Kadın Kimliğini Ayağa Kaldıranlar-7

22 Aralık 2016Erdal SarıçamYorum Yok »

14063733_1222604721124148_1554513613170602480_nAYŞE ŞASA

 

“İslam’a ve İslam tasavvufuna yönelmemi, bütünüyle bir tek kaynağa, Hazreti Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn’ül Arabi’ye borçluyum.”

 

Çarpıcı hayat öyküsüyle birçok insana düşünme zemini hazırlamış ve onları hem felsefenin hem de tasavvufun engin sularında seyre çıkarmış çok özel ve apayrı biridir Ayşe Şasa… Ayrıca Türk sinemasının az sayıdaki kadın senaristlerindendir… En önemlisi ise çok iyi bir yazar ve çok nitelikli bir düşünürdür.

1 Ocak 1941 İstanbul… Robert Koleji mezunu… Babası Avni Bey… Avni Bey baba tarafından  Çerkez;  anne tarafından Kürt… Kendilerine “Bedirhaniler” deniyor. Annesi Melika Hanım’sa Kafkas muhaciri… Melika Hanım’ın dayısı tanıdık biri; Kurtuluş Savaşı’nın ünlü komutanlarından Rauf  Orbay…  Zengin,  varlıklı  bir aile… Ancak gelin görün ki, Batı hayranlığı hat safhada… Çocuklarıyla hep mesafe içindedirler. Düşünün: Maddi varlık içinde, duygusal sefalet… Batılı, yabancı mürebbiyelerin elinde büyümesi ise Şasa için tam bir talihsizlik…

Babasının spora düşkün olması ve çocuklarını da spora teşvik etmesi nedeniyle yüzme ve su kayakçılığı alanında oldukça başarılı bir çocuktur Ayşe Şasa… Ayrıca gözü pek, zeki bir kız…

İlk gençlik yıllarında sıkı bir Marksist olduğunu ifade eder. Solcu gençlerle arkadaşlık kurmuş olmanın doğal bir sonucu olarak tabi. (İleriki yıllarda, “Hayatımın ilk yarısı korku filmi gibi geçti.” diyecektir.) O dönem Türkiye’de solculuk gibi bir moda vardır. Hani, 68 Kuşağı’nı duymuşsunuzdur. Dindarlığın ya da milliyetçiliğin “gericilik” sayıldığı yıllar… Aslına bakarsanız fazla da seçeneği yoktur zaten. Sorulduğunda, solculuğun tek gurur kaynağı olduğunu söyler o zamanlar. Söylemesine söyler de ilk tepki de ailesinden gelir. Zira Batı hayranı ailenin Marksizm’le pek de iyi sayılmaz arası.

1963 yılında sinemayla tanışır Ayşe Şasa. Gençlik yılları… Türk sinemasının emeklediği dönemler… Sinemaya karşı garip bir ilgi içindedir. İnsanlara Marksist ideolojiyi sinema yoluyla anlatabileceğini düşünmektedir belki de. İdealist bir insan… Derken, sosyal sorunlar üzerine yazdığı eserlerle tanıdığımız ünlü yazarımız Kemal Tahir’le tanışır bir vesileyle ve onunla sıkı bir arkadaşlık ilişkisi içine girer. “Hakikat arayıcısı bir ârif” diye tanımladığı Kemal Tahir’i Sokrates’e benzettiği ve sık sık ziyaretine gittiği de bilinen bir gerçek.

Sosyal meselelere, halkın gündelik yaşamda karşılaştığı sorunlara, hak, adalet ve eşitlik gibi kavramlara karşı oldukça duyarlıdır. Ülkede bir şeylerin ters gittiğini düşünmekte ve bu tersliklerin düzeltilmesi gerektiğine inanmaktadır. Yazarlığını, bu düşüncelerle birlikte bir süre sonra senaryo yazarlığı kulvarına taşır Ayşe  Şasa…  Ancak  diğerlerinden   farklıdır;   o,   ilkeli ve nitelikli kalemiyle, senaryo yazarlığını çok ayrı bir renge büründürür. Bildik, alışılmış rengin çok   uzağına…

Örneğin kadın karakterleri daha derinlemesine işlemiş, onlara özel anlamlar yüklemiştir. Yeşilçam’ın alışılagelmiş, klişeleşmiş kalıplarının hep dışında durmayı, kendi ilkeleri doğrultusunda kendi çizgisinde yürümeyi tercih etmiştir.

Utanç, Cemo, Güllü, Kambur, Merdoğlu Ömer Bey, Harun Reşit’in Gözdesi, Murat’ın Türküsü, Çapkın Kız, Ve Recep ve Zehra ve Ayşe, Gramofon Avrat, Son Kuşlar, Balatlı Arif ve Ah Güzel İstanbul, Ayşe Şasa imzasını taşıyan filmlerin bazıları…

Sonra derken bir şey olur. Sürekli tefekkür halinde olan, hayatı, olayları ve insanları sorgulayan ve bundan büyük heyecan duyan Ayşe Şasa, daha önce hiç tanımadığı bir şeyleri fark eder. Farklı bir şeyleri, sıcak, samimi ve oldukça insani bir şeyleri… Uzun süredir yaptığı sorgulamalar onu başka yerlere götürür. Ruhsal              bunalımlar,         depresyonlar, şizofrenik  durum,  bir  süredir  savrulan bedenini  alıp bir deniz kenarına bırakır. Ardından  köklü bir değişim ve dönüşüm… Bir dönem yoğun ilgiyle sahip olduğu “maddecilik” fikri, onu “manevi” bir atmosfere taşımıştır. 1980’lerle birlikte “Müslüman aydınlarla” iletişime geçer Ayşe Şasa… Onlarla tanışır, tartışır ve sohbetlerine katılır. Bu sohbetler, ruhuna ve kafasına bir mızrak gibi saplanmış olan tüm soruların cevabını kazandırır ona. Şimdi ruhu feraha ermiş gibidir; daha dingindir. Kendisinden ve düşüncelerinden oldukça emindir. Koyu, yoğun ateist ve Marksist ideolojiden eser kalmamıştır. Artık tümüyle İslami düşünme dönemine geçmiştir. Özelde kendi düşüncesini, kendi felsefesini aramaktadır şimdi. Bu sırada Yunus Emre’den Mevlana’ya, Einstein’dan Sokrates’e, sonra Kemal Tahir’e, İbni Arabi’ye, Sylvia Plath’a, Muhammed İkbal’e kadar birçok ismi inceler ve zihin süzgecinden geçirir Ayşe Şasa… Ama özellikle İbni Arabi… Arabi’nin düşünce  iklimi,  ruhunun  mayalanmasında  daha    etkili olmuştur. Tasavvufun, ruh dünyasına ayrı bir renk kattığını ifade etmektedir.

Konuyla ilgili olarak, “Bir Ruh Macerası” adlı kitabında şunları kaydetmiştir Ayşe Şasa:

“İslam bizi geri bıraktı, Batı karşısında yenilgilerimizin sebebi İslam’dır!” hükmü, giderek bir inanç, bir yaşama biçimi halini aldı. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler halinde yaydılar; bu tür ideolojilere ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı. Bu yanılgıların ortasında doğdum ve yetiştim. Gerçeğin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak ettim. Hayatımın ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti. Varoluşuna sahih neden bulamayan insan;  bilsin yahut bilmesin korku, endişe ve vehim içindedir. Ben bu marazî hâli, bir imtihandan geçiyor  gibi  ve  en ağır derecelerde yaşadım. Allah hepimizi ve  özellikle  yeni nesilleri böylesi  azaplardan  esirgesin.  Şimdi  şu  eski koltuklarda oturuyorum ve gücümün yettiğince tefekkür ediyorum. Herkes geleceğe doğru hayal kurar; bense geçmişe doğru… Bir bahçeye yolculuk yapıyorum. Manolyalar, Frenk üzümleri, yıldız çiçekleri, çimenler; tam bir cennet bahçesi. Bir zamanlar, yani çocukluğumda öyle bir bahçenin ortasındaydım; ama o günlerde o nimetin şükrünü eda edebilme hassasiyetine sahip değildim. Şimdiki halimle; aklım ve gönlümle o güzel bahçeye dönüyorum. Çimenlerin üzerine seccademi serip şükür namazı kılıyorum. Bu benim geçmişe doğru yolculuğum, geçmişe dönük hayalim.”

Ayşe Şasa, dünya görüşünü ve ideolojik karakterini İslam’la yeniledikten sonra yazarlığa daha farklı bir çizgide devam etmiştir. Sorumluluk duygusu aynıdır; yalnız bu defa kendisini insanlara ve hayata karşı biraz daha sorumlu hissetmektedir. Hayatında bir “öte dünya” kavramı vardır ve bu gerçeklik, taşıdığı sorumluluk duygusunu hep    bir adım ileriye taşımaktadır.

Bu duygularla çeşitli gazete ve dergilere yazılar yazmaya başlar Ayşe Şasa… Sonrasında kitaplarıyla selamlar okurlarını; Yeşilçam Günlüğü, Bir Ruh Macerası, Düş Gerçeklik Sinema, Delilik Ülkesinden Notlar, Şebek Romanı…

Marksist ideolojiden  evrensel  İslam  anlayışına göç eden, hayatı derin araştırma  ve  sorgulamalarla  geçen, fikirleri ve eserleriyle toplumumuzda bir markaya dönüşen Ayşe Şasa, 16 Haziran 2014’te, zatürre hastalığı sebebiyle bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayata veda etmiştir. Ayşe Şasa’nın vefatı, başta kültür dünyamız olmak üzere tüm sevenlerini derin üzüntüye boğmuştur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ayşe Şasa’nın vefatı dolayısıyla yaptığı konuşmada duygularını, “Kökleriyle barışarak, tarihin ve medeniyetin aydınlığında son derece önemli işler yapmış, önemli eserler bırakmış bir sanatçımızdı.” sözleriyle ifade etmiştir.

 

Okunma Sayısı : 891

Yorum yapın

Röportajlar

Sosyolog ERDAL SARIÇAM ile yeni kitabı “KADIN KİMLİĞİNİ AYAĞA KALDIRANLAR” üzerine…

  Röportaj: Eray CAN (Adnan Menderes Üniv. Yüksek Lisans Öğrencisi)   Kitabınızın isminden başlamak istiyorum hocam. Neden “Kadın Kimliğini Ayağa Kaldıranlar”? Kadın kimliği ayakta değil mi sizce?  Neden bu isim? Evet, maalesef kadın kimliği ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sıkıntılar akıllıca idare edildikleri takdirde karakteri terbiye ederler. “ ( S. Smiles )

Kitap

Bilinçaltı Şakadan Anlamaz

Eğitimci yazar M. Emin Karabacak’ın yeni kitabı Bilinçaltı Şakadan Anlamaz kitabı okurlarla buluştu. Bayramlık İstemeyen Çocuklar (Çocukların başarısını artırma da anne babalara düşen görevler), Tabakları Ayırdık Çocuklar Söz Dinlemez Oldu, ...
Devamını Oku