İşte Kazanan Kadın Aşkta Kaybediyor

22 Mart 2012Sema Maraşlı38 Yorum »

7_bİşte Kazanan Kadın Aşkta Kaybediyor

Newyork Times gazetesinde çıkan haberden bir bölüm:

“Londra’daki bir araştırma grubunun 35 yaşındaki yöneticisi Sasha Havlicek, “Birçok aydın fikirli erkeğin kendilerinden daha başarılı kadınlar yüzünden cinsî ve hissî zorluklar yaşadığını görmek şaşırtıcı…” diyor.

Nitekim bir arkadaşı, eşinin erkeklik duygularını güçlendirmek için çaresiz kalmış gibi görünerek numara yapıyormuş. “Bazen erkek egosu, hırpalanmaya alışan ve bu yüzden mizah duygusu gelişen kadın egosundan daha kırılgan olabiliyor…” diyor.

Fransız bir yönetim danışmanı da öğretmen olan kocasının onunla partilere gelmekten vazgeçtiğini, çünkü ne iş yaptığı sorulunca kendini yetersiz hissettiğini söylüyor.

Alman bir bankacıysa eski kocasının onu bir fizyoterapist için terk ettiğini, bunun bir sebebinin de “o kadının ona daha çok vakit ayırması” olduğunu aktarıyor.

Almanya’daki match.com adlı siteyi yöneten 43 yaşındaki Gesine Haag, “Erkekler kadınların başarılı olmasını değil, kendilerinin takdir edilmesini ister. Kadınların gece BlackBerry’yle oynaması yerine yatakta enerjik olmasını tercih eder…” diyor.

“Çiftlerde Para” kitabını yazan Psikanalist Bernard Prieur, Fransız Marie-Claire dergisinin geçen ayki sayısında, eşlerinden az kazanan erkeklerin iki tür güvensizlik yaşadığını belirtiyor.

“Kendilerini hem sosyal hem de ferdî olarak güçsüz hissediyorlar. Sosyal bakımdan, eve ekmek getiren kişi olarak binlerce yıllık bir inanç ve peşin hükme ters düşüyorlar. Bu da yetmezmiş gibi, eşlerinin başarısı onlarda şahsi bir başarısızlık hissi uyandırıyor…” diye yazıyor.

Avrupa Kadın İşletme Geliştirme Ağı’nda da çalışan Domscheit-Berg’in yüksek ücret alan kadınlara tavsiyesi şu: İlk buluşmada havalı şirket arabasını evde bırakın; erkeğinizi 20′lerinizdeyken, henüz fazla başarılı olmadan bulun.”

“Görünüşe bakılırsa 21′inci yüzyılda cinsî cazibe hâlâ 20′nci yüzyılda kabul görmüş kalıplardan besleniyor. Tahsil ve işgücü piyasasında erkeklere yetişen veya onları geçen kadınlar, iki cinsin tarihî rollerini de tepetaklak ediyor.”

————————————

Yukarıdaki habere bakarak şu neticeyi çıkarabiliriz: Hangi yüzyılda olduğumuz çok da mühim değil. Yaradılış aynı. İster batılı ol, ister doğulu, ister işçi ol ister patron; fıtrat her yerde kendini gösteriyor. Erkekler kadınlar tarafından saygı görmek istiyorlar. Bir erkek ancak saygı gördüğü kadın ile mutlu olabiliyor.

Habere göre erkekler, kadınların başarısı karşısında rahatsız oluyormuş gibi görünüyorlar. Ben, erkeklerin kadınların başarısı karşısında rahatsız olduklarını düşünmüyorum. Erkeklerin rahatsız olduğu nokta, başarılı kadınların erkeklere karşı değişen tavırları…

Kadınlar; para, mevki-makam, başarı sahibi oldukça farkında olmadan erkekleri adam yerine koymamaya başlıyorlar ve erkek üzerinde otorite kurmaya çalışıyorlar. Erkekler de bundan rahatsız oluyorlar. Yani erkekçe tabii bir tepki. Erkek, kadının ona liderlik yapmasından, onu idare etmeye çalışmasından hoşlanmıyor. Başarı yüzünden kadın ve erkek arasında otorite çatışması ortaya çıkıyor.

Kadın güç sahibi olduğunda, otorite kurmaya heveslenmese, mesele yok… Zaten kadına otorite kurmak yakışmıyor, fazlası ile erkekleşiyor. Yapılan araştırmalarda kadın idarecilerin çoğunun resmî ve katı davranışlı olduğu ortaya çıkıyor. Kadınlar idareci olunca ciddiye alınmak için suratlarını asıyorlarmış. Erkek idareciler ise neşeli ve şakacı olmaktan çekinmiyorlarmış. Erkek için otorite zaten tabii bir hâl…

Evde de vaziyet çok farklı değil bence. Kadın para, güç veya bilgi sahibi olunca eşine “Beni ciddiye al, benim de gücüm var, benim dediklerimi dinle…” mesajı vermek istediği zaman çabucak yüzü asılıyor. Kadın otorite sahibi olunca mutlu da olmuyor.

Çünkü kadın teslimiyet ve şefkatle donatılmış olarak, zayıf yaratılmış. Kadının yaradılışında erkeğe sığınma ve bağlanma duyguları var. Kadın erkek üzerinde otorite kurmaya başlarsa, erkek, kadının gözünde değerini kaybeder: “Bu adam zayıf ve güçsüz, ihtiyacım olduğunda beni de çocuklarını da koruyamaz…” diye düşünür.

Velhasıl mesele kadının başarısı veya erkeklerin kendine güvenmeyişi falan değil. Mesele, parayla ve güçle değişen kadın tavırlarına karşı erkeklerin itirazları…

Çaresi mi?.. Tabii ki güzel dinimizde. İşte en güzel örneği Peygamber’imizin sevgili eşi Hz. Hatice… Evlendiklerinde Peygamber’imiz 25, Hz. Hatice 40 yaşındaydı. Peygamber’imizin maddi bir varlığı yoktu. Hz. Hatice ise Mekke’nin en zenginlerindendi. Konakları ve dört yüzden fazla hizmetçileri varmış. Fakat “evimin sultanı” dediği eşi geldiğinde kapıyı hizmetçilerine açtırmazmış, bizzat kendisi açarak kocasını karşılarmış. Hem de hazırlanmış, süslenmiş olarak…

Yeni evlendikleri zaman amcası Ebu Talip, kölesini Hz. Hatice’nin evine gönderiyor. “Hatice zengin bir kadın; Muhammed’i (s.a.v) eziyor mu, git bak bakalım…” diyor. Köle bir müddet takip ediyor Peygamber’imizle Hatice’yi. Döndüğünde Ebu Talip’e “Hiç merak etmeyin, yeğeniniz evinde krallar gibi muamele görüyor…” diyor.

Peygamber’imize peygamberlik gelmeden önceki on beş yılda bu böyleydi. Sonrasında da peygamberliğin yaklaştığı yıllarda Peygamber’imiz günlerce Hira dağında inzivaya çekiliyordu. Hz. Hatice eşini beş dakika görmek uğruna, o dik kayaları, sarp yamaçları aşarak, kocasının yemeğini kendi taşır, hizmetçileri ile göndermezdi. Evde Peygamber’imizin devesine bile kendi verirdi yiyeceğini.

Tabii ki Hatice olmak kolay değil. Fakat kadınlar olarak, onun eşine karşı davranışları, birazcık olsun örnek alınmaya çalışılsa, yine de çok şey değişebilir.

Okunma Sayısı : 10.161

salih özgür için yorum yapın

“İşte Kazanan Kadın Aşkta Kaybediyor” için 38 Yorum

  1. mehmet ali dedi ki:

    Habere göre erkekler, kadınların başarısı karşısında rahatsız oluyormuş gibi görünüyorlar. Ben, erkeklerin kadınların başarısı karşısında rahatsız olduklarını düşünmüyorum. Erkeklerin rahatsız olduğu nokta, başarılı kadınların erkeklere karşı değişen tavırları…

    Kadınlar; para, mevki-makam, başarı sahibi oldukça farkında olmadan erkekleri adam yerine koymamaya başlıyorlar ve erkek üzerinde otorite kurmaya çalışıyorlar. Erkekler de bundan rahatsız oluyorlar. Yani erkekçe tabii bir tepki. Erkek, kadının ona liderlik yapmasından, onu idare etmeye çalışmasından hoşlanmıyor. Başarı yüzünden kadın ve erkek arasında otorite çatışması ortaya çıkıyor

    cok güzel acıklanmıs müthis.. üstad hz.leri zamanında söylemis zaten erkeklerde iyi hasletlerden olan cesaret ve sehavet kadınlarda kötü hasletlerden sayılmış… eywallah abla Allah razı olsun

    • aysen dedi ki:

      Eskiden erkek dışarıda çalışır, kadın evde çocuk bakar, ev temizliği yapardı…
      Erkekde yorgun argın eve gelir evde herkesten saygı beklerdi…
      Çalışma hayatını bilmeyen kadında bu saygıyı gösterirdi…
      Ancak, kadınlarında iş hayatında yer almaya başlaması , üstelikte çok başarılı olmaları nedeni ile işleri çok zorlaştı…
      Çünkü işyerinde başarılı bir kadını ne kadın nede erkek meslektaşı başında görmek istemez…Onun otoritesi altına girmeye tahammül edemez…

      Eve gelindiğinde ise bu defa eş, kendisine en yakın destek vermesi gereken eş, kadının her sözünden, her tavrından bir anlam çıkarmaya başlar… ( burada gerçekten bazı başarılı kadınlar gerçekten çok acımısız ve tahakküm edici olabilende var şüphesiz…)
      Erkek eziklik duyar… Öfke ve nefret duyar. kin besler…

      Bazen biz kadınlar, gerçekten ihtiyacımız olmadığı halde erkeğin bilgisine , yardımına ihtiyacımız varmış gibi rol yapabiliyoruz… Erkek kendini yetersiz hissetmesin diye…
      İnanın bu durum kadınlar içinde çok acı….
      Hiç bir kadın başarısı karşısında ezilen, küçülen erkek görmek istemez…

      Erkek çalışkan, hırslı ve çok çalıştığında bu meziyet gibi algılanırken,
      aynı davranışı kadın gösterdiğinde bu vasıflar olumsuz olarak kadına adına sıralanıor…
      Nitekim, bu devirde aydın, akıllı, bilgili, becerikli, kültürlü kadın olmak çok zor…..

      • alp dedi ki:

        niye biliyor musunuz çünkü kadının çalışması gerekli olsaydı peygamberimiz tavsiye ederdi. eğer erkekleri ezik hissediyorlarsa evlenmesinler.

      • Uğur Mustafa dedi ki:

        Aysen hanım, bence asıl o erkek gibi olmak zordur ki kendini sizin son cümlenizdeki gibi “aydın, akıllı, bilgili, becerikli, kültürlü” (peh peh) gibi sıfatlarla bezeyen ve erkeklere laf arasında laf çakarak onları yetersizlikle itham eden mütevazı (!) bir kadınla beraber yaşamak zorunda kalmıştır.

  2. Ahir Zamanda Erkek Olmak dedi ki:

    Arkadaş bir kadın ya çalışacak yada Evlenecek bu ikisi bir arada olmuyor!
    hep çocuk yaparım hemde kariyer!sadece bir ÜTOPYA dır! bunun gerçek hayatta bir karşılığı yoktur!
    belki zahiren çocuğuda var kariyeride vardır lakin huzuru yok,mutlu değil zehir içiyor her gün kan kusuyor!kad
    yani kadın her iki alanda birden mükemmelleşemez. kadının fıtratı buna müsait değildir!

    ne yazıkki zamanımızın uslanmaz kadınları bu gerçeği bildikleri halde kabullenmiyorlar!
    bırakalım ne halleri varsa görsünler!

    meşhur bir kaide vardır “Zarara kendi rızasıyla girene merhamet olunmaz” (er-radi bid-derari la yunzeru leh)
    bu tür kariyer peşinde koşup hem kendini hem ailesini yıpratan kadınlara bence merhamet edilmemeli!
    çünkü bu yolu bile bile kendileri seçmiş oldular artık kendi düşen ağlamaz!

    • desperate dedi ki:

      Pardon ama çalışmayıp, eşine hizmet etmeyen, sabah kalkıp eşine kahvaltı hazırlamayan, yemek yapmayan, ütüyü eşe yaptıran, eşine iş buyuran, hatta akşam eşi işten gelince çocuklarla eşinin ilgilenmesini isteyen yapmayınca kavga çıkaran, haftanın 3-4 gününü annesinde geçiren kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
      Kadının çalışması kendine zarar, eğer düzgün bir kadınsa emin olun çalışsa da çalışmasa da eşine hizmet eder, sorumluluklarını yerine getirir.
      (Bu yazdıklarından bir veya birkaç tanesini yapan kadınlar üzerine alınmasın, bütün bunları yapan o kadar çok çalışmayan kadın tanıyorum ki sözüm onlara)

      • Rodrigo dedi ki:

        ”Çalışmayıp eşine hizmet etmeyen, sabah kalkıp eşine kahvaltı hazırlamayan, yemek yapmayan, ütüyü eşe yaptıran, eşine iş buyuran, hatta akşam eşi işten gelince çocuklarla eşinin ilgilenmesini isteyen yapmayınca kavga çıkaran, haftanın 3-4 gününü annesinde geçiren kadınlar…”

        Birde benim anlamadığım çalışan ve para kazanmanın insanlar arasında ve kocasının gözünde değerlenebilmenin tek yolu olarak görenler neden sürekli evkadınlarının yaptıklarıyla/yapmadıklarıyla ilgileniyorlar? Bundan size ne? Siz zaten yolunuzu çizmiş,hakikat(!)in yolunda -yani iş hayatı- şaşmadan yürüyorsunuz,kendi muhtemel eksikliklerinizi/çalışan kadınların genel olarak yapmadığı(halbuki kocasının kendisi üzerindeki haklarıdır bu işler) savsakladığı ya da özen göstermeden alelade yaptığı işler/vazifeler hakkında tek satır yazmadan bu subjektiflikle nereye kadar?

        Yok şayet evkadınlarının kusur/kabahat/eksiklerini(ki bende saydığınız negatiflikteki ev kadınlarını nadir görüyorum çevremde) kendi yaşam tarzınızı yüceltmek maksatlı anlatıp duruyorsanız,bu cümlelerin kendinizi rahatlatmaktan başka bir işe yaramadığını söylemek gerek eğer niyetiniz bilinçaltlarına mesaj vermek ise.İnternet/medya ve hayatın taaa kendisi çalışan kadınların ”ibretlik” hikayeleriyle dolu çünkü…

        • desperate dedi ki:

          Sözüm Ahir Zamanda Erkek Olmak adlı yorumcuya idi, kendisi kadının hem çalışmasının hem ev işleri yapmasının imkansız olduğunu söylemiş.
          Ben de ev hanımı olup kadınların yapması alışılagelmiş işleri yapmayan kadınlar hakkında fikrini merak ettim. Ne var bunda.
          Ayrıca sizin çevrenizi bilemem ama benim çevremde ev hanımı olup bu işleri yapmayan kadınlar çok.
          Siz annenize bakarak ev hanımlarını kafanızda şekillendirmeyin. Eşi ev hanımı olan genç arkadaşlarınızla konuşun bir.
          Tam tersi benim çevremde çalışan kadınlar daha maharetli, daha çok iş yapıyor, öğle arasında eşinin yemeğini hazırlayan arkadaşım var.
          Ayrıca çalışan kadın eğer bahsettiğiniz kocasının kendisi üzerinde hakkı olduğu işleri yapmıyorsa anlarım, çalışmayan kadınlar yapmayınca anlamıyorum.
          Siz anlıyorsanız bana anlatın.
          Ve evet ev kadınlarına gıcıklığım var, ben sabahın köründe kalkıp işe geldim onlarsa uykularının ortasında 12 gibi kalkarlar kahvaltı yaparlar, sonra gezmeye giderler. Sonra kocası gelesiye kalkıp bir yemek yapar kutsal kadın olur. Olaki boşanmaya kalkarsa kocasından nafaka da alır. Hayat onlara güzel.

          • Selda K dedi ki:

            Sayin desperate ve Rodrigo,
            Aslinda ikinizin de ayni seyleri soyledigini dusunuyorum. Tabi ki ev hanimi dedigimizde ‘koca parasi yiyip yan gelip yatan kadin’ anlasilmamali. Ama ne yazik ki bu kavram da artik yozlastirildi ve bircok ‘uyanik’ hanim daha fazla luks, tuketim, daha rahat yasam icin evde kalmayi tercih ediyorlar. Daha iyi cocuklar yetistirmek, esine destek olmak, aile birligini korumak icin falan degil..Ve bu da yine korkunc tuketim kulturunun, acgozlulugun bir oyunu..Sanmiyorum ki hanimlarin evde oturmasini destekleyen kimse bu tarz bir hanimdan bahsediyor olsun, bu anlamda buradaki herkesin ayni fikirde oldugunu dusunuyorum, kadin da erkek de kendisine verilen hicbir hakki suistimal etmemeli. Saygilar,

          • Uğur Mustafa dedi ki:

            Şunu da hatırlamak lazım ki çamaşır (ve şimdi bulaşık) makinalarından önce ev işleri daha fazlaydı, şimdi kadınların meşguliyetleri azaldı. Ama yine şunu da hatırlamak gerekir ki çocuk bakmak kadının evine yönelmesini gerektiren en önemli faktördür. İş yerlerinde çalışan kadınları görüyoruz, küçücük yaşta çocuklarını yabancılara teslim ediyorlar. Oysa çocuğun yetişme yeri doğal şartlarda önce ana-babası ve daha sonra akrabalarıdır. Bilmem paralı çocuk yuvaları ne oluyorlar.

            Denilecek ki çocukları büyüdüğünde de kadınların yapacakları bir şey olmalı. O hâlde belki evlerde yapılacak işler bulunmalı. Evet, teknolojinin ev işlerini hızlandırdığı ve azalttığı bu zamanda bu kesinlikle gerekli. Aslında çözüm uzak değil: Zamanımızda “evden çalışma” diye bir kavram tekrar gündeme geldi, tekrar hayatımıza giriyor; hem de sadece kadınlar için değil, erkekler için de. Bu iş üzerinde müminlerin okumuşları ve düşünenleri, daha doğrusu âlimleri düşünmeli. Âlimlerimiz daha imajinatif ve yaratıcı olmalılar; öyle âlimler yetiştirmeliyiz. Her hâlükârda amacı ifsad değil ıslah olan kimse gerekli çözümleri bulur ve aynı esnada Allah’ın dinine de muhalefet etmez.

            Bakın bu evde oturma konusunda şu da aklıma geldi. Bizim köylerde artık köye kız vermez oldular son on senedir. Damat illâ şehirde yaşayacak, köyde ve tarlalarda çalışsa bile arabasıyla her gün köyüne ve tarlasına gidecek, karısını şehirdeki evinde yaşatacak. Neden? Çünkü kızları çalışıp ezilecek diye ana babalar çok korkuyorlar, kızlarının rahat etmesini istiyorlar. Onları ilke olarak eleştirmiyorum, ama biraz da tuhaf bir durum… Şimdi, Allah’ın dininde hakikaten koca karısına bakmak zorunda, ama veda hutbesindeki hadis-i şerife göre bu bakma sadece “giyimini ve yiyeceğini uygun bir şekilde” temin etmesinden ibaret! Demek ki diğer işleri uygun bir şekilde bölüşecekler. Hele bizim kültürümüzde erkekler ev işlerinden hiç anlamazlar, onun için ev işlerini kadınlar yapmalı. 🙂

            Saygılarımla,
            Uğur Mustafa

          • Rodrigo dedi ki:

            Hanımefendi, bu sitede yer verilen yazıları olumlu ve ibret verici yönlerinden istifade etmek birinci dereceden EVLİ olan kimselerin zorunluluğudur.Çünkü ortada fiili bir durum vardır ve birşeyler ters gidiyorsa acil müdahale edilme önceliği onlara aittir.

            Acil müdahaleden kastım site yazarlarının(ve yorumcularının) gelip ilişkinizi yoluna koyması değil bizzat kişininin(yani sizin) mümkün olan en kısa süre içerisinde kendi problemlerinin yoğunlaştığı yerlerden gerekli dersleri alıp bunu ivedilikle uygulamaya koymasıdır..

            Şimdi bu durumu göze alırsak bende soruyorum; Siz evli ama çalışmayan kadınların kusurlarını(var ise) yazarak kendi adınıza ne gibi bir fayda elde diyorsunuz? Ya da sorunlarınızın hangisini ”ev kadınlarına gıcıklığınızı” ilan ederek çözüyorsunuz?

            Önceki mesajımda ki kaygılarıma paralel bir cevap yazmışsınız.Sizin tek derdiniz çalışan kadınların artık sağır sultanın bile duyduğu onlarca noksanlığını örtmek ve ”bakın beterin beteri var.ben yapamıyorum ev işi ama en azından para kazanıyorum” demektir.Kadınların çalışarak değer kazandığını(çalışmaktan kasıt elbette piyasaya hizmettir.Yani kocasından esirgediğini dışarısı için kullanmak) aynı zamanda pekala ev işlerinide halledebildiğini zihinlere nakşetmeye çalışıyorsunuz.

            Ama etrafımızda onlarca örnek(evli değilim ama iş ve soyal hayattan,akrabalarımdan canlı tanıklıklarım),okuduğumuz binlerce yazının üzerine bu çabanızın kendinizi kandırmaktan öte bir işe yaramayacağını söylemiştim.Boşuna ”mükemmel kadın” resmi çizmeyin.Karnımız tok böyle şeylere.

            Bir de tercihlerinizde ötürü başınıza gelenleri(sabahın körü kalkıp işe gitmek vb.) anlatmanız gereksiz,çalışmayan bir insanda Türkiyede ve dünyada işyerlerinin erken saatte faaliyete başladığını bilir. O kadar cahil mi sandınız ev kadınlarını yoksa? 🙂

            Son olarakta bırakın tembel ev kadınlarının değerlendirmesini muadilleri(yine ev kadınları) yapsın.Siz bize kendi sosyal durumunuza uygun olarak çalışan kadınların YAPAMADIKLARINI ve EKSİKLERİNİ anlatın ki bekarlar ve diğer çalışan kadınlar da istifade edip eksiklerini kapatsınlar. ”Çalışan kadınların kerametleri” tarzı öğretici olmuyor maalesef….

    • Kadinlarin calismasini isteyenler var. dedi ki:

      Orta yasin uzerindeki bir cok insan dunyadaki degisimlerin farkina variyordur. Artik Sukur eden insanlarin sayisi azaliyor, Tuketen ve daha fazlasini isteyen insanlarin sayisi yukseliyor. en fazla 20 dolar olan bir varil petrol fiyati suan 125 dolar ve gerek arac sayisinin artmis olmasi gerekse petrol ile uretilen emtia sayisi yukselmis olmasi bunu acikca gosteriyor, ustetik petrol henuz yok olmadi, yine ayni sekilde, araba fiyatlari, Ev fiyatlari, diger esyalarin fiyatlari surekli yukseliyor.

      Eskiden Aile reisi calisir kadin evinde cocuklarini yetistirirdi. Suan Kadin in calismasini istiyorlar, Cunki, Saglam nesil yetismesin istiyorlar, Cocuklar basi bozuk davransin istiyorlar, Kadinlar tuketsin istiyorlar, Bir ailede herkezin son model cep telefonlari olsun, Fotograf makineleri olsun, herkezin kendine ait arabasi olsun, Ayri evi olsun, ihtiyacdan fazla esyalari olsun, temizlik, bakim, makyaj malzemeleri olsun, surekli tuketsin istiyorlar. Akillari karissin, ve onlar tarafindan rahat kontrol edilir olsun istiyorlar.

      Bunu yapabilecek en iyi insan. malesef ki. KADINLAR.

      Kadinlarin is hayatina budenli fazlaca sokulmalari demek, Her bir is hayatindaki kadinin yer almasi, Bir erkegin Issiz ve daha pasif kalmasi demektir. Yaradilisda bile kadin Once anne dir. Fakat Kadinlar her alanda surekli kullaniliyor. Ben eskiden sokaklarda daha fala erkek gorurdum, oysa simdi daha fazla kadin goruyorum, Hatta cafelerde, sokaklarda, ellerinde sigara olan icen kadinlari, barlarda icki icen kadinlari goruyorum ve bunu yaslarin duserek fazlalastigini goruyorum. Bu sekilde Aileleri de parcaliyorlar, dikkat edin yasalarda da bunu rahatlikla greceksiniz, soyledigim bazi seyler suan icin anlamsiz gibi gorunsede, resmin butunune bakilirsa rahatlikla bunu gorebilirsiniz. Kadin Illaki calismasi gerekiyorsa. daha kisa sureli daha az mucadeleci islerde calistirilmali, onceligi Anne olmali, evladini yetistirmeli. Oysa kendisi calisip Calistigi paradan bir parca para ayirip yine kendi cocugu icin bakici tutuyor veya kres e gonderiyor, Bu bana cok garip geliyor. Cocuklarimiz bile daha cok kucuk yaslarda, kreslere alinip robot gibi cocuklar yetistiriliyor.

      Gectigimiz hafta bir haber okumustum, Ulkemizin ithal ettigi makyaj malzemesi yaklasik bir milyar dolar civarina cikip tavan yapmis. Kadinlarimizi her alanda cok guzel kullanabiliyorlar. Bence istedikleri de o, bana gore ve gozlemledigim, Kadinlar erkeklere gore her alanda daha fazla harciyor.

      Peki neden ??????

      • Rodrigo dedi ki:

        Bununla ilişkili olabilecek bir tespitim vardı,önceki yorumlarımın birinde de yazmıştım.Kadın çalışmasını tetikleyenlerin;

        Kadının Çalışması=Hazır gıda tüketiminde artış=Dondurulmuş gıda ve hazır yemek sektörünün büyümesi=Hastalıklarda artış(obezite,kanser,şeker,kalp-damar gibi tedavisi zor ve kronik hastalıklar.Bir de artan kadın kanserleri)=ilaç/Tıbbi malzeme üreten sektörlerin korkunç büyümesi(birçok sağlık kartelinin cirolarının onlarca ülke GSMHsinden fazla oluşu)

        Giyim-Kozmetik-Mücevherat sektörlerindeki büyüme=bunların karşılanması ihtiyacına paralel İHRACAT’ın artması=Küresel para dolaşımının olanca hızıyla devam etmesi=Kemikleşen büyük firmaların tekelci pozisyonlarını sağlamlaştırmaları(özellikle kozmetik ve giyim’de/kadınlardaki marka takıntısını kullanarak)

        • Rodrigo dedi ki:

          yukarıdaki sözlerimi kadınları piyasaya çıkarmak için deli divane olan medyanın(Küresel ve Ulusal) bu sektörlerdeki(ilaç,giyim,takı,kozmetik,yiyecek) dev firmalarla olan bağlantılarının çok büyük iş gördüğünü belirterek bitirmek isterim…

          • Selda K dedi ki:

            bu soyledikleriniz tarafli bir yorum falan degil, dupeduz yapanlar tarafindan kabul edilmis bir gercek..bu carkin donmesi icin, her eve 2 araba, 3 telefon, kisi basina bir dizustu bilgisayar ve bunlar her sene her sene yenilenecek..boyle bir tuketime tabi ki bir kisinin calismasi dayanmaz..bircok kadin farketmiyor ki aslinda kazandigi parayi cocuk bakicisina, kozmetige,kuafore, is kiyafetlerine ve disarida yemege harciyor
            Farketse bile icindeki baskalariyla kiyaslama durtusuyle bu donguden kurtulamiyor. Yani yine isin icine aslinda nefis giriyor. nefsini yenmeyi basaran kadin , yani az tuketen, mutevazi olan, akilli kadindir ve bu tuzaga dusmez

          • Selda dedi ki:

            kadınlar erkeklerin arasına girip çalışmasın lütfen, hem o erkeklerin evdeki eşlerine yazık, hem çalışan kadınların kocalarına yazık. Genç kızlara burdan tek nasiatim, modernizmin tuzağına düşüp kendinizi iş hayatına haramların arasına atmayın. Erkeklere de tavsiyem kapitalizmin tuzağına düşüp çalışan kadınla evlenecez, karımızı çalışmazsa olmaz geçinemeyiz demeyin. Lütfen birisi buna dur desin. Aile kurumunu bitiriyorlar

  3. Rodrigo dedi ki:

    Genel anlamada yazının dayandığı fikire katılmakla beraber ben birey olarak kadının çalışmasına,kariyer sahibi olmak istemesine,para kazanıp ekonomik olarak durumunu iyileştirmek istemesine(Dinimizin kadınlar için çizdiği sınırların gözetildiği işyerlerinde yada azami olarak dikkat edildiği elbette) bir engel olmadığını düşünüyorum.

    İki karpuzun koltuğa sığmayacağı gerçeğinden hareketle gerek burada okuduklarımız gerek yaşadıklarımız gerekse medya vasıtasıyla öğrendiğimiz ”gerçekler” bize kadının çalışacak ise EVLENMEMESİ gerektiğini gösteriyor. Evlenmeyip,hayatının başlangıcından itibaren kendini neye hazırladıysa neye adapte olduysa oraya yoğunlaşmalı ; bu tercihinin zararlı durumlarınıda KOCASI VE ÇOCUKLARI değil kendisi ödemelidir…

    Zorlamanın alemi yok;Kadın hem piyasaya hem de evine yetecek kadar mükemmel değil.”Çocukta yaparım kariyerde” ancak reklam repliği olarak kalacaktır,uygulanabilirliği yoktur.

  4. Uğur Mustafa dedi ki:

    Sema Hanım, yazınız her zamanki gibi çok iyi ve faydalı. Ancak küçük bir nokta hakkında hatalı olabilirsiniz diye düşünüyorum.

    Hz. Hatice’nin zenginliğinin tafsilatındaki bir bilgi bana çok abartılı geldi. Hz. Hatice’nin birkaç evi belki olabilir, ama 400 hizmetçisinin olması bence asla mümkün değil. O zamanlar dünya nüfusu çok değildi ve holding patronları gibi devlet kadar servet yığmış insanlar yoktu. O kadar hizmetçiye ancak krallar ve kraliçeler, bilemediniz derebeyleri sahip olabilirdi. Hz. Hatice de öyle biri olamaz herhalde… Ayrıca benim bildiğim, Hz. Hatice ile evliyken Peygamber Efendimiz (s.a.v.) orta derecede bir geçime sahipti, oysa 400 hizmetçi demek çok aşırı büyük bir zenginlik demek. Yine de en doğrusunu Allah bilir.

    • semamarasli dedi ki:

      Uğur bey bu bilgiyi Hz Hatice kitabının yazarı arkadaşım Nurdan Damla’dan almıştım. Sababenin zengin olanlarının azad ettiği köle sayısına çokluğuna bakınca Hz.Haticenin bu kadar çalışanı olması bana abartı gelmedi. Nurdan hanım kitabı yazmadan beş yıl iyi bir araştırma yaptığını söylemişti. İsterseniz siz de araştırın. selamlar…

      • ŞİRPENÇE dedi ki:

        Hazreti Hatice validemiz Efendimizle ( s.a.v) evlenmezden önce iki ayrı evlilik yapmış. Bildiğim kadarıyla, bu evlilikler kocaları vefat ettiği için bitmiş.Hatice annemize bu iki evliliğinden çok büyük bir servet miras kalmış. Kendisi bu serveti işleterek dahada çoğaltmış. Sanırım bu kadar hizmetçisinin olması doğal.

        • Uğur Mustafa dedi ki:

          Sema Hanım ve sayın Şirpençe, cevaplarınız için teşekkür ederim. İnternette okudum ki Hz. Hatice’nin kendi babası Huveylid de zenginmiş. İnternette okuduğum o diğer yazıda da bu 400 hizmetçi bilgisi var.

          Ancak yine de bana abartılı geliyor. Sebebini son kez olmak üzere izah edeyim: Mekke’nin toplam nüfusu o zamanlar 10-20 bin kadardı, zira kesin olarak biliyoruz ki birkaç yıl sonra Medine’de Peygamberimizin emriyle yapılan nüfus sayımına göre Medine’nin nüfusu 10 bin civarıydı. Mekke’nin de buna yakın bir nüfusa sahip olması gerekir. O hâlde, düşünsenize, en zengin 10 kişinin ortalama 400’er hizmetçisi olsa, şehir nüfusunun dörtte biri ilâ yarısına kadarki bir kısmını sırf bu 10 kişinin hizmetçileri oluşturur!? Bu konuyu belki de benim de araştırmam iyi olur, ama birincisi, bu rivayetin birincil kaynağına (bir siyer kitabı, hadis kitabı?) dair normalde referans bulunmalıdır ve ikincisi, bize öğretildi ki Hz. Hatice ve Hz. Peygamber (s.a.v.) zenginden çok orta halli bir geçime sahiptiler, oysa 400 kölesi yahut hizmetçisi olmanın orta hallilikle ilgisi yok.

          Not: Yukarıda verdiğim şehir nüfusları size çok düşük gelebilir, ama bunlar aslında hiç de düşük rakamlar değiller, çünkü o zamanlar dünya şimdikine göre gerçekten tenhaydı. Peygamberimizin (s.a.v.) yaşadığı dönemde, 7. yüzyıl başlarında, dünya nüfusu 200-250 milyon civarı diye tahmin ediliyor. (Bu sayıyı ABD federal hükümetine ait bir web sayfasından aldım, ama sayfayı şimdi bulup gösteremeyeceğim.) Şimdiki dünya nüfusu ise 7 milyar, yani o dönemkinin 28 ilâ 35 katı… (Bu artış neden böyle oldu derseniz, Batıda son 250 yılda, bizde ise son 60 yılda, sanayi devrimi ve yeni tarım teknolojileri, bir de bebeklere yapılan aşılar nüfusu patlattı. Sanayi devriminin ve dolayısıyla modern teknolojik endüstriyel tarımın geldiği her yerde besin miktarı (Allah’ın izniyle) kat kat arttığı için, aşılar da normalde yüzde 50’ler gibi seyreden çocuk ölümlerini (Allah’ın izniyle) neredeyse sıfıra indirdiği için, nüfus da kısa sürede on-yirmi kat arttı… Bundan sonrasını Allah bilir…)

          • Uğur Mustafa dedi ki:

            Biraz takıntılılık yapıyorum galiba, ama bir önceki yorumumda son paragrafta eksik bilgi vermişim galiba. Sanayi devrimi ile gıda devrimi tam olarak örtüşüyorlar sanılmasın. Dünyanın veya bir ülkenin besleyebileceği insan sayısı sadece gıda miktarına bağlı olduğu için, nüfus artışı doğrudan sanayi devrimiyle ilgili değil. 1700’lerin sonlarında başlayan sanayi devriminden de önce, daha 1500’lü yıllarda (16. yüzyılda) Yeni Dünya’dan patates ve mısır gibi gıdaların gelmesiyle beraber bir “tarım devrimi” özellikle Avrupa’da başlamış; yeni teknolojiler sayesinde bu tarım devrimi hızlanmış ve özellikle son yüzyılda zirve yapmış. Dolayısıyla, 1500’lerde 400-500 milyon, 1800’lerin başlarında 1 milyar ve 1927’de 2 milyar kadar olarak tahmin edilen dünya nüfusu şimdi 7 milyar kadar! Saygılarımla…

    • hüzün dedi ki:

      eksik tefekkür ve muhasebe ile ulaştığım sonuca göre Sevgili haticenin 400 hizmetçisi oluşu ,bana da abartılı ve hayali bir rakam olarak geldi.ancak farklı bir açıdan bakmama neden oldu.

      Sevgili hatice 400 kişinin sahibi değil ,400 kişinin bakıcısıdır.yani kendisine hizmet eden kişi sayısı 400 değil ,kendisinin yardıma muhtaç ,ihtiyaçlarını gideren ve yardım ettiği kişi sayısının 400 olduğudur.

      400 kişiye bakmakta zenginliğin belirtisidir ama bu zenginlik abartı olamaz ama 400 hizmetçi edinmek abartıdır.

  5. feyzanur dedi ki:

    Rabbim bütün sıkıntılarını gidersin, yazılarını merakla takibediyorum. Hanımlar, şimdi evli bekar herkes kariyer peşinde , erkeklerin çoğu buna alışmış, yemekmiş, temizlikmiş, misafir ağırlamakmış hepsi ekstra. herhalde bunlar olmasa da olur diye düşünüyorlar. Çünkü çevremizdeki pek çok insan böyle.

  6. ŞİRPENÇE dedi ki:

    “Ancak, Hollywood’da affedilmeyen tek bir şey var, o da yaşlanmak ve çirkinleşmek”

    (ABD’li sinema oyuncusu Susan Sarandon)

  7. İKBAL dedi ki:

    Bir gazetede okumuştum.Müslüman olmuş ve Türkiye’den evlenmiş Rus gelin üç dil biliyor ve üniversite mezunu ve ayağına çekmiş şalvarı köyde inek sağıyor. Bu kadınların bu kadar mütevazi olmalarının nedeni sevgiye açlarda ondan. Ayrıca kendileriyle barışıklar. Kaprisli ve kibirli değiller.

  8. salih özgür dedi ki:

    BİZİM ERBAA İLÇESİNDE ,BİR YABANCI ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ.DR BİR HANFENDİ ,MÜSLÜMAN OLUYOR,KARİYERİNİ ,AİLESİNİ ,HERŞEYİNİ BIRAKIYOR ,ERBAA DA ÇOBANLIK BİR GÜLERYÜZLÜ ,TATLI BİR DERVİŞLE EVLENİYOR,KOCASI İNEK GÜDERKEN BİR KİTAP ÇANTSI VARMIŞ KİTAP OKUYOR ,B BU YABANCI GELİN BEN PEYGABERİMİZİ, ÖRNEK ALIYORUM KENDİME DİYORMUŞ ,GÖREN ARKADAŞLAR ANLATTILAR ,DARISI BİZ MÜSLÜMANLARA NE ACAYİP İŞ DEĞİL Mİ ,MUTLU VE HUZURLU BİR YUVA …………………..

  9. Süheyla dedi ki:

    Sema Hanım,bir şeyi merak ediyorum ama cevaplayıp cevaplamama sizin taktirinize kalmış.Günlerce şehir şehir gezip seminerlere gitmeniz,(yani bir kaç gün evde olamayışınız,eve gelebilseniz bile yorgun oluşunuz)sürekli kitaplarla,siteyle meşgul olmanız ve size gelen mailleri yanıtlamaya çalışmanız,zamanınızın ciddi bir bölümünü bu işlere ayırmanız eşiniz tarafından sorun olmuyor mu?Eşiniz eve gelinceye kadar belki bütün işlerinizi hallediyorsunuzdur ama yine de kafanız şişiyordur bunu eşinize ve çocuklarınıza yansıtmamayı başarabiliyor musunuz?:)

    Sizin durumunuzda olan kadınlar da vardır,hem onlara hem de bize evlilik uzmanı olarak kendi hayatınızdan örnekler verebilir misiniz?

    • semamarasli dedi ki:

      Süheyla hanım, yazdığınız kadar yoğun değilim. Bütün programımı aileme göre ayarlıyorum. Bir yıldan beri ilk defa şehir dışı Bursa’ ya gitttim. İkinci Kayseri idi. Sırada Ordu ve Konya var. Onlara da hafta sonu ise ailece gidiyoruz yoksa sabah gidip gece dönüyorum. Bir yılda beş altı şehir dışı yorucu olmuyor. İstanbul içi seminerlerimde hafta da bir oluyor. Çok nadir haftada iki. Ona da öğleden sonra gidip bir kaç saat sonra dönüyorum.

      Bir kadının şehir şehir ve seminer seminer gezmesi kelimesi bile beni ürküttü. Hiç bana göre değil. Çok fazla davet var fakat çok azını kabul ediyorum. Gittiğim şehirlerde de yoğun bir program istemiyorum. Bir günde bir kaç seminer veremem. İllaki konuşmam gerekiyorsa arada uyuyup dunlenmem lazım. Bazen filanca yazar geldi günde üç seminer verdi diyorlar. Verdikleri örnek hep erkekler. “Kusara bakmayın ben erkek değilim, bünyem de onların ki gibi kuvvetli değil. Biz narin yaratılmışız, çok yorulursam hastalanırım” diyorum. Sağlığıma dikkat ederim, hergün kaylule uykumu uyumam lâzım. Bitki çaylarımı içip dinlenmek için kendime zaman ayırırım.
      Hafta da bir ev temizliği için yardımcı alıyorum. Bir iki gün ev yemekleri yapan güvendiğim bir yerden yemek alıyorum. Onun dışında yemeklerimi yapıyorum. Komşularıma arkadaşlarıma ve akrabalarıma zaman ayırmaya çalışırım. Sadece yeni kitap çıkarken yayınevine göndermedin önce son bir kaç hafta daha yoğun olurum.

      İnternet başında çok zaman geçirmiyorum. Düzenli olarak sitemize gelen yazı ve yorumları okuyorum, siteye ve haber 7 de yazı yazıyorum. Bunun dışında pek çok dergiden yazı teklifleri geldi hiç birini kabul etmedim. Pek çok röportaj teklifi var onları da kabul etmiyorum. Kısacası kendimi zorlayacak ve ailemi ihmal edecek bir şey yapmamaya gayret ediyorum. Facebook ve twite çok nadir bir şeyler yazıyorum. Onlar da çok zamanımı almıyor.

      Tek yetişemediğim Facebooktan gelen mesajlardaki sorulara beklenen cevaplar ve gmail adresime gelen sorular.
      Eğer onlara zaman ayırrısam bütün düzenim bozulur. Çok fazla çünkü. Yukardaki yazıyı onnu için yazdım aslında. Cevap vermeyince önemsemediğimi düşünüyorlar fakat gerçekten zamanım olmuyor. Bazen kızan azarlayan “yazar olunca kibriniz artmış neden mailime cevap vermiyorsun, kalitesizmişsiniz” diye fırçalayanlar oluyor. Onların da canı sağ olsun. Tozlarımız gidiyordur.

      İstersem kendime ve aileme ayırdığım zamandan alıp cevaplayabilirim fakat bunu yapmayı uygun bulmuyorum. Gerçekten gerekli gördüğüm çok azına cevap veriyorum. Yoksa yukarıdaki yazım şikayet etmek için değildi. Siteye neden yazı yazamadığımı açıklamak içindi ve maillerine cevap veremediğim okurlarıma özür babındandı. Her şeyden önce ailemizden sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. arada ihmaller oluyordur muhakkak fakat elimden geldiği kadar dikkat etmeye ve önceliği onlara vermeye çalışıyorum. selamlar…

  10. ŞİRPENÇE dedi ki:

    Sema hanım hocamızın bir sözü vardı: ” Kadınların yönetici olduğu bir dünyada yaşamak istemem” diye.
    Kadın başarı elde etmeden kolayca şımarabiliyor zaten. Birde başarı elde edince varmayın yanına.Kibir abidesi olup çıkıyor.

    Bir bayan kardeşimiz yorumlarda yazmıştı: “Her erkek alacağı kadının şımarıklık düzeyini ölçüp katlanıp katlanmayacağını ona göre bilsin” mealinde.

    Şu cümlelerde yazar pakize suda’nın: “Bütün kadınlar birbirlerini rakip olarak görürler. Birbirlerini kıskanmaları için aynı meslekten olmalarıyla da menfaatlerinin çatışması falan şart değildir. Ortalıkta kendilerinden başka kadınların da dolaşıyor olması, kıskanmaları için yeterli bir sebeptir. Yolu kadınların görev yaptığı bir yere, örneğin bir banka şubesine düşen bir kadın, gördüğü muameleden bunu şıp diye anlayabilir. Bütün kadınların mutlaka koşulacak şartları vardır. ‘Seninle evlenirim ama…’, ‘Dediğini yaparım ama… ‘Nedense bütün aşk şiirleri, en duygulu şarkı sözleri hep erkekler tarafından yazılmıştır. Çok duygulu oldukları söylenen kadınların bu sırada ne yaptıkları merak konusudur. Bence kadınlar o sırada diğer kadınları incelemekle meşguldürler. ‘Ne giymiş, ne takmış, benden güzel mi? vs.

    Bu cümleler yazının giriş paragrafıdır.Devamını netten bakabilirsiniz. Çok ilginç gözlemler.

    Bütün bunları ve sema hanım hocamızın muhtelif ülkelerden verdiği örnekleri birleştirdiğimizde kadının insanlığa faydalı olmak için değil, hem erkeklere hemde hemcinslerine tahakküm etmek için başarı ve karıyer elde ettiği sonucuna varmak mümkün.

    Mübarek inek kova kova süt verir, zerre kadar sesi çıkmaz. Tavuk bir yumurta verir ama ortalığı da gıdaklayarak velveleye verir.

    Başarılı kadınların kibir ve gururu bir yumurta için ortalığı velveleye veren tavuğun misali gibidir.

    • ABDULLAH BİR dedi ki:

      “Her erkek alacağı kadının şımarıklık düzeyini ölçüp katlanıp katlanmayacağını ona göre bilsin”

      Kim söylediyse ağzına sağlık. Tuttum bu sözü.

      Bir sözde benden,

      “Evli Kadın evliya da olsa önce eş, sonra evliyadır” Bunu kabul etmeyen ve gereğini yaşamayan kadın da bedenen olmasa da zihnen ve ruhen ERKEKLEŞMİŞ kadındır. Demek ki biz erkeklerin bir kısmı görünüşte kadın ama zihin olarak erkek olan birisiyle evlenmişiz.Atalarımızın dediği gibi
      “Bir ipte iki cambaz oynamadığı için de evliliklerde sürekli sıkıntı yaşanıyor.

    • G.Demirci dedi ki:

      Ozellikle butun kadinlarin sartlari oldugu bolumune cok katiliyorum. yalniz bana gore bunun en buyuk sebebi medyanin etkisi..Bugun bu dizilerdir cok fazla izlendigi icin, yarin dizi olmaz baska birsey olur. Cunku bakin 2 jenerasyon oncesinde bu kesinlikle boyle degildi.
      Her toplum degisir ama bu kadar hizla degismez, eger bir toplum degerleri bu kadar hizla degisiyorsa arkasinda dogal olmayan birseyler var demektir, hanimlarimiz 1-2 jenerasyonda ne oldu da bu kadar talepkar, memnuniyetsiz oldular?

      • ABDULLAH BİR dedi ki:

        sayın G.Demirci

        Toplum mühendisliği denilen uzmanlık alanı son 35 yıldır Türk insanını değiştirmek için ciddi emek, zaman ve para harcadı. İçinde bulunduğumuz sürecin ve Türk toplumunu olusturan ailenin yaşadığı sıkıntılarının temelinde insanımız üzerinde uygulanan bu YOZLAŞTIRMA çabaları yatmaktadır.

        Özellikle duygusal tarafı fıtri anlamda güçlü olan kadınlarımız vücütlarını şeklen tesettüre sokarak korumak isteselerde( bunda ne kadar başarılı oldular o da ayrı bir tartışma konusu) kafa ve ruh olarak manevi anlamda TECAVÜZDEN kendilerini koruyamadılar.

        Bir toplumu DEJENERE etmenin en iyi yolunun o toplumun var olma sebeplerini başında gelen yeni kuşakları yetiştirecek ANNELERİ ele geçirmek olduğunu iyi bilen mevcut KAPİTALİST VE EMPERYALİST sistem bu konuda başarılı oldu.

        Sonuç ortada kadınlarının kafaları başörtüsü ile kapalı ama YÜREKLERİ ve BEYİNLERİ ifal edilmiş bir bir toplum.

        Geri dönüş İMKANSIZ DEĞİL ama çok zorlu bir süreç bizleri bekliyor.

        Herkes, ama herkes konuşması gerektiği halde susmakda dahil yaptıklarının ve yapması gerekirken yapmadıklarını bedelini ödeyecek.

  11. ZÜLFİKAR dedi ki:

    Çocuk eğitim uzmanlarının kullandığı bir söz vardır: Yaşayan anne-baba.Anne-baba vefat etmiştir ama hatıralarıyla ve yol gösterici nasihatlarıyla çocuğunun dünyasında hala yaşamakta ve yol göstermeye devam etmektedir.İşte bu tarz anne-babalık hem rehber anne- babalıktır, hemde yaşayan anne-babalıktır.

    Aradan 1400 sene geçmesine rağmen ÜMMET-İ MUHAMMED’İN (s.a.v) MUHTEREM VE MUAZZEZ ANNESİ HZ. HATİCE ANNEMİZ;

    Örnek yaşantısıyla bizlere yol göstermeye ve rehberlik yapmaya devam etmektedir.
    Bilge annemiz, rehber annemiz, model annemiz, Hatice Annemiz Cenab-ı Hak ne muradın varsa versin. Amin.

    Cenab-ı Hak mahşerde şefaatine nail eylesin. Amin.

  12. salih özgür dedi ki:

    nasıl bir plan?

  13. salih özgür dedi ki:

    sa,sema hanfendi şahsen benim en çok canımın ,yandığı ve özellikle dinidar kızlar kızlar yüzünden az ağlamdım ,tesettürlü donanımlı eşim ,olsun istedim ben kızaların başarılı ve yetenekli olmasından onur duyarım ,kızlara hz. muhammed sav hz.hatice validemizi örnek aldığımı onlara örnek almalrını söyledim ,yalan söylediler ,efendim ben ilahiyat mezunuyum ,eczacıyım ,it herif ,hayvan ,kimsin lan diyen aile boyu kuaran kursu hocası olanlar ,cemaat kızları fark etmiyor ,bana haytımda doç.dr öznur özdoğan hanfendi ,kariyer sahibi zengin ,aynı zamanda yumuşak ,ve sayğılı bir handiydi ,açıktı ,bana salih evlenmeyi düşünüyormusun ,valla kızlar çok canımı yaktı dedim , en güzel evliklik peygamberimiz ve hatice validemizin evliğini model olarak söylemişti ,aynı dili değil aynı duyguları paylaşmıyoruz ,dindar kızlar gzözümden düştüler artık sayğı duymuyorum ,içi boş tesetür ,kariyeri kaldıramıyor ,artık kızlara olan evlilik teklifine bile cesaret edmiyorum , ama ,ALLAH NASİP ETTİ, KIZLAR BENİ ADAM YERİNE KOYMASADA ,HZ. MUHAMMED SAV HZ .HATİCE R.A SEVĞİ KÜTÜPHANESİ ERBAA DA bu aciz insana nasip oluyor …………………………..

  14. Sema hanim a dedi ki:

    Sema hanim,

    Oncelikle aile yasantinizda ve islerinizde Allah size kolayliklar versin, Guzel ve degerli goruslerinizi ve paylasimlarinizi begeni ile takip ediyorum.

    Sizin Bir sistem e, organizasyon a, planlama ya, ve Duaya ihtiyaciniz var. Veyahut soyle diyelim sadece Dua yeterli olmaz sanirim.

    Allah islerinizde kolayliklar versin, yolunuzu acik etsin, Emeklerinize saglik.

    Selam ve dua ile.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sana kızdığı halde bir kötülükte bulunmayan insanı kendine arkadaş edin, çünkü öfke insanın karakterini ortaya çıkarır. “ ( Hz. Ali)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku