Feminizm: Bir Menfaat ve Münafıklık Hareketi

19 Aralık 2016Sema Maraşlı78 Yorum »

7_bBir İslam ülkesi olarak maalesef ki Batı toplumlarının problemlerinden kendimizi koruyamamışız. Sadece azıcık daha iyiyiz. Fakat onların boğuştuğu dertlerle bizler de boğuşmak zorunda kalıyoruz.

Oysa bizim, mükemmel bir dinimiz var; bizi o sıkıntılardan koruyacak. Dinimizin yeterince kıymetini bilmediğimiz ve teknoloji olarak bizden ileride olan Batı uygarlığına hayranlığımız sebebi ile onların mikroplarını ve hastalıklarını bizler de alıyoruz.

Müs­lü­man bir ül­ke­de feminizme hiç­bir şe­kil­de ihtiyaç yok. Ba­tı­ ülkelerinde fe­mi­nizm ha­re­ke­ti­nin çı­kış ama­cın­da on­lar bakımından hak­lı­lık var­dı.

Hı­ris­ti­yan din adam­la­rı Hz. Âdem’in ka­rı­sı tarafından kan­dırılarak yasak meyveyi yediğine inandıkları için yüz­yıl­lar bo­yun­ca in­sa­nın cen­net­ten çı­ka­rıl­ma­sı­nın sorumluluğunu ka­dı­na yük­le­miş ve ka­dı­nı bir şey­tan gi­bi gör­müş­ler.

Bu yüzden de ka­dınlar Batı toplumunda çok ezil­miş, aşağılanmış, sö­mü­rül­müş. Batı’da kadınlar bazı haklar elde etmek için bu mücadeleye ihtiyaç duydular ve pek çok haklar elde ettiler. Gelinen noktada ise artık feminizme ihtiyaçları kalmadı, fakat feministler çalışmalarına son hız devam ediyorlar.

Kadınlar fazlasıyla haklar elde ettiler hatta erkeklerin haklarını da gasp ediyorlar ve buna hakları varmış gibi davranıyorlar. Zira feminizmin hak davası artık bir menfaat davasına dönüşmüş durumda.

İs­lam top­lum­la­rın­da ka­dın her za­man kıy­met­li ol­muş­tur. Di­ni­miz ka­dı­na gerekli hak­la­rı­nı ver­miş­tir. Bazı İslam ülkelerinde kadına haksızlık yapılıyorsa, bu dinimizden kaynaklanan bir eksiklik değil, yanlış politikalardan kaynaklanan hatalardır, Yanlış uygulamalar ise çözümden çok problem üreten Batı kanunları ile değil, ken­di di­ni­mizin kıymetli kaynaklarından çıkarılmalı.

Fa­kat ma­ale­sef ki Müs­lü­man kadınlar, fe­mi­niz­me pek bir sa­hip çık­tı­lar.  Açıkça feminist olanlar, feminist fikirlerden faydalanılması gerektiğini söyleyenler var. Bir de gizli feministler var. Fe­mi­niz­min bü­tün fikir­le­ri­ni ka­bul ediyorlar fakat fe­mi­nist ol­duklarını kabul etmiyorlar. “Biz feminist değiliz. kadın haklarını savunuyoruz.” diyorlar.

Bu ka­dın­lar hem di­nin ni­met­le­rin­den, ai­le ku­ru­mu­nun sı­cak­lı­ğın­dan, hem de fe­mi­niz­min nef­se hi­tap eden yönle­rin­den fay­da­lan­mak is­ti­yor­lar. So­rar­sa­nız fe­mi­nist de­ğil­ler; fakat kadınlar ve erkeklerle ilgili söylemlerine baktığınızda fikirlerinin feminizmden devşirme olduğu görülüyor. Boş yere “Biz sadece kadın haklarını savunuyoruz.” diye kimseyi kandırmaya çalışmasınlar.

Açık ya da gizli fark etmez, bakalım Müslüman feminist olabilir mi? Feminizmin fikirleri ile hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim âyetlerini bir karşılaştıralım. Bakalım ne kadar uyuşuyor?

Al­la­h’­ın si­zi bir­bi­ri­niz­den üs­tün kıl­dı­ğı şey­le­ri ar­zu­la­ma­yın, er­kek­le­re ken­di ka­zan­dık­la­rın­dan bir pay ol­du­ğu gi­bi, ka­dın­la­ra da ken­di ka­zan­dık­la­rın­dan bir pay var­dır.  Al­la­h’­ın lüt­fun­dan is­te­yin. Şüp­he­siz ki Al­lah (her şe­yi) hak­kıy­la bi­len­dir.” (Ni­sâ sure­si, 32)

Allah celle celaluhu, erkeklerin ve kadınların eşit olmadığını fakat birinin diğerinden daha üstün olmadığını da bizlere bildiriyor. Kadın ve erkeğe birbirinden farklı noktalarda üstünlük verildiği açıklanıyor.

Bu âyet-i kerîme, erkeklerin dinin bazı hükümlere bakarak kendilerini kadınlardan üstün görüp övünmeleri ve kadınların da erkeklere özenen sözler sarf etmeleri üzerine indirilmiş. Kadın ve erkek insan olarak eşittir; fakat yaratılışlarında bir eşitlik yok, farklılık vardır. Yaratılışları eşit olmadığı için hak ve sorumlulukları bakımından da eşit değildirler.

Oysa feminizm kadın ve erkeğin eşit olduğunu iddia eder. Dinimiz ise eşitlik yok diyor. Zira eşit­lik iddiası ya­ra­tı­lı­şa ters­tir. Ya­ra­tı­lı­şa ters olan, el­bet­te di­ne de ters­tir.

Fe­mi­nizm fıt­ra­ta kar­şı bir ha­re­ket­tir. Eşit­lik da­va­sı ka­dın­la­rı er­kek­le­re kar­şı aman­sız bir ya­rı­şa sok­tu. Fark­lı ola­nın eşit ol­ma­sı müm­kün de­ğil­dir, bu ada­le­te ay­kı­rı­dır. Ka­dın ve er­ke­ğin eşit ol­ma­ma­sı, bi­ri­nin da­ha iyi, bi­ri­nin da­ha kö­tü ol­du­ğu­nu gös­ter­mez. Su ve ateş bir­bi­ri­ne eşit de­ğil­dir fa­kat bi­ri­nin di­ğe­ri­ne üs­tün­lü­ğü yok­tur.

Âyet-i kerîmede iki tarafa da hitaben, “si­ze ve­ril­me­miş ola­nı ar­zu­la­ma­yın” di­ye de ikaz­ var. Oysa fe­mi­nizm Rab­b’i­mi­zin “ar­zu­la­ma­yın” de­di­ği­ni ka­dın­la­ra ar­zu­lat­mak üze­ri­ne kur­gu­la­nı­yor.

Bazı Müslüman feministler “biz farklılığı kabul ediyoruz, eşitlik davasında değiliz” diyorlar fakat çalışmalarına baktığınızda Batılı feministlerden hiç bir farkları yok, hatta ve hatta onları geçmiş durumdalar.

Ellerinden gelse şu âyetleri Kur’an-ı Kerîm’den çıkaracaklar.

Erkeklerin, kadınlar üzerinde ma’rûf  hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde vardır. Yalnız erkeklerinki onlara göre (aile reisliği ve vazîfeleri bakımından hukûken) bir derece fazladır. Allah mutlak gaaliptir, hüküm ve hikmet sahibidir.”  (Bakara suresi, 228)

Görüldüğü gibi yine eşitlik yok. Erkek açıkça aileye idareci tayin edilmiştir.

Erkekler, kadınlar üzerine ‘idareci ve koruyucu’durlar. Bu da Allah’ın kimini kimine (cihad, imâmet ve aile reisliği gibi şeylerde) üstün kılması ve bir de erkeklerin onlara mallarından sarf etme vazîfesinin bulunması sebebi iledir. İyi kadınlar gönülden itaatli, saygılıdırlar.” (Nisa suresi, 34)

Fe­mi­nizmin sapkın fikir­ler­i ile zih­ni kir­len­miş olan­lar Rabbimizin em­ri olan, er­ke­ğin ev­de yö­ne­ti­ci­li­ği­ni ka­bul et­miyor­lar.

İslam’da kadın ve erkeğe farklı hükümler gelmesinin sebeplerini anlamamış olabiliriz, hatta kadınlarla ilgili hükümlere yüzeysel bakıldığında bir haksızlık varmış gibi de görünebilir, fakat görünen çoğu zaman yanıltıcıdır. Hz. Mevlana “Görmemiz göz bağı olmuş bize” der.

Rabb’imiz “Hakkıyla bilen benim.” buyuruyor. Bizim de görünene değil Rabb’imize güvenip teslim olmamız lazım.

Rabb’imiz kadının da erkeğin de cinsiyetinden dolayı daha fazla sevap alamayacağını, herkese kazandığı kadar pay olduğunu buyuruyor. Gerçek üstünlük ancak Allah yanında üstün olmaktır. Allah yanında şerefli ve üstün olmanın da ne milliyetle ne de cinsiyetle sağlanacak bir üstünlükle olmadığı Kur’an-ı Kerim’de bizlere bildiriliyor.

Hiç şüphesiz ki sizin Allah yanında en şerefliniz, en takvâlı olanınızdır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, her şeyden haberi olandır.” (Hucurat suresi,13)

Takvalı olan Allah’ın emirlerini gönülden kabul eden, nefsinin değil, Allah’ın emrine uygun yaşayan, günahlardan sakınan kişidir.

Kendini dindar diye tanımlayan fakat feminist olan kadınlar, dinimizde kadın-erkek eşitliği olduğu iddialarını desteklemek için bu (Hucurat 13)  âyet-i kerîmeyi iddialarına delil gösteriyorlar. Bu âyet-i kerîme Allah yanında kul olarak üstünlükten bahseder.  Oysa feministlerin iddia ettiği eşitlik, toplum düzeni ile alakalıdır. Toplum ve aile düzeninde ise eşitlik mümkün değildir.

Toplumda yönetim ve düzen için sorumlulukla birlikte gelen statü farkının getirdiği “söz hakkı üstünlüğü” vardır: Müdürün çalışanlara söz hakkı üstünlüğü olduğu gibi.  Ailede de erkeğin yöneticilik vasfından dolayı kadına söz hakkı üstünlüğü vardır.

Feminizmin kadın-erkek eşitliği davası en çok kadınlara zarar vermiştir. Çünkü kadınlar eşit olmak için erkeklere özenip onlar gibi olma hevesine düştüler. Oysa yaratılışları gereği erkek gibi olmaları mümkün değildir.

Sadece kadın-erkek arasında değil, insanlar arasında da eşitlik yoktur. Kimi daha zengindir kimi daha güzeldir kimi daha kabiliyetlidir…

 “Sizi yeryüzünün halifeleri / vazifelileri yapan, size verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz ki Rabb’inin cezası serîdir ve yine şüphesiz O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (En’âm suresi, 165)

Herkes kendine verilene göre de hesaba çekilecektir. İslam’da eşitlik yoktur, adalet vardır.

De ki: “Rabb’im bana adaleti ve itidâli emretti.”  (Araf suresi, 29)

Feminizm İslam’ın özüne aykırıdır. Bu hususta pek çok âyet ve hadîs-i şerîf yazılabilir fakat bir âyet-i kerîme daha yazıp mevzuyu tamamlayayım.

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri (dostları ve yardımcıları)dır.” (Tevbe suresi,71)

Kadın ve erkek birbirinin dostudur. Feminizm bu âyet-i kerîmenin aksine hareket eder ve kadınları erkeklere düşman etmeye çalışır. Feminizm hareketi bütün dünyada cinsiyetler arası bir savaş başlatmıştır. Sürekli kadınları kışkırtarak erkeklerin zalim, kadınların mazlum olduklarına toplumu inandırmaya uğraşırlar.

Feministler güya kadına şiddeti durdurmak için çalışıyorlar fakat ne hikmetse onların çalışmaları arttıkça kadına şiddette artıyor. Onlar da artan şiddetten nemalanıp caniler üzerinden bütün erkeklere saldırıyorlar ve erkeklere karşı içlerindeki düşmanlığı rahat rahat kusuyorlar.

Feminizmin getirdiği cinsel özgürlüğün İslam’a uymadığı zaten açık açık ortada. Feminizmle birlikte başlayan cinsel özgürlük aldatmacası ile kadınlar erkeklere peşkeş çekilmiştir. İslam’da zina haram olduğu gibi zinaya giden yollar da yasaklanmıştır. Kendini dindar diye tanımlayan feministler farkında olmadan zinanın kapısını da açmaktalar.

Zinâya yaklaşmayın. Çünkü o bir hayâsızlıktır / yüz kızartıcı çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsra suresi, 32)

Feminizm ikiyüzlü bir harekettir. İki yüzlülük münafıklık alametidir.

Feministler eşitliği savunuyorlar fakat istediklerinin eşitlikle hiç alakası yok.

Gerçi Batılı feministler bizimkilerden daha hakkaniyetli. Erkeklerin yaptığı pek çok ağır işi yapma, evin masraflarını ortak ödeme gibi konularda eşit davranmaya çalışıyorlar. Fakat onlar da erkeklere eşit davranılmayan pek çok konuda sessiz kalıyorlar.

Fakat bizim feministlerimiz tam iki yüzlüler.

Mesela erkeğin evde reis olduğunu kabul etmiyorlar fakat evi geçindirme görevini erkeğin üzerine yüklüyorlar. Erkeğin karısının maddi ihtiyaçlarını karşılamamasını şiddet kabul ediyor, kadınları kışkırtıyorlar. Fakat kadın erkeğin maddi ihtiyaçlarını karşılamıyorsa bunu şiddet olarak görmüyorlar.

Erkeğin kadından yemek ve  ev işi yapmasını talep etmesini şiddet olarak görüyorlar, kadınları ev işi yapmak zorunda değilsin diye kışkırtıyorlar fakat kadının kocasından maddi isteklerini şiddet olarak görmüyorlar.

Kadınların çalışmasını savunuyorlar fakat kadının istemezse evin ihtiyaçlarına harcama yapmak zorunda olmadığını söylüyorlar. Fakat erkeğin hem evi geçindirip hem ev işleri yapması gerektiğini iddia ediyorlar.

Boşanırken erkeklerin kadınlara nafaka ve tazminat ödemesi gerektiğini savunuyorlar. Madem eşitlik var, kadınlar da erkeklere nafaka ve tazminat ödesin. Kanunlar da var fakat uygulamada yok. İstisnalar haricinde. Feministlerin de buna bir itirazları yok.

Kadın hakları savunucuları sürekli erkeklere ayar vermeye çalışıyorlar. Kadınların hataları yokmuş, onlar her daim masum ve mazlummuş gibi davranıyorlar. Oysa gerçekten iyi niyetli olsalardı kadınların da hatalarını görür onları da uyarırlardı.

Feministler, kadınların erkeklere uyguladığı pek çok psikolojik şiddeti görmezden geliyorlar; fakat erkeklerin evde biraz sesini bile yükseltmesini kadına şiddet sayıyorlar. Bu kadar iki yüzlülük olabilir mi?

Daha çok mesele var. Mesela anne-babanın geride bıraktığı maaşları kız evlatları alırken neden erkek evlatlara verilmiyor?..

Madem eşitlik var, kadınlar neden askere gitmiyorlar? Vatanı neden erkekler savunuyor, neden hep erkekler ölmek ya da öldürmek zorunda kalıyorlar, kadınlar güvenli mekanlarda oturup lafla memleket kurtarırken.

Kadınlar da ev geçindirsin ya da askere gitsin diye yazmadım bütün bunları tabii ki. Elhamdulillah feminist değilim. Sadece feministlerin iki yüzlülüklerini göstermek için istedim.

Kadınların çoğu feminizme sahip çıktılar çünkü nefislerinin hoşuna gidiyor. Hep hakların var fakat sorumluluğu yok. Oh ne âlâ. Hep al fakat bir şey vermek zorunda değilsin.

Kadın hakları savunucuları erkeklerden alırken onlara ne kadar haksızlık ettiklerini fark etseler bari fakat nerdeee! Erkeklerin hakkını teslim etmedikleri gibi kendi elde ettikleri hakları da gözleri görmüyor.

Kadınlar erkeklerden çok daha fazla haklara sahip oldular fakat hâlâ mağdur edebiyatı yapıyorlar. Elde ettikleri bütün haklara rağmen “mağdurum da mağdurum” deyip ağlıyorlar. Kadınlar feminizmin oluşturduğu eziklik paranoyasından çıkamıyorlar. Oysa günümüzde kadınlardan çok erkekler eziliyor fakat kadınlar ısrarla bunu görmek istemiyorlar.

Zira zihinler medyanın dayatması ile kirlenmiş. Olaylara Kur’an penceresinden değil, batı destekli medyanın penceresinden, nefsimizin gözü ile bakarsak onların dili ile okuruz.

Oysa Rabbimiz “Yaratan Rabbinin adı ile oku,” buyuruyor. O halde gönlümüzle bakar,  Rabbimizin adı ile okursak ancak hak ve hakikati görebiliriz.

Müslüman kadınların feminizm tuzaklarına düşmesi çok acı. Menfaat ve münafıklık hareketi olan feminizm hiçbir şekilde İslam dini ile uyuşmaz.

 

Okunma Sayısı : 16.453

Yorum yapın

“Feminizm: Bir Menfaat ve Münafıklık Hareketi” için 78 Yorum

  1. Şirpençe dedi ki:

    “Huzurevindeki Bir Feministin İtirafları:

    Ünlü bir isim ‘Bir Feministin İtirafları’ isimli kitabını halen yazıyor. Köşemde yayınlarken kendi isminden bahsetmemi istemediği için, burada sadece bana anlattığı bir anısını size aktaracağım. O konuşurken telefonuma kaydettiğim bölümleri sizler için derledim;

    ‘Gençken insan aklını, yaşlandığında ise gücünü kullanmaktan aciz. Ben de birçok erkekle günümü gün ediyor, hayatın anlamından bihaber yaşıyordum. Güzel olduğum için kimi istiyorsam kolayca elde edebiliyordum. Genelde böyledir. Ya çok paranız ya da güzelliğiniz algılarınızın üstünde kör edici bir sis perdesi oluşturur. Kırklı yaşlara geldiğimde artık dergilerin kapaklarında resmim ve ellili yaşlarda ismim de kalmadı. İnsan sosyal bir varlık ve bir cemiyetin içinde olması gerekiyor. Hele ki benim gibi erken kifayet darbesini yemişseniz…

    Feminist bir derneğe üye oldum. Tüm organizasyonlarda, eylemlerde en öndeydim. Sesinizi hayat kıstıysa (ne için olduğu önemli değil) bağırmak için sebep ararsınız.

    Çok sonraları anladım. Dikkat çekerken, erkekler benden hoşlanırken neden aklıma gelmemişti feminist olmak? Kitabımda bunları detaylı bir şekilde yazacağım. O en azılı, ünlü feminist kadınların yakışıklı bir erkek kendilerine pas verdiğinde neler yaptıklarını, hepsini…

    (…)

    Yalnızlaşmaya başlamıştım ve çevremde ne varsa (buna birikmiş servetim de dahil) tüketiyordum. Sonra alkolün pençesine düştüm. Aslında bu bilinçli bir düşüştü, çünkü ayık kafayla sürekli geçmişte yaşıyordum. Bir süre sonra alkolik olmuştum ve Amatem’de uyandığımı hatırlıyorum. Oradan da tedavi sonrası eski bir akrabam beni bu huzurevine yerleştirdi. Şimdi yetmiş beş yaşındayım. Ve hayatımın en acı günlerini yaşıyorum.

    *NOT: Bir feminist kendini işaret ederek ‘yılın en sürtüğü’ pankartı taşıyordu. O eyleme katılıp pankarta tepki göstermeyen tüm feminist kadınlar, bu ‘sürtük’ ifadesine neden kendilerini dahil ediyorlar diye öyle üzüldüm ki!.. Feminist olabilirlerdi, ama burada daha yazamayacağım, o pankartlarda yazan ifadeler çok aşağılayıcıydı. Bir kadının kendini nasıl bu kadar iğrenç bir şekilde aşağıladığını da inanın anlayamıyorum. Belli ki feminist olmadan da anlayamayacağım.”

    Yeni Akit Gazetesi
    Yazar: Ahmet CAN

    • Şirpençe dedi ki:

      Oscar ödüllü Hollywood yıldızı oyuncu Susan Sarandon,

      “Hollywood’da affedilmeyen tek bir şey var,
      o da yaşlanmak ve çirkinleşmek” dedi.

  2. Abdullah Bir dedi ki:

    Kanaatım odur kı evliliklerde ortaya cıkan ANLAŞMAZLIKLARIN ve akabinde bekar veya evli kadınlarımızda oluşan FEMİNAZİ hastalığının en temel nedeni kadınların evlendiğinde KOCA SAHİBİ olmakla, KOCALARININ SAHİBİ olmayı birbirine karıştırmaları sonucunda evliliklerinde her şeyın “tamam ve normal” olacağına dair olan yanlış inançlarıdır.

    Evlilik-nikah ciftler arasında karı-koca eyleminin “resmi ve dini” olarak gerçekleşmesini, kabul edilmesini sağlar, tarafların (evliliğin amacı ve gereği olan) “sevgili, arkadaş, dost, sırdaş, örtü, diğer yarı” olmalarını sağlamaz.

    Bir başka ifade ile “sadece karı-koca olmakla” insanların sosyal yaşamada ihtiyac duydukları veya sahip oldukları arkadaş, dost, sırdaş, sevgili (?) “kimliğine” olan gereksinimleri ortadan kalkmaz, anlamsızlaştırmaz.

    Bu nedenle de taraflar bu türde ki insanlara olan ihtiyaclarını, açlıklarını gidermek için kolay olanı yapmak; evdeki karısı-kocası ile dost, sırdaş, arkadaş, sevgili olmak yerine, dışarıda ki sosyal yaşamında çeşitli arayışlara girerler.

    Buna neden olan taraf da genellikle aralarında ki NİKAH ile kocasının her anlamda SAHİBİ olduğunu düşünen; mesai saatlerinde bile günde beş defa telefonla kocasını arayarak, “neredesin, ne zaman geliyorsun, bir kadın sesi duydum, o kadın kim, yanında kim var… vb gereksiz ahiret sorularıyla kocasını RAHATSIZ ve SIKBOĞAZ eden, kocasına KÖLE muamelesi yapan, hatta kocasını kocasının erkek arkadaşlarından ve kocasının ailesinden bile kıskanan kadındır.

    Bir gün, beş gün on gün değil sürekli bu türde sorularla rahatsız edilen ve köle muamelesine muhatap olan, buda yetmezmiş gibi “potansiyel çapkın ve suçlu” muamelesi gören erkek (ne kadar sakın ve yumusak huylu olsa da ) bir gün gelir patlar ve etrafında ne var ne yok paramparça eder. Ya da karda yurur ayak ızını belli etmez.

    Çünkü, yaratılıştan gelen özellikleri dolayısıyla hiçbir erkek ” psikolojık baskılara, suçlamalara sessiz kalamaz, kendisine yapılanları unutmaz, vahşi bir hayvan gibi zincire vurulamaz, tutsak-köle edilemez, zorla ve baskıyla kontrol altına alınamaz” (evinde ve karısıyla mümkün değilse) mutlaka başka bir yerde ve başka insanlar ile maddi ve manevi olarak rahatlamak ve huzur bulmak ıster.

    Bu nedenle,

    Bunu bilen (nefsine, mahalle baskısına, çok bilmiş iş arkadaşları, komsuları, akrabalarına prım vermeyen;onların gaz vermesine, seytanın vesvesesine boyun eğmeyen, zemin oluşturmayan, müsade etmeyen vb…) akıllı kadınlar evlilik ile “sahibi” değil sadece “karısı” oldukları erkeklerin aynı zamanda “(sözde ve görünüşte) kölesi, ama gerçekte arkadaşı, sevgilisi, sırdaşı ve dostu olur, erkeğinin başka insanlarda aradığı-bulduğu-yapmak zorunda kaldığı “şakalaşmak, dialog-sohbet-dertleşmek, hükmetmek, rahatlamak” vb ihtiyaçlarını da kendisi karşılar.

    Özetle,

    Ey kadın milleti…

    Evlilik/nikah size sadece bir erkeğin “KARISI” kimliğini-özelliğini-hakkını verir. Kocanızın karısı olmakla beraber, aynı zamanda “ARKADAŞI-SEVGİLİSİ-SIRDAŞI-DOSTU” olmak, onun işinden arta kalan vaktinin çoğunu sizinle geçirmesini, sizinle sakalaşmasını, dertlerini-sıkıntılarını-mutuluklarını sizinle paylaşmasını, bir ömür boyu sizinle flört etmesini; velhasıl bir erkeğin ihtiyacı olan her seyi (maddi-manevi) sizinle karşılamasını, bir başka ifade ile kocanızın bir ömür boyu sizin “GÖNÜLLÜ KÖLENİZ” olmasını istiyorsanız kocanızın sahibi sorgulayan, yargılayan kötü kalplı bir “KRALIÇE” olmayın. Görünürde sizi “yalnızlık ve acımasız hayat” canavarından kurtaran, beyaz atlı kahraman prensine bir ömür boyu minnettar olan, ama gerçekte prensi kendisine “AŞIK ve KÖLE” eden bir “PRENSES” olun.

    İşte o zaman “kadınlığın ve hayatın tadını çıkartmak” nasıl olurmuş görün.

    Sizden razı olan kocanızın rızasının Allah’ın da sizden razı olmasının referansı ve olmaz ise olmaz sartı, sizin ahiret hayatınızda gitmeyi istediğiniz “cennet’in vizesi” olacağını da aklınızdan çıkartmayın…

    Akıllı ve merhametli kadınlara Saygılarımla

    Not:Bu yorumun büyük bir bölümü daha önce tarafımdan yazılmış ve bu sitede yayınlanmış yorumdan alıntıdır. Konunun önemine binaen tekrar gündeme getirilmesi uygun olur diye düşündüm.

  3. Feyza dedi ki:

    Musluman depresyon geciremez sozu cok iddiali bir soz sn evli dul. Musluman da etten kemikten bir insan, elbette mahzun olabilir, kalbi kirilabilir, hisleri ayyuka cikabilir ya da hissizlesebilir. Insanlar oyle seyler yasiyorlar ki, kendi bulundugumuz pencereden bakarak kimsenin huznunu ve acisini anlayamaz, bu nedenle de yargilayamayiz. ‘Kur’an hocasi olsak dahi.’
    Yalniz inancimiz sayesinde daha kolay basedebilir, kisa vadeli beseriyet icabi hatalara dussek veya gucsuz hissetsek de kendimizi inancimizdan aldigimiz kuvvetle daha kolay toplarlayabiliriz.
    Ustelik her mahzun olusunuz sizin gunahlarinizla ilgili olmayabilir. Biz ne guzel bir dine mensubuz ki, kalbimize coken huznun ve ayagimiza batan dikenin dahi sabrettigimiz takdirde bir mukâfati var. Belki hz. Allah c.c. derecenizi artiriyordur. Bunu saginizdaki solunuzdaki insanlar bilemezler. Allah bilir.
    Insan ibadetini hic birakmasa dahi her an ayni sevkle yapamiyor. Bazen namazi kildikca kilasiniz gelir, bazen ise farz oldugu icin mesuliyeti yerine getirelim dersiniz fazlasina gucunuz yetmez. Yani kisaca insaniz.
    Elbette insanin kendini muhakemeye tabi tutmasi ve ozelestiride bulunmasi cok guzel bir haslet. Fakat isi vehim noktasina getirip, bu depressyon sebebiyle imaninizi sorgulamaya baslarsaniz yeni bir depresyonun esigine de gelebilirsiniz. Yapacagimiz sey, havf ve reca arasinda kullugumuzu ve acziyetimizi idrajine varip, Allahu Teala’nin rahmetinden ise umidimizi kesmemek.
    Insanlarin sozlerine fazla aldiris da etmeyin. Allah bazi kullarinin gunahina kefaret bazilarinin ise derecesini yukseltmek icin cesitli sıkıntı bela ve musibetlere ducar edebilir. Boyle durumlarda dua insanin en buyuk kalkani. Kullar insanin moralini bozmakta yarisir zaman zaman, ama Allahu Teala dermanin sahibi ve konustukca rahatlik bulabildigimiz tek teselli makami.

    • Feyza dedi ki:

      Asagidaki evli dul rumuzlu kisiye cevaben yazmistim, burada yayinlanmis.

    • Yahya dedi ki:

      Feyza hnm,
      Boşanan erkeklere yazdığım cvplarda Allah’a dönün diye not düşmüştüm.
      Benzer durumu bende yaşadım.
      Boşanma öncesi ve sonrasındaki mahkeme süreci o kadar yıpratıcı, o kadar yorucu, hırpalayıcı ………… vs. ki insanın depresyona girmemesi mümkün değil. Hele bütün bu pislikleri yapan senin bilmem kaç yıllık karın ve çocuklarının annesi ise durum daha da farklı oluyor.
      Hani film sahnesi gibi geriye dönük iç hesaplaşma başlıyor, nerde ne hata yaptım, nerde ne oldu, niçin oldu vs…
      Gündüzleri boşver, geceleri uyuyamıyorsun hem de aylarca…
      Öyle bir süreç ki ibadetlerini bile huşu içinde yapamıyorsun içinde bir fırtına git gide büyüyor.. hayatta hiç bir şey den zevk almıyorsun alamıyorsun.
      Rüzgarda uçuşan kağıt parçası gibisin…
      Fakat zorla zorla kuranı kerim okuyarak manasını düşünerek, bazı hocaların bu ve benzeri konularda ki sohbetlerini dinleyerek bir anda bu sıkıntılarımdan kurtuldum. Fırtına duruldu, sıkıntılarım geçti, zihnim berraklaştı….. Gördüm ki çözüm kuranı kerimdeymiş.. çözüm Allah’a yönelmekmiş.

      Kısacası
      Müslüman depresyon geçirmezmiş ifadesini ben hiç bir hocadan vs. duymadım ancak bunu teyit edebilirim.
      Olayların başından beridir, KK’e daha iyi sarılsaydım (yapabilir miydim bilmiyorum) belki hiç bunalıma girmeyecektim belki bunları hiç yaşamayacaktım… ancak çözümün KK ve Allah’a yönelmek olduğunu şahsen gördüm, yaşadım.

      Benim sürecim devam ediyor, dahada pisleşerek, çirkinleşerek…
      Yeni yalanlar, iftiralar, ahlaksızlıklarla… Sağ olsun kanunlarımızda çirkefleşen kadından yana! Ama o kadar rahatım, o kadar huzurluyum ki…
      İsterse o tüm dünyamı, hayatımı elimden alsın… ben tünelin sonundaki nuru ilahiyeyi gördüm!

      dua ile…

      • Feyza dedi ki:

        Yahya bey, hep sizin surecinizin sonlandigini zannediyordum, demek sonlanmamis. Allahu Teala yardimciniz olsun. Insaallah kolaylikla ve hem madden hem manen en az zayiatla atlatirsiniz bu donemi.
        Bundan alti yedi yil once sizinki gibi degil ama daha farkli uzuntulerle ben de yaklasik iki yil gibi zorlu bir surec yasadim. Butun olumsuzluklar bu kadar mi ustuste gelir, hepsi ustuste geldi ve artik oyle bir hal aldi ki psikolojim, ne zaman telefonum calsa veya ne zaman icime bir korku dusse sanki hep kotu bir haber alacakmisim gibi diken ustunde panik ve heyecan icinde yasiyordum. Ama o yasin masumiyeti ve yasadigim ortamin feyzi, huzuru ile o donem cok kuvvetli bir maneviyata da sahiptim. Bunu soylemek ne kadar dogru bilmiyorum ama buyuk ya da kucuk bir uzuntu yasadigimda bunu gercekten Allah’in bana ikrami ve terakki icin bir sundugu bir vesile gibi gorebiliyor, ihsan ettigi sabir ile halime hamdedebiliyordum. Sanki her uzuldugumde Allahu Teala’ya biraz daha yaklastigimi hissediyor, yaklastigimi hissettikce ise yeni yeni uzuntulere ducar oluyordum. Bu dongu bu sekilde yaklasik iki sene devam etti ve sonra hersey duzeldi ya da alistim. Iste o donemki tesellim hep su yondeydi, ‘Allahu Teala sevdigi kullarini cesitli bela ve musibetlere garkedebilir ki dereceleri yukselsin ya da gunahlarina keffaret olsun. Verdigi sıkıntı ile sabrini da ihsan eder ve kimseye tasiyabilecegindem agir bir yuk yuklemez. Demek ki ben bu derdi tasiyabilecegim ki Rabbim bana bunu munasip gordu ve inayeti de insaallah yakindir.’ Nihayetinde depresyona girmeden bu surecleri atlattim Allah’a binlerce hamdu senalar olsun ve su an gayet iyiyim. Fakat insanlarin herbiri farkli sıkıntılara muptela olabildigi gibi bunlarin dereceleri de farkli farkli. Her insanin imani, maneviyati, olaylara verdigi tepkileri ve hissiyatlarindaki denge bir olmadigi gibi, ayni insanin hayatinin farkli evrelerinde benzer olaylara verdigi tepkiler dahi zamanin ve zeminin degisikligine gore farklilik arzedebiliyor. Ayni uzuntuleri simdi yasasam ayni olgunlugu gosterebilir miydim bilmiyorum inanin. Cunku bilmiyorum hala ayni maneviyatta ve hala Allah indinde ayni yerde miyim? Tipki gelecegimdeki ben ile bugunki benin tepkilerinin paralellik arz edip etmeyecegini bilmedigim.gibi bunu da bilmiyorum. Yani kendimdem dahi hicbir konuda emin olamazken kendim haricindeki bu kadar insanin cok uc noktalardaki olaylar karsisindaki hissiyatlarinin ne kadar degiskenlik gosterebilecegi hakkinda hic fikir sahibi olup ahkam kesmem dogru olmaz. Sadece sunu bilirim ve soyleyebilirim ki, Musluman bir insanin yasadigi her uzuntunun sabri karsiliginda ya gunahina kefaret ya da derecesinin yukseltilmesi gibi bir mukafati vardir ve bu bunaltici donemlerde en guzel sifa evradu ezkar, Kur’an-i Kerim ve duadir. Bunlar en guzel terapi yollari yapabilen icin. Ama sunu diyemem. Bir Musluman depresyona giremez. Ya da bir Musluman bu kadar uzuntu yasadiysa gunahi cok oldugu icindir. Bunu diyemem cunku bana eger o bunaldigim donemler birisi cikip bunlari telkin etmis olsaydi ben imanimdan bu kadar kuvvet alamaz ve ye’se duserdim. Umutsuzluga duserdim. Bu yaklasim bir insani hele ki depresyonun esigindeki bir insani tutundugu tek guvencesi olan imanindan dahi uzaklastirabilir, onu sorgulamaya basladigi zaman kendince yeni bir bunalimin daha esigine gelebilir ve buna hicbirimizin hakki yoktur. Dua edelim, dertlerin Allahu Teala’nin sevdigi kullarina da verdigi ikramlar oldugunu hatirimzdan cikarmadan sabredip Allah’a daha cok yaklasalim, bagimizi kuvvetlendirelim. Hz.Eyyub depresyona girmedi misal fakat hangimizde peygamber sabri var ki? Biz de beseriz, aciziz, mahzun oluruz , duseriz kalkariz. Ama insaallah Rabbimizin yardimiyla yikilmaz ve tekrar ayaga kalkariz. Sıkıntıdaki bir Muslumana verilecek en guzel telkinin bu oldugunu kendim yasayarak ogrendim
        . Allahu Teala’ya en yakin hissettigimiz zaman en cok aciz oldugumuzu hissettigimiz zamandir. Allah c.c butun muskul durumdaki kardeslerimin kalbine sekine ve islerine kolaylik versin.

        • ... dedi ki:

          Feyza hanım,

          Sizin ve Yahya Bey’in yazdıklarına mukabil bende büyük konuşmaktan sözlerimle sınanmaktan Allah’a sığınırım. Müslüman depresyona da girebilir hata da yapabilir günahta işleyebilir ben en sıkıntılı anlarda ve günahlarımızla baş başa kaldığımızda Allah’ın varlığına ve ona ne kadar muhtaç olduğumuzda farkına varabileceğimizi düşünüyorum. Başınızın üstünden kaynar suların boşalması şimdi ben ne yapacağım boşluğu kalbinizde hissizlik bir an önce ölümü istemek bu hayatta yaşayacak bir amaç yada gaye bulamamak. Bana bu durum 4 yıl içinde 3 kez oldu. Ve hiçbiri maddiyatla alakalı konularda değildi. Ve yaşadığım sıkıntıların şiddeti giderek arttı. Ama şimdi eskiye baktığımda kendimi boş yere üzmüşüm hırpalamışım diyorum ve hatta şükrediyorum Allah bir kapıyı kapatırsa başka bir kapıyı açıyor. Biraz da ruhsal sıkıntılar insanların hassasiyetiyle ilgili olabiliyor ben soğukkanlı biri değilim ve kırılgan yapıdayım buda etkiliyor. İçerisine sıkıntıları atan paylaşmayan insanlarda yine öyle. Geçen bir milletvekilinin eşi intihara kalkıştı ve şuan durumu stabil inşallah düzelir. Bazen dışarıdan dört dörtlük gözüken hatta namaz kılan kişilerde dahi bir an boşluğa düşme hayatı sonlandırma hali olabiliyor. Bu sebeple Allah yardımcımız olsum aklımıza kalbimize mukayyet olsun.

          • ... dedi ki:

            Peygamber Efendimizin Hz. Hatice ile amcası Ebu Talip’i kaybettiği hüzün yılı olarak andığımız dönem. Ve sonrasında Peygamber Efendimiz’in miraca çıkması. Her gecenin ardında bir sabah var.

          • Feyza dedi ki:

            … hanim sizi tekrar gormek cok guzel. Insanlarin hayatindabazi donemler oluyor benzer sekillerde. Dort basi mamur hayat yasayan hickimseyi gormedim Olsa da onlar da kalplerine coken bir huzunle yine bir uzuntu hali yasiyorlardir. Surekli nimete garkolan insanlar daji haddinden fazla mutlu olamaz, cumku nefs oyle birsey ki istedikleri verildikce buyuyen ve doyumsuzlasan, emdikce suyu icine ceken ve sisen sunger misali. Yani hep daha iyisi, hep daha iyisi. O yuzden nefs-i emmare mertebesinde kaldigimiz surece biz dunya nimetlerine gark olsak dahi kosulsuz mutluluga ulasamayiz.

            Burada ben de yazmistim. Depresyon icin kullanilan ilaclar bana da pek tesirli gelmiyor, elhamdulillah hic kullanmadim, o asamaya gelmedim. Inancim cok kuvvetliydi ve bazi dertler serbet gibi geliyordu ya da dusunxemi o yone kanalize ederek kendimi teskin etmeye, kendimin psikologu olmaya alismistim. Ama cevremde kullananlar oldu. Antidepresanlar insani resmen uyusturuyor sanki. Uykulu bir hayat yasatiyor ve kalici cozum degil sanirim. Sonucta hayattaki hicbir sorunu realitede cozemiyorsa kisinin zihin fonksiyonlarini koreltip dusunmesini engellsyerek nereye kadar cozum saglayabilir? Kendimize geldigimiz zaman o sorunlarla tekrar yuzlesecek olan biziz. O yuzden ufak tefek seylerde hemen ucucu sahislara veya ilac tedavisine yonelmek yerine ben de Yahya beyin dedigi gibi Kur’an-i Kerime yonelip maneviyatla bu sorunlarin ustune gidilmesi, sorunlardan kacmak yerine yuzlesmeye ve kabullenmeye odakli yasamaya calismayi kendi uzerimde daha tesirli gordum.

            Ama agir depresyon yasayan kisilerin kendilerine zarar verebildigine de sahit oldugum icin gerekli yerde bir hekim destegi almanin zaruri olduguna inaniyorum. Herkesin inanci ve yasadigi ortam denk degil zira.
            Ve suna inaniyorum. Kur’an-i Kerim’i anlamini idrak edip tefekkur ederek okumak hakikaten insanin hayata ve tum olaylara olan bkisini degistirip kisiyi daha guclu kiliyor. Cunku yasadiginiz hicbirseyin Allahu Teala’dan bafimsiz olmadigini hatirlayip O’nun hayatiniz uzerindeki nufuzunu hissetmek Rabbimiz ile aramizdaki bagi daha kavi kiliyor.

            Icine kapanik ve kirilgan insanlar icin ise bulunmaz bir recetedir. Buna da eminim. Yani bu noktalarda Yahya bey’i cok iyi anliyor ve hak veriyorum. Ama zaman zaman manen de savunmasiz kaliyoruz, herkesin yasam kosullari, cevresindeki insanlarin etkisi, yonlendirmesi hersey onemli. Namazinda niyazinda insanlarin dunyevi uzuntuler sebebiyle namazini biraktigina da sahit oldum. Yani insan bosluga dusmeyegorsun. Dusenin elinden tutan pek insan olmuyor. Nefs ve seytan ise surekli firsat arayip o en zayif doneminde insani kucuk bir boslugundan yakalayip himayesi altina sokabiliyor. Allahu Teala, ipine sımsıkı sarilan ve o ipi hic birakmayan kullarindan olmamizi nasip etsin. Yoksa isimiz gercekten zor.

      • Evli dul dedi ki:

        Yahya Bey, ben okumayı öğrendiğimden beri Kur’anı Kerîm’e sarılmış bir insanım zaten. Yarı yaşıma geldim şu an. Yani sadece o zor zamanlarımda yönelmedim yüce Kitâbımıza. İnanın ben de hiç beklemezdim kendimden, depresyona girebileceğimi. Allah hepimize kolaylık versin, insanların gereksiz tepkisinden dolayı açıklayamasalar da, bir hayli depresyonda olan insan var maalesef..

        • Yahya dedi ki:

          Merhabalar,

          Yazdığım yorum biraz farklı anlaşıldı aşağıda tekrar Feyza hanıma cevap yazdım.
          Mesele sadece KK’imi yüzünden okumak değil. Ki KK’mi arapça olarak yüzünden okumanında bir çok faydası olduğunu duydum ve inanıyorum da.
          Ancak asıl olan okuyup, anlamak ve uygulamak. Uygulama derken mesela her şeyin Rabbimizin izniyle olduğunu iyi idrak etme, anlamak gibi.
          Bu tabii Müslüman depresyona girmez demek değil. Ancak şunu düşünüyorum eğer biz gerçekten Rabbimizin bizden istediği gibi dinimizi yaşasak ve takva sahibi olsak depresyona girer miydik, bence girmezdik. Girsek de süratle çıkardık diye düşünüyorum.

          Mesela insanların depresyona girmesinin diğer bir sebebi de meşguliyetlerinin olmaması. Şahsen bunu da yaşadım.

          Neticede kimseyi yanıltmak istemem. Yani müslüman depresyona girmez demek çok farklı anlamlara çıkabiliyor.
          Hakkımızda hayırlısı olsun, Rabbim sıkıntısı olanlara şifa versin inş.
          Selam ve Dua ile…

          • Evli dul dedi ki:

            Yahya Bey, sizinle polemiğe girmek için yazmıyorum, kusura bakmayın. Yalnızca kendi adıma cevap hakkı doğmuş gibi hissettim.
            Yüce Kitabımızı sadece yüzünden okumuyorum, okumadım. Her türlüsünü(Arapça, meal, tefsir) hatmettim,ediyorum, Allah’a şükür, Allah’ın izin verdiği ölçüde idrak edebildim. Ama hayatımızdaki insanlar idrak etmiyor, etmek de istemiyorsa; sorun orda başlıyor.
            Meşguliyetsiz bir insan da değilim, zira iki küçük çocuğum var ve genelde yakın akrabalardan evim de kalabalıktır.
            Dediğiniz gibi hakkımızda hayırlısı olsun, Rabbim iyilik peşinde olanları iyilerle karşılaştırsın…

        • Yahya dedi ki:

          Sayın Evli dul,

          Yazdıklarımı yanlış anlamamanızı, size ve diğer okuyuculara hitaben yazdığımı belirtmek isterim. Bilmeyerek bir ithamda bulunduysam özür dilerim.

      • adem dedi ki:

        yahya bey; bende boşandım Allaha yüzbinler şükürler olsun ki benim boşanma sürecim tek celse de oldu bitti. fakat sizin gibi ben de hala o süreçte olsaydım bende yaşadıklarınızı yaşayabilirdi. empati kurabiliyorum. gerçekten gönülden söyleyerek diyorum ki Allah size yardım etsin. bu süreçte tez zamanda bitecek inşallah.

        • Yahya dedi ki:

          Adem bey,
          Geriye dönüp baktığımda gülüyorum. Çok sıkıntılı bir süreç gerçekten.
          Boşanma öncesi evde yaşadığın problemlere, oyunlara mı gülersin
          Muhafazakar zihniyete sahip avukat aramama mı gülersin (hani hak ve hukuka riayet etsin diye)
          Genel olarak avukatların iş ahlakına olaylara bakış acısına mı gülersin
          hukuk sistemimize mi gülersin
          tehditlere mi gülersin
          Ortaya dökülen mahrem mevzulara mı ağlarsın
          atılan iftira ve yalanlara mı ağlarsın
          çocuklarım üzerinden yapılan ve onları birer savaş esiri gibi kullanmalarına mı….
          … bitmez de…
          Rabbime sığındım ve dik durdum.
          İnşaAllah bitecek… bu arada bir yerlerde müstakbel eşim beni bekliyor ama nerde… 🙂

          • adem dedi ki:

            bilmiyoruz yahya bey. bilsek bu halde olmazdık. bu kadar yıpranmazdık. veya daha çok ağlardık. ama her zaman için ümitvar olmakta fayda var. dedğim gibi ban herkes iyiki çocuğun yok o zaman şöyle olurdu böyle olurdu falan diyor. aslında size birini önerebilridim boşanmış evlenmek isteyen çocuklu bir bayanı. ama burda olmuyor böyle bir imkan yok maalesef. böyle erkeklere yazık ediyorlar ya bu kadınlar onlar için sadece Allah ahirette kocasız bıraksın diyorum. ne diyeyim çünkü mevcut hükümetten hiçbir ümidim yok bu konuda. korkaklar çünkü. ahirete kaldı umutlarımız. kadınların ne derdi varki boşanırlarsa hiç bir kayıpları olmuyor. dağ gibi devlet var arkalarında hepsi de biliyorlar bunu. bizmse haklıysak Allah var. hasbunallahu ve nimel vekil.:)

    • Yahya dedi ki:

      Feyza hnm,
      zahmet edip uzunca cevap vermişsiniz, teşekkür ederim.

      Tabii ki maksatım kimseyi yanlış yönlendirmek değil. Hatta dediğiniz gibi imanını sorgulama noktasına gelirse, Allah göstermesin başka sıkıntılara sebebiyet verebilir.

      Neticede herkesin baş ağrısı olabilir ancak esas sebebi neyse ona göre tedavi uygulamak en doğrusudur. Bir yeri ağrıyana aspirin vermek ne kadar doğru ve yanlış ise; benim tavsiyemde buna benzedi sanki 🙂

      Bir başka makalenin altına yazdığım yorumda olduğu gibi benim bu psikolog, psikiyatrit, terapist v.b. kurumlara ve şahıslara (bir kaç kişi hariç) güvenim pek kalmadı. Depresyonu da çoğunlukla ilaç ile çözüyorlar zaten. Verdikleri ilaçta tedavi edici değil daha çok olayları bastırıcı niteliğe sahip. Bunları kimseyi yanıltmak için yazmıyorum. Belki bu şekilde tedavi olacak, çözüme ulaşacak şahıslar olabilir.

      Müslüman depresyona girmez, geçirmez demeyelim ancak daha kolay çıkabilir veya daha az etkilenir vs. diyebiliriz (belki?)
      Hepimizin bir çok sıkıntısı var Rabbim hepimize yardımcı olsun.
      Depresyon olmasa bile, evlenme arzusu ve evlenememe, ekonomik sıkıntılar, iş yerindeki sıkıntılar, komşu sıkıntıları …. ve binlercesi esasında hiç bitmiyor… biri bitse diğeri başlıyor.

      Benim mevzu maalesef bitmedi ama kafamda bitirdim (inş) umarım biran öncede evrak üzerinde de biter. Tabii bitmek ile de bitmiyor, bu sefer bir saliha hanım bulma… 🙂 başlıyor. Ne dedim: biri biter diğeri başlar.

      Selam ve dua ile…

  4. Tuğrul dedi ki:

    Tebrik ederim. Sakin bir üslupla güzel tahliller yapmışsınız. Bu sakin, izahlı üslup çok etkili olmuş. Karşı tarafı da, şimdiki (medeni) kanun koyucuları da ikna edecek bir tarz olmuş. Devamını bekleriz.

  5. gulpembe dedi ki:

    Feyza hanim,
    imam safii ne guzel soylemis;”butun bu yontemler kadinin kocasina sevgisini aciga cikarmak,kocasini kaybetmek istemedigini kendisine farkettirmek icindir”diye.yoksa psikolojik baski, terbiye etmek gibi yaygin olarak olumsuz manadaki ifadeler, kocanin zorla itaat ettirmesi hakmis gibi bir algi olusturuyordu.

    mendil yada bez parcasiyla vurmak cok sempatik ben buna vurma degil oksama derim :)zaten alimlerimiz kalem ,yada mendil gibi seylerle vurmanin erkegin kirginligini gosterme amacli “protesto etmek “olarak yorumlamis.

    dusunun ki , kadinlarin kocalarindan yedikleri dayak izlerini birbirne gostermelerinin adet oldugu, morluklarinin elbiselerindeki yesilden daha yesil odugu,(buhari hadisi), yabanci erkek onlari gordugu icin degil, onlar bir yabanci erkegi gordukleri icin sopalarla dayak yedikleri(gazali,ihya)bir ortamda kurani kerimin erkegin elini kolunu baglayip siddeti bitirtmesi ciddi bir devrim, kurani kerime bir kez daha asik oldum.

    bugun evliliklerini bitirme karari alan ciftlere terapistler, ayri yasamayi teklifi ediyor, birbirlerini ozleyip ozlemeyeceklerine evlilikteki konforu arayip aramayacaklarina bakip,sonradan olusacak sucluluk duygusunu onlemek Adina bu pek cok ciftte ise yarayan bir yontem ki ayni sekilde darabeyi evden ayir olarak cevirdigimizde de “dilde kalan soylemlerden” ziyade daha islevsel, akilci bir yontemi uygulamaya koymus oluyoruz. bu da kurani kerimin bir icaz mucizesi..

    size arastirmaya sevkettik, yorduk ama Allah razi olsun bence cok ise yaradi.

    sonuc olarak hem fikiriz, Kurani Kerim de kadin dovmek yoktur..
    selamlar..

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak dedi ki:

      “sonuc olarak hem fikiriz, Kurani Kerim de kadin dovmek yoktur..”

      Efendim Kur’an-ı Kerimde BAL gibi kadın dövmek vardır…

      selamlar…

      • gulpembe dedi ki:

        elle vurulmayacak
        ofkeyle vurulmayacak
        el bas hizasinin ustune kaldirilmayacak
        iz birakmayacak
        ayni yere 2 kere vurulmayacak
        mendil yada bezle
        yada kalinligi serce parmagini gecmeyen misvak, agactan kalem ile…
        yuze degil,kaba etlere.

        bu sartlari ben koymadim, ayete “vurun”diye meal veren alimler koydu. bunun neresi dovmek???

        aslinda gercek su ki, kadini dovmeye meyilli sefil ve zayif karakterli erkek ayet ne demis, nasil istemis bakmadan zaten her halukarda dovuyor;
        duzgun ve salim fitrattaki erkek ise hanimina zaten el kaldirmiyor. yani “ayet vurun demis dur bosa gitmesin bi de bunu deneyeyim”demiyor.

        ben sadece kurani kerimde kadin dovmek yoktur demiyorum, bu ayeti kerime “kadin dovmeyi yasaklamistir” diyorum.
        bakin anlatilan su, bir hanfendi peygambere sav gelip kocasinin onu dovdugunu sikayet ediyor.Peygamber kisas veriyor ama bu anlik bir cozum. ilerde yine koca dovecek,kadin kisas yapacak, koca dovecek kadin kisas yapacak bu uzayip gidecek cunku sahabelerde cahiliyyeden kalma kadin dovme adetinin ne kadar yaygin oldugunu diger yorumda kaynaklariyla orneklendirdim.sonra bu ayeti kerime inzal oluyor, peygamber “ben hukum verdim ama Allah baska murad etti”diyerek uzun vadeli cozumu bildiriyor. buna gore erkekler her kafalari attiginda kadina el kaldiramayacak, nasihat edecek , kus kalacak, evleri ayiracak (yada yukaridaki gibi vurarak protesto edecek)
        ayeti de “onlarin aleyhine BASKA YOL ARAMAYIN!!!”diye bitiriyor…

        Rasulullah namaz kilmayan, hirsizlik yapan degil; kadinlari dovenler en asaginiz en kotunuzdur buyuruyor. bundan daha agir bir soz mu var??

        bu konu benim acimdan bu kadar, selam …

        • Yahya dedi ki:

          Gulpempe hnm,

          siz evli misiniz?

          • Gulpembe dedi ki:

            Evet, esimle yaklasik dokuz yillik evliligimiz dort cocugumuz var elhamdulillah..

        • Yahya dedi ki:

          Gülpembe hnm,

          Rabbim evliliğinizi, sağlığınızı ve mutluluğunuzu ailecek daim etsin inşAllah. 4 çocuk – Allah yardımcınız olsun.

          Bizim okul çağımızda vurmak değil dövmek çok yaygındı. Orta/Lisede öğretmenler, müdürler sopayla vs. ciddi ciddi döverdi.
          Daha sonra ne olduysa bu dövme işi yasaklandı. Ne olduysa diyorum, ülkemde değildim. Geldiğimde okullarda dayak yasak, karakolda dayak yasak vs. laflarına şahit oldum.

          Uzatmayayım benim tüm eğitim hayatımda kulağımın çekildiği 1 veya 2 kezdir, 3 değildir. Cetvel yemişliğimde tek dir. Ve son derece aktif, hareketli bir çocukluk geçirdim. Övünmek için değil, eğitim hayatım bitene kadar aklımı kullanarak dayak yemekten, dövülmekten kaçındım.

          Normal şartlar altında, yani kocası özellikle karısını dövmek için gayret sarf etmiyorsa , içip içip eve karısını dövmeye gelmiyorsa; akıllı bir kadın kocasından dayak yemez! Ki biz burada müslüman erkek ve kadından konuşuyoruz.

          Netice olarak, akıllı bir kadın kocasından dayak yemez. Dahası kocasına da istediğini yaptırır! Kocasının dövmesinden kurtulması için ne ayete ihtiyacı vardır ne de kocasına bir şey yaptırmak için bir hadise… Akıllı olması yeterlidir.

          Kuranı Kerim’de yapmamız emredilen yüzlerce ayet varken ve biz bunların çoğunu yapmıyorken veya yapamıyorken (kendim için konuşuyorum), Rabbimizin bize acil durumda gerekli olacağı veya acil durumda müsaade ettiği; icazet hükmünde olan bir mevzuyu… KK’de kadın dövmek vardır yada yoktur gibi kesin / kati bir şekle, hükme bağlamak yanlıştır.
          Burada kelime oyunu da yapmamak lazım vurmak ve dövmek arasında. Yani KK’de vurmak var, dövmek yok v.b. O zaman ben 5 kere vurdum, diğeri ben 25 kere vurdum der vs.

          En doğrusunu Rabbim bilir.

          • gulpembe dedi ki:

            Bakin ne buldum:) hz. Ayse nin hayatiyla ilgili kitabi okurken karsima cikti; Muslim’den bilindik bir hadis mealen olay soyle gelisiyor, gecenin bir yarisi peygamber hz. Ayseyi uykuda sanarak hucresini terkeder, durumdan suphelenen hz. Ayse Rasulullahin pesine duser,Rasullulah medine mezarliginda bir muddet dua eder sonra doner, hz. Ayse de ondan once eve gitmek icin kosturur peygamber sav varmadan odaya girer, soluk soluga kalir. Peygamber bunun sebebini sorar, hz. Ayse de takip ettigini aciklamak durumunda kalir ,hz ayse diyor ki”rasulullah ,yoksa onumdeki karalti sen miydin?diye sasirdi ve gogsume “darp etti”vurdu”..evet hadisin orjinalinde darp kelimesi var. rasulullah gogsune yumruk atmadigina gore, belli ki darabe”hafif dokundurma,acitmadan ittirme” anlaminda gelmis.

            Bu kelime oyunu degil, arapcanin derinligi. Icaz mucizesi diye de o yuzden yazdim. Yani toplumlarin sartlarina ve ufuklarina gore kelimeler derinlik ve farklilik arzediyor.

  6. Sevnur dedi ki:

    Uğur bey’e
    Bu nasıl ayet yorumlamaktir.Kadinlara nasıl bir gözle bakıyorsunuz siz. İslamda erkek kadından üstün değildir ki. Üstünlük takva iledir. Kadin dövmenin mubahlığini nasıl savunursunuz. Peygamber efendimiz ve Hz. Omer devrinde Sırf eşine ısınmadığı için boşanan kadınlar varken,hangi yaptırım gücünden bahsediyorsunuz. Sadece kadının talak ile boşama hakkı yoktur. Allah di’e bir kız evlat versin inşallah.

    • Uğur dedi ki:

      Sevnur Hanım, tam üstüne bastınız. Ben âyeti yorumlamıyorum, çünkü sadece var olan âyeti söylüyorum. Bence siz de yorumlamayın, Allah’ın söylediğini kabul edin. Yazdıklarınızı bu sitede daha önce cevapladım, o yüzden hiç tekrar uğraşmıyorum. Yalnız erkeğin kadına yaptırım hakkı yoktur diyerek Nisa Suresinin 34. ayetine karşı çıkmış oldunuz. Âyette bu yaptırım hakkı açık seçik yazılı. Okuyun ve inanın. Allah’ın âyetlerini inkâra düşmekten kaçının.

    • Asu dedi ki:

      Araya girmek istemem ancak,
      Yuce kitabimiz kurani kerimde gecen kelime “faddala” dir.
      Bu kelimenin bir cok farkli tercumesi olmustur. Kisaca tercih edilen anlamina veya ustun olmak veya bir seyin digerine gore daha iyi olmasi anlaminda tercume edilmekterdir.
      Bundan dolayida ilgili ayetlerde erkek kadindan ustundur olarak tercume edilmektedir.
      Bu tercumeyi nasil yaparsaniz yapin veya hangi anlami yuklerseniz yukleyin netice degismez.
      Esas mevzu neye istinaden veya nicin veya nasil usundur/tercih edilmistir gibi sorulara cvp vererek konuya aciklik getirmek gerekir.

      Eger ilgili ayetlerin inis sebeplerini incelerseniz ve yine ilgili hadisleri arastirip bir neticeye ulastiginizda yukaridaki sorunun cvbini kolaylikla bulabilirsiniz.

    • Feyza dedi ki:

      Sevnur hnm. konu umuma acik yerde olunca ve hepimizin muhatabi oldugu bir ayeti kerime olunca musadenizle bir cevap yazmak istedim. Ayeti kerimenin asli bu, hangi muteber tefsir fakat dikkat edin muteber diyorum, acarsaniz bu sekilde tefsir etmistir degerli mufessirlerimizve asli bu sekildedir. Yani bu bir yorum degil. Dinimizde kadinlara iyi huyla yaklasilmasi emredildigi gibi, kadinlara da mesru durumlarda kocalarina itaat etmesi gerektigi emredilmistir. Burada da dikkat ederseniz once itaate vurgu yapilmis ve akabinde itaatkar olmayan kadinlarin durumu uzerine programli bir metoddan bahsedilmis. Siz ayeti kerimenin dovme kismini yalniz basina okudugunuz icin kabul etmiyor ve gunumuzde yasanan siddet olaylarina bunu kapi aralamak gibi goruyorsunuz fakat oyle degil.

      Kocasinin gayrimesru isteklerine mesela nedir, tesetturu terkettirme, ahlaksizliga tesvik, haram yola sevketme adina akliniza gelebilecek durumlarda dinimiz zaten itaatten bahsetmiyor. Bunun disinda neden yemek yapmadin al bir tokat..seklinde bir dovmeden de bahsedilmiyor. Dusunun ki bir erkek hanimina su kisilerle gorusmeyeceksin, suraya gitmeyeceksin, namazlarini aksatmayacaksin, malimi israf etmeyeceksin vs vs.cesitli Islam dinimizle celismeyen taleplerde bulunur ve fakat, kadin asi ruhludur. Soz dinlemez hareketinde israr eder. Kocasi ayeti kerimede gectigi uzere once nasihat eder. Yine israr ederse yataginda ayirir ki bu bir kadin icin agir bir psikolojik baskidir. Bunun uzerinde kimse nedense durmuyor.

      Fakat bir kadin icin kocasinin kendisinden bu sekilde yuz cevirmesi zaten caydirici ve cok muhim bir asama degil mi? Kadin zaten biraz kocasina muhabbeti ve kendisine saygisi varsa bu asamada kendine cekiduzen verir ve rizasini kazanmaya calisir. Farzedelim ki bu asamada kadin duzeldi ve itaate yoneldi, dovme fiili devreye girmez. Fakat isyaninda israr ediyorsa ve bu vadede hicbir duzelme kaydedilmediyse, evin huzurunu kacirip yuvayi bozmak icin elinden geleni ardina koymuyorsa ki zaten ahlaki guzel bir kadin ikinci asamadan ucuncuye gecilmesine firsat vermez. O halde kadini kendine getirme amaciyla hafifce dovebilir. Dovmekten kasit agzini burnunu kirmak, yuzune kezzap dokmek, kolunu bacagini incitmek degil. Vucudu hasar gormeyecek ve serefli uzvu olan yuzune vurmayacak sekildedir. Bundan sonra akillanirsa itaate yonelirse zaten dovmede israr edilmez.

      Yani bunu bir menzile giden otobus ve duraklari gibi dusunun. Ucuncu durak olan bu durak da gecici olarak mola verip yolunuza devam edeceginiz gecici bir mola alani. Bu durum sonunda iki secenek var. Kadin ya duzelir ya devam eder. Sayet duzelirse dovmekte israr edilmez ve hersey basa doner normal seyrine devam eder. Sayet kadin duzelmezse..o vakit iste bu duragi da gecersiniz ve yeni bir durak olan hakem tayinine yonelirsiniz. Yani artik olay iki kisinin arasinda olmaktan cikar ve ucuncu kisileri de mudahil olma mecburiyetinde birakir. Bu sekilde sulh edilirse evlilige devam edilir sayet edilmezse talak bahsi en son gelir.

      Yani ucuncu durak omur boyu durulacak bir durak degil. Karisina mutemadiyen siddet uygulayan erkekler bu ayeti kerimeyi refrrans alarak bunu yapmiyorlar. Burada omur boyu bir siddet sozkonusu degil. Bu sadece bir terbiye metodunun ucuncu safhasi ve dogurdugu netice kapsaminda dorduncu duragin ne olacagina artik iki yetiskin karar verir. Siz kebdinize veya varsa kizlariniza bu muamekeyi reva gormuyor olabilirsiniz, fakat dinimiz yeryuzunde belli bir kesime degil, butyn insanlara hitap ederek geldigi icin bu metodla yola gelebilecek kadinlari da Cenabi Mevla dikkate alarak bir recete bildirmis.

      Dusunun ki siz hasta oldunuz, dr.unuz size iki kutu ilac yazdi. Siz eve gelince biruni ictiniz sonra tadi hosunuza gitti bir kutuyu boca ettiniz. Ya da bir an once iyilesip bir daha da hasta olmayayim diye iki kutuyu birden devirdiniz. Bunun sonucunda duseceginiz hastaligin musebbibi receteye uygun davranmayan siz misiniz yoksa size bu receteyi yazan dr.unuz mu, yoksa size bu recetedeki ilaclari aktaran eczaciniz mi? Elbette sizsiniz.

      Iste bu asamali egitim metodunun ilk ikisini es gecip omur boyu ucuncude sabit kalip karisina zulme devam eden erkegin durumu da buna benzer. Kadina dusen de nasihat asamasinda kocasinin telkinlerini dinleyip itaat etmek ve muhabbeti zedeleyecek olan yatak ayirma ve dovme eylemlerine kocasini mecbir birakmadan kebdisine cekiduzen vermektir.

      Ustelik evlilik mekanik bir kurum degil ki. Yani bu sorunlar bu kadar dallanip budaklanana kadar zaten kari koca arasinda belli bir diyalog da yasanacaktir. Bir kadin gercekten sirret degilse bu diyaloglar esnasinda zaten uyum gosterir, bu isin teorik kismi pratige dokuldugunde cogu zaman bu raddeye gelmeden sorunlar cozulebilir. Kisaca burada dovme, spor kastiyla yapilan rutin bir hadise degil bunu anlatmak istedim. Insan olana tek soz ve hatta bir bakis emin olun ki yeterlidir.

      • Yahya dedi ki:

        Feyza kardeşimizin medeni kanunlardan ve 6284 nolu koruma kanunundan haberi yok herhalde…
        “Yine israr ederse yataginda ayirir ki bu bir kadin icin agir bir psikolojik baskidir.”
        kadına ağır psikolojik baskı mı ??? 🙂

        Şaka bir yana bunun böyle bir etki vereceğini zannetmiyorum (bir kadın değilim) evliliğimde denedim bir işe yaramadı.

        Vurmak için hurma salkım sapı gerek miyor muydu?

        Bazı hocalar (müfessir, ulema diyemiyorum) bu 3. adımı, ayrı kalmak, kadını belli bir süre serbest bırakmak anlamında uygulanmasını tavsiye ediyorlar. Şahsen bu bazı evliliklerde işe yarayabilir. Yani 2. adımın biraz daha ileri seviyesi gibi düşünebiliriz ancak, benim evliliğimde o da işe yaramadı.

        Ben evliliğimde hiç bir zaman 3. adımı denemedim. (kıyamadığım için)
        Eğer denesem faydası olur muydu… hiç zannetmiyorum.

        • gulpembe dedi ki:

          aynen Yahya Bey,
          sunu da hesaba katmak gerekir ki,o donemde toplumun cogu cokesli, erkegin karisini yatakta yalniz birakmasi demek; diger hanimlarinin yanina gitmesi demek oluyor ki kiskanclik damari tahrik edilen kadin psikolojik olarak baski altina aliniyor. yoksa simdiki gibi tek esli olup ustelik bazi kadinlar icin cok da onemsenmeyen bir mevzuda karisiyla mahrem hayatini bitiren erkek esas psikolojik baskiyi kendi kendine yapmis olur.
          kadini bir muddet babasinin evine yollamak bir nevi ayrilik provasidir. pekcok kadin belkide baba evine artik sigamadigini hissedip evliliginin kiymetini anlayip geri donecek, makbul olan da budur.

          sizi de tebrik ediyorum haniminiza siddet uygulamadiginiz icin. ecrini karsi tarafta alirsiniz insallah…

      • gulpembe dedi ki:

        1..”Yani bu bir yorum degil”
        ayetin her tercumesi bir yorumdur.ayeti ilk yorumlayan kisi de Hz. Muhammed sav dir. zaten o nedenledir ki Kurani kerimin hadislerle olan organik bagini kesemeyiz.
        Eger yorum yoksa sadece ehli sunnet icinde dahi yuzlerce mezhep degisen konjektur geregi nasil ortAya cikmis olabilir. 4 hak mezhep diye bilinen mezhepler bile aslinda 5 dir. bunlarda 5. si olan zahiri mezhebi zamanla kendini bitirmis , takipcisi kalmamistir. ve bu 4 mezhebin birbirnden degil parallel, kimi zaman tamamen zit tutum ve yaklasimalri vardir. tek mezhepicinde dahi farkli gorusler bildirmekte beis gormemislerdir.

        2.”darabe” yi “vurmak” olarak okumak istiyorsaniz “hafif vur ” ifadesini nerden buldunuz?eger hadisten bulduysaniz ayni hadisin beraberindeki ifadede kadinin iffetsizlik suphesi cekecek tarzda eve yabanci almak, yatagina yabanciya oturtmak gibi ifadeler varken ;namaz kilmazsa yada israf yaparsa gibi mazeretlerle dovulebilecegini neye dayandiriyorsunuz?
        hafif dovmek size gore nedir, mesela kac kere dayak yerse sizin ifadenizle kadin”akillanir”?
        Kurtubi tefisri su minvalde yazmis mesela “guzel olan kemik vs. kirmamaktir, ama istemeden de olsa kadin ölürse kocaya ceza almasi gerekmez”
        sizce ne demek istiyor?

        Sevnur hanim,

        Hz. Ali ve Fatima efendilerimizin evlilikte gunlerce kus kaldiklarini biliyoruz. Ne Allah rasulu ,kocanla baris yoksa melekler lanet eder diye kizini tehdit etmis, ne de hz. Ali Fatimaya bir fiske vurmustur. peygamberimiz gayet sagduyu ile onlari barsitirmis , gonullerini almistir.
        maalesef sanki vanasi elindeymis gibi islerine gelince yorumu kapatip islerine gelince yorumlari acanlar dini ictihatlari istedikleri gibi konusturtabiliyorlar. Ha, bir kimse dese ki bizim yoremizde biz bu dilden anliyoruz ,0-70 yas arasi dayakla yola gelen insanlariz , bu ayeti kerimeyi boyle yorumlamalarinda zaten bir beis olmaz sanirim. hatta ben buna sahit de oldum, bir kadin kocasinin kotu muamelesinden bahsederken siddet gordugunden de laf arasinda bahsetti, butun kadinalr “ayy bir de siddet mi goruyorsun !!”diye hep bir agizdan uzulduler.kadin aynen soyle dedi”arkadaslar abartmayin bizim buralarda dayak ,ekmek su gibi normal bir sey”..
        herkes normalleriyle mutlu demekki bize de kolay gelsin demek duser o vakit:))

        • Yahya dedi ki:

          1. bizler Kuranı kerimi yorumlayacak insanlar değiliz ancak ve maalesef yorumluyoruz. Peygamber efendimiz (sav) yorumlamamıştır. İzah etmiştir, ashabına anlatmıştır.
          Kuranı kerim meali ise, adı üstünde mealdir, çeviridir; yorum değildir.
          Tefsirde ise açıklama ve yorum söz konusudur. Mesela fetvalar yorumdur gibi…
          4 imam bir birine hürmet etmekte aralarındaki zıt görüşlerin bir mahsuru yoktur. Ayrıca ak-kara gibi zıt görüşleri bildiğim/hatırladığım kadarıyla yok.

          2. Müfessirler, kelimelerin anlamlarını incelerken o devirde (öncesi ve sonrası) nasıl ve ne anlamda kullanıldığını da bakıyorlar. Maalesef her kelimenin türkçede birebir karşılığı yok. Bizdeki “darp” kelimeside buradan gelmektedir.
          Neye istinaden dövüleceği, ne şiddette dövüleceği vs. sünnete, hadise, sahabi hayatına, ulemanın hayatına v.b. şahısların hayatına bakarak görebiliriz. Mesela tuzlu yemek yaptı diye kadını dövemezsiniz.

          Ayrıca;
          *Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben, aileme karşı en iyi davrananınızım. Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davrananlardır. Tirmizî
          *Kadınlara karşı hep hayır tavsiye edin. Zira onlar sizin yanınızda birer emanettir. Tirmizî
          *Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin. Ebû Davûd
          *Kadınları, ancak kötüleriniz döver.” İbn Sa’d
          gibi daha onlarca hadis bulunmaktadır. Daha nasıl dövüleceği gibi bir soru var mı aklınızda?

          3. Küslük ile ilgili kaynağını bulamadım ancak Peygamber efendimiz (sav) kızına; Ali sana kızgın ölürse, senin namazın kılınmaz mahiyetinde söylediği bir söz var diye biliyorum. Diyelim ki bu sözü beğenmedik; peki kocası yanına çağırdığında gelmeyen kadına melekler lanet eder hadisine ne diyeceksiniz?
          Bu işin normali, örfü, ata sporu vs.i yok. Onuda yapamazsın bunuda yapamazsın. kadınında kocanında birbiri üzerinde hakları var. Yemek yer gibi günde 3 öğün karısına dayak atan kocanın, hesap günü ne gibi bir açıklaması olabilir?

          Feyza hnmın, yukarıdaki yorumunda yazdığı gibi bu aşamalı bir uygulamadır. Son çare olan boşanmadan önceki aşamalardır.

        • Feyza dedi ki:

          Gulpembe hnm., ayetin tercumesi yorum degildir. Hatta tefsirine de biz yorum demiyoruz. Cunku yorum sanki, kisinin kendi akli ve hevasi dogrultusunda, bir ilme ve metoda dayanmadan meseleyi aciklamasi demek oluyor. Tefsir ilminde ise ayetleri anlamak icin bir sistem vardir ve herkes sadece aklini referans alarak ayeti yorumlamaz, belli illetlere dayanarak ve manasina sadik kalarak istinbat eder. Istinbat ise, gizli kalmis birseyi, ortulu olan birseyi aciga cikarmak demektir. Yani muradullahtaki gizli ama varolan manayi bir gayret gostererek gunyuzune cikarmaktir diyebiliriz. Kaldi ki, bu bir yorum dahi olsa, soylemek istedigim sey, benim veya benim gibi yetersiz ilme sahip olan bir mu’minin degil, omrunun kemal donemini tefsir isine adamis ve oncesinde bu ise kalkismaktan imtina etmis, ilim ve dirayet sahibi muhakkik mufessirlerimizin ortak yorumudur anlaminda demistim.
          Son yuzyilda yazilan ‘bazi’ tefsirlerde istinbat olayi gercekten sahsi yoruma donusmustur o ayri. Bu ayeti kerimedeki dovun eylemini hakiki manasindan koparip sirf duyduklari kompleks nedeniyle prof. titrlerinin arkasina siginarak tefsir eden kisilerin olusturdugu bu tahrif, yalnizca tek ayet ile gecerli degil. Ayetleri akillarina gore tevil edebilen kisiler bunu cahil cesareti ile mi yoksa kasitli bir amac ugruna mi yapiyorlar, isin bu kisminda fazla husni niyet sahibi degilim. Fakat bazen yaptiklari hatalar oyle boyutlara ulasiyor ki, buradaki gibi ruhsat olan bir eylemi degil akidevi konulari da kurcalayip insanlarin imaniyla resmen oyun oynuyorlar. Kendisi prof. Degil ama ayni zihniyetten beslenen bir sozde hoca gecen yil Ramazan- i Serif ayinda cikip, hayizli kadinin oruc tutabilecegini, bunun bir temizlik degil hastalik hali, verilenin ise bir emir degil ruhsat oldugunu soyleyerek kendisine biat eden kimbilir kac kadini hayizli gunlerinde oruc tutmaya sevkettigi gibi, daha acisi ise akabinde kazasini etmekten de muaf tuttugu icin bu hanimlar bosu bosuna ahirete belki de farz olan oruc borcuyla gidecekler. Buyrun burdan yakin, yarim hoca iste boyle dinden eder. Yine kader bahsinde bir prof.un nasil cuvalladigini izledik. Kisaca ayetleri kendi nefsince tevil eden kisiler her zaman masum hatalar yapmiyor, bu yuzden dikkat etmek ve firsat vermemek zorundayiz.

          • Feyza dedi ki:

            Gelelim.bu ayeti kerimenin tefsirinde mutekaddim ulemamiz ne demis ki biz de bu yorumu yazmisiz. Oncelikle komumuz ayetlerin nasil carpitildigi ve hadisi seriflerden koparilarak anlam butunlugunun nasil bozulduguna atif yapmakti ki, darp olayi bir misal halinde sunulunca burdan yola ciktik. Yani asil konumuz darp degildi fakat ayete itiraz edilince konuyu acmak ve izah etmek zorunda kaldik.

            Kadinlara guzel yaklasilmasi ile ilgili pek cok hadisi serif var. Bunlari ne zaman inkar ettik, ayni sekilde kadinin kocasina itaati ile ilgili de bircok sahih hadisi serif var. Ama burada bir gecimsizlik halinden bahsediliyor ve bilhassa bu ayette kadindan kaynakli bir huzursuzluk mevzubahis. Ayetteki dovme kismi ise nasil benim yorumum degilse, hafif dovme ve dovmenin miktari da yine benim yorumum degildi. Er-Razi Tefsirul Kebir’de saliha kadinin itaatkar kadinlar oldugundan bahsederken itaatkar kadinin hem Allah’a hem de kocalarina itaat etmesi gerektigini zikrediyor.

            Kocasinin hakkini gozeten kadinin ise gaybte yani kocalari yanlarinda degilken de, namusunu koruyan, kocasinin ‘malini zayi olmaktan koruyan(israftan kacinan)’ ,kocasinin evini uygun olmayan seylerden ve kimselerden koruyan, sirrini ifsa etmeyen kadin olarak tanimliyor.

            Fahri er-Razi saliha ve itaatkar kadin konusunda bir de soyle bir aciklama yapmis. ‘Kadin, Allah’in hududlarini ve emirlerini muhafaza edip riayet etmesi sebebi ile Allah da kendisini korur. Allah onu korudugu icin de kadin kendisini gaybta da muhafaza edebilir. Zira, kadin Allah’in mukellef tuttugu seylere gayret gostermese ve Allahin hukumlerini muhafaza edip tutma hususunda say u gayret etmese kocasina da itaat edemez.’ Yani kadinin kocasina itaati Allah’in emirlerine ve hukumlerine gosterdigi gonul rizasi ile olan teslimiyyetiyle mumkundur.

            Kadinlari yataginda yalniz birakmaya bazi alimlerimiz konusmamayi da dahil etmislerdir. Bu yontemin bugun gecerli olup olmamasi sizin iddianiz. Kocasina biraz sevgisi ve kendine de biraz saygisi olan kadin icin bu bana gore ise hala tesirli bir yontemdir. Tesir etmiyorsa bu kadina ait bir problem olmali.

            imam Safii bakin bu konuda ne diyor.:’……..ogutlerin yeterli olmasi umuldugu icin erkek kadini bu noktada dovmez. Serkesliginde israr ederse yataginda terkeder, buna konusmama da dahildir. Erkek onunla konusmamayi uc gunden fazla surdurmez. Erkek kadini yalniz biraktiginda eger kadin kocasini seviyorsa bu durum ona guc gelir ve gecimsizligi birakir. Hala kocasina kizip bugzediyorsa bu yalniz birakma onun isine gelir. Bu da kadinin nusuzunda had noktada olduguna bir delildir.’

            Yani gordugunuz gibi, bu siradan bir kadin icin tesirli fakat serkesligi azami seviyeye ulasmis kadin icin basit bir cezalandirma yontemi deniyor. Bizim de konumuz zaten normal bir jadin degil serkes bir kadina uygulanan muamele oldugu icin simdi kaldigimiz yerden devam edelim.

            Imam Safii, onceki yazida bahsettigimiz, hz.Omer ile Resulullah Efendimiz asv arasinda gecen hadise sonucu Efendimiz asvin kocalarina baskaldiran kadinlarin dovulmesine ruhsat verip sonrasinda asuriya giden kocalarini sikayete gelen kadinlarin sikayeti uzerine ‘hanimlarini dovenler dovmeyenlerden daha hayirli degillerdir’ hadisi serifince, serkes kadini dovmenin mubah oldugunu ama dovmemenin daha evla oldugunu zikreder.

            Burada dovmeden kastin ise, kadinin bedeninin ayri ayri yerlerine vurmak, pespese ayni yere vurmak ve yuze vurmaktan sakinmak seklinde olup bukulmus bir mendil veya bez parcasi ile olup kamci ve sopa ile olmamasi gerektigini ifade etmis. Er-Razi’de buna ilaveten, isi alabildigine hafif tutmanin, maksad yerine geldiginde onunla yetinmenin vacip oldugunu soylemis.

            Ayetin devaminda ise itaate yonelirlerse dovmede israr etmemesi gerektigi zaten vurgulaniyor. Itaate yonelmezse hakem olayina basvurulur.
            Kurtubi diyor ki, bu ayeti kerimedeki dovmek etki ve iz birakmayan(gayri murebbeh), te’dip yollu dovmektir. Bu da bir kemigini kirmayan, bir uzvunu cirkinlestirmeyen dovmedir. Durtmek ve benzeri sekildedir. Cunku maksat salahtir baska birsey degildir.

            ‘Helak olma sonucuna varacak bir dovme hic suphesiz tazminati gerektirir.’
            Marif olan bir hususta(ser’i serife muvafik)size itaatsizlik ederlerse iz birakmayacak sekilde dovunuz.
            Ata b.Ebi Rebah dedi ki: ‘ibn Abbasa soyle dedim, iz birakmayan dovme ne demek? O da misvak vb seyle dovmektir.’ Resulullah asv agir olmayacak sekilde dovmenin misvakla olacagini bildirmistir.

            Taberi tefsiri: ‘Hasani Basri demistir ki, Kadin kocasina itaatsizlik ettigi zaman koca ona iyilikle ogut versin.
            Eger kabul ederse mesele yoktur. Aksi takdirde koca onu agir olmayacak sekilde dovsun. Sayet kadin normal haline donecek olursa yine mesele yoktur. Yine de duzelmezse kocanin ondan birseyler alarak onu bosamasi helaldir. .

            Said b.Cubeyr, Abdullah b.Abbas, Katade, Ikrime, Suddi.Muhammed b.Ka’b ve Hasan basri ayette zikredilen dovmenin agiir olmayacak sekilde oldugunu, Abdullah b.Abbas’in misvak ve benzeri seyle oldugunu soylemis, Ata ise Resulullah asv in agir olmayacak sekilde dovmeyi ‘misvakla dovme ve etkili olmayacak sekilde dovme’ olarak izah ettigini soylemistir.

            Elmalili merhumun tefsirini zaten heryerde bulup okuyabilirsiniz.Ibni Arabi, Beydavi tefsirlerinde de yine birbirine cok yakin ifadeler geciyor. Hepsini yazmam mumkun degil ve fuzuli olur. Ayni zamanda Ismail Hakki Bursevi hz.nin de Ruhul Beyan isimli tefsirinde yine cok yakin ifadeler kullanilmis acik okuyabilirsiniz. Kisaca hafif dovme ve dovme eylemi mufessirlerimizin ayeti kerime ve hadisi serifleri baz alarak vardigi ortak bir ruhsattir. Siz bunu kullanir veya kullanmazsiniz, tesirli bulur veya bulmazsiniz bu sizi baglar fakat ayeti neshetme hakkini size vermez.

          • Feyza dedi ki:

            Medeni Kanunun ….. numarali koruma hakki nizi baglamaz. Siz de bu ruhsati kullanmak zorunda degilsiniz ve nitekim kullanmamissiniz fakat bizim uzerinde durdugumuz bu degil. Yasalarimiza gore Kisas da ulkemizde yasak mesela, ama bu kisasta hayat vardir ayetinin hukmunu ve lafzini degistirebilme luksunu bize vermez. Gulpembe hnm.in eskiye dair bazi yorumlarini denk gelip okudugum zaman bir zorlama tevil cabasi gozume ilismisti. Bunlari o yuzden kendisini ikna etme niyetiyle yazmadim, zira olmayacagina dair bir onyargim var. Fakat, ola ki yazilanlari baska bir insan baska bir zaman diliminde okur da kafa karisikligina bir cozum olur. Aksi halde vebali uzerimize olur niyetiyle aciklama ihtiyaci hissettim. Son olarak ayeti kerimeler uzerinden baslayan tartismalar/munazaralar basta samimi niyetle de olsa bir yerden sonra nefsi tartismalara dogru suruklenebiliyor. O yuzden bu mevzuyu burada kapatmak gerekir. Nefsi tatmin icin bir tarafin imanini zedeleyici ifadeler kullanip ifrada kacmasi asamasina gelmesine gonlum razi degil. Bu vebalden Allah’a siginirim. Esenlikler dilerim.

          • Yahya dedi ki:

            TEFSİR
            (التفسير)

            Kur’ân-ı Kerîm âyetlerini açıklamayı ve yorumlamayı ifade eden terim; Kur’an âyetlerini yorumlama ilmi ve bu alandaki eserlerin ortak adı.

            Sözlükte “açıklamak, beyan etmek” anlamındaki fesr kökünden türeyen tefsîr “açıklamak, ortaya çıkarmak, kelime veya sözdeki kapalılığı gidermek” demektir. Kur’ân-ı Kerîm’in yorumu için fesr ve aynı anlamda tefsire kelimeleri kullanılırsa da tefsir yaygınlık kazanmıştır. Tefsir kelimesinin maklûb olduğu ve fesr ile benzer anlamlar taşıyan sefr kökünden geldiği de ileri sürülmüştür. Sefr kelimesinin kadının yüzünü açması, baştaki sarığın alınmasıyla başın ortaya çıkması ve sabahın aydınlıkla belirmesi gibi “bir şeyin üzerindeki perdenin kalkması ve belli olması, kapalı bir şeyin aydınlanması” anlamlarında kullanıldığı bilinmektedir.
            ….
            -Diyanet Islam Ansiklopedisi

          • Feyza dedi ki:

            Ibn Kesir tefsirini eklemeyi unutmusum. Yine orada da cok benzer ifadeler var. Ilaveten, Tayalisi’nin Musned, Ahmed b.Hanbel ve Abd b.Humeyd’in Musnedlerinde, Ebu Davud ve Ibn Mace’nin Sunenlerinde, Nesai’nin, Tahavi’nin, el Hakim’in ve el Beyhaki’nin hadis kitaplarinda rivayet ettikleri su hadisi serif de zikredilmis.
            ‘El Es’as b. Kays soyle anlatmistir:Omer b.Hattab’a misafir oldugumda bana demisti ki, Ey Es’as Resulullah asv dan belledigim uc seyi benden ogren: Erkege karisini ne sebepten dovdugunu sorma, vitri kilmadan uyuma, ucunsunu ravi unuttu.’

            Burada kocanin karisini dovmekten mutlak manada sorumlu olmayacagi bahsedilmiyor. Uhrevi sorumlulugu yoktur da denilmiyor. Islam seriatinin musade ettigi hal, gerekce ve sartlarda olmasi halinde sorumlulugu yoktur, aksi haki ise tam bir sorumluluktur. Olay hukuki bir zemine kaydigi takdirde elbette kimin hakli kimin haksiz oldugunun anlasilmasi icin koca da sorgulanacaktir. Sorulmama keyfiyeti hakime intikal etmemis olaylar icin gecerlidir. Ayette gectigi uzere bu dovme kocayi cok hakli kilan fajat aciklanmasi da son dedece sakincali bulunan bir sebepten dolayi olmus olabilir. Hadisi aile mahremiyetinin korunmasi ve ahlaki acidan ele alip anlamak gerekir.

          • Yahya dedi ki:

            Gayretleriniz için teşekkür ederiz.

          • Süleyman dedi ki:

            Feyza hanım belki bir hanım olarak nefsinize zor gelse dahi Hakkı ve hakikati konuşmak değil hanımların bugün sözde irade sahibi erkeklerin bile beceremediği birşey. Hakikaten uygulayamasanız bile en azından doğruyu konuşmanız çok güzel.

          • Feyza dedi ki:

            Rica ederim, esas zahmet edip okuyanlardan Allah razi olsun Yahya bey.
            Bu ayeti kerime acikcasi nefsime agir gelmiyor Suleyman bey, cunku muhattabi serkes kadinlar. Biz tek tarafli dusunuyoruz her zaman. Dusunsenize, bir kadin kocasini neden bu kadar kizdirir, annesinden bile yakin olan esini hic mi tanimaz da inadina inadin bu kadar sivrilir, ayni cati altinda paylasamadigi ne olabilir ki insanin olayi bu raddeye getirecek kadar? Bu durum benim yapima aykiri ve bu vasiflari kendi karakterimle bagdastiramadigim icin muhattabi olarak gormuyorum.

            Soyle dusunuyorum da, etrafimda surekli beraber yasadigim ve mes’ul oldugum insanlar var ve hepsinin tek tek hassas noktalarini zaman icinde kesfettim, kirmizi cizgilerine degil basmak yakinina dahi yaklasmiyorum. Karsiliginda da bu insanlar ayni saygiyi bana gosteriyorlar, karsimdaki insanin kem sozune degil muhatab olmak yuzundeki ifadesinden hosnut olup olmadigini veya herhangi rahatsiz oldugu bir durum olup olmadigini sezebiliyorum ve bunu sanirim cogu insan da yapabiliyordur.

            Peki neden ustune gideyim bunun bir mantigi yok ki..Ustune gider inat ederseniz, bu ister esiniz olsun ister arkadasiniz ve dahi isterse anne babaniz olsun mutlaka kendiniz de goreceginiz karsi muamele ile incinirsiniz. Bu yuzden akilli bir insanin karsisindakine bir muhabbeti olmasa dahi yazida zikrettigim gibi en azindan kendi kendine ufacik bir saygisi varsa sulhe yonelir ve yakip yikmayi degil terkip yolunu tercih eder. Aksi halde en az karsi taraf kadar ve muhtemelen daha fazla kendisi de uzulecektir.

            Insan iliskilerinde bu ilkeyi esas aldigim icin, saglikli vasat bir esim olursa onun da sabrini tasiracak hareketlerden kacinir, ofkesini degil sevgisini kazanmaya ugrasir, kendisini iyice taniyip hassasiyetlerine saygi gosterir, olasi hatalarimda da uyarilarini dikkate alir ve haliyle de bu muamelenin muhatabi insaallah olmam. Uc asagi bes yukari her insanin beklentileri zaten birbirine benzerdir. Ustelik de bu uzun bir surec iceriyor. Bunu kafaya takacak ne var ki? Nihayetinde bu etkiye tepki meselesi etki olmazsa tepki de olmaz. Etkisiz tepki gosteren kocalar ise zaten ayetin muhatabi degil. Mesele aslinda gayet basit. Tesekkur ederim guzel gorusleriniz icin.

          • Feyza dedi ki:

            Aslinda bu konuya bir ornek eklemek istiyorum. Bir arkadasim vardi evlendi hemen her gun tartisiyorlardi esiyle ve sebep ise ikisinin arasindaki sorunlar degil. Tamamen aileler ile ilgili. Surekli aileler uzerine elestiri getiriyordu ikisi de sonra kiz agliyordu gunlerce de kus kaliyorlardi. Esinin ailesinin dusuuncesizligini sikayet ediyordu kiz ve kendi ailesinin ne jadar dusunceli oldugunu ama esinin yine de kizin ailesini elestirip durdugunu. Bunun disinda elle tutulur bir problem yok diyordu.

            Kendisine surekli sunu telkin ettim evli olmadigim halde bunu ucuncu bir sahis olarak anlayabilior insan yani dedim ki hep, ‘ sen onun ailesi hakkinda ne kadar tahammulsuz ve hosgorusuz olursan, senin ailen dort dortluk de olsa o da savunma psikolojisi ile mutlaka senin ailene bir kulp bulacaktir. Eger kendi ailene saygi duymasini ve haksizlik etmesini istemiyorsan once sen onun ailesni surekli elestirmeyi terket. Senin ailen mukemmel olabilir ama onun ailesini kucuk gordugun surece bu esin icin hicbirsey ifade etmez. Onun ailesinin dusuncesiz olmasi da esinin sucu degil adam ne yapsin o farkli bir birey. O yuzden sen k.validenleri sevmesen dahi eger “kendine ve kendi ailene soz gelmemesini ve takdir edilmesini isteyorsan, k.validen ya da onun ailesi icin degil once kendi ailenin hatiri icin” esinin ailesini elestirmeyi birak hatalarini da gormemeye calis girsen de esine soyleme ve hissettirme ki o da senin ailene ayni anlayis ve saygi ile muamele etsin.Hatalari olursa da o da toleransli davransin.

            Bu sekilde telkin ede ede su an cok guzel bir yuvalari oldu. Yaklasik iki uc yillik evliler. Her zaman soyler bunun cok guzel sonuc verdigini. Kisaca fedakarliga meyilli degilse de insan, kendi kendini mutlaka seviyordur ve burdan yola cikarak gormek istedigi muameleyi karsisindakine yaparsa mutlaka pek cok sorunun onune gececektir bu anlayisli tutumu.

    • Yahya dedi ki:

      Unutmadan eklemek isterim;

      İslam hukuku evrenseldir ve müslüman erkek kitap ehli bir kadın ile evlenebilir illa müslüman bir kadınla evlenecektir, diye bir şart yoktur.
      Bunu da dikkate alarak, ayetleri düşünmemiz ve uygulamamız gerekmektedir.

  7. Yahya dedi ki:

    Sema hanım
    yine çok güzel bir yazı kaleme almışsınız.
    Teşekkür ederiz.

    Değinmek istediğim 2 nokta var.

    1. Feminizm, kadın hakları v.b. hareketler; bir/leşmiş milletlerde imzalamış olduğumuz anlaşmalar ile ülkemize gelmektedir.
    BM’de ülkelerin önüne bir çok anlaşmalar koyuyor ve kamu baskısı gibi bir baskıyla size bunları imzalatıyor. Örneğin küresel ısınmaya karşı tedbirler, insan ticaretine karşı politikalar, uyuşturucu, fuhuş vs… ve aynı şekilde kadın hakları için bazı anlaşmalar. Pek ilgilendirmediği ve umurumda olmadığı için tüm detaylarını bilmiyorum ama bu anlaşmalardan en önemlisi CEDAW bunu biz İstanbul sözleşmesi diye biliyoruz…
    Bu ve benzeri sözleşmeler ile ülkelerin kapılarını bir çok ……………., harekete, stk’ya açıyorlar.

    Kısacası BM’e üye olacağız, AB’ye gireceğiz derken kendi istedikleri kanun ve yasalarını bize dayatıyorlar.
    Birebir aynısını eş cinseller ve cinsiyet değiştirenler için yapacaklar. Ve yine biz müslüman ülkede LGBT hakları olur mu olmaz mı diye konuşacağız…!

    2. Hani yumurta mı civciv mi hangisi hangisinden çıktı – yapılan tartışmalarda olduğu gibi, feminizm kadınların kendilerine yapılan zulme dur diye çıkan bir hareket değildir. Bu böyle pazarlanmakta ancak işin esası tam aksidir. Bir grup (elit, beyaz) erkekler tarafından çıkarılmış, kadınları – aynı bir elmas gibi – işleyip sunma hareketidir. Ve yine en iyilerini kendilerine saklarlar. (benzerini ülkemizde sendikalar yapmaktadır, sözüm ona işçinin hakkını savunur ancak işçiye bir miktar zam koparıp, işçinin sırtından beslenip, iş verene yaranmaya çalışır)

    Dünya için konuşuyorum, madem feminizm kadın haklarını savunuyor niçin bu günde dahil kadınlar bir meta olarak alınıp, satılıyorlar? Bunu en mükemmel şekilde yapan ülke de hollanda. Ne tesadüftür ki feminizmin doğduğu ülkelerden biri de hollandadır.

    bitmez… ve Vivat Feminism!

  8. Uğur dedi ki:

    Sema Hanım,

    Yalnız buradaki menfaat kadınlarınki değildir. Çünkü normal kadınlar erkeklere üstün olup devletten para alarak yalnız başlarına yaşamayı değil, kendilerinden üstün bir koca bulup ona kendilerini teslim ederek onunla mutlu olmayı isterler. Kadın DNA’sı buna programlıdır. Evrimsel psikoloji, ki biz ona fıtrat psikolojisi diyebiliriz, bunu söyler.

    Bu menfaat iki grubun menfaatidir: 1. Dünya siyasi-ekonomik-kültürel sistemine (Üst Akılsızlığa) hâkim olan Batılı büyük zenginler ve Üst Akılsızlığın mahalli temsilcileri, mesela Türkiye’deki “İstanbul ekonomi baronları” 2. Lezbiyen feminist ele başılar.

    Feminizmin bu iki gruptan başkasına faydası yoktur. Kadınları aldatarak onları mahvetmektedir.

    • Feyza dedi ki:

      Kadinlarin Dna’si buna programli fakat fitrati buyuk olcude muhafaza eden kadinlar icin gecerli degil mi bu Ugur bey? Cevrenin telkinleri, etrafta gozlemledigi tecrubelerin tesiriyle kadinlar her ne kadar fitraten kendinden ustun olani isteseler de, gayrifitri/gayri tabii olanin normallestirilmesi sonucu fitratlarina aykiri birtakim tercihlere yonelebiliyorlar artik. Mutlu baslayip mutsuz devam eden ve sonlanan evliliklere de baktiginiz zaman kadinlarda teslimiyyet degil, mucadele ruhunun hakim oldugunu gorursunuz.

      Yani fitratlari buna programli olsa da modern kimlikleri bu fitratin onune gecmis ve baskin bir karakter olmayi icten ice dikte etmistir gibi geliyor. Normal bir kadin kendinden ustun bir erkek ister fakat bunun adi bugun ezilmislik psikolojisi ile esdeger goruluyor. Sureten de olsa esitlenme, esit statuye erisme cabalari, gecici sureli mutluluklara uzun vadede ise mutsuz bir hayata zemin hazirliyor. Fitratin sesini bastiran oyle cok faktor var ki. Bu defa kendi ic dunyasinda celisen bireyler zuhur ediyor. Eskiden fitrati bozulmadan evlendigi icin kadinlar ve erkekler evliliklerinde belki daha mutluydu.

      Cunku bu dejenerasyona mahal verecek fazla bir imkan ve ortamlari yoktu kadinlarin. Simdi ise kadinlarin aslinda erkeklerin de fitrata sadik kalma ile ilgili belli basli bir egitime tabi tutulmasi gerekiyor, bakin bunun icin calismalar yapiliyor, seminerler duzenleniyor. Yani dogal yapinin tahribati sadece dogada degil insan bunyesinde de telafisi zor kayiplara yol aciyor. Kadinlar kendinden yuksek statude evlenecekleri erkek bulamiyor diyorsunuz. Iste bu kadinlarin kendi tercihi. Cunku her kadin su kadarini hesap edebilir. Yasi ve egitim seviyesi yukseldikce kendisine hitab eden erkek nufusu azalir. Bir erkegin ise yasi belli bir yere kadar sorun teskil etmez. Statusu ve yasi ilerledikce kendisine hitab eden kadin nufusu fazlalasir. Buradan yola cikarsak kadinlar bu sonu kendi elleriyle hazirlamis olmuyorlar mi?

      • Uğur dedi ki:

        Feyza Hanım, evet, aynen katılıyorum. Özellikle son söyledikleriniz bence işin “çevre telkini” kısmından daha önemli. Bir kadın ancak kendisinden yüksek statüye sahip bir erkeği beğenebileceği içindir ki kadınların sosyal statüsü yükseldikçe evlenebilecekleri erkek sayısı azalır. Erkeklerde ise tam tersi olur, çünkü sosyal statüleri yükseldikçe daha çok kadın onlarla evlenmek ister. Eskiden kadınların sosyal statü yükselmesi o kadar büyük bir dert değildi, çünkü bunu yapan kadın sayısı azdı. Şimdi ise kadınlar erkeklerden daha bile çok okuyorlar ve daha bile iyi işler ve makamlar onlara veriliyor, o yüzden onların beğenebilecekleri türden her erkeğe -aynen hadis-i şerifteki gibi- yaklaşık 50 kadın düşüyor. Ve o tür erkekler de, bütün erkekler gibi, sosyal statüden önce gençlik ve güzelliğe önem verdiklerinden, genellikle bunların en güzeli ve genciyle evleniyorlar. Hatta pek çok defa bunların hiçbirini almayıp okumamış, fakat çok güzel olan 18-22 yaş arasındaki birini tercih ediyorlar. Bu sebeple erkekleri kınamak dünyanın en saçma, haksız, hakkaniyetsiz, zalimane işidir. Erkekler kadınlar gibi önce sosyal statüye değil, güzelliğe bakarlar. Elbette böyle karar verecekler.

        • Feyza dedi ki:

          Kadinlarin ekserisi, flort edenler icin degil evlenme niyetinde olanlar icin soykuyorum ki, yasa ve yakisikliliga o kadar bakmazlar Ugur bey. Guvenmek isterker ve bunun icin de kendilerinden guclu erkekleri karsilarinda gormek isterler. Burada statu de gucun bir nevisi oldugu icin karsilarinda kendilerinden dusuk bir erkek gomnek istenezler. Sadece statu degil, yas ve boy olarak da hep kendilerinden yuksek olmasini arzu etmeleri bu icgudulerinin farkli birer yansimasidir aslinda. Kisaca statusu ne olursa olsun her kadinin arzusu kendinden bircok alanda bir hatta birkac adim onde olan bir erkektir.

          Fakat gunumuz dunyasinda dengeler esitlendigi icin fitratin sesi bastiriliyor. Kadinlar da erkeklere fitratlarinin sesini dinleyip sosyal hayatta oncelik vermeyi, onlara yol acmayi reddettikleri icin, yani nefsler fitrata galip geldigi icin boyle icten ice mutsuz oluyor insanlar. Yani kadinlar fitratinin sesini duydugu halde nefsinin sozunu dinliyor ve sonlaruni kendileri hazirliyorlar.

          Erkekler ise yuksek statulu kadinlari tercih ederek fitratlarinin sesini bastiriyorlar cunku erkekte de hakim olma duygusu fitratinin bir getirisi. Erkek maasinin misal kadindan dolgun olmasini ister hanimi calissa dahi. O yuzden ilk etapta hesaba katilmayan sorunlar ileri vadede mutsuzluga yol acabiliyor. Hanimindan istedigi ilgi ve saygiyi goreneyen erkek asil aradiginin bir kadinda yuksek statu/ titr degil, huzur saygi ve muhabbet oldugunu zaman gectikce anlayip kalabalik bir cevrede yalnizlasabiliyor.

          Bunun disinda ise bir erkegin aradigi guzellik itaat ve sadakattir. Haklidir da. ( dindarlik kismini es geciyorum cunku yalnizca dindar kesim icin konusmuyorum bunu) Kadinlar erkekler icin bir imtihandir cunku ve madem evlilikte beklenen sadakat iki tarafli, tek eslilik ise ideal evlilik sekli, o halde bir omur ayni yastiga baskoyacagi kadinin gonlu kadar gozune de hitap etmesini istemesi bir erkek icin hem fitri ve hem de sahsimca gayet anlasilabilir bir durum. Yasca da genc olmasini istemesi yine dogal bir durum.

          Hem kadinlarin hizli buyuyup daha kolay yaslanmasi hem dogurganlik yasi gozonune alindiginda bir erkegin bunu talep etmesi oldukca anlasilir. Bir kadinin guven duyacagi bir erkek arzu etmesi kadar normaldir. Ikisi de fitri cunku. Tercih etmek ayri birsey, dini hassasiyeti olmayan insanlar icin dindarlik bir secenek degil. Dindar erkekler ise her ne kadar esinin dindar olmasini istese de biliyorum ki guzellige de onem veriyorlar. Olur veya olmaz ama bu genetik bir talep.

          • adem dedi ki:

            feyza hanım kendime bakıyorum da erkekleri çok iyi tahlil etmişsiniz :))

          • Feyza dedi ki:

            Alim olmak gerekmez bunun icin Adem bey 🙂

          • meryem dedi ki:

            Feyza Hanım
            Hem kadınları hemde erkekleri çok iyi tahlil eden bir yorum yazmışsınız. Kaleminize sağlık. Bende bir kaç şey eklemek istiyorum.Günümüzde gerek kadınlarda gerek erkeklerde bozulma fazlası ile mevcut. Hem dini hassasiyet olarak hemde fıtrat olarak. Günümüzde kadınlar da artık yakışıklılığa bakıyorlar. Zira kendileri de artık belli maddi güce sahip .( Parayı bende kazanıyorum mantığı ile eş seçiminde farklı beklentilere giriyorlar. Romantik olması, yakışıklı olması vs.)
            Erkeklerde fıtratlarının bozulması haricinde hem güzellik hem kariyer ( 657 ye bağlı devlet memuru, çalışan eş vs.) beklentileri var. Bunun yanında kadın ” hem çalışsın, hem güzel olsun, güzel yemek yapsın, ev temiz olsun, çocuklara iyi eğitim ve terbiye vermesi , meşru ihtiyaçları her daim karşılaması vs. beklentileri mevcut. Aslında günümüz erkeklerinin beklentileri artık çoğu kadına göre fazla. Erkeklerin kadından beklentileri, kadınların erkeklerden beklentilerinden daha fazla artık. Burada olmasını savunduğum şey şu ” Gerek kadın gerek erkek olsun fark etmez, sonradan kazanılabilecek olan ve kaybedilecek olan güzellik , makam, para , sağlık vs. önem vermemeleri ve bunun yerine karakter, huy, manevi değerler vs. önem vermeleridir”. Günümüzde boşanmaların artmasının en temel sebebi de budur. Fıtratlar bozuldu, öncelikler değişti ve kişiler tercihlerinin bedelini ay sonra mahkeme salonunda soluğu alarak ödediler ve ödemeye de devam edecekler. Evli olup ta yaşı 40’ı geçmiş büyüklerimiz evlilik için aracı olduklarında genel olarak huyu güzel olan kişileri öneriyorlar. Çünkü bu büyüklerimiz feleğin çemberinden geçmiş ve yüz güzelliği ile mutluluğun gelmeyeceğini anlamışlar. Atalarımızın bir sözü vardır ” Güzel yüze kırk günde doyulur da güzel huya kırk yılda doyulmaz ”.

          • Feyza dedi ki:

            Meryem hnm. Haklisiniz, talepler degistikce dengeler de degisiyor. Iste o taleplerdeki dengesizlik ve tercihler sonucu mutsuz evlilikler yapilabiliyor. Gorsellik de onemli tabi ama bu hani bir yazidaki gibi artist gibi erkek manken gibi kizdan ziyade herrhalda gonlun isinmasi ile ilgili izafi bir kriter olmali. Yani cok belli bir standardi olmayan ama gordugunuzde gozunuze hitap edebilecek, biraz icinizi kipirdatacak kadar gorunumun begenilmesi ulfeti artirir diye dusunuyorum. Romantizm evet aranan kriter oldu haklisiniz hatta soyle kallavi evlilik teklifleri cicekler bocekler vs..:) Yapmacik geliyor bana inanin..Insan icinden geldigi gibi olmali. Hem herkesin sevgisini ifade edis tarzi farklidir bunu belli bir standarda baglamak cok itici geliyor. Yapmacik oldugu zaman ustelik surekliligi de olmuyor bunun, kisa sureli, dunya evine girene kadarlik tek kullanimlik 🙂 romantizm yerine istikrarli bir muhabbeti ve merhametli bir karakteri bin kez tercih ederim. Ama zahire cok onem verildigi icin batini musahede edilince sukutu hayale ugruyor sanirim zaman icinde insanlar.
            Memur talep eden erkeklere ise hic deginmiyorum, bu bir kadinda aranacak kriter olmamali. Hepsini bir arada isteyenin ise elde etmesi tabi biraz zor. Allah gonullerine gore versin ne diyelim 🙂
            Aslinda sormak istiyorum siz mesela ilk gordugunuz gorustugunuz bir kiside neye dikkat edersiniz? Fazla anlasilmiyor cunku, tabi huy guzelligi esas ama bu ilk gorusmede anlasilmiyor. Merak ettigim bir konu bu.

          • meryem dedi ki:

            Feyza Hanım
            Bekar bir kardeşiniz olarak ilk görüşmede
            – karşımdaki kişinin utangaç olması artı puan vereceğim bir husustur 🙂
            – Az ve öz konuşması ( geveze boyutuna geçmeden, dut yemiş bülbüle dönmeden yapılan etkili ve öz konuşmadan bahsediyorum )
            – Evlılıkten beklentilerini öz bir şekilde söylemesi
            – Nazik olması
            – Eğer beğenmediyse de düzgün bir üslupla söylemesi
            – İş görüşmesi mülakatı gibi geçen görüşmelerden oldum olası sıkılırım.

  9. .:. dedi ki:

    Hepsini bir bütün içerisinde ne kadar güzel izah etmişsiniz.

    Tebrik ederim.

    Buna ben kalkışsam toparlayamazdım.:)

    Feminizm ötesine geçmiş.

    Yerinde ve güzel tespitlerle alayına ayar vermiş.

  10. murat dedi ki:

    cok güzel yazı . tesekkür ediyorum..bunlarda ki bencillik ruslarda yok o yüzden onlar isteniyor

  11. adem dedi ki:

    sema hanım ne diyeyim her yazınızdan sonra diyorum ki Allahım keşke keşke bu yazılanlar kanun olsa toplumda hayat bulsa. ve kadınların hepsi böyle düşünse. hepsi olamazsa da çoğunluğu böyle düşünse. biri de benim karşıma çıksa:))
    Rabbim sayılarınızı artırsın.

    • Saniye dedi ki:

      Böyle düşünenler var….merak etmeyin…. Varki bu sayfayı takip edip okuyor bayanlar… Ümitvar olun…..

      • adem dedi ki:

        elhamdulillah..teşekkür ederim bana moral oldu…:)

      • Yahya dedi ki:

        Varda bize nasip olmuyor… (bizde onlara nasip olmuyoruz) demek ki çok azınlıkta..

        • adem dedi ki:

          aynen öyle yahya bey.

          • adem dedi ki:

            benim gibi eşinden ayrılmış birkaç kadın tanıdım. bazı hemcinslerim nasıl kıymet bilmemiş diyorum. ama tabi her iki tarafı da dinlemek lazım. aslında gerek yok ya. kendin gözlemleyeceksin. kesinlikle kendin tanıyacaksın. beş vakit namaz vaktinde gökyüzü nasıl değişiyor insanlar da değişiyor. evleneceğin insanın günün tüm vakitlerinde olamasa da değişik zamanlarda gözlemleyeceksin.

  12. Feyza dedi ki:

    Hadis-i seriflerin buyuk cogunlugunu, akil ve Kur’an ile celisiyor bahanesiyle din disina iten cevrelerin feminizme kopru olmasi kacinilmaz Sema hnm. Hadis-i seriflerimizde kadin erkek arasindaki muamelat, kadinin itaat edecegi hususlar, miras, sahidlik, talak bahsi ile ilgili tafsilatli beyanlar bulunurken bu beyanlari reddedip yok sayan kesim, ayetleri referans aliyorlar. Ayetleri beyan etmek icin ise kontrolsuz kullanildiginda nefsin himayesine rahatlikla giren, hakikati tek basina idrakten aciz, mananin ustune sir perdesi cekmekte mahir akli ilahlastirarak merkeze oturtuyorlar. Akillari hakikate ve fitratlarina ihanet eden fakat kendilerini dogrunun mutlak koruyucusu bellemis zevat-i kiram, dinimizin kompleks duyduklari alanlarini budadiktan sonra ilmi acidan fakir birakilmis halkimizin onune suslu sozlerle bu menuyu takdim edip hayli ragbet goruyorlar. Burada konu kadin oldugu icin sadece kadin bahsinin uzerinde duruyorum fakat ilahiyatlarda durum.icler acisi. Ne yazik ki sadece kadin ve aile konusunda degil dinin hemen her alaninda baslatilmis reform hareketlerinin ayagina takilan en buyuk engel hadis-i seriflerimiz oldugu icin once bu engeli asma adina hadis ilmini topyekun tenkid eden calismalarla olasi itirazlara zemin hazirliyorlar. Feminist dusunce yapisina sahip kadin ve erkeklerin beslendigi kaynaklara bakarsaniz hemen hepsinin ortak bir hadis alerjisi oldugunu gorebilirsiniz. Tabi hadis-i serifleri hayatindan cikaran ve yok sayan bir Musluman icin dini istedigi forma sokmak pek zor olmasa gerek. Bu sayede kendi dizayn ettikleri yeni din anlayisini dunyaya ve Batiya sevdirmeleri de zor olmayacaktir. Fakat Bati bu yeni ve aslindan/ruhundan tecrid edilmis din anlayisindan razi olur da, Allahu Teala razi olur mu? Kimin umrunda? Nihai hedefi sasmis, sirazesi kaymis din simsarlari icin bu buyuk bir sorun olmasa gerek..

    • Uğur dedi ki:

      Feyza Hanım bu insanlar hadislerden önce Kuranı bir kenara itiyorlar. Kuranda daima erkeklere öncelik verilir, öncelikle onlar muhatab alınır. Hatta Nisa Suresinin 34. ayetinde erkeğe yetki verilmek bir tarafa emredilir ki tepesine çıkmaya kalkan (nâşize) kadını bizzat cezalandırsın, azarlayarak, darılıp yatağında yalnız bırakarak veya hatta vurarak (dayak atarak değil). Hatta ayetteki vurmanın eni konu dayak atmayı kapsamadığını ancak hadislerle teyid edebiliyoruz kesin olarak! Bu sözde Kuran âşıklarında yalan tükenmediği için o kelimeye vurmak değil de yol teptirmek anlamı vermeye çalışıyorlar, ama Arapça gramerine göre o bağlamda o kelimenin tek anlamı vurmak, dövmektir. Yoksa şöyle bir saçmalık olurdu: “Karısı geçimsizlik eden adam onu İstanbuldan Kars’a sürerek ona yol teptirdi.”

      Başka âyette erkeğin nüşuzu yani geçimsizliği veya eşinin tepesine çıkmaya kalkması veya karşılıklı nüşuz da zikredilir. Bu durumda ise elbette kadının yaptırım hakkı yoktur, ancak her iki tarafın ailesinden hakem çağrılarak mesele görüşülür. Dikkat ediniz: Erkekte olan bu kendisi doğrudan cezalandırma hakkı Kurana göre kadında yoktur. Kurandan modern kadın hakçılığı çıkaranlar, bilmiyorum, yarın Allaha nasıl hesab verecek. Modern kadın haklarını yani feminizmi imkânsız kılan, hadislerden önce Kurandır.

      • Feyza dedi ki:

        Ugur bey, nihai hedefleri, hz.Kur’an’a istedikleri manayi verebilmektir haklisiniz. Fakat Kur’an’daki gunumuz dunyasinda kabul gormeyecekleri ve komplekse dustukleri belli basli ayetleri busbutun devredisi birakamayacaklari icin, manasina takla attirma yontemini tercih ediyorlar. Cesitli kelime oyunlari ile bu hedefe varmalari kendileri acisindan cok zor degil, zira bu ekolun muntesibleri zaten Kur’an’in ‘apacik’ bir kitap olduguna dair ayet-i kerimeyi de akillarinca tefsir ettikleri icin sistematik bir Arapca egitimini fuzuli gorup ibtidai bir egitimle veya her ne kadar kabul etmediklerini soyleseler de, rotasindan cikmadiklari ‘akil hocalarinin’ yazdiklari meallerle iktifa etmektedirler.

        Kisaca elestirdikleri ehl-i tarika paralel, mistik olmasa da onlar da bir silsilenin gudumundeler. Elbette islerine gelmedikleri hadisleri muktesebatindan cikararak ayet-i kerimeye istedikleri manayi verme islemini de daha kolay yapmaktalar.

        Burada isin ilginci ise, belli bir metodolojiye sahip olmamalari. Misal, Nuzul-i Isa veya sefaat bahsinde gecen mutevatir hadisleri yok sayarken, hadisi bu babda Kur’an’a arzederek reddederlerken, ayni veya farkli bir bahiste islerine gelen baska bir hadis ya da rivayeti , kendi goruslerini desteklemek icin, ya da klasik Islam fikhi seklinde tabir ettikleri fikhimizi ve fukahamizi tenkid etmek icin delil olarak one surebilmekteler. Icma i ummeti ise zaten bastan eledikleri icin boyle guduk bir metod ile Kur’ani tefsir eder, yeri gelir islerine gelmedigi icin mutevatir hadisi reddeder, yeri gelir islerine geldigi icin mevzu hadisi referans gosterirler. Bu zumrenin isine akil sir erdirmis degilim.

        Sizin verdiginiz misalde oldugu gibi. Zikrettiginiz ayeti kerimede ‘darabe’ fiilini sirf sekuler dunyada yer bulamadiklari icin hakiki baglamindan koparip turlu aksiyonik manevralarla istedikleri manaya donusturmeye calistilar. Bu ayette ‘dovun’ emrini ‘ayrilin uzaklastirin’ seklinde tefsir edenlerin emin olun ki dayanaklari ilim degildir. Dovme eylemi ise burada, henuz ‘şikak’ asamasina gelmemis kari kocanin, kendi aralarinda halledebileceklerine kanaat edilen bir meselede, yani henuz hakem tayinine gerek duyulmayacak bir asamada, fakat nuşuzda israrli, asi ve yuvanin huzurunu kaciran hanimina karsi bir erkegin uc asamali egitim ve terbiye sisteminin sonuncusudur. Ustelik yuze vurmama, yaralamama vs cesitli sinirlamalarini da ulemamiz Allah razi olsun izah etmislerdir. Yine de buna dahi tahammulu olmayan sozde Islam alimleri ayeti carpitmis ve ayet uzerinden neredeyse pazarliga girismislerdir.

        Tabi ben de kadinim ve elhamdulillah mazosist degilim. Ama Allahu Teala kullaruni en iyi bilendir ve sundugu recete (kullar dozunu kacirmadigi surece) mutlaka en tesirli yontemdir. Basimiz gozumuz uzerinedir. Bu ayeti kerimeye istedikleri manayi verebilmek icin de pek cok hadis i serifin uzerini orttukleri gibi su olayin da uzerini ortmekte fakat konu ile ilgili baska bir olayi referans gostermekteler. Uzerini orttukleri olay su ki, Resulullah asv Efendimiz ‘Allah’in emaneti olan kadinlarinizi dovmeyiniz.’buyurdu. Bunun uzerine hz. Omer Asv efendimiz’e gelerek ‘ Kadinlar kocalarina karsi curetkar oldular’ dedi ve Resulullah asv efendimiz onlarin dovulmesine ruhsat verdi. Yani Efendimiz asv in desteginden gayret alan bir kisim kadinlar kocalarina eziyet etmeye baslayinca Efendimiz bu ayeti kerimedeki ruhsati kullanmalari icin sahabeye izin verdi. Bu sebeple pek cok kadin Asv Efendimizin evini cevreleyip kocalarindan sikayet etmeye basladilar.

        Ve yine bunun uzerine Efendimiz asv , pek cok kadin Muhammedin beytini sarip kocalarini sikayet ediyorlar. Boyle yapanlar hayirlilariniz degillerdir seklinde tekrar ikazda bulundu. Yani dovme eylemi, mecaz degil hakiki manasiyla dinimizde vardir fakat hudutlari da bellidir. Bir kesim bu fiili tamamiyle literaturden cikarip ayete ihanet ederek, isguzarliga girismekten baska bir is yapmazlar. Zira dinimizin bu zevatin te’viline ihtiyaci olmaz, gerekli hudutlari Allahu Teala zaten koymustur. Bunun gibi nice hadis i serifleri yok sayarak ayetlere diledigi hukmu veren kisilere Allahu Teala hidayet nasib eylesin.

        • adem dedi ki:

          helal olsun.

        • Uğur dedi ki:

          Feyza Hanım, meseleyi gerçekten iyi açıkladınız. Hadisleri Kurana arz etmek dedikleri çoğu defa hadisleri kendi önyargıları ve bakış açılarına arz etmekten ibaret. Zaten Kuran ayetlerine karşı da aynı cürmü işliyorlar. Manası açık ayetleri güya akla ama aslında kendi bakış açılarına arz edip farklı manalandırıyorlar.

          Bunu maalesef birbiriyle çatışan modernistimsi ve gelenekçi-mutasavvıf çevrelerin her ikisi de yapıyor. Eski Batıni sapkınlık belki yenildi ama bir mikdar tesiri maalesef en sağlam inançlı tarikatlarda bile devam ediyor.

          Yine sizin belirttiğiniz gibi modernistimsi Müslümanlar bunu kınıyor, ama onlar da kendileri farklı bir gelenek ve yol oluşturmuşlar. Bu günlerde hiç kimse sormuyor ki onun bunun geleneği değil de Resulullahın geleneği (milletü Rasûlillâh) nedir. Onun geleneği önce Kurana göredir sonra da Kuranı açıklayan kendi sünnetidir. Aslında ben sünnet ve hadisler hakkında sıkılık taraftarıyım ama bu senedde sıkılık. Yoksa bu sözde Kuran ehli gibi Kurana arz etme bahanesiyle kendi bakış açısına arz etme değil. Bir hadisin senedi çok sağlamsa ama Kurana ve daha sağlam ve net anlamlı hadislere aykırı duruyorsa ben şahsen zavallı fikrimce o hadisi reddetmem, sadece daha doğru anlamaya çalışırım.

        • Uğur dedi ki:

          Yalnız, Feyza Hanım, kadınları dövmek hakkındaki son sözü Hz. Peygamber kendisi söylemedi, fakat Kur’an ayetiyle Allah bizzat söyledi. Bu konudaki en sahih hadise göre Peygamberimiz kadınları dövmeyi yasakladıktan sonra Nisa Suresinin 34. ayeti inerek geçimsiz (nâşize) kadının azarlanması, yatakta yalnız bırakılması (yani psikolojik ceza verilmesi) veya dövülmesi emredildi. Peygamberimiz bu ayet-i kerimeye çok şaşırarak şunu ifade etti ki kendisi bir şey dilemiş, Rabbi başka bir şey dilemişti. Bu iş böyle çözümlendi, yani Allah’ın âyeti ve elçisinin o âyete boyun eğmesiyle.

          Nitekim Peygamberimiz daha sonra bu âyetin emrini yerine getirdi. Hanımları, annelerimiz, dünyalık arzusuyla kendisine karşı geçimsizlik edince onları dövmedi, ancak hepsine birden darılarak yatağını ayırdı. Bunun haberi etrafa yayılınca hanımları bütün Medine ve müminler içinde utanç içinde kalakaldılar. Üstelik iş burada da kalmadı. Tahrim Suresinin ilk ayetleri inerek Peygamberimizin hanımları şiddetle uyarıldılar ve Peygamberimize itaat etmekle onu terk etmek arasında seçime zorlandılar. Boyun eğerek Allah’a ve Peygamberimize teslim oldular ve itaat ettiler. Bu konudaki ayetlerin manası direkt ve açık olduğu gibi, bunları açıklayan birkaç rivayet de yine yukarıdaki vaka hakkındakiler gibi en sahih hadislerdendir…

          • Feyza dedi ki:

            Sahih hadisler tabiki Ugur bey, zaten bahsettiginiz olay Nisa 34.ayeti kerimenin sebebi nuzuludur. Ayeti kerimeleri sebeni nuzulleri ile ve hadisi seriflerle bir butun olarak ele aldigimiz zaman, hem ayeti kerimelerin manasini daha iyi anlayabiliriz hem de hadisi serifleri direk reddetme illetinden kurtulmus oluruz. Aslinda burada Muslumanlarin ders cikaracagi bir nokta var. Efendimiz asv., kendisine tokat atan esini sikayete geldigi zaman Efendimiz asv. Kendi reyiyle, ‘o halde sen de kocana bir tokat at’ dedigi halde inzal olan ayeti kerimenin akabinde hemen o hanim sahabiyi cagirmis ve nasil verdigi kararin isabetli olmadigini, hz.Allah’in mutlak hukmunun bu olmadigini bildirmis ve o sahabi hanimi bu kisasi islemekten derhal menetmis, yani Allahu Teala’nin emrine teslim oldugunu bildirmisse, biz de kendi reyimizle yeni hukumler icad etmek yerine hakkimizda hukmolunana ram olmak zorundayiz.

            Bunlar dinin belkemigi mevzular. En cok nefse agir gelen ve bosluk arayanlarin en kolay girebildigi alanlar. Bu istismara eger biz burada bu kadarcik birseyde izin verirsek bunun sonu gelmez ve o bosluktan ilerleyen artniyetli kisiler dinin temel itikadi bozulmalari icin kendilerine yol bulurlar. Izin vermemek ve dik durmak zorundayiz. Peygamber Efendimiz asv hanimlarini dovmedi dogru fakat bu yeryuzunde yasayan butun kadinlar ayni ahlaka sahip degiller ki. Her ailenin kendine munhasir bir hali var. Demek ki bu ayeti kerimenin tavsiyesi mucibince yola gelecek kadinlar da var ki Rabbimiz yol gosteriyor.

  13. Nazif dedi ki:

    kanal d denen fitne yuvası haberlerinde daima “erkek terörü” ifadesini kullanır dikkatinizi çekerim.

    yazı için teşekkürler,
    maşallah..

    • Uğur dedi ki:

      Sevgilisine on yaşında çocuğunu öldürten, kocasını öldüren, çocuğuna ufak bir dikkatsizlik veya yaramazlıktan ötürü ortalık yerde işkence eden kadın haberlerinde ise asla kadın şiddeti veya kadın terörü denmedi. Ama tabii ki kasıd yok! Hepsi tesadüf! Ağızlarına öyle geliveriyor! Medyanın erkek düşmanlığından bahsedenler sadece komplo teorisyeni ve kadın düşmanı!…

  14. hakan 1 dedi ki:

    “Dinimiz mükemmel..” “Dinimiz merhamet dinidir…” “Bütün insanlığa sevgi, esenlik getiren dinimiz…”
    Bu tabirleri öğreten Diyanet İşleri Başkanlığının DİNDARLIĞI ile SAHABE efendilerimizin DİNDARLIĞINI kafamızda mukayese edelim.
    SAHABALER “ALLAH” lafzını duyduklarında KALPLERİ TİTREYEN insanlar. “Allah için” denilince rahatını-hayallerini-imkanlarını-paralarını-canlarını veren insanlar. “Dinimiz mükemmel din olduğu için” diye bir cümle kurmuyorlar. Onlar, İMAN ettikleri dine TABİ (ittiba) oluyorlar. Dinlerini başkalarına HALLERİ ile anlatıyorlar. Dine duydukları samimiyet; gösterdikleri ihtimam sebebiyle hiçbir DİN DÜŞMANI ONLARIN YANINDA DİNE kötü imalarda bulunmaya CESARET EDEMİYOR.

    Diyanet İşleri Başkanlığının KAĞIT İSRAFI nice kitapları; “İslam sevgi, kardeşlik, barış dinidir” şeklinde başlayan cümleler ile dolu. Fakat, onları okuyanlar-yazanların yanında dine karşı nice kötü sözler söyleniyor, kimse umursamıyor.
    Her cümlesinde İslam’ı bir PAPAZA anlatıyor gibi başlarlar. Hutbeleri dinleyen MÜSLÜMAN-MÜMİN cemaate; İslam en yüce bir dindir derler. Fakat; İSLAMIN BÜTÜN EMİRLERİNİ SÖYLEYEMEZLER. (Faiz yasağını HUTBEDE söylediklerini duyan var mı? Fakat; yıllar önce Türk Lirasını Koruyalım hutbesini dinlediğimi hatırlıyorum).

    Samimi olan DİNİNİ bu şekilde övmez. İMAN etmiş olanlara; Allah’ın rızasını kazandıracak niyetlerin ve amellerin İLMİ lazım gelir. Samimi olan; Allah’ın razı olduğu işleri öğrenir ve öğretir.
    Sahabelerden DİNİMİZİ BU İFADELERLE ÖVEN VAR MI? Naçizane benim bildiğim yok. Varsa kaynak göstererek bize öğretiniz.

    Müslümanları İSLAMDAN YILDIRMAK maksadıyla kurulmuş olan bu kuruma karşı uyanık olup insanları ikaz etmeliyiz. Onun hayırsız tavrını taklitten kaçınmalıyız.
    “Oysa bizim, mükemmel bir dinimiz var; bizi o sıkıntılardan koruyacak. Dinimizin yeterince kıymetini bilmediğimiz ve teknoloji olarak bizden ileride olan Batı uygarlığına hayranlığımız sebebi ile onların mikroplarını ve hastalıklarını bizler de alıyoruz.”

    Sema Hanım; yazınızın 2. paragrafının iyi niyetle yazıldığını biliyorum. Sizin; bu paragrafın aslında hatalı bir paradigmaya dayandığını görmenizi temenni ediyorum. Çünkü; müslüman “mükemmel dinine uyarak SIKINTILARDAN KORUNAMAZ. Dinimizin yeterince kıymetini bilsek ve Batı’ya hayran olmasak da SIKINTILAR bitmeyecek.
    Allah’ın peygamberi olan Hz. Yakup, Hz. Eyyüp, Hz. İbrahim; birisi EVLAT HASRETİ ile gözleri zayıflayacak kadar üzüldü; birisi sağlığını, malını ailesini kaybetti, kendisine hizmet eden tek bir hanımı ile kaldı; diğeri BABASI tarafından uzaklaştırıldı; ateşe mancınıkla atıldı.
    Bu paragraf diyor ki “mükemmel dinimize uyarsak evlat hasreti çekmeyiz, sağlık-mal-ailemizi kaybetmeyiz, babamız bize düşman olmaz; devletimiz bizi ateşe atmaz”. Halbuki, başımıza dertler-sıkıntılar gelmeden önce de; bu sıkıntılar varken de; sıkıntılar geçip refaha kavuştuğumuzda; her halükarda; biz dinimiz gereği olarak ALLAH’A İTAAT ETMEKLE; O’nun razı olduğu hükümleri vermekle, günahtan kaçınmakla emrolunmuşuz.

    • Uğur dedi ki:

      Hakan Bey, son üç paragraftaki vurgunuz çok önemli. Sizin de belirttiğiniz gibi, insan İslam sebebiyle bütün sıkıntılardan kurtulsaydı, en büyük sıkıntıları çeken insanlar peygamberler olmazdı, en başta da bizim peygamberimiz. Müminler depresyon dâhil çeşitli hastalıklar ve sıkıntılar geçirdiklerinde Allah katındaki dereceleri yükselir. Zaten hiçbir zaman yeryüzündeki insanların çoğu iyi Müslüman olmayacaktır. Müslümanlar çoğunluk olsalar bile hakkıyla iyi Müslüman olanlar azınlıkta kalacaktır. Onları hakkıyla iyi Müslüman yapan da zaten büyük oranda şu olacaktır ki onlar çeşitli sıkıntılara karşı sabrederler ve Allah’a güvenirler.

      İslam’ın insanı sıkıntılardan koruyacağı düşüncesi komünistlerden bize bulaşmış da olabilir. Komünistlere göre de komünist ekonomik ve sosyal sistem mükemmel olduğu için komünizm altında komünizme uygun yaşayan insanların sıkıntısı ve psikolojik problemi olmazmış.

      • Evli dul dedi ki:

        Ben de depresyon geçirdim (psikiyatrın dediğine göre), çok zor zamanlarım oldu. Ama çevremdekiler destek olmayı bırakın, umursamadılar. Şu anda devam ettiğim Kur’an hocası dahil, insanların dediği; müslüman depresyon geçiremezmiş, hocamız hatta buna ” müminlere mahzun olmak yoktur” (tabi tam olarak böyle değil ayet, Allah affetsin) ayetini örnek gösterdi. Allah’a şükür, inanç noktasında, ibadet noktasında geri kalmadım o zamanlarda da ama, geçmişteki travmalardan dolayı elimde olmadan yaşadığım depresyondan ötürü tam mümin olamadık, günaha mı girdik acaba diye soru işaretleri var aklımda.

        • Uğur dedi ki:

          Sayın Evli Dul, Allah size o sözü söyleyen hocayı ıslah etsin. O âyetin anlamı o olsaydı, Hz. Hatice ve Ebu Talib’in vefat ettikleri yıla Peygamberimiz hayatında hüzün/üzüntü yılı denmezdi. O âyet âkıbet ve âhıret hakkındadır. Benim bu konuda şu başlıklı bir blog yazım var: “Depresyondaki Müslümanın Fazileti ve Onu Suçlayanlar”. Bu kelimeleri tırnak içinde arayarak “Tefekkürya” isimli bloğumda bu yazıyı bulup okuyabilirsiniz.

  15. Uğur dedi ki:

    Sema Hanım, kadınlardan önce erkeklere bakın. Bu Müslüman feministler zinhar feminist değilmiş, onlar sadece kadınların haklarını savunuyormuşlar. Kadın haklarını savunan KADEM gibi kuruluşlara karşı çıkanlar öyle kimselermiş ki kadınları köle olarak görürler, böylece İslam’a da hıyanet ederek kadınları ezermişler. “Dindar” ve evlenmiş erkeklerin okumuş olanlarının hemen hepsi böyledir. Erkekler böyleyken kadınlara ne kalmış.

  16. A.D. dedi ki:

    Tabi ki madem esitlik var kadın asker de olmali nafaka da vermeli… ne kadar hakli bakis acisi… esitlik adalet degildir, ah bir anlasilsa bir kabul edilse… insaallah sizin gibi hak icin kalem oynatan, murekkeb akitanlar cogalir sema hanim

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayın, onbeş yaşına kadar onlarla arkadaş olun, on beş yaşından sonra da onlarla istişare edin.” ( Hz.Ali)

Kitap

Bitik Erkekler

Uzun zamandan beri siz Değerli ÇocukAile Okurlarıma tavsiye etmeyi düşündüğüm fakat hakkında yazma fırsatı bulamadığım için tanıtmayı geciktirdiğim, herkesin okuması gereken bir kitap “Bitik Erkekler” Kitapta erkeklerin her alanda nasıl geri ...
Devamını Oku