Hayat Eskisinden Daha mı Zor?

11 Mart 2017Ziyaeddin Halid İpek12 Yorum »

halid2Bir akşam dolmuşla evime gidiyordum. Dolmuşu süren ve aynı dolmuşun sahibi olan şoför hayatının ne kadar zor olduğundan bahsediyordu. “Hayat önceden daha kolaydı, artık iyice zorlaştı” demişti. Bunları derken son model bir dolmuşu sürmesi bana şu soruyu sordurttu. Hakikaten hayat eskisinden daha mı zordu?

Başka bir yolculuğumda otobüste küçük bir dua kitabı okuyordum. Yoldan bir süre sonra 70-80 yaşlarında bir amca yanıma oturdu. Ne çok şık ne de çok yavan giyinmiş orta boylu tam bir Anadolu insanıydı. Dua kitabı okuduğumu görünce “Eski yazı (Kur’an) okuyabiliyor musun evladım” dedi. “Birazcık okuyabiliyorum” dedim.

Kendini bana yakın hissetmiş olacak ki zamanında olan eski yazı yasakları ve ne kadar fakirlik çektiklerini anlatmaya başladı. Köyde 6 kardeş bir ayakkabıyı giymek zorunda oldukları günlerden bahsetti. 6 kardeş 1 plastik lastik giyiyordu. Düşündüm. Bugün belki bir kişinin 6 tane ayakkabısı vardı.

O gün değil ama daha sonraki zamanlarda amcanın dediği tarihlerden önceki zamanlar nasıldı acaba diye düşündüm. Osmanlı zamanlarını düşündüm. Bitmek bilmeyen savaşlar ve isyanlar. Belki de her 10 senede bir hatta daha fazla sıklıkla. Doğada bir gece kalmış biri bile 2-3 sene ve hatta daha uzun süren savaşların ne kadar çileli olabileceğini tam olmasa da anlayabilir.

Savaşı yaşayan kişiler açısından düşünün. Soğukta, gece tir tir titrerken yarın ölüp, ölmeyeceğinizin bir garantisi yokken susuz, aç, uykusuz bir şekilde durmadan yollardasınız. En yakın arkadaşlarınız ölüyor. Evde eşiniz, çocuğunuz var. Siz onlardan belki yıllarca haber alamıyorsunuz.

Peki, geride kalanlar için? Kocanız cephede, ölüp, ölmediğinden bile haberiniz yok. Bakmanız gereken çocuklar var fakat savaş zamanı. Nereden yemek bulacaksınız? O çocukları ne ile besleyeceksiniz? Bugün 6 aylık bir askerlik bile aileler için bu kadar problem olurken kocanızı ölebileceği bir sefere yollamak. 2-3 yıl boyunca hatta daha fazla…

Daha da öncesine dönelim. Hep şunu düşünürüm, mesela dünyamızın gidişatına şikâyet ediyoruz. Karamsar davranıyoruz. Acaba Müslümanlar gün yüzü görmeyecek mi diye düşünüyoruz. Müslümanlar zulüm altında diyoruz. Peki, Moğol istilasının önünde olan bir Müslüman olarak düşünün kendinizi? Eviniz ve şehriniz yanmış. Ne malınız var, ne de mülkünüz. Belki anneniz, babanız, kocanız, karınız veya çocuklarınız savaşta öldürülmüş. Dünya tarihinin gördüğü en büyük istila ve siz hiç çıkışınız olmadığını düşünüyorsunuz. Ölen babanız, anneniz, kocanız, eşiniz veya çocuklarınız için hüngür hüngür ağladığınızı düşünün. Sadece o kişileri düşünün. Onlar o gün belki artık hiç toparlanamayacaklarını düşünüyorlardı. Ancak toparlandılar. Tarihin en büyük imparatorluklarından birini kurdular.

Geçenlerde tanıdığım yaşlı bir teyze şöyle demiş. “Padişahlar gibi yaşıyoruz.”  Hakikaten de öyle. Tek tuşa basıyoruz ışıklar açılıyor. Tek tuşa basıyoruz kapanıyor. Çeşmeyi açıyoruz su geliyor. Bulaşığımızı, çamaşırımızı yıkayan, yemeklerimizi taze tutan makinalarımız var. Dünyanın öbür yanında olanı bir makineden görebiliyoruz. Eskiden 1 ayda gidilen mesafeyi 2 saatte gidiyoruz. Eğer acıkırsak yemek yapıyoruz, yapamazsak dışarıda yiyoruz. Hatta dışarı bile çıkmıyoruz. Kapımıza getiriyorlar. Yataklarımız yumuşacık. Yemeklerimiz çeşit çeşit. Birde bunları koca bir devletin sorumluluğunu almadan elde ediyoruz. Sizce de bazen biraz fazla şikayet etmiyor muyuz?

Bugün en büyük derdiniz ne? Üniversiteyi nasıl bitiririm? Bir ev parası denk getirebilsek iyi olacak? Acaba araba alabilecek miyim? Çok yiyorum kilo mu aldım? Şu işi şu tarihe yetiştiremezsem ne yaparım? İyi bir iş bulabilecek miyim? Evlenebilecek miyim? Askerliği aradan çıkarsam ne güzel olur? Bence bunlar oldukça lüks dertler.

Bu yazıyı muhtemelen bir bilgisayar başında, tok, uykunuzu almış ve yarın acaba ailemi biri öldürür mü korkusu olmadan okuyorsunuz Hala hayat eskisinden daha mı zor diye düşünüyorsunuz? O zaman bir kere daha düşünün!

 

Okunma Sayısı : 3.682

Yorum yapın

“Hayat Eskisinden Daha mı Zor?” için 12 Yorum

  1. havva diyor ki:

    farkındalığı arttırıcı çok güzel bir yazı olmuş. Ne kadar şükretsek de azdır.

  2. HATİCE Durmaz diyor ki:

    muhteşem bir yazi olmuş kaç saattir münazara yarışmam için böyle bir yazı arıyordum çok teşekkürler gerçekten de şuan sahip olduğumuz şeyler için şükretmeliyiz

  3. sennur diyor ki:

    hayat ZOR değil ,
    hemi de hiç zor değil ,
    zor olan DÜŞÜNCE TARZIMIZ , olaylara bakış açımız , değerlendirmelerimiz….

    NEFİS , HEVA VE HEVES in peşinden gidip , onları asla doyuramamak ,
    RUH umuzu da ARINDIRMAMAK tan kaynaklı , kendi dünyamızın dertlerini ÇOOOK görüp ,
    yakın çevremizi göremeyip ,
    ŞÜKÜR EKSİKLİĞİ yaşamak….

  4. Sümeyye diyor ki:

    Halid bey, yine üzerinde durulması gereken bir konuya değinmişsiniz Allah razı olsun.
    Bahsettiğiniz gibi geçmiş nesillere baktığımız da onların yerinde olsak ne yapardık. Biraz üstümüzdeki neslin bile ne zorluklar gördüğünü zaman zaman dinleriz. Anneannem sıklıkla bahseder onların zamanında hayatın ne kadar zor olduğunu ne çabalarla okuduklarını, köylerinde sadece birkaç tane kurân kitabı olup ve de gizli, saklı bir şekilde kurân öğrendiklerinden bahseder. Babaları 13 yıl askerlik yapmış uzun süre haber alamayınca öldüğünü bile düşünmüşler. Anneannelerimiz, dedelerimiz hani eski toprak diye tabir edilir ya, onlara bakıp yaşadıklarını dinlediğimizde ne kadar lüks yaşadığımız ortada. Biz onlara göre lüks yaşama doğduğumuz için şanslıyız tabi.
    Ama ne yazık ki büyüklerimize baktığımız zaman anlıyorum onlara göre ne kadar da israfcıyız az şükrediyoruz. Onlar zor günleri görüp yaşadıkları için tutumlular. Anneannemden de biliyorum bu kadar tutumlu olduğu halde hep öbür dünyada nasıl hesap vereceğim der. Düşünüyorum da onlar böyle yaşamışken korkuyor. Asıl biz bu kadar lüks içinde iken nasıl hesap veririz. Onların yaşam olanaklarına göre ibadetlerini aksatmamaları, karda kışta, soğuk suyla ibadetlerini aksatmayıp üşenmeyip kılmışlar. O şartlar da bile ibadetlerini aksatmamışlar. Şimdi biz doğalgazlı evler de sıcak sular varken sabah namazına üşeniyoruz. Böyle rahat, sıcacık evlerimiz de ailemizle yaşarken yeterince şükür edebiliyor muyuz? Hani bir yazınızda bahsetmiştiniz izcilik yapma sebeplerinizden birisinin de elinizdeki nimetleri hatırlattığı için olduğunu. Aslında bizler de ne çok nimete sahip olduğumuzu düşünmeli hatırlamalıyız. Geçmişe göre yaşam olanakları ibadet kolaylığı çok şanslıyız elhamdülillah. Ama manevi anlamda da şanslımıyız bilinmez. Yeteri kadar şükredebiliyormuyuz? Yeteri kadar ibadet edebiliyormuyuz? Allah (c.c) bizleri şükür bilen kullarından eylesin bugünlerimizi aratmasım mevlâm.

  5. Yahya diyor ki:

    Sn. Halid Bey,

    Hiç şüphesiz hayat eskiden daha zordu. Bunun tartışılacak tarafı yok.
    Esas soru bu nimetlerin hesabını biz nasıl ödeyeceğiz? Bol bol nimet var şükür yok. İmkanlar geniş gönüller dar. Belâ, musibet ve ceza kaçınılmaz. Rabbim muhafaza etsin inş.

    Selam ve dua ile…

  6. Feyza diyor ki:

    Cagimizin en buyuk hastaliklarindan biri de yalnizlik. Eski insanlar komsusuyla, akrabasiyla o kadar hasir nesirdiler. Sanal dostluklari gercek dostluklara, sanal sevgilileri gercek eslerine tercih etme luksleri yoktu. Insan kiymeti bildikleri icin kendileri de daha cok sayiliyor, seviliyordu. Bir sıkıntıları, dertleri, mutluluklari oldugu zaman canli canli paylasabilecek bir cevreleri vardi.
    Kalabalik aileler birbiriyle yakindilar, iciceydiler. Sila-i rahim telefona ya da bilgisayara indirgenmiyor, bizzat gidip aile buyuklerinin elleri opuluyor hatirlari soruluyordu. Sevilmek insani mutlu kilar.
    Insana ulasmak bu kadar kolay olmadigi icin kiymeti de sanirim daha cok biliniyordu.
    Insanlarin en buyuk sorunu yalnizlik ve doyumsuzluk bana kalirsa. Doyumsuzlukta da yalnizlikta da internetin etkisi buyuk.
    Cunku, internet vasitasiyla surekli ihtiyac citamizi yuksektiyoruz. Eskiden kisitli cevresindeki insanlarin maddiyatiyla kendini kiyaslayip sorun eden insanoglu, simdi bir dunya insan ile ugrasiyor.
    Eskiden komsusu su esyayi almis diye ic geciren ev hanimi, bugun yurtdisinda yasayan akrabasinin, arkadasinin hayatini gorerek kiyas kitlesini kendi eliyle artiriyor. Surekli yenilenen dunyevi metalar alisveris hizini artiriyor ve eskinin ihtitaci olmayan ne varsa bugun evlerin ihtuyaci konumunda. Cunku internette gorerek gozumuz alisiyor. Olmazsa olmaz zannediyoruz olmasa da olacak olanlari..
    Yine eskiden, bir evde tek tv varken simdi her odada bir tv var. Bilgisayar, telefon, tablet derken insan iliskilerimiz, aile baglarimiz zayifliyor ve yuruyen birer zombi gibi dolasmaya basliyoruz.
    Bir de herkes fazlasiyla bireyselligi tercih eder durumda. Bencillik hakim. Bana dokunmayan yilan bin yil yasasin, ama dokunani yakarim..seklinde bir bencillik.
    Bahsettiginiz savas kaos donemlerini kendi topraklarinda yasayip buraya goc eden koylulerimiz var. Anlattiklarini ilgiyle dinlerdim her zaman eskiden. O zor sartlarda nasil hayata tutunmuslar ve nasil hala hayat dolular..
    Yani o kadar da guzel bir zamanda yasamiyoruz. Eskilere bakmayin, simdi bu teknolojik rahatliga aliskin bir insani o yillara goturseniz belki o insani samimiyeti sever ama bu alistigi rahati da arar. Bir camasir makinesu bozulsa annelerimiz pek dert etmezdi, cunku zaten elde yikamaya aliskindi, bunye buna yatkin. Ama bizim cagimizda camasir makinesinin bozulmasi buyuk bir olay. Bir kabus cunku elde yikamaya alismamisiz.
    Insam yasadigi sart herneyse onun zorluguna alisiyor bedenen, vucudumuz buna elverisli. Ama ruhun ihtiyaci zamanin hicbir doneminde degismiyor. O da insanin insana ve sevilip deger verildigini hissetmeye olan ihtiyaci.

  7. muhammed şeviker diyor ki:

    kaleminize sağlık.
    dün otobüste bir amcamızla bu minvalde bir sohbet ettik.
    kolaylık arttığı ölçüde sabırsızlık da arttı.
    dertler maddi olmaktan ziyade manevidir, gönül ve kalp dünyamızı kemiren şirk, şükürsüzlük, yalan, iftira, tama gibi dertler.
    selamlar

  8. havva diyor ki:

    Hayat, maddi imkanlar ve lüks açısından eskiye nazaran zor değil. Eskiden yokluk çoktu. Ama herkeste yok olduğundan insanlar bunu daha kolay kabulleniyordu. İnsanoğlu rahata çok çabuk alışıyor ve eskiyi unutuyor. Bugün bize ihtiyaç diye dayatılan pekçok şey ne kadar gerçek. Günümüzde üretim gereğinden fazla ve insanlar nefsi terbiye edememekten ve israftan dolayı zorlanıyorlar. İmkanı olan alıyor, imkanı olamayan özeniyor. alt kalmamak için şartları zorluyor. Asıl zenginlik “ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR” sözünü çok beğenirim ve uygulamaya başladığımda çarşı pazar gezmeleri gereksiz hale geldi. Çocuk yetiştirirken küçüklükten alıştırmalıyız. Ne almalıyız alırken nelere dikkat etmeliyiz. Bunlar çok önemli.

  9. .../nisa diyor ki:

    Çağımızın en büyük hastalığının kanaatkârsizlik ve sabırsızlık olduğuna inanıyorum.

    Dedem bizimle dururken çok anlatırdı. Yürüyerek at sırtında bir şehirden başka bir şehire gidiyorlar. Okumayı askerde öğreniyor. Ezanın Türkçe okunduğu günü anlattı gözleri doldu. Dedemin babası savaş zamanında ağaç kabuğunu yediklerini anlatmış. Çanakkale’ye gidip dönmeyenler var. Şimdiki gibi hastane ilaç olmadığından yıllarca yatalak hasta olanlar var. Zor yıllar. Biz o insanların hakkını ödeyebilir miyiz bilmiyorum.

    Dedemi anneannemi ve yaşlıları gözlemlediğimde ağızlarında hep elhamdülillah çok şükür zikri var. Nimeti yemekleri israf etmiyorlar. Misafiri çok seviyorlar. Benim anne ve baba tarafı dedelerimiz çok misafirperver köyde gelen gidenin haddi hesabı olmazdı. İstanbul dada öyle haftada bir yada iki gün muhakkak misafir gelir. Bizim için örnek oluyor. Evi bereketli yapıyor.

  10. cihad diyor ki:

    Ben tam tersini düşünüyorum çünkü bu zamanda gelenek,görenek,tiryakilik ve israf cihetiyle ihtiyaçlar o kadar artmış ki yetişemiyoruz. İhtiyaçlara yetişemediğimiz için de şükür hisleri ve memnuniyet oluşmuyor dolayısıyla şükür hisleri oluşmadığı için belkide tarihte kulluktan ve şükürden en uzak olunan bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlık bugünkü kadar hiç fakir olmadı aslında.

    Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu.
    O üç-dört hâcatını tedarik etmeyen, on adedde ancak ikisi idi.
    Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hazırası sû’-i istimalât ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor.
    O yirmi hâcatı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir.
    Onsekizi muhtaç hükmünde kalır.
    Demek bu medeniyet-i hazıra insanı çok fakir ediyor.
    O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevketmiş.
    Hutbe-i Şamiye – 148

  11. Gelincik diyor ki:

    Nankörüz nankör … :( :( :(

  12. Sadece Fatih diyor ki:

    Son cümleyi okuyunca aşağıdaki Hadis-i Şerif aklıma geldi.

    “İnsanoğlunun iki ova/vadi dolusu malı olsa, bir üçüncüsünü da ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.”

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Güzel ahlak; cömertlik, bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. “ Hasan-ı Basri

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku