İnat



Çözüm, ihtilafların ortak değerlere nispet edilmesiyle bulunur.

Ortak değerlerde karşılık bulunamıyorsa, çözüm de bulunamaz.

Bazı konularda bazılarıyla anlaşmanız mümkün olmayabilir. Çok istersiniz, olmaz; çünkü yalnızca bir tarafın istemesi, çabası, sabrı yetmez.

İnadî ihtilaf, kör ihtilaf, irtibatsız ihtilaf, sapmalı ihtilaf; makul farklılıklara benzemez. "İhtilaf rahmettir" sözü makul ve meşru farklılıklar içindir.

Bunun örnekleri o kadar fazla ki, birkaçını seçip zikretmek zor... Çok çeşitli alanlarda çok çeşitli örnekler var.

İnat, nefsanî bir şey. "Benim dediğim olsun" saplantısı... Katlanılabilir sakıncalarını göze alarak, o inadı kabul ettik diyelim. Fakat bu huy var oldukça bunun arkası gelecek. Nasıl dayanacaksınız, tolere edeceksiniz? Katlanılamayan sakıncalar da var hayatta.

İnat, ciddi planda, tehlikeli bir hastalık gibidir. "Küfr-ü inadî" var. Adamın aklı yatıyor, ruhu meylediyor, mantıklı bir itiraz cümlesi de bulamıyor; ama inkârda ısrar ediyor, imanı kabullenip ikrar etmiyor. Niçin? Nefsi yüzünden, nefsanî inadı yüzünden. Böyle felsefî ekol dalları bile vardır. Allah'ı kabul etmiyor, tabiata uluhiyet izafe ediyor... Mesela! Her inkâr biraz böyledir, yani inadîdir. Nice düşünürler tanımışımdır, okumuşumdur; "Var ama, ben varlığını kabullenmeyeceğim." der gibidirler!

Oldukça sık tekrarladığım bir sözüm vardır. Derim ki: "Mantığına değil, kalbine hitap etmek gerekir." Zahiri planı göremiyor, düşünemiyor değil o. İnadı elvermiyor. İnat sapması da bu defa derin planları düşünmesini engelliyor. Dümdüz eleştirilere bundan dolayı ekseriye önem vermem. Faydasızdır çünkü.

Metanet, dirayet, salabet, mukavemet... apayrı şeyler. Bütünlük ve kişilik faziletleriyle ilgili. "İnat" ise, bütünlük ve kişilik yapısını bozan nefsanî bir zaaf.

İnat, tahrik edicidir ve muhatabını da inada sürükler. İnada inatla değil, düşünceyle ve akılla mukabele edilir. "Kabul etmiyorum, çünkü gerekçesi, izahı vardır ve şundandır." denir. Fakat bu dengeyi nüanslarıyla korumak ve ışıtmak kolay değil. Haklı direnişinizi de bir "karşı inat" gibi görebilirler. Cevap, genel tutumların manzarasından okunabilir. İnat, tutarsız ve anlamsızdır; ona karşı direniş ise, tutarlı ve anlamlıdır. Birinin izahı yoktur, diğeri bir izah zenginliği halinde rahatça anlatabilir.

Hakikat severlik duygumuz varsa ve yeterliyse, itidal üzere istikamet sahibi olmayı başarmışsak, böyle bir kişilik dengesine sahipsek; nefsimize yenilmeyiz, inatlara kapılmayız. Ünlü bir düşünür "önce kendini yen" diyor. Biz nefsimizin mağlubu isek, inadımızla kimi yenersek yenelim, pozitif hiçbir anlam taşımaz. Aslında kazanmamış, kaybetmişizdir; bunu bir gün acı acı hissederiz, çok gecikmiş olarak anlarız. "Keşke öyle yapmasaydım" deriz. Deriz ama iş işten geçmiş olur. Gecikmiş pişmanlık bir işe yaramaz. Yahya Kemal bunun için "Uyandık ama karanlıkta uyandık." diyor. Aydınlıktan yararlanmak için aydınlıkta uyanmak gerekir. Karanlıkta uyandıysan, uyumaya devam etsen ne olur!

Biz dört kardeşiz, ayda bir kere bizde beraberce kalır, geç vakitlere kadar eskilerden söz ederiz, geçmişi yâd ederiz. Hepimizin çocukları torunları var. Bazı hatıraları bugünlerle ilgili olarak anlatırken bazen tartışırız. Ben farklı bir konumdayım, okuyarak yazarak yaşadım; ayrıca, erkek olduğum için haricî gözlemlerim, düşünmüşlüklerim, bilgilerim daha fazla. Bazı şeyler erkeğin haricî dünyasında görülebilir, duyulabilir, yaşanabilir. "O olay öyle değil, o kişi öyle değildi" dediğim çok oluyor.

Yazının devamı:

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1280504

 


Bunlar da ilginizi Çekebilir

7 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz