Kabalığa Kabalık mı?

11 Eylül 2013Metin Karabaşoğlu2 Yorum »

metin beyKudsi Nebinin hayatına ve hadislerine nazar ederken insanın karşısına
çıkan gerçeklerden biri, onun ifrat ve tefrit arası salınımlara her
zaman açık haldeki duygular ve davranışlar arasında kurduğu eşsiz
dengedir.

Meselâ, cömertlik ile israf, iktisat ile cimrilik, birbirine yakın
hallerdir. Cömert bir kişi, kendisiyle ilgili harcamalarda da serbest
olur. Keza, iktisatlı olmaya çalışan biri, başkaları için harcama
konusunda da ziyadesiyle titiz ve hasis davranır. Ama Resûlullah
aleyhissalâtu vesselam, kendisi için harcarken iktisatlı olduğu
derecede başkalarına karşı cömerttir. Bir insanda en uç noktada
beraberce mevcudiyeti mümkün gözükmeyen iki güzel hasleti en kemal
noktada üzerinde taşıyor olduğu bu hali ile de, bize ‘ahlâkın en
güzeli’ne erişmenin dersini vermektedir.

Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın hayatının her veçhesinde
karşımıza çıkan bu kemal halinin bir tezahürü, onun kabalığıyla maruf
bir insana yönelik davranışında görülür.

İnsan olarak, hepimizin takip ediyor olduğu genel davranış kalıbı
bellidir. İnsan, ihsan edene muhsin davranır, iyilik eden iyilik
görür. Buna karşılık, kabalık edenin bizden göreceği muamele hüsn-ü
muamele değildir. Ona kötü davranmasak da, en azından yeterince iyi
davranmayız. Bir mesafe iması, bir soğukluk ihsası, tarafımızdan
muhakkak devreye girer.

Dahası, ‘dürüstlüğe’ dair kendince geliştirmiş olduğu anlayışla, doğru
olanın tam da böyle bir mesafe iması ve soğukluk ihsası olduğunu
düşünür haldedir nice insan. Bir insanla aramızda bir mesele varsa,
bunun bir şekilde hissedilmesi, hissettirilmesi gerekir diye düşünür.
O insana bu meseleyi ve ondan kaynaklanan mesafeyi ve soğukluğu
hissettirmeyen bir hüsn-ü muamele ise, keremkârlık olarak değil,
ikiyüzlülük olarak görülür. Kalbimizde bir soğuma varsa, yüzümüzün
gülmesi bir ikiyüzlülük değil midir? İçimizde bir mesafe
hissediyorsak, dışımızda bir yakınlık neyin nesidir?

Nitekim, böyle bir ‘dürüstlük’ yorumuyla, bırakalım başkalarını, bin
meselede beraberliğine karşılık bir meseledeki ihtilafı yüzünden
mü’min kardeşlerinin kalbini kırar bir tutumda olmayı mertlik; aksi
bir tutumu ihtiyar olmayı ise mertlikten mahrumiyet gibi görenler dahi
vardır.

Halbuki, Hz. Âişe’nin haber verdiği bir hadise, olması gerekenin
yönünü aşikâr bir şekilde gösteriyor. Hz. Âişe radıyallahu anhâ,
ilgili hadiseyi şu şekilde anlatıyor:

“Bir adam, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın huzuruna girmek için
izin istemişti. Aleyhissalâtu vesselâm: ‘Bu aşiretin kardeşi ne kötü!’
buyurdu. Ama adam girince ona iyi davrandı, yumuşak sözle hitap etti.
Adam gidince:
‘Yâ Rasûlallah! Adamın sesini işitince şöyle şöyle söyledin. Sonra
yüzüne karşı mültefit oldun, iyi davrandın’ dedim.

Şu cevabı verdi:

‘Yâ Âişe! Beni ne zaman kaba buldun? Kıyamet günü, Allah Teâla
hazretlerinin yanında mevkice insanların en kötüsü, kabalığından
korkarak halkın kendini terkettiği kimsedir.'” (Bkz. Buhâri, Edeb 38,
48; Müslim, Birr 73; Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 4; Ebu Davud, Edeb 6;
Tirmizi, Birr 59)

Peygamber aleyhissalâtu vesselam, bu davranışıyla bizi yanlış bir
‘dürüstlük’ algısından kurtardığı gibi, davranışlarımızın oturması
gereken asıl yörüngeyi de gösteriyor. Eğer karşımızdaki kişi kaba ise
ve biz onun kabalığa karşı kaba davranmayı seçiyorsak, aynı şekilde
karşımızdaki kişinin iyi davranışına mukabil iyi davranış sergilemeyi
ihtiyar ediyorsak, davranışlarımızı bizim kendi iç dünyamızda taşıyor
olmamız gereken erdemler değil, karşımızdakinin tutumu belirlemiş
oluyor. Halbuki, kabalığıyla maruf, öyle ki kabalık bakımından
kavminin en şöhretli kişisi durumundaki bir kişiye karşı dahi keremkâr
davranışının hikmetini izah sadedinde “Yâ Âişe! Beni ne zaman kaba
buldun?” sözüyle mukabele ederek, kudsî nebî bizi ‘karşımızdakinin
davrandığı gibi’ değil, ‘yüreğimizin ve vicdanımızın bizden istediği
gibi’ olmaya davet ediyor bizi.

Ve onun bu davranışı, “Fenalığı en güzel surette sav!” mealindeki
âyetle nasıl da uyuşuyor.

Keza, mü’minleri ‘öfkelerini yutarlar ve insanları affederler’ diye
tarif eden âyetlerle…

 

www.karakalem.com

Okunma Sayısı : 3.561

Yorum yapın

“Kabalığa Kabalık mı?” için 2 Yorum

  1. burhan öztürk diyor ki:

    H.Z AİŞE VALİDEMİZDEN DİYE NAKLEDİLEN ” RESULÜLLAH A.S ‘IN ; BU AŞİRETİN KARDEŞİ NE KÖTÜ DEMİŞ OLUP SONRASINDA ; ANNEMİZİN R.A SORUSU VE ….. DEVAMI ” OLAYININ DOĞRULUĞU HAKKINDA birdaha düşünmenizi ; zira RESULÜLLAHIN A.S KAPI ARKASINDAN ” BU AŞİRETİN KARDEŞİ NE KÖTÜ ” DEYİP sonra yüzüne iltifatta bulunması BİR TEZAT . bu nakilde RESULÜLLAHA A.S kasıtlı yada değil ( belki anlatmak istediğiniz durum ve ”karşınızdakine göre değil yapmanız gerektiği gibi olmanız düsturu gereğini ifade etmek isterken ” ) bir yanlış aktarım olmuş olabilir diye düşünüyorum . selam ve dua ile .

    • tugbaakbeyinan diyor ki:

      burhan bey iltifatta bulunmuyor Efendimiz.Herkese nasıl davranıyorsa öyle davranıyor.Yani Efendimiz kimseye kaba olmadıgı için , o adama da kabalık etmiyor.İkisi çok farklı şeyler.Bence bir kez daha okuyun

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"Sizin en hayırlınız, ailesine iyi davrananızdır. Çünkü ben ailesine en iyi davrananınızım . (Hadis-i Şerif) "

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku