Güçlü Kadın – Ezilen Erkek = Güçlü Türkiye midir?

04 Ağustos 2018Sema Maraşlı28 Yorum »

7_b

Son yıllarda kadın kelimesine bir “Güçlü” sıfat eklendi. Devlet yetkililerinin, kadın derneklerinin, kadınların dilinden hiç düşmüyor. Medya deseniz o da aynı yolda. İçinde “Güçlü Kadın” kelimesi geçmeyen bir gazete okuma imkanımız kalmadı neredeyse.

Güçlü Kadın” deyince ne kast ediliyor, tam olarak belli değil, zira “Güçlü Kadın” tanımı yapılmıyor. Sadece söylemlerden anladığımız kadarıyla; üniversite eğitimi alan, çalışan, para kazanan, kariyer yapan, mevki makam sahibi, dediğim dedik, kadınlar kast ediliyor.

Seçim döneminde KADEM ve Ak Partili kadınlar “Güçlü Kadın Güçlü Türkiye” sloganı kullandılar. Slogan kulağa hoş geliyor da içini dolduran söylem yine yok. Sürekli bir kadın istihdamından, kadınların çalışma hayatına daha çok girmesinden bahsediliyor.

İhtiyacı olan kadın ve çalışmak isteyen kadın zaten çalışıyor. Fakat evinde oturup çocuklarını büyütmek isteyen kadınları niye zorla çalışma hayatına ittirmeye çalışıyorsunuz? Çalışmak istemeyenlerin bir kısmı toplum baskısından çalışıyor sonra da çocuklarımı kendim büyütemedim diye vicdan azabı çekiyor. Ayrıca memlekette bu kadar iş sahası varsa bu kadar işsiz erkek niye var?

Kadınlar kalkınmanın öznesi olacak” bile dendi. Kadınlar kalkınmanın öznesi olunca ailenin neyi olur?

Kadının anneliğinden, eş rolünden, toplumu inşaa rolünden bahsedilmiyor.

“Güçlü kadın, mutlu kadın” gibi bir algı yaratılıyor, oysa “güçlü kadın” olmak mutluluk sebebi değil, tam aksi mutsuzluk sebebi olabiliyor. Stres, depresyon, yalnızlık güçlü diye tanımlanan kadınların en büyük problemleri.

Güçlü kelimesi insanda sıfat olarak kullanılınca iğreti duruyor. “Güçlü kadın” tanımlamasında “güçlü” sıfatı ne kadar iğreti duruyorsa, güçlü erkek ya da güçlü çocuk da iğreti duruyor. Belki mutlak güç Allah’a ait olduğu içindir. Birinin ya da bir cinsiyetin bazı güçlerinden bahsetmek ayrı bir konu, onu tümden “güçlü” diye tanımlamak rahatsız edici geliyor bana. Aciz yaratılmış, bir nefeslik canı olan insan için güçlü tanımı pek uygun durmuyor.

Güçlü tanımı kurumlar ya da devlet için belki kullanılabilir. “Güçlü Aile Güçlü Devlet” olsa slogan toplumun bilinçaltına doğru mesajlar gidebilir. Güçlü yerine başka bir sıfat bulunsa daha iyi olabilir. Ailenin içinden kadını çekiştirip çıkarıp kalkınmanın öznesi yapmanın ne kadınlara ne de topluma bir faydası olmaz. 

Güç vurgusundan sonra en çok eşitlik ve özgürlük türküsü tutturulmuş gidiyor. Kadın özgür olduğunda değil, aile olduğunda mutludur. Aksi halde İngiltere gibi yakın zamanda Yalnızlar Bakanlığı’na ihtiyaç duyarız.

Gelinim Güçlü Olsun

Gücü sömürülmüş erkekler güç kazanmak için güçlü kızlarla evlenmek istiyor. Anneler de oğullarının güçlü kızlarla evlenmesini istiyorlar. Oğlunun evlenmesini istediğini söyleyen bir hanımefendiye aradıkları özellikleri sordum. İlk söylediği özellik “Güçlü olsun” dedi. Çok şaşırdım, sebebini sordum. Çünkü oğlu evin sorumluluklarını üstlenemezmiş. Gelin hem iyi eğitim almış, hem çalışan hem de evin sorumluluklarını üstlenecek vasıfta güçlü bir kız olmalıymış.

Oğlu sadece işine gidip gelir başka işlerle uğraşamazmış. O zaman dışarıda çalışmayan kız iste, evin sorumluluğunu üstlensin, yok çalışan kız istiyorlar. Hem dışarıda çalışacak hem evde çalışıp ayrıca da evin sorumluluğunu üstlenecek, sonra da iyi eş, iyi anne, iyi gelin olacak…

Güçlü kadın” diye kadınlara gaz verip taşıyamayacakları ağır yükleri kadınlara yüklüyorlar. Ağır yüklerin altında kalan kadınlar da sinirli, agresif, öfkeli, sert kadınlar oluyor.

Kimse kusura bakmasın “gücü” eşeği vurulan semer gibi, daha fazla yük taşısın diye kadınların sırtına vuruyorlar. Kadınlar da bunu iyi bir şey zannediyor.

Hem evin sorumlulukları hem iş hayatı hem ailelerin beklentileri derken bu ağır yükün altında kalan kadın, bu yükleri taşımakta zorlanınca birinden vazgeçmek zorunda kaldığında çoğunlukla evlilikten vazgeçmeyi tercih ediyor. Zira toplum güce tapar hale gelmiş ve çoğunluk da popüler söylemleri tercih ediyor.

Tabii bu güce tapınmanın dinimizde, manevi hayatımızda yeri nedir, bunlar hiç konuşulmuyor. 

Bir de şu var ki “güçlü olmazsan erkek seni ezer” diye kadın ve erkeği birbirine düşman edecek söylemler de kadınların bilinçaltına işleniyor. Bu kez kadın ortada ezen bir koca olmadığı halde normal bir davranışı bile kötüye yorumluyor ve ezilme korkusuyla ezmeyi tercih ediyor. Kadınların pek çoğu ezilme paranoyasında yaşıyor. 

Güçlü kadın karşısında erkeğin durumu ise hiç konuşulmuyor. Erkeğin adı bile yok.

Ezilen Erkek

Kadını güçlendirmek için yapılan bir çalışma da erkeklerin güçsüzleştirilmesi, ezilmesi. 

Medya tarafından erkekler sürekli şiddetle, sapkınlıkla anılıp aşağılanıyor, gözden düşürülüyor.

Kanunlar zaten kadınların tarafında. Çalışma hayatında olmayan kadınlar da kanunlarla güçlendirilmeye çalışılıyor.

İstanbul sözleşmesi sonrası, 6284 kanun maddesi kadınların eline sopa olarak verildi. Erkek canını mı sıktı, at evden gitsin. Nasıl geçinirim diye merak etme, bu evden attığın adamdan sana nafaka bağlarız geçinir gidersin.

Erkeklerin eşlerine seslerin bile yükseltmeleri suç sayılırken, kadınlar her türlü hakareti yapıyorlar fakat bunun bir cezası yok. “Kadındır ne yapsa yeridir” mantığı hakim oldu.

Erkekler artık kadınlardan korkuyor, evlenmekten korkuyor. Özgüveni kaybolmuş, ezilmiş, güçleri sömürülmüş, kadın karşısında her daim haksız bulunmuş ezik erkekler topluluğundan vatan adına nasıl bir hayır bekleniyor acaba? 

Kadının aile kurmasına bir teşvik yok fakat boşanmasına teşvik çok. Boşanacak mısın hiç merak etme hiç bekleme. Eski kocadan tazminat, mal paylaşımı bir de bağlarız nafakayı geçinir gidersin. İstersen de senelerce boşanmaz adamı süründürürsün. 

Çocuğu mu göstermek istemiyorsun, olur gösterme. Görmek istiyorsa haczetsin, devletin kasasına da üç beş kuruş girsin. Babanın psikolojisi, çocuğun psikolojisi hiç önemli değil!

Uygulanan bu yanlış politikalar sebebi ile kadınlar erkeklerin üzerine basarak güçlenmeye ve yükselmeye çalışıyorlar.

Varsa bir maharetiniz erkeği ezmeden kadını güçlendirin.

Kadın hakaret eder, cezalandırılmaz, iftira atar cezalandırılmaz.

Kadın adeta bir ilah yerine konuluyor ve kadın beyanı ile delilsiz belgesiz erkekler ceza alıyor. Bu mudur kadını güçlendirmek?

İftira atan, kocasını evden attıran kadınlara mı kaldı ülkemizin güçlenmesi!

Ya da eski kocasına kini yüzünden çocuğunu babasından kaçıran, zerrece çocuğuna acımayan merhametsiz kadınlara mı kaldı!

Ya da nafaka ile eski kocanın sırtından geçinip üstüne bir de yeni erkek bulup haksızlıktan ve haramdan zerrece korkmayan kadınlara mı kaldı ülkenin gücü, geleceği, kalkınması! 

Bu güç ezen, yok eden bir güç. Bize merhametli, onaran, inşaa eden bir güç lazım. Bu inşaa eden güç, kadının yaratılışında zaten var.  Üstü örtülmeye çalışılan o cevheri ortaya çıkarmak lazım. 

Aile içimizdeki vatandır. Aidiyet hissi olmazsa insan kendini boşlukta hisseder. Kadın da erkek de çocuk da ailede kendini güvende görür. 

Devletler ancak sağlam aile yapıları ile güçlü olabilirler. Aile vatandır, vatanımızı korumamız lazım.

Kadınları kışkırtarak ortaya çıkan güç ancak yıkıcı bir güç oluyor. Güçlü kadın ve ezilen erkek, ailenin yok olduğu bir ülke demektir. 

 “Zulm ile âbâd olanın ahiri berbad olur.”  Velev ki erkekler ezilerek, kadınların güçlendiği bir ülke ne kadar süre âbad olabilir? Yapılan zulümler ile o âbad olma süresi bile yok belki ülkenin.

Her taraftan bir saldırı var. Ekonomi kötüye gidiyor, dış ülkeler sürekli diş biliyor. Biz hep görünen sebeplere bakıyoruz. 

Rasullullah efendimize dil uzatan bir bir kişiyi çölde aslan parçalamıştı. Bakarsan sebep aslan oysa o aslanı gönderen var.

28 şubat mağdurları hâlâ hapiste, fetö mağdurları öyle, iftira ile delilsiz belgesiz binlerce insan hapiste, genç evli erkekler hapiste, yüzbinlerce erkek evinden atılmış, milyonlarca erkek eski karısına nafaka ödemesi yüzünden mağdur, kimi hapiste kimi kendini zor geçindiriyor, binlerce çocuk babalarından koparılmış…

Memlekette bu kadar zulüm arşı alayı titretirken ülkenin güçlenmesini bekleyen boşa bekler. Önce bu zulümlerin bitmesi lazım. Yoksa memlekete yılan da sırtlan da bela olur. 


Okunma Sayısı : 7.198

Yorum yapın

“Güçlü Kadın – Ezilen Erkek = Güçlü Türkiye midir?” için 28 Yorum

  1. Hukukcu diyor ki:

    Bu ülkede kademe göre politikalar ayarlandigi sürece ne aile ne de millet ayakta kalabilir basiretsizligi kendilerine şiar edinenler zulüm leri altında kalmaya mahkumdur

  2. Ahmet diyor ki:

    Allah sizden razı olsun Sema hanım. Türkiye’nin en temel sorununa değindiniz. Bizler her gün çocuğumuzdan ayrı kalma, EYS, süresiz nafaka, nafaka artırım davaları, avukat ve mahkeme masraflari, çocuk icrası, haksız mal paylaşımı sorunlarıyla karşı karşıyayız. Artık yaşamayı bize haram etti haksızlık üzerine kurulan yasalar. Siz bizim sesimiz oldunuz, size minnettarız mağdurlar olarak. Saygılarımla!

  3. HÜSEYİN BULUT diyor ki:

    Geçmişte olduğu gibi halen bugün dahi aynı yanlışlıklar devam etmektedir. Kadının güçlendirilmesinden söz edilmektedir. Buda bir yanlıştır. Kadını değil, özellikle Aileyi güçlendirmek gerektiği vurgulanmalıdır.
    Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: “Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Beyhakî, VII/ 81) buyururlarken. Ya biz bugün ne diyoruz: devlet kanadından Kadının güçlendirilmesininden söz edilince, bazı kardeşlerimiz “evlenip boşanmaktan” korkarak Erkeklerin evlenmeme-sinden söz etmektedirler.
    “Beyler sakın evlenmeyin. Kadınlarla her türlü ilişkiden koparak sadece kendi hedeflerinize yönelin. Evlilik şu durumda erkeğin kendi idam fermanını imzalaması-dır. Sakın ha bu tuzağa düşmeyin. Mutlu bir yaşantı için MGTOW olun. (Yani kendi yoluna giden erkekler) Bu akımda evlilik ve kadınlarla uzun süreli ilişkiler yasak, sadece kendi hedeflerine yönelme var. Kesinlikle tavsiye ederim.”

    • Yahya diyor ki:

      Biz istikamet üzere dosdoğru gideriz.
      Biz, sizler gibi “sağa” veya sola sapmayız.
      Bizim ilişkilerimiz olmaz, sadece nikahlı hanım(lar)ımız olur.

      Bize iftira atanlar, tuzaklar kuranlar, düşmanlık besleyenler; uçaktan paraşütsüz(!!!) atlayana benzer…bazısı 10 dak.’ya bazısı 45 dak.’ya en nihayetinde yere çakılırlar!

      Denemesi mi? – bedava-

      *Kesinlikle tavsiye ederim!*

  4. Serap diyor ki:

    Bence bazı konular abartılmış.Erkeğin ezilmesi ne ya!Hani kadınlar şikayet ediyor,adam üç ay yaklaşmama veya başka ceza alıyor,bir fırsatını bulunca hemen kadını öldürüyor.Hatta hızını alamıyor,kadının anasını ,babasını önüne geleni de vuruyor.Ben tarifteki güçlü kadınlardanım ama eşimi edebilmek için elinden geleni yapıyor.Psikolojik şiddet son zamanlamakta fiziksel şiddet..hiçbir şey yapamıyorum çoçuklardan dolayı.o maddeyi bilmiyorum ben.addm tehdit ediyor,asla boşamaz

    • Fatih Murat diyor ki:

      SERAP HANIM’a…

      “Ben tarifteki güçlü kadınlardanım, o maddeyi bilmiyorum, hiçbir şey yapamıyorum”

      Bence siz ya güçlü bir kadın olmaktan vazgeçin, o maddeyi bilmemeye ve hiç bir sey yapmamaya devam edin. Çevrenizde sizi gazlayan başka boşanmış kadınların gazına gelerek o maddeleri ( 6284 saylı yasa) kocanıza karşı kullanmayın.

      Aksi taktirde zıvanadan çıkartığınız kocanız da sizin yazınızda bahsettiğiniz sekil de sinirlerine ve nefsine hakim olamadığı, akli melekelerini kaybettiği ve BİR FIRSATINI BULDUĞUN DA size zarar verebilir.

      Güçlü kadın kimliğinizle Kocanıza BAR ( engel, barikat, set) değil, YAR olun…

      • Serap diyor ki:

        Çevremde beni gazlayan,boşanmış hiçkimse yok.Tam tersi herkes fedakarca evliliğini sürdürüyor.(benim gibi)İkincisi eşimi zıvanadan çıkartma yorumu nasıl acımasızca ve haksızca bir yorum.üçüncüsü eşime yar olabilmek için elimden geleni yapıyorum ama ezilen,yıpratılan,eziyet edilen yine kadın.Ben yazıdaki çoğu fikre katılmıştım bazıları abartılı gelmişti.Ezilen erkek vardır tabii ama benim çevremde asla öyle bir örnek yok.Hep huysuz,eziyet eden kocalar…

        • Yahya diyor ki:

          Akıllı kadın eğer isterse, erkeğine “emret karıcım” deritmesini bilir… (tavsip etmesemde…)

    • canmehmet diyor ki:

      Değerli Serap Hanım, Bir uygulamada en iyi gösterge sonuçtur. İçerisinde olduğumuz noktada maalesef evlilikler azalmış, boşanmalar artmış, eşler diğerine güvenmiyor, “aile yuvası” pansiyon olmuş, çocuklar da “başbelası!” yakın tarihe kadar: kızlarımızın, kızkardeşlerimizin ve annelerimizin, cahil ve vicdan yoksunları tarafından ezildiği bir gerçektir. Ancak, bunu toplumun geneline vurduğumuzda gerçek durum nedir? Bu konuda bir istatistik olduğunu sanmıyorum. Bir gereklilik veya Avrupa Birliği’ne verilen sözlerden dolayı 6284 sayılı yasa’nın (kadının korunması adına) çıkarıldığını biliyoruz. Ancak: İst/Kadıköy semtinde görev yapan polisler, “bu yasadan sonra kadınlar daha fazla şiddet görmeye başladılar” Demektedir. (Bu konu değerlendirilmelidir) Şimdi benim yaşadıklarım: Yetişkin üç erkek, bir kız evladımız var. Eşim, kırk yıllık evlilikten sonra, nedensiz olarak ortak konuta ağır bir tadilat yaptırdı ve biz tadilat esnasında bir bina ötemizde oturan bekar evladımızın evine taşındık. Tadilat sonrası eşim bizimle eve (hiçbir neden olmadan) dönmedi. Çocuklarımız, iyi eğitimli ve birlikte aile şirketinde çalışıyorduk. Ben o dönemde (hissemi devrederek) emekliye ayrıldım. Eşime, dönememe sebebini öğrenmek için telefon açtığımda cevap vermedi, iki mektup yazdım, onları da cevapsız bıraktı. Bu arada eşimin yaşadığımız konuta bir yıl evvel “aile konutu şerhi” koydurduğunu öğrendik, amacı bana evi sattırmamak, gerçeğinde ne ihtiyacımız ne bir niyetimiz var. Avukatıma, gerçek niyetini öğrenmek için, evin üzerindeki “aile konutu şerhi”nin kaldırılması için dava açalım dedim ve açtık, eşim bu davanın hemen arkasından ,”kendisini 3 yıldır aldattığımı, fiziksel şiddet uyguladığımı” ileri sürerek boşanma davası açtı. Arkasından da oğlumuzun evinde konfor içerisinde yaşamasına rağmen “kalacak yeri olmadığı” beyanı ile, evi mahkemeden kendisine tahsis ettirdi, bu yetmemiş olacak ki, 2 aylık koruma kararı ile beni kapının önüne koydurdu. Koruma kararına itiraz ettiğimde, “bir gerekçe aranmaz” denilerek reddedildi. birinci koruma kararından sonra, 2 kez daha 4’er aylık toplam 10 aylık uzaklaştırma kararı aldırdı. Bu arada eşimle görüşmüyor ve eve gitmiyorum. 4.cü uzaklaştırma talebine, boşanma davasının görüldüğü mahkeme, bir olay olmadığı için talebini reddetti. Eşim (avukatı) hemen nöbetçi mahkemeye, ağır iftiralarla yeni bir koruma talebi istemiş, mahkeme de davanın görüldüğü mahkemece reddi dikkate almadan 6 aylık olarak, 4. kez uzaklaştırma kararı vermiş, tüm uzaklaştırma kararlarına itiraz ettiğim gibi buna da etttik. “Mahkeme: bir gerekçeye ihtiyaç yok, şiddet uygulamadığımı, tehdit etmediğimi ben ispat etmeliymişim” manasında reddetti. (Kara mizah) Sokaktaki vatandaş bilir ki, bir iddia, sahibi tarafından ispat edilir. 4.uzaklaştırma bitince, aynı mahkemeden bu kez yeni bir karar değil, 6 aylık uzatma almışlar, diğerlerinde olduğu gibi bu da yalan ve iftira temelli, Eşimle üç yıldır görüşmüyorum. Bir telefon iletişimim yok. (Bu arada TBMM’de durumumu anlattım.Onlarda yargıya karışmadıklarını mektupla bildirdiler. Yasayı kendileri çıkarmamış gibi) ) En son şöyle bir çözüm bulduk: Eşim, tüm uzaklaştırma taleplerini iftira üzerine aldığına göre ben de, “suç isnadı” suç uydurma davası açmak için savcılığa dilekçe verdim, ifadem alındı, şimdi eşim, iftiralarını ispat etmek zorunda değilse, kendisini ağır bir ceza beklemektedir. Özet: Ömründe değil eşime, çocuklarına dahi yüksek sesle hitap etmemiş; bırakınız aldatmayı, aklından geçirmemiş babalarını gördükçe: Bekar olan iki erkek evladım, “evlenmeyeceklerini, evlenirlerse imam nikahı ile evlenebileceklerini söylüyorlar. Eşimin (öğrendiğimize göre) derdine gelirsek: “öz çocuklarımızın birlikte kurduğumuz şirkette, talebeliklerinden itibaren gece gündüz çalışarak birer ev almaları”ymış. kendisinden mal kaçırmışız. Ben, şimdi boş bir ofis odasında yaşamımı sürdürmekteyim. (Eşimin gittiğimiz evlilik danışmanında benim hakkımda söylediği: “çocuklarını iyi yetiştirdi, yardımsever bir insan” ve işte (6284 sayılı yasa) dürüst bir insanın hikayesi. Tüm bunlara rağmen: Alemleri Rabbi, haksızlığın karşılığını yarına bırakır, ancak, yanına bırakmaz. Allahuekber!

  5. Mehmet diyor ki:

    Ben kendimce bir çözüm buldum
    23 sene eziyetli bir evlilik
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ vatandaşı akrabam olan birinden Boşandım çok şükür
    Tabiiki iç çamaşırımla kaldım
    Çok çok şükür kuzey afrikadan biriyle evlendim
    Adam olduğumun farkına vardım
    Bankamatik değil
    Erkek muamelesi görüyorum
    Şansınızı yurtdışında deneyin
    ALLAHın arzı geniş

    • Abdullah Bir diyor ki:

      MEHMET’e…

      “TÜRKİYE CUMHURİYETİ vatandaşı akrabam olan birinden Boşandım…Çok şükür kuzey afrikadan biriyle evlendim, Adam olduğumun farkına vardım”

      Ben bu filmi daha önce izlemiştim :-)

      Geçte olsa doğru yolu bulan, YABANCI* bir gelin ile ömrünün IKINCI BAHARI’nı yaşayan MUTLU ve HUZURLU TURK ERKEKLERI arasına hoş geldiniz Mehmet bey.

      *Yabancı*:
      Mahalle baskısına YABANCI, Kul hakkı yemeye YABANCI, kocaya zulüm ve işkence etmeye YABANCI, kocayı ATM makınası olarak görmeye YABANCI, cocukları silah olarak kullanmaya YABANCI, cinsel isteksizliğe, soğukluğa, işkenceye, YABANCI…

      …KOCAYA İTAATE, KOCASINA, AİLESİNE SADAKATE, AZA KANAATE, HUZURA, MUTLULUĞA, FITRATA UYGUN KADINLIĞA, TAHKİKİ İMAN SAHİBİ MÜSLÜMANLIĞA AŞİNA, DOST

      • Feyza diyor ki:

        Abdullah abi gomdunuz bizi 😂😂

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        *Yabancı*:
        Mahalle baskısına YABANCI, Kul hakkı yemeye YABANCI, kocaya zulüm ve işkence etmeye YABANCI, kocayı ATM makınası olarak görmeye YABANCI, cocukları silah olarak kullanmaya YABANCI, cinsel isteksizliğe, soğukluğa, işkenceye, YABANCI…

        “Abdullah bir” abi iyi güzel yabancı kadınların olumlu yönlerini sıraladınız da olumsuz tarafları yok mu bu yabancıların?

        Mesela bu konuda benim aklıma gelenler ;

        – namus mefhumunun pek olmaması (13-14 yaşlarında bekaretin yitirilmesi)
        – ev işleri düzeni dediğimiz evi çekip çevirme olgusunun olmaması
        – yemek yapmadaki maharetin azlığı
        – türkçeyi öğrenmesindeki zorluk ve bunun bazen yıllar alması yine külltürel uyum sorunu
        – islamı seçmiş ama tam içselleştirememişse aile hayatında bilhassa çocuk eğitiminde çocuklarına nasıl bir islami terbiye ve şuur vereceğinin mechul olması vb…

        Bu maddeler şimdilik aklıma gelenler belki daha da arttırılabilir. Yani yabancı kadınlar erkeklerin her daim ilgisini çeker. Hatta çevremde bu konuda olumlu şeylerde duyuyorum. Ama yukarıda yazdığım kaygılarda önemsiz olmasa gerek.

        Şahsen yukarıdaki kaygılarımı giderecek birini bulsam ve yabancı dil seviyesim (ingilizce) iyi seviyede olsa bende düşünürdüm. Ama bu kaygılar pek giderilecek gibi olmadığından şu anda oldukça mesafeliyim.

        Ayrıca sizin yabancı hanımla evliliğiniz nasıl oldu? yabancı diliniz nasıl? nasıl tanıştınız? kaç yıllık evlisiniz? önceki eşiniz türk müydü? bu yabancı hanım ilk eşiniz mi ikinci eşiniz mi? vb. sorular aklıma geldi :)) bunları giderecek özet bir evliliğiniz hakkında da bilgi verirseniz çok makbule geçecek :))

        vesselam…

        • Abdullah Bir diyor ki:

          AZMO Kardeşimize…

          Tekrar hoş geldin aramıza, sefalar getirdin.

          YABANCI ifadesinin bir ZAHİR (görünen) birde BATİNİ (derüni, ilk anda görünmeyen, fark edilmeyen) manası var.

          Sen konuyu direkt zahiri manası ( Türk olmayan gelinler, kadınlar) üzerinden ele almışsın. Sanırım yazının altında yaptığım mealde ki inceliği ve derüni :-) açıklamayı gözünden kaçırmışsın. neyse hem senin için hemde senin gibi anlayan insanlar için yazıyı TEFSİR edelim. :-)

          Yukarıda ki yazıda kullandığım YABANCI ifadesinin herkesçe bilinen, anlaşılan TURK OLMAYAN KADIN manası konusunda yazdığın çekincelerde bir yere kadar haklısın.

          Ancak yabancı kadın denildiğinde özellikle bizim kadınlarımızın ( TC vatandaşı olan ve bu toprakların kültürüyle büyümüş ve burada yaşayan kızlar, hanımlar,kadınlar ) gözünün önüne 14-15 yaşında bekaretini kaybetmiş, her önüne gelenle düşüp kalkan, namus anlayışı olmayan, nerede akşam orada sabah, vur patlasın çal oynasın, aile sorumluluğundan bihaber vb şekilde bir yaşam süren kadın, özellikle de RUS KADIN profili geliyor. Bu nedenle de bütün yabancı kadınlara F..hişe gözüyle bakıyorlar.

          Ancak yabancı kadınların geneline uygulanan bu bakış açısı, suizan şeklinde ki yaklaşım tarzı, bakış açısı, ön kabul, toplu ve yargısız infazdır vede KESİNLİKLE DOĞRU DEĞİLDİR.

          Çünkü Türk olmayan her kadın Rus, Fransız, Alman vb ırka, namus anlayışına, yaşam sekline, kultürüne, dinine sahip DEĞİLDİR.

          Global bir köy olan dünyamızda EHLİ SÜNNET MÜSLÜMAN inancına sahip ama TÜRK olmayan birçok millet vardır.

          Boşnak, Azeri, Malay, Endonazyalı, Hintli, Pakıstanlı, Phlipinli, Arnavut, Rus, Kazak, Tacik, İran, arap vb ırk ve milletlere mensup ve o ülkelerde yaşayan bekaret, namus ve ahlak anlayışı İslam dinine uygun yüz binlerce kız ve kadın var.

          Bu kadınların içerisinde de ailesini, ülkesini geride bırakmış ve bu ülkeye gelin gelmiş, yuva kurmuş, coluk çocuk sahibi olmuş yüzbinlerce kız ve kadın var.

          Bu kadınların tamamına da YABANCI GELİN denir.

          Ayrıca ülkemizde ki kadınların genelinin kendilerine rakip gördükleri için Namussuz, ahlaksız hatta f..hişe olarak yaftaladıkları Gürcü, Rus vb coğrafyanın kadınlarının bir kısmı da Türk bir erkekleri ile evlendikten, yuva kurduktan sonra kocalarına ve ailelerine sadık ev hanımı, bir hanımefendi oluyor. Ben bunun örneklerini yakınen biliyorum.

          Özellikle yaşantısında İslami hassasiyetler (içki, haram yiyecekler vb) ve ibadetler (namaz, oruç, tesettür vb) konularda gevşek, dikkatsiz, lakayt olan Türk erkekleri ile evlenen Gürcü ve Rus kadınlar evlenme aşamasında ve sonrasında maddi, ahlaki, sadakat, aile hukuku vb konularda kocaları ile ciddi sorunlar yaşamadığı gibi ülkemizde ki KLASİK EVLİLİKLERDE (Türk kızı ve Türk erkeği arasında ki evlilikler) temel sıkıntı, çatışma, mutsuzluk kaynağı olan erkeğin cinsel beklentilerini de fazlasıyla karşılamaktalar.

          ÖZETLE;

          Kadında ki “Ahlak ve Namus” anlayışını kadının iki bacak arası arasına ve bekarete (kızlık zarına) hapseden, bu konuda ( bekaret) tabusu olan, evleneceğim insan kesinlikle “kız oğlan kız” olacak düşüncesinde ki erkekler Rusya, Gürcistan vb coğrafyanın kızlarını portföylerinden çıkartsınlar.

          Çünkü bizde kızlarda ki namus ve ahlak anlayışının tek göstergesi, olmazsa olmazı kabul edilen “bekaret-kızlık zarı” (???) o gölgenin kızlarında 15-16 yaşından sonra KUSUR kabul ediliyor.

          Ancak, Azerbaycan, Malezya, Arap yarımadası, Pakistan, Tacikistan vb ülkelerde ki namus anlayışı ülkemizde ki namus anlayışıyla aynı.

          Yani o ülkelerin genelinde de tıpkı ülkemizde olduğu gibi
          “Bakire Kız = Namuslu Kız” anlayışı hakim.

          Ama o ülkelerde yaşayan bakire kızların sahip oldukları bekareti evleneceği erkeği maddi anlamda soyup soğana cevirmek için kullanma veya “ben bakireyim, gencim, güzelim ve çok değerliyim, bunun içinde BULUNMAZ HİNT KUMAŞI muamelesi görmek benim hakkım. Benimle evlenmek isteyen erkek ne istersem yapmak ve almak zorunda” demek gibi bir TERBİYESİZLİK, ŞIMARIKLIK, AHLAKSIZLIK ve NAMUSSUZLUK yapma düşüncesi ve şansı yok.

          Ayrıca o bölgelerde 20-30 yaşları civarında evlenme çağında olan bir kıza kendisinden 8-10-12 yaş büyük bir erkek talip olduğunda ” ben senin gibi kartlaşmış, kocamış birine mi kadım, elimi sallasam ellisi, sen git dengin bul kart zampara” vb sözler ile erkeği aşağılama lüksü hiç yok.

          Veya 18-19 yaşlarında evlenmiş ama bir sebepten dolayı kendisi 25-30 yaş civarında iken kocası ölmüş veya kocasından boşanmış bir kadının kendisini 2. veya 3. hanım olarak almak isteyen bir erkeğe bizim Türk ve sözde Müslüman kadınların yaptığı gibi “git işine manyak herif, ömür boyu bekar kalırım da senın 2. karın olmam” vb ahlaksız sözlerle nefsine uyup ömrünün kalanını bekar ve yalnız geçirme düşüncesi de söz konusu değil.

          Sonuç olarak;

          Zahiri (bilinen/görünen/anlaşılan) manasıyla YABANCI olan kadınların çoğunluğu, kendisini “Müslüman Kadın” olarak tanımlayan bizdeki kız ve kadınların aksine Tahkiki İman sahibi Müslüman Kadın Profiline, ahlakına ve namusuna YABANCI ve UZAK DEĞİL.

          Ancak seninde yazdığın gibi yabancı kadınlarla evlenmenin de farklı zorlukları ve sıkıntıları var. Buda inkar edilemez bir gerçek.

          Mesela, Türk erkeği farklı bir ülkede, coğrafyada, kültürde doğmuş ve büyümüş bir kız/kadın ile evlendiğinde problem olan ilk konu evlendiği kızın/kadının arkadaşlarından, akrabalarından ve ailesinden ayrı kalmasının getireceği özlem, yeni ve bilmediği bir ülkede ve insanlar arasında olmasının ona yükleyeceği gariplik, yalnız duygusudur. Bu duygunun evliliğe ciddi zararlar vermemesi için yabancı gelinin özellikle Türkiyeye geldiği ilk anı takip eden ilk iki yılda en az 2 veya 3 defa memleketine, ailesinin yanına ( mümkünse Türk kocasıyla beraber) gitmesi bu sorunu büyük oranda ortadan kaldırmaya yetecektir.

          Bütün bunları yapabilmek için de yabancı bir kadın ile evlenen Türk erkeğinin en az aylık 7-10 bin tl arası bir gelirinin olması gerekir.

          Diğer taraftan;

          İletişimde kullanılan ortak bir dil olmaması da taraflar arasında ilk zamanlarda tam manasıyla ve doğru anlaşma anlamında ciddi problemlere sebep olur.

          Evliliğin ilk dönemlerinde yabancı gelin için bu duygular ve ortak dili kullanamama duygularını, isteklerini ve tepkilerini tam ve doğru olarak anlatmada yaşayacağı zorluklar görünürde sadece yabancı gelin için, ancak gerçekte ise her iki taraf içinde ciddi manada yorucu olur.

          Tarafların aralarında ki iletişimde her ikisinin de ana dili olmayan bir dili mesela ingilizceyi çok iyi seviyede de olsa kullanmaları da bu sorunu ortadan kaldırmaya yetmemektedir.

          Bu durumda yapılacak en iyi sey yabancı gelinin en kısa surede Türkçeyi öğrenmesidir. Yabancı kadınlarla yapılan evliliklerde yabancı gelinin beraberinde getirdiği küçük bir çocuğu (3-5-7 yaş civarı) varsa o çocuk annesinden daha hızlı ve kolay sekilde türkçe öğrenmekle kalmaz, annesinin de daha hızlı ve daha kolay şekilde türkçe öğrenmesine sebep olur. Ayrıca yabancı gelinin çeşitli sosyal faaliyetler de (İsmek vb kurslar, komşuluk ilişkileri, Türk akraba ziyaretleri, şehir içi gezileri vb aktiviteler) bulunması Türkçeyi,Türk kültürünü öğrenme ve Türkiye ye alışma sürecinin kısalmasına yardımcı olacaktır.

          Tarafların yemek kültürü ve alışkanlıkları farkı ise kısa süre de çözülecek türde küçük detaylardandır.

          Dipnot:
          Mecbur kalmadıkca kendi özel hayatımla ilgili detaylı bilgi vermiyorum AZMO kardeşim. Ama senin ve burada ki diğer insanların şahsımın yazdıklarıyla iligili kafalarında ki şüphelerin ortadan kalkması ve yazdıklarımın tecrübe ve bilgilere dayalı gerçekler olduğuna inanmaları için kendim ve hanımım ile ile ilgili kısa bilgileri paylaşmakta mahsur görmüyorum.

          Ben 49 yaşında lisans üstü akademik eğitim sahibi sosyal iletişim uzmanıyım. İlk hanımım kendisiyle dini için ve şeriat hukukuna göre evlendiğim, ancak boşanırken medeni (???) hukuka göre (madden ve manen) canıma okuyan, ilkokul mezunu bir Müslüman (???) Türk kızıydı.

          Mevcut karım ise daha önce bir evlilik yapmış, kocasından boşanmış, ilk evliliğinden çocuğu olmayan 33 yaşında, halasının vasıtasıyla tanıştığım, ben istediğim için mezhebini değiştiren, tesettüre giren, namaza başlayan, çocuk psikoloğu bir Azeri hanımefendi. Ancak şu anda ben istemediğim ve diplomasına denklik almadığımız için halihazırda Türkiye de resmi olarak mesleğini yapmıyor.

          Birbirimizi iyi tanıyacak ve yukarıda ifade ettiğim sıkıntıları (dil, kültür, yemek, Türkiye de yasama vb) ortadan kaldırmaya yetecek ve mutlu olacak kadar uzun süredir evliyiz.

          Ayrıca çok yakın arkadaşlarımın ikisi MALEZYALI, birisi BELARUSLU, birisi KAZAKİSTAN, yine yakınen bildiğim birisi TACİKİSTAN, birisi AZERİ ve biriside RUS kadınlar ile evli. Yabancı gelinlerin birisi hariç diğerlerinin karakterlerini, ruh durumlarını, mutlu olduklarını biliyorum, kendilerini yakınen tanıyorum. Yani özetle burada yabancı gelinlerle ilgili paylaştığım bilgileri işkembeden sallamıyorum… :-)

          Selametle kal, Rabbim senin hakkında hayırlı olanı sana nasip etsin…

          • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

            Hoşbulduk Abdullah Bir abi. Yeterince doyurucu bilgiler vermişsin zahmet verdik hakkını helal et.

            Ancak bir noktaya açıklık getirmek isterim şöyle ki, kadının namuslu olmasının tek şartı bekaretini muhafaza etmesi gibi bir şey söylediğim anlaşılmış sanki. Ancak ben bir kadın bakire ise eşittir yüzde yüz namusludur diye bir şey kasdetmedim. Çünkü bende çok iyi biliyorum ki bakire olupta flörtü/sevgilisiyle başka haltlar yiyen kızlar var. Şimdi bu tip kızlar bakire olduklarından dolayı namuslu mu oluyorlar şimdi? tabiki kocaman bir Hayır!

            Aslında bekaretin kaybı (kızın kendi rızasıyla tabi) belkide namussuzluğun en uç noktası olduğundan o örneği verdim. Yoksa namussuzluk eşittir sadece bekaretin kaybı değildir. Bugün bakire olupta aslında namus mefhumundan çok uzak bir hayat yaşayan başörtülü/baş açık bir çok kız var memlekette!

            Umarım demek istediğim anlaşılmıştır Abdullah bir abi.

            Yabancı kadın konusuna gelince, umarım sizinde arkadaşlarınızın da mutluluğunuz bir ömür devam eder inşallah…

            Selametle Kalınız…

            Vesselam…

          • Abdullah Bir diyor ki:

            AZMO’ya..

            Helal olsun…
            Paylaştığımız bilgilerle sana ve bu konuda doğru bilgi peşinde koşan samimi Müslüman erkeklere faydalı olabildiysek elhamdulillah…

            Ayrıca BEKARET=AHLAK=NAMUS yanılsaması, aldatmasıyla ilgili sözlerim ve açıklamalarım sana değil, BEKARET OLGUSU’nu, KIZLIK ZARI SAPLANTISI’nı olmazsa olmaz ve tabu olarak gören ANAERKİL zihin yapısının, toplum baskısının etkisinde düşünen ve yaşayan kısır, sığ ve sabit düşünceli erkeklere idi.

            Kaldı ki anaerkil düşünce seklini, zihinsel ve yaşam sekli olarak bu yapıya teslim olmuş aileleri ve o ailelernin oğullarını çok iyi tanıyan “ahlaksız ve namussuz kadınlar” mutlaka düğün gecesinde olmalı, kesinlikle ertelenemez olarak görülen ZİFAF veya GERDEK denilen ve erkeğe göre kutsal olan o ritüel sırasında daha önce başka erkekler ile yedikleri halt, yaptıkları ahlaksızlıklar, namussuzluklar ortaya çıkmasın diye o gece için yapmadıkları sahtekarlık ve dolandırıcılık kalmıyor.

            Kendisinin erkekliğini ve sözde evlendiği karısının namusunu kapı önünde bekleyen akraba kadına ispat etmeye odaklanmış/kilitlenmiş ve hedefinde 3-5 damla kandan başka bir şey olmayan yurdumun saf erkeğini gerdek gecesini adet zamanına denk getirerek vb yöntemlerle aldatmak gerçekte ahlaksız, serefsiz ve namussuz ama görünürde Müslüman bir kadın için hiçte zor olmayan bir sey.

            Diğer tarafta ise kendisiyle evlenmek isteyen erkeğe (kendisine sorulduğu taktirde) dürüstce yasadığı bütün ilişkileri net ve açıkca anlatan yabancı ( Rus, Gürcü, Fransız, vb) veya evleneceği erkek sormadan daha önce baska erkek ile yasadıklarını anlatan yerli bir kadın.

            Aklı başında, normal düşünen ve kadını çok seven bir Türk erkeğinin tercihi hangi kadın olurdu?

            Benim daha önce ve yukarıda yazdığım yazıda üzerinde durduğum temel konulardan birisi bu farkı, vede anaerkil toplumun baskısında olduğu için algı operasyonuna maruz kalan erkekleri ve bu baskı neticesinde düğün/gerdek gecesinde sahtekarlığa, ahlaksızlığa ve zihinsel namussuzluğa yönelen kadınların durumunu deşifre etmekti.

            Böyle bir durumda kim daha ahlaksız, kim daha şerefsiz, namuslu kadın kim veya hangi kadın daha namussuz?

            Bu soruların cevabının o erkek tarafından net olarak verilmesi doğru bir tercihin ve sağlıklı bir yuvanın olmazsa olmazıdır.

            Gerçekleri öğrendiğinde o erkeğin kararı ve işin sonucu ne olursa olsun evlenecek her erkeğin hanımı/karısı ve cocuklarının annesi olacak kadının geçmişi, ahlakı ve namusu hakkında kesin ve doğru bilgilere sahip olması gerekir.

            Düğünden önce hanım adayı hakkında ki gerçekleri öğrendikten sonra vereceği karar ise tamamen kendi kararı olmalı, verdiği, vereceği karar ne olursa olsun o kadın ile evlenme seklinde olursa da bir ömür boyu o kararının arkasında durmalıdır.

            Çünkü yalanlar, namussuzluk, ahlaksızlık ve aldatma üzerine bina edilen evlilikler de huzur da, mutluluk da, berekette olmaz.

            Dipnot: Burada yazdıklarım senin şahsına değil, senin şahsında tüm okuyucularadır, lütfen üzerine alınma AZMO kardeşim.

  6. Bilinçli erkek diyor ki:

    Erkeklerin ezilmemek için yapması şart olan şeyler:

    1- Asla evlenmemek (evlenen erkek bir ömür boyu şımarık bir kadının prenseslik hayallarinin sponsorluğunu yapmayı kabul etmiş demektir)

    2- Kadınlarla mümkün olduğunca muhatap olmamak. (İşin ucunda ölüm bile olsa, mesela şehirler arası yolda kaza yapmış bir kadın gördüğünüzde, yanınızda şahitlik yapabilecek biri veya kamera yoksa asla durup yardım edilmemeli)

    3- İşveren konumunda ki erkekler asla kadın çalışan almamalı

    4- Erkek öğretmenler kız erkek farketmeksizin bütün öğrencilere yüksek not vermeli. (sınavdan bağımsız) ve kız öğrencilerle asla konuşmamalı ve aynı ortamda dahi bulunmamalı. (Bir kız öğrenci rahatsızlanırsa olay en yakında ki kadın öğretmene bildirilmeli ve asla kızla aynı ortamda bulunulmamalı)

    Bunlar arttırılabilir.

    Hayatta kalabilmek için bunlara dikkat etmeliyiz. Aman beyler dikkat. Tuzağa düşmeyelim.

    • Yahya diyor ki:

      Sn. Bilinçli Erkek,

      Yazdıklarınız tamamen Zayıf ve Korkak Erkek nitelikleri…

      1. Müslüman erkek evlenir… İmanını tamamlamak (…)

      2. Müslüman erkek gerektiği kadar kadınlarla muhatap olur.
      Eğer ıssız bir yolda kaza yapmış kadına durup yardım ettikten sonra size iftira atılıyorsa, bu da Allah’tandır.

      3. Faaliyet gösterilen sektöre göre değişir ancak genel itibariyle haklısınız. Yinede kadınlarla muhatap olmak gerekiyorsa, sınırları bellidir, gerektiği kadardır.

      4. Evhama gerek yoktur. Müslüman öğretmen adaletli ve gerektiği gibi davranır.

      [Hasbunallahu ve ni’mel vekil]

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Yahya Bey Kardeşime…

        Şimdi sana çok kırıldım ve kızdım…

        Yazının altına benimde imza atmam için neden bana yer ayırmadın be kardeşim. :-)

        Şaka bir tarafa AKILLI, MÜSLÜMAN, TECRÜBELİ ve MANTIKLI bu ifadelerin için Allah razı olsun Yahya kardeşim.

        Çünkü pireye kızılıp yorgan yakılmaz.

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      “Dipnot: Burada yazdıklarım senin şahsına değil, senin şahsında tüm okuyucularadır, lütfen üzerine alınma AZMO kardeşim.”

      Alınmıyorum Abdullah abi :)) bir önceki mesajda yanlış anlaşıldığımı bir an düşünmüştüm o yüzden yazmıştım.

      Benim bir arkadaşım var ingilizcesi çok iyi sürekli turist gezdiriyor geçenlerde karşılaşmıştık. O da bana yabancı kızlar içi-dışı bir dürüstler demişti. Bizim kızlar için içleri dışları farklı demişti.

      Sende zaten benzer şeyler söylüyorsun abi demek ki yabancı kız/kadınlar noktasında genel olarak aynı şeyler söyleniyor. Bakalım yerli hanımlardan umudumuzu kesersek o zaman belki irtibata geçeriz abi :))

      selametle kalınız…

      vesselam…

  7. Murat diyor ki:

    Hocam tek kelime ile olayı en can alıcı noktasından aktarmissiniz Allah (c.c) razı olsun ama maalesef siyasilerin bu konuyu çok ciddiye aldığını düşünmüyorum ve cezasını toplum olarak hepimiz çekeceğiz.

  8. ahmet diyor ki:

    tebrik ederim sema hanım. şimdi kadınlar adına iyi gibi görünen durum ilerleyen zamanlarda sıkıntıları çoğaltacak. 20 yıl sonra evlenecek erkeği zor bulursunuz bu kafayla.

  9. Kadjar diyor ki:

    Ahlaksızlık o kadar çoğaldıkı, Son zamanlarda ayrılan kadınlar kendisi ve çocuğundan gelen nafakaların kesilmemesi için evlenmeden sevgili dost hayatı yaşar hale geldi.

  10. Uğur diyor ki:

    Cahiliye devrinde kızlar hor görülüp diri diri gömülürmüş. Yakın gelecekte erkek çocuklar horlanıp diri diri gömülecek korkarım. Güçlü kadın sloganının sonu budur

  11. Orhan diyor ki:

    “28 şubat mağdurları hâlâ hapiste, fetö mağdurları öyle, iftira ile delilsiz belgesiz binlerce insan hapiste, genç evli erkekler hapiste, yüzbinlerce erkek evinden atılmış, milyonlarca erkek eski karısına nafaka ödemesi yüzünden mağdur, kimi hapiste kimi kendini zor geçindiriyor, binlerce çocuk babalarından koparılmış…”
    HİLAFSIZ SÖYLÜYORUM DÜN AÇIKLANAN YÜZ PROJE ŞU MAZLUMLARI TESKİN EDERMİ? Ne BU KADAR SIKINTILAR MASUMLARIN FERYADI OLMASIN?!!!!!!

    • ismet badem diyor ki:

      Manevi bir fırtına büyüyerek devam edecek, dua edelim de hepimizi boğmasın :( başlardakilerin başlarına akıl versin Rabb’im

      • Aadem diyor ki:

        Manevi fırtına büyüyor zaten.ama kalpleri var hissetmezler, gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar.Bu kadar masum babanın, çocuğun Arşa ulaşan ahlari tabiki deprem olup yeri yaracak sel olup önüne geleni mahvedecek, firtina olup evleri apartmanlari şehirleri kagit gibi devirecek, yokluk kıtlık kol gezecek, bereket olmayacak, suçlar artacak, güven bitecek, anaya babaya büyüğe hürmet kalmayacak, aile kalmayacakki güçlüsu kalsin.

        Güçlü kadın mi dediniz? Güçlü dediginiz kadınlar kurtarsin yukardaki felaketlerden.Allah Vekildir, masum ve güçsüzlere.Allah muntekimdir masum ve güçsüzlerin intikamini almada.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

Rasulullah Efendimizin yaptığı bir dua. Bu kıymetli hadisi Şerifi öğrenelim bolca okuyalım inşallah. Kaynak: Ebu Dâvud

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku