İstanbul Sözleşmesine Tepki

04 Mart 2019Haberler2 Yorum »

cinsiyet eşit toplumBen hemşirelik son sınıf öğrencisiyim. Son bir yıl içinde derslerimizde oldukça yer verilen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği gün geçtikçe aykırı bir hal aldı.

Çok masum duran bu konu ile kadının sürekli erkekle yarıştırılması, kadının ve erkeğin fıtratından gelen rollerinden koparılıp kadınsı erkekler, erkeksi kadınlar oluşturulmak istenmesi beni ve birkaç arkadaşımızı hep çok rahatsız etti.

Çocuk gelinleri engellemek amacında olduğu söylenilen toplumsal cinsiyet konusunun ne hikmetse sağlık açısından 15-49 yaş arası her kadının gebeliği önleyici hizmetlerden yararlanabilmesini kapsıyor.

18 yaşın altında bir genç helal yoldan evlenince suç oluyor; fakat bir sağlık görevlisine gelen 15 yaşında bir kız korunma amaçlı bir talepte bulunsa bu onun hakkı oluyor.

Cinsel sağlık dersimizde bu konuya sıkça yer veriliyor. Cinsel sağlık dersleri liselere, sağlıkla alakası olsun olmasın her bölüme konulmak isteniyor ki bu konu da rahat bir şekilde işlenebilsin.

Bu dersin final sınavında “Toplum tarafından kabul gören cinsel yönelim nedir?” diye soruldu ve tabi “toplum kabul etmese de homoseksüeller ve biseksüeller var mesajı” verildi.

Allah’ın yasasını, kaderini hiçe sayıp, kadın ve erkeğin birlikteliğini sadece toplum kabul ettiği için böyle devam ediyor, diye algı oluşturulmak isteniyor. Bu durum ilerledikçe daha geniş çaplı araştırma yapıp, etrafımıza, arkadaşlarımıza bu durumun tehlikesinden bahsetmeye başladık.

Durumu paylaştığım, bir üniversitede okul öncesi öğretmenliği okuyan bir arkadaşım şöyle söyledi: “Çok şaşırdım; çünkü yıllarca bize çocuklara cinsiyetini belli ettirecek atıflardan kaçınılmasını ikisinin de aynı çerçevede yetiştirilmesi gerektiğini söylüyor hocalarımız. Fark ettim ki bunlar bende de değişikliklere sebep olmuş. Önceden annem bi şey istediğinde söylenmez yapardım şimdi sürekli ‘Oğlun niye yapmıyor?’ diyorum.”

Biz ileride Allah izin verirse olacak çocuklarımızın, kardeşlerimizin, toplumumuzun; eşcinselliğin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yedirildiği, kadının ve erkeğin rollerinden sıyrılıp tektipleştiği bir toprakta yaşamak istemiyoruz.

Şu an elimizden ne geliyorsa yapmak istiyoruz çünkü Rabbimiz bu durum karşısında gösterdiğimiz çabaya bakacak. Yaklaşık 15 kişilik bir arkadaş grubumuzla bu durumu etrafımıza, ailelerimize, ulaşabildiğimiz liseli gençlere, sınıf arkadaşlarımıza Allah’ın izniyle anlatacağız.

Halk olarak bu durumun ciddiyetini fark edip bu duruma acilen tepki koymamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu durumun ana kaynağı olan İstanbul Sözleşmesi’nin fesh edilmesi için sesimizi yükseltmemiz, birleşmemiz ve tepkimizi göstermemiz lazım.

İmza kampanyalarıyla sosyal medyada örgütlenmemiz lazım. Allah’ın izniyle ulaşabileceğimiz avukatlar, yazarlar, stk başkanları, öğretim üyeleriyle iletişime geçip bu konuda bir olmamız gerektiğini düşündüğümüzü ve tepki göstermek istediğimizi ifade edip nasıl bir yol izleyebiliriz diye sormak istiyoruz.

Sema hanım, sizden bu konuda bize bir yol göstermenizi istiyoruz. Sizin fikirlerinizi çok önemsiyoruz. Filtresi Kuran ve sünnet olan sizin gibi kişilerin bu konuda sessiz kalmamasına çokca seviniyoruz. Şimdiden teşekkür ederiz. Biz sizin yaptıklarınızdan söylediklerinizden razıyız, Rabbim de sizden razı olsun.

Okunma Sayısı : 5.711

Yorum yapın

“İstanbul Sözleşmesine Tepki” için 2 Yorum

  1. Alptekin diyor ki:

    Ailede yangın var!
    09 Nisan 2019 Salı

    YAZAR: Yavuz Bahadıroğlu

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları Lozan’da çizildi, ama milletin sınırlarını çizen başka bir anlaşma var: O da İngiltere ile Lozan öncesi imzaladığımız gizli bir anlaşmadır…

    Arşiv yeni yeni tasnif edildiği için, bu anlaşmadan yakın bir geçmişte haberdar olduk. O da Çanakkale Savaşı kahramanlarından Binbaşı Ohrili Kemal Bey sayesinde…

    Kemal Bey, Atatürk’ün Harbiye’den sınıf arkadaşıdır aynı zamanda: Lisan bilen gözü pek bir subaydır. Çanakkale Savaşları sırasında İngilizlerle ateşkes imzalanacağı zaman Ohrili Kemal Bey gönderilir, her seferinde geçici bir anlaşma yapıp dönerdi.

    Bu Ohrili’nin, 1946’da, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan “Milli Şef İsmet İnönü”ye Cenevre’den gönderdiği ilginç bir mektup var (Derin Tarih Dergisi, Ağustos 2018 sayısı). Soyadı kanunu çıktığında “Ohri” soyadını alan Kemal Bey, mektubunun yedi sayfa tutan ekinde, bu andlaşmanın, aşağı-yukarı şu anlama gelen dört maddesinden bahsediyor.

    Saltanat ve Hilafet kaldırılacak;

    Cumhuriyet kurulup laiklik getirilecek;

    Çocuklara İslâmî terbiye verilmeyecek (yani, aile ile oynanacak);

    Din dersleri kaldırılacak.

    En tehlikeli oyunlar aile yapımız üzerinde oynandı.

    Önce “Pederşahi” (Ataerkil) denilen “Büyük aile” yapımızı param parça ettiler…

    Yaşlıları aile dışına alıp, anne-baba ve tercihan iki çocuktan oluşan “çekirdek aile” yapısına çevirdiler…

    Sonra anne-babalara “Çocuklarınızla arkadaş olun” telkinleri yapılmaya başlandı. Anne-baba otoritesi git gide kırıldı. Çocuklar git gide başıboş kaldı.

    Başıboş kalınca da “kapanın elinde” kalmaya başladı.

    Kimisi terörist gruplara kapıldı, kimi uyuşturucu tacirlerinin kurbanı oldu, kimisi APO’ya gitti, kimisi FETO’ya gitti, bazıları da bilgisayar oyunlarına kapılıp intihara sürüklendi.

    Anne-babaya hâlâ “siz karışmayın” diyorlardı: “Çocuk hakları”nı, “AB normları”nı hatırlatıyor, “çocuk özgürlüğü”ne vurgu yapıyorlardı.

    Bunların içeriği kelimeler kadar masum değildi maalesef, bir milletin içeriden işgali için hesaplı, inceden inceye plânlanmış adımlar atılıyordu.

    Bir yandan da “doğum kontrolü” uygulanıyor, Siyonist ortaklı büyük bir holdingin kurduğu vakıf aracılığıyla kadınlar doğurmamaya zorlanıyordu.

    Sürekli endişe pompalanıyordu. “Rızkı Allah verir” hakikati unutturulmuş, “gelecek endişesi” İlâhî kuralların önüne geçmişti.

    Bu endişe her türlü yayın aracıyla yaygınlaştırılıyordu. “Çocuklarıma nasıl bakacağım” tasası, “Her bebek rızkıyla beraber gelir” inancının yerini almıştı.

    “Moda” akımlarla ailenin gideri çoğalıp aile geçinemez hale gelince, anneleri çalışmaya teşvik ettiler. “Paranız yetmiyorsa, sen de çalış!”

    Dünyanın en muhterem, en mübarek işi olan “annelik” küçümsendikçe küçümsendi, “ev kadınlığı” sürekli itibarsızlaştırıldı.

    Son zamanlarda aile konusunda öyle kanunla çıktı ki, akla ziyan: “Kadının ekonomik özgürlüğü” başlığı altında kadın aileden koparılıyor.

    İşler git gide sarpa sarıyor, aile yalım yalım yanmaya başlıyor. Böyle giderse ve Aile Bakanlığı bu konuları dikkate almamakta ısrar ederse, yakında geleneksel aile yapımızdan geriye hiçbir şey kalmayacak.

    Ne demişti vaktiyle İsviçreli Profesör Gaston Jezz:“Dünyanın en sağlam aile ocağı Osmanlı’da doğdu ve bu ocak, hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etti… Batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden aile nizamını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz”…

    Ailemizde yangın var! Hataların telafisi için acilen yeni düzenlemeler yapılmalı.

  2. havva diyor ki:

    Cesaretinizi ve duyarlılığınızı takdir ettim. Allah muvaffak etsin sizleri.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve esirgeme var etmesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunlarda düşünen kavim için ayetler vardır.(Rum Suresi 21.ayet)"

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku