<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çocuk &#38; Aile</title>
	<atom:link href="http://www.cocukaile.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cocukaile.net</link>
	<description>Bir başka WordPress sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 07:00:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kadına Şiddete Ceza Artırımı ilkel Çözüm</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/kadina-siddete-ceza-artirimi-ilkel-cozum/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/kadina-siddete-ceza-artirimi-ilkel-cozum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 07:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sema Maraşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3284</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kadına şiddet&#8221; kelimesi medyada o kadar çok kullanılıyor ki sinek öldürmek için bir erkek elini kaldırsa kadınlar &#8220;şiddet gördüm&#8221; diye polise gidecek kıvama gelmek üzereler. Arkadaşımın küçük oğlu evlerinde misafir olan babaanne ve büyükbabasının tartışmalarına bakıp koşarak annesine gelmiş &#8220;Bu ne ya&#8230; Evimizi şiddet evine çevirdiler.&#8221; diye şikayet ediyormuş. Alışveriş yapıyorum, on dört yaşlarında erkek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/sema-maraşlı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3285" title="sema maraşlı" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/sema-maraşlı.jpg" alt="" width="120" height="150" /></a>&#8220;Kadına şiddet&#8221; kelimesi medyada o kadar çok kullanılıyor ki sinek öldürmek için bir erkek elini kaldırsa kadınlar &#8220;şiddet gördüm&#8221; diye polise gidecek kıvama gelmek üzereler.</p>
<p>Arkadaşımın küçük oğlu evlerinde misafir olan babaanne ve büyükbabasının tartışmalarına bakıp koşarak annesine gelmiş &#8220;Bu ne ya&#8230; Evimizi şiddet evine çevirdiler.&#8221; diye şikayet ediyormuş.</p>
<p>Alışveriş yapıyorum, on dört yaşlarında erkek çocuğu satıcı kadınla konuşuyor: Delikanlı:</p>
<p>&#8220;Dün babamdan dayak yedim&#8221; dedi. Yaşlıca olan tezgahtar kadın: &#8220;Baban sana şiddet mi uyguluyor? Benim babam da bana şiddet uygulardı.&#8221; dedi. Şiddet derken, ne demek istiyorsunuz? diye konuşmalarının arasına girdim. Tezgahtar kadın &#8220;Yaramazlık yaptığımda vururdu.&#8221; dedi. Peki siz çocuğunuza hiç vurmadınız mı? diye sordum. Biraz mahcup &#8220;Benim de oğluma dayak attığım oldu.&#8221; dedi. &#8220;Peki kendi yaptığınızı niye şiddet diye tanımlamıyorsunuz?</p>
<p>Bir kaç ay önce tanıdığım bir hanım aradı. Eşiyle kavga etmişler, karşılıklı hakaret, küfür kıyamet, kocası da bir kaç tane vurmuş. Sabah komşusuna anlatmış. Komşusu &#8220;İlla karakola git, dayak yedim diye tutanak tuttur.&#8221; demiş. O da beni aramış &#8220;Ne yapayım?&#8221; diye.</p>
<p>&#8220;Kocandan boşanmak istiyor musun?&#8221; diye sordum. &#8220;Hayır&#8221; dedi. &#8220;Tutanağı ne yapacaksın o zaman?&#8221; dedim.&#8221;Bir gün boşanırsam elimde olsun&#8221; dedi. &#8220;Peki kocan sana kızmayacak mı, karakola gittin diye akşam aranız daha kötü olmayacak mı? diye sordum. &#8220;Onun haberi olmayacak, ona demeyeceğim&#8221; dedi saf saf. &#8220;Haberi olmaz olur mu? Sen karakola gidince polis kocanı çağırmaz mı? Bu kadına sen mi vurdun demez mi? Belki seni başka biri dövdü, iftira atıyorsun. Polis sadece senin sözüne inanır mı?&#8221; Çok şaşırdı, polisin kocasını karakola çağıracağını hiç düşünmemiş. &#8220;Gitmeyim o zaman, karakola gittiğimi duyarsa, boşar beni kesin.&#8221; dedi.</p>
<p>Başka bir örnek daha. On beş yıllık evli hanım, güzel bir evliliği var, karı koca birbirlerini çok seviyorlar. Erkek bir kez eşine elini kaldırmamış; fakat geçen aylarda ciddi bir tartışma yaşıyorlar ve erkek öfkesine hakim olamayıp vuruyor karısına. Sabah eve polisler geliyor, kadın çantayı çocuğu almış, kocası gitmesine engel olmasın diye de polis çağırmış, polis eşliğinde gidiyor. Şimdi babasının evinde polis çağırdığına çok pişman; fakat kocası affetmiyor. Lojmanda oturuyorlar, kocası &#8220;Beni bütün iş yeri arkadaşlarıma rezil ettin, bu evlilik biter.&#8221; diyor.</p>
<p>Eskiden hiç bir kadın böyle bir durum için polis çağırmazdı. Kadın biliyor ki kocası kötü bir adam değil, ona zarar verecek biri de değil. On beş yıldan beri birbirinizi severken iyiydi de bir gün öfkesine hakim olamadı diye mi bütün bunlar. Erkeğin yaptığı yanlış, karısına vurmasını onaylamıyorum; fakat kadının yaptığı da hiç doğru bir şey değil. Zaten çok pişman.</p>
<p>Arkadaşım anlatıyor: Komşusu &#8220;Kocam bana dayak attı eve yaklaşmasın&#8221; diye şikayet etmiş kocasını. &#8220;Bir hafta polisler kapıda bekledi, adamı eve yaklaştırmadılar, bir hafta sonra polisler gidince adam silahla gelip gece yarısı evine ateş açtı.&#8221; diyor. Adamın niyeti kimseyi öldürmek değil; fakat hem karısının gözünü korkutmak hem de kapısında polis beklediği için giremediği evine ateş açarak mahallenin gözünde itibarını düzeltmeye çalışmak.</p>
<p>Bir de şimdi dayak atan kocaya hapis cezası geliyormuş. Adam karısına dövdü hapse girdi. Ne olacak? Memursa siciline işlenecek. Bilmediği kötü şeyler varsa içerde onları öğrenip çıkacak. Sonra evine gelecek. Ne olacak? Karı koca hasretle birbirlerine mi sarılacaklar? Akşam çaylarını içerken adam hapiste karısa yazdığı şiiri mi okuyacak? Gece birbirlerini kucaklayıp yattıklarında adam hapiste karısının kokusunu ne kadar özlediğini mi fısıldayacak kulağına? Ya bu karı koca bir daha iflah olur mu? Bu evlilik daha gider mi?</p>
<p>Hükümet caydırıcı olsun diye şiddete bol keseden cezalar getiriyor da bunun sonucunu düşünen var mı? Halkı bilinçlendiriyor mu? Yok. Avrupa da şiddete bu cezalar varmış. İyi de biz Avrupalı değiliz. Bizim bir kültürümüz, geleneğimiz, göreneğimiz ve &#8220;el gün ne der&#8221; kavramımız var.</p>
<p>Pek çok erkek kendini karakola şikayet eden, evine polis çağıran kadınla evliliğini devam ettirmek istemiyor. Avrupalı bir erkek belki bu konuyu çok dert etmez; fakat bizim erkeklerimiz &#8220;Beni ele güne rezil ettin.&#8221; deyip affetmiyor. Ya da &#8220;rezil ettin beni mahalleme, arkadaşlarıma&#8221; diye karısına iyici öfkelenip öldürebiliyor.</p>
<p>Şiddete çözüm diye sunulan aklı başında bir çözüm ben göremiyorum. Kola, boyna takılacak bileklikler de dahil buna. Bunlar bizim toplumumuzda şiddeti artırmaktan başka bir işe yaramaz. Boşanmalar artar, şiddet artar.</p>
<p>Ayrıca şiddet konusunda bir avukat okurumun söyledikleri de önemli: &#8220;Kocası gerçekten zalim olan, tehlikeli olan adamların eşleri kocalarını şikayet etmeye cesaret edemiyorlar. Biliyorlar ki adam psikopat, şikayet ederse onu adamın elinden kimse kurtaramaz. Bu şikayetleri kocasından gerçekten bir zarar gelmeyeceğini bilen, kadınlar yapıyor genellikle.&#8221; demiş.</p>
<p>Şiddet konusunu sürekli gündemde tutan ve hükümeti etkilemeyi başaran kadın derneklerinin iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum. Aile kurumuna inanmayan, çoğu nikahsız birliktelik yaşayan, kadın mutsuzluğunun bütün faturasını erkeklere keserken kadınlara bir fiş bile kesmeyen, erkek düşmanı kadınların kışkırtmalarından korunmak lâzım.</p>
<p>Kadın derneklerinin kışkırtmaları gerçekten ezilen kadınların işine yaramıyor sadece erkekleri ezmek isteyen kadınların işine yarıyor. Bu durumda erkekleri ezmek isteyen kadınlar; ezilen kadınlar üzerinden rant sağlıyor. Ezilen kadınlar ezilmeye devam ediyor. Devlet; sarhoşun, ayyaşın, psikopatın elindeki kadınlara yardım etsin. Önemli olan zulüm gören kadınları kurtarmak.</p>
<p>Yoksa bu çözüm diye sunulan cezalar; aile kurumuna zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Erkek milleti zaten öfkesine çabuk yenilir. Kadın kocasına ağzına gelen küfürleri sayarsa, hakaret eder, aşağılarsa erkeğin vurması çok da şaşılacak bir şey değil. Sonra şikayet et. E sonra? Ya ondan sonra? Bu evlilik ne olacak? Şikayet eden kadınların çoğu kocasından boşanmak istemiyor sadece kocasını hizaya getirmek için gözünü korkutmak istiyor. Ya da kötü niyetli olanlar boşanırken daha çok tazminat ve nafaka almak için erkeğin sabır sınırlarını zorlayıp kendine şiddet uygulamasına sebep olabiliyor.</p>
<p>Kadınlara kocalarını nasıl şikayet edeceklerini öğretmek yerine nasıl iyi geçineceklerini öğretmek daha doğru değil mi? Kadınlara da erkeklere psikolojik şiddet uygulamamaları için eğitim verilmeli değil mi? Erkeklere öfkeyi kontrol etmek ve öfke sonrası olabilecek sonuçlar üzerine eğitim vermek daha iyi olmaz mı?</p>
<p>&#8220;Şiddet artıyor, cezaları artıralım&#8221; demek çok ilkel bir çözüm. Cezalar arttıkça şiddetin arttığını herkes görüyor. Bu durumda devletimizden şiddete daha insancıl çözümler bulmasını, bu konuda medyanın ve kadın derneklerinin kışkırtmalarına gelmeyip daha bilimsel çalışmasını, bizim toplumumuzun yapısını göz önünde bulundurmasını, ailelerin iletişimini kuvvetlendirecek, sorun çözmeyi öğretecek eğitimler vermesini bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/kadina-siddete-ceza-artirimi-ilkel-cozum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Artık internetten uygun giysiler alabilirsiniz!</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/artik-internetten-uygun-giysiler-alabilirsiniz/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/artik-internetten-uygun-giysiler-alabilirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 00:05:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3279</guid>
		<description><![CDATA[Giyim sektörü, her gün yeni bir açılımla müşterilerin ilgisini diri tutmaya çalışıyor. Bu açılımların bir kısmı, ürünün modeli ve kalitesine yönelik olurken; diğer bir kısmı da, “kolay ulaşılabilirlik” üzerine kurgulanmış oluyor. Özellikle, zamanın büyük bir iktisatla kullanılmak zorunda olduğu büyük şehirlerde ve her ihtiyaca ulaşmanın güç olduğu kırsal bölgelerde yaşayanlar için bazen “kolay ulaşılabilirlik” üründeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/e-tesettür.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3280" title="e tesettür" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/e-tesettür.jpg" alt="" width="295" height="200" /></a>Giyim sektörü, her gün yeni bir açılımla müşterilerin ilgisini diri tutmaya çalışıyor. Bu açılımların bir kısmı, ürünün modeli ve kalitesine yönelik olurken; diğer bir kısmı da, “kolay ulaşılabilirlik” üzerine kurgulanmış oluyor. Özellikle, zamanın büyük bir iktisatla kullanılmak zorunda olduğu büyük şehirlerde ve her ihtiyaca ulaşmanın güç olduğu kırsal bölgelerde yaşayanlar için bazen “kolay ulaşılabilirlik” üründeki diğer özelliklerin önüne bile geçebiliyor.</p>
<p>Giyim firmaları da bu ihtiyacın farkında&#8230; Bu nedenle her gün bir yenisi hizmete başlayan alışveriş siteleri, müşterilerine bir “tıklama” mesafesinde oluşları, kolay kullanılışları ve zengin ürün seçeneklerine sahip oluşlarıyla onların yardımlarına koşuyorlar. Her zaman uzun uzun bir alışverişi mağazısını gezemeyen ve belki yaşadığı bölgede böyle bir yer de bulunmayan insanlara, kolaylıkla içlerine girip gezebilecekleri sanal devasa mağazalar oluşturuyorlar. Bunların içerisinde gezmek ise, bilgisayarlarımızın mause’nı bileğimizle oynatmak ve parmağımızla tıklamak kadar kolay&#8230;</p>
<p>İşte alışverişi kolaylaştıran bu sitelere bir yenisi daha eklendi:<a href="http://www.etesettur.com"> www.etesettur.com</a></p>
<p>Zengin çeşitleri, ödeme kolaylıkları ve istediğiniz ürünü kargoyla kapınıza kadar ulaştırabilme imkanlarıyla size büyük kolaylıklar sağlıyor. Hem ürünleri üzerinde gerçekleştirdiği kampanyalarla alışverişi kârlı bir hale de dönüştürüyor.</p>
<p>Ayrıca; aradığı ürünleri her yerde bulmakta zorlanan tesettürlü hanımlar da bu site sayesinde birçok markanın kaliteli ürünlerine kolaylıkla ulaşabiliyorlar. İstedikleri renkte, modelde, kalitede ürünleri beğenerek, yalnızca bir tıkla kapılarına kadar getirebiliyorlar.</p>
<p>etesettur.com, bu gibi imkânlarıyla her zaman uzun uzun mağazaları gezme fırsatı bulamayan, ancak yine de giyim sektöründeki yenilikleri takip etmek isteyen bayanlar için bir cankurtaran gibi&#8230; Ve başarısıyla da ilerleyen günlerde adından çok söz ettirecek bir site&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/artik-internetten-uygun-giysiler-alabilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ders çalış!&#8217; diyorlar ama kimse nasıl çalışacağımı söylemiyor</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/ders-calis-diyorlar-ama-kimse-nasil-calisacagimi-soylemiyor/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/ders-calis-diyorlar-ama-kimse-nasil-calisacagimi-soylemiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:56:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuğum ve Ben]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3275</guid>
		<description><![CDATA[Anne-babalarda &#8216;ödevimi yaptım&#8217; diyen çocuklarının yeterli ders çalıştığı kanaati hakimdir. Ödevini hızlıca yapan öğrencinin bu durumu bir yanılgıya yol açar. Çalışma temposunu ayarlayamamış çocuk, sınav zamanlarında büyük sıkıntılar yaşar. Bunun için her gün ödevin yanı sıra günlük derslerin tekrarı ve bir sonraki güne hazırlık yapılmalıdır.Tüm anne-babalar ve eğitimciler çocuklarına ve öğrencilere &#8220;git, odanda ders çalış&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ders-çalış.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3276" title="ders çalış" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ders-çalış.jpg" alt="" width="194" height="259" /></a>Anne-babalarda &#8216;ödevimi yaptım&#8217; diyen çocuklarının yeterli ders çalıştığı kanaati hakimdir. Ödevini hızlıca yapan öğrencinin bu durumu bir yanılgıya yol açar. Çalışma temposunu ayarlayamamış çocuk, sınav zamanlarında büyük sıkıntılar yaşar. Bunun için her gün ödevin yanı sıra günlük derslerin tekrarı ve bir sonraki güne hazırlık yapılmalıdır.Tüm anne-babalar ve eğitimciler çocuklarına ve öğrencilere &#8220;git, odanda ders çalış&#8221; veya &#8220;ders çalışırsan daha başarılı olursun&#8221; şeklinde yönlendirmeler yapıyor. Aslında gözümüzden kaçan bir nokta var. O da &#8216;Nasıl ders çalışmalı?&#8217; sorusunun sorulmaması ya da cevaplanmamasıdır. Öğrenciler birinci dönem istedikleri başarıyı elde edememişlerse o zaman daha iyi olmak için verdikleri sözü yerine getirmeleri için taktik kazanmalılar veya taktik değiştirmeliler.</p>
<p>Eğitim öğretimde en önemli yaklaşım, herkese uygun bir tavsiye veya genel geçer bir tavsiye yoktur. Anne-babalar çocukları ile alakalı olarak ders çalış diyorlar ama çocuklarının nasıl çalışacağını söyleyemiyorlar. Öğrencilerin öğrenme tarzları, karakteristik özellikleri veya zekâ türleri birbirinden farklı olabilir. O zaman çocuklarımız için tavsiyede bulunurken, onun tanınması, zekâ türünün, karakteristik özelliklerinin ve bunun paralelinde olan öğrenme tarzının iyi analiz edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ders çalışmaya başlamak için; öncelikle çalışılacak mekâna dikkat etmek gerekir. Aşırı uyarıcılardan uzak, görsel malzemenin bol olduğu yerler yerine daha sade mekânlar tercih edilmeli.</p>
<p>Havalandırması iyi yapılmış ve sıcaklık değerlerine dikkat edilmiş mekânlar olmalı. Ne çok sıcak ne de soğuk olmamalı. Çalışma masası öğrencinin biyolojik özelliklerine uygun olmalı. Sandalyesi veya koltuğu çok da rahat olmamalı. Oturmaya uygun olmalı, uyumaya değil. Uzanarak değil mutlaka masa başında çalışılmalı. Gürültüden uzak, TV, telefon gibi uyarıcıların tesirinden arındırılmış olmalı. Öğrencilerin çalışma odaları, salonlar veya televizyon başları değildir. Yani televizyon, radyo, müzikçalar açıkken ders çalışılmaz, &#8216;Ben çalışıyorum&#8217; diyenler kesinlikle kendilerini kandırıyorlar.</p>
<p>Hedefsiz olarak başlanmış çalışmalar sonuçsuz kalacaktır. Ödevler ders tekrarlarıdır. Çalışmayı pekiştirir ama çalışma biraz da gelecek konulara bakmak ve anlamadan konu geçmemeye çalışmak için yapılır. Öğrencilerin en çok kaçırdıkları budur. Ödevler hızlıca yapılır. Ders çalıştım, ödevimi bitirdim şeklinde ifadelerle aile bireyleri ve kendisini kandırdığını zanneder. Bu tempo biraz da tembelliğe alıştırır. Sonra sınav dönemlerinde tempo artırılması gerektiğinde bu şekilde çalışan öğrenciler zorlanır. Hangi konuyu çalışacağım, nereden başlayacağım ve nerede bitireceğim soruları cevaplanmalı ve öğle çalışmaya başlanmalıdır. Bireysel farklılık göstermekle birlikte 45-50&#8242;şer dakikalık periyotlar halinde çalışmalar disipline edilmelidir.</p>
<p>Haftaya hazırlıklı girilmeli</p>
<p>Hafta içinde okul dönüşü zihin ve beden biraz dinlendirilerek her akşam çalışılmalıdır. Hafta sonu cuma akşamına ailecek bir etkinlik konulmalı ve ailecek dinlenilmelidir. Cumartesi ihmal edilmemeli ve çalışılmalı, pazar günü de haftaya hazırlık olarak değerlendirilmelidir. Hazırlıklı girilmiş bir haftanın daha başarılı ve verimli geçtiği gözlenmiştir.</p>
<p>Ders çalışma alışkanlığı ile kitap okuma arasındaki ilişki göz önünde bulundurularak mutlaka akşamları, okul dersleri haricinde kitap okunabilmelidir. Gelişmiş ülkelerde kişi başına günde 24 dakika kitap okumaya ayrıldığını düşünürsek bu konuya özen gösterilmeli, aile bireylerinin de katılımıyla kitap okunmalıdır. Ebeveynler unutmamalıdır ki, birlikte yapılan faaliyetler ailelerin kimlik ve kişiliklerini oluşturup bunun yeni kuşaklara aktarılmasını sağlarlar. Çocuklar daha çok görerek modeli gözlemleme yoluyla öğrenirler. </p>
<p>Abdülrezzak çil </p>
<p>Fatih Üniversitesi, Eğitimci-sosyolog</p>
<p>Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/ders-calis-diyorlar-ama-kimse-nasil-calisacagimi-soylemiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu gıdalar uyku getiriyor</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/bu-gidalar-uyku-getiriyor/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/bu-gidalar-uyku-getiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:48:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3271</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Melek Kandemir, hafif şikayetleri olan kişilerin, evde kendilerinin uygulayabilecekleri birkaç basit öneriyle bu uykusuzluk durumundan kurtulabileceklerini belirtti. Kandemir “Yatmadan önce, uykuyu teşvik eden, triptofan bakımından zengin olan gıdalar, ılık süt, ceviz, fındık gibi kabuklu kuru yemişler, muz, bal ve yumurta tüketmek uykuya dalmanızı kolaylaştırabilir. Ayrıca karbonhidrat bakımından zengin gıdalar kanda uykuya teşvik edici madde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/kuruyemiş.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3272" title="kuruyemiş" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/kuruyemiş-300x155.jpg" alt="" width="300" height="155" /></a>Dr. Melek Kandemir, hafif şikayetleri olan kişilerin, evde kendilerinin uygulayabilecekleri birkaç basit öneriyle bu uykusuzluk durumundan kurtulabileceklerini belirtti. Kandemir “Yatmadan önce, uykuyu teşvik eden, triptofan bakımından zengin olan gıdalar, ılık süt, ceviz, fındık gibi kabuklu kuru yemişler, muz, bal ve yumurta tüketmek uykuya dalmanızı kolaylaştırabilir. Ayrıca karbonhidrat bakımından zengin gıdalar kanda uykuya teşvik edici madde olan triptofanı artırır. Yatmadan önce az miktardamısır gevreği/ tahıl ve süt, yoğurt ve kraker, ekmek ve peynir gibi besinlerden atıştırmak uykunuzun gelmesini kolaylaştırabilir” dedi.</p>
<p>Bugün Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/bu-gidalar-uyku-getiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her beş kişiden biri reflü</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/her-bes-kisiden-biri-reflu/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/her-bes-kisiden-biri-reflu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:10:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>semamarasli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3267</guid>
		<description><![CDATA[Mide asidinin yemek borusuna geri gitmesiyle oluşan Reflü hastalığı, Türkiye&#8217;de her beş kişiden birini tehdit ediyor Stres, yoğun iş temposu ve düzensiz beslenme. Yaşadığımız çağın hızlı temposu bir çok hastalıkları da beraberinde getiriyor.  Göğüs kafesinde yanma, sürekli ağza çıkan ekşi su, uzun süreli ses kısıklığı ve boğaz ağrıları gibi pek çok şikayete neden olan reflü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/images5.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3268" title="images" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/images5.jpg" alt="" width="252" height="200" /></a></p>
<p>Mide asidinin yemek borusuna geri gitmesiyle oluşan Reflü hastalığı, Türkiye&#8217;de her beş kişiden birini tehdit ediyor Stres, yoğun iş temposu ve düzensiz beslenme. Yaşadığımız çağın hızlı temposu bir çok hastalıkları da beraberinde getiriyor.</p>
<p> Göğüs kafesinde yanma, sürekli ağza çıkan ekşi su, uzun süreli ses kısıklığı ve boğaz ağrıları gibi pek çok şikayete neden olan reflü son yıllarda sıkça görülen mide rahatsızlıkları arasında geliyor.</p>
<p> Mide asidinin yemek borusuna geri gitmesiyle oluşan hastalığın Türkiye&#8217;de her beş kişiden birinde görüldüğünü söyleyen İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ziya Öztürk, erken teşhiste tedavisi zor olmayan hastalığın, önlem alınmadığında uzun vadede kansere kadar gidebilen ciddi hastalıkları da beraberinde getirebileceği konusunda uyarıyor.</p>
<p>KALP HASTALIKLARIYLA KARIŞTIRILIYOR</p>
<p>Reflüde görülen en tipik şikayetin kişinin yediklerinin istemeden ağza doğru geri gelmesi ve buna bağlı olarak göğüs kemiğinin arkasında yanma hissetmesi olduğunu ifade eden, Dr.Ziya Öztürk &#8220;Bazen göğüs kemiğinde ağrı olarak da algılanıyor. Bu tip bir ağrı, ileri yaştaki birinde kalp hastalıklarıyla bile karıştırılabiliyor. İleri derecede asit özelliği taşıyan mide içeriğinin çok az miktarının bile ağıza ve genize gelmesi, ses tellerinde ve etrafındaki dokularda tahribat oluşturuyor. Bu uzun vadede gırtlak kanserine bile yol açabiliyor. Reflü özellikle erişkin yaşta ortaya çıkan astım hastalığının nedenleri arasında yer alıyor&#8221; dedi.</p>
<p>YUTMA BORUSU KISALIYOR</p>
<p>Bebeklik çağı da olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilen reflünün en sık 30-40 yaş grubunda görüldüğünü dile getiren Dr. Ziya Öztürk, &#8220;Reflü tedavi edilmediği takdirde çok ciddi problemlere yol açabilir. Yutma borusundaki sürekli tahriş sonucunda burada hareketlilik azalıyor ve yutma güçlüğü ile sonuçlanabiliyor. Daha ileri olgularda ise yutma borusu kısalıyor, alt ucunda darlık gelişiyor ve kişi katı gıdaları yutamaz hale geliyor. En korktuğumuz komplikasyon ise bu sürekli tahriş altında kalan yutma borusu alt ucunda kanser gelişimi. Bu artık çok iyi bilinen bir risk ve sürekli reflü çok uzun dönemde kanser riskini hatırı sayılır oranda yükseltiyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Reflünün ilk etapta ilaç tedavisiyle belirtilerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyleyen Dr. Ziya Öztürk, hastalığın kontrol altına alınamaması halinde en iyi tedavi seçeneğinini cerrahi olduğunu belirtti.</p>
<p>BU ÖNERİLERE KULAK VERİN</p>
<p>Reflüden korunma yolları konusuna da değinen Öztürk, şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Limonlu, asitli yiyeceklerden; kahveden ve domatesli gıdalardan da kaçınılmalı. Çikolata, sarımsak, soğan, nane ve yağlı yiyecekler de reflü sıkıntılarını arttırır. Öğünlerde aşırı yemekten kaçınılmalı. Akşam son öğünde fazla yemek yenmemeli. Yemeğin ardından hemen uzanılmamalı. Dar kemerler ve dar pantolonlar mide asidinin yukarı çıkmasına neden olur. Bu nedenle tercih edilmemeli. Sigaradan uzak durulmalı. Yatarken yüksek bir yastık kullanılmalı&#8221;</p>
<p>   MİLLİ GAZETE</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/her-bes-kisiden-biri-reflu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadece porsiyon küçülterek ayda 2 kilo zayıflayın</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/sadece-porsiyon-kuculterek-ayda-2-kilo-zayiflayin/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/sadece-porsiyon-kuculterek-ayda-2-kilo-zayiflayin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 09:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3261</guid>
		<description><![CDATA[Sağlıklı bir bedene ve ideal vücut ağırlığına sahip olmak için dengeli beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek en gerekli davranışlardan biridir.Öncelikle her birey kendi bazal metabolik hızına göre günlük enerji ihtiyacı kadar besin tüketmeli, fazla besin tüketiminden kaçınmalıdır. Diyet yapmadan da zayıflamanın mümkün olduğu unutulmamalıdır. Tüketilen besinlerin sadece porsiyonlarını küçülterek günlük yaklaşık 500 kcal daha az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/porsiyon.bmp"><img class="alignleft size-full wp-image-3262" title="porsiyon" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/porsiyon.bmp" alt="" /></a>Sağlıklı bir bedene ve ideal vücut ağırlığına sahip olmak için dengeli beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek en gerekli davranışlardan biridir.Öncelikle her birey kendi bazal metabolik hızına göre günlük enerji ihtiyacı kadar besin tüketmeli, fazla besin tüketiminden kaçınmalıdır. Diyet yapmadan da zayıflamanın mümkün olduğu unutulmamalıdır. Tüketilen besinlerin sadece porsiyonlarını küçülterek günlük yaklaşık 500 kcal daha az enerji alınabilir ve böylece 1 ayda 2 kg zayıflanabilmektedir. Porsiyon küçültmek için yapılabilecek en kolay yöntem, kullanılan tabak boyutlarında değişiklik yapmaktır. Örneğin öğle ve akşam yemeklerinde yemek tabağında tüketilen 1 tabak yayla çorba yaklaşık 175 kcal iken küçük tabakta 100 kcal, pirinç pilavı 300 kcal iken 200 kcal, kıymalı sebze yemeği 275 kcal yerine 175 kcal enerji vermektedir. Gün içerisinde yaklaşık 500 kcal daha az enerji tüketilecek ve çok fazla çaba sarf etmeden ayda 2 kg kaybı görülecektir.</p>
<p>Küçük boy yemek tabakları içerisinde sofrada görülen yemekler, yemek tabağını daha fazla doldurduğu için yeterli miktarda yemek tüketildiği hissini uyandıracaktır. Böylelikle daha erken bir zamanda tokluğa erişilecek ve fazla besin tüketiminden uzak kalınacaktır. Küçültülen tabak boyutuna ek olarak, su bardakları boyutu büyütülerek günlük sıvı tüketimi artırılmalıdır. Enerji alımını azaltmak için ekmek dilimleri kesilebilecek en ince boyutta kesilmelidir. Lokmaları küçük miktarda alıp çiğneme süresini uzatmak ise beyinde tokluk hissi uyandıran ghrelin hormonunun erken salgılanmasını ve erken doymayı sağlayacaktır. Bu ufak tüyolar ile tartıda görülen değişikliklere şaşıracaksınız.</p>
<p>Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/sadece-porsiyon-kuculterek-ayda-2-kilo-zayiflayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz Olsanız Eşinizi Nereye Kadar Taşırsınız?</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/siz-olsaniz-esinizi-nereye-kadar-tasirsiniz/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/siz-olsaniz-esinizi-nereye-kadar-tasirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 22:03:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlker Yenen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3257</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal ve uluslar arası medyada son zamanlarda bu hikâye ile çok sık karşılaşmaya başladık: Erkek, hasta (kansere veya ciddi bir hastalığa yakalanan) eşine daha fazla bakamayarak (tahammül edemeyerek) ya da bu tek taraflı evlilik hayatına daha fazla katlanamayarak ve nikah masasında vermiş olduğu “hastalıkta ve sağlıkta…” sözünü de unutarak hasta yatağında olan eşini boşama kararı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ilker_yenen1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3258" title="ilker_yenen" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ilker_yenen1-234x300.jpg" alt="" width="234" height="300" /></a>Ulusal ve uluslar arası medyada son zamanlarda bu hikâye ile çok sık karşılaşmaya başladık: Erkek, hasta (kansere veya ciddi bir hastalığa yakalanan) eşine daha fazla bakamayarak (tahammül edemeyerek) ya da bu tek taraflı evlilik hayatına daha fazla katlanamayarak ve nikah masasında vermiş olduğu “hastalıkta ve sağlıkta…” sözünü de unutarak hasta yatağında olan eşini boşama kararı alır. Ardından bu düşüncesini gerçekleştirmek ve vermiş olduğu kararın meşruluğuna kendini de inandırmak için çeşitli arayışlara girer. Sergilediği tutum ve davranış değişiklikleri, belki de hasta eşini önceden bu duruma hazırlamak içindir. İlerleyen süreçte onu yalnızlığına terk etme kararı (kendi başının çaresine bakmak mı yoksa kendi çaresizliğiyle baş başa bırakmak mı?!) kesinleşir ve hasta olan eşini boşar.</p>
<p>Ancak hikâye burada bitmez. Erkek kendisinden yaşça genç başka bir bayanla evlenir ve etrafa mutlu olduklarını gösteren pozlar verme çabası içindedirler nedense. Gizlice ele geçirilen düğün fotoğrafları medyada yayınlanır. Onlar balayındayken bizler de merak ederiz düğünlerini, nasıl oldu diye, acaba birbirlerine yakışıyorlar mı diye? Aradan zaman geçer medyaya yeni bir haber düşer, oysa eşinin kendisini boşama kararını ilk duyduğunda kalbine düşen duygudur o, ve o duygu şimdi gerçek olmuştur, hasta yatağında yatmakta olan eş, gözlerini bu dünyaya kapatıp öbür boyuta açmıştır artık. Şimdi bizlerde yeni bir merak başlar: Acaba hasta yatağında terk ettiği eşinin cenazesine, onu boşayan koca katılacak mıdır hatta yeni eşiyle beraber?</p>
<p>Ya tersi bir durum, erkek hasta, felçli veya bakıma muhtaç olsaydı. Bayan erkeğinin bakımına katlanamayıp onu boşasaydı ve genç, zengin bir koca bulup evlenseydi, hikâyenin bizi ilgilendiren kısımları değişir miydi?</p>
<p>Bu olaylara karşı nedense kendimizi sorumlu hissederiz. Vicdanen rahatsız bir şekilde hasta olan eşin (bay-bayan) yerine koyarız kendimizi (tabi ne kadar empati kurulabiliyorsa) ve bir sürü de olumlu-olumsuz, vicdanlı-vicdansız önyargılı yorumlar yaparız. Halbuki olay bitmiştir, erkek yeni eşiyle beraberdir ve eski eş de vefat etmiştir, ama cemiyet hayatına etkisi hala devam etmektedir.</p>
<p>Peki, hikâyedeki o koca bizlere dönüp sorsaydı; siz benim yerimde olsanız eşinizi nereye kadar taşırdınız! diye, acaba ne cevap verebilirdik.</p>
<p>Değerlerimizi, duygularımızı, önyargılarımızı, örf-adetimizi, kişiliğimizi ve önkabullerimizi bir kenara bırakıp, nötr bir zihinle, yargılamadan bu hikayeyi, kendimizi olayın kahramanlarının yerine koyarak bir değerlendirmede bulunmaya çalışsak (1- Doğal (toplumsal) seleksiyon açısından tabi bir olay, hayat tüm mücadelesiyle, acımasızlığıyla devam ediyor. İnsan, insanın kurdudur ve varlığımızı devam ettirebilmek, ben’i yaşatmak için her türlü engel ortadan kaldırılmalıdır. 2- Toplum içinde belli bir mertebede yaşayan ve topluma karşı bazı sorumlulukları olan bir insan olarak doğal ihtiyaçların (özbakım, cinsellik vs.) karşılanması gerekiyor. Bu nedenle yeni bir eş (ikinci de olabilir) normal karşılanmalıdır. 3-Benim evlilikten anladığım, iki insanın karşılıklı olarak çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması, hayatı kolaylaştırma esasına dayalı olduğu bir birlikteliktir. Bu fonksiyonunu yerine getiremiyorsa, evlilikler bitebilir… bunları uzatmak elbette mümkün) bunu ne kadar başarabiliriz!</p>
<p>Erkek eşini sadece boşayıp yalnız başına hayatına devam etseydi, kendinden (oldukça) genç bir bayanla evlenmeseydi; hasta eş vefat ettikten sonra bir süre bekleyip ardından erkek kendine denk bir bayanla evlenseydi; evlilik hayatının birikmiş sorunlarını bu duruma yansıtmayıp, taraflar hastalık durumundan önce problemleri çözüp halledebilselerdi; eşler karşılıklı olarak konuşup anlaşarak rıza ile, erkek ikinci bir eşle evlenseydi ve hasta eşine birlikte baksalardı; hasta eş iyileştikten sonra aynı şekilde, hasta olan kocasına baksaydı (Erkeğin eş seçiminde, eşinin kendisinden 3-5 yaş küçük olması kriteri, bilinçaltımızdan kaynaklanan böyle bir nedenden dolayı olabilir) gibi düşünceler sizlere makul gelebilir veya gelmeyebilir de.</p>
<p>Ancak ütopik de olsa makul, kabul edilebilir çözümler üretmek toplumun bir bireyi olarak hepimizin görevi olduğunu düşünüyorum. Zira toplumumuzda böyle bir ihtiyaç vardır ki; bu güç-zor durumlarla (modern yaşamın problemleri) ilgili insanların nasıl başa çıkması gerektiğini, onlara hangi kanallar aracılığıyla destek olunabileceğini anlatan, yaşanan tecrübelerden örnek olaylardan hareketle, hikâyeleri kahramanlarının ağızlarından resmederek, farklı açılardan bu tür meselelerin ele alındığı eserler ortaya konulmalıdır.</p>
<p>Bu konuyla ilgili olarak şöyle bir geriye baktığımızda bizlere ufuk açacak çeşitli örnekleri bulabiliriz; rahmetli Aydın Menderes’in eşi Ümran Hanım, gazeteci yazar Kazım Kanat’ın eşi Sevinç Hanım bu örneklerden sadece ikisi. Doktor Ne Kadar Ömrüm Kaldı? kitabının başında Sayın Kanat şöyle bir itirafta bulunur: “Bu kitabı yazarken hep şunu düşündüm: Bir kadın kocasını nereye kadar taşır… Biliyorum ki… O nikah defteri imzalanırken iyi günde de, kötü günde de denilse bile… Bu kitap hastalığımda beni daha çok seven ve arkadaşım kanserle hala devam eden savaşımda bana inanılmaz destek veren sevgili eşim Sevinç’e bir minnet ifadesi ile kaleme alınmıştır.</p>
<p>Hadi size erkekçe bir itiraf: Acaba hasta olan o olsaydı onun bana yaptığı fedakarlıkları ona yapabilir miydim? Hiç sanmam! Çünkü; biz erkekler kadınlarımızın bizlere yaptığı fedakarlığı yapmayız. Nerden mi biliyorum? Dedem de öyleydi… Babam da öyle. Ben de öyle olursam hiç şaşırmam.” Biz erkekler, yaradılış gereği bu konuyu daha fazla düşünmemiz gerekiyor sanırım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/siz-olsaniz-esinizi-nereye-kadar-tasirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>30</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Geri Kalmışlığın Tarihi</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/turkiyede-geri-kalmisligin-tarihi/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/turkiyede-geri-kalmisligin-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 22:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dr.Habibullah Aktaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3254</guid>
		<description><![CDATA[Neresinden başlasak ki? Kimi zaman algoritma bozuluyor,diyalektik yetersiz kalıyor, karman çorman rastgele bir oradan bir buradan mı bahsetsek acaba? O kadar çok cümle var ki sırasını bekleyen sıra gözetmeksizin çalakalem  gidiversem kafalar karışmış mı olur? Önceki yazılarımda açıklamaya çalıştığım ülkemizin  durumlarını sanki yeterince anlatamamış gibiyim. Meramımın özü içimde kaldı , tıkadı , bir çıkarsam rahatlayacağım da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/habib__resim1-300x2251.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3255" title="habib__resim1-300x225" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/habib__resim1-300x2251.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Neresinden başlasak ki? Kimi zaman algoritma bozuluyor,diyalektik yetersiz kalıyor, karman çorman rastgele bir oradan bir buradan mı bahsetsek acaba? O kadar çok cümle var ki sırasını bekleyen sıra gözetmeksizin çalakalem  gidiversem kafalar karışmış mı olur? Önceki yazılarımda açıklamaya çalıştığım ülkemizin  durumlarını sanki yeterince anlatamamış gibiyim. Meramımın özü içimde kaldı , tıkadı , bir çıkarsam rahatlayacağım da başaramıyor gibiyim.</p>
<p>Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi ,1970 lerde merhum İsmail Cem ‘in kaleme aldığı fenomen bir eserin adı&#8230; Ben tamamını okumadım . Kendime de sizlere de öneririm okunmasını. Gerçi okusak hayal kırıklıklarımız daha mı artar ? Osmanlı dönemimden beri özetlenen toplum-devlet sisteminin neredeyse değişmemesini hakkal yakin gözlemek daha da bunaltılı bir tünele mi sokar ? Ya da ders almamız sayesinde ülkenin mutluluk katma değerine üç beş biz katkıda bulunabilir miyiz ? Bilemiyorum ki&#8230;</p>
<p>Belki de koyun gibi hiç bir şeyi dert etmeyip düşünmeyen insanlar şu yalan dünyadan daha bir lezzet alıyorlardır .</p>
<p>Amerika, Amerika… Adamlar ülkelerine kazandıracak ne varsa bunun yolunu açacak elemanların tesbitini taaa 1945lerde bulmuş becermiş, ufak da olsa yeni bir üretim yapamayana ödül vermiyorlar.  Bul bir şey başımızın üstünde yerin var. İşte oda, işte sürei işte maaş, işte unvan doçent prof, sen yeter ki bana bir şey bul, bulduğunla ben amel edeyim dünyaya satayım pazarlayayım,Amerikan halkı sayende konforlu bir yaşama kavuşsun.</p>
<p>150&#8242; lere ulaşan üniversitelerimize eleman alımında hala standart bir kriter getirilebilmiş değil, zaten girenler de mutlu değil. Yetenekli olanla olmayan arasında bir iltifat farkı yok ki&#8230;</p>
<p>Üniversitenin filanca bölümünde çalışmasa, dışarda iş bulup iaşesini çıkaramayacak olanın geliriyle, üniversitelerin laboratuarlarında kafa patlatıp 75 milyona aş olacak bir buluş yapabilecek dahilerin geliri arasında fark yok .hatta dahinin aleyhine bir dengesizlik var. Dahi araştırma yapayım diye ADSL alır evine sınırsız mesela ,kitap alır,dergiye abone olur, zaman harcar,ailesiyle arası bozulur,çocuklarına belki vakit ayıramaz; diğeri zaten iş bulduğuna şükreder ne işi var ADSL ile kitapla dergiyle, o parayla arkadaşlarıyla denize yüzmeye gider.</p>
<p>Japonlar bir birim enerjiden dört birim iş üretiyorlarmış, bizde oran bire bir. Biz bir birim enerji tüketip bir birim iş elde ediyoruz. Biz 75 milyon 135 milyar dolar ihracat yapıyoruz. Almanlar 80 milyon. 1.5 trilyon dolar ihracat yapıyor. Opel onların, BMW onların, Mersedes onların, Bayer onların,Audi onların, tekstil makineleri onların.</p>
<p>Ben Safranboluda ikamet ediyorum.Bu kente sık sık Japon, Koreli turistler gelir. Yollarda gezinirler. Ortalık Toyota ,Hyundai Kia dolu. Nüfus gani. Turistler yollarda bizim otolarımız dolanıyor diye bizi küçümser mi? Yok değil. Mükemmel misafirperverliğimiz var. Onlar da yok ..Doğal afet olur biri evine yardım malzemelerini depolar ,japonlara tsunami vurur herkes sırada hakkını bekler. Başkasından yardım istemek onurlarına dokunur. Japonlar budist miydi,putperest mi? Neyse bunlar başka konu. İğne çok battı .Haksızlık mı ettik çoğumuza.</p>
<p>Arada bir Ermeni pkk meselelerinden İtalya ile Fransa ile aralar bozulur. Basında bir fırtına başlar, zaten sütunların da doldurulması lazım. Bir yurttaşımız Fiat arabasını ya da Citroenini yakar genelde eski modelleri Türk tepkisinden korkan italyan ve fransız şirketlerinin ağlamaklı halleri yansıtılır. Koltuklarımız şişer sanki aracı keşfeden ,yürüten satan biziz. Yahu onlar boykot yapsa biz yürüyeceğiz yollarda ya da ata bineriz. Keşfettiğimiz tek bir ilaç yok. Avrupa bir boykot etsin bakalım hangi hapı bulup içeceğiz, hangi hastalığı hangi cihazla saptayıp hangi özel aletlerle ameliyat yapabileceğiz. Lazerlere bir ambargo uygularlarsa tüylerini bunlarla aldıran yüzbinlerce Türk kılllarıyla yaşamaya alışır . Yoksa Arif Pamuk un şifalı bitkiler kitabına bakıp uyuzun sebebini karaciğerden olduğunu okuyup , şifalı bir macun yer kaşınmaya devam ederiz.</p>
<p>Nerdeyse 15 yıldır internetle haşır neşirim . Kendi mesleğimle ilgili yazıları takip etmeye gayret ediyorum. Tartışma platformlarında ne oluyor ne gidiyor var mı değişik yeni her gün bir iki saat. Bazen internet çökse ne ya parızdiye aklıma bir ürperti gelir ,çökerse napcaz windows programı var mı server lar nerede benim cilthekimi.com sitesinin hostingi Londrada.Yeğenim Amerikaya yerleşti beni de çağırıyor, harika ülke, yollar nefis , düzen intizam mükemmel, kütüphaneler kitap kaynıyor demokrasi bir nimet. Elin yabancısı sistemini kurmuş biz başaramadık hazırlop oraya yerleş kurtul ohh .</p>
<p>Meriç nehrinde , Çeşme kıyılarında boğulan Afganlar Somalilier Pakistanlılar&#8230; Kendi ülkelerinde camiler bombalanır yaşamlar yüzer yüzer sonlanırken çamurlu sokaklarda , lafa gelince karısı kızı ahlaksız erkekleri homoseksüel Avrupalıların kurduğu uygar düzende yaşamak için kamyon kasalarında kötü teknelerde ölümü göze alıyor. Aslında yüzyıllar önce böyle değillerdi,böyle değildik. Ne eksildi ,neyi kaybettik, neyi fazla yaptık, neyi boşverdik.</p>
<p>Yenilerde orta lise öğrencilerinin diline dolanmış bir kelime var: Ezik&#8230; Benim çocuklarım da birbirlerine ezik mezik diye dalaşır dururlar. İnternet ortamında da sık rastlıyorum, karikatür dergilerinde , herhalde bu kelime -şükür ki hiç takip etmediğim- rating rekoru kıran tv programlarında geçiyor olmalı ki tüm Türkiye&#8217;nin ağzına bulaşmış.Neyse, işte ben de kullanıyorum. Eziğim ,Amerika Avrupa ve üreten bulan buluşturan sistemini kuranlara karşı eziğim.Üzgünüm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/turkiyede-geri-kalmisligin-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hafızanın yeni ilacı gülsuyu</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/hafizanin-yeni-ilaci-gulsuyu/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/hafizanin-yeni-ilaci-gulsuyu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 11:30:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İşe Yarar Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3246</guid>
		<description><![CDATA[Nöropsikiyatri Uzmanı Mehmet Yavuz, yüzyıllardır araştırma konusu olan hafızayı güçlendirmenin yeni formülünün gül suyu olduğunu açıkladı. Bilginin altın çağını sürdüğü zamanımızda bilginin öğrenilmesi ve akılda tutulması bilginin kendisinden çok daha önemli. Öğrenilen bilgilerin nasıl hafızaya kaydedildiği ve bunların ne şekilde ve ne kadar süre hafızada tutulduğu, bilim insanlarının uzun yıllardır merak ettikleri ve üzerinde çalıştıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/gül-suyu.bmp"><img class="alignleft size-full wp-image-3249" title="gül suyu" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/gül-suyu.bmp" alt="" /></a>Nöropsikiyatri Uzmanı Mehmet Yavuz, yüzyıllardır araştırma konusu olan hafızayı güçlendirmenin yeni formülünün gül suyu olduğunu açıkladı. Bilginin altın çağını sürdüğü zamanımızda bilginin öğrenilmesi ve akılda tutulması bilginin kendisinden çok daha önemli. Öğrenilen bilgilerin nasıl hafızaya kaydedildiği ve bunların ne şekilde ve ne kadar süre hafızada tutulduğu, bilim insanlarının uzun yıllardır merak ettikleri ve üzerinde çalıştıkları bir konu. Manyetik kirlilik hafıza düşmanı Günümüzde hemen herkesin şikâyetçi olduğu bir konu var; unutkanlık.</p>
<p>Teknoloji ve lüks yaşam bir yandan hayatımıza inanılmaz kolaylıklar sağlarken bir yandan da neleri alıp götürüyor henüz tam manasıyla anlayabilmiş değiliz. Ancak bir gerçek var ki; teknolojinin sebebiyet verdiği, yoğun elektromanyetik kirlilik; hafıza sorunlarının en büyük nedeni durumunda. Sağlıklı ve düzenli uyku da şart Hafıza sorunlarını gidermek ve optimal bellek gücüne sahip olabilmek için birçok yol var; bellek yardımcıları (not defteri veya ajanda, avuç içi bilgisayar, ses kaydedici vb) kullanma, görsel imajlardan yararlanma, düzenli spor aktiviteleri (en azından düzenli yürüme), elektronik sistemlerden uzak durma, düzenli beslenme, mineral ve vitamin takviyesi, zararlı alışkanlıklardan (sigara, alkol, uyuşturucu) kaçınma ve düzenli uyku alışkanlıkları bunlardan en önemlileri. Ancak sağlıklı ve düzenli uyku, hafızanın işlenmesi ve uzun süreli kayıtlanması açısından çok önemli.</p>
<p>SABAH GÜL KOKUSUYLA UYANIN</p>
<p>Bu bilimsel araştırmadan yola çıkarak, unutkanlık sorunu olanların ya da hafızasını daha güçlü hale getirmek isteyenlerin yatak odalarında bir vazo gül bulundurmalarını tavsiye eden Dr. Yavuz “Sabah uyanıldığında gül suyu ile ferahlamak ya da gün içinde gül kokusu veya gül suyu kullanmak hafızanızı güçlü kılabilir ve unutkanlığı yenmenizi sağlayabilir” diyerek gül suyunu gün içinde kullanmanın önemini vurguluyor.</p>
<p>FAYDALARI NELERDİR?</p>
<p>Yıllar boyunca pek çok amaç için kullanılan gül suyunun faydaları azımsanamayacak kadar fazla. Cilt temizliği için durulama ardından tonik yerine sıkça kullanılan doğal gül suyu, yaralara ve aşırı sıcak ve soğuk çatlamış el, ayak, dudak ve cilt içinde etkili olabiliyor. Gül bitkisinin tedavi edici doğal yapısından dolayı antiseptik ve yatıştırıcı özellikleri de var. Bu nedenle cilt ve saç bakım ürünlerinde de sıkça kullanılıyor.</p>
<p>KOKLAMAK BELLEĞi GÜÇLENDiRiYOR</p>
<p>Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, yatak odasında gül bulundurmanın öğrenilen bilgilerin belleğe yerleştirilmesini şaşılacak derecede olumlu etkilediğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, kısa süreli gül kokladıktan sonra bile, belleğin güçlendiğini ve unutkanlığın önlendiğini ifade ediyor. Dünyada pek çok araştırmanın da buna destek verdiğini belirten Mehmet Yavuz, uyku esnasında gül kokusu altında olmanın, yeni alınan bilgilerin daha güçlü bir şekilde kayıtlanacağını vurguluyor.</p>
<p>Bugün gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/hafizanin-yeni-ilaci-gulsuyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgililer Günü</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/sevgililer-gunu/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/sevgililer-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 11:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>semamarasli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sema Maraşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3241</guid>
		<description><![CDATA[Evliler günü yok, nişanlılar günü yok; fakat sevgililer günü var. Her ne kadar evliler de sevgililer gününü kutluyorsa da boş yere kendilerini aldatmasınlar, gün sevgililerin günü; sevenlerin günü değil. Yani nikahsız birlikteliklerin günü. Evliliğin sorumluluğundan kaçan, fıtratındaki karşı cins arzusunu sorumluluk almadan, her an bırakabilme keyfiyeti ile yaşayanların günü. &#8220;Evlilik aşkı öldürür.&#8221; sloganının ardına sığınıp, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/foto-sema-332-120x15041.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3242" title="foto-sema-332-120x1504" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/foto-sema-332-120x15041.jpg" alt="" width="120" height="150" /></a></p>
<p>Evliler günü yok, nişanlılar günü yok; fakat sevgililer günü var. Her ne kadar evliler de sevgililer gününü kutluyorsa da boş yere kendilerini aldatmasınlar, gün sevgililerin günü; sevenlerin günü değil.</p>
<p>Yani nikahsız birlikteliklerin günü. Evliliğin sorumluluğundan kaçan, fıtratındaki karşı cins arzusunu sorumluluk almadan, her an bırakabilme keyfiyeti ile yaşayanların günü. &#8220;Evlilik aşkı öldürür.&#8221; sloganının ardına sığınıp, sevdiğinin yanında olmayışını şiirsel anlatımla maskelemeye çalışanların günü. Zinaya niyet edenlerin günü. Zinaya yaklaşanların günü. Evlilik yerine zinayı tercih edenlerin günü.</p>
<p>Peki bizim gibi Müslüman toplumların böyle günlere ihtiyacı var mıdır? Yoktur tabii ki; fakat galiba artık olacak. Neden? Batıyı bu kadar taklit ettiğimiz için günlerini de mecburen almamız gerekecek. &#8220;Daha modern olalım&#8221; diye batıdan aldığımız, evliliğin köküne kibrit suyu dökecek kanunlar olduğu sürece, daha çok ihtiyacımız olacak bu günlere. Gittikçe bu sorumsuzluk günü, zaruret gününe dönüşecek gibi. Neden mi?</p>
<p>Okurum Bilal bey batının bize sirayet etmeye başlayan durumunu çok iyi anlatmış:</p>
<p><strong>&#8220;Amerika birleşik devletlerine staj yapmak için gitmiştim. Beraber çalıştığım 35-36 yaşlarında bir siyah arkadaşım, bir ara iki çocuğu olduğundan bahsetmişti. Sonra ben ona evliliklerle ilgili bir şey sorduğumda ‘ben evli değilim’ demişti. &#8216;Bana iki çocuğum var, demiştin boşandın mı?’ diye sorduğumda ‘hayır’ dedi. Sonra da ‘Biz birlikte yaşıyoruz, evlenmek burada zengin insanların işi’ dedi. İlk önceleri anlayamamıştım; ama beyaz boşanmış bir Amerikalının karısına nafaka ödememek için çalışmadığını, bunun içinde haftada iki kez iş bulma kurumuna gittiğini görünce anladım.</strong></p>
<p><strong>Sonuç olarak Amerika da zenginler evlenip düzenli bir hayat kurarken, fakirler birlikte yaşıyorlardı. Eskiden Türkiye’de fakirler evlenir, düzenli hayat kurarken, bazı zenginler böyle birliktelikler yaşarlardı.</strong></p>
<p><strong>Ama artık Türkiye de de ekonomiyle ahlak birbirine linklenmeye başladı. Bakın mesela evlenmek gibi meşru bir şey ne kadar zor artık ülkemizde. Güzel bir ev tutacaksınız, iyi bir işiniz, iyi bir arabanız, düğün ve balayı paranız olacak. Eşiniz sizden ayrılınca maddi manevi bitmeyi göze alacaksınız…Diye gidiyor. Fakat gayri meşru ilişkilerde nedense bunlar aranmıyor. Bir çay bahçesi, bir-iki güzel muhabbet yetiyor. Bir medeniyetin batmak üzere olduğunu tam buradan anlarsınız. Meşru olan gayrimeşrudan kat kat zorsa, o medeniyet çöküyordur.&#8221;</strong></p>
<p>Bilal beyin anlattığı gibi, bu evlenme ve boşanma işi batıdan gelen kanunlarla erkek açısından bu kadar külfet haline gelmeye başlayınca erkekler evlenmek istemeyecekler; kızlar istedikleri halde evlenemeyecekler.</p>
<p>Sevgililik ayaklarına zina yaygınlaşacak. Artık küçücük cocukların bile sevgilileri var. Sevgilisi olmayan gençler utanıyorlar, tercih edilmeyen kişi olduklarını düşünüp. Sevmeyi bilmeyenler, sevgili olmayı öğreniyorlar.</p>
<p>Magazin programları hangi ünlü, kaçıncı kez sevgili değiştiriyor, artık yetişemiyor. Gençler ekran başında evliliğin sadece bir imza olduğunu ve nikahsız birliktelikler yaşayanların daha mutlu olduklarını anlatanları saf saf dinliyorlar. &#8220;Evlilik zaten zorlaştı, madem böyle de iyiymiş, evlenmeye ne gerek var.&#8221; diye gençler evlilikten iyice soğuyorlar.</p>
<p>İşte bu durumda bize tek bir gün yetmez; sevgililer günü sayısını artırmak lâzım! Hükümetimizin yetkililerine buradan sesleniyorum! Ya boşanma ile ilgili kanunları düzeltin, evliliği kolaylaştırın, teşvik edecek çalışmalar yapın ya da sevgililer günü sayısını artırın, resmi bayram ilan edin! Belki daha modern görünürüz dışarıya karşı. İçeri mi ne olacak? Kimin umurunda?</p>
<p>Not: 14 Şubat ta Haber 7 de yayınlanan yazım.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/sevgililer-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

