Evlilik Sultanlıktır

Evliliği sultanlığa çevirmenin yolu Psikoterapi dünyasının önemli isimlerinden Ali Rıza Tunur, "bekarlık sultanlık" diyenlere inat bir dizi görüş ortaya koyuyor. Hangi iddianın doğruluğuna ise siz röpartajı okuduktan sonra karar verin.

Bekarlık sultanlıktır” sözünün toplumun büyük bir kesimi tarafından kullanıldığı yadsınamaz bir gerçek. Kimimiz gerçekten inanarak, kimimiz bir mizah unsuru olarak, kimimiz de muhtelif ruh hallerimize göre bu klişeyi kullanıyoruz.

Psikoterapi dünyasının önemli isimlerinden Ali Rıza Tunur ise bunun tam tersini iddia ediyor. Tunur’a göre gerekli ahenk ve uyum yakalandığında asıl sultanlığı evliler yaşıyor. “Bekarlık sultanlıktır” sözü ise evliliğin sorumluluğunu almak istemeyen kişilerin bir savunma mekanizmasından başka bir şey değil. Ali Rıza Tunur ile aile ve evlilik üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. İsterseniz devamını kendisinden dinleyelim.

- Hocam biz “bekarlık sultanlıktır” sözünü benimsemiştik. Siz şimdi evliliğin sultanlık olduğunu söyleyip ezberimizi bozdunuz. Gerçekten evlilik sultanlık mıdır?

- Bunu şöyle açıklarsak daha doğru olur. Öncelikle bekarlığın sultanlık olduğunu söyleyenlerin bekarlığın hangi yönlerine bu sultanlığı yakıştırdıklarına bakmak lazım. Bekarlık daha az sorumluluk, daha az kısıtlanma, daha az paylaşmak zorunda olmak demek. Evlilik demek sorumluluk demek, paylaşmak demek, istediğiniz zaman istediğiniz arkadaşınızın evinde kalamamak demek.

- Tamam işte. Bu yeterli bir bilgi değil mi? Bekarlık demek özgürlük demek olmuyor mu?

- Ama her özgürlük sultanlığı beraberinde getirmiyor. Kaldı ki öyle bile olsa bizim iddiamız şu. Evlilik doğru kişiyle yapıldığı zaman insanı kısıtlamaz. Bilakis doğru bir evlilik insanı özgürleştirir.

EVLİLİK İNSANI NASIL ÖZGÜRLEŞTİRİR?

- Bunu biraz açabilir miyiz? Evlilik insanı nasıl özgürleştirir?

- Evliliğin nasıl özgürleştirdiğine bakmak için bekarlığın nasıl bir özgürlük olduğunu tahlil edelim. Daha doğrusu bekarlıkta neyin özgürlük olarak algılandığına bakalım. Bekarsanız televizyonun kumandası sürekli sizde olur. Sabah dişlerinizi fırçalamak için lavabo sırası beklemek zorunda kalmazsınız. Yaz tatiline nereye gideceğinize kendiniz karar verirsiniz. Dikkat ederseniz saydığımız şeyler daha çok insan ruhunun çocuksu taraflarıyla ilgili. Yani “bekarlık sultanlıktır” demek “ben ruhumun yetişkin tarafını ömür boyu ortaya çıkarmayacağım” demektir. Oysa hayatta daha büyük özgürlük ruhunuzun her gelişim döneminin hakkını vermek demektir.

- Ruhumuzun gelişim dönemlerinden kastınız nedir?

- Şöyle düşünün. Üç yaşındaki bir çocuk gece saat üçte uyanıp sizden çikolata isteyebilir. Siz istediğiniz kadar marketlerin kapalı olduğunu söyleyin. Onun çocuk ruhu çikolata isteğini sabaha kadar ertelemeyi bilmez. Ama yetişkin bir insanın ruhu gelişmiş olduğu için isteklerini realiteye uygun olarak erteleyebilir. Televizyon kumandasının sürekli kendisinde olmasını “özgürlük” sanan birisi aslında “bana dokunmayın, benim ruhum hep üç yaşında kalsın” demektedir ki bu özgürlük falan değildir. Ruhunuzu üç yaşına hapsetmenin nesi özgürlüktür.

- Özgürlük nedir peki?

- Özgürlük nedir? Özgürlük ruhunu serbest bırakmaktır. Özgürlük zamanı geldiğinde yaşamı birisiyle ortaklaştırabilmek demektir. Özgürlük, ruhunun televizyonun kumandasından feragat edebilecek olgunluğa ulaşmasına izin vermek demektir.

SANA AİT ŞEYLERİ PAYLAŞMAK İNSANI NASIL ÖZGÜRLEŞTİRİR?

- Hocam dürüst olmak gerekirse ben ikna olmadım. Şimdi ben maç seyretmek istiyorum, eşim dizi seyretmek istiyor. Ben feragat edip eşimle hiç sevmediğim halde dizi seyredersem bunun neresi özgürlüktür?

- Denklemi bir de tersten okuyun. Bugüne kadar hep maç seyrettiniz. Bunun nasıl bir mahkumiyet olduğunu tasavvur edin. Hayatın başka lezzetleri de var. Ama siz kendinizi belirli kalıplara hapsettiniz. Ruhunuzun başka limanlara yanaşmasına izin vermediniz. O diziden keyif almayacağınızı nerden biliyorsunuz?

- Biliyorum çünkü kendimi tanıyorum.

- Kendini tanımak çok genel bir ifade. Afonksiyonel tutum ve inanışlarımıza sıkı sıkı sarılmak kendini tanımak demek değildir. Kendini tanımak demek, kişinin kendi duyguları, düşünceleri ve davranışları üzerine tefekkür edebilmesi demektir. Yani sizin örneğiniz üzerinden devam edecek olursak, “ben neden bir televizyon dizisinden hiçbir zaman keyif alamayacağımı düşünüyorum?” sorusu üzerine kafa yorup, kendi düşünme biçiminizin mekanizmalarına dokunursanız o zaman kendinizi tanımış olursunuz.

- Nasıl dokunacağız o mekanizmalara?

- O mekanizmalara kendi başınıza dokunmanız biraz zor. Şöyle düşünün. Bir bilgisayarın, bir bulaşık makinesinin hatta bir tost makinesinin bile kullanma kılavuzu var. Ama bu “insan” denilen kaotik makinenin bir kullanma kılavuzu yok. Ne kadar acı değil mi? İnsanlar “ben neden böyle bir duygulanıma sahibim?”, “ben neden böyle düşünüyorum?”, “ben neden böyle davranıyorum?” sorularının gerçek cevaplarını bilselerdi iddia ediyorum dünyada kurt ile kuzu bir arada yaşardı.

OLGUNLUK İNSANI PAYLAŞMAYA YÖNELTİR

- Dünyada savaşlar bu soruların cevaplarını bilmediğimiz için mi çıkıyor yani?

- Aynen öyle. Bakın, az önce mekanizmalara dokunmak dedik ya. Bu soruların cevaplarını bilmek o mekanizmalara dokunmak demek. Yani olgun insan olmak demek. Biz buna çağdaş psikolojide “gerçek kendilik” mertebesi diyoruz. Bunun tasavvuftaki karşılığına “insan- ı kamil” diyorlar. Düşünsenize dünyada 7 milyar kamil insan, yani 7 milyar olgun insan olsa kim kiminle, neyin savaşını yapacak?

- Peki, asıl konumuza geri dönelim. Evlilikteki çatışmaların sebepleri de tarafların yeterince olgunlaşmamış olması diyebilir miyiz?

- Elbette diyebiliriz. Yani bütün mesele yaşamı ortaklaştırabilecek olgunluğa ulaşmak. Yoksa yan yana durmak pek mümkün olmuyor ne yazık ki. O zaman da “bekarlık sultanlıktır” sözü böyle geniş bir kabul görüyor.

- Peki çözüm nedir hocam?

- İzin verirseniz bunu şöyle açıklamak isterim. Her insanın ötekiyle ilişki kurma tarzı farklıdır. Dünyada 7 milyar insan varsa 7 milyar da ilişki kurma tarzı vardır. Yani ilişki kurma tarzlarımız bir bakıma bizim parmak izimiz gibidir. Bu parmak izi de kişiliğimizin ta kendisidir. Çözüme gelince, bu ilişki kurma tarzlarının yeniden dizyn edilmesi, yani yeni bir kişiliğin yapılandırılması dışındaki hiçbir çözüm gerçek bir çözüm değildir. Gerçek bir çözüm bulunamadığı sürece de gerekli uyum ve ahengi yakalamak hemen hemen imkansızdır.

EVLİLİK, KÖPRÜLÜ KAVŞAĞIN ANA ARTERE BAĞLANMASI GİBİ

-Biz size çözümü sorduk. Siz “gerçek çözüm” diyerek yine yeni bir şey söylediniz. Gerçek çözüm ile gerçek olmayan çözüm arasında ne fark vardır?

-“Gerçek çözüm” benim sıklıkla kullandığım bir kavram. Ancak bunu hiçbir teori kitabında bulamazsınız. Bu sözü ilk olarak bir danışanım kullanmıştı. Çok hoşuma gitti. Ben de üzerine biraz kafa yorup biraz daha kavramsallaştırdım.

Danışanım bayandı ve eşiyle birlikte başvurmuşlardı. Erkeğin geceleri horlaması, kadının bu yüzden uykusuz kalması yüzünden evde huzur kalmamıştı. Bu durumdan gerçek anlamda muzdarip olan bayan danışanım bana içini dökerken “hocam, eşimin horlaması yüzünden geceleri hiç uyuyamıyorum. Bugüne kadar bulduğumuz çözüm ise ‘geçer’ deyip beklemek. Ancak bu gerçek bir çözüm değil.

Ben artık gerçek bir çözüm istiyorum.” demişti. Gerçek çözüm iki tarafın da içine sinen ve iki tarafın içsel olarak gerçekten inandığı bir çözümdür. Gerçek olmayan çözüm ise taraflardan en az birinin –mış gibi yaptığı ve sorunun ortadan kalkmadığı, geçici bir rahatlamanın sağlandığı, ancak gerçekte ise sorunun çoğu kez daha da derinleştiği bir çözümdür. Bir kişinin başı ağrıdığında derhal aspirin vermek gerçek bir çözüm değildir. Aspirin geçici bir rahatlama sağlar mı? Sağlar. Gerçek çözüm gerekli tetkiklerin yapılıp sorunun kaynağının bulunması ve ona göre bir müdahale yapılmasıdır.

- Bunu evliliklere nasıl uyarlayabiliriz?

- Çok basit. Uyumlu ve ahenkli bir evlilik bir köprülü kavşağın bir ana artere ahenkle bağlanması gibidir. Bir köprülü kavşaktan bir ana artere bağlandığınızda yan tarafınızda beliren otomobillerle o kadar ahenkli bir katılım sağlarsınız ki sanki bin kilometredir beraber seyrediyormuşçasına o otomobilleri hiç yadırgamazsınız. Ancak bazen bir mühendislik hatası sonucu köprülü kavşak ana artere ters taraftan bağlanır. Siz yola ahenkle katıldığınızı sanırken koca koca kamyonların üzerinize geldiğini görürsünüz. Bu köprülü kavşağı yıkıp mühendislik kurallarına göre yeniden inşa etmek dışındaki hiçbir çözüm gerçek bir çözüm değildir. Hatta kimi durumlarda bu da yetmez. Köprülü kavşağın kurulu olduğu yerin zemin etüdünün de yapılması gerekir.

HATALI İNŞA EDİLEN KAVŞAKLAR

- Şöyle diyebilir miyiz hocam? Köprülü kavşak hatalı inşa edildiyse insanlar “bekarlık sultanlıktır” sözüne inanıyorlar.

- Bravo! Çok yerinde bir tespit.

- Peki size gelip “ben bekarlığın sultanlık olduğuna inananlardanım. Lütfen siz beni evliliğin sultanlık olduğuna inandırın mı” diyorlar yoksa “hocam şu bizim köprülü kavşağı yıkıp yeniden yapın.” mı diyorlar?

- Böyle demiyorlar tabi. Zaten genelde karşı tarafın hatalı olduğuna inanıyorlar. Ancak ne olursa olsun insanlar evliliklerini kolay kolay gözden çıkaramıyorlar ve bir şekilde kurtarmak istiyorlar. Tarafları tek tek dinlediğimizde herkes diğerinin mutlak suretle tedavi olması gerektiğini düşünüyor. Bize de “hocam eşimi iyileştirebilirseniz evliliğimiz kurtulacak” diyorlar. Meselenin bir uyum problemi olduğunu ve tek tek yapılarının bir araya geldiğinde birbirlerini kilitlediklerini öğrendiklerinde ise sistem kendiliğinden çözülüyor. Köprülü kavşak bizim uydurmamız. Ayrıca kimse evliliğin sultanlık olduğuna inandırılmak gibi bir amaçla başvurmaz bize.

- Size en çok hangi sebeplerle başvuruyor insanlar?

- İnanın burada sayamayacağım kadar çok sebepten başvurular geliyor. Bu soruyu başka bir meslektaşıma sorsanız eminim başka bir sıralama yapar. Benim kendi kariyerimdeki sıralamam aşağı yukarı şudur. Birinci sırada cinsel sorunlar gelir. İkinci sırada iletişim problemleri, daha sonra eşin ailesiyle olan uyum problemleri, kıskançlık problemleri, ekonomik problemler olarak sıralayabiliriz.

SORUNLARA EN ÇOK EVLİLİĞİN HANGİ YILINDA RASTLANIYOR?

- Bunların hepsinin çözümü var mı peki?

- Elbette var. Yeter ki insanlar iyi niyetli olsunlar ve amaçları gerçekten üzüm yemek olsun. Amaç bağcıyı dövmek olduğunda yolumuz biraz uzuyor.

- Peki tecrübenize dayanarak cevap vermenizi istiyorum. Sorunlar ortalama olarak evliliğin kaçıncı yılında patlak veriyor? Bu konuda herhangi bir istatistik var mı?

- Benim haberdar olduğum böyle bir istatistiksel veri yok. Ancak size yine kendi deneyimlerimden yola çıkarak bir aralık söyleyebilirim. Örneğin çok kısa bir süre önce nikahlarının üzerinden sadece 19 gün geçmiş olan bir çift başvurdu bana. Bu benim gördüğüm en yeni çiftti. Geçtiğimiz yıl ise 37 yıllık evli bir çiftle çalıştım. Bu da benim gördüğüm en eski çiftti. Aralık oldukça geniş yani.

- Peki bu 37 yıllık çift evliliğin sultanlık olduğuna ikna oldu mu sonunda?

- Evet. Oldular. Onlardan aldığım geri bildirim evliliklerinin uyum ve ahenginin 37 yıl sonra yüzde yüz arttığı, bunun da yaşam kalitelerine yansıdığı şeklindedir.

- Son olarak neler eklemek istersiniz?

- Evlenmek ciddi bir iştir. İmkanı olan herkes kesinlikle evlilik öncesi danışmanlık almalı ve kararını ondan sonra vermelidir. Evlilik günü gelip tıkanabilir. Bu dünyanın sonu değildir. Sorunun kronikleşmesini beklemeden bir uzmana başvurmak eşlerin ruh sağlıklarını korumak adına atılabilecek en doğru ve en rasyonel adımdır. Unutulmamalıdır ki yaşanılan sorun ne kadar ağır görünürse görünsün doğru bir müdahale ile mutlaka bir çözüm yolu bulunacaktır. Evlilik korkulacak bir şey değildir. Bir kez daha altını çizerek söylüyorum ki gerekli uyum ve ahenk yakalandığında evlilik gerçek manada bir sultanlık olabilir.

- Peki hocam. Bizimle değerli fikirlerinizi paylaştınız. Çok teşekkür ederiz.

- Rica ederim. Umarım bu söyleşimiz hem evliler hem bekarlar için faydalı olur ve evliler evliliklerini, bekarlar ise evliliğe karşı tutumlarını gözden geçirme şansı bulurlar.

ROTAHABER


Bunlar da ilginizi Çekebilir

33 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz