Güçlü Kadın – Ezilen Erkek = Güçlü Türkiye midir?

04 Ağustos 2018Sema Maraşlı66 Yorum »

7_b

Son yıllarda kadın kelimesine bir “Güçlü” sıfat eklendi. Devlet yetkililerinin, kadın derneklerinin, kadınların dilinden hiç düşmüyor. Medya deseniz o da aynı yolda. İçinde “Güçlü Kadın” kelimesi geçmeyen bir gazete okuma imkanımız kalmadı neredeyse.

Güçlü Kadın” deyince ne kast ediliyor, tam olarak belli değil, zira “Güçlü Kadın” tanımı yapılmıyor. Sadece söylemlerden anladığımız kadarıyla; üniversite eğitimi alan, çalışan, para kazanan, kariyer yapan, mevki makam sahibi, dediğim dedik, kadınlar kast ediliyor.

Seçim döneminde KADEM ve Ak Partili kadınlar “Güçlü Kadın Güçlü Türkiye” sloganı kullandılar. Slogan kulağa hoş geliyor da içini dolduran söylem yine yok. Sürekli bir kadın istihdamından, kadınların çalışma hayatına daha çok girmesinden bahsediliyor.

İhtiyacı olan kadın ve çalışmak isteyen kadın zaten çalışıyor. Fakat evinde oturup çocuklarını büyütmek isteyen kadınları niye zorla çalışma hayatına ittirmeye çalışıyorsunuz? Çalışmak istemeyenlerin bir kısmı toplum baskısından çalışıyor sonra da çocuklarımı kendim büyütemedim diye vicdan azabı çekiyor. Ayrıca memlekette bu kadar iş sahası varsa bu kadar işsiz erkek niye var?

Kadınlar kalkınmanın öznesi olacak” bile dendi. Kadınlar kalkınmanın öznesi olunca ailenin neyi olur?

Kadının anneliğinden, eş rolünden, toplumu inşaa rolünden bahsedilmiyor.

“Güçlü kadın, mutlu kadın” gibi bir algı yaratılıyor, oysa “güçlü kadın” olmak mutluluk sebebi değil, tam aksi mutsuzluk sebebi olabiliyor. Stres, depresyon, yalnızlık güçlü diye tanımlanan kadınların en büyük problemleri.

Güçlü kelimesi insanda sıfat olarak kullanılınca iğreti duruyor. “Güçlü kadın” tanımlamasında “güçlü” sıfatı ne kadar iğreti duruyorsa, güçlü erkek ya da güçlü çocuk da iğreti duruyor. Belki mutlak güç Allah’a ait olduğu içindir. Birinin ya da bir cinsiyetin bazı güçlerinden bahsetmek ayrı bir konu, onu tümden “güçlü” diye tanımlamak rahatsız edici geliyor bana. Aciz yaratılmış, bir nefeslik canı olan insan için güçlü tanımı pek uygun durmuyor.

Güçlü tanımı kurumlar ya da devlet için belki kullanılabilir. “Güçlü Aile Güçlü Devlet” olsa slogan toplumun bilinçaltına doğru mesajlar gidebilir. Güçlü yerine başka bir sıfat bulunsa daha iyi olabilir. Ailenin içinden kadını çekiştirip çıkarıp kalkınmanın öznesi yapmanın ne kadınlara ne de topluma bir faydası olmaz. 

Güç vurgusundan sonra en çok eşitlik ve özgürlük türküsü tutturulmuş gidiyor. Kadın özgür olduğunda değil, aile olduğunda mutludur. Aksi halde İngiltere gibi yakın zamanda Yalnızlar Bakanlığı’na ihtiyaç duyarız.

Gelinim Güçlü Olsun

Gücü sömürülmüş erkekler güç kazanmak için güçlü kızlarla evlenmek istiyor. Anneler de oğullarının güçlü kızlarla evlenmesini istiyorlar. Oğlunun evlenmesini istediğini söyleyen bir hanımefendiye aradıkları özellikleri sordum. İlk söylediği özellik “Güçlü olsun” dedi. Çok şaşırdım, sebebini sordum. Çünkü oğlu evin sorumluluklarını üstlenemezmiş. Gelin hem iyi eğitim almış, hem çalışan hem de evin sorumluluklarını üstlenecek vasıfta güçlü bir kız olmalıymış.

Oğlu sadece işine gidip gelir başka işlerle uğraşamazmış. O zaman dışarıda çalışmayan kız iste, evin sorumluluğunu üstlensin, yok çalışan kız istiyorlar. Hem dışarıda çalışacak hem evde çalışıp ayrıca da evin sorumluluğunu üstlenecek, sonra da iyi eş, iyi anne, iyi gelin olacak…

Güçlü kadın” diye kadınlara gaz verip taşıyamayacakları ağır yükleri kadınlara yüklüyorlar. Ağır yüklerin altında kalan kadınlar da sinirli, agresif, öfkeli, sert kadınlar oluyor.

Kimse kusura bakmasın “gücü” eşeği vurulan semer gibi, daha fazla yük taşısın diye kadınların sırtına vuruyorlar. Kadınlar da bunu iyi bir şey zannediyor.

Hem evin sorumlulukları hem iş hayatı hem ailelerin beklentileri derken bu ağır yükün altında kalan kadın, bu yükleri taşımakta zorlanınca birinden vazgeçmek zorunda kaldığında çoğunlukla evlilikten vazgeçmeyi tercih ediyor. Zira toplum güce tapar hale gelmiş ve çoğunluk da popüler söylemleri tercih ediyor.

Tabii bu güce tapınmanın dinimizde, manevi hayatımızda yeri nedir, bunlar hiç konuşulmuyor. 

Bir de şu var ki “güçlü olmazsan erkek seni ezer” diye kadın ve erkeği birbirine düşman edecek söylemler de kadınların bilinçaltına işleniyor. Bu kez kadın ortada ezen bir koca olmadığı halde normal bir davranışı bile kötüye yorumluyor ve ezilme korkusuyla ezmeyi tercih ediyor. Kadınların pek çoğu ezilme paranoyasında yaşıyor. 

Güçlü kadın karşısında erkeğin durumu ise hiç konuşulmuyor. Erkeğin adı bile yok.

Ezilen Erkek

Kadını güçlendirmek için yapılan bir çalışma da erkeklerin güçsüzleştirilmesi, ezilmesi. 

Medya tarafından erkekler sürekli şiddetle, sapkınlıkla anılıp aşağılanıyor, gözden düşürülüyor.

Kanunlar zaten kadınların tarafında. Çalışma hayatında olmayan kadınlar da kanunlarla güçlendirilmeye çalışılıyor.

İstanbul sözleşmesi sonrası, 6284 kanun maddesi kadınların eline sopa olarak verildi. Erkek canını mı sıktı, at evden gitsin. Nasıl geçinirim diye merak etme, bu evden attığın adamdan sana nafaka bağlarız geçinir gidersin.

Erkeklerin eşlerine seslerin bile yükseltmeleri suç sayılırken, kadınlar her türlü hakareti yapıyorlar fakat bunun bir cezası yok. “Kadındır ne yapsa yeridir” mantığı hakim oldu.

Erkekler artık kadınlardan korkuyor, evlenmekten korkuyor. Özgüveni kaybolmuş, ezilmiş, güçleri sömürülmüş, kadın karşısında her daim haksız bulunmuş ezik erkekler topluluğundan vatan adına nasıl bir hayır bekleniyor acaba? 

Kadının aile kurmasına bir teşvik yok fakat boşanmasına teşvik çok. Boşanacak mısın hiç merak etme hiç bekleme. Eski kocadan tazminat, mal paylaşımı bir de bağlarız nafakayı geçinir gidersin. İstersen de senelerce boşanmaz adamı süründürürsün. 

Çocuğu mu göstermek istemiyorsun, olur gösterme. Görmek istiyorsa haczetsin, devletin kasasına da üç beş kuruş girsin. Babanın psikolojisi, çocuğun psikolojisi hiç önemli değil!

Uygulanan bu yanlış politikalar sebebi ile kadınlar erkeklerin üzerine basarak güçlenmeye ve yükselmeye çalışıyorlar.

Varsa bir maharetiniz erkeği ezmeden kadını güçlendirin.

Kadın hakaret eder, cezalandırılmaz, iftira atar cezalandırılmaz.

Kadın adeta bir ilah yerine konuluyor ve kadın beyanı ile delilsiz belgesiz erkekler ceza alıyor. Bu mudur kadını güçlendirmek?

İftira atan, kocasını evden attıran kadınlara mı kaldı ülkemizin güçlenmesi!

Ya da eski kocasına kini yüzünden çocuğunu babasından kaçıran, zerrece çocuğuna acımayan merhametsiz kadınlara mı kaldı!

Ya da nafaka ile eski kocanın sırtından geçinip üstüne bir de yeni erkek bulup haksızlıktan ve haramdan zerrece korkmayan kadınlara mı kaldı ülkenin gücü, geleceği, kalkınması! 

Bu güç ezen, yok eden bir güç. Bize merhametli, onaran, inşaa eden bir güç lazım. Bu inşaa eden güç, kadının yaratılışında zaten var.  Üstü örtülmeye çalışılan o cevheri ortaya çıkarmak lazım. 

Aile içimizdeki vatandır. Aidiyet hissi olmazsa insan kendini boşlukta hisseder. Kadın da erkek de çocuk da ailede kendini güvende görür. 

Devletler ancak sağlam aile yapıları ile güçlü olabilirler. Aile vatandır, vatanımızı korumamız lazım.

Kadınları kışkırtarak ortaya çıkan güç ancak yıkıcı bir güç oluyor. Güçlü kadın ve ezilen erkek, ailenin yok olduğu bir ülke demektir. 

 “Zulm ile âbâd olanın ahiri berbad olur.”  Velev ki erkekler ezilerek, kadınların güçlendiği bir ülke ne kadar süre âbad olabilir? Yapılan zulümler ile o âbad olma süresi bile yok belki ülkenin.

Her taraftan bir saldırı var. Ekonomi kötüye gidiyor, dış ülkeler sürekli diş biliyor. Biz hep görünen sebeplere bakıyoruz. 

Rasullullah efendimize dil uzatan bir bir kişiyi çölde aslan parçalamıştı. Bakarsan sebep aslan oysa o aslanı gönderen var.

28 şubat mağdurları hâlâ hapiste, fetö mağdurları öyle, iftira ile delilsiz belgesiz binlerce insan hapiste, genç evli erkekler hapiste, yüzbinlerce erkek evinden atılmış, milyonlarca erkek eski karısına nafaka ödemesi yüzünden mağdur, kimi hapiste kimi kendini zor geçindiriyor, binlerce çocuk babalarından koparılmış…

Memlekette bu kadar zulüm arşı alayı titretirken ülkenin güçlenmesini bekleyen boşa bekler. Önce bu zulümlerin bitmesi lazım. Yoksa memlekete yılan da sırtlan da bela olur. 


Okunma Sayısı : 14.494

Yorum yapın

“Güçlü Kadın – Ezilen Erkek = Güçlü Türkiye midir?” için 66 Yorum

  1. Abdullah Bir diyor ki:

    KADINLARIMIZIN RABLİK İDDİASI

    Bizler, her şey iç içe girdiği, kavramların anlamlarının ters yüz edildiği, zalimlerin ve zorbaların insanımıza HAK/GERÇEK olanı BATIL; insana yapılacak en büyük zulümlerden birisi olan EŞİTLİK dayatması, algısının ise ADALET olarak kabul ettirilmeye çalışıldığı zor bir süreci yaşayan bir nesiliz.

    Bu süreçte özellikle Aile ve Kadınlarımız, şeytanın global kapitalist sisteminin öncelikli hedefi halinde. Maalesef bu sistemin ülkemiz üzerinde ki büyük planını görmeyen siyasilerimizin salla başını al maaşını mantığıyla gece yarılarında çıkarttıkları kanunlarında yardımı ile Şeytanın öğretilerine meyilli, nefsinin köleliğine gönüllü olan kadınlarımızda bu yasalardan aldıkları güçle zalim erkek Fatma, erkeklerimiz ise bu kanunların dayatması ve para aşkları yüzünden kadın kılıklı ve karakterli Ahmet hanım abla olma yolunda birbirleriyle yarışıyor.

    Devlet adına insanlarımızı idare eden, iş yapan çokbilmişler ve yeryüzü tanrıları bugün yaptıklarıyla dünün “Halkı adaletle yaşat ki devlet yaşasın” şeklinde ki basiretli, insaflı, inancından düşünme şeklinden, devlet aklından uzaklaşarak, “Halk devlet (aristokrasi, üst bürokrasi, soylular, siyasiler, din adamları) için vardır” zihniyetini, zorbalığını, insanlarımıza kabul ettirmek için var güçleriyle çırpınıyor adeta.

    Uzun lafın kısası “At izi İt izine karışmış” durumda.

    Basiretsiz siyasetçiler ve hain bürokrasi bununla da yetinmemiş milli manevi değerlerimize aykırı, Müslüman kimliğine, inancına ve yaşayışına ters yasal düzenlemeler ile bilerek veya bilmeden ülkemizde “köpekleri serbest bırakıp, taşları ise bağlayarak” Müslüman Türk milletine, devletine ve ülkemizin geleceğine ihanet etmektedirler.

    İtalyan devletinden ödüllü zamanın Aile bakanı, şimdiki Gaziantep Belediye başkanı Fatma ŞAHİN’in teklifi ile meclise getirilen ve 2012 nisan ayında 550 vekilli mecliste sadece 200 küsur milletvekilinin oyu ile kabul edilen; kadının ağzından çıkanı tartışmasız, delilsiz ve karşı tarafın kendisini savunma hakkını dahi yasayla kısıtlamak suretiyle “mutlak doğru” kabul eden 6284 sayılı yasa bu zalimliğin ve ihanetin en güzel örneğidir.

    Çağdaşlık, gelişmişlik, modernlik adı altında bilinçli veya bilinçsizce yapılan bu ihanet düzenlemeleri, çalışan kadınlara uygulanan pozitif ayrımcılık, hali hazırda evinin kadını, çocuklarının annesi olan ev hanımlarını sokağa çıkartmaya, çalışma ve iş hayatına girmeye zorlayan bu teşvik uygulamaları vb yasalar AK PARTİ’nin (adalet ve kalkınma) iktidarda olduğu son 15 yılda maalesef daha da hızlanmıştır.

    Milletimizin büyük bir bölümü daha önce olduğu gibi son 15 yılda da yurdumuzun koruyucu askeri gücü ve iş hayatının temel taşı, ana kaynağı olan ülkemizin erkeklerine yine bu vatanın öz kadınları olan analarımızı, karılarımızı, bacılarımızı kullanılarak yapılan bu dönüştürme ve kölelik operasyonunun farkına varmış, ancak “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” düşüncesiyle sabırla ve ısrarla bu güne kadar gerçekleşen her seçim de oylarıyla Ak Partiye, 15 Temmuzda da canları pahasına başkan Erdoğan’a destek olmaya, arkasında durmaya devam etmiştir.

    Fakat, Ak Parti ve Başkan Erdoğan’ın bu konuda bu güne kadar yaptığı hatalar ve acilen yapılması gereken doğruları yapmadığı için halkımızın zaman içerisinde azalan sabrı tükenmiş, “vatanım için canım feda” diyen milletimizin bir bölümü artık “bu ülkede adalet varsa, benim hakkım güvendeyse ve huzurluysam benim için vatan var, bu ülkede adalet yoksa, ben huzursuzsam vatan da, devlette umurumda değil” seklinde düşünmeye başlamıştır.

    Geçmişten günümüze kadar tarihin her döneminde istisnasız dini, bayrağı,vatanı, milleti ve devleti için gözünü kırpmadan canını veren Müslüman Türk Milleti’nin şimdilerde vatanı ve devleti söz konusu olduğunda (bu durum şimdilik sadece düşünce ile sınırlı) geleceği hakkında endişeli, karamsar ve yarınından umutsuz bir zihin yapısına sahip olması ve insanımızın düşüncelerinde ki bu olumsuzluğun her geçen gün daha da artması, kötüleşmesi göz önüne alındığında ülkemizin ve milletimizin geleceği ile ilgili olumsuz durumun vahameti ve büyüklüğü net olarak görülmektedir.

    Tabi ki yaklaşan bu tehlikeyi ve sonrasında ki felaketi ancak iman, basiret, insaf, ilim sahibi insanlar görebilir.

    Ancak ülke yönetiminde söz ve halk nazarında ilim sahibi olan bu muteber, saygın, etkili ve yetkili insanların millet olarak bizi bekleyen bu felaketi görmeleri; gördükleri halde çeşitli sebeplerle ( dünyevi korkular ve beklentiler) sessiz kalmaları elbette ki milletimizi bu felaketten kurtarmaya yetmeyecektir.

    Abartıyor muyum?

    Kesinlikle hayır, eğer bu yanlıştan en kısa sürede dönülmezse yazdıklarımın millet olarak yaşayacağımız zorlukları, sıkıntıları anlatmada yetersiz kaldığını hep birlikte yaşayarak göreceğiz ve öğreneceğiz Allah muhafaza.

    Peki, yaklaşan bu felaketi önlemek için kim ne yapabilir?

    Milletimizin başına bela olan bu yasal tuzakları etkisiz hale getirmek herkesten daha çok Ak Parti iktidarına düşüyor.

    Şu anda iktidarda olan Ak Partinin ilk etapta, hiç zaman kaybetmeden ve acilen (son 15 yılın vebali, günahı kendilerine ait olmak üzere) son 90 yıldır Türk Kadını üzerinden Müslüman Türk milletine kurulan bu tuzağı bozması ve devletin çıkarttığı yasaların gücüyle (6284 sayılı yasa, boşanmalar da süresiz nafaka, eşit mal paylaşımı, çalışan kadına pozitif ayrıcalık vb) Müslüman Türk Erkeğine yapılan bu saldırıyı durdurması için ilk etapta yapması gereken teşviklerle evinden, yuvasından kopartılarak çalışma hayatına sokulan, iş kadını maskesi giydirilerek kapitalizimin baronu aç gözlü işverenlerinin ve nefsini put edinmiş erkeklerin önüne atılan, kazandığı paranın kendisine sağladığı sözde güç ve özgüven ile erkeğine, kocasına karşı asileşen, şirretleşen ve kendisini tanrı, kocasını ise damızlık ve kölesi olarak gören, kabul eden kadınların en büyük dayanağı, güvencesi olan mevcut “amazon yasalarını” iptal etmek, bunların yerine ise evin erkeğini “ailenin reisi” olarak gören ve olmazsa olmaz kabul eden yeni yasalar çıkartmak Ak Partinin yapacağı en doğru davranış şekli olacaktır.

    Bununla beraber başta Aile, milli eğitim ve çalışma bakanlıkları da aynı zamanda ve hızda hareket edecek ve kendi bakanlıklarını işgal eden aptal, basiretsiz, hain ve Feminazi bürokratların, STK’ların hegemonyasından, kuşatmasından kurtulmalı, o bürokratların, STK’ların ve siyasilerin geçmişte yedikleri haltları, Müslüman Türk ailesine, erkeğine ve milletine bilerek veya bilmeden verdikleri zararı telefi etmek için durmadan çalışmalıdır.

    Aksi takdirde ilk etapta Müslüman Türk ailesinin, akabinde milletinin ve Türk devletinin manevi ve fiili yıkımı kaçınılmaz olacaktır.

    Dipnot: Aklı başında, samimi ve basiretli bütün Müslümanların “Hicri Yılbaşı”nı tebrik ediyor; hayırlara vesile olmasını diliyorum.

    Abdullah Bir

  2. Abdullah Bir diyor ki:

    Yeni Akit gazetesi ve sayın Dilipak aile konusuna duyarlı ve bu konuda samimi mücadele veren sayılı yazarlardan bir tanesi.
    Dilipak’ın 15.09.2018 tarihli yazısını sizlerinde okuması için aşagıya alıntıladım.

    N’olacak bu ailenin hali?

    Aile ferdin kozmik odasıdır. İnsan orada “insan” olur, kimlik kazanır. Birey ile toplum arasındaki en önemli bağ ailedir. Aile’yi kaybederseniz geleceğinizi de kaybedersiniz.

    Hemen söyleyeyim, bu siyaset, bu hukuk, bu eğitim düzeni, bu piyasa aileyi tehdit ediyor. Bu din algısı da aileyi güçlendirmiyor. Bakın aile deyince, bu çatı altında dede-nine de vardır. Bu dede ve ninenin diğer adı kayınpeder, kaynanadır. Bu konuda bir çözümünüz var mı?

    Bu çatı altında bebekler vardır, onlar büyür çocuk olur, büyür genç olur. Gündüz bakımevi, anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise.. 19 yaşına geldiğinde üniversite için evden ayrılacak ya da bir meslek sahibi olacaktır. Sonra askerlik.

    Kadın-erkek çalışıyorsa, evde dede ve nine yoksa hangi aileden söz ediyorsunuz?

    Eviniz kaç m2? Çocuk dayı, teyze, hala, amca, kuzen tanıyor mu? Evinize misafir geliyor mu?

    Mezar ziyaretine gidiyor musunuz, Sıla-i rahim yapıyor musunuz? Sizin psikologlarınızın, sosyologlarınızın, pedagoglarınızın böyle bir meselesi var mı? Herkese akıl veren bu memurlar kendi sorunlarını, ailelerinin sorunlarını çözebiliyorlar mı? “Kelin ilacı olsa kendi başına çalar”. Hani derler ya, “Laf ile verirler aleme binlerce nizamat, bin seyyie vardır hanelerinde.”

    Geçen gün Sebilürreşad’ın istişare kampında Fikri Akyüz’le konuştuk bu konuları. Bana sorarsanız, bu konu siyaset, ekonomi ve cemaat, hatta seçim tartışmasından daha önemli bir konu. Aileyi kaybederseniz kazanacak geriye fazla bir şey kalmaz.. Siyaset, cemaat, bürokrasi… Piyasadaki olumsuzlukların, toplumdaki ahlaki çözülmenin arkasında büyük ölçüde bu aile zafiyeti var. Bu konu toplumun biyolojik sağlığı, psikolojik sağlığı açısından da büyük risk oluşturuyor. Aile dağılıyor. Gençler evlenmiyorlar. Evlenenler geç evleniyor ve çabuk boşanıyor. Çocuk yapmıyorlar. Devam eden evliliklerin mutluluk katsayısı çok düşük. Bu böyle devam edemez.

    Aile Bakanlığının kurulması, sorunun çözümüne katkı sağlaması şöyle dursun, krizi daha da derinleştirdi. Krizi kurumsal hale getirdi.

    Hâlâ Aile Bakanlığına doğru düzgün bir çerçeve çizilemedi. Bu iş yanlış başladı ve yanlış devam ediyor. Yasal çerçeve ve uygulama da çok sağlıklı değil. Bir defa sistem seküler. O “kutsal aile” motifi yok. Zaten aile çocukları üzerinde belirleyici konumda değil. Okul çok baskın ve çocuğun bütün zamanını ipotek altına alıyor. Bana göre bütün okullar yarım gün eğitim vermeli ve eğitim gün sayısı 5’ten 4’e çekilmeli. Öte yandan; öğrenim 7 gün ve 15 saate çıkarılmalı. Fıtrata uygun, çoktan seçmeli ve ders temelli bir mektep anlayışına geçilmeli. Bunu son MEB Müsteşarı ile konuşmuştum, ama artık o görevde değil. Bana göre Aile Bakanlığı diye bir bakanlığa gerek yok. Bu kadar yasaya da, yasayla düzenlediğiniz her alanda siyasetçi sizi bir çerçeveye hapseder ve kurallara dayalı olarak bürokrat bu yapı üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

    Bir ülkede ne kadar çok yasa ve ne kadar çok siyasi ve bürokratik müdahaleye açık düzenleme varsa, o ülkede özgürlükler o kadar az demektir. Bizim sistemimizde doğru, meşru olan tanımlanmaz, suç olan tanımlanır ve geri kalan alan de tercih kişiye bırakılır. Hiçbir siyasi düzenleme, mal, can, namus, akıl ve inanç, nesil emniyetine yönelik açık ve yakın bir tehlike oluşturmadıkça herhangi bir inancın kuralına karşı o inanç mensubunun tercihine yönelik bir tehdit oluşturamaz, oluşturmamalı. Unutmamak gerekir ki, “Benim devletime sadakatım, dinime sadakatımın teminatı olması“ ile sınırlıdır. Çünkü benim için devlet ben yapan değerlerin başında gelen, hayatımdan daha anlamlı olan imanımın koruyucusu olmak gibi bir nisbi değeri vardır.

    Kişinin biyolojik ve irfan olarak gelişiminde cemaat ve komşuluk ilişkilerinin çok önemli bir yeri var. Ama mesela Müslüman ailelerin çocuklarının cami ile ilişkisi nasıl. Komşuluk ilişkileri nasıl. Ne yazık ki, bütün ilişkiler hiyerarşi ve profesyonelliğe, çıkar ilişkilerine kurban ediliyor. Çok hedonist, çıkarcı, başarıya odaklanmış, rasyonalist, pragmatist, determinist ve seküler bir nesil geliyor. Bunlar “biyonik robot” ve “sistematik gerizekalı” tipler. Bazı sorunların çözümü yasa değil, din ve gelenektir. Devlet bunun önünü açmalı, arkasını toplamalı. Sosyal sorunların tek çözüm şekli yok. Bunu teke zorlarsanız, başaramazsınız, yarayı daha da derinleştirirsiniz. Kaş yapayım derken, göz çıkarırsınız.

    Manevi boşluk ve kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlar, benmerkezci bir dünya görüşü ile “küçük olsun, benim olsun” anlayışı ile aslında kendi kıyametlerini hazırlıyorlar. Kaynanasını, kayınbabasını evden kovan gelin, sadece bir başkasına zulmetmiyor, çocuklarına kötü örnek olmakla da kalmıyor, kendinin de bir gün kaynana-kayınbaba olacaklarını unutarak kendi cehennemlerine sırtlarında odun taşıyorlar. O çocuklarını anaokullarına, pahalı okullara, kolejlere göndererek onların geleceklerini kurtardıklarını düşünenler, çocuklarını kendi elleri ile öldürüyorlar. Onları intihara, uyuşturucuya, sanal arkadaşlıklara, anarşiye yönlendiriyorlar. Bu şekilde hareket eden anne-babalar gün gelip o çocuklar tarafından huzurevine yatırıldıklarında, bazı gerçekleri anlayacaklar ama çok geç olacak.. Unutmamak gerekir ki, ne anaokulunda ana, ne huzurevinde huzur var..

    Fikri Akyüz’ün dikkat çektiği bir diğer konuya gelince, “Eşlerden biri şiddet gördüğü iddiasıyla mahkemeye başvuruyor ve “uzaklaştırma kararı” alıyor. Bu ‘uzaklaştırma kararı’ndan dolayı gazetelerin üçüncü sayfasında hemen hemen her gün bir cinayet ve yaralama haberi yer alıyor.” İstatistiklere bakın, bu yasa ve uygulamalar çözüm olmadı, aksine yarayı daha da derinleştirdi.

    “Kanun, mealen diyor ki: ‘Bir eşe şiddet uygulandığında, mağdur olduğunu iddia eden taraf mahkemeden koruma tedbiri ister.’ Olayın psikolojik boyutu gözden ırak tutulmakta, bu memlekette yaşayan insanların Norveç’te yaşayanlardan farklı bir karaktere sahip olduğu hususu ne yazık ki hesaba katılmamaktadır. Diyelim ki karı koca arasında bir tartışma oldu. Koca, karısına bir tokat attı. Bu, muhakkak ki ahlaken ayıp, dinen günah, kanunen suçtur. Ama koca, bundan pişmanlık da duyabilir. Karısını çok seviyor olabilir. Dolayısıyla barışma imkanı olabilir.”

    Bu yasanın mantığı da, uygulaması da yanlış. Evet sorun var, ama çözüm yolu değil. İşin bu noktaya gelmesinde, miras hukukundan, ailede mal birliği düzenlemesine, gayrimeşru hayatın aile birliğinin sona erdirilmesi konusunda bir kriter olup olmamasına kadar bir sürü ayrıntısı var.

    Kadının bir dilekçesi, kocayı evden kovabiliyor, toplum nezdinde küçük düşürebiliyor, mal varlığını kullanamaz hale getirebiliyor, çocuklarını göremiyor. Bakın bu çözüm değil. Böyle bir ıslah yolu olamaz. “Kadıncılık” ya da “erkekçilik” diye bir şey olamaz. Koruma, “Hak” temelli olmalıdır.

    Bu yaklaşımlar batıda da çözüm olmadı. Evlilik bitti, birlikte yaşamak daha ekonomik. Daha modern, çağdaş, Kimse kimseye yük değil. İsteyen istenenle “seviyeli birliktelik” yaşıyor. Kafasının tası atan “tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna” diyor. Sonuç: İntihar, uyuşturucu, yalnızlık ve psikolojik sorunlar. Bana göre, aile bakanlığına da gerek yok, gençlik, spor, kültür bakanlıklarına da. Bu bakanlıkların birçoğu “İçtimai İşler Bakanlığı” gibi bir bakanlığın çatısı altında toplanabilir. İçişleri, Dışişleri, Maliye, Ekonomi, İçtimai İşler, Adalet, Milli Savunma, İlim-Sanayi-Teknoloji Bakanlığı, belki birkaç bakanlık daha. Zaten başkanlık sisteminde birçok hizmet doğrudan başkanlığa bağlı olarak yönetilebilir.. Batılıların ECOSOC dedikleri, bir de “Ekonomik-Sosyal konsey” oluşturup, bakanlıklar arası bir koordinasyon merkezi oluşturmak gerekebilir belki.

    Tabii, biri de çıkıp diyecektir ki, “bekara karı boşamak kolay”. Tamam, biz yine söyleyelim de, siz ne derseniz deyin. Obez bir devlet, aşırı yetkili bir siyasi kadro, hantal, her yere yayılmış bir bürokrasi ve her gün çığ gibi büyüyen bir mevzuat yığını arasında ne yapacağını şaşırmış vatandaşı boğar. AK Parti devleti yönetilebilir hale getirmek, bürokratik oligarşinin baskısından kurtarmak için geldi ve halk bunun için oy verdi, ama AKP’liler AK Parti’yi sanki başka yöne sürüklemeye çalışıyor. Yanılıyor muyum?. Selâm ve dua ile.
    (A.DİLİPAK/ Yeni Akit/15.09.2018)

    • Yahya diyor ki:

      Sema Hanım’ın yıllardır yazdığı, dile getirdiği mevzunun özet özeti…

      Imza: Yahya

    • Cihad diyor ki:

      Abdullah Abi paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Sayın yazar çok güzel yazmış fakat -maalesef ki- çok geç kalmış bir yazı.

      Esasen, Türkiye’de aile konusunda bir cinnet yaşanıyor. Kadim geleneklerimiz,örfümüz ve aile yapımız bir hiç uğruna tahrip ediliyor ve üstelik bunun meharet olduğu sanılıyor.

      Yazarın şu ifadelerini çok can alıcı buldum.

      “Bazı sorunların çözümü yasa değil, din ve gelenektir.”

      “Sosyal sorunların tek çözüm şekli yok. Bunu teke zorlarsanız, başaramazsınız, yarayı daha da derinleştirirsiniz. Kaş yapayım derken, göz çıkarırsınız.”

      Evet aynen öyle. Ancak bu iktidar dönemimde bunların ikisinin de canına okundu. Bu ikisini harcamak ve elden çıkarmak kolaydır fakat yeniden tesis etmek imkansıza yakın bir zorluğu gerektirir.

      Eğer böyle giderse yani sayın yazar gibi gerekli merciler ve makamlar bir tepki ortaya koymazsa ve bir farkındalık ile bu gidişe bir dur denilmezse;

      Yahya Kemal’in dediği gibi,

      “Dönülmez akşamın ufkundayız,vakit çok geç.
      Bu son fasılıdır ey ömrüm nasıl geçersen geç.”

      demek durumunda kalacağız ki, bu ise bu milletin madden ve manen iflası olur -Allah muhafaza!-

  3. Abdullah Bir diyor ki:

    Sami Bey’e…

    Yazısını paylaştığınız kişinin AİLE HUKUKU ve MİHİR konularıyla ilgili görüşleri içerisinde hakaniyetli (adil) olanlar olmakla beraber KÖKTEN YANLIŞ olan KIYAS, MEAL, TEFSİR ve AÇIKLAMALAR var.

    Mesela:

    “Mehir uygulamasının en bariz örneği Hz. Musa’nın evliliğidir. Hz. Musa, evleneceği kız için 10 yıl çalışmıştır. Çobanlar günümüzde 5-6 bin TL almaktadır.(Örnek: aylık 5000 TLx12 ay x10 yıl= 600.000TL)”

    Hz. Musa’nın evlenmesi öncesinde ki 10 yıllık çobanlık yapma olayının yazar tarafından günümüz koşullarında ki çobanların maaşı ile kıyas yapılarak MİHİR için emsal gösterilmesi yazarın o olayda ki İLAHİ MESAJI ALGILAMADIĞININ veya YANLIŞ ALGILADIĞININ en güzel delilidr.

    Çünkü Hz. Musa’nın evlenmesi öncesinde çobanlık yapmasının hikmeti ona o teklifi yapanın Hz. Musa’nın sözüne güvenilirliğini ve sadakatini test etme amacıyla yaşanmış bir vakıadır.

    Diğer taraftan yazarın günümüz çobanlarının maaşının 5-6 bin tl olduğunu iddia etmesi de gerçek dısıdır. Günümüzde çobanların maaşı 2- 2,5 tl civarındadır. ( Bknz: Çoban aranıyor ilanları)

    Ayrıca,

    Mehir hukuku “İnsan için çalıştığından başkası yoktur” (53 Necm 39) ayetinde geçen “sa’y” kelimesinin (مَا سَعَى) emek değil ahireti kazanmaya matuf “çaba-gayret” olabileceğini gösterir.

    Yukarıda ki ayette ki (مَا سَعَى) ifadesini yazar yanlış tefsir etmiş.

    Necm suresi 39 ayetde kullanılan “sa’y” ifadesi dünyalık ( mal, para) kazanma ugrunda harcanan “enerjı/zaman/caba/mesai/emek” manasındadır. Surenin önü ve arkasında ki ibareler ve surenın ana teması (kavramlar, konunun içeriği) “sa’y” kavramını net şekilde ifade etmektedir.

    Diğer taraftan yazar,

    “Bizim önerimiz şudur: Kadın mehir almak istiyorsa asgari 100-120 bin TL civarında bir meblağ talep etmelidir.”

    Şeklinde bir teklifte bulunmuş. Bu da ilahi hesap gününde hem yazarı hemde kadınları ciddi derecede sıkıntıya sokacak “hatalı ve yanlış” bir tekliftir.

    Çünkü;

    Ehli Sünnet İslam alimlerinin Mihir konusunda ki ortak kanaati (içtihadı) çocukların nafakası hariç sadece kadının 6 ay veya maksimum 1 yıllık iaşesini ( gıda, giyim vb zorunlu harcamaları) temin edecek kadar ( bu miktar günümüzde 100 gr altın veya muadili bir para) bir bedeli kadının erkekten mihir olarak istemesi veya erkeğin bu miktarı kadına vermesinin NORMAL, ADİL ve HAKANİYETLİ olduğunu belirtmektedirler.
    Erkeğin maddi imkanlarının standart üstü olması ve kadının istediğini verecek imkana sahip olması durumunda mihir rakamları “karşılıklı rıza” ile daha yukarı çekilebilir.

    Yazarın bir başka hatası ise “kadının haklı boşanma sebebi” başlığı altında ( erkeğin eve geç gelme, sigara içmesi vb) sıraladıklarıdır.
    Bu ve benzeri KEYFİ sebepler bu tür bakış açısı ile kadınlar tarafından KÖTÜ AMAÇLI olarak kullanılmaya müsaittir. Bu nedenle ehli Sünnet alimleri kadının haklı boşanma sebepleri konusunda da üç aşağı beş yukarı sınırları çizmişlerdir.

    Bir kadının haklı olarak kocasından boşanmayı istemesi için

    1- Kocasının erkekliğinin olmaması, bu konuda tedaviyi reddetmesi veya vucudunun tedaviye olumlu cevap vermemesi

    2- Çalışma gücü ve imkanı olduğu halde geçerli bir bahanesi, sebebi olmadığı halde tembellik yapması, sürekli ve düzenli çalışmaması, evin ve cocukların iaşesini karşılamaması

    3- İmkan ve sartlar müsait olduğu halde kötü agız kokusu, ten kokusu vb arazlarına çözüm bulmması, kişisel ve bedeni temizlik temizliğine sürekli olacak şekilde dikkat etmemesi

    4- Evlendikten sonra bilinçli olarak İslam dininden çıkması (din değiştirmesi, ateist, Mürted olması)

    5- Bilinçli bir şekilde ve isteyerek ( karısını,kızını veya yakın bir akrabasını fuhşa zorlaması, başka kadınlara pezevenklik yaparak, gay olması, zina etmesi vb şekillerde) namusunu, şerefini kaybetmesi

    Gibi kısıtlı, aklı başında ve Müslüman hiç bir erkeğin yapmayacağı işleri yapması durumlarında kadının kocasından boşanma hakkı vardır. Bunların haricinde ki durumlarda eften-püften sebeplerle ( kocam bana hiç çiçek almadı, beni dısarıda yemeğe götürmüyor, ev eşyalarını değiştirmiyor, beni arkadaşlarımla yalnız tatile göndermiyor, kocam hiç romantik değil vb) kadının kocasından boşanmayı talep etmesi doğru ve İslami bir davranış şekli değildir.

    Hatta bu tür sebeplerle Müslüman bir kadının kocası kendisini boşamak istemediği halde TC mahkemelerinde dava açması ve medeni kanuna (!!!) göre kocasından boşanması İslam Hukuna göre GEÇERLİ DEĞİLDİR.
    Böyle bir durumda TC nin mahkemelerinin boşanma kararını baz alarak yeni bir evlilik yapması durumunda kadın eski kocasından ŞERİAT hükümlerine göre boşanmamış olduğu için yaptığı yeni evlilik BATILDIR, evlendiği erkek ile yaşadığı cinselliğin tamamı da ZİNADIR.

    Yazar bir başka ifadesinde de;

    “Koca, karısını baba evinde gördüğü sosyal statüye uygun semtlerde ve iktisadi şartlarda geçindirmeye mecburdur. Aksine bir hal, kadına evlilik akdini haklı fesihle sonlandırma hakkı verir.” demiş.

    Buda baştan sona yanlış bir bilgi ve yönlendirmedir.

    Eğer erkek evlenmeden önce kadına maddi durumu ile ilgili yalan beyanda bulunmadı ve kadında erkeğin mevcut maddi durumunu bilerek o erkek ile evlenmeyi kabul etti vede o erkek kadının temel ihtiyaclarını ( barınma, yemek, kıyafet, sağlık vb) normal şekilde ( maddi imkanları elverdiği ölçüde) karşılıyorsa veya erkeğin maddi imkanları, durumu evlendikten sonra azaldı-bozuldu ise kadının “ben babamın evinde ki imkanların veya maddi durumunun iyi olduğu zamandakinin aynısını istiyorum, bunları sağlamazsan senden boşanırım” vb söylemlerle HAKLI SEBEP iddiası ile o erkekten boşanmayı TALEP ETME HAKKI YOKTUR

    Yazar bu konuda ciddi bir yanılgı ve vebal içerisinde. Yazarın konuyla alakalı diğer hatalı önerilerini de dikkate aldığımızda yazarın bu konuda kadınlara KEYFİ hükümler verdiği net olarak anlaşılıyor.

    Özetle;

    Burada bulunan insanlara referans olarak sunduğunuz yazının ve yazarın bu türde ki “keyfi görüşleri” insanların sorunlarını çözmediği gibi var olanları artırmaktan veya bu bilgilere göre davranan kadınların dünya ve ahiret hayatlarını perişan etmekten başka bir işe yaramaz.

    Sizin de bu tüür ÖNEMLİ ve HASSAS konularda onun bunun görüşlerini, söylemlerini değil KURAN, SÜNNET ve İCMAA yı kriter almanızın sizi hesap gününde büyük bir vebalden kurtaracağını hatırlatmak isterim.

    • Sami diyor ki:

      Kıymetli Abdullah Bir Bey,

      Hicri yıl başınızı tebrik ediyorum. Allah -azzevecelle- dolu dolu bir yıl geçirmenizi nasip eylesin.

      Lütfi Bergen ile Türkiye Yazarlar Birliği’nde çalıştığım yıllarda tanışmıştım. Çok geniş sahada kalem oynatan isimlerden biridir. Sosyoloji, Din, Felsefe, Düşünce vb.

      Günümüzün kördüğüm olmuş meselelerine getirdiği ilginç çözüm önerileriyle kendisinin sosyal medyada hatırı sayılır takipçi kitlesi var.

      Takdir edersiniz ki muhakeme yürüten, araştıran, okuduğunu, işittiğini süzgeçten geçiren az. Hayranlık beslediği ismin fikirlerini kayıtsız şartsız kabul edip etrafına yayanlar maalesef yeni problemlere kapı aralıyorlar.

      Sayın Bergen’in bu yazısını okuduğumda sizin de işaret buyurduğunuz kısımlar bendenizde de rahatsızlık uyandırdı. Maddeleri bir bakıma tartışmaya açmak istedim. Nitekim beklediğim itirazlar da çok geçmeden geldi.

      Hz. Musa (a.s.) örneğini neden yazısına taşıdı, anlam vermek güç. Hz. Şuayb (a.s.) kızlarını dinlemiş, hâdisenin başrolündeki şahsiyeti tanımak istemişti. Şuayb -aleyhisselâm-, Mûsâ -aleyhisselâm-’ı yanına çağırttı ve ona kim olduğunu sordu.

      Mûsâ -aleyhisselâm-:

      “–Ben Ya’kûb -aleyhisselâm- neslinden İmrân oğlu Mûsâ’yım.” dedi ve başından geçenleri anlattı.

      Şuayb -aleyhisselâm-:

      “–Korkma! Burada Firavun’un hükmü geçmez!” dedi.

      Âyet-i kerîmede buyrulur:

      “Derken, o iki kadından biri, utana utana yürüyerek O’na geldi:

      «–Babam, bizim için (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için Sen’i çağırıyor!» dedi. Mûsâ, O’na gidip başından geçeni anlatınca (Şuayb):

      «–Korkma! O zâlim kavimden kurtuldun!» dedi.” (el-Kasas, 25)

      Şuayb -aleyhisselâm- yemek ikrâm etti. Hazret-i Mûsâ, o kadar aç olmasına rağmen yemekte tereddütlüydü. Şuayb -aleyhisselâm- sebebini sordu. Mûsâ -aleyhisselâm-:

      “–Biz öyle bir âileyiz ki, bütün dünyâyı verseler, bir âhiret ameli ile değişmeyiz! Ben bu yemek için değil, rızâ-yı ilâhî için yardım etmiştim.” dedi.

      Şuayb -aleyhisselâm- bu cevâba çok memnûn oldu ve:

      “–Bu ikrâmımız, yaptığın yardım için değil, misâfirimiz olduğun içindir; haydi ye!” dedi.

      Bunun üzerine çok yorgun ve aç olan Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-, yemeği yedi ve istirahate çekildi.

      Safura, babasına bu kimseyi ücretle tutmasını tavsiye etti:

      “(Şuayb’ın) iki kızından biri: «Babacığım! O’nu ücretle (çoban) tut! Çünkü ücretle istihdâm edeceğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandır!» dedi.” (el-Kasas, 26)

      Ve ekledi:

      “–Bu hasletler de, işte bu kimsede mevcuddur. Çünkü O, bizim yüzümüze dahî bakmadı. Yolda da çok geriden yürüyordu. Anlaşılıyor ki çok emîn bir kimsedir!”

      Mehir ile bu diyalogların hiçbir ilgisi olmadığı ortada. Konu; Musa peygamberin (a.s.) istihdam edilmesi…

      “Kadın mehir almak istiyorsa asgari 100-120 bin TL civarında bir meblağ talep etmelidir.”

      Şayet yukarıdaki tavsiyeyi zevcem tatbik etseydi büyük sıkıntılara düşerdim. Hamd olsun mehir hususunda son derece anlayış gösterdi. Bendeniz herhangi bir müşkülle karşı karşıya kalmadım. Siteyi takip eden hanım kardeşlerimize önerim; zevc adayının ekonomik durumunu muhakkak göz önünde bulundurmaları yönündedir.

      Hanımların haklı boşanma sebeplerini 5 maddede sıralamışsınız. Bu maddelere yazarın sigarayı, hafta sonları futbol müsabakalarına gitmeyi ilâve etmesi son derece gülünç. Zevc-zevce hukukunda taraflar zaten bu maddelerde hemfikir. Diğer kısımlar yuvanın kalitesiyle, huzuruyla, uzun ömürlü olmasıyla irtibatlı.

      Şeriat hükümlerine göre boşanmamış insanların durumu başlı başına bir makale konusu. Dinen hâlen evli olmalarına rağmen yeni evlilikler yapan hanımlar, beyler ahirette çok zor durumda kalacaklar. Bu hassas konunun camilerde, bir dizi konferanslar yoluyla işlenmesi şart Abdullah Bey.

      Hâsılı; değer verdiğimiz, kitaplarını beğeniyle okuduğumuz yazarların neşrettikleri yazılara belirli bir mesafe gözeterek yaklaşmanın önemi böylece ortaya çıkıyor. Dinimizin ana kaynaklarıyla uyumlu yazılar bizlerin birikimini arttırırken farklı, alışılmamış yorumlar ihtiva eden makaleler, görüşler zaman kaybından öteye geçmeyecektir.

      Allah’ın rahmeti üzerinize olsun efendim.

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Sizin de yeni hicri yılınız hayırlara vesile olsun Sami bey.

        TYB denilen yapılanma hali hazırda faaliyetlerine devam ediyor, kendisini FETÖ yapılanmasıyla bir alakasının olmadığını deklare etmiş olsa da bu yapının (Türkiye Yazarlar Birliği) FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’e 2000’de verdiği , ancak daha sonra YOK SAYDIĞI-İPTAL ETTİĞİ ‘Üstün Hizmet Ödülü’ hala hafızalarımızda.

        Bu nedenle benim için TYB ile dirsek temasında bulunan, sıkı fıkı olan özellikle de ehli sünnet cizgisine uzak, yasanan olayları, konuları saptıran LÜTFÜ BERGEN gibi insanlar (!!!) her zaman FETÖ ŞÜPHELİSİ listesinde olmaya devam edeceklerdir.

        Çünkü bu hain yapılanmanın amacına ulaşmak için saldırdığı en büyük hedeflerden birisi de MÜSLÜMAN TÜRK AİLE YAPISI ve MÜSLÜMAN TÜRK KADINI’dır.

        Sizin yazısını alıntıladığınız kişi de çarpıtmalarla, yalanlarla dolu bu yazısı ile aynı amaca hizmet ettiğini belgelendirmiş oluyor.

        Bu nedenle benim size tavsiyem bilgi olarak bu adamdan beslenmekten vazgeçin.

        Ayrıca cevabi yorumunuzda

        “Dinen hâlen evli olmalarına rağmen yeni evlilikler yapan hanımlar, BEYLER ahirette çok zor durumda kalacaklar.”

        ifadesini kullanmışsınız. Sizin bu ifadenizde de çok önemli bir YANLIŞ bilgi var.

        BİR ERKEK İLE DİNEN EVLİLİĞİ DEVAM EDEN BİR KADIN DİNEN KOCASINDAN BOŞANMADIĞI SÜRECE BAŞKA BİR ERKEK İLE EVLENEMEZ, ANCAK BİR ERKEK MEVCUT KARISINI BOŞAMADAN, ONUN İZNİ ve HABERİ OLMADAN BAŞKA KADIN(LAR) İLE EVLENEBİLİR.

        Bir başaka ifade ile Müslüman kadınlar dini olarak MONOGAMİ (tek eşlilik) ye mecbur oldukları halde Müslüman Erkekler POLİGAMİ (coklu evlilik, çok eşlilik) yapabilir.

        Dipnot:FETÖ denilen yapılanmanın ve o yapıya köpeklik yapan şerefsiz vatan hainlerinin en büyük özelliklerinden bir tanesi de ameli 9 doğru bilginin arasına 1 tane İtikadi (imanla alakalı) yanlış bilgiyi gizleyerek insanları zehirlemeleri, şeytana köle etmeleridir.

        Sizde dikkat edin bu tuzağa düşmeyin.

      • Irmak diyor ki:

        Sami Bey,

        Mihr konusunda Lutfi Bergen beyin calismalarini aktardiginiz icin cok tesekkur ederim. Her ne kadar fikirleri tartismaya acik olsa da, bu gunun Yoksulluk nafakasi na bir cozum olarak, ve Allahin evlilikte Kitabinda evliligin sarti olarak koydugu MIHR i ilk defa zamanimiza uyarlayici, isik tutucu,Musluman bir hukukcu diliyle yazdigi icin Allah razi olsun. Sizin sayenizde bu konusmaci yazar/ hukukcumuzu tanimis oldum. hepsini okuyamadim, yazdigi diger makaleleri daha dikkatli okumayi planliyorum.
        Hicri 1440 yilinin hayirla, saglik ve afiyet dolu bir yil olmasi dileklerimle…

        Selam ve dua ile

        • Yahya diyor ki:

          Irmak hnm,

          hemen hemen her yorumda mehir ve maddi mevzulara bu kadar takılmanıza anlam veremiyorum. Evliliğinizde ciddi bir sıkıntı yaşadınız – mehirinizi alamadınız !? – da mı böyle yazıyorsunuz?

          Unutmayın bu dünya geçici, hesap günü var. Hesap gününe alacaklı gitmek en büyük ikramdır.

          Rızıklar Allah’tandır. Siz neyin endişesini yaşıyorsunuz? Hesabınızı bırakın esas Malik-ül Mülk’e…

          Evlenecek kızlara…
          Söz, nişan, düğün müziği seçeceklerine; günlerce pasta, saç, gelinlik modeli seçeceklerine, banyo paspası seçeceklerine… evlenmeden önce, talep edecekleri mehirlerini tayin etsinler, koca adaylarına bunu beyan etsinler, ne şekilde ne zaman istediklerini söylesinler, nikah zamanı da nikah akdine bu hususları yazdırsınlar ve imzalasınlar.

          • Irmak diyor ki:

            Yahya Bey, Evet , Ben bir MIHR magduruyum..

            Evliligimde Mihr diye bir konu olmadi. Dugunden once alis verise gidilecek, nikah kiyalim dendi. Unv. Okudugum sehirde ,ailem den uzaktaydim. Alel alece bir akrabasinin evinde ev arkadasimin sahitliginde nikah kiyildi. O ara nikayi kiyan, erkegin akrabasiydi, Mihr ne olacak diye sordu.. Utanarak 100 gr. altin dedim.Imam, Yoo olmaz cok fazla 75 gram dedi. Utandim. birsey diyemedim ve oylece nikahimiz kiyildi.
            Nisanlim ve nikahi kiyan agabey tarikat mensubu cook takvali bilinen insanlardi. Yillar sonra, tarikat seyhlerinin kizlarinin Mueccel Mihrinin 300 resat altini oldugunu ogrendim. Guzel degil mi? Kendi kizlarini altinla tartiyorlar. Muridlerine bunu tavsiye etmiyorlar. Diyeceksiniz ki, siz seyh kiziyla birmisiniz. Degiliz muhakkak ama hic olmazsa 100 resat altini ederdim.Saka saka Annem 500 resat altinindan az istemezdi.

            Bu konuda cok yazmamin sebebi Mihr konusunun ciddiye alinmasini saglamaktir. Bize yapilan haksizlik, daha sonra beylere nafaka haksizligi olarak donuyor. Bunun altini cizmek istiyorum. Akademisyen oldugum icin de, bir konuyu merak edince onu enine boyuna arastirmak ve o konuda ki yazilari okuyup ogrenmek ve ogrendiklerimin bir kismini yeri geldikce ( Serbest Kursu oldugunu dusundugum) bu sitede paylasmak istiyorum. Baskasini bilmem ama benim icin faydali oluyor. Yukarda ismi gecen degerli yazar Lutfi Bergen beyi ve yazilarindan haberdar oldum.
            Son paragraftaki evlenecek kizlara..diye baslayan goruslerinize, fikrinize cani gonulden katiliyorum.

            Cumaniz Hayr olsun.
            Selam ve Dua ile.

          • Yahya diyor ki:

            Irmak Hanım,

            Cevabınız için teşekkür ederim.

            İmamın sizin mehrinize müdahale etmesi ne demek! Aksine kocanın “sizin lehinize” müdahale etmesi, hatta bir miktar arttırması (imkanı dahilinde) güzel bir jest olur(du).
            Mehir miktarına takılmamak gerekir, azı makbuldür çünkü evliliği teşvik eder ve kolaylaştırır. Bu hususta yazarın 18. maddesi çok yerinde bir tespittir.
            Genel itibariyle, evlenme çağındaki genç kızlar bu hususları teferruatıyla bilmek zorunda. En güzel eşarbı, hangi fiyata nereden alınacağını biliyorsa, ucuzlukları takip ediyor, biliyorsa… kendi hukukunu da bilecek.
            Bu hukuktan doğan haklarını da istemesini bilecek… her şeyi çok iyi bildiği gibi..

            Bu mehir ve maddiyat hususunda belki bir farkındalık oluşturmak istiyorsunuz ancak biz farklı anlıyoruz. Çizdiğiniz intiba biraz farklı…
            Bu husustaki hak ve hukukunuz ayrıca oluşturmak istediğiniz bilinç/farkındalık İslam-i çerçeve içinde olmak zorunda. Verilen tavsiyeler, islami sınırların dışına çıktımı haram olur ve bunu ateş paklar. Bu sebeple dünyada mağdur olmak, bir şekilde hakkını söke söke almaktan daha yeğdir.
            Benzer bir şekilde; kocanında, karısına mehrini en çabuk şekilde gönülden vermesi, mümkünse fazla vermesi en doğrusudur. Akdedildiği gibi ve şartları oluştuğu halde mehri vermemek Allah’ın (cc) emrine/ayetine karşı gelmektir. Neticesi de ona göre olur.

            Selam ve dua ile…

          • Yahya diyor ki:

            Irmak Hanım,

            Yazmayı unuttuğum diğer bir husus ise,
            “bildiğim kadarıyla” mehir, kız tarafına göre belirlenir.
            Yani evlenecek kızın evlenmış ablası/kardeşi varsa onların mehir miktarına denk mehir talep edilir, yoksa da yine hala/teyze kızı gibi, ya da kızın yakın çevresine verilen mehir miktarlarına göre tayin edilir.
            Bunun kaynağını bilmemekle beraber, kız tarafı (ailesi, akrabaları ve belki komşuları …) içindeki dengenin bozulmaması için ve kızlar arasında kıskançlık/fesat oluşmaması için olabilir.

            Nitekim; bölgeler arası, hatta ülkeler arası bile mehir miktari ve şekli ciddi anlamda değişebiliyor. Erkek tarafı, kendi örf/adedi/kültürü dışında bir kıza talip olduğunda, talip olduğu kızın aile kültürünü gözetir… mehir miktarınıda yine kız, kendi örflerine/kültürüne göre belirler… 100 altın istemezde 50 deve ister…

          • Hüsna diyor ki:

            Irmak hanım selamlar, Allah yardımcınız olsun İnşaAllah, dediğiniz gibi mihr bir hanıma verilmiş en doğal haklardan biri. Ve eğer karşı taraf da kabul ediyorsa istediğiniz şeyi talep edebilirsiniz, karşı taraf kabul etmiyorsa zaten evlilik durumu olmaz, burada hanımların vicdanına, örf vb. durumlara kalıyor mihr konusu… Ancak “takvalı beyefendilerin” yaptığı şey nasıl oluyor da tarikat hocalarına gelebiliyor. Yani sizin nikahınız kıyılırken size bizim Şeyh efendi bunu tasvip etmiyor düşür mihrini şeklinde mi söylediler acaba, yoksa siz mi onların yaptıklarından dolayı şeyhlerinin bu şekilde söylediğini düşünüyorsunuz?

      • Feyza diyor ki:

        Sami bey, tesekkurler paylasiminiz icin. Yaziyi okurken benim de dikkatimi celbeeden bazi hususlar oldu ki bunlari zaten munazara etmissiniz. O yuzden bir de ben, uzerinde durmuyorum.
        Bu zamanda evlilik yeterince zor ve hayat cok pahali. Efendimiz asv.in ise zorlastirmayip kolaylastirma, hayirli islerde acele etme ve mehir konusunda ise hafif mehri tavsiyesini ornek aldigimiz zaman 100 ila 120 bin lira cok ucuk bir rakam olarak gozukuyor. Kaldi ki, bu ciftin bosanma durumunda kadinin ayruca TMK’nin kendisine verecegi, seriate muhalif de olsa haklarindan feragat edecegine dair bir delil dayanak da mevcut degil.
        Bu durumda erkegin iki yonlu darbe almasi kuvvetle muhtemel.
        Evliligi kolaylastirip erkegin bosayil kadini magdur etmesini engelleme veya bosama asamasinda kadinin magdur olmamasi adina belki su yapilabilinir.
        Mehri muaccel az tutulur, mehri mueccelin meblagi daha yuksek olur.
        Bu sayede evlenme kolaylastirilir, bosama ise zorlasir ve kadin da magdur olmaz…diye dusundum. Fakat bu benim sahsi tercihim degil.

        • Irmak diyor ki:

          Feyza Hanim,
          ” Mehri muaccel az tutulur, mehri mueccelin meblagi daha yuksek olur.
          Bu sayede evlenme kolaylastirilir, bosama ise zorlasir ve kadin da magdur olmaz…diye dusundum.” diye yazmistiniz.
          Yukardaki fikriniz cok guzel ve uygulamasi da en dogru olandir bence de.
          Mihri Muaccel, dugunde takilan takilar, eve alinan esyalar ..sayilabilir. Mihr-i Muaccel de kadinin / erkegin kendisi veya ailesi arasinda kararlastirilabilinir.
          Bu isin genc kiza birakilmasi taraftari degilim, hatta bir genc kizin bir erkek velisi olmadan da nikah sozlesmesi yapmasini da hic dogru bulmuyorum. Tecrubeyle sabittir.
          Genc kizin tecrubesizligi ve utanabilecegi gibi bircok sebeplerle… Mihr konusunda isabetli bir karar verebilecegini sanmiyorum.

          Hasna Hanim,
          bir yanlis anlasilma oldu galiba.. Ben sadece bana verilen mihrin azligini , nikahimi kiyan beyin Seyhinin kizinin Mihri ile karsilastirarak belirtmek istemistim.

          Yahya Bey,
          Ulkemizde Mihr, cok ihmal edilen, angaryadan gorulen ve bir islevi/ yaptirimi olmayan bir kavram halinde duruyor.

          Eskiden “Baslik parasi” diye bir kavram vardi ve kiz aileleri, bazi bolgelerde cok onem verirler ve baslik barasini almadan kizlarini evlendirmezlerdi. Keske “Mihr’ e o kadar onem verseler…

          benim “Farkli intiba” olusturdugumdan bahsetmissiniz. Bunu pek anlayamadim.. Ben ” Islami Cerceve” icindeki haklarimizdan baska birsey yazdigimi sanmiyorum.
          Sadece bazi yorumcular, bu sitede Kadinlarin haklariyla ilgili en ufak birsey yazan, kendilerinden farkli dusunen ve dusunduklerini yazan herkese, seviyesiz yorumlariyla asiri tepki gosteriyorlar diye dusunuyorum.
          Onlara, Maide Suresi, 8. Ayeti okuyup, dusunmelerini tavsiyeden baska birsey gelmiyor elimden.

          Selam ve Dua ile…
          Allah’a emanet olunuz…

          • Feyza diyor ki:

            Irmak hnm,
            Mehri mueccel demek istediniz sanirim ikinci cumlenizde, aradaki harf farki yanlis anlamaya sebebiyet verebilir. O yuzden duzeltmek istedim.
            Tesekkur ederim cevabiniz icin.

      • Sami diyor ki:

        Sizin de bir an TYB’yi FETÖ bağlantılı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile karıştıracağınızı düşündüm ama o hataya düşmemişsiniz Abdullah Bey.

        Türkiye Yazarlar Birliği; şeffaf, kararlarını istişare ile alan, kültür dünyamıza mühim katkılar sunan kuruluşlarımızdan. Geçmişte böyle bir talihsizlik yaşanmış. İfade ettiğiniz üzere ödülün herhangi bir hükmü, değeri kalmamış vaziyette.

        Lütfi Bergen’in senelerdir TYB ile bir teması yok. Kendisi Türkiye Yazarlar Birliği üyesi de değil. FETÖ şüphelisi olduğuna dâir bir deliliniz varsa bunu ayrıca belirtmeniz gerekiyor. Neticede burada gıyabında yorumlar yapılıyor. Kul hakkına girmememiz icap eder. Dini konularda saptırıcı yazılar yazan, televizyon programlarına çıkan meşhur yahut fazla tanınmayan o kadar çok isim var ki… Onlar da 9 doğru bilginin arasına birer tane yanlışı dâhil ediyor. FETÖ suçlamasında bulunmamız ayrı, ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesi dışında kaldılar, hükmü ayrı.

        Lütfi Bey’in yazılarını okuyorum. Yanlış telâkki ettiğim fikirleri olduğu gibi doğru gördüğüm yorumları da var. Aslolan yanlışın üstünü örtmemek, gerekli tenkidi usulüyle sunmak. Siz de bu vesileyle önemli katkılarda bulundunuz Abdullah Bey.

        İfademdeki yanlış bilginin üstünde durarak cümleyi tashih etmişsiniz. Teşekkür ederim.

        Günleriniz bereketli geçsin.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sayın SAMİ BEY’e…

          Sizin ifadelerinizde ki ve şahsımın eleştirilerine verdiğiniz cevaplarda ki üslubunuz, şahsınızın olgun ve nazık bir kişi olduğunu gösteriyor. Bu nedenle bende size karşı mümkün olduğunca nezaket sınırları içerisinde hitap etmeye çalışacağım.

          Benim nazarımda her hangi bir şahsın FETÖ terör örgütü üyesi olması için onun medya organlarında, STK larında görev alması, dersahanelerine devam etmesi, evlerinde kalması, BYLOC kullanması, FETOŞ’a gönülden biat etmesi gerekmiyor.

          Geçmiş hayatının her hangi bir bölümünde FETÖ terör örgütüne SEMPATİ duyması, o HAİN YAPI ile aynı çızgide, düşüncede olması o kişinin (resmi ve hukuksal manada fetöcü olmasa dahi) benim nazarımda fiilen FETÖCÜ olması için yeter de artar bile.

          Çünkü bu hain yapının KRİPTO MÜNAFIKLARI’nın en büyük özelliği tatlı dilli, ilim sahibi, sempatik ŞAKİRTLERİ’nin kendilerini iyi gizleyerek, hakkıyla münafıklık yapmalarıdır. Şu anda bile bu özelliklere sahip “kriptonun da kriptosu” binlerce vatan haini münafık şakirt aramızda ve devlet kadrolarında cirit atıyor.

          Mahkemeler bir kişinin fetöcü olup olmadığını anlamak ve o kişi, konu hakkında karar vermek için her ne kadar yasal maddi delillere baksa da ilim, basiret sahibi ve gönül gözü açık insanlar birilerinin görünüşünden, söylediklerinden ve yaptıklarından ziyade o kişilerin kalplerinde gizledikleri niyete vakıf olurlar ve hüküm verirler.

          Nitekim bu garip gerçek adı HANS, SOFİA, APRİL, ROSE, GREGORİ, olan sünnetsiz cami imamı, kitleleri peşinden sürükleyen İslam alimi, Şeyh… vs tanıyor.

          Çünkü bu hain yapının HOCA EFENDİ, KANAAT ÖNDERİ maskeli, sıfatlı şerefsiz lideri Ermeni tohumu FETOŞ bu münafıkların en büyük akıl hocası.

          Sizce bu açıklamalardan sonra hala başka bir izahata gerek var mı?

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      Abdullah bir abi güzel bir değerlendirme yapmışsınız. Bizim islami anlayışımızda mihri az evlilik masrafı az olan kadın daha hayırlıdır.

      “Sizin de bu tüür ÖNEMLİ ve HASSAS konularda onun bunun görüşlerini, söylemlerini değil KURAN, SÜNNET ve İCMAA yı kriter almanızın sizi hesap gününde büyük bir vebalden kurtaracağını hatırlatmak isterim.”

      tırnak içine aldığım bu cümlenizle de zaten noktayı koymuşsunuz…

      vesselam…

  4. Misafir diyor ki:

    Başkalarının gözyaşlarından mutluluk, prestij ve güç devşirecek kadar alçalabilen insanlar,
    dünya hayatını tehdit eden en tehlikeli mikroplardır.

    insan bünyesine musallat olmuş mikroplarla mücadele edilmezse insan vucudu önce zayıflar sonra mikroplar tarafından imha edilir.

    içtimai bünyemize musallat olmuş mikroplarla mücadele edilmezse, içtimai bünye önce zayıflar sonra bu mikroplar içtimai bünyeyi yok eder.

  5. Misafir diyor ki:

    Ey taş kafalar!
    Altından bir kaseyi kırmakla övünmeyiniz.
    Zira altından kasenin parçaları da altındır. Ama siz her zaman taş kafa olarak kalacaksınız!

  6. simge diyor ki:

    Sema hanım yazılarınızı saygı ve ilgiyle okuyorum.Yalniz önceden feminist bir hanımmışsınız şimdi tam tersine çalışıyorum dediginiz bir konuşmanızı dinledim.Bu yazınızı da okuyunca kanaat getirdim ki her iki uçdaki fikir ve hayat görüşü itici ve tepki çekici. Yazınızın tamamına yakını erkek tarafı olan fanatik bi görüşü, ifadeleri temsil ediyorAbartiyorsunuz.Hemcinslerinize yapılan haksizliklarada değinmeli,illa bir tarafı tutacaksınız aile yapısına huzuruna odaklı olun derim nacizane.

    .

    • Abdullah Bir diyor ki:

      SİMGE’ye…

      Sayın Sema Hanımefendi size ne cevap verir bilmiyorum ama benim sizin bu “Hemcinslerinize yapılan haksizliklara da değinmeli…” yaklaşımınıza vereceğim tek cevap “BAKAN, MÜŞTEŞAR, AVUKAT, FEMİNAZİ vb DE DAHİL OLMAK ÜZERE BU KONUDA Kİ TÜM KADROLAR DOLU, HATTA İHTİYAC FAZLASI VAR” seklinde olacak.

  7. Mükremin diyor ki:

    Sayın Cumhurbaşkanı mektubunuza cevap verdi mi.Çözüm için başka girişimleriniz var mı.Saygılarımla

  8. Hukukcu diyor ki:

    Bu ülkede kademe göre politikalar ayarlandigi sürece ne aile ne de millet ayakta kalabilir basiretsizligi kendilerine şiar edinenler zulüm leri altında kalmaya mahkumdur

  9. Ahmet diyor ki:

    Allah sizden razı olsun Sema hanım. Türkiye’nin en temel sorununa değindiniz. Bizler her gün çocuğumuzdan ayrı kalma, EYS, süresiz nafaka, nafaka artırım davaları, avukat ve mahkeme masraflari, çocuk icrası, haksız mal paylaşımı sorunlarıyla karşı karşıyayız. Artık yaşamayı bize haram etti haksızlık üzerine kurulan yasalar. Siz bizim sesimiz oldunuz, size minnettarız mağdurlar olarak. Saygılarımla!

  10. HÜSEYİN BULUT diyor ki:

    Geçmişte olduğu gibi halen bugün dahi aynı yanlışlıklar devam etmektedir. Kadının güçlendirilmesinden söz edilmektedir. Buda bir yanlıştır. Kadını değil, özellikle Aileyi güçlendirmek gerektiği vurgulanmalıdır.
    Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: “Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Beyhakî, VII/ 81) buyururlarken. Ya biz bugün ne diyoruz: devlet kanadından Kadının güçlendirilmesininden söz edilince, bazı kardeşlerimiz “evlenip boşanmaktan” korkarak Erkeklerin evlenmeme-sinden söz etmektedirler.
    “Beyler sakın evlenmeyin. Kadınlarla her türlü ilişkiden koparak sadece kendi hedeflerinize yönelin. Evlilik şu durumda erkeğin kendi idam fermanını imzalaması-dır. Sakın ha bu tuzağa düşmeyin. Mutlu bir yaşantı için MGTOW olun. (Yani kendi yoluna giden erkekler) Bu akımda evlilik ve kadınlarla uzun süreli ilişkiler yasak, sadece kendi hedeflerine yönelme var. Kesinlikle tavsiye ederim.”

    • Yahya diyor ki:

      Biz istikamet üzere dosdoğru gideriz.
      Biz, sizler gibi “sağa” veya sola sapmayız.
      Bizim ilişkilerimiz olmaz, sadece nikahlı hanım(lar)ımız olur.

      Bize iftira atanlar, tuzaklar kuranlar, düşmanlık besleyenler; uçaktan paraşütsüz(!!!) atlayana benzer…bazısı 10 dak.’ya bazısı 45 dak.’ya en nihayetinde yere çakılırlar!

      Denemesi mi? – bedava-

      *Kesinlikle tavsiye ederim!*

  11. Serap diyor ki:

    Bence bazı konular abartılmış.Erkeğin ezilmesi ne ya!Hani kadınlar şikayet ediyor,adam üç ay yaklaşmama veya başka ceza alıyor,bir fırsatını bulunca hemen kadını öldürüyor.Hatta hızını alamıyor,kadının anasını ,babasını önüne geleni de vuruyor.Ben tarifteki güçlü kadınlardanım ama eşimi edebilmek için elinden geleni yapıyor.Psikolojik şiddet son zamanlamakta fiziksel şiddet..hiçbir şey yapamıyorum çoçuklardan dolayı.o maddeyi bilmiyorum ben.addm tehdit ediyor,asla boşamaz

    • Fatih Murat diyor ki:

      SERAP HANIM’a…

      “Ben tarifteki güçlü kadınlardanım, o maddeyi bilmiyorum, hiçbir şey yapamıyorum”

      Bence siz ya güçlü bir kadın olmaktan vazgeçin, o maddeyi bilmemeye ve hiç bir sey yapmamaya devam edin. Çevrenizde sizi gazlayan başka boşanmış kadınların gazına gelerek o maddeleri ( 6284 saylı yasa) kocanıza karşı kullanmayın.

      Aksi taktirde zıvanadan çıkartığınız kocanız da sizin yazınızda bahsettiğiniz sekil de sinirlerine ve nefsine hakim olamadığı, akli melekelerini kaybettiği ve BİR FIRSATINI BULDUĞUN DA size zarar verebilir.

      Güçlü kadın kimliğinizle Kocanıza BAR ( engel, barikat, set) değil, YAR olun…

      • Serap diyor ki:

        Çevremde beni gazlayan,boşanmış hiçkimse yok.Tam tersi herkes fedakarca evliliğini sürdürüyor.(benim gibi)İkincisi eşimi zıvanadan çıkartma yorumu nasıl acımasızca ve haksızca bir yorum.üçüncüsü eşime yar olabilmek için elimden geleni yapıyorum ama ezilen,yıpratılan,eziyet edilen yine kadın.Ben yazıdaki çoğu fikre katılmıştım bazıları abartılı gelmişti.Ezilen erkek vardır tabii ama benim çevremde asla öyle bir örnek yok.Hep huysuz,eziyet eden kocalar…

        • Yahya diyor ki:

          Akıllı kadın eğer isterse, erkeğine “emret karıcım” deritmesini bilir… (tavsip etmesemde…)

          • A.A. diyor ki:

            Fiziksel şiddet gören bir kadın hakkında bar olma yar ol, tavsiyesini nasıl verebilirsiniz? Dayak hayvana bile atılmaması gereken bir ceza iken kadına el kalkıyor. Siz nasıl bunu atlar da başka tavsiyelere yönelirsiniz? Elinsafu nısfud din!

    • canmehmet diyor ki:

      Değerli Serap Hanım, Bir uygulamada en iyi gösterge sonuçtur. İçerisinde olduğumuz noktada maalesef evlilikler azalmış, boşanmalar artmış, eşler diğerine güvenmiyor, “aile yuvası” pansiyon olmuş, çocuklar da “başbelası!” yakın tarihe kadar: kızlarımızın, kızkardeşlerimizin ve annelerimizin, cahil ve vicdan yoksunları tarafından ezildiği bir gerçektir. Ancak, bunu toplumun geneline vurduğumuzda gerçek durum nedir? Bu konuda bir istatistik olduğunu sanmıyorum. Bir gereklilik veya Avrupa Birliği’ne verilen sözlerden dolayı 6284 sayılı yasa’nın (kadının korunması adına) çıkarıldığını biliyoruz. Ancak: İst/Kadıköy semtinde görev yapan polisler, “bu yasadan sonra kadınlar daha fazla şiddet görmeye başladılar” Demektedir. (Bu konu değerlendirilmelidir) Şimdi benim yaşadıklarım: Yetişkin üç erkek, bir kız evladımız var. Eşim, kırk yıllık evlilikten sonra, nedensiz olarak ortak konuta ağır bir tadilat yaptırdı ve biz tadilat esnasında bir bina ötemizde oturan bekar evladımızın evine taşındık. Tadilat sonrası eşim bizimle eve (hiçbir neden olmadan) dönmedi. Çocuklarımız, iyi eğitimli ve birlikte aile şirketinde çalışıyorduk. Ben o dönemde (hissemi devrederek) emekliye ayrıldım. Eşime, dönememe sebebini öğrenmek için telefon açtığımda cevap vermedi, iki mektup yazdım, onları da cevapsız bıraktı. Bu arada eşimin yaşadığımız konuta bir yıl evvel “aile konutu şerhi” koydurduğunu öğrendik, amacı bana evi sattırmamak, gerçeğinde ne ihtiyacımız ne bir niyetimiz var. Avukatıma, gerçek niyetini öğrenmek için, evin üzerindeki “aile konutu şerhi”nin kaldırılması için dava açalım dedim ve açtık, eşim bu davanın hemen arkasından ,”kendisini 3 yıldır aldattığımı, fiziksel şiddet uyguladığımı” ileri sürerek boşanma davası açtı. Arkasından da oğlumuzun evinde konfor içerisinde yaşamasına rağmen “kalacak yeri olmadığı” beyanı ile, evi mahkemeden kendisine tahsis ettirdi, bu yetmemiş olacak ki, 2 aylık koruma kararı ile beni kapının önüne koydurdu. Koruma kararına itiraz ettiğimde, “bir gerekçe aranmaz” denilerek reddedildi. birinci koruma kararından sonra, 2 kez daha 4’er aylık toplam 10 aylık uzaklaştırma kararı aldırdı. Bu arada eşimle görüşmüyor ve eve gitmiyorum. 4.cü uzaklaştırma talebine, boşanma davasının görüldüğü mahkeme, bir olay olmadığı için talebini reddetti. Eşim (avukatı) hemen nöbetçi mahkemeye, ağır iftiralarla yeni bir koruma talebi istemiş, mahkeme de davanın görüldüğü mahkemece reddi dikkate almadan 6 aylık olarak, 4. kez uzaklaştırma kararı vermiş, tüm uzaklaştırma kararlarına itiraz ettiğim gibi buna da etttik. “Mahkeme: bir gerekçeye ihtiyaç yok, şiddet uygulamadığımı, tehdit etmediğimi ben ispat etmeliymişim” manasında reddetti. (Kara mizah) Sokaktaki vatandaş bilir ki, bir iddia, sahibi tarafından ispat edilir. 4.uzaklaştırma bitince, aynı mahkemeden bu kez yeni bir karar değil, 6 aylık uzatma almışlar, diğerlerinde olduğu gibi bu da yalan ve iftira temelli, Eşimle üç yıldır görüşmüyorum. Bir telefon iletişimim yok. (Bu arada TBMM’de durumumu anlattım.Onlarda yargıya karışmadıklarını mektupla bildirdiler. Yasayı kendileri çıkarmamış gibi) ) En son şöyle bir çözüm bulduk: Eşim, tüm uzaklaştırma taleplerini iftira üzerine aldığına göre ben de, “suç isnadı” suç uydurma davası açmak için savcılığa dilekçe verdim, ifadem alındı, şimdi eşim, iftiralarını ispat etmek zorunda değilse, kendisini ağır bir ceza beklemektedir. Özet: Ömründe değil eşime, çocuklarına dahi yüksek sesle hitap etmemiş; bırakınız aldatmayı, aklından geçirmemiş babalarını gördükçe: Bekar olan iki erkek evladım, “evlenmeyeceklerini, evlenirlerse imam nikahı ile evlenebileceklerini söylüyorlar. Eşimin (öğrendiğimize göre) derdine gelirsek: “öz çocuklarımızın birlikte kurduğumuz şirkette, talebeliklerinden itibaren gece gündüz çalışarak birer ev almaları”ymış. kendisinden mal kaçırmışız. Ben, şimdi boş bir ofis odasında yaşamımı sürdürmekteyim. (Eşimin gittiğimiz evlilik danışmanında benim hakkımda söylediği: “çocuklarını iyi yetiştirdi, yardımsever bir insan” ve işte (6284 sayılı yasa) dürüst bir insanın hikayesi. Tüm bunlara rağmen: Alemleri Rabbi, haksızlığın karşılığını yarına bırakır, ancak, yanına bırakmaz. Allahuekber!

      • Irmak diyor ki:

        Canmehmet bey,
        cocuklarinizin uzerine birer daire/ev yaptiniz onlar sizinle ortak calistigi icin de neden esinizin uzerine de bir ev/daire yaptirmadiniz? Once onu dusunmeniz gerekmez miydi? Eminim zamaninda soylemis /istemis lafini etmistir. Bir hafizanizi yoklasaniz.. Hem niye uzerine daireler yaptiginiz bir evladinizin evinde yasamiyorsunuz? Niye bos ofiste tek basiniza yasiyorsunuz?

        Cocuklugumda kiracimiz olan, annemin Emine Abla diye cagirdigi ev hanimi bir teyze vardi. dort oglu ve isi gayet iyi olan bir esi.. bir taraftan da mutahitlik yapiyormus esi.. ve insaa ettigi dairelerden kendine dusenleri tek tek ogullarinin uzerine yapmis, nasil olsa ogullar bakar onlar yaslaninca… Bu amca bir kalp krizi sonrasinda aniden vefaat ediyor. Oglanlar bir birleriyle kavgali ve Emine teyzeyi hic kimse evinde gormekten memnun degil.. iyice yaslanan bu teyzemiz arada anneme gelir ve kalir. butun sikayeti, kizginligi esinin bir daireyi onun uzerine yapmayisi, benim diyecegi bir evinin olmayisi idi..
        Emin olun, seven/sevilen/ deger verilen bir kadin durup dururken bosanma davasi acmaz. Hikayeniz hic inandirici gelmiyor.

        Yillar once “en cok bosanma yasi” uzerinde okudugum bir arastirmada. 50 yasini gecen, cocuklari evlenen kadinlarin da, ilk siralarda, bosanma davasi actiklarini okumustum. 6284 sayili yasadan once.. O zaman esit mal paylasimi da yoktu. Sadece tahammullerinin sinirina gelmis olmalari bosanma sebepleri…

        • Yahya diyor ki:

          “Mal sahibi, mülk sahibi
          Hani bunun ilk sahibi
          Mal da yalan mülk de yalan
          Var biraz da sen oyalanan.”

          Yunus Emre

        • Feyza diyor ki:

          Irmak hnm,
          Bir erkek yasadigi evlilik hayati boyunca karisini magdur etmemis, gecimini ustlenmis, yediginden yedirip giydiginden giydirmisse, mehrini gerektigi zamanda ve anlastiklari miktarda verdiyse haniminin uzerine gayrimenkul almak zorunda degil. Eger uzerine bir ev, araba, dukkan, arsa…aldiysa veya hanimininin emekli olmasina madden yardimci olduysa bunlar erkegin kadina olan ikramidir. Kadin calismiyor ve ev hanimiysa bu sekilde, zira kendine dair bir geliri varsa kadin da kendi mali uzerinde tasarruf eder veya aldigi mehrini isletip cogaltabilir. Ama bunun disinda hanimina neden ikram etmedi diyerek siz bunu nasil sorgulayabilirsiniz? Mecbur degil ki..
          Beyefendinin anlattiklarina biz inanmakla mukellefiz. Anlattiklarina bakarak belki yazan kisinin karakteri hakkinda bazi tahmin ve cikarimlarda kendi capimizda bulunabiliriz fakat anlattiklariniz inandirici gelmiyor sozu agir bir itham olur. Bir nevi yalancilikla suclamis olursunuz ve mufteri konumuna dusebilirsiniz.
          Bahsettiginiz ornekteki teyzenin durumunda hata rahmetli amca degil. Anasina vefasizlik eden oglundadir.
          Baba vefat edince annesini emanet olarak gorecegine rahmetli oylesine emin ki tereddut etmeden oglunun uzerine yaptirmis. Bu teyzemize Allah yardim etsin fakat hirsizin hic mi sucu yok diye sormadan edemiyorum.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            FEYZA HANIM KARDEŞİM’e…

            Sana bir kez daha ve yürekten, gerçekleri açıkladığın, bilmeyenlere doğruları gösterdiğin ve insanlara iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalıştığın için SENDEN ALLAH RAZI OLSUN demek bir Müslüman olarak benim boynumun borcu.

            Ama senin ve bizlerin bütün samimi çabalarına rağmen TAHKİKİ İMAN sahibi ve ALLAH’ın koyduğu kurallara teslim olmanın her kula nasip olmadığını görmek bir Müslüman olarak beni üzüyor.

            Biz TEBLİĞ ve SEFER ile mükellefiz, TAKTİR ve ZAFER Allah’ın taktiri…

          • Feyza diyor ki:

            Cumlemizden abi, niyetim kimseyi kirmak degil Allah biliyor. Hakki hakikati anlatabilirsek bu kafi bizim icin.

          • Irmak diyor ki:

            Feyza hanim,
            Idealler kitap uzerinde cok hos ve kolay gorunuyor. uygulamaya gelince,iste o zaman imtihan basliyor.
            Bakin Allah evlilikte Erkege Mehr odeterek, kadini yasarken ya da bosandiktan sonra maddi sikinti icine dusmemesini saglamistir. Gerceklere bakarsak bu ulkede hic bir erkek evlenirken esine dise dokunur bir mehr odemiyor.
            Hani kitaplar da hep ovunulerek yazilan Islamda kadin haklari nerede Allah askina. Nedir bu haklar hep merak etmisimdir cunku hic birini yasadigim cemiyette gormuyorum.
            Hani kadin ev isi yapmak, tarlada calismak , para kazandiginda evin giderine harcamak zorunlulugu yoktu, hani istemedigi bir yerde yasatilamazdi. Ekonomik hurriyeti vardi.. Onlar hep hikaye mi..
            Turk hanimlari evinin isini, temizligini ,yemegini cocuklarinin bakimini, esinin ihtiyaclarini en guzel sekilde karsiliyor. Erkek de evin gecimi icin disarda calisiyor, kazaniyor. O erkegin kazandiginda cocuklarinin oldugu kadar esinin de hakki vardir. Cunku ,onun kazandiginda sadece kendi rizki degil Allahin cocuklarina ve esine yazdigi rizikta vardir. tabii ki ikram edecek.

            Yediginden yedirmek demek geliri, sosyal durumu, ne ise ailesine onu saglamasi demektir. yoksa ayni kaptan yemek yemek degildir.

            Tabii yukarda yorum yazdigim beyi ve esini tanimiyorum. yazdigi seylerden algiladigim noktalar uzerinde duruyorum. mesela, esinin gerekli olmadigi halde eve tadilat yaptirmis oldugunu yaziyor. yani eve o kadar tadilat gerekmis ki, bekar oglunun evinde yasamislar. bakin siz kirk yillik bir es olsaniz esiniz sizi eski, tadilata muhtac bir evde yasatirken oglunuza yeni ev alinmasi ne kadar memnun eder. Bu devirde hangi kaynana gelinin evine sigabiliyor. Halbuki ev kadinin uzerine olsa memnuniyetle gelini ve oglu ile yasar ve ya esiyle yasar.
            Evliligi boyunca karisini magdur etmemisse diyorsunuz, Bu hanima gore magdur edilmis ki, mahkemeye gitmis.

            Bilmem dikkat ediyormusunuz, butun bu bosanmis, bosanmak uzere olan veya esinin durup dururken bosanma davasi acmis diyen beylerin, hic birisi ben de sunu yaptim diye kendilerinin bir hatasini yazmiyor, bilmiyor yani gormuyor. hepsi melek..

            Bir de bir ‘SEVGISIZLIK” var ki aman Allahim, bu insanlar hic mi sevmemisler.. sevilmemisler..ne kadar duygusuz ve ruhsuz bir beraberlik yasamislar ve yasatmislar. Okudugumda ruhum karariyor dogrusu ve diyorum ki, iyi ki bosanmislar…

          • Feyza diyor ki:

            Irmak hnm,
            Hakli oldugunuz bir nokta var fakat yukarida yazan ozel bir durum ve aslinda konunun sahibi bey de burada hala yaziyor. Asil cevabi size onun vermesi daha uygun olur. Cok ozele girmeden yazabilirim bu yuzden, olayin detayina vakif degilim.
            Mehir konusunda haklisiniz, vermeyenler, geciktirenler veya lafini dahi etmeyen, dugunden sonra verdigi mehri geri alan kisiler mutlaka var. Hanimi bagislamadigi takdirde bu beyler kul hakkina giriyorlar ama “hicbiri” bu hakki odemiyor seklinde bir genelleme yapmaniz dogru degil. Odeyenlere, hatta evliligi suresi icinde hanimi calismadigi halde onu emekli etmeye, uzerine bir ev, arsa vs alan erkeklere sahsen cokca sahit oldum. Bunlar da guvencedir. Mehir biraz da sorumsuz ve zalim erkege karsi kadinin teminatidir. Guzel ahlak sahibi bir erkegi ise evlenirken maddi anlamda zora sokacak bir mehir istemek yerine bu beylerle izdivac yapan hanimlarinin mehrini hafif tutmalari tavsiye edilmistir. Yine evlendikten sonra mehrin bagislanmasi da sevaptir. Tabi evlenecegimiz kisinin nasil bir insan oldugunu evlenmeden anlayamiyoruz. Ahlaki guzel bir insan, durumu oldugu vakit zaten mehirde hirsizliga tenezzul etmez ki kadinda bagislamada tereddut etmez ve zalim bir adam da Allah korkusu olmadigi icin cogu zaman mehir konusunu kafaya takmaz. Bu tenakuzu da mahkemeler cozebilir.
            Ama yukardaki ornekte beyefendi sesini dahi yukseltmediginden bahsediyor. Mahkemeler kadin beyanini esas aliyor biz de burda yorum yaparken yorumcunun beyanini esas aliyoruz ne yapalim?
            :)
            Islam’da kadinin haklari var dogru. Kadin kazandigini vermek zorunda degil, kocasinin hisimlariyla ayni evi paylasmaya mecbur degil ama oturacagi evi yine kocasi secer. Eger oturulacak durumda ve yeterli esyaya sahipse bu ev erkek istedigi evde kadini oturtabilir. Yani bu, busbutun kadinin insiyatifine birakilmamis sadece belli basli nitelikler kadinin insiyatifine birakilmistir. Yoksa dusunsenize,asgari ucretle gecinen bir erkegin hanimi Etiler’de en luks dairede ikamet etmek istese bu adam nasil basa ciksin? Yani o kadar izafi degil.
            Ama su tarlada calisma konusunda hak veriyorum. Kadinlara agir gelen islerde mecbur birakilmalari kul hakkidir. Tarla ev isi hukmune girmez. Ama ev isi konusunu da burada uzun uzun delilleriyle nakletmistik. Yani ev isi yapmaya mecbur olmamasi da anlasildigi sekilde degil. Evin ic islerinden kadin mes’uldur, sadece farz degildir.
            Turk kadini evine, esine bagli ama bu biraz eski nesillerde kaldi gibi geliyor. Artik globallesmeden payini Turk kadini da aldi ve eskisi gibi fedakar, cefakar olduklari kismina katilamiyorum. Aldatmalar, bosanmalar, evlenmeden once yasanan cinsel birliktelikler…artik Turk kadinlari arasinda da yayginlasti ne yazik ki. Ayrica su da var ki son derece anac olan Turk kadinlarimiz bilemiyoruz “kocasinin davetini kesinlikle reddetmeme, kocasindan izinsiz disari cikmama, cinselligi koz olarak kullanmama ve evine esinden izinsiz kimseyi almama…”gibi evliligin belkemigi olan mevzularda da yeterli hassasiyeti gozetebildiler mi? Cunku bunlar cok muhim ve bir kadinin en “asli” vazife ve sorumluluklari.
            “…O erkegin kazandiginda cocuklarinin oldugu kadar esinin de hakki vardir. Cunku ,onun kazandiginda sadece kendi rizki degil Allahin cocuklarina ve esine yazdigi rizikta vardir. tabii ki ikram edecek.

            Yediginden yedirmek demek geliri, sosyal durumu, ne ise ailesine onu saglamasi demektir. yoksa ayni kaptan yemek yemek degildir….”
            demissiniz…
            Iste kazandiginda esinin hakki olan kismi uzerine gayrimenkul yapilmasi degil, ben de bunu ifade etmeye calistim. Kazandiginda esinin hakki olan, ikinci paragrafta zikrettiginiz, erkegin gelirine, sosyal konumuna uygun bir hayat yasatmak. Ama bu hayatin tapusunu uzerine yapmak degil.
            Yukardaki ornekteki beyefendi de kendisi maddi durumu cok iyiyken sanmiyorum hanimini gecekonduda yasatsin veya kendisi her gun luks lokantada yemek yerken karisini kuru ekmege talim ettirsin. Mutkak gucu nisbetinde evine bakiyordur, haniminin nafakasini meskenini temin ediyordur ki ifadesinde de oyle geciyor:
            “…Eşim, kırk yıllık evlilikten sonra, nedensiz olarak ortak konuta ağır bir tadilat yaptırdı ve biz tadilat esnasında bir bina ötemizde oturan bekar evladımızın evine taşındık. Tadilat sonrası eşim bizimle eve (hiçbir neden olmadan) donmedi…”
            Sizin deyiminizle eve cok agir tadilat gerekmis fakat beyefendi hicbir neden yokken diyor. Bu nedenler dahi gorecelidir fakat hadi hanim hakli diyelim, erkeklerin onemsemedigi gereksiz gordugu puruzler,evin ici kadinin dunyasi oldugu icin bazen kadini huzursuz eden zaruret tadilat ihtuyaci gibi gozukebiliyor. Boyle dahi olsa, tadilat sonrasi kadinin evine donmemesi ve akabinde yasananlar sizce makul mu?
            Evet, burada tek tarafli dinliyoruz. Biz zaten mahkeme hukmunde kararname yazmiyoruz :) yorum yaziyoruz. Hakim degiliz hukmedelim. Ertesi gun hanim belki buraya yazsa ve magdur oldugunu ifade etse onu da dinleriz, anlattigi minvalde yardimci olmaya teselli etmeye calisiriz, bilenler yol gosterir vs.. ama kalkip da “anlattiklarin inandirici gelmiyor..” deme curetini sahsen gosteremem diye dusunuyorum.
            Sahsen sormussunuz, kirk yillik evli olsam esimin ogluma yeni bir ev alirken beni tadilata muhtac bir evde oturtmasi nasil bir hissiyat olusturur?
            Tadilati yaptirdim diyelim, evime donerim, sonucta bu evde esimle beraber yasiyorum ve oturulmayacak durumda olsa esim de can tasiyor sanirim kendi de durumu varken oturmak istemez yikik dokuk bir evde esim ve aldigi ev oglumun uzerineyse o benim de oglum. Ortak oglumuz. Baska kadindan olan bir oglu degil, neden rahatsiz olayim?
            Oturdugum ev ise zaten esimin uzerine ve beni evden atmayacagina gore neden huzursuzluk cikarayim?
            Bilemiyorum bana gereksiz geliyor bu tartismalar.
            Son olarak bu beyin ogullari zaten bekar, yani gelin filan yok henuz. Tadilat esnasinda bekar oglunun yaninda oturup bitince de evine donmesinden daha dogal ne var ben anlayamiyorum.
            Bir ornek uzerinden konustuk, benim anladiklarim bunlar. Bir yuvanin yikilmasi icin ortada cok ciddi gerekceler olmali Irmak hnm.
            Anlatilanlarda bu gerekceyi ben goremedim, benim korlugum de olabilir bu, bilemiyorum.

          • Sami diyor ki:

            Kıymetli münevverlerimizden Lütfi Bergen’in konuyla ilgili yazısını kayda değer buldum efendim. Paylaşıyorum:

            Her ocağın (hânenin) geçimi meslek erbabı (herif-hırfet ehli) kocanın/babanın yükümlülüğündedir. Evin kirası kocaya/babaya aittir. Mülk ise bedelini koca/baba karşılamalıdır.

            Kadın mehir olarak kocasından daire isteyebilir. Bu hâlde dahi koca mehir olarak verdiği dairenin kirasını karısına ödemekle yükümlüdür. Mehir ile karı-koca arasında “mal ayrılığı rejimi” kurulur.

            Koca, talak (boşanma) kararı alırsa verdiği mehri karısından geri alamaz. Talak sonrası iddet müddeti beklenir. kadın hamile değilse artık kocanın nafakasından düşer.
            İhtiyaç içindeyse kendi ailesi (ebeveyni-dedesi-erkek kardeşleri) nafakasını karşılamak zorundadır.

            Osmanlı kadınları mehir hukukunun getirdiği imkânlar nedeniyle emlâklarıyla vakıflar tesis etmişlerdir.

            Günümüz kadınları, evlendikleri eşleriyle konut kredisi borçlanmasına girmektedir.

            Konut tedariki erkeğin mesuliyetindedir. Çocukların nafakası da erkeğe aittir. Kadın evlilik birliği içinde hiçbir masraf yapmak zorunda değildir. Mehir almalıdır.

            Kadınların mehirleri yaş/eğitim/güzellik/soy/yerleşim yeri gibi kriterlerle belirlenir.

            Mehrin belirlenmesinde emsal kadınlar, evlenecek kadının baba tarafındaki kendisine benzer vasıfları bulunan kişilerdir.

            Mehirsiz evlenen kadın kendi akraba topluluğundaki kızların mehir statüsüne zarar verir.

            Mehir uygulamasının en bariz örneği Hz. Musa’nın evliliğidir. Hz. Musa, evleneceği kız için 10 yıl çalışmıştır. Çobanlar günümüzde 5-6 bin TL almaktadır.
            (Örnek: aylık 5000 TLx12 ay x10 yıl= 600.000TL)

            Türk hukuk sistemi mal ayrılığı rejimini kabul etmiştir.

            Evlilik birliği teşkil edilirken yazılı sözleşme (noter huzurunda) yapılmalı ve eşler arasında ev içi-ev dışı görevler tayin edilmelidir. (Mal ayrılığı rejimi seçilecekse).

            Evlenecek gençler baştan belirlemedikleri “ev yönetimi” meselesini evlilik ilişkisi içinde belirlerken çatışmakta ve birbirleriyle güç savaşına girmektedir.

            Mal ayrılığı rejimi seçilmişse koca malını dilediği gibi tasarruf edebilir. Kirasıyla yeni mülkler alabilir. Karısının bu mallarda hakkı yoktur. Şahsi malların kira gelirlerinde kadın hak talep edemez (Mal ayrılığı rejimi-mehir hukuku).

            Musa (as) 10 yıl boyunca (120 ay) çobanlık yaptı. Mehir değeri bu çalışması ile belirlendi.

            Mehir hukuku “İnsan için çalıştığından başkası yoktur” (53 Necm 39) ayetinde geçen “sa’y” kelimesinin (مَا سَعَى) emek değil ahireti kazanmaya matuf “çaba-gayret” olabileceğini gösterir.

            Günümüzde evlilikler İslâm kültürünün maddî yükleriyle gerçekleşmektedir. Hemen her kadın evlenirken altın/takı/yüz görümlük/mehir/kalın adı altında bir bedel almaktadır.

            Kadınlar aldıkları mehre rağmen nikâh sonrasında “mal ayrılığı rejimi”ni kabul etmemektedir.

            Evlenirken veya evlilik sürecinde eşinden “mehir/kalın/takı/altın/ağırlık” alan kadın, gerçekte “mal ayrılığı rejiminin tatbikini” resen kabul etmiş sayılmalıdır. Mevzuatta bu yönde değişiklik yapılmalıdır.

            Eğer kadın evlenirken altın/mehir/kalın/ağırlık talep ediyorsa hukuki statüsü mal ayrılığı rejimidir.

            Bunları talep etmiyorsa evliliğin tüm masraflarına katılmalıdır. (Edinilmiş mala katılma rejimi evlilik başlamadan hayata geçmelidir.)

            Edinilmiş mala katılma rejimini kabul eden bir kadının evlilik görüşmeleri sırasında koca adayından düğün, balayı, yüz görümlüğü, altın, takı, vs. istememesi gerekir.

            Günümüz erkeği, çalışan kadınla evlenip evin kredi borcuna, nafakasına, çocukların bakımına onu ortak etmek istemektedir.
            Tüm bunların üstüne kadından bir de “ev içi emek” talep etmektedir. Bu haksızlıktır.

            Erkeğin karısına yaptığı haksızlık toplumda “aile fıkhı” kavramının yitimiyle neticelenmiştir.

            Bizim önerimiz şudur:

            1) Kadın mehir almak istiyorsa asgari 100-120 bin TL civarında bir meblağ talep etmelidir. Bu durumda düğün salonu, balayı gibi talepleri reddedilecektir.

            2) Mehir almak “mal ayrılığı rejimi”ne geçiştir. Bu noterde düzenlenmelidir.

            3) Mehir sözleşmesinde ev içi ve ev dışı görevler, erkek ve kadının genel olarak yükümlülükleri belirlenmelidir.

            4) Kadın evin kirasını karşılamayacaktır.

            5) Kadın evin gıda/su/elektrik/gaz masraflarını karşılamaz

            6) Çocukların masrafı erkeğe aittir.

            7) Kadın aldığı mehri kocasına vermekle yükümlü değildir. Mehriyle mülk alan kadın onun kirasını kocasından bağımsız biriktirebilir.

            8) Kadın kocasından mehir olarak ev-daire talep etmişse ve karı-koca o evde oturuyorsa, koca karısına rayiç değerden kira ödeyecektir.

            9) Kadın mehir sözleşmesinde kocasıyla evliliğini haklı sebeple sona erdirme şartlarını belirleyebilir. (Kadının boşanması-İftida Hakkı)
            Kadın kocanın akşam eve geç gelmesini bu hakka bağlı olarak yasaklayabilir. Kocanın hafta sonu maça gitmesi halini fesih sebebi sayabilir.

            10) Kadın, kocasının sigara içmesini istemiyorsa mehir sözleşmesine bu hususu “haklı fesih” sebebi olarak koyabilir. Bu durumda fesihe giderse aldığı mehir (örneğin daire) kendisinde kalır.

            11) Koca da karısına mehir sözleşmesinde yapmasını veya yapmamasını istediği hususları şart koşabilir; haklı fesih sebebi kılabilir. Bu şartların ihlali verilen mehrin kocaya geri iadesini haklı kılar.

            12) Kadın çalışıyorsa sözleşmede yükümlü olduğu (vaad ettiği) görevleri aksatmamalıdır.
            Kadının çalışması nedeniyle elde edeceği gelir kendisine ait olduğundan kuaför/giysi/yol/ayakkabı/makyaj malzemesi gibi masrafları da kendisine aittir.

            13) Koca, çalışan karısının kazancına ortak olmadığı gibi, kadın da çalışmakla elde edeceği geliri kazanırken yapacağı masrafları kocaya yükleyemez.
            (Yukarıdan itibaren zikrettiğimiz bu maddelerin tamamı mal ayrılığı rejiminin şartlarıdır).

            14) Koca, karısını baba evinde gördüğü sosyal statüye uygun semtlerde ve iktisadi şartlarda geçindirmeye mecburdur. Aksine bir hal, kadına evlilik akdini haklı fesihle sonlandırma hakkı verir.

            15) Kadının sosyal statüsü kocasının değil kendi babasının sosyal statüsüdür. Bu nedenle evlenirken fakir olan kadın boşanmakla “yoksulluğa düşmüş” olamaz.

            16) Erkek-koca, kadının sosyal güvenlik kurumu değildir.
            Boşanan kadın kendi babasının iktisadi şartlarına dönmeye mecburdur (bu kaderdir).

            17) Kadın, kantar kantar mehir talep edebilir.
            Böyle bir talebin herhangi bir koca adayı tarafından kabul edilme veya edilmeme durumu Allah’ın kısmetidir.

            18) Ailelerin “düğünün şerefindir” şeklinde vurgularla koca adaylarını ezmeleri kızlarının mehir taleplerini geri çekmeleriyle neticelenmektedir. Düğünde harcanan meblağlar, kızların mehirlerinin havaya savruluşudur.

            19) Türkiye’de 1980’lerden beri yükselen dindarlık “mehir fıkhını” gözardı etmiştir. Bu konuda dindar kadın yazarlar eser vermemiş hatta mehir talebini kısmaya yönelik söylemler geliştirmiştir.

            20) Türkiye’de “ahlâk” meselesi, birey temelli olarak tasavvur edilmektedir. Organize ve teşkilatlı kapitalizm karşısında birey dindarlıklarının ahlâk çabaları yetersizdir.
            Ailesiz “ahlâk toplumu” imkanı yoktur. Mehir, yeni bir toplum inşa edebilir.

          • Yahya diyor ki:

            Paylaşımınız için teşekkür ederim.

            Yazıyı dikkatlice okuduğumu düşünüyorum ancak anlam veremediğim bazı karmaşalar söz konusu.

            Geçelim;
            Dinimizde mehire bir sınır konulmamışken, yazar niçin belli bir sınır tayin etme ihtiyacı hissetmiş? Niçin Hz. Musa’nın mehiri örnek alınıyor da, ümmeti olduğumuz (inşallah) Peygamber efendimizin (sav) eşine verdiği veya kızına istediği mehir, niçin bizim referansımız olmuyor, olamıyor? Sonra hangi çoban 5-6 bin lira maaş alıyor? Ülkemizde ekseriyetle insanlar askeri ücretle çalışmıyor mu?
            Sonra yazar mehri müeccel ve mehri muaccel’i biliyor mu? Bunları nasıl uygulayacak? Ayrıca teknik olarak mehir sözleşmesi olamaz, nikah akdi olur ve bu hususlar dile getirilir. Mehir ve şartları nikah akdinin birer unsurlarıdır.

            ….

            “Türk hukuk sistemi mal ayrılığı rejimini kabul etmiştir.” Aksine mal paylaşımı uygulanmaktadır. Mal ayrılığı çiftlerin talebi ile seçiliyor. Tabii henüz evlenme aşamasında olduğun insana gel mal ayrılığı seçelim demen de ayrı bir güvensizlik sorunu…

            Ev içi ve dışı görev tayini hususuna da anlam veremedim. Bu bir temenni midir? yoksa güncel kanuni uygulamalara istinaden bir tavsiye midir? Nitekim nerede yaparsan yap, kanunen evlilik sözleşmesinin (mal rejimi hariç) hiç bir geçerliliği yok. Bunun dışında medeni kanunlara göre; zaten görev dağılımı ortaktır. Doğum dışında kadının işi, erkeğin işi ayrımı yok… Dinimize göre de bu görev ayrımı zaten yapılmış, bunu tekrar yazıp altına imza mı atmak gerekiyor? Velev ki yazarın dediği gibi sözleşme dahilinde görev tanımları yapıldı; şartlar ve imkanlar değişti ne olacak? Evlilik sözleşmesini tashih mi edeceğiz? Yoksa karşı tarafın eline koz mu vereceğiz?

            …..
            bitmez

        • Aadem diyor ki:

          Ya bu aralar ırmaklar ikiye ayriliyor.bazi irmaklar su kaynagi iken bazı ırmaklar zehir akıtiyor ve kenarina yaklaşan iyi niyetli insanlar o Irmağı alıştığımız su sanıyor. içerse Irmağın verdiği zehire göre ya ölüyor yada kötürüm oluyor.yani irmagin Şiriltisina kanmamak lazım. Birde lafontenden masallara.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Aadem Bey Kardeşim’e…

            Mükemmel analiz…

            Ama sadece Irmak ların değil Gül lerin de çeşitleri var.

            Bazıları bataklıkta, fosptikte yetişir ve etrafa gübre kokusu salar, bazıları da verimli topraklar da yetişir mis gibi kokar. Ama Feminizim masallarıyla büyümüş, korkutulmuş, zehirlenmiş babayiğit görünümlü erkek bunların farkını bilemez ve göremez. Ancak basireti, ilmi ve tecrübesi olanlar bataklık Gül leri ile zehir saçan Irmak ları birbirisinden ayırt edebilir.

            Basiretini tebrik ediyorum kardeşim.

          • Irmak diyor ki:

            bazi Ademler de, seviyesiz yorumlar yazarak seviyelerini belli ediyorlar.

  12. Mehmet diyor ki:

    Ben kendimce bir çözüm buldum
    23 sene eziyetli bir evlilik
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ vatandaşı akrabam olan birinden Boşandım çok şükür
    Tabiiki iç çamaşırımla kaldım
    Çok çok şükür kuzey afrikadan biriyle evlendim
    Adam olduğumun farkına vardım
    Bankamatik değil
    Erkek muamelesi görüyorum
    Şansınızı yurtdışında deneyin
    ALLAHın arzı geniş

    • Abdullah Bir diyor ki:

      MEHMET’e…

      “TÜRKİYE CUMHURİYETİ vatandaşı akrabam olan birinden Boşandım…Çok şükür kuzey afrikadan biriyle evlendim, Adam olduğumun farkına vardım”

      Ben bu filmi daha önce izlemiştim :-)

      Geçte olsa doğru yolu bulan, YABANCI* bir gelin ile ömrünün IKINCI BAHARI’nı yaşayan MUTLU ve HUZURLU TURK ERKEKLERI arasına hoş geldiniz Mehmet bey.

      *Yabancı*:
      Mahalle baskısına YABANCI, Kul hakkı yemeye YABANCI, kocaya zulüm ve işkence etmeye YABANCI, kocayı ATM makınası olarak görmeye YABANCI, cocukları silah olarak kullanmaya YABANCI, cinsel isteksizliğe, soğukluğa, işkenceye, YABANCI…

      …KOCAYA İTAATE, KOCASINA, AİLESİNE SADAKATE, AZA KANAATE, HUZURA, MUTLULUĞA, FITRATA UYGUN KADINLIĞA, TAHKİKİ İMAN SAHİBİ MÜSLÜMANLIĞA AŞİNA, DOST

      • Feyza diyor ki:

        Abdullah abi gomdunuz bizi 😂😂

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        *Yabancı*:
        Mahalle baskısına YABANCI, Kul hakkı yemeye YABANCI, kocaya zulüm ve işkence etmeye YABANCI, kocayı ATM makınası olarak görmeye YABANCI, cocukları silah olarak kullanmaya YABANCI, cinsel isteksizliğe, soğukluğa, işkenceye, YABANCI…

        “Abdullah bir” abi iyi güzel yabancı kadınların olumlu yönlerini sıraladınız da olumsuz tarafları yok mu bu yabancıların?

        Mesela bu konuda benim aklıma gelenler ;

        – namus mefhumunun pek olmaması (13-14 yaşlarında bekaretin yitirilmesi)
        – ev işleri düzeni dediğimiz evi çekip çevirme olgusunun olmaması
        – yemek yapmadaki maharetin azlığı
        – türkçeyi öğrenmesindeki zorluk ve bunun bazen yıllar alması yine külltürel uyum sorunu
        – islamı seçmiş ama tam içselleştirememişse aile hayatında bilhassa çocuk eğitiminde çocuklarına nasıl bir islami terbiye ve şuur vereceğinin mechul olması vb…

        Bu maddeler şimdilik aklıma gelenler belki daha da arttırılabilir. Yani yabancı kadınlar erkeklerin her daim ilgisini çeker. Hatta çevremde bu konuda olumlu şeylerde duyuyorum. Ama yukarıda yazdığım kaygılarda önemsiz olmasa gerek.

        Şahsen yukarıdaki kaygılarımı giderecek birini bulsam ve yabancı dil seviyesim (ingilizce) iyi seviyede olsa bende düşünürdüm. Ama bu kaygılar pek giderilecek gibi olmadığından şu anda oldukça mesafeliyim.

        Ayrıca sizin yabancı hanımla evliliğiniz nasıl oldu? yabancı diliniz nasıl? nasıl tanıştınız? kaç yıllık evlisiniz? önceki eşiniz türk müydü? bu yabancı hanım ilk eşiniz mi ikinci eşiniz mi? vb. sorular aklıma geldi :)) bunları giderecek özet bir evliliğiniz hakkında da bilgi verirseniz çok makbule geçecek :))

        vesselam…

        • Abdullah Bir diyor ki:

          AZMO Kardeşimize…

          Tekrar hoş geldin aramıza, sefalar getirdin.

          YABANCI ifadesinin bir ZAHİR (görünen) birde BATİNİ (derüni, ilk anda görünmeyen, fark edilmeyen) manası var.

          Sen konuyu direkt zahiri manası ( Türk olmayan gelinler, kadınlar) üzerinden ele almışsın. Sanırım yazının altında yaptığım mealde ki inceliği ve derüni :-) açıklamayı gözünden kaçırmışsın. neyse hem senin için hemde senin gibi anlayan insanlar için yazıyı TEFSİR edelim. :-)

          Yukarıda ki yazıda kullandığım YABANCI ifadesinin herkesçe bilinen, anlaşılan TURK OLMAYAN KADIN manası konusunda yazdığın çekincelerde bir yere kadar haklısın.

          Ancak yabancı kadın denildiğinde özellikle bizim kadınlarımızın ( TC vatandaşı olan ve bu toprakların kültürüyle büyümüş ve burada yaşayan kızlar, hanımlar,kadınlar ) gözünün önüne 14-15 yaşında bekaretini kaybetmiş, her önüne gelenle düşüp kalkan, namus anlayışı olmayan, nerede akşam orada sabah, vur patlasın çal oynasın, aile sorumluluğundan bihaber vb şekilde bir yaşam süren kadın, özellikle de RUS KADIN profili geliyor. Bu nedenle de bütün yabancı kadınlara F..hişe gözüyle bakıyorlar.

          Ancak yabancı kadınların geneline uygulanan bu bakış açısı, suizan şeklinde ki yaklaşım tarzı, bakış açısı, ön kabul, toplu ve yargısız infazdır vede KESİNLİKLE DOĞRU DEĞİLDİR.

          Çünkü Türk olmayan her kadın Rus, Fransız, Alman vb ırka, namus anlayışına, yaşam sekline, kultürüne, dinine sahip DEĞİLDİR.

          Global bir köy olan dünyamızda EHLİ SÜNNET MÜSLÜMAN inancına sahip ama TÜRK olmayan birçok millet vardır.

          Boşnak, Azeri, Malay, Endonazyalı, Hintli, Pakıstanlı, Phlipinli, Arnavut, Rus, Kazak, Tacik, İran, arap vb ırk ve milletlere mensup ve o ülkelerde yaşayan bekaret, namus ve ahlak anlayışı İslam dinine uygun yüz binlerce kız ve kadın var.

          Bu kadınların içerisinde de ailesini, ülkesini geride bırakmış ve bu ülkeye gelin gelmiş, yuva kurmuş, coluk çocuk sahibi olmuş yüzbinlerce kız ve kadın var.

          Bu kadınların tamamına da YABANCI GELİN denir.

          Ayrıca ülkemizde ki kadınların genelinin kendilerine rakip gördükleri için Namussuz, ahlaksız hatta f..hişe olarak yaftaladıkları Gürcü, Rus vb coğrafyanın kadınlarının bir kısmı da Türk bir erkekleri ile evlendikten, yuva kurduktan sonra kocalarına ve ailelerine sadık ev hanımı, bir hanımefendi oluyor. Ben bunun örneklerini yakınen biliyorum.

          Özellikle yaşantısında İslami hassasiyetler (içki, haram yiyecekler vb) ve ibadetler (namaz, oruç, tesettür vb) konularda gevşek, dikkatsiz, lakayt olan Türk erkekleri ile evlenen Gürcü ve Rus kadınlar evlenme aşamasında ve sonrasında maddi, ahlaki, sadakat, aile hukuku vb konularda kocaları ile ciddi sorunlar yaşamadığı gibi ülkemizde ki KLASİK EVLİLİKLERDE (Türk kızı ve Türk erkeği arasında ki evlilikler) temel sıkıntı, çatışma, mutsuzluk kaynağı olan erkeğin cinsel beklentilerini de fazlasıyla karşılamaktalar.

          ÖZETLE;

          Kadında ki “Ahlak ve Namus” anlayışını kadının iki bacak arası arasına ve bekarete (kızlık zarına) hapseden, bu konuda ( bekaret) tabusu olan, evleneceğim insan kesinlikle “kız oğlan kız” olacak düşüncesinde ki erkekler Rusya, Gürcistan vb coğrafyanın kızlarını portföylerinden çıkartsınlar.

          Çünkü bizde kızlarda ki namus ve ahlak anlayışının tek göstergesi, olmazsa olmazı kabul edilen “bekaret-kızlık zarı” (???) o gölgenin kızlarında 15-16 yaşından sonra KUSUR kabul ediliyor.

          Ancak, Azerbaycan, Malezya, Arap yarımadası, Pakistan, Tacikistan vb ülkelerde ki namus anlayışı ülkemizde ki namus anlayışıyla aynı.

          Yani o ülkelerin genelinde de tıpkı ülkemizde olduğu gibi
          “Bakire Kız = Namuslu Kız” anlayışı hakim.

          Ama o ülkelerde yaşayan bakire kızların sahip oldukları bekareti evleneceği erkeği maddi anlamda soyup soğana cevirmek için kullanma veya “ben bakireyim, gencim, güzelim ve çok değerliyim, bunun içinde BULUNMAZ HİNT KUMAŞI muamelesi görmek benim hakkım. Benimle evlenmek isteyen erkek ne istersem yapmak ve almak zorunda” demek gibi bir TERBİYESİZLİK, ŞIMARIKLIK, AHLAKSIZLIK ve NAMUSSUZLUK yapma düşüncesi ve şansı yok.

          Ayrıca o bölgelerde 20-30 yaşları civarında evlenme çağında olan bir kıza kendisinden 8-10-12 yaş büyük bir erkek talip olduğunda ” ben senin gibi kartlaşmış, kocamış birine mi kadım, elimi sallasam ellisi, sen git dengin bul kart zampara” vb sözler ile erkeği aşağılama lüksü hiç yok.

          Veya 18-19 yaşlarında evlenmiş ama bir sebepten dolayı kendisi 25-30 yaş civarında iken kocası ölmüş veya kocasından boşanmış bir kadının kendisini 2. veya 3. hanım olarak almak isteyen bir erkeğe bizim Türk ve sözde Müslüman kadınların yaptığı gibi “git işine manyak herif, ömür boyu bekar kalırım da senın 2. karın olmam” vb ahlaksız sözlerle nefsine uyup ömrünün kalanını bekar ve yalnız geçirme düşüncesi de söz konusu değil.

          Sonuç olarak;

          Zahiri (bilinen/görünen/anlaşılan) manasıyla YABANCI olan kadınların çoğunluğu, kendisini “Müslüman Kadın” olarak tanımlayan bizdeki kız ve kadınların aksine Tahkiki İman sahibi Müslüman Kadın Profiline, ahlakına ve namusuna YABANCI ve UZAK DEĞİL.

          Ancak seninde yazdığın gibi yabancı kadınlarla evlenmenin de farklı zorlukları ve sıkıntıları var. Buda inkar edilemez bir gerçek.

          Mesela, Türk erkeği farklı bir ülkede, coğrafyada, kültürde doğmuş ve büyümüş bir kız/kadın ile evlendiğinde problem olan ilk konu evlendiği kızın/kadının arkadaşlarından, akrabalarından ve ailesinden ayrı kalmasının getireceği özlem, yeni ve bilmediği bir ülkede ve insanlar arasında olmasının ona yükleyeceği gariplik, yalnız duygusudur. Bu duygunun evliliğe ciddi zararlar vermemesi için yabancı gelinin özellikle Türkiyeye geldiği ilk anı takip eden ilk iki yılda en az 2 veya 3 defa memleketine, ailesinin yanına ( mümkünse Türk kocasıyla beraber) gitmesi bu sorunu büyük oranda ortadan kaldırmaya yetecektir.

          Bütün bunları yapabilmek için de yabancı bir kadın ile evlenen Türk erkeğinin en az aylık 7-10 bin tl arası bir gelirinin olması gerekir.

          Diğer taraftan;

          İletişimde kullanılan ortak bir dil olmaması da taraflar arasında ilk zamanlarda tam manasıyla ve doğru anlaşma anlamında ciddi problemlere sebep olur.

          Evliliğin ilk dönemlerinde yabancı gelin için bu duygular ve ortak dili kullanamama duygularını, isteklerini ve tepkilerini tam ve doğru olarak anlatmada yaşayacağı zorluklar görünürde sadece yabancı gelin için, ancak gerçekte ise her iki taraf içinde ciddi manada yorucu olur.

          Tarafların aralarında ki iletişimde her ikisinin de ana dili olmayan bir dili mesela ingilizceyi çok iyi seviyede de olsa kullanmaları da bu sorunu ortadan kaldırmaya yetmemektedir.

          Bu durumda yapılacak en iyi sey yabancı gelinin en kısa surede Türkçeyi öğrenmesidir. Yabancı kadınlarla yapılan evliliklerde yabancı gelinin beraberinde getirdiği küçük bir çocuğu (3-5-7 yaş civarı) varsa o çocuk annesinden daha hızlı ve kolay sekilde türkçe öğrenmekle kalmaz, annesinin de daha hızlı ve daha kolay şekilde türkçe öğrenmesine sebep olur. Ayrıca yabancı gelinin çeşitli sosyal faaliyetler de (İsmek vb kurslar, komşuluk ilişkileri, Türk akraba ziyaretleri, şehir içi gezileri vb aktiviteler) bulunması Türkçeyi,Türk kültürünü öğrenme ve Türkiye ye alışma sürecinin kısalmasına yardımcı olacaktır.

          Tarafların yemek kültürü ve alışkanlıkları farkı ise kısa süre de çözülecek türde küçük detaylardandır.

          Dipnot:
          Mecbur kalmadıkca kendi özel hayatımla ilgili detaylı bilgi vermiyorum AZMO kardeşim. Ama senin ve burada ki diğer insanların şahsımın yazdıklarıyla iligili kafalarında ki şüphelerin ortadan kalkması ve yazdıklarımın tecrübe ve bilgilere dayalı gerçekler olduğuna inanmaları için kendim ve hanımım ile ile ilgili kısa bilgileri paylaşmakta mahsur görmüyorum.

          Ben 49 yaşında lisans üstü akademik eğitim sahibi sosyal iletişim uzmanıyım. İlk hanımım kendisiyle dini için ve şeriat hukukuna göre evlendiğim, ancak boşanırken medeni (???) hukuka göre (madden ve manen) canıma okuyan, ilkokul mezunu bir Müslüman (???) Türk kızıydı.

          Mevcut karım ise daha önce bir evlilik yapmış, kocasından boşanmış, ilk evliliğinden çocuğu olmayan 33 yaşında, halasının vasıtasıyla tanıştığım, ben istediğim için mezhebini değiştiren, tesettüre giren, namaza başlayan, çocuk psikoloğu bir Azeri hanımefendi. Ancak şu anda ben istemediğim ve diplomasına denklik almadığımız için halihazırda Türkiye de resmi olarak mesleğini yapmıyor.

          Birbirimizi iyi tanıyacak ve yukarıda ifade ettiğim sıkıntıları (dil, kültür, yemek, Türkiye de yasama vb) ortadan kaldırmaya yetecek ve mutlu olacak kadar uzun süredir evliyiz.

          Ayrıca çok yakın arkadaşlarımın ikisi MALEZYALI, birisi BELARUSLU, birisi KAZAKİSTAN, yine yakınen bildiğim birisi TACİKİSTAN, birisi AZERİ ve biriside RUS kadınlar ile evli. Yabancı gelinlerin birisi hariç diğerlerinin karakterlerini, ruh durumlarını, mutlu olduklarını biliyorum, kendilerini yakınen tanıyorum. Yani özetle burada yabancı gelinlerle ilgili paylaştığım bilgileri işkembeden sallamıyorum… :-)

          Selametle kal, Rabbim senin hakkında hayırlı olanı sana nasip etsin…

          • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

            Hoşbulduk Abdullah Bir abi. Yeterince doyurucu bilgiler vermişsin zahmet verdik hakkını helal et.

            Ancak bir noktaya açıklık getirmek isterim şöyle ki, kadının namuslu olmasının tek şartı bekaretini muhafaza etmesi gibi bir şey söylediğim anlaşılmış sanki. Ancak ben bir kadın bakire ise eşittir yüzde yüz namusludur diye bir şey kasdetmedim. Çünkü bende çok iyi biliyorum ki bakire olupta flörtü/sevgilisiyle başka haltlar yiyen kızlar var. Şimdi bu tip kızlar bakire olduklarından dolayı namuslu mu oluyorlar şimdi? tabiki kocaman bir Hayır!

            Aslında bekaretin kaybı (kızın kendi rızasıyla tabi) belkide namussuzluğun en uç noktası olduğundan o örneği verdim. Yoksa namussuzluk eşittir sadece bekaretin kaybı değildir. Bugün bakire olupta aslında namus mefhumundan çok uzak bir hayat yaşayan başörtülü/baş açık bir çok kız var memlekette!

            Umarım demek istediğim anlaşılmıştır Abdullah bir abi.

            Yabancı kadın konusuna gelince, umarım sizinde arkadaşlarınızın da mutluluğunuz bir ömür devam eder inşallah…

            Selametle Kalınız…

            Vesselam…

          • Abdullah Bir diyor ki:

            AZMO’ya..

            Helal olsun…
            Paylaştığımız bilgilerle sana ve bu konuda doğru bilgi peşinde koşan samimi Müslüman erkeklere faydalı olabildiysek elhamdulillah…

            Ayrıca BEKARET=AHLAK=NAMUS yanılsaması, aldatmasıyla ilgili sözlerim ve açıklamalarım sana değil, BEKARET OLGUSU’nu, KIZLIK ZARI SAPLANTISI’nı olmazsa olmaz ve tabu olarak gören ANAERKİL zihin yapısının, toplum baskısının etkisinde düşünen ve yaşayan kısır, sığ ve sabit düşünceli erkeklere idi.

            Kaldı ki anaerkil düşünce seklini, zihinsel ve yaşam sekli olarak bu yapıya teslim olmuş aileleri ve o ailelernin oğullarını çok iyi tanıyan “ahlaksız ve namussuz kadınlar” mutlaka düğün gecesinde olmalı, kesinlikle ertelenemez olarak görülen ZİFAF veya GERDEK denilen ve erkeğe göre kutsal olan o ritüel sırasında daha önce başka erkekler ile yedikleri halt, yaptıkları ahlaksızlıklar, namussuzluklar ortaya çıkmasın diye o gece için yapmadıkları sahtekarlık ve dolandırıcılık kalmıyor.

            Kendisinin erkekliğini ve sözde evlendiği karısının namusunu kapı önünde bekleyen akraba kadına ispat etmeye odaklanmış/kilitlenmiş ve hedefinde 3-5 damla kandan başka bir şey olmayan yurdumun saf erkeğini gerdek gecesini adet zamanına denk getirerek vb yöntemlerle aldatmak gerçekte ahlaksız, serefsiz ve namussuz ama görünürde Müslüman bir kadın için hiçte zor olmayan bir sey.

            Diğer tarafta ise kendisiyle evlenmek isteyen erkeğe (kendisine sorulduğu taktirde) dürüstce yasadığı bütün ilişkileri net ve açıkca anlatan yabancı ( Rus, Gürcü, Fransız, vb) veya evleneceği erkek sormadan daha önce baska erkek ile yasadıklarını anlatan yerli bir kadın.

            Aklı başında, normal düşünen ve kadını çok seven bir Türk erkeğinin tercihi hangi kadın olurdu?

            Benim daha önce ve yukarıda yazdığım yazıda üzerinde durduğum temel konulardan birisi bu farkı, vede anaerkil toplumun baskısında olduğu için algı operasyonuna maruz kalan erkekleri ve bu baskı neticesinde düğün/gerdek gecesinde sahtekarlığa, ahlaksızlığa ve zihinsel namussuzluğa yönelen kadınların durumunu deşifre etmekti.

            Böyle bir durumda kim daha ahlaksız, kim daha şerefsiz, namuslu kadın kim veya hangi kadın daha namussuz?

            Bu soruların cevabının o erkek tarafından net olarak verilmesi doğru bir tercihin ve sağlıklı bir yuvanın olmazsa olmazıdır.

            Gerçekleri öğrendiğinde o erkeğin kararı ve işin sonucu ne olursa olsun evlenecek her erkeğin hanımı/karısı ve cocuklarının annesi olacak kadının geçmişi, ahlakı ve namusu hakkında kesin ve doğru bilgilere sahip olması gerekir.

            Düğünden önce hanım adayı hakkında ki gerçekleri öğrendikten sonra vereceği karar ise tamamen kendi kararı olmalı, verdiği, vereceği karar ne olursa olsun o kadın ile evlenme seklinde olursa da bir ömür boyu o kararının arkasında durmalıdır.

            Çünkü yalanlar, namussuzluk, ahlaksızlık ve aldatma üzerine bina edilen evlilikler de huzur da, mutluluk da, berekette olmaz.

            Dipnot: Burada yazdıklarım senin şahsına değil, senin şahsında tüm okuyucularadır, lütfen üzerine alınma AZMO kardeşim.

  13. Bilinçli erkek diyor ki:

    Erkeklerin ezilmemek için yapması şart olan şeyler:

    1- Asla evlenmemek (evlenen erkek bir ömür boyu şımarık bir kadının prenseslik hayallarinin sponsorluğunu yapmayı kabul etmiş demektir)

    2- Kadınlarla mümkün olduğunca muhatap olmamak. (İşin ucunda ölüm bile olsa, mesela şehirler arası yolda kaza yapmış bir kadın gördüğünüzde, yanınızda şahitlik yapabilecek biri veya kamera yoksa asla durup yardım edilmemeli)

    3- İşveren konumunda ki erkekler asla kadın çalışan almamalı

    4- Erkek öğretmenler kız erkek farketmeksizin bütün öğrencilere yüksek not vermeli. (sınavdan bağımsız) ve kız öğrencilerle asla konuşmamalı ve aynı ortamda dahi bulunmamalı. (Bir kız öğrenci rahatsızlanırsa olay en yakında ki kadın öğretmene bildirilmeli ve asla kızla aynı ortamda bulunulmamalı)

    Bunlar arttırılabilir.

    Hayatta kalabilmek için bunlara dikkat etmeliyiz. Aman beyler dikkat. Tuzağa düşmeyelim.

    • Yahya diyor ki:

      Sn. Bilinçli Erkek,

      Yazdıklarınız tamamen Zayıf ve Korkak Erkek nitelikleri…

      1. Müslüman erkek evlenir… İmanını tamamlamak (…)

      2. Müslüman erkek gerektiği kadar kadınlarla muhatap olur.
      Eğer ıssız bir yolda kaza yapmış kadına durup yardım ettikten sonra size iftira atılıyorsa, bu da Allah’tandır.

      3. Faaliyet gösterilen sektöre göre değişir ancak genel itibariyle haklısınız. Yinede kadınlarla muhatap olmak gerekiyorsa, sınırları bellidir, gerektiği kadardır.

      4. Evhama gerek yoktur. Müslüman öğretmen adaletli ve gerektiği gibi davranır.

      [Hasbunallahu ve ni’mel vekil]

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Yahya Bey Kardeşime…

        Şimdi sana çok kırıldım ve kızdım…

        Yazının altına benimde imza atmam için neden bana yer ayırmadın be kardeşim. :-)

        Şaka bir tarafa AKILLI, MÜSLÜMAN, TECRÜBELİ ve MANTIKLI bu ifadelerin için Allah razı olsun Yahya kardeşim.

        Çünkü pireye kızılıp yorgan yakılmaz.

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      “Dipnot: Burada yazdıklarım senin şahsına değil, senin şahsında tüm okuyucularadır, lütfen üzerine alınma AZMO kardeşim.”

      Alınmıyorum Abdullah abi :)) bir önceki mesajda yanlış anlaşıldığımı bir an düşünmüştüm o yüzden yazmıştım.

      Benim bir arkadaşım var ingilizcesi çok iyi sürekli turist gezdiriyor geçenlerde karşılaşmıştık. O da bana yabancı kızlar içi-dışı bir dürüstler demişti. Bizim kızlar için içleri dışları farklı demişti.

      Sende zaten benzer şeyler söylüyorsun abi demek ki yabancı kız/kadınlar noktasında genel olarak aynı şeyler söyleniyor. Bakalım yerli hanımlardan umudumuzu kesersek o zaman belki irtibata geçeriz abi :))

      selametle kalınız…

      vesselam…

  14. Murat diyor ki:

    Hocam tek kelime ile olayı en can alıcı noktasından aktarmissiniz Allah (c.c) razı olsun ama maalesef siyasilerin bu konuyu çok ciddiye aldığını düşünmüyorum ve cezasını toplum olarak hepimiz çekeceğiz.

  15. ahmet diyor ki:

    tebrik ederim sema hanım. şimdi kadınlar adına iyi gibi görünen durum ilerleyen zamanlarda sıkıntıları çoğaltacak. 20 yıl sonra evlenecek erkeği zor bulursunuz bu kafayla.

  16. Kadjar diyor ki:

    Ahlaksızlık o kadar çoğaldıkı, Son zamanlarda ayrılan kadınlar kendisi ve çocuğundan gelen nafakaların kesilmemesi için evlenmeden sevgili dost hayatı yaşar hale geldi.

  17. Uğur diyor ki:

    Cahiliye devrinde kızlar hor görülüp diri diri gömülürmüş. Yakın gelecekte erkek çocuklar horlanıp diri diri gömülecek korkarım. Güçlü kadın sloganının sonu budur

  18. Orhan diyor ki:

    “28 şubat mağdurları hâlâ hapiste, fetö mağdurları öyle, iftira ile delilsiz belgesiz binlerce insan hapiste, genç evli erkekler hapiste, yüzbinlerce erkek evinden atılmış, milyonlarca erkek eski karısına nafaka ödemesi yüzünden mağdur, kimi hapiste kimi kendini zor geçindiriyor, binlerce çocuk babalarından koparılmış…”
    HİLAFSIZ SÖYLÜYORUM DÜN AÇIKLANAN YÜZ PROJE ŞU MAZLUMLARI TESKİN EDERMİ? Ne BU KADAR SIKINTILAR MASUMLARIN FERYADI OLMASIN?!!!!!!

    • ismet badem diyor ki:

      Manevi bir fırtına büyüyerek devam edecek, dua edelim de hepimizi boğmasın :( başlardakilerin başlarına akıl versin Rabb’im

      • Aadem diyor ki:

        Manevi fırtına büyüyor zaten.ama kalpleri var hissetmezler, gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar.Bu kadar masum babanın, çocuğun Arşa ulaşan ahlari tabiki deprem olup yeri yaracak sel olup önüne geleni mahvedecek, firtina olup evleri apartmanlari şehirleri kagit gibi devirecek, yokluk kıtlık kol gezecek, bereket olmayacak, suçlar artacak, güven bitecek, anaya babaya büyüğe hürmet kalmayacak, aile kalmayacakki güçlüsu kalsin.

        Güçlü kadın mi dediniz? Güçlü dediginiz kadınlar kurtarsin yukardaki felaketlerden.Allah Vekildir, masum ve güçsüzlere.Allah muntekimdir masum ve güçsüzlerin intikamini almada.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

" Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için, dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyorlar. " ( İmam Gazali)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku