Evlilik “Masal”ı

- “Taş” Devri-



Birinci Gün

Topraktan iki farklı şekilde “beden” yaratıldı. Şekil farkının birini “erkek” diğerine “kadın” denildi.

( ...Seninle benim aramda fark var!” dedi bir taraf. Bir kez duyuldu bu. Bir daha tekrarlamaya hiç ihtiyaç olmadı nedense. Kimbilir belki de o gönüllerdeki tek söz kaldı...)

Bedenlere “cinsiyet fıtratı” üflendi. Bedenler canlandı. Erkekte önce arzu canlandı kadın da ise önce duygu. Erkek “ arzumu canlandırmadan duygularım kıpırdamıyor” dedi; Kadın da “duygum okşanmadan arzum uzaklarda!” deyiverdi.

(... aynı yastığa baş koymadan önce; ömür boyu nakarat oldu bu tümce bedenler arasında...)

Gök gürledi. Sağanak yağış ıslattı bedenleri. Güneş doğdu kavurdu tenleri...

İki beden de aradı. Arayış iki bedenin de “şiir”i oldu.

İki beden doğası gereği ve doğa nedeniyle “sığınak” aradı. Aynı sığınakta karşılaşan bedenler önce tedirgin sonra çaresiz yakınlaştılar.

Sabah uyandıkların da aynı “taş”a baş koyduklarını fark ettiler.

İki beden de “gece”den bahsetmedi. Sadece erkek ““ arzumu canlandırmadan duygularım kıpırdamıyor” diye gürledi. Kadın da “duygum okşanmadan arzum uzaklarda!” deyiverdi ardından ağlamaklı.

Sığınağın adı “ev” oldu. Dolayısıyla ev’lenmek ile evlenmek arasında sadece bir ayraç kaldı. O kadar özdeşleşti ev’li olmak, evde evli kalmak.

İki bedenin tek ortak sözü kayıtlara şöyle düştü: “Ev’sizlik İlkelliktir!”...

Gün içinde Erkek “zayıf”layan beden için yiyecek getirdi. Kadın zayıf düşmüş bedeniyle yiyecekleri pişirdi. Kendine gelince bedenler önce gülüştüler sonra nedense itiştiler. Erkek duvara astığı postu gösterip duruyordu. Anlamsız buldu kadın erkeğinin sözlerini ama erkek söylemekte ısrar etti: “Seninle benim aramda fark var!”...Erkek çıldırmış gibi üstüne üstlük “ arzumu canlandırmadan duygularım kıpırdamıyor” diye gürledi.ansızın dehşet verici bir hareket te bulundu. Gece başkoydukları taş’ı eline aldı. Neredeyse onunla kadının “baş”ını ezecekti!...Çıkıp gitti erkek evden.

Kadın duvara asılı posta baktı. Farkı bu post temsil ediyordu. Erkeği avcı yapan buydu. Belli ki artık bir “post” kavgası başlamıştı!...Kim kime post!a koyacak görülücekti...

Erkek eve döndüğünde kadın evde yoktu!...Kimi “ ava çıktı kadın, avlandı” dedi. Kimi “başka erkeğe vardı” diye erkeğin cinsiyet yanını kırbaçladı.

Ev’in önü mühürlendi. Etrafına “güvenlik şeridi” çekildi. Herkes duysun için yüksek sesle dillendirildi: “ Ev’den uzaklaşanı Kurt kapar!”...

İkinci Gün

Her evde bir telaş başladı. Her ev komşu evde yaşananı konuşuyordu. Kimi evde, kadınlar duvardaki postun üstünü örtüyor; kimi erkek avdan eli boş dönünce bir başka “kadın” ile eve dönüyordu. Gelen kadın her haliyle arzuyu canlandırıyordu! Gözü yaşlı kadın sadece başlarını birlikte koydukları taş’ı sıkıcı avuç içinde tutuyordu!

Erkek evin duvarlarına avladıklarının sayısını ( sayı arasındaki ayraç için kadın resmi çiziyordu) çizerken; kadın ise düzenli damlattığı göz yaşlarıyla avucundaki taşa “yaz(g)ı” yazıyordu.

Beden farkı sadece “beden” kalınca ( siz buna “çıplak” kalınca da diyebilirsiniz)fark ediliyordu. Çıplak olunca bedenler “seninle benim aramda fark var!” karşılık buluyordu.

Bir kadın “müjde!...müjde!..” diye etrafa haber çalıyordu: “Farkı kapatan müjde”... “Farkı kapatan müjde”... Elinde tam seçilemeyen bir şeyi gösteriyordu. Farkı kapatan şey bu olsa gerekti.Tam seçilemiyordu. Sanki avuç içinde bir “taş” vardı.

Kimi kadın erkeğin başını ezmek için bu “taş” çözüm diye düşündü. Ne de olsa her evde erkekle beraber baş konulan taş cinsi ile aynıydı. Kimi ise “ilk evden kaçan kadının” geride bıraktığı taşta bir formül gizli olsa gerek” dedi içinden.

Tam heyecan kol gezerken, müjdeci kadının eline vurdu biri. Vuran erkekti. Yere düştü müjdeci kadının elindeki. Alıp dikkatlice baktı taşa erkek. Evirdi çevirdi nedense bir şey gör(e)medi. Sadece bir taştı!...

O an, o mekan, o tarihte sahibini kimsenin göremediği, sesinden tanıyamadığı ve bulunamayan bir “söz” duyuldu. Sanki gaybtan geliyordu:“İlk taşı günahsız biri atsın!”

Günlerin Sonu

Tüm erkekler ve tümlenemeyen kadınlar “taş-günah” ilişkisinde duraksadılar. Bir birlerine baktılar.

Aralarında “fark” yoktu!

Beden farkı günahla kapatılmıştı.

Düşünceleri depreşti. Hayatları film şeridi gibi gözlerinin önünden gelip geçti. Duygularını kanatlandırdılar. Ötekileştirdikleri karşı cins için bir şey diyemeden kendi içlerini yokladılar.

Fark yoktu. Herkesin bir “günah”ı vardı. Gizli veya açık.

İki tarafta “çıplak” kaldı. O ses adeta onları mahcup etti. Utandılar.

Fark’ına varmadan elleri hareketlendi. Örttüler. Örtündüler.

Örtündüklerini fark etmeden!

At yazı: “ Ev’lilik Masalı / Elbise Zamanı” yakında





 

 


Bunlar da ilginizi Çekebilir

0 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz