşiği de başköşe” yapar.
      Eğer adam, adam değilse;
      “başköşeyi de eşik yapar.”

      Nerde olduğumuz değil, nerde nasıl olduğumuz önemlidir.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      MİSAFİR’e…

      Öncelikle cuma günümüzün hayırlara vesile ve sizin hastalığınız için de hayırlı şifalara sebep olamasını Rabbim den niyaz ederim.

      Sizin geçmişte ve günümüz de “ders ve öğüt” niteliğinde ki paylaşımlarınızın şahsımız ve diğer “Ehli İman” sahipleri için çok faydalı bilgiler olduğunu ifade ve bu paylaşımlar için de teşekkür etmek isterim.

      Ancak, doğru bulduğunuz, onayladığınız ve bizler ile paylaştığınız Sn. Yaşar Kandemir’e ait bu yazıda ki görüşlerin ve konuya yaklaşım tarzının bir kısmının “haddinden fazla iyimser” olduğunu ve bu özelliğinden dolayı da ayaklarının yere basmayan bu fikirleri şahsımın kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade etmek zorundayım.

      Örneğin;

      “…ümmetini herkesten çok seven bir Peygamber’in onları istediği gibi uyarmaya elbette hakkı vardır; ama diğer insanların böyle konuşmaya hakkı yoktur” ifadesi benim SÜNNET ANLAYIŞIM ile uyuşmuyor. Çünkü Resulullah’ın “bunları ben söyleyebilrim, ben yapabilirim ama siz (ümmetim) söyleyemezsiniz, yapamazsınız, bunlar bana helaldir, size haramdır” dediği *hiç bir şey yoktur* bilgim ile taban tabana zıttır ve bu nedenle de yazarın bu bakış açısını kabul etmiyorum.

      Sayın yazar, efendimizin veda hutbesinde söylediği “Kadınları size EMANET ediyorum, onlara iyi davranın” hadisin de ki EMANET ifadesine orada kullanılma anlamdan ve amacından farklı bir mana vermiş. Efendimizin o hadisin de kullandığı “emanet” ifadesi ACİZ, GÜÇSÜZ, GÖZETİLMEYE, SEVK-İDARE EDİLMEYE ve KORUNMAYA MUHTAÇ OLAN ZAYIFIN daha güçlü, gözetmeye, yönlendirmeye, korumaya, sevk ve idare etmeye muktedir olana teslim edilmesi manasındadır.

      Bu durum emanet edilene ekstra sorumluluk yüklerken aynı zamanda YETKİ de verir. Emanet edileni ise sorumluluğunu alana veya sorumluluğunun verildiğine ( emanet edildiği kişiye) itaate (tabii olmaya) mecbur kılar.

      Nitekim Kuran da ki miras ayetlerinde ifade edilen “erkeğin miras da ki hakkı kadınların hakkının iki katıdır” ve “nikah da ki bir erkek şahide rağmen en az iki kadının şahitliği” zorunluluğu ve kadının kocası ile olan hukukunu (kocaya itaat) belirleyen ayet ve hadislerde ki kesin hükümler san yazarın yanıldığını şahsımızın ise bu konuda ki (emanet ifadesi) değerlendirmesini doğrular niteliktedir.

      Kaldı ki sn yazarın “…Hz. Havva’nın Hz. Âdem’i cennetteki yasak ağaçtan yemeye İKNA ETTİĞİNE dair yaygın kanaate işaret edilmekte” dair ifadesi Hz. Adem’in Hz. Havva’nın teşviki ve yönlendirmesiyle o yasak meyveyi yediği görüşünü direkt olmasa da dolaylı yoldan kabul ettiğini ispat için yeterli bir ifadedir.

      Zaten sn yazar “eşlerinden muhtelif şekillerde sıkıntı gören erkekleri, zaten annemiz Havva da babamız Âdem’i yasak meyvayı yemeye RAZI ETMİŞTİ anlamında teselli için söylediği görülmektedir” cümlesiyle de bu görüşün doğruluğunu kesin olarak KABUL ve BEYAN ediyor.

      Diğer taraftan kadınların Hz. Adem den yaratıldığına delil olarak gösterilen
      “Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini meydana getiren, ikisinden de birçok erkek ve kadın üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının” (en-Nisâ 4/1) ayetin de ki NEFS ifadesini Hz. Adem’in vücudu/bedeni olarak kabul eden görüş doğru değildir. Bu ayette kullanılan NEFS kelimesi maddi/biyolojık bir beden değil, muhakeme ve şeçme yeteneğinin/ayrıcalığının kaynağı/özü olan HAMMADDE manasındadır.

      Eğer genel kabul de olduğu gibi Hz. Havva Hz. Adem’in biyolojık bedeninden veya Kaburga kemiğinden yaratılmış olsaydı “PARÇA BÜTÜNÜN ÖZELLİKLERİNİ TAŞIR, BÜTÜNÜN KOPYASIDIR” kuralı gereği erkeğin tüm özelliklerine sahip olurdu.

      Son olarak sn yazarın “Bu gibi konular üzerinde akıl yürütmenin hoş bir tarafı bulunmadığı görülmektedir…Bilgimizin kapsamadığı ve hiçbir şekilde kapsamayacağı konuları da Allah’a ve Peygamberine bırakalım” ifadeleri Allah’ın Kuran’ın bir çok yerin de insanları “HALA AKLETMEYECEK MİSİNİZ, DÜŞÜNMEYECEK MİSİNİZ, AKLETMEZ MİSİNİZ, DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ” ifadeleriyle “BİZ BİLMEYİZ, ALLAH BİLİR, BİZ ANLAMAYIZ SADECE ALLAH ve RESULÜ ANLAR” türün de ki robot/kukla kul yaklaşımı ve düşünce tarzını ayıpladığını,istemediğini, eleştirdiğini ve görmezden gelmek.

      Bu anlayışın bir adım sonrası sakat ve geçersiz olan KADERİYYECİ görüştür.

      Selam ve dua ile bir kez daha geçmiş olsun.

      • Misafir diyor ki:

        Sevgideğer Abdullah Bir Bey Kardeşim,

        Hakkımdaki hüsnü zannınız ve güzel dualarınız için Allah ebeden-daimen razı olsun derim. Allah iki cihanda yüzünü ak etsin. Amin.
        Aynı güzel duaları bende sizler için ediyorum.

        Mezkur Hadisi Şerifi önceden bilmiyordum. Allah razı olsun. Sizin gündeme getirmenizle öğrenmiş oldum. Bunun için ayrıca teşekkür ederim.

        Muhterem Kandemir Hocamızın yorumunu,
        Muhterem Ebubekir Sifil Hocamızın yorumunu,
        ve bir sitenin yorumunu okudum.
        Diğerleri malum kökten reddetmişler.
        Bir site bu hadisi şerifi diyanetin ayıklanacak/atılacak hadisler listesine aldığından bahsetmiş…

        Benim daha önceki yorumlarımı ve kadın-erkek ilişkilerine yaklaşımımı siz gayet iyi biliyorsunuz. Netteki dostluğumuz hemen, hemen aynı zamanda başladı denilebilir. Bazen sizden daha katı ve sert eleştiriler ve reddiyeler yazmışımdır. Halende belli konularda düşüncelerim aynıdır. Çünkü bu konular üzerine çeyrek asır harcadım diyebilirim…

        Hadis ve Tefsir konularında; bir sohbet halkasında bir teşehhüt miktarı bulundum.

        Tefsir Hocamızın bir sözü aklıma “yirmilik çivi” gibi çakılmıştı:
        ” Ayeti Kerimeler ve Hadisi şerifler salt mantıkla ve akıl yürütmekle açıklanamaz. En az 20 ilim dalinda mütehassıs olmak gerekir”

        Bu sözü elimden geldiği kadar prensip edinmişimdir.

        Allah (C.C.)
        ve
        Rasulu (s.a.v) in

        Mübarek Kelamı olan Ayetler ve Hadisi Şeriflerle ilgili ben bunu düstur edindim.
        Modernist olmayan geleneksel ehli sünnet alimlerinin açıklamalarını ölçü aldım.

        Hocamızın aklımda kalan bir sözü de şöyleydi:
        “Bir konuda İcazetli bir alim bir söz söylerse bu bir “hükümdür”
        Ümmet, onunla amel edebilir.
        Aynı konuda farklı alanlarda ihtisas sahibi olanların sözleri ise bir
        “kanaattir”
        Kanaatler ise kişiseldir.

        Bu yazıyı sizi tekzip sadedinde değil, paylaşım olarak aldım. Bunu hassaten belirtmek isterim. Gerekmedikçe kimseyle tartışmaya girmiyorum. Daha çok faydalı bulduğum yazıları paylaşıyorum veya kısa kısa yazılar yazıyorum.

        Bende hem sizden hemde ismini daha önce zikrettiğim kardeşlerimden çok istifade ettim ve halen ediyorum.

        Minel mehdi, ilel lahdi…
        Beşikten mezara kadar talebeyim…

        Bütün yazar ve yorumcu kardeşlerimi en derin sevgilerimle selamlıyorum.

        Allah’ın Rahmet ve Bereketi Üzerimize olsun…

        Gününüz ve hafta sonunuz bereketli olsun inşaAllah

        Cenab-ı Hak bizleri bütün Ümmet-i Muhammedi;
        Şeytanın
        ve
        Feministlerin ve onlara çanak tutanların şerrinden muhafaza buyursun. Amin.
        Selam ve dua ile.

  3. Gulpembe diyor ki:

    Seysey hanim,
    Yorumunuzda cennetten cikmamiza hayiflanmis bir hava sezindim. Sizin bakisiniz nedir bilmiyorum fakat ben bu hadisenin cok hikmet ve hayrlara matuf oldugunu dusunenlerdenim. Hz.Ali cok guzel soyler “ daha buyumeden, cocukken ölüp cennete girmek ve Rabbimi orada tanimak beni simdiki halimden daha cok sevindirmezdi.” Yani dunya imtihani ile Rabbini tanimak pekcok defa daha lezzetlidir imanli insan icin.

    Affedildiler mi? Elbette affedildiler. Adem ve seytani birbirinden ayirteden en onemli ozelliklerden ikisi seytanin gunahini kabullenmeyip kibirle birlikte tevbeye yanasmamasi ve ona gunahi isletenin Allah oldugunu ileri surup kadere/Allahin ilmine isyan etmesiyken, Adem as.in ise gunahi ikrar edip tevazuyla tevbe etmesi, kadere/Rabbisinin ilim ve hukmune boyun egmesiydi.

    Hirsizin sucu yok mu? demissiniz;seytan pekcok insanin zannettigi gibi cok akilli ve becerikli bir varlik degildir. Rabbimiz onun tuzagini zayif olarak nitelendiriyor ve has kullari uzerinde bir yetkisi olamayacagini soyluyor.Onun isi sadece teklif sunmaktir.. seytanin ahiret gunu takipcilerine “rabbiniz size bir teklif sundu, ben de size bir teklif sundum..”diyerek umursamaz ve kayitsiz davrancagini ayeti kerime ile bize bildiriyor.
    Nefis, yani insanin kendisi seytan ve diger dis dusmanlardan daha tehlikeli ve sinsidir.

    • seysey diyor ki:

      Yok hayiflanmadim ben de tam tersi yazidan oyle anladim. :)

      Allah her seyi hakkiyla bilendir.Kadinlar cabuk kanar erkeklerde kadinlara kanar olabilir. Boyle meselelerde tartismak hic istemiyorum.Insaniz imtihandayiz Allah bizi affetsin.Allah in affettigine kin beslemeyi dogru bulmuyorum.Demek istedigim buydu.

  4. Gulpembe diyor ki:

    Efsun hanim,
    Sizin de yazmis oldugunuz gibi ilk gunahi isleyen kisinin havva anamiz olduguna dair hicbir ayet ve hadis bulunmamaktadir. Bu tur rivayetler hristiyan yada yahudi kaynakli menkibe kitaplarindan bize intikal etmis, ve maalesef ki saygin tefsir kitaplarimizda bile yerini almistir. Bediuzzaman osmanlida medreselerin cagi yakalayamamasina sebep olan oncelikli etkenler arasinda israiliyat denen bu uydurma yada mesnetsiz rivayetleri gosterir.

    Not dusmek gerekir ki,Israiliyyat kaynakli meseleler tamamen cope atilmali demiyoruz. Cunku onlar icinde de hak ve hakikat bir soz olabilir, soyledigimiz su ki; oradan alinacak bilgiler tenkid suzgecinden gecirilerek ayet ve hadisce tasdik ettirilmelidir. Yoksa zan ve tahminden ibaret kalirlar bu ise hakikat hakkinda hicbir sey ifade etmez.

    Meseleye geri donersek, havva anamiz uzerinden kadin cinsini suclayici bir bakis maalesef diger dinlerin “kulturleri” uzerinden bize de gelmis. Batida aydinlanmaci hareketlerle beraber kadina insan olarak hakettigi deger iade edilmeye baslayinca bizden de bazi gunah cikarmalar ve bildikleri uzerine yeniden dusunmeye yonelmeler gerceklesmis. Hatta modernite bazi alimleri cevap yetistirme konusunda oyle sarsmis ki kehf 46 daki “…baki kalacak olan salihat(salih ameller)ayeti; baki kalacak olan saliha kadinlar” diye tercume edenler bile cikmis:))

    Yine izninizle “havva olmasaydi kadin kocasina ihanet etmezdi” diye tercume edilen hadise ve bunun agactan meyveyi ilk havva yedi anlamina geldigini soyleyen cok sayin, saygideger, uber alim, hazreti profesorlerin yanildigi noktaya temas etmek isterim.

    Hadisde ihanet manasi verilen kelime “khane”dir. “ihanet” kelimenin bir anlami oldugu gibi, diger esas manasi ise ” degistirme/donusturmedir.” Hadisin yahudilerle ilgili ilk kismi ve tumu ele alininca bu ikinci mana daha munasiptir. Ayrica dikkat buyrun hadisin orjinalinde zaten Kadin denmiyor “eger havva olmasaydi hicbir disi onun halini degistiremezdi” buyruluyor ki; bu da disinin erkeginden aldigini genetik, huy manasinda degistirdigi yahut erkek cinsinin sert ve soguk tabiatini yumusatip ehlilestirdigi anlamlarini ihtiva ediyor.- en dogrusunu ancak Allah bilir-

  5. Abdullah Bir diyor ki:

    DEVAM…

    Müslüman Türk milletini oluşturan ailenin temel direği ve yapiştırıcısı olan Türk kadınlarını zırhı olan yuvalarından çıkartma konusunda bir araya gelmiş olan ŞER İTTİFAKI’nın başrol oyuncularından birisi de FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜDÜR.

    Bu terör örgütünün başı olan FETOŞ tasmasını elinde tutanların yönlendirmesiyle özellikle İslami hassasiyetleri olan müteddeyin ve muhafazakar ailelerin zeki ve gelecek vaat eden kızlarını daha çocuk denilebilecek yaşlarda ” okusun, vatana, millete ve devlete faydalı olsunlar” yalanı ve maskesiyle ailesinden kopartartıp, devşirmek suretiyle kendilerine ve sahipleri olan İLİMÜNATİ ye köle yaptılar.

    Bu kızların eli ayağı düzgün, güzel ve ağzı laf yapanlarını sahibi oldukları medyanın gücü ile (yeni nesilleri daha kolay kandırmak için) diğer kızlara ROL MODEL olarak göstermek suretiyle onları yem olarak kullanıp hain emelleri için zincirleme bir reaksiyon başlattılar.

    Fıtrat olarak aldatılmaya veya ikna edilmeye daha müsait olan kızlarımız ise bu şerefsiz teröristlerin “kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durma, modern, bilgili, okumuş,entellektüel ve özgür Müslüman kadın olma” vb yalanlarına kanıp ailenin çimentosu ev kadınlığı ve gelecek nesillerin mimarı annelik gibi iki asli görevlerinden ve onları dışarıda ki çakallardan ve tehlikelerden koruyan sığınaklarından, yuvalarından koparttılar, uzaklaştırıldılar.

    İŞ HAYATI, İŞ KADINI bahanesiyle sokağa çıkartıkları kızlarımızı “siz hem okumuş, hem güzel hemde Müslümansınız, sizin gibisi az bulunur” gazı ve yalanıyla bu milletin kızlarını AŞIRI ŞEKİLDE ŞIMARTTILAR ve kızların kendilerini bulunmaz hint kumaşı zannetmelerini sağladılar.

    Akabinde adına İSLAMİ MODA denilen başka bir tür şerefsizlikle “güzelliğini, ziynetini gizleme” konusunda nefsine söz geçiremeyen kızlarımızı kozmetik ürünler ile allayıp pullayıp SOKAK denilen PODYUM da yaratılış olarak uçkuruna düşkün ve görerek tahrik olan erkeklerin önüne attılar.

    Bu kızların büyük bir bölümü kapitalizmin ve Fetönün “okuyun, kariyer yapın ve iş hayatına atılın” sözleriyle maskeledikleri asıl amaçlarından, başlarına örülen çoraptan, kendilerine, Türk milletine ve İslam Ümmete kurulan büyük tuzaktan habersiz olarak ipini kopartmış bir deli dana gibi sokaklarda bir o tarafa, bir bu tarafa koşturmaya başladılar.

    Kızların bu halini gören yurdumun erkekleri de bu kızların ambalajlarına ( makyajına, güzelliğine, eğitimine, kıyafetine vb) kanıp bu kızları elde etmek, onlara sahip olmak için birbirleri ile rekabet etmeye, yarışmaya, hatta bir birilerinin kuyusunu kazmaya, hainlik yapmaya başladı.

    Ekonomi dünyasının ve bir malın-hizmetin fiyatını belirleyen temel unsurlarından olan “Arz-Talep skalası/dengesi” gereği erkeklerin kendilerine aşırı rağbet ettiğini gören kızlar da naz ve kaprislerini maksimum seviyeye çıkartarak kendilerini daha ağırdan ve daha pahalı satmaya başladılar.

    Daha 15-20 yıl öncesine kadar evlenmek için kendisine talip olan erkeğin dini, imanı ve ahlakını sorgulayan kızlar ve o kızların hacı-hoca olan anne ve babası da kızlarına talip olan erkeğin Müslüman ve ahlaklı olup olmadığına bakmadan o erkeğin mesleği, parası ve eğitimini sorgular hale geldi.

    Yine son 15 yıllık süreçte devleti yöneten AK PARTİ nin AB MÜZAKERELERİ ve UYUM YASALARI bahanesi/kılıfı ile edebiyle anasının dizinin dibinde, evinde oturan ve nasibini bekleyen kızları dahi yukarıda açıkladığımız sebeplerle ( eğitim, iş hayatı vb) sokağa çıkmaya teşvik etmesi, hatta zorlamasıyla makyajlı ve rengarenk kıyafetleriyle sokaklarda arzı endam eden sözde Müslüman gerçekte SÜSLÜMAN kızların sayısı haddinden fazla arttı.

    “Üzüm üzüme baka baka kararırmış, atın yanında yatan ya huyundan ya suyundan kaparmış” ata sözünü doğrulayan sokak da ki okumuş ve kariyer yapmış kızların sayısında ki bu artış daha önceleri (5-10 yıl önce) sokak da 1’e /10 süslüman kızlar lehine olan arz-talep dengesizliğini bir nebze de olsa kızların aleyhine cevirmiş; bu durumda süslüman kızların daha yakışıklı, daha zengin ve daha eğitimli koca bulma konusunda bir birleriyle daha çok rekabet etmelerine sebep olmuştur.

    Daha önceleri kaliteli, zengin ve okumuş koca bulma konusunda rakipleri olan diğer kızlar arasında öne çıkmak için ön lisans veya lisans eğitimini, hafif makyajı yeterli gören süslüman kızlar rakiplerinin çoğaldığı ve şanslarının azaldığı bu rekabet ortamında güçlü kız görüntüleri, master (yüksek lisans) doktora (PH D) aşırı makyaj ve daha albenili kıyafetler ile şanslarını artırma, daha çok öne çıkmaya ve göze batmaya çalışırken onları “sıradan ve basit” kızlardan ayıran en önemli özellikleri olan edepli, ahlaklı, naif, nazik, narin, duygusal ve utangaç MÜSLÜMAN KIZ kimliklerinden bir daha geri dönülmez şekilde koparttığını; bu kopuşun kendileri ve Müslüman Türk toplumu için dünyevi ve uhrevi bir FELAKETİN BAŞLANGICI olduğunu fark etmediler.

    Ve bu geçici dünya hayatının 3 günlük rahatı adına para ve kariyer sahibi zengin koca adayları tarafından talep-tercih edilen kız olma hırsları, sarhoşlukları daha önce şekli manada haddinden fazla taviz verdikleri Müslüman Kız kimliklerinden ahlaki, imani ve itikadi anlamda da bir çok taviz vermelerine, sonunda da kendi elleri ve tercihleriyle hem dünya hem de ahiret hayatlarını ateşe atmalarına sebep oldu.

    (DEVAM EDECEK)

    • Efsun diyor ki:

      Çok güzel yazmışsınız fakat izninizle bir şey sormak istiyorum.
      Kadınlar için fıteat olarak ikna edilmeye müsait demişsiniz bunu neye dayandırarak söylediniz?

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Tam olarak “Fıtrat olarak aldatılmaya veya ikna edilmeye daha müsait” dedim.

        İnsan ırkının cennet yerine dünya cehennemin de olmasının asıl sebebi kim sizce?

        Hz. Adem ve onun çocukları olan bizler kimin kimi kandırması, ALDATMASI ve İKNA EDİLMESİ sonucun da yeryüzüne sürgün edildik?

        Genetik Biyolojı bilim dalının sadece biyolojik/hücresel DNA ların nesiller arasında ki aktarımı ile ilgilenmediğini, canlıların/insanların üst soylarının karakteristik özelliklerini de DÜŞÜNSEL/DUYGUSAL DNA ( tepkisellik, alışkanlıklar, düşünme ve davranış şekilleri) adı altında incelediklerini ve bunlarında tıpkı biyolojık/hücresel DNA lar gibi nesiller arası iletiminin söz konusu olduğu GERÇEĞİNE dayanarak söylüyorum.

        Yani kadınların varoluşundan/yaratılışından bu güne kadar sürekli ve kolay sekil de aldatılmaların “hıyarım var diyenin peşinden bir avuc tuz kapıp koşmalarının” temel sebebi öz ananız Hz. HAVVA ve üvey anneniz LİLİTİH

        Birisi vazgeçemediğiniz merakınızın öbürü ise asiliğinizin ve kıskançlığınızın duygusal genetik sorumlularıdır.

        Seytan ben olsam bende erkekleri yoldan çıkartmak, Allah’a karşı asileştirmek için çok fazla uğraşmaz, erkekler için harcayacağım zamanın, emeğin ve gücün % 10 ile kadınları asileştirir, yoldan çıkartır, sonra da bir kenarda oturup yoldan çıkarttığım ve asileştirdiğim kadınların erkeklerin hayatını ve dünyasını nasıl karartıklarını, perişan ettiklerini, cennet olan yuvaları ne kadar kolay bir şekilde cehenneme çevirdiklerini keyifle nargilemi içerek seyrederdim.

        Eminim Şeytan da söylediklerimin aynısını yapıyordur.

        • Efsun diyor ki:

          Havvanın kandırılmasi olayı hristiyanaların bakış açısıdır gercekliği yoktur. Herhangi bir hadis ve ayet yoktur bu konu ile ilgili. Bizim toplumda genel olarak kadınlari fazla kisıtladıklari için -erkeklere göre- yanlıs bir şey yaptığında daha fazla yargılanıyor. Aynı suçu ya da günahı işleyen erkeklere göre daha fazla kizılıyor. Örneğin sigara içen erkek ve kadın aynı tepkiyi almaz. Kadınlar bazen de bu kandırılma yalanına sarılıyor diye düşünüyorum. Herkes neyi yapmak isterse onu yapiyor sonra kandırildim diyerek vicdanını rahatlatma ve suçu başkasına atmayı seçiyor. Esasında kandırılma diye bir şeye inanmam. Erkekler yaptığında çoğunlukla yargilanmiyor ve alkış tutuluyor. Kadınlar kandirılma yalanına sığınıyor böylece suçu başkasına atıyor. Düşünmr ve davranış şekilleri DNA ile aktarilmaz bilinçaltından gelir ve toplumdan topluma değişir. Örneğin turk kadınlarının halı çırpma geleneği göçebe türk toplumlarindan gelen bir bilinçaltı aktarimı. Çadırını temiz tut dışı önemli degil gibi bir bilinç. Başka ırktan kadınlar da yok bu mesela. Yani toplumsa bir davranış genetiği vardır cinsiyetleri ilgilendirmez. Genetik biyolojisi uzmanı değil bir doktor olarak ben de bunları söyleyebilirim. Selametle..

          • Abdullah Bir diyor ki:

            “Yani TOPLUMSAL bir davranış GENETİĞİ vardır cinsiyetleri ilgilendirmez.” demişsin.

            Bizde ” Genetik Biyolojı bilim dalının sadece biyolojik/hücresel DNA ların nesiller arasında ki aktarımı ile ilgilenmediğini, canlıların/insanların üst soylarının karakteristik özelliklerini de DÜŞÜNSEL/DUYGUSAL DNA ( tepkisellik, alışkanlıklar, düşünme ve davranış şekilleri) adı altında incelediklerini ve bunlarında tıpkı biyolojık/hücresel DNA lar gibi nesiller arası iletiminin söz konusu olduğu GERÇEĞİNE dayanarak söylüyorum” demişiz

            Toplumu kimler oluşturuyor?

            FARKLI YAŞLARDA Kİ İNSANLAR

            Toplumsal hafıza nedir ve nasıl oluşur?

            Toplumların olaylara ve vakıalara verdikleri toplu/genel tepkidir ve geçmişte ki yaşanmışlıklardan elde edilinen bilgiler, tecrübeler ve duygusal (kültürel, dini, ahlaki vb) davranış şekillerinden oluşur

            Senin söylediklerin ile bizim ifadelerimiz arasında kullanılan kelime sayısı ve anlatım şekli farkından başka bir fark var mı?

            YOK…

            Amacın demagoji yapmak ise tam adamına denk geldin.

            Ama şimdiden uyarayım daha öncekiler gibi sıkışınca su koyuvermek yok.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            EFSUN’a…

            “Herhangi bir hadis ve ayet yoktur bu konu ile ilgili” demişsin de…

            Kaç hadis biliyorsun da bu konuda HADİS YOKTUR diyebiliyorsun.

            Eğer bu konuda hadis yoksa,

            “eğer Hz. Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına ihanet etmezdi” şeklinde ki (Buhari, Enbiyâ; 1; Müslim, Radâ, 62 (1470)

            Hadis-i Şerifi ne yapacağız?

            Kaldı ki Bu hadisi yorumlayan âlimler, Havva’nın ihanetinin Âdem’e yasak meyveyi yemesi için teşvikte bulunması ve onu kandırması olduğunu söylemişlerdir.

            Ayrıca Hz. Havva’nın Şeytan tarafından kandırılarak yasak meyvayı yiyen ilk insan olduğu görüşü HRİSTİYAN DEĞİL YAHUDİ ( Tevrat’ın Yaratılış/Tekvîn 3. bölümünde) İNANCINDA VARDIR ve 6 BAB/AYET da

            “Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. MEYVEYİ KOPARIP YEDİ. Yanındaki KOCASINA DA VERDİ, o da yedi”

            seklinde ifade edilir.

            Dr. lady, can you understand what you’re reading?

          • Efsun diyor ki:

            Abdullah bir : Cehennemim çoğunun kadınlardan olması kadınların nefsine daha fazla uyduğunu gösterir. Peki nefsine her uyan kandırıliyor mu? İnsanlar göz göre göre günah olduğunu bile bile yapmıyor mu yanlış. Yani cehennemde çok kadın olması kadınların daha fazla kandırıldığını değil nefsini daha fazla yenik düştüğünü gösterir. Ayette ve hadiste kadınlar daha fazla kandırılır ya da Havva annemiz kandırılmiştır yazmiyor ben buni soruyorum. Asıl demogojiyi yapan sizsiniz. Hz. Havva dan aldığımızı söylediğiniz huyumuzu dayandırdığınız hadisler sizi bu konuda haklı çıkarmıyor. Tümevarım metodu ile iddia ispat edilemez. Toplumsal hafıza ve bilinçaltı konuları ile ilgili söylediklerimi de unutun çünkü uzun ve zor bir konudur. Tıp ilmi ile beraber başka ilimler de gerekir burada uzun uzun anlatamayacağım. Her neyse demem o ki kadınlar daha fazla kanıyor iddianız ispatsız ve hükümsüzdür. Selametle..

        • seysey diyor ki:

          Allah onlari affetti mi?

          Butun insanlik Hz.Havva ya kin mi beslemeli?

          Hirsizin hic mi sucu yok?

          • Efsun diyor ki:

            Hz.Havva nın kansdırilmasi ile ilgili ayet veya hadis var mı??

          • Abdullah Bir diyor ki:

            EFSUN’a…

            Var…

            Ayette var, hadis de ama görmek ve anlamak isteyenler için, Allah’a ve resulüne KÖR BAKANLAR için değil.

            “Andolsun ki biz, cinlerin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır; DÜŞÜNMEZLER onunla; gözleri vardır, GÖRMEZLER o gözlerle; kulakları vardır, DUYMAZLAR o kulaklarla. Onlar dört ayaklı HAYVANLARA BENZERLER, hatta daha da SAPIKTIR ONLAR. Onlardır gaflette kalanların ta kendileridir” (Araf-179)

            “Size cennetlik kadınların kimler olduğunu haber vereyim mi?” buyurdu. Bizde: evet ya Resülullah dedik buyurdular ki:
            كُلُّ وَدُودٍ وَلُودٍ إِذَا غَضِبَتْ أَوْ أُسِيءَ إِلَيْهَا، قَالَتْ : هَذِهِ يَدِي فِي يَدِكَ، لا أَكْتَحِلُ بِغَمْضٍ حَتَّى تَرْضَى
            “Kocasına karşı muhabbet gösteren ve çocuk doğuran kadındır ki, öfkelendiği veya kendisine kötü davranıldığı yahut kocası kızdığı zaman: İşte elim senin elindedir, sen razı oluncaya kadar uyku uyumayacağım (onun kızgın ve öfkeli olmasına razı olmayıp hoşnut etmeye çalışır) der. (Taberani, Mucemus Sağir hadis no: 118)

            ““Kadınların kocalarına itaat etmeleri! Onların haklarını bilmeleri cihada denktir. Fakat sizden bunu yapanlar azdır” buyurdu. (İbn Büşran, Emali hadis no 11)
            “Cehennem halkının EKSERİYETİNİN KADINLARDAN OLDUĞUNU gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve KOCALARINA KARŞI küfran-ı nimette bulunurlar.” (Buhari)

            “İki kişi vardır ki namazları bir karış başlarından yukarı çıkmaz. Birincisi efendisinden kaçıp, geri dönmeyen köle. İkincisi KOCASINA KARŞI huysuzluk edip kötülüğünden vazgeçmeyen kadındır.” (Taberani, Mucemül Evsat hadis no: 3628)

            “Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur, bir de KOCASINA İTAAT EDERSE ona ‘Haydi, cennetin hangi kapısından istersen gir’ denilir”. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 191 hadis no: 1664)

            “Kadın insanın ar ve namusudur. Evinden dışarı çıktığında ŞEYTAN ONA (daha çok) YAKLAŞIR. Kadının Allah’a en yakın olduğu yer evidir”

            “Bu ayetlerin konuyla ne alakası var” diyenlerin muhakeme yeteneğinden ve aklından şüphe ederim.

            Çünkü insanın en büyük düşmanı olan nefsi ve seytanın insanları kandırarak insanları Allah’ın hükümlerine karşı gelmesi için aldattığını bilen ve kabul eden her insanın cehennemin ekserisinin kadınlardan oluşması kriterini de göz önüne alarak yeryüzünde Şeytan ve nefsi tarafından EN ÇOK KANDIRILAN İNSAN CİNSİNİN KADIN OLDUĞUNU görmemesi veya gördüğü halde kabul etmemesi o kişinin ya akılsız bir CAHİL yada art niyetli bir FİTNECİ olduğunu gösterir.

            BAŞKA SORUNUZ VAR MI?

          • Abdullah Bir diyor ki:

            EFSUN’a…

            Cüzi irade ( seçme-tercih hakkı olan) sahibi bir varlığın (İnsan ve Cin) başka bri varlığın yönlendirmesi sonucu tercihte bulunması (senin değiminle nefsine uyması) o varlığın öneri ve talebini kabul etmesini-onaylamasını ve yerine getirmesini (ona biat/itaat etmesi) KANDIRILMAK dan başak hangi kelime ile anlatmak mümkün.

            “Cehennemim çoğunun kadınlardan olması KADINLARIN NEFSİNE DAHA FAZLA UYDUĞUNU gösterir”

            Bu ve benzeri ifadelerin ile kendi dilinle beni doğruladığının ve kendini TEKZİP ettiğinin farkında bile değilsin.

            Ayrıca;

            Diğer hadisleri bir tarafa bırak, kendisine Müslüman diyen bir kişi “eğer Hz. Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına ihanet etmezdi” şeklinde ki kaynakları sağlam hadise rağmen “huyumuzu dayandırdığınız hadisler sizi bu konuda haklı çıkarmıyor” diyorsa benim ona söyleyeceğim iki şey var.

            1- Senin dinin sana, benim dinim bana
            2- Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmam sana

          • Efsun diyor ki:

            Abdullah bir ben de şunu söylemiştim kandırılmaya inanmiyorum. Nefsine uymak isteyen onun vesvesesini dinleyen insan sonunda vicdanını rahatlatmak için kandırıldım diyor. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Nefsini bir başkası kontrol edemez insanın kendi nefsi kendi elindedir diye düşünüyorum. Eğer Hz.Havva olmasaydı genel olarak insanlık olmayacağı için evet ihanet etmezdi. :))
            Kısacası kandırılan erkek veya kadın yoktur. (Bence)
            Nefsine uymak istediği için yalancı kimsenin yalanları ona cazip gelen ve sonunda nefsine uyan kişi vardır. (Benim düşünceme göre)
            Tabi yine belirtmeliyim ki bunlar benim görüşümdür. Müslüman mahallesinde her müslümanın aklı fikri var benim dediklerimi onaylamak ya da onaylamamak onların fikridir. Herkesin fikrine ve görüşüne saygım var. Daha öncede belirttim islami konuda çok bilgisi olan biri değilim ögrenmek için buralardayım. Okuyorum ve öğrenmeye çalışıyorum. :)) Selamlar..

          • Abdullah Bir diyor ki:

            EFSUN HANIM’a…

            Bütün samimiyetimle ve açık yürekliliğim ile ifade ediyorum ki benim sizin veya burada ki diğer yorumcuların şahsıyla her hangi bir problemim yok.

            Birbirini yüz yüze tanımayan ve hayatının belli bir dönemin de ve aynı mekanlarda birbirleriyle direkt iletişime geçmeyen insanlar arasında ŞAHSİ problem ve DÜŞMANLIK olması çok mümkün değildir.

            Burada ki insanların arasında ki NEGATİF ve POZİTİF manada ki uyum ve uyumsuzluklar (anlaşma ve anlaşmazlıklar) sadece ve sadece hemfikir veya zıt fikirli olmak, yani KİŞİLİKLER ile değil FİKİRLER ile ilgili ve sınırlıdır.

            Şahsımın, burada ve gerçek hayatta ki art niyetli çakallar, hiç bir şey bilmeyen çok bilmişler, bildiklerinin yanlış olduğunu bir türlü fark ve kabul etmeyen körler, hatta hiç bir şey bilmediğini dahi bilmeyen inatçı cahiller hariç hiç kimse ile alıp-veremediği söz konusu olamaz.

            Doğruları bilmeyen ama öğrenmek isteyen, yanlış bildiğini doğru bilgi ile değiştirmek isteyen samimiyette ki her insana bildiğimiz doğruları öğretmeye ve de gerçek ilim ve karakter sahibi insanlardan bilmediklerimizi öğrenmeye ve yanlışlarımızı düzeltmeye her zaman gönüllü ve hazırız. Şimdiye kadar bu amaçla burada olduk ve Allah imkan ve ömür verdiği sürece de olmaya devam edeceğiz inşaallah.

            Bu vesileyle;

            Sizin düşünsel ve eylemsel manada ki yaşam felsefeniz olan “Nefsini bir başkası kontrol edemez insanın kendi nefsi kendi elindedir” ifadenizin ilk bakışta zahirde (görünürde) doğru gibi görünse de günümüz dünyasının teknolojısınin insan beyni üzerinde ki etkisi ve cinni varlıkların insan beynine yaptıkları manevi saldırılar dikkate alındığında insanın nefsine (seçme hakkı olan ruhani bedenine, tarafına) etki eden görünmez etkileri, telkinleri ( insan ürünü üretilmiş elektriksel frekansları ve sinyalleri) dikkate aldığımızda sizin nefsinizi sadece sizin kontrol edebileceğiniz düşüncesinin, tezinin geçerliliği direkt ve tartışmasız bir şekilde yok oluyor.

            İnsan beynine dış müdahaleler ile etki etmek, yönlendirmek ve bu şekilde insanın kontrol edilebildiği uzun yıllar önce kanıtlandı.

            Özellikle de haram-helal kavramlarına dikkat etmeyen, namaz ve dualar ile kendisine manevi zırh, koruma sağlamaktan uzak ve aciz insanların bu tür kötü niyetli yönlendirmelerden ve saldırılardan daha kolay ve daha çok etkilendikleri bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

            Bu bilgiler ve sizin “Daha öncede belirttim islami konuda çok bilgisi olan biri değilim ögrenmek için buralardayım” bu itirafınıza istinaden size ilk tavsiyem GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK, BEYNİNİZİ ve HAFIZANIZI DOĞRU İSLAMİ BİLGİLER İLE DOLDURMAK İSTİYORSANIZ öncelikle beyin bardağınızda ki kirli/hatalı bilgileri boşaltın, bardağı temizleyin ve temiz bilgilere temiz yer açın. Çünkü dibinde bir kaç damlada olsa kirli/pis su olan bardağa koyacağınız su ne kadar temiz ve saf olursa olsun bardak da ki pis su onuda kirletecektir.

            Kaldı ki zaten pis su ile dolu olan bir bardağa temiz ve saf su koyamazsınız.

            DipNot:
            Yukarıda ki bilgiler görünürde Efsuna, gerçekte ise ortayadır, herkes bu sözlerimden payına düşeni alsın.

          • Efsun diyor ki:

            ABDULLAH BIR Allah razı olsun öğretmeye çalıştığınız için. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ben de kardeşiniz olarak öğrenmeye çalışacağım teşekkür ederim.
            Peki size sorum: Nefsimizi biz kontrol edemezsek suçlu olur muyuz o halde? Nefis dediğimiz her şey bizim elimizde değil mi? Cahillikten yapilan yanlislarda suç cahil olmamizda yani yine bizde değil midir? Nefis kontrolümüz olmazsa hayvandan bir farkımız kalmıyor. Bu konuyu araştırdım biraz. Kuran da bazı ayetlerde biz siz olmasaydınız iman ederdik diyerek suçu başkasina atmaya çalışanlar olduğu görülüyor fakat kandırılmış oldukları kabul edilmiyor. Yani inanmamakta da yine nefsimiz kendi elimizde diye anlıyorum.

  6. Gulpembe diyor ki:

    Efsun hanim
    Sizi anladim:) soylediklerinizde yanlis birsey olmadigi gibi detaylardaki yorumlariniz da sizin gorusunuzdur, kimsenin birsey diyecegi yok buna. Yalniz sunu ifade edeyim ki, sadece haklar bazinda isi goturmeye kalksak dogru duzgun evli cift kalmaz elimizde. Herkes istedigi hayati yasayabiliyor degil. Biraz orf biraz mecburiyetler, kader, sevgi, aliskanlik derken aileler bir sekilde geciniyor. Mesela benim turkiyedeki bir arkadasim senenin 3 ayini esinin memleketinde k.valide ve babasina tarlada yardimci olmak uzere esinden uzak geciriyor. Halbuki kocanin, karisini istihdam etme yani kendine isci yapma hakki yok. Bu kiz haklarini dile getirse muhatabi kim olacak? Oyleki normal sartlarda kocasi karisini markete bile yalniz gondermeyen kiskanc bir adam, fakat ailesini kiramiyor. Bu durumda karisi her uzak kaldiklarinda “ orayi da gezecem, burayi da gezecem, sen ne sifatla karisacaksin?” diye kocasinin damarina basarak kendince intikam aliyor. Kavga gurultu yasiyorlar ama birbirlerini de cok seviyorlar:))) her evlilik gercekten cok ozel. Hele menfi anlamda disaridan cok bulasmamak lazim sanirim. Ayrica yukaridaki hikaye bir kurgu degil, hatirladigim kadariyla ilk yayinladigi sitede hanfendinin diger yorumlari da vardi.
    Sevgi ve selametle

    • Efsun diyor ki:

      Teşekkürler Gülpembe hanım :)) Kesinlikle söylediklerim benim görüşümdür. İslami manada cok ilim sahibi olan bir insan değilim zaten beni örnek alın da demem. Biraz örf alışkanlıklar derken çok haklısınız islami sınırları aşmadığı sürece herkes anlaşmanın yolunu bulur zaten. Hele eşler arasında sevgi varsa her şey bir şekilde çözülüyor. Birbirlerini çok seviyorlar demişsin işte bu çok güzel. Orayi da gezerim burayı da gezerim derken eşinin izni yoksa helal olmaz mesela tabu yine kendi bileceği iştir karışamayız. Ben de k.validem ve babama her daim destek olurum ve bu eşimden bağımsızdır. Onları eşimizden ayrı sevmemiz gerekir diye düşünüyorum. Onlara yaptığımız her iyiliği eşimizin hatrına değil bizzat onlar için yapmalıyız. Tabi bu yine benim görüşüm. Islami olmayan herhangi bir hadise ya da ayete aykırı gördüğünüz bir düşüncem varsa lütfen çekinmeden uyarın. Bir şeyler öğrenmek ve sorgulamak üzere buralardayım. Allah razı olsun. Sevgilerimle.. :))

  7. ANA YÜREĞİ(karı-koca yüreği) diyor ki:

    İHYAU ULUMİ’D-DİN’den karı-koca bahsi;
    ALLAH Rasûlü (sa), ideal kadın vasıflarını şu hadis-i şerifte toplamıştır: “Hayırlı kadın o kadındır ki, kocası kendisine baktığı zaman, yüzüne gülüp onu sevindirir; kendisine bir emir verdiği zaman ona itâat eder; onun hazır bulunmadığı zaman da mal ve namusunu korur.” (Nesaî) Kötün kadın için de şunu söylemiştir: “Yanında olsan, sana eziyet verir, uzakta olsan sana ihânet eder.” (Taberanî) ALLAH Rasûlü (sa), bir taraftan erkeklere, “Tohumlarınız için iyi kadın seçin. Çünkü annenin huy ve özellikleri çocuğa geçer.” (İbnu Mâce) derken, bir taraftan da kız velilerine şöyle demiştir: “Nikâh kadın için köleliktir. Onun için, kızınızı kime köle edeceğinizi iyi düşünün.” (Beyhakî) (Bu hadis, kadının köleleştirilmesini emretmiyor. Bir realiteyi dile getiriyor. Ancak en iyi durumda bile, evlenmiş bir kadın, kendi başına buyruk değildir ve bir çok konuda kocasını dinlemek durumundadır. ALLAH Teâlâ, bu âlemin düzenini böyle kurmuştur. Onun için bu düzeni beğenmeyip değiştirmeye kalkmak da, mutluluk getirmez; aksine, bireysel ve toplumsal sorunları arttırır. O halde, ilâhî ve tabiî düzeni değiştirmeye kalkmak yerine, onu doğru olarak çalıştırmak ve ondan yararlanmanın yolunu bulmak lazımdır. Bu yolu da yine ALLAH Teâlâ’nın kendisi göstermiştir.)
    Hasan el-Basrî (ra) şöyle demiştir: “Bir erkek eşinin her türlü isteğine boyun eğerse, ALLAH Teâlâ onu yüz üstü cehenneme gönderir.” ALLAH Teâlâ, erkeği kadın üzerinde gözetleyici yapmış (Nisa, 34) ve ona “âmir” payesini vermiştir. (Yûsuf, 23) Bu suretle de onu, kendi evinde olup bitenlerden birinci derecede sorumlu durumuna getirmiştir. ALLAH Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: “Sultan memleketin, erkek de evin çobanıdırlar. Bunlar, çoban gibi sorumludurlar.” Ayrıca ölçüsüz ve yersiz yumuşaklık, olgunlaşmamış insanlarda ters sonuçlar doğurur. Bu insanlar, bunu zaaf zanneder ve cür’etlerini arttırırlar.
    “Bir bedevî Arap kadını kızını kocaya verince ona şu nasihati yapmıştır: “İki kişinin bulunduğu bir evde bunlardan birisi hükmeder, diğeri de boyun eğer. Sen hükmeden olmaya çalış. Ancak, önce herifin buna müsait olup olmadığını öğren. Bu sebeple, onu imtihan et ve mızrağının başlığını sök. Buna ses çıkarmazsa, onun kalkanını et doğrama tahtası gibi kullan. Buna da sükût ederse, etin kemiklerini onun kılıcıyla kır. Buna da itiraz etmezse, o zaman sırtına palanı vur ve üstüne bin. Çünkü o, bir eşektir.”
    (Zulüm olan bir yerde rekabet doğar ve hâkimiyet kavgası başlar. İslâm öncesi Arap coğrafyasında ve hatta bütün dünyada zayıf kadınlar türlü zulüm ve haksızlıklara maruz idiler. Bu sebeple, yetenekli kadınlar kendilerini ezdirmemeye ve hatta kocalarını ezmeye çalışırlardı. Fakat, İslâmiyet zulüm ve hâkimiyet kavgasını kaldırıp aileye adaletli bir düzen getirdi. Bu adaletli düzen, bir taraftan erkeğe üstünlük vererek onun gururunu okşarken, bir taraftan da kadına sıkı bir himaye hakkı vererek onun huzur ve rahatını temin etmiştir. Bu sebeple, erkek açısından bakılınca, bu düzenin erkek lehinde olduğu sanılır, kadın açısından bakılınca da onun kadının lehinde olduğu görülür.)
    ALLAH Teâlâ, erkeğin haklı emirlerine ve ailenin dirlik ve düzenliğine karşı gelen ve doğru olmayan işler yapan kadınlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Baş kaldıran kadınlara öğüt verin. (Bu yarar sağlamazsa) yataklarını terk edin…”
    Hasan el-Basrî (ra) şöyle demiştir: “Kadınlarınızın çarşı ve pazarlarda dolaşarak her çeşit erkekle sürtüşüp kırıştırmalarına göz mü yumuyorsunuz? ALLAH gayret duymayanların yüzlerini karartsın!” Ve şöyle denilmiştir: “En hayırlı kadın o kadındır ki, ne kendisi yabancıları görür, ne de yabancılar kendisini görürler.”
    “Sâliha kadınlar, (ALLAH’a ve kocalarına) itâat edici ve ALLAH’ın muhafaza edilmesini istediği namuslarını koruyucudurlar.” (Nisa, 34)
    Kadın farz namazlarını kıldığı, farz orucunu tuttuğu ve eşine itâat ettiği takdirde cennete gider.” (İbnu Hibban) “Bir kadın öldüğü zaman, kocası kendisinden razı ise, cennete gider.” (Tirmizî, İbnu Mâce) ALLAH Rasûlü (sa), Mirâc gecesinde gördüklerini anlatırken, “Cehenneme de baktım ve oradakilerin çoğunun kadın olduğunu gördüm.” demiş, dinleyicilerin bunun sebebini sormaları üzerine de şöyle demiştir: “Çünkü onlar, çok beddua ederler ve kocalarına karşı nankörlük ve itaatsızlık ederler.” (Müttefekun aleyh)
    (Arap menkıbelerinin üstadı) Esmai şunu söylemiştir: “Çölde gezerken bir çadırda bir aile gördüm. Kadın olabildiğine güzel, erkek ise son derecede çirkindi. Kadına, “Bu adamın karısı olmaya nasıl rıza gösterirsin?” diye sordum. Kadın, şu cevabı verdi: “Muhtemeldir ki, kendisi Hâlik’ına karşı bir iyilik yapmış da, O beni kendisine sevap olarak vermiştir; ya da ben Hâlik’ıma karşı bir kötülük yapmışım da, O kendisini bana ceza olarak vermiştir. Böylece bu, ALLAH Teâlâ’nın takdiri olduğuna göre ben nasıl rıza göstermeyeyim?”
    “ALLAH’tan korkuyor ve kötülükten sakınmak istiyorsanız, yabancı erkeklerle konuşurken, onların hislerini tahrik edecek şekilde yumuşak konuşmayın; sert ve kırıcı da olmayın; zarurî hâller dışında evlerinizde oturun; cahiliyet dönemindeki kadınlar gibi çıkıp dolaşmayın ve açılıp saçılmayın; namaz kılın, temiz olun (veya, zekât verin); ALLAH’a ve Rasûlü’ne itâat edin.” (Ahzâb, 32, 33) ALLAH Rasûlü (sa) da şunları söylemiştir: “Kadının ALLAH Teâlâ’nın rızasına en yakın olduğu zaman, evinde olduğu zamandır.” (İbnu Hibban) “Kadın avrettir. Evden çıktığı andan itibaren etrafını şeytanlar kuşatır.” (Tirmizî)
    Cemaatle kılınan namazda önce erkekler,sonra erkek çocuklar,sonra kadınlar,daha sonrada kız çocukları saf tutar.(ibnü’l-Hümam,Zadü’l-fakir,sh:163)Eğer kadın erkeğin hizasında,yahut bir miktar dahi önünde namaza durursa erkeğin namazı bozulur.Kadının haddi hududunu aşma çabası şeytani akla hizmetinin neticesidir.Şeytani akla ettiği hizmet ve köleliği gözü görmeyen kadın,islam kadını köleleştiriyor diye çığırtkanlık yapmaktadır.
    Bir köşe yazıntısından alıntı;
    Şeytan ins ve cin taifesindeki dostları ile topyekûn saldırıya geçti. Şeytanın görünmez orduları, Hannas’ları ile kulağımıza fısıldar, vesvese verirken, nefsimizi kışkırtıp, aklımızı çelerken, görünen orduları, politikacı, bürokrat, akademisyen, stratejist, gazeteci, sivil toplumcu kisvesi ile din adamı , Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, Bürokrasi, STK materyallerini kullanarak topyekûn saldırıya geçti. Bütün dostlarına ilk hedef olarak “Kadın ve gençleri, çocukları” gösteriyor. Hedef insanlık!
    Vekalet savaşları, soğuk savaş sınırlarını aştı ve bir sinir harbine dönüştü. Sıcak bir savaşın eşiğine geldik. Sıcak savaş, Şeytani planın topyekûn hayata geçirilmesinin önündeki son engelin de ortadan kaldırılması anlamına geliyor.
    İnsanlığın geleceği tehdit altında. Hedeflerinde 8 milyar insan var! 500 milyon onlara yetiyor.
    Bakın bu Şeytanın insanlığa meydan okumasıdır. Şarkılar bunların ezgilerini söylüyor. Romanlar bunların dünyasını anlatıyor. Herkes sanki vurgun yemiş. Herkes cin çarpmış gibi. Babil’e döndük! Harut ve Marut’umuz da yok. Şeytan ve dostları her yere, harimi ismetimize ”Hulul” etti sanki. İnsanların bu gidişle Mehdi ve Mesih beklemekten başka bir beklentisi kalmayacak. Subliminal mesajlar, çizgi filmler, eğitim kurumları, spor ve eğlence sektörü, bilgisayar oyunları, kumarhaneler, fuhuş evleri, yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, kozmetik sektörü sanki her işin içine karıştılar. Eğitimin kamusal ya da özel alanlarının neredeyse tümünde bunlar var. Din eğitimi de öyle. Bunlara hizmet eden şeyhler de var fahişeler de! Dikkat: Şeytan sizi Allah’la aldatmasın.
    Heva ve heveslerinizin, bilmediğiniz şeylerin peşine düşmeyelim.. Fitne zamanıdır. Ve fitne kıtalden beterdir. Büyük bir ifsat hareketi bu! Savaş kapıda. Terör her yerde. Bu küfür ve zulüm dalgası yeryüzünü titretir. Allah’ın ipini bırakıp, Şeytanın peşine takılanlar Hz. Nuh’un ve Hz. Lut’un kavminin akıbetine baksınlar.
    Bakın, aile üzerinde oynanan oyunlar görmezden gelinemez. Çocuklarımıza ve gençliğimize sahip çıkalım. Neslimiz Şeytana asker ve cehenneme odun olmasın. Anneler, çocuklarının elbisesinin temizliğine gösterdikleri özenden daha fazlasını çocuklarının kalbine göstersinler. Karınlarını doyurmaya gösterdikleri özenden daha fazlasını göstermeleri gerek beyinlerine. Yediklerimize, içtiklerimize dikkat edelim. Uyuşturucu ve fuhuştan uzak duralım. “Sınırları aşmak” tehlikelidir. Fahşa’dan, Had/Hudud’u aşma konusunda dikkatli olalım. Şeytan bize cehenneme giden yolları hoş göstermek için oraları iyi niyet taşları ile döşeyecekir.
    Şeytan sonunda kendi askerlerine de ihanet edecek. Ve zaten daha bugünden batı kendi tutuşturdukları ateşten nasiblerini almaya başladılar bile. Batıda intihar eden insan sayısı doğuda savaş ve terörden ölen insan sayısından fazla. Aşırı beslenmenin sebeb olduğu obeziteye dayalı hastalıklardan ölen insan sayısı Afrika’da acından ölenlerden fazla. Dünyada çöpe giden yiyecek miktar olarak dünyadaki açları doyuracak kadar çok. Batıda gençlik alkol, uyuşturucu ve fuhuş bataklığına saplanmış vaziyette.
    Bu Şeytani saldırıya karşı, sadece Müslümanlar olarak değil, Merkezinde İslam/Müslüman dünyası olmak üzere, Müslümanlarla müttehid, yeryüzündeki erdemliler ve mazlumlarla müttefik, yeryüzünde değer üreten ve ifsad edenlerden olmamak üzere herkesle nimet ve külfet dengesine dayalı itilaflar gerçekleştirmeliyiz. Bu anlamda şu batılıların bize dayattığı gayya kuyusuna dönen aile projesinden yakamızı kurtaralım.
    Müzdelife’ye, oradan Mina’ya gitmeden de, buradan, hemen şimdi, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Haacer annemiz gibi Şeytan taşlamaya var mısınız! Bütün bunları bir kenara not edin, başınızı göklere çevirin ve tebessüm edin. Bizi gören duyan bilen, kadere, rızga ve ecele hükmeden bir Allah var! Ne gam! Kuyudaki Yusuf’u Mısır’a sultan eden Allah bizi yeryüzünün varisi kılmak istiyor. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Burada önemli bir nokta var. Allah cahil ve zalim bir topluluğa yardım etmeyecek. Onların işlerini sarp dağlara sardıracak. Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Selâm ve dua ile..

  8. Gulpembe diyor ki:

    Kurani kerimde takva icin elbise benzetmesi yapililir(takva elbisesi;Araf/26) esler icin de birbirlerinin elbiseleri oldugu ifade edilir(bakara/187)bir nevi bizlerin takvasi eslerimizle olan iliskimizde gorulur, Kim Allahtan daha cok korkup sakiniyorsa esine ve onun hukukuna karsi daha temkinli ve titiz davranir.

    esler birbirlerine tabii olarak sevgi duyarlar, velevki arada gerginlik huzursuzluklar yasanmis olsa da sevgi kimin de kolay sonmez, o herseye ragmen devam etmek ister, fakat hala sevdigini baskalarina hatta kendisine itiraf etmekten utandigi icin cocuklarim icin devam ediyorum der yada benzer seyler one surer. Halbuki insanin esini sevmesi ayip yada kinanacak birsey degildir. Sevginin nedeni olmaz, nedeni olsa zaten sevgi olmaz o, alisveris olur. Bu da eslerin degil pazarcilarin isidir. Bir diger deyisle ruzgarin siddeti ne olursa olsun, marti sevdigi denizden vazgecmez.

    Allah esler arasina veddet(meveddet) verdim buyuruyor, vud degil veddet… vud yani oylesine bir sevgi degil, cabaya ve insanin zorlamasina bagli kilinan bir sevgi. Devam etmesi caba, emek, gayret istiyor.

    Hem bazi insanlar paylasmayi/kendinden vermeyi bilmez, aidiyet hisleri de zayiftir. Belki bizim onlara bazi seylerde ornek olmamiz gerekir. Cocuklara bir egitim programi yaptik, bir ogretmen arkadasla ayni odayi (sinifi)paylasiyoruz. Yapilmasi gereken bir is oldugu zaman arkadas kendi tarafina bakan kismini yapip cekiliyor, asla fazlasina yanasmiyor.bence,bu odayi beraber paylasiyorsak sen- ben artik yoktur, biz vardir. Mesela ben kitapligimi duzenliyorsam elim degmisken hemen yanindaki onun dolabini da duzenleyip cikiyordum. Once buna sasiriyordu, sonra o da aynisini yapmaya basladi. Kisinin karsi tarafi sorumsuzlastirip iyi niyetini suistimal ettirtmesi baska, beraberlik ve huzur icin öncü musbet adimlar atmasi baska.

  9. Irmak diyor ki:

    Aile ve Evlilik Danışmanı Serhat Yabancı, mutlu evliliği soyle anlatiyor.
    ” Mutlu evlilik; faturaların ödendiği, çocuğun ihtiyaçlarının karşılandığı, iş ve ev sorumluluklarının yerine getirildiği bir sistem değildir. İyi bir evlilik, herkesin kendini huzurlu, mutlu ve güvende hissettiği bir sistemdir. Mutlu evlilikte hoş görü vardır.
    GÜLER YÜZ GEREKLİ
    Her hatanın peşine düşülmez. Eşler birbirinin hatalarını bazen görmezden gelir, bazen de uygun bir üslupla rahatsızlıklarını ve ne yapılması gerektiğini ifade eder. Mutlu evlilikte güler yüz vardır. Şakalaşma, esprili iletişim vardır. Eşler, birbirinin şakasının altında bir şeyler aramaz. Şakaları kimse kişiliğine yormaz. Şakalar ve espriler, karşıdakinin zayıf veya hassas noktaları üzerine yapılmaz. Evde güler yüz olduğu sürece de gerginlik olmaz.
    ”Mutlu evlilikte kimse niyet sorgulayıcısı olmaz, Hem çocuklar hem de eşler, söylemleri de eylemleri de olduğu gibi kabul eder. Duyulan ve görülenler esas alınır. Altında bir şey aranmaz. Anlaşılmayan ve şaşkınlık yaratan durumlar da ise bu durum ifade edilir. Kurgu yerine açıklama beklenir. Genelde ”Seven kıskanır” denir ancak mutlu evlilikte, kıskanmak sevginin göstergesi değildir. Çünkü iki taraf birbirine sonsuz güvenir. Kıskanmak yerine destek olmak ve sahiplenmek vardır”
    Mutlu evlilikte fedakârlık vardır. Fedakârlıklar, karşılığı ya da fark edilmesi beklenen amaçlar için yapılmaz. Eşler, fedakârlıklarda, kendinden ödün vermezler. Yapabilecekleri kadarını yaparlar. Bu nedenle de yaptıklarından dolayı sonradan pişmanlık duymazlar.
    Mutlu evlilikte bakışlara çok önem verilir. Eşler birbirine sevgi dolu bakarlar. Gözlerden sevgi ve umut akar.
    Mutlu evlilikte, herkes kendisi gibidir. Maske takmak, duruma göre hareket etmek zorunda kalmazlar. Eşler, birbirini olduğu gibi kabul ettiği için, rahat ve kendiliğinden davranışlar ve duygular yaşanır.
    Mutlu evlilikte; kadın-erkek arasında eşitlik veya üstünlük savaşı yoktur. Cinsiyetin getirdiği özelliklere saygı duyulur. Sınırlar aşılmaz. Farklılıkların da üstünlük olmadığı fikri hakimdir.
    Mutlu evlilikte şiddet yoktur. Öfke gösteren olursa tüm sorumluluğu alır, karşıdakini, öfkenin nedeni olarak suçlamaz.
    EV İÇİNDE İŞ BÖLÜMÜ OLMALI
    Mutlu evlilikte sorumluluklar ve iş bölümü, eşlerin yoğunluğuna ve güçlerine göre şekillenmiştir. Basmakalıp ya da geleneksel roller keskin değildir. Herkes başarılı olduğu alanda ön plana çıkabilir.
    Mutlu evlilikte, öfkeler ve kırılganlıklar biriktirilmez. Anında ve uygun üslupla ifade edilir. Hata yapan hatasını kabul eder ve özrünü diler.
    Mutlu evlilikte, özür dilemek ve hatasını kabul etmek bir saygınlık göstergesidir. Kimse özür dilemeyi bir ego veya güçsüzlük olarak algılamaz.
    Mutlu evlilikte hata yapan özür diler ve gönül alma konusunda sorumluluğu üstlenir. Eşler de birbirinin samimiyetinden dolayı çabuk affedicidir.”
    Ne guzel degil mi? ve Mutlu olmak ne kadar kolay..

  10. beyza diyor ki:

    çok merak ediyorum kadınlar üzerinde kavvam olan evin beyefendisi bu evlilik için neler yaptı,

    evet yazının sahibi hanımefendi boşansın diye yazmıyorum bunları, kadın nefsini terbiye edecek , ama erkek öylece bekleyecek,

    yapılan bu kadar fedakarlığın sonunda mükafat olarak bir öpücüğü alınca kendini melek zannediyo bizim hanımlar,

    bu yazı yayınlanınca da kendini dünyanın en mutlu insanı hissetmiştir,

    bu hadiseler yaşanırken odada bir kamera olmasını isterdim, olaya kapı deliğinden bakmak ayrı camdan bakmak ayrı çünkü,

    • Efsun diyor ki:

      Ben de onu düşündüm erkek ne yapmış burada ne gibi bir çabası var ben anlayamadım. Sanki sadece kadının evliliği sorumluluk sadece kadında gibi. Çocuğunu da kadın düşünmek zorunda sadece. Eşi ne yapmış acaba aileler konusunda ne yapmış bilmiyoruz. Herkes nefsini terbiye etmeli. Evlilikte sorun varsa erkek ve kadın birlikte düzeltmeli ama genelde kadınlar fedakarlık yapmak zorunda oluyor. İdareci olan erkek olmalı ailede diyorlar ama yuvayı dişi kuş yapıyor da diyorlar. Biz kuş değiliz insanız ve ailenin sorumluluğu idaresi erkekteyse aileler sorununu da çözen erkek olmalı.Annesi ve kayınvalidesi vs gibi insanları evliliğinden uzaklaştırmalı (hayatından değil evliliğinden). Kadınlar sadece hizmet edecek bir hizmetçi değil bazı insanlar öyle görüyor ne yazık ki. Kadınlarının yeme içme barınma ihtiyacını karşıladığında erkek tüm görevini yapmış zannediyor. Ruhun ihtiyaçları da vardır.

      • Feyza diyor ki:

        Yazinin ana fikri nefis muhasebesi ve hatalarla yuzlesmek, siz kadin erkek kismina takilmakta hata etmissiniz.
        Evliliklerde en buyuk problem ene’yi kiramamaktan ileri geldigi icin bu putu yikma adina kendi kendine gelistirdigi olumlu dusunce tekniklerinin kendine faydali tesir ettigini goren bir insanin bu telkinlerini evliligi ucuruma suruklenen baskalariyla da paylasmasini belirgin anafikir olarak gordum.
        Bu paylasimdan yola cikan bir erkekte benzer dusunce telkinlerini kendi yasamina ve aile aile hayatina uyarlayarak hatali oldugu alanlarda kendini temize cekebilir. Hattabu muhasebeyi her insan kendi yasamina uyarlayip kari/koca, anne/baba, komsu/akraba/arkadas vs..butun insan iliskilerinde toplumsal rolunubir kenara birakip kulluk suuruyla hareket ederse once kendi ic dunyasini sonra ise otomatik olarak butun insanlarla iliskilerini duzgun tanzim edebilir.
        Yazinin amaci bu, belli bir kaliba oturtulacak standart bir misal degil, herkesin kendi ebat ve kaliplarina gore bicip kullanabilecegi esnek ve estetik bir misal..

        • Efsun diyor ki:

          Fedakarlık yapmak doğru bir şey değil bana göre. Önemli olan üstüne düşeni yapmak. Bunu değerli görüyorum. İnsan önce kendi hakkını savunmalı kendini mazlum duruma düşürmek vicdan tahammüllerime aykırı geliyor. Üstüme düşenin fazlasını yapmayacağım gibi kendini yerden yere vurarak egomu yendim demek bile bir egodur bana göre. İnsan olabilmiş her birey kendi haklarını ve başkalarının haklarını korumak ister. Hayat mücadelesini ancak bu şekilde kazanabilir. Bencillik diyebilirsiniz ama vicdanen önce kendim sonra bir başkası. Kendi haklarını korumayip evliliğini kurtarmak fikri bana yine doğru gelmiyor. Herkesin kötü zamanları elbette olacaktır bu günlerde de üstüne düşeni yaparsın. Fedakârlık insanın kendine yaptığı bir zulümdür ve bir başkasına yapilan zulümden bir farkı yoktur. Nasıl zulme karşı olup kendine zulmedebilir insan anlamam. Bir başkası benden daha değerli değil ben de bur başkasından değerli değilim. O yüzden herkes haddini bilecek. Fedakarlık falan yapmamali.

          • Feyza diyor ki:

            Siz burada daha once cok eslilikle yardim isteyen ve yuvasini kurtarmak icin didinen hanim degil misinuz Efsun hnm? O tecrubeden sonra mi bu kaniya vardiniz, yoksa kendinizle mi celisiyorsunuz, af buyrun gercekten anlayamadim, kinaye maksatli sormuyorum kesinlikle hatta isim benzerligi de olabilir…
            Fedakarlik, yapilabildigi takdirde erdemdir. Reel hayatta egomu yendim diye bagirarak ego yenilmez tabiki fakat sanal bir dunyada insanlarin kimlikleri gizli ve burada bunun bir onemi yok, paylasim onemli.

          • ANA YÜREĞİ diyor ki:

            Değerli kardeşimiz,
            Hz. Peygamberi her şeyden fazla sevmek imanın gereğidir:
            قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏”
            “Peygamber (SAV) şöyle buyurmaktadır:
            “Sizden biriniz beni annesinden-babasından, çoluk-çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” [Buhari, Sahih, İman, 2/8 (I;9)]
            Allah ve Peygamber sevgisi imandandır, belki imanın ta kendisidir:
            Nitekim Hz. Ömer:
            “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben sizi canımdan başka her şeyden daha çok severim.” dedi Peygamberimiz:
            “Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, beni canından daha çok sevmedikçe olgun mü’min olamazsın.”
            buyurdu. Peygamberimizi dikkatle dinleyen Hz. Ömer:
            “Ey Allah’ın Resûlü, vallahi ben şimdi sizi canımdan da daha çok seviyorum.” deyince Peygamberimiz:
            “İşte Ya Ömer, şimdi olgun mü’min oldun.” buyurdular. (Aynî, Umdetü’l-Kârî,1/144)
            İmanın tadı Allah’ı ve Peygamberi sevmekle alınır:
            عنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا، وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ ‏”‏‏
            “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
            “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesden fazla sevmek. SEVDİĞİNİ ALLAH İÇİN SEVMEK. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” [Buhari, Sahih, İman,2/9 (I;9)]
            Yani kardeşim bizler Allah’ın rızası için sevince nefsimizi kendi canımızı sendiklerimizin arkasında bırakırız.Önce peygamberimizi sonra kocamızı severiz.
            Hz. Hüreyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
            “Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.” [Tirmizî, Rada’ 10, (1159)].
            Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor:
            “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.” [Tirmizî, Radâ 10, (1161).
            Fedakarlık dediğin nefisten vazgeçmektir.Övünmek için değil Allah rızası içindir.Mükafatı Allah katındadır.Ezilirsen zulme uğrayansan imtihandır ki;kul hakkı gibi bir hakla bunu ahirette kişiden tahsis edersin.Allah u Teala müminin tüm hakkını en iyi muhafaza edendir.
            İblisde önce ben demeseydi cennete girenlerden olurdu mesele bu kadar hassastır kardeşim.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            EFSUN’a…

            “Fedakarlık yapmak doğru bir şey değil bana göre. Önemli olan üstüne düşeni yapmak. Bunu değerli görüyorum. İnsan önce kendi hakkını savunmalı…”

            “Üstüme düşenin fazlasını yapmayacağım gibi…”

            “İNSAN olabilmiş her birey kendi haklarını ve BASKALARInın haklarını korumak ister.”

            “BENCİLLİK diyebilirsiniz ama vicdanen ÖNCE KENDİM sonra bir başkası.”

            “FEDAKARLIK insanın kendine yaptığı bir ZULÜMdür…”

            “Bir başkası BENDEN DAHA DEĞERLİ DEĞİL…”

            Kendinizi İNANÇ olarak nasıl tanımlıyorsunuz bilmiyorum ama kendisine MÜSLÜMAN diyen bizler inandığımız nebinin

            “Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz.”

            bu sözüne/hadisine istinaden bilinen şekliyle EMPATİ, güncel/moda adıyla diğer-gamlık yapmayı Müslümanlığın ve İnsanlığın bir gereği olarak görür ve kabul ederiz.

            Sizin benimsediğiniz ve önerdiğiniz ÖNCE CAN, SONRA CANAN düşünce yapısı ise bireyselliği, BENCİLLİK’i olmazsa olmaz kabul eden ve bu karakteristik yapısının, düşünce şeklinin gereği olan kıskançlığının sonucu olarak da Allah’ın rahmetinden ve cennetinden kovulan ŞEYTAN’ın ve onun takipçileri, müritleri olan yeryüzü şeytanları olan Ademoğulları’nın en belirgin özelliğidir.

            Sizin düşünce şeklinizi ( bencillik) hayatının merkezine koyan insanın orta ve uzun vade de gerçek mutluluğu ve huzuru yaşaması mümkün değildir.

            Daha önce kim, ne zaman, ne yaparak ve ne sekil de sizin düşünsel manada bu hale gelmenize sebep oldu bilmiyorum ama bir kişinin size verdiği zarar ve sizi hayal kırıklığına uğratmasının bedelini kendinizi aşırı koruma altına alarak kendinize vede herkese aynı muameleyi ( potansiyel bencil) yaparak size değer veren, seven diğer insanlara ödetmeye hakkınız yok.

          • Efsun diyor ki:

            Sevgili ANA YÜREĞİ Allah ve peygamber sevgisi eş sevgisi başkadır. Eşini sevmek ve üstüne düşeni yapmak gerek. Bir kadın evde kavvamlık görevini üstlenebilir mi mesela? Bu üstüne düşen değildir. Eşi bunu yapmakla mükelleftir. Yapmadığında madem eşim yapmıyor o zaman ben fedakarlık yapayım diyerek kendimize zulmedemeyiz. Kavvamlık yapmak erkeğin görevi eşi ile annesi arasında ki yönetimde erkeğin gorevi değil mi? Çünkü kadınlar arasına bırakınca tatsızlık çıkabiliyor burada ki yazıdan ben onu çıkardım. Annesi ile eşi arasında ki dengesizlik evliliğe zarar verebiliyor. Fedakârlıktan kastım buydu.
            Soruyorum; Sizce fedakarlık nedir? Bir kadın kendi üstüne düşeni yaptığı halde eşi üstüne düşeni yapmıyorsa onun görevini de üstlenmeli mi?
            SAYIN ABDULLAH BIR müslüman kendi için istediğini müslüman kardeşi için de istemedikçe diyoruz yani kendimiz için iyilik istemek demek kardeşimiz için de iyilik istemek değil midir? Kendimi yıpratırsam gereksiz sorumluluk alıp fedakarlık yaparsam örneğin gereği olmadığı halde sırf daha fazla para kazanmak için çalışmak gibi o zaman kendime zulmetmiş olmaz mıyım? Kendim için kötülük istemediğim gibi müslüman kardeşim için de istemem elbette. Umarım anlatabilmişimdir.

          • Efsun diyor ki:

            Sevgili Feyza çok eşlilik bir fedakarlık değildir. Benim sosyal haklarımı koruduğu rızkımı aynı standartta sağladığı sürece eşim başkası ile evlenebilir ama benim yaşam standartımı değiştirecekse yine fedakarlik yapmazdım ve boşanırdım. Tabi şu an evliliğimde bir sıkıntı yok şükür. Benim evliliğimin bozulma sebebi bir yalandı çok eşlilik değildi. Hadiste eşine secde etmesini isterdim diyor peygamberimiz secde etsin demiyor. Eşitlik yok diyoruz erkeğin daha fazla sorumluluğu var. Ailesinin yöneticisi annesi ile eşi arasında dengeyi sağlamalı. Herkes üstüne düşeni yapacak. Kimse kimsenin kölesi değil. Eşimi çok seviyorum ama görevini yapması gerekiyor. Hepimiz Allahın kuluyuz. Birbirimizin kulu değiliz.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            EFSUN’a…

            Anlatmak istediklerini ve vermek istediğin mesajları okuyucuların tamamı doğru ve tam olarak anlamamış olabilir. Dur ben sana yardım edeyim bu konuda

            Efsun diyor ki;

            “Benim SOSYAL HAKLARIMI (???) koruduğu rızkımı AYNI STANDARTTA SAĞLADIĞI sürece eşim başkası ile evlenebilir ama benim YAŞAM STANDARTIMI değiştirecekse yine FEDAKARLIK YAPMAZ ve BOŞANIRDIM.”

            Bazen Allah insanı şaşırtır ve kendi dili ile kendi niyetini aşikar edermiş insan. Bu sözler tamda bunu ispat eden cinsten.

            Yani ”Şecaat arz ederken merdi kıpti sirkatin söyler (Çingene’nin mert olanı, yiğitliğini, kahramanlığını anlatırken hırsızlığını söyler)

            “şu an EVLİLİĞİMde (???) bir sıkıntı yok şükür”

            Yani “PARA VAR HUZUR VAR, NE KADAR PARA O KADAR HUZUR” diyor bu bayan.

            Bu alışverişe de “EVLİLİK” adını veriyor.

            “Hadiste eşine secde etmesini isterdim diyor peygamberimiz secde etsin demiyor.”

            Hadisin orijinali olan

            “Bir kulun başka bir kula secde etmesini emredecek olsaydım kadınların kocalarına secde etmesini EMREDERDİM”

            seklini kelime oyunları ile bozacağını, asıl anlamından kaydıracağını ve hiç kimsenin de sana müdahale etmeyeceğini düşünecek kadar öz güven sahibi ve usta bir demagogum” diyorsun, ama yanılıyorsun, RİYAMETRE ye yakalandınız…

            “Eşimi çok seviyorum ama GÖREVİNİ (???) YAPMASI gerekiyor”

            “Yani kocamın görevi,

            “Benim alıştığım hayat standardına sponsor olmak ve o hayatı devam ettirmem için kaynak sağlamak, aksi taktirde ona olan sevgimde saygımda yok olur”

            diyor EFSUNlanmış hanım.

          • Efsun diyor ki:

            Benim alıştığım hayat standartlarına bir sorun olmadığı takdirde sponsor olması zaten erkeğin görevi. Kendi yediğinden yedirmesi kendi giydiğinden giydirmesi gerekiyor yani benim standartım kendisinin de hayat standartı oluyor zaten. Ailesine bakmadıktan ve sorumluluklarını yapmadığında evlilikte sorunlar oluyor ve bu da aile hayatinı tehlikeye sokuyor. Evliliği koruma sürdürme görevi erkek ve kadın için geçerli. Yoksa ortada yalandan saygı ve sevgi oluşur. Arada aşk ve sevgi varsa her şeyin üstesinden geliniyor ama zaten sevgi de kalmamışsa o zaman bu evlilik çoktan bitmiş olur. Evlilikte karşılıklı sevgi varsa evlilik yürür. Yoksa seven taraf fedakarlık yaptıkça yıpranır ve bir sure sonra evlilikte yipranır ve yürümez. Evlilik için ayetler hadisler bu yuzden var herkes görev ve sorumluluğunu bilirse sevgi olmasa dahi evlilik yürür. Yoksa sadece aşk ve sevgi ile evlilik yürüyor merak etmeyin. :))))

          • ANA YÜREĞİ diyor ki:

            Hayırlı cumalar…
            Belli ki yüreğin çok yanık.İçin acıyor.Sorun olmadığına inanmak istercesine yazmışsın yazını.Ben bir kadın olarak içinin acıdığını,istemediğin bir kızgınlık ve öfke içerisinde olduğunu hissettim.(Belkide yanıldım.)
            Amaç karşılıklı atışmak asla değil.Ama şunları yazmak istedim.Hadiste geçen, eşe secde;kadının kocasının hükmüne uymasıdır.Kadının hayata bakışı ile erkeğin bakışı bambaşkadır.Aile reisi koca ise itaatte elbetteki onadır.İstişare edilsede son karar ona aittir.
            Erkeğin görevini kadın istesede yapamaz.Fıtratına aykırı.Zaten yapmamalıdırda.Tabi kadının kocasına şahsi yüklediği görevler acaba gerçekten onun görevi midir acaba?Kocanın; annesi ile karısının arasını yapmalı,her iki tarafıda idare etmeli düşüncenize katılmıyorum.Biz yeryüzündeki tüm kadınlarla anlaşmayı başarabilirken,sevmediğimiz komşumuzu veya akrabamızı ince bir siyasetle idare edebilirken, neden kocalarımızın annelerini idare edip anlaşamıyoruz?Neden savaş cephesi açıp, kocalarımızdan aciz gibi yardım istiyoruz?Her türlü konuda dirayetli iken, iş kocamızın annesine gelince neden ferasetli davranamıyoruz?Bir kocanın asli görevi annesi ile karısını iyi geçindirmek midir???
            Ben şahsi olarak tavsiye yazmayacağım.Bu konuda Sema Hanımın TATLIYA BAĞLAYALIM kitabını alıp okumanızı tavsiye ederim.Emin olun içinizdeki acıyı feraha çıkarırsınız.
            Kişi hayatta ne sorunu olursa olsun,onu sorun kılan kendisinden başlamalıdır değişime…Tabi önce değişimi,farklı bakmayı kabul etmeli.
            Yukarıdaki hikaye de ,güllük gülistanlık olan o bir buçuk yılda belkide kocası karısını idare etti.Herşey düzelir mi acaba diye bekledi.Hanım efendi bu bir buçuk yılı mutlu geçirirken kocası içinden kan ağladı.Çocukları olana kadar hiç karışmayan kocasının tarafı bir anda nasıl oldu, ne oldu da hayatlarına karışmaya başladı?Olayları tek taraflı dinleyip,yargılayıp kadın 3 ay eziyet çekti,ne duyarsız bir kocası var,bizimde halimiz bu işte,yap iyilik kıymet bilinmesin gibi düşünmemek lağzım.Erkeğin içi kan ağlamamış olsaydı karısının üç ay veya bir yıl süren kocasını kazanma çabasına bu kadar geç yanıt verir miydi?Hangi koca karısından gelen ilgi ve sevgiye bu kadar duyarsız kalır?İçinde bir yerlerde kırgınlık olmadıysa…Birde hikayeyi bu açıdan değerlendirin lütfen.

          • Yahya diyor ki:

            Ana Yüreğü Hanımefendi,

            Rabbim sizden binlerce kez razı olsun. Bu mübarek aylarda imanınızı, rızkınızı, istihkakınızı arttırsın; akıbetinizi hayırlı eylesin.
            Sizlere güzel, hayırlı, istikamet üzerine evlatlar, nesiller yetiştirmek nasip etsin.

            Selam ve dua ile…

          • Feyza diyor ki:

            Sevgili Efsun hnm,
            Cok eslilik gibi bir ruhsati bir kadinin inanci geregi itirazsiz kabul etmesine tabiki karsi degilim. Hatta bu konuyla ilgili bircok musbet yorumum var ve canli bir ornek olarak sizin de sabrinizi takdir etmistim. Yalniz, “sabrinizi” buna bagli olarak da yuvaniz icin yaptiginiz “fedakarliginizi” takdir etmistim.
            …siz kabul etmeseniz de bu bir fedakarliktir. Cunku kocasini cok seven bir kadin icin sabir gerektirir, insan mutlaka kiskanir ve kiskanclik duygusu ise sabir ve baskaldirma arasinda bir ic mucadeleyi de beraberinde getirir.
            Kocasini seven bir kadin esini bir baska kadindan kiskanir fakat bu onun hakkina riayetsizlik etmek veya bu ruhsati kullanmasi halinde onun tercihine saygisizlik etmek seklinde tezahur etmeyebilir. Insanin icini yakan bir duygudur kiskanclik ve sabrederse fedakarlik etmis olur, Allah katinda da insaallah bu hanim sabri karsiliginda iyi bir mertebeye erisir, sabretmezse olay baska bir boyuta dogru zaten ilerler. Ama bunun ucuncu bir secenegi olamaz. Ezvac-i tahiratta dahi ufak tefek kiskanclik vakalarini biliyoruz, cunku fitrattir. Kiskanclik duygusu kocasini seven her kadinda az veya cok vardir ben olmadigina inanamiyorum. Hic yoksa o zmn sevgi anlaminda bir problem vardir. Kocasi iki evlilik yapmis bir hanim, esi diger hanimin yanindayken bir burukluk hissetmiyorsa o gun kocasi, ha diger hanimiyla beraber olmus ha gidip annesinin evinde konaklamis, bu hanimin gozunde ayniysa o zmn muhtemelen kadin esinden sogumustur, bikmistir, onsuz gecen geceyi kafasini dinlemek olarak tanimliyordur. Hani belli yasi gecen bazi teyzelerden duyariz ya, “bu yastan sonra koca kahri mi cekecegim, gitsin nerde kalirsa kalsin:) ” bir bikkinlik, bir yilginlik vs..Bu duygunun disinda hicbir kadinin kocasini cok sevdigi takdirde baska bir hanimla paylasmasi konusuna duygusal olaraj notr olabilecegine itimad etmiyorum.
            Bu durum kabullenilebilinir o ayri ama dedigim gibi ortada bir “sabir” durumu vardir ve bu da bir cesit fedakarliktir.
            Burada iki hanimina da esit davranan maddi butun ihtiyaclarini esit temin edip iki esinin yaninda da esit sureli bulunan adil bir erkegin dahi hanimlari yalniz kaldiklari gecelerde biraz burukluk yasarlar bunda reddedilecek birsey yok ki, gayet insani bir duygu.

            Isin duygusal kismini bir kenara birakirsak, yine bir fedakarlik sozkonusu. Isin maddi boyutundan bahsetmiyorum, ama zamdan fedakarlik yapiyordur hanim. Esiyle gecirecegi zamanini diger hanimiyla gecirmesine musade ettigi takdirde bu hanim hayatindan ve zamanindan feragat ediyordur. Bu da bir cesit fedakarliktir. Iki hanimindan da cocuklari varsa erkegin, bu hanim ayni zamanda digerhaniminin cocuklariylailgilendigi zaman kocasi yine zamansal anlamda ve sevgi ilgi paylasimi bazinda kendi ve cocuklari adina bir fedakarlik yapmis olur.
            Yani sizin sosyal haklarinizi guvence altina alip gerekli standardinizi karsilasa da esiniz, siz bu durumda kendi isteminiz disinda fedakarlik yapmis oluyorsunuz.
            Bizim takdir ettigimizburada gosterilen sabir ve mukavemet, kocasi bir hanim daha alan kadinin kalbinde kelebekler ucusmuyorsa zaten bir kopukluk vardir. Kucucuk kiz cocuklari bile babasini yeri geliyor annesiyle, annesini kardesiyle paylasirken bir kiskanclik duyuyor ki onlar birer melek.
            Fedakarlik tam da bu durumda devreye giriyor, cocuk gibi mizmizlanmak ya da Allah’in verdigi sabri kullanarak olgun davranislar sergileyebilmek. Ucuncu secenek sevgisizliktir, dorduncu secenegin varligini ise sahsen kabul edemiyorum.
            Bir de ana yuregine yazdiginiz cevaba karsilik sunu soylemek isterim. Bir kadinin, gorevini yapmayan erkegin gorevini ustlenip calisma isine girmesi ile yuvasinin yikilmamasi icin bazi haklarindan feragat edebilmesi ayni seyler degil. Bu calisma durumunun sartlarina bakilir, kocasi calismadigi icin bir kadin evet bosanma talep edebilir ama calisma sartlari uygun bir yerde calisip evine cocuklarina bakmak icin ugrasan kocasi hayirsiz nice kadinlar var,bunlar bu durumda yanlis bir is mi yapiyor, yani amiyane tabirlebu hanimlar enayiler mi yoksa bosanmayi daha kerih gordukleri icin mi bu cefaya katlaniyorlar? Karisinin kotu huyuna sabreden veli kullarin menkibelerini okumussunuzdur. Tabi bunlar isin takva boyutu, bosanma da sevimsiz de olsa bir helal fakat bosanma hakkinin da kullara taninmasini,fedakarlik gibi bir erdemin uzerini tamamen cizerek aciklayamazsiniz. Tavsiye sabredilebilindigi ve kisiyi helal cizgide kalma raddesini asmayacak sekilde fedakarlik, b plani olarak bosanma tercihu olarak verilebilinir.
            Yoksa dinimiz kocaya secdeyi emretmedigi gibi kisinin ben’lik putuna tapmasini da emretmemistir. Kafaniz bozulup hakkiniz ihlal edildigi an hakkinizi cignetmeme,yasam standardinizdan taviz vermeme gibi bir durumla karsilastiginizda sabretmeyin, ceketinizi alip mevziyi terk edin diye de emretmemistir.

          • Gokce diyor ki:

            Efsun Hanim,
            asagida, Amerikali Umm Zekiyenin cok eslilik konusundaki fikrini paylasmak istedim.o da sizin gibi dusunuyor.

            “Çok Eşlilik, Benim Sorunum Değil” – Müslüman Bir Kadın

            “Kocanızın başka bir kadınla evlenmesini istemiyorsanız,” dedi imam “O zaman .” kardeşin için kendin için sevdiğin şeyi sevmelisin. ” hadisini hatirlasinlar.

            Videoyu kapattım ve çayımı odanın sessizliğinde yudumladım. bu taninmis imamın “İslam’da cok evlilik” konusundaki dersini izlemeyi planlamıştım, ancak ilk birkaç dakikayı geçemedim.

            Onunla aynı fikirde değildim. Ama evli olan Müslüman kadınlarin, potansiyel bir “Kuma” yi musluman bir kız kardeş olarak düşünmelile. bu doğru, fakat bu zihinsel değişim gerçekten insanların sandigi kadar basit mi?

            Hatta gerçekçi mi?

            Sizce kadınların çok eşlilikte oynadığı rol nedir ?

            Bana bu soruyu sorduğunda, bir imamin ve karısının evinde bir toplantıya gelmiştim.

            Bu soru beni sasirtti çünkü toplantı konusu ile ilgisi yoktu. Müslüman bir evlilikte kadınların rolünün ayrıntılarını sormuyordu (bunu zaten biliyordu). Bir kocanın çoğul evliliğin ardından Huzurlu yaşamını sürdürme arayışının başarılı ve göreceli olarak karmaşık olmamasını sağlamada, kadinlarin hangi rolü oynadıklarını soruyordu.

            “Boyle bir konu yok, bu onun gorevi degil” dedim.

            Bu cevabı beklemediğini söyleyebilirim. Ama dürüstce hissettiğim buydu.

            Kaşlar çatladı, “Ne demek istiyorsun?” Diye sordu.

            “Başka bir eş alan o değil – öyle degil mi?” dedim. “Yani yük Kocanin omuzlarında, kadinin omuzlarında değil.”

            “Fakat kadınların cok esliligin yurumesi konusunda bir sorumluluğu olduğunu düşünmüyor musunuz?” diye sordu.

            “Hayır, oyle dusunmuyorum”.dedim.

            Odadaki şok sessizlik sozlerimi netleştirmem gerektiğini dusundurdu..

            “Eşinin diger karısına karşı sorumluluğu olmadığını söylemiyorum” dedim. “Eşin diger karısı, İslam’da kız kardeşi ve kız kardeşi haklarını ihlal etmemesi gerekir.”

            “Ama demek istediğim, kocası sadece onunla evlendiğinde ki normal görevlerinin ötesinde, başka biriyle evlendiğinde kadinin rolü değişmiyor. Fakat kocanın rolü değişiyor çünkü çok eşliliği O, seçti. ”

            Soylediklerimi anlamaya başlayarak başını salladı.

            “Ve bir erkek ikinci bir kadınla evlendiğinde” dedim, “İlk karısının doğal olarak incineceğini ve üzüleceğini anlamalı. Bu dogal olarak boyle. Ve eğer bu doğal incinme ve uzulmeyi, karısını suçlamadan veya ondan değişmesini istemeden gideremeyecekse, o zaman hatalı olan odur. Kadınlar kadın olacak ”dedim. “Ve bir erkek gerçekte bunun ne anlama geldiğini tam olarak kabul etmezse, o zaman çok eşlilik için hazır değildir. diye sozumu bitirdim.

            Demek istediğim su ki, çok eşlilik Sünnetini yapmanın her türlü sorumluluğu neredeyse tamamen Kocanin omuzlarindadir. Erkegin bu adimi atmadan once etraflica dusunmesi, akil danismasi, tavsiye alması ve du’a yapması gerekmektedir.

            “AMA KORKARSANIZ…”

            O imam ile bu konuşmayı yaptığımdan bu yana yıllar geçmesine rağmen bu konudaki görüşlerim değişmedi. Eğer bir şey olduysa, daha da kararlı bir hale geldiler. Bu konuyu başarılı bir şekilde ele almak isteyen Müslüman liderlere vereceğim herhangi bir tavsiye olsaydı, şöyle olurdu: “Bu Kadınlarin problemi degil, erkeklerin halletmesi gereken bir problemdir”.

            Allah diyor ki:
            “Yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Haksızlık etmekten korkarsanız tek kadın veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” Nisaa suresi Ayet 3-4.

            Bu ayet uzerinde ne kadar fazla düşünürsem, bu kelimelerdeki sonsuz inceligi / bilgeliği o kadar cok anliyorum.

            Özellikle, bes nokta dikkatimi çekiyor:

            1- Allah bu ayette sadece erkeklere hitap ediyor.

            2- Kadınlara çok evlilik konusunda hiçbir öneri veya talimat verilmiyor.

            3- Allah, erkeklerden çok eşliliğe karar vermeden, bunun iyi bir secim olup olmadığına karar verirken, cok dikkatli olmalari ve cok dusunmelerini istiyor.

            4- Ayetin son kısmı, birden fazla kadınla evlenmenin, sadece artan bir sorumluluk (ve dolayısıyla hesap verebilirlik) ile sonuçlandığı anlamına geliyor.

            5- Son kısım ayrıca, çok eşliliğin kendisinin zor olacağı görüşündedir – öyle ki, Allah erkeklere, yalnızca birisiyle evlenmenin, erkeğin karısına adil olma olasılığını arttırdığını söyluyor.

            “tek eslilik sizin için en iyisi” olduğu fikrini önerirken, gizlice hic kimse bu Sünneti uygulamasin demiyorum.

            Aslında, benim gercek dusuncem,, erkeklerin (en azından sorumluluk bilincinde ve mali açıdan yetenekli olanlarınin) çok evliligi yurutebilmenin bir yolunu bulmalarını ümit ediyorum –
            her iki eşleri yaninda memnun ve mutlu-. Aksi takdirde, gittikçe büyüyen – hiç evlenmemiş, dul ve boşanmış – İslami bir evliliğin neşesini ve nimetlerini tadamamis uzun bir bekar kadinlar listesi olasacak.
            Sonuc olarak diyorum ki, cok evliligin yurutulmesi vazifesi tamamen erkegin mesuliyetindedir. Bu karara varmadan once cok dusunmesi danismasi, dua ve istihare yapmasi ve tabii olarak ta cok evliligi sectiginde onun gerektirdigi zorluklari omuzlamasi gerekmektedir.

            Bir erkeğin ilk esi çok eşlilikte olmak istemiyorsa, ne istemediği, ne de seçmediği bir şeyi başarılı bir şekilde yurutme sorumluluğunu üstlenmesini istemek mantıksızliktır.

            “Çok eşliliği severek kabul etmek” zorunda birakilan kadınlar, kendilerinni uzulme, hatta ağlama hakkını inkar ettiklerinden dolayı genellikle psikolojik ve duygusal kargaşa içinde yaşarlar.

            Gerçek erkek, iyi muamelesi, sabrı ve anlayışıyla, onunla kalmak istemeyen, en isteksiz ve üzgün karısına bile ilham verecek ve çok eşliliği sevmemesine rağmen onu kabul ettirebilecek kişidir.

            Başka bir deyişle, gerçek erkekler, erkek olmanın Sünneti’ni uygulayanlardir.

            “ Umm Zakiyyah”

      • Efsun diyor ki:

        ABDULLAH BIR bey erkeğin görevi olduğunu ben değil hadisler ve ayetler söylüyor. Erkekler benim eşim kadınlık görevlerini yapmazsa boşanırım dediğinde ona ne dersiniz? Eşimi seviyorum ve bir problem sıkıntı olmadığı sağlıklı olduğu sürece görevlerini yapması sadece benim için değil ahireti için de önemlidir. İkinci eş mevzusunda da hiçbir kadın fedakarlık yapmak zorunda değildir. Kadın rızkını başka bir kadınla paylaşmak zorunda hiç değildir. Boşanma hakkı da vardır. Ben Kuran a ve hadise aykırı bir şey söylemiyorum. Eşine secde etmesini emrederdim diyor peygamberimiz fakat siz sanki emredilmişte kadın secde etmiyormuş gibi söylemişsiniz hadisi. Burada bir metafor yapılmış eşine saygının önemini bildirmek için. Secde emredilmemiş gıybet için de ölü kardeşinin etini yemek benzetmesi yapılır. Bunlar benzetmedir yoksa kadının haşa yaratıcısı erkekmiş gibi ona secde etmesi beklenemez. Saygı ve sevgi karşılıklı…

      • Yasir diyor ki:

        Sanırım söz konusu hikaye gerçek bir hayat hikayesi değil. Klavyenin başına geçilmiş ve yazılmış. Bir çok şey eksik. Ortada hiç bir şey yokken ayrılık aşamasına nasıl geçilmiş anlaşılmıyor. Buna benzer hayat hikayeleri de pek tabi olabilir…

      • Efsun diyor ki:

        Sevgili Feyza ve Gökçe yazdıklarınıza katılıyorum. Feyza’cim Allah’ın izin verdeklerini yapmak bir fedakârlık değildir. Yapılması gerekendir. Kıskançlık olması normal ama eşine kıskançlık yüzünden zulmetmek normal değildir. Benim demeye çalıştığım şu: Dinimizin kadina yüklediği sorumluluk dışında zorunlu olmadıkça ondan ekstra şeyler talep edilmesi. Mutsuz bir şekilde sırf başka birinij mutluluğu için fedakarlik yapılamaz. Bir de enayilik mi dediğin konu için EVET ENAYİLİK. Yani bana göre.
        Eşimin bana olan aşkı ve sevgisi yok olmuşsa ve beni sadece evde baktığı bir sorumluluğu mecburiyeti olarak gorüyorsa yani aşk yoksa ben de yokum. Çok basit. Benim için böyle tabii ki dünya için değil ahiret için yaşıyoruz. Fakat kadınlar erkeklere annelik yapmak için yaratilmadı. Kadın gibi davranmiyorsa bana annesiymişim gibi davranıyorsa ben yokum. Aşk insanın gözünü gençken kör ediyor sanirım siz de gençsiniz ne demek istediğimi yaş aldıkça anlarsınız. :)) Eşime aşık biriyim daha öncede dedim o da bana aşık. Ona aşık olmam islamın dışına çıkmam anlamına gelmez. İkıncı eş olayında da ben kimde kalmışa değil sadece aşka bakarım bana olan muhabbetine. Eğer eskisi gibi değilse ki nisa süresinde geçtiği gibi asla adaleti sağlayamazsın diyor ayette. Yeni bir eşi olduğunda illa ki ona gönlü daha sıcak olacaktır ben yokum. Benim paraya pula da ihtiyacım yok. Tek talebim aşk olabilir ancak aşk yoksa ben de yokum.:)) Bu ikinci eş mevzusundan bahsederken adaletli olmak deyince insanların aklına para pul geliyor genelde ya da cinsellikte eşitlik gibi. Kadınlar evde beslenen evcil hayvan mı ki yemeği suyu tamamsa tamam işte adalet diyoruz? 😀 Benim için daha az para değil sadece aşk lazım. Eşim bana aşkla bakmıyorsa ne anlamı var cinselliğin paranın? Biz hayvan değiliz çiftleşelim. Hayvanlar çiftleşir insanlar sevişir. İlla ki ikinci eş olmasına da gerek yok. Sevgi ve aşk yoksa ben boşanırım. Sizi bilmem. :)) Selametle…. ❤

        • Efsun diyor ki:

          Bakın geçen gün bir Anadolu kasabasına gittim. Doktor olarak. Bir hanımın uzun süre sonra tedavi sonucu bebeği olmuş kurban kesilecek. Kesecek birini bulamamışlar. Dedim ben keseyim yok kadın kurban keser mi dediler. Timurtaş Uçar hocanın bir sohbetini dinlettim internetten ikna edemedim. Bazı kadinlarda da maalesef bu anlayışı görüyorum. Biz müslümanız. Erkek kadın demeden her müsluman bütün dini vecibeleri yerine getirmekle mükelleftir. Müslüman olarak kadın olarak sadece ailemize değil kendimize de yatırım yapacağız. Ümmete faydamız dokunacak önce. Hayat sadece evlenip çocuk bakmaktan mı ibaret? Kadının tek görevi bu değil. Evlilikte sadece kadının kurtarması yönetmesi için de yok olup gittiği bir kurum mu? Bu yazı bana sanki öyle anlatılıyor gibi geldi. Bu anlayış doğru değil. Kadın her şeyden önce bir insan. Kendinizi geliştirin. Cefakar vefakar anadolu kadını. İste bu anlayış tarihe gömülmeli. Fedakar dayak yese de sesi çıkmayan kendine ait bir görüşü yok ben bilmem beyim bilir yok kardeşim bileceksin benim görüşüm bu diyeceksin. Doktor ol ögretmen ol kimyacı ol. Eşin çocukların ile felsefe yap tartiş fikir belirt. Görünür ol. Yok olma silinme.
          Sevgilerle..

          • ANA YÜREĞİ diyor ki:

            Muaz bin Sa’d rivayet ediyor. Kâ’b bin Mâlik’in bir cariyesi vardı. Sel’ dağlarında koyunlarını otlatıyordu. Koyunlardan biri hastalandı, cariye hemen yetişerek hayvanı bir taşla kesti. Daha sonra durumu Resulullaha (a.s.m.) sordular. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu: “Bir mahzuru yoktur, etini yiyiniz.”(Muvatta, Zebâyih: 4.)
            Bu hadise dayanan kitaplarımızda şöyle bir hüküm yer almaktadır:
            “Aybaşı dahi olsa kadının kestiği helâldir. Çünkü kadının tam ehliyeti vardır. Şu kadar var ki, hayvanı kesenin erkek olması müstehaptır. Çünkü bu işte erkeğin gücü kadının gücünden daha fazladır.”

          • Feyza diyor ki:

            Efsun hnm,
            sizinle kelimeler uzerinde gecen sefer de anlasamamistik, hatirlarsaniz siz salak demistiniz bir kesime ben bunu agir buldugumu soylemistim. Simdi de enayi sozunuz bana gore cok agir. Enayi kelimesi aptal insanlar icin kullanilir. Kandirilmaya musait, baskalarinin gudumunde hareket eden vs..
            Siz bile taniminizda diyorsunuz ki, “dinimizin sorumlu tuttugu seyler disinda zorunlu olunmadikca ondan extra seyler talep edilmesi” ..yani bundan sorumlu olmadigini biliyor kadin, bunun bilincinde, onu kimse “bu senin sorumlulugun” diye kandirmiyor. Kadin durumun farkinda fakat elinden geleni yapmakta israr ediyor. Bu baska birsey..
            Enayi yine diyemiyorum da saf insanlara ise bu yukumlulugu bir mecburiyet gibi gosterirsiniz ve o inanir. Bilincsizce girer bu yukun altina cunku kandirilmistir. Hak ve vazifelerini tam olarak kestirecek durumda degildir.

            Ornek olarak verdigim, esi calismak zorunda oldugu halde calismayan bir kocanin karisi mesru bir yerde is bulmus ve bu sekilde iasesini temin edip coluk cocuguna bakiyorsa bu insana nasil enayi diyebilirsiniz? Peki kocasi calismadigi icin mecbur kalip (dikkat edin mesru dairede calismaktan bahsediyorum) calisan bir hanim bu fedakarligi ile erkegin yukunu uzerine aldigi icin “enayi” sayiliyorsa,,, kocasinin gayet guzel bir isi oldugu ve yeterli iaseyi fazlasiyla temin edip cocuklarina evine bakabildigi halde, “doktor, ogretmen, kimyager…” olup da calisan hanimlar bu durumda sizin ifadenizle “katmerli enayi” mi oluyor? :)

            Burada, calismayan kocaya edeceginiz bir cift soz olabilir bunda haklisiniz ama bu yukun altina girmis bir hanima biz enayi demiyoruz, fedakar ve eli opulesi anneler diyoruz. Ne bu tanimi tarihe gomelim, ne de bu insanlari enayi deyip gomelim. Zaten kac kisi kaldi ki ego yuklemesine maruz birakilmis yeni jenerasyon icinde bu zihniyetteki insanlar, birakin nefes alsinlar yasasinlar.
            Kendi teyzem bu durumun aynisini yasadi, kisaca burada da bahsetmistim. Calismayan kocasina yillarca hanimlik yapti ornegin, ayni zmnda disarda caycilik, cocuk bakiciligi vs..ayni zmnda baska siradisi sorunlar.
            Esi vefat ettikten sonra kendisiyle konustuk, neden bosanmayip sabrettigini kendisine sordugum zaman, onun perisan olmasina gonlum razi olmadi dedi ve belki ilahi bir mukafat, belki de aile kavramini cocuklarina cok iyi yansittigi icin bu annenin elinden su an aile kiymeti bilen piril piril iki erkek evlat, iki aile babasi yetisti.
            O yuzden bu insanlar bilincliler, yaptiklari enayilik filan degil. Kimisi cocuklari babasiz buyumesin diye, kimisi esine kiyamadigi icin, kimi bosanmayi kerih gordugu icin gittigi yere kadar ciktiklari bu yolda gemiyi terketmeyip mucadele etmeyi tercih ediyorlar. Kimisi de bosanir gider o ayri, hakkidir..sonucta bosanmak icin bu dinen gecerli bir sebep. Bazilarinin haklarinda hayirli olan bu olabilir. Benim takildigim, menfaatler ortusmediginde bosanan akilli, sabreden enayi seklindeki cikariminizaydi.

            Ikinci olarak, sanirim ablam yasindasiniz yasiniza hurmetim var. Yalniz anlayamadim, hem ask insanin gozunu gencken kor ediyor demissiniz hem de ask yoksa ben de yokum demissiniz:) bu durumda ask olmasa da ben gittigi yere kadar Allah rizasi icin varim demek iki taraf icin de daha saglikli degil mi?

            Dinen cokeslilikte cinsellik, mal mulk gibi harcamalarda esitlik ilkesi gozetilir ki zaten kalben esit sevilemeyecegi ayette de belirtiliyor. Insanlarin bu esitlikten anladigi bu yuzden zahiri manada esitlik cunku kalplere vakif
            degiliz. Benim zaten cok eslilik konusunda bahsettigim de o sevgiye bagli olarak yasanabildigini tahmin ettigim kiskanclik ve zmn paylasimi gibi sartlari sineye cekip bosanmak yerine evliligini yurutmeyi tercih eden bir hanimin gosterdigi sabir ve bir nevi fedakarlik gibi erdemli tavirlardi.
            Bu yazida gecen ise bir recete. Anayureginin dedigi gibi sayet bu gercek bir olaysa evliligin ilk yillarunda olaylar bu raddete kadar gelirken hanimin ne tarz hatalari oldu bunu bilmiyoruz. Ama sunu biliyoruz, evliligibde fedakarlik olarak sonradan kurtarma icin yaptiklarini belli ki yeni evlilik surecinde pek yapmamis ki bunlari sonradan, kendinde arti bir gelisme/degisim olarak bize aktariyor. Belki ilk zmnlar ayni ozveri ve anlayisla yaklassaydi hanim, evliligi daha saglam bir temel uzerine otururdu evliligi ve ilk sarsintida cocugunu alip anne evine gitmejte aramazdi careyi. Bu durumda belki ilk donemler de kocasi kendi bazi arzularindan fedakarlik etti o donem hanim ise kendi eksiklerinin farkinda degildi ve maci belki esi idare ediyordu.
            Ya da farzedelim ki bu olay bir kurgu, o zmn zaten sahis ve olaya takilmadan kadinin da erkegin de bu yazidaki receteyi kendine uyarlayip kullanmasi cok faydali olur. Nedir bu, bildiginiz nefs muhasebesi. Yani fedakarligi bazen de erkek yapar ki yapanlar, huysuz ve gecimsiz karisina sabredebilen guzel huylu erkeklerimiz de var. Ama neden yuvayi disi kus yapar, bu donanimda ve yetenekte yaratildigi icin olabilir.
            Verdiginiz ornekte biraz sasirdim, cunku enistem dogulu. Onlarin koyunde kadinlar cok iyi kurban kesiyor. Anadolu insaninda baska yerlerde de bunu cok duyuyorum. Konya’da da var kesen kadinlar ki mutaassip bir ilimiz.
            “Erkek kadın demeden her müsluman bütün dini vecibeleri yerine getirmekle mükelleftir.” sozunuz kismen dogru degil. Biz ornegin cemaate imam olup nmz kildiramayiz, muezzinlik yapamayiz :) ama kurban boyle degil..

            Acikcasi ben zaten sizin durumunuzu da cozemedim:) aslinda cok da ilgilenmiyorum, sadece fedakarligin gereksiz oldugunu soylediginiz icin sizin yaptiginizi dusundugum fedakarlikla olan celiskinizin sebebini sormustum. Yani bu deneyimden sonra mi bu kaniya vardiniz yoksa duygulariniz mi koreldi hissizlestiniz, yoksa bir celiski mi var sozlerinizde tam anlayamamistim.
            Diyorsunuz ki esime asigim, asiksiniz ama kiskanmadiniz, ya da kiskandiniz ama belli etmediniz, ya da kiskandiniz ama bunu bastirmak size gore bir fedakarlik ve sabir gerektirmiyor, esiniz ikinci bir evlilik yapti ama onun size olan aski hic eksilmedi, siz onun yeni hanimina karsi olasi ilgisini dusunup hic tereddut etmediniz, pir pir etedi kalbiniz ama cok asiksiniz, ask gozunuzu kor etmiyor ama ask yoksa siz de yoksunuz bosanirsiniz ama ask aslinfa o kadar da gozu kor edecek kadar buyutulecek birsey degil, gecen gun yasam standardimi sagliyorsa dediniz bugun parayla pulla isim yok diyorsunuz… :)
            Yani ablam anlayamadim benim cahilligime verin taslari oturtamiyorum. Belki de sunu demek istiyorsunuz, evlilik icin fedakarlik yapmam ama ask icin yaparim. Bana kalirsa sizin asil.soylemek istediginiz sey bu ama o zmn da ask gencken gozu kor eder yas aldikca anlarsiniz sozunuzle celisiyor.
            Neyse beynim yandi ablam, mizah yaptim alinmayin. Rabbim yuvanizin mutlulugunu daim eylesin.
            :) Selam ve dua ile..

          • Abdullah Bir diyor ki:

            İstihbarat da ENGEL OLAMADIĞIN SÜRECE/OLAYA/PLANA DAHİL OL MÜMKÜNSE İÇERİDEN ENGEL OL, DEGİLSE SABOTE ET kuralı vardır.

            EFSUN HANİM in yapmaya çalıştığı tam da bu.

            8 Mart’ta Taksim de yapılan/yaptırılan ezan protesto olayından sonra da bu ülkede yaşayan, yüreğinde zerre kadar iman ve vatan sevgisi taşıyan KENDİ HALİNDE Kİ SIRADAN İNSANLAR dahi FEMİNİZİM denilen şer ve hain yapının milletimiz, devletimiz ve ümmet için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anladı. Bu saatten sonra bu HAİN YAPININ şimdiye kadar kullandığı klasik mevcut yöntemler ile bundan sonra daha fazla mesafe kat etmesi ve başarılı olması pek mümkün görünmüyor.

            Bu nedenle bu hainlerin tasmasını elinde tutan global üst akıl yakın bir geçmişe kadar ülkemizde ki aşırı uçlar, teröristler, LGBT liler ile uyguladığı ve yıpranan planını yakın bir tarih de revize ederek yeni taze yüzler, gruplar ve yeni bir yol haritası ile Müslüman Türk ailesine saldırıya devam edecek.

            Bu yeni planlarında isimleri ve yüzleri eskimiş, kendileri yipranmis sivri dilli, marjınal, itici kişi, STK ve kurumlari geri plana cekerek yerine yumuşak ve tatli dilli, görünürde halkdan kadınlar ve kurumlari daha çok kullanarak, yani bir tür maske değişikliği ile amaçlarına ulaşmaya çalışacaklar.

            EFSUN gibi tatlı dilli ve saygın meslek sahibi ve toplumda pozitif karşılığı olan kadınları ROL MODEL olarak kullanıp insanları Allah ile aldatmaya, bir başka ifade ile bu kez zehiri bal kasesi ile sunacaklar.

            Bu türde ki zehirlere en iyi ve ilk örneklerden bir tanesinin RECEL YAPAN TESETTURLU FEMİNİST KİZLAR olduğunu aklınıza getirdiğiniz de ne demek istediğim daha net olarak anlaşılacaktır.
            (DEVAM EDECEK)

        • Yahya diyor ki:

          “… ben yokum”
          Sevgi ve aşk yoksa ben boşanırım.

          çoook büyük laflar bunlar…

          • Efsun diyor ki:

            Ne gibi büyük bir laf. Evliliği ve aileyi putlaştırmayın. Evlilik farz bile değil. Sünnet. Evlilik insanın mutluluğu için olmalı. Para için gösteriş için olmamalı. Parayı ben zaten kazanıyorum. Sevgi olmadıktan sonra evliliğin hiçbir kıymeti yok benim gözümde. Sevgi varsa para olmasa da ya da hangi sorun olursa olsun üstesinden gelinir. Sevgi yoksa çay çorba bile mesele olur insanlar arasında. Sevgiyle kalın.

          • Efsun diyor ki:

            Abdullah bir insanları tanımadan yaptığınız analizler sadece zanna dayanır. Zannın çoğundan kaçının. Insanları çok kolay hedef gosteriyorsunuz. Kimse rol model falan değil herkesin kendi aklı var kimseyi örnek almadan kendisi olabilir. Benim kimseyi etkilemek gibi bir amacım yok. Herkesin aklı ilmi kendisinedir. Selametle…

          • seysey diyor ki:

            Bence de cok buyuk konusuyorsunuz…

            Hayatimizin buyuk kisminda fedakarlik yapiyoruz sevdiklerimiz icin.Bundan mutlu da oluyoruz.Karsiligini da Allah tan bekliyoruz.

            Sevilmek istemenizi anliyorum ama bu kadar yukardan konusmanizi anlayamiyorum..InsAllah Allah sizi bununla imtihan etmez.

          • Efsun diyor ki:

            Sevgili Seysey :) Eğer fedakarlık yaptığında mutlu oluyorsan o fedakarlık olmaktan çıkmaz mı bak seni mutlu etmiş. Yapman gerekmeyen ve yaptığında seni mutsuz eden ve hiçbir şeyi değiştirmeyen bir durum olsaydı yine de yapar mıydın?
            Ben iddialı ve kararlı bir insanım haklısın bazen büyükte konuşuyorum karakterim böyle sanırım bunu değiştiremiyorum. Sevgi aşk yoksa ben yokum cidden çok büyük bir iddia ama ben de böyle bir insanım. Çocukluğumdan beri böyleyim. Başıma bir şey gelirse yazarım buraya 😀 Sevgilerle..

          • ANA YÜREĞİ diyor ki:

            Bu laf bana göre büyük bir laf değil.Gayet basit ve anlamsız.
            FARZ OLMAYAN EZANA ISLIK ÇALANLAR, FARZ OLMAYAN EVLİLİĞE DE ISLIK ÇALIYOR.
            Ayetleri destekleyen sünnetleri,sünnetlere ışık tutan hadislerede ıslık çalıyor.
            Ehli Sünnet Mezhepçilik Değildir İslam’ın Ta Kendisidir.
            İmanı kurtarabilmek lağzım.Ne kadar günakkar olsakta,din dairesinden dışarda,ehli sünnet dışında ölmemek lağzım.İçkin var kumarın var fuhşun var faizin var neyin varsa var ALLAH IN VAR PEYGAMBERİN var.Tövbe kapısı açık veya şefaat var ahirette.Ve ya cehenneme bir girsende çıkmak var.Yalnız ehli sünnet dışına dikkat edin.Tirmizi hadislerinde, ibn-i mace hadislerinde bütün hepsinde “cemaatin ehli sünnetin inancından karış ayrılan islam ipini boynundan çıkarmış olur.”Din adına ehli sünnet dışı adımlar çok malesef.İslam ipine sarılmış gözükenlere çok yazık.Allah’a emanet neslimiz.

      • Efsun diyor ki:

        Sevgili ANA YÜREĞİ gereksiz bir romantizm yapmışsın. Arabesk bir yazı çok anlayamadim ve gülesim geldi. İçin acıyor falan demişsin. 😂 Benim hicbir acım yok çok şükür. Arada kötü günler geçirdiğim oldu abartılacak bir şey yoktu aslında ama atlattik.😃😃Şunu demek istemiştim: Erkeğin görevin annesi ile eşinin arasını yapmak değil. Annesi için eşini eşi için annesini ezmemektir. Turk kadınları oğullarına aşırı düşkün oluyor bu bir gerçek. Gelinleri ile anlasamama sebeplerinden biri bu. Biraz oğlunu rahat bırakmalı. Demek istediğim bu. Gelinler de pek kendi hayatlarına karışılmasını istemiyor doğal olarak ve mesafeli davranıyor bu da doğru değil. O da bizim annemiz. Kendi annesine nasıl davranıyorsa ona da öyle davranmalı. Kadın kocasının hükmüne uymalı derken mesela ne gibi hükümler? Islamin hükmü dışında hiçbir hükme uymak gibi bir zorunluluğum yok. Eşim benim babam değil yol arkadaşım. Herhangi bir noktada eğer o daha iyiyse onun dediğini yaparız benim iyi olduğum bir noktaysa bana bırakır. Karşılıklı anlaşma sağlarız genelde. Önemli olan anlaşmak kimin sözü gecti ne yaptık kim emir verdi bilmem ne biz bunlara takılmiyoruz. Birlikte bir hayat yaşıyoruz birbirimize hükmetmeye ćalışmıyoruz. Çok iyi anlaştığın bir arkadaşınla yaşamak gibi. Hayir devlet mi yönetiyoruz ? Hahahahah ya bazı yorumlar beni öldürecek burada gülmekten. 🤣🤣 Neyse selametle canlar..

        • Efsun diyor ki:

          Sevgili Feyza kesinlikle anlamamakta haklısın. Para pulla işim yok derken kendim için dedim. Standartlarımı sağlamalı derken kastettiğim genel manadaydı çalışmasam da eşim gelirimi sağlar demek istedim. Evlilik iki insan arasında anlaşmayla ilerler. Bu anlaşma farkında olmasan da karşılıklıdır. Her erkek ve her kadın aynı değil. Bu yüzden ben bu sitede belli kalıplara oturtulmasını anlayamıyorum. Kadın şöyle yapsın itaat etsin gibi sözler ya da yumuşak olsun. Bunlar tamam da her erkek bundan hoşlanmayabilir. Bazı erkekler tututuğunu koparan fazla söz dinlemeyen başına buyruk kadınları daha çekici bulabiliyor. Evlilik için de geçerli. Eşinin her söylediğini yapan kadınlar bir süre sonra çekiciliğini kaybedebiliyor erkeğin gözünde. Her erkek için geçerli değil tabii ki. Demek o ki evlilikte eşler birbirini iyi tanımalı. Aşk genç yaşta insanin gozünü kör ediyor. Yaş aldıkça aşk büyümüsse buyük bir tutkuyu ve sevgiyi de beraberinde getirir ama genclikte ki gibi gozünu kör etmez. Kendi sınırlarını çizmene imkan tanır.
          Ben doktorum mesleğime aşık bir insanım. Mesleğimi para için yapmiyorum. Haliyle yorulmuyorum da. İsteksizce çalışan ve yorulan kadınlar fedakarlık yapiyorlar. Zorunluluktan dolayı çalışan insana sözümüz yok ama eşinin sorumsuzluğunu ustleniyorsa bu düpedüz enayiliktir. Ortalama 70 yıllık ömrümüzde kimseye köle olmaya gelmedik. Evlilik kurumu cinsellik aşk sevgi olarak size hizmet etmiyorsa eğer siz yuvamı kurtarayım diye evlilik kurumuna hizmet etmeye başlamışsanız bu evlilik çoktan bitmiştir. Bunlar benim düşüncelerim elbette katılırsın ya da katılmazsın ben alim olduğumu iddia etmiyorum. :)) Kendi fikirlerim. Burada doktor olun kimyager olun derken de hayat görüşünüz olsun tek amacınız bir yuva kurup ona emek vermek o yuvanın içinde yok olmal olmasın. Evliliğiniz sizi geliştirsin güzelleştirsin silip yok etmesin demekti. Ben etrafımda öyle insanlar gordüğüm icin söyledim. Yoksa kimsenin hayatını tam olarak bilemeyiz. Burada ki yazı hakkında da dediğim gibi eksik bir yazı anlamlandıramadım. Bu yazi üzerinden değil genel olarak ifade ettiğimi düşünün.
          Eşime aşığım onu kıskanıyorum da ama bu karşılıklı olmasaydı boşanırdım elbette. Aşk tek taraflı olduğunda zarar verir gozün körlüğü ve genclik ile bağlantısı da bu. Gençken bu sorun olmaz ama ilerledikce tek taraflı ask zarar verir.

          • Efsun diyor ki:

            Tabi bu arada çocuk olaylarına fazla girmiyorum çünkü bu hassas bir konu. Çocuğu için fedakarlık yapanlara elbette diyecek bir sözüm yok. Ben sorumsuz eş ve mutsuz bir evlilik ilişkisi içinde sürekli fedakarlıkla tükenen ve yok olan insanlardan bahsettim. Aynı şey erkekler için de geçerli söylediklerim. Fedakarlık yapmak sadece kadın için değil erkek için de geçerli. Erkeğin meşru isteklerini bile yapmak istemeyen karısı varken neden ikinci eş almasın bundan fedakarlık yapsin mesela ben olsam yapmazdım. Ya da kadın cinsel hayatından mutlu değilse neden boşanmasın. Bu konular ciddi konular bana kalırsa ve fedakarlık yapmak zorunda değil kimse. Kendi isteği ile sadece ahiret hayatını düşünerek fedakarlik yapabilir ama yapmayana ne hakla karışabiliriz. Fedakarlık bir zorunluluk bir farz bir sünnet değildir. Ben bir doktor olarak insanlara çok değer veriyorum kimsenin mutsuz olmasını istemem ama bazı insanlar kendini ezdirmeyi yerden yere vurmayı görev biliyor hem kadın hem erkek için geçerli. Biraz başkasına verdiğiniz değeri kendinize de verin. Selametle..

          • Efsun diyor ki:

            Bir de hak ve vazifelerini kestirecek durumda değildir derken ne kastettiniz sayin Feyza hanım? Bu ne demektir aklı başında olan her birey hak ve vazifelerini bilir çocuk ve deli değilse tabii ki.

          • Feyza diyor ki:

            “….zorunluluktan dolayı çalışan insana sözümüz yok ama eşinin sorumsuzluğunu ustleniyorsa bu düpedüz enayiliktir…”
            “…..kendi isteği ile sadece ahiret hayatını düşünerek fedakarlik yapabilir ama yapmayana ne hakla karışabiliriz….”

            Efsun hnm,
            Yukarida tirnak icine aldigim iki ifade de size ait. Konuyu uzatmak istemiyorum…
            Farkindaysaniz burada fedakarlik yapmayan ve bosanma yoluna giden insanlarin konumunu tartisip onlari yargilama degil, fedakarlik uzerine hayatini kurup idame ettiren insanlarin bu tutumlarina karsi sizin yukarida ifade ettiginiz “enayilik” tabirini tartisiyorduk.
            Yine farkindaysaniz, taarruz kismindan gereksiz bir bicimde savunma konumuna gectiniz.
            Kendiniz fedakar insanlari “enayi” diyerek yaftaliyorsunuz, saygisizlik ediyorsunuz, biz buna karsi cikinca ise konuyu saptirip “fedakarlik yapmayan birine ne hakla karisabiliriz” diyorsunuz. Iyi de biz zaten kimseye fedakarlik etmiyor diye saygisizlik etmedik ki, konusunu bile etmedik. Ama fedakar insanlara “enayi” diyerek ve uyardigim halde ustune basa basa tekerruren saygisizlik eden bizzat sizdiniz..

            Uzatmak istemiyorum.

          • Efsun diyor ki:

            Haklisın Feyza bu şekilde söylemem haksızlık oldu. Çok özür diliyorum. Inşaallah ustüne alınan olmamıştır. Bu tamamen benim görüşüm.

  11. Beng ü Bade diyor ki:

    Çırpınıp çırpınıp en sonunda köle ahlakına kendinizi yem etmek mecburiyetinde kalmak yerine kız ve erkek evlatlarınıza insaniyeti sindirerek ögretseniz gerek kalmazdı hiç bunlara. Erkek erkekligini kadin kadinligini bilecek meselesi degil bu, once insan insanligini bilecek.. Bu algı degismedikce kadının koleligi bitmez. Hepimiz de hak ediyoruz bunları.

  12. hakan diyor ki:

    Hanımefendi gerçek bir hanım gibi davranmış. Kendisinin çevresi ve hatta (malesef) bütün medya, devlet “boşanma” tarafında iken, zahiren çok güçlü iken o hak yolu seçebilmiş. Milletin vicdanı da bu hanımefendi yi takdirle, tebrikle yad ediyor. Şimdi belki kendisi bile fark etmemiştir, daha bu yazısında, kelimerin peş peşe gelmesinde bile bir vakarı var. Çevresi ona gıpta ediyordur şimdi. Öbür yolu seçen kadınlara ne oluyor? Bir kaç ay içi başka dostları ile mutluymuş takliti yapıyor. Gururu ve kibri kabarıyor. Devletin zulmü ile kendisine haram parayı kazanıyor. Sanki devletin bile kendisine hak verdiğini zannediyor. Bir yıl sonra yazarın dediği nispetler başlıyor. Dul bir kadın olduğu için namussuz kişilerin hedefine giriyor. Onların tacizlerinden kacınırken bir de dost bildikleri (bu kadının ahlakından şüphe ederek) uzaklaşıyorlar. Neyse.
    Yazıdan:
    “Onunla savaşı bıraktım barıştım, gönülden affettim. Sonuçta o benim kocam, çocuğumun babası ve rızkımızı o vesile oluyor. İdare hakkı ona ait. Ona hakkını teslim ettim. Kadınlığımı ve yerimi bildim belledim.”
    Bu fikrini aklına getirme diye, bu sözleri etme diye şeytan ve insan yoldaşları, medya ve yasa yazıcılar çalışıp dururken, sen hakkı tercih etmişsin.
    İnşallah dediğiniz barışma emareleri artar, artık gizli ağlayacak tek sebep Allah’a şükretmek kalır.

  13. Abdullah Bir diyor ki:

    Normalde onlarca yorum yazılması gereken bu kadar “ÖNEMLİ ve SIK KARŞILAŞILAN” bir konunun yeteri kadar gündem de kalmamasına ve özellikle de “benzer durumları yaşayan” hanımlar tarafından dikkate alınmamasına gönlüm razı olmadığı için bu konuyu tekrardan site sakinlerinin “gündemlerine taşımak” istiyorum.

    • Meryem diyor ki:

      Bende size yardımcı olayım . Kendim bekar olduğum için ama yakın olan ablamin hikayesini anlatacağım size . ” ablam ilk okul mezunu eniştem avukat . ( bir sürü ablam var bu en buyugu) Eniştem ablamla sürekli dalga geçerdi . Üstelik birlikte yaşadığı başka bir kadın vardı . Ablamin 3 tane pırlanta gibi çocukları var . Enistemin günlerce eve gelmediği zamanlar olurdu . Ablam o kadar üzülürdü ki hep beddua ederdi . Ben yanindaydim herzaman . Beddua etmemesi gerektiğini , aksine dua ile birşeylerin duzelecegini söylerdim hep . Geçen yıl Ağustos ayında eniştem eve geldi ablamla tartistilar bıçak bicağa geldiler . Eve polis geldi eniştem de 4 ay uzaklaştırma cezası aldı . Evlilikleri bitmiş sayılırdi . Ne kaldı geri bir boşanma dilekçesi yazmakta . Ablam dilekçe verdi konuştum ikna ettim dilekçeyi geri çekti . Dedim ki ona ” boşanmak çözüm değil bir kadın için boşanmak çok kötü telafisi yok . 3 tane çocuk var .Sırtını Allah a daya dua et . Ablam benim biraz sabit fikirli . Tutturdu babama diyeceğim abime diyecegim dayilarima şikayet edeceğim dövsunler onu . Geri gelsin eve . Konuş şunlar arayı bulalım . Bende kimseden medet beklemeden dua etmesini artık kendisini toplaması gerektiğini hep söyledim akıl verdim geldim gittim destek olmaya çalıştım . Neyse 4 ay doldu uzaklaştirma bitti . Eniştem yine eve gelmedi . 1 ay bekledik gelmedi . Ablam yavaş yavaş pişman oldu şikayet ettiği için . Ben de karşıma aldım onun yapmasi gerektiklerini , nasıl olmasi gerektiğini , kendi hatalarını söyledim . Kabul etmedi . Ve ablam benim telefonu sürekli alıp enisteme beddua mesajlari atıyordu . En son sinirlendim aldım telefonu elime . Ablamin ağzından enisteme mesajlar attım Özür mesajları . Ve bir pazar kahvaltısına davet ettim ablamin haberi yok tabi . Bu arada 2 Ocak Mevlit kandili idi ablam ilk kez o gün sabahlara kadar dua etti kimseden bir şey beklemeden sadece Allaha dua etti . Ertesi sabah eniştem kahvaltıya geldi kahvaltıya organize ettim . Kahvaltıdan sonra evin anahtarını aldım .Ablam onuncu katta oturuyor . Anahtarı dışarıya attigimi barışana kadar da bu evden cikilamayacagini hem ablama hem enisteme söyledim . Salonda onları yanliz bıraktık . Sonra çocukları salona gönderdim . Anne babalari ile konustular. Imam çağırdım o gün eve tekrar dini nikah tazelendi. Ve Rabbime çok şükür düzeldi hersey .O eniştem çok değişti umreye gitti önceden günlerce eve gelmeyen o şimdi Aksam 6 da evde . Rabbim inş kimseyi eşiyle sinamasin.

  14. Ayşe diyor ki:

    Okurken ağladim hem size hem kendime. Kime soylesem kime anlatsam kimle istişare etsem yol bulamadim gonlumu ruhumu kararlarimi aydinlattiniz Allah sizden binlerce kez razi olsun. Gozumu actiniz. Rabbim sizin gibi gonlu akli ruhu Allaha acik inanci tam insanlari eksik etmesin.

  15. İsra diyor ki:

    Selamunaleyküm ben de evliliğimin17yıl aynı mücadelesini verdim kardeşinin vardığı kanaatlerini hepsinin farkındalığının bende vardım elhamdülillah yalnız benim eşim beni hep aşağıladığı aileme kötüyken benim onun ailesine melek olmamı bekliyodu madi isteklerini ihtiyaç olarak değilde müsriflik olarak görüyordu maaşı iyiyken de bunu hep yaptı kiminle iyi olsak kusurbuldu herşeye rağmen sen benim hz ö……sin dedim çalışmak istedim izin vermedi para istedim yok dedi meşguliyet edineyim dedim boş işler gördü hasta dedim tedaviye yanaşmadı demekki geçinmeye gönlü yok dediğimdede iftira atıyosun dedi sevgim hep oldu elhamdülillah çünkü seni allah rızası için birkereleğine değil rızaya nail olana dek sevdim dedim ama bir kere onun sözünün üzerinde tesiri olmadığını farkettiğinde de boşanma kararı aldım çünkü böylesi insanlık onurunu zedeleyen bir halden ve gördüm şiddetten allahutealanın razı olmayacağını da anladım her insan insanlığını korumalı diye düşünüyorum.şimdi kendime bir hedef çizdim aile irşad bürosunda başka evlilikler yıkılmasından mücadelesi verilen birde 5yıl içinde evlilik içi insanlık suçu yalanlar.başınızı ağrıttıysam özürdilerim ilk defa kendimi bu kadar açık ifade etmemi sağladığınız için teşekkürediyorum

  16. sumeyra diyor ki:

    Hikayeni okurken benzer bi durumda oldugumu soylemek istiyorum ben cok kez dondum bosanma yolundan bende sabirsizligim cezasini cekiyorum galiba nefsim oyle buyumuski artik evde bisi olmasada kendi kendimi sisirip esime kin guduyorum evliligimi bilinmez bi karanlikta biraktim ve simdi kaybettiklerimi ariyorum rabbime sigindim insallah bu zor zamanlarimi bendr atlatacagim hikayeni okuduktan sonra tek olmadimi anadim rabbim herkesin yardimcisi olsun

  17. Huzeyfe diyor ki:

    Gary chapman isminde Amerikalı bir evlilik uzmanının ‘Beş Sevgi Dili’ndede dindar hristiyan bir kadının aynı şekilde mücadelesini okumuştum. Allah gayret ve sabrınız kat be kat mükafatlandırsın inşallaj.

  18. fatıma diyor ki:

    S.A.bende yazınızı dikkatle ve duygulanarak okudum.Aynı şeyleri bende yaşadım,üstelik hamileyken.Eşin senden vazgeçmişken senin gururunu ayaklar altına alıp,sırf Allah rızası ve çocuğun için geri dönmen ne demek çok iyi bilirim.Döndükten sonra denenmeler,eleştirmeler,laf sokmalar neler neler…Çok zor günlerdi,şükür atlattık.Bu yazıyı okuyunca yalnız olmadığımı anladım.Rabbim kimseye böyle imtihanlar yaşatmasın.Yukarıda bir beyefendi kendi annesinden annecim,eşininken eşimin ailesi diye bahsediyor demiş..Büyük ihtimalle kendisi evli değil galiba.Kayınvalidenize annecim demeniz için onunda size kızı gibi
    davranması lazım.O size sen benim kızımla asla bir olamazsın diyorsa sizinde yapacağınız çok fazla birşey yok…Selametle….

  19. birumut diyor ki:

    …gözyaşları içinde okudum yazınızı. şu darlandığım günlerde önüme bir pencere açtı. allah yardım etsin hepimize. keşke özelde görüşebilsek…çözüm bulamıyorum derdimi kimseye anlatamıyorum. evet gururumada söz dinletemiyorum hatta eşimi her affettiğimde gururumu ayaklar altına alınmış hissediyorum. ama değişmiyor hiç birşey..

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Sayın Birumut

      Genelde her insan, ama daha çok kadınlar için”GURUR” maske takmış “NEFS” den başka bir şey değildir.

      Ülkemiz gurur maskesi takmış nefisler tarafından aldatılan ve sonrasında ise “pişman, mutsuz ve boşanmış” kadınlar ile dolu.

      Nefsinize aldanıp onlardan birisi de siz olmayın.

      Sabrederek Rızayı kazananlardan olmanız temennisiyle Allah yar ve yardımcınız olsun (amin)

  20. TOPRAK diyor ki:

    s.a….hayat anlamakla güzelleşir..hayatın hangi arafesinde olursak olalım…eğer anlamaya başlamışsak….bilelimki gerçekten Rabbimiz bizi temize çıkartıp ,bize yeni bir fırsat sonuyordur….yukardaki hayat hikayesi okuduğumda tüm sıkıntı içinde olan ailelere çok güzel bir örnek….VE duamız tüm sıkıntıların böyle hayırla sonuçlanmasıdır….unutmayalım ki…”O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk -2)

  21. canan diyor ki:

    ‘hayat tekerrürden ibaret’ bilirdim herkesin az çok aynı şeyleri yaşadığını ama bu kadar benim hikayeme yakın hayatlar evlilikler olduğu aklıma bile gelmezdi.çok şükür sonu da aynı 14 aysonra.
    çok güzel ifade etmişsiniz,yaşadıklarım gözümün önünden film şeridi gibi geçti.
    mete bey hakikatler sizi rahatsız etmiş anlaşılan.evet biri annesi diğeri eşinin annesi.dini kisveye büründürmeye de gerek yok din de bunun aksini söylemez zaten.
    güzel bakan güzel görür…….selamlar

  22. Necdet Atasoy diyor ki:

    Günümüzün tüketim, gösteriş ve bencil toplumunda bu davranış gerçekten bir “Kıyam” dır. Kendisini tebrik ediyorum… Her Müslüman erkek ve kadının Hanımefendi’nin yaşadıklarının idrakinde olması, ümmete, millete ve de memleketimize yapacağı en asil hizmettir.
    Selam ve hürmetlerimle…

  23. Abdullah Bir diyor ki:

    Evliliğine ve kocasına sahip çıkmak ısteyen; HAKLI OLMAYI DEĞİL, MUTLU OLMAYI tercih eden kadınlarımız için güzel bir YOL HARITASI.

    Bu hanımefendi izlediği yöntemle hem DÜNYA’sını hem AHİRET’ini KAZANANLAR’dan olur İNŞAALLAH.

  24. mete diyor ki:

    Her zamanki “pis kayinvalide ile cici annecim” muhabbeti. Ne geliyorsa cehaletten geliyor başımıza…

    Bizler henüz birey olma bilincine bile varamamış zavallı bir toplumuz maalesef. İslamı da kendimize kalkan yapıyoruz; yani aptala yatıyoruz bir anlamda.

    Karı koca oluyoruz güya ama inatla ana-babamızın güdümünden çıkamıyoruz; bir kör döngüde cebelleşip duruyoruz. Hasbel kader kafamızı bir süreliğine de olsa o çukurdan çıkarıp etrafımıza bakabildiğimizde ise aklımız başımıza geliveriyor. Ama hasbel kader işte…

    Yukarıdaki yazının müellifi olan hanımfendi, dikkat ederseniz, kendi anasından “annecim” diye bahsederken kocasınınkilerden ise “eşimin ailesi” diye söz ediyor; sanki sütten çıkmış ak kaşık kendi anası. Film burda kopuyor zaten. Fazla söze hacet bırakmıyor…

    Allah yardımcımız olsun diyeceğim ama Kuran’da birçok ayette “hala akletmez misiniz?” mealinde açık uyarılar varken Allah akletmeyen bir topluma neden yardımcı olsun ki diye sormadan da edemiyorum…

  25. ismet badem diyor ki:

    Cennetlik bir hanım maşallah, en çok şu hoşuma gitti: “Şimdi boşanmış olsaydık oğlumla babasının o en özel anlarına şahit olamayacaktım birbirlerine nasıl sarılıp öptüklerini, oynadıklarını göremeyecektim, oğlumu babasından ayırarak ona en büyük kötülüğü öz annesi olan ben edecektim ve babasının boşluğunu asla dolduramayacaktım”
    Bu yavrucakların hakkını gasbetmek bile insana büyük belalar açar maazallah…

    • shiawase diyor ki:

      Çok büyük bir imtihan vermiş.. Ben de sevdiğim kişiyle evlilik arefesindeyim. Yazıyı okurken kendimi onun yerine koydum. Sonunda kendimi tutamadım ve ağladım. Çok şükür ki kocasıyla arası düzelmiş. Ne büyük bir işkence yaşamıştır kim bilir onun sevgisini geri kazanana kadar :( Allah her daim mutlu etsin. Bizlere de hayırlı mutlu yuvalar nasip etsin…

  26. hafsa diyor ki:

    havva hanım çok etkilendim hayatınızdan bunu paylaştığınız için Allah razı olsun.Allah, eşinizle çocuğunuzla bir ömür mutlu huzurlu eylesin inşaallah..

  27. Fatma diyor ki:

    Rabbim yardımcınız olsun. Çok doğru bir karar vermişsiniz. Boşanmanın eşiğinde olanlara örnek olur inşallah.

  28. zeyneb gulnar diyor ki:

    Sa cok etkilendim yazinizdan..Rabbim bizlerede o gucu versin insAllah..

  29. sehri diyor ki:

    çok güzel bi yazı inşallah banada nasib olur gururu bı kenara atmak rabbim yar ve yardımcımız olsun

  30. ayşe diyor ki:

    masallah Allah mutluluğunuzu daim etsin.ama tüm bunları yaşayıpta sizin gibi davranmak insanoğlu için biraz zor.bana çok ütopik geldi.

  31. Yasir diyor ki:

    Bence Güzel bir yazı, Bu kadar uzun olasına rağmen okudum…

  32. Işıl sarıhan diyor ki:

    Okurken çok etkilendim,bu kardeşimizin yaptıkları nefse çok zor gelen şeyler..ne güzel başarmış.Rabbim devamlı eylesin ve nimetlerini arttırsın.

  33. SERDAR diyor ki:

    Allah yar ve yardımcınız olsun. Rabbim aileniz için yaptıklarınızı kabul etsin inşallah.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Mutlu bir evliliğin reçetesi gayet basittir: Birbirinize karşı oldukça nazik davranın.” ( Marie France)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku