Kadın Neden Çalışmak İstemez

17 Mayıs 2017Ademler & Havvalar269 Yorum »

calisan_anne_karikatur

Bir Havva Diyor ki…

Kadınların neden çalıştığı ya da çalışmak zorunda kaldığını yazılıyor ben de bir kadının neden çalışmak istemeyeceğini kendimden de pay biçerek yazmak istedim.

Zorunluluk sebebi çalışan hanımlar üzerine alınmasın. Herkesin imtihanı farklı farklı fakat bizim sözümüz, dinin emrettiğinden ziyade sorumluluğu üzerine almak için canhıraş olan hanımların nelerden mahrum kaldıklarını izah etme amaçlıdır.

 

Bir kadın neden çalışmak istemez?

1-) Allah”u Teala’nın kadın ve erkek için biçtiği ayrı ayrı rollerin farkındadır ve kapitalist düzenin hatırı için bu hükmü harcamaz, yok saymaz.

2-) Bir gün yalnız kalırsam, kocam beni terk ederse, komşunun evinde yangın çıkar da bizim eve de sıçrarsa, beş yıl sonra bir çocuğum olur da balkondan düşer ayağını kırarsa…. :) gibi geleceğe yönelik kuruntu ve vehimlerle bugününü şekillendirmek yerine tevekküle sarılır. Sadece kendinden isteneni en güzel şekilde yaptığı takdirde Rabbinin ondan razı olacağına ve darda bırakmayacağına inanacak kadar teslimiyet sahibidir.

3-) Rızka değil er-Rezzak’a bağlıdır. Geçinmeleri için evde lazım olanın iki maaş değil, bereket olduğunu bilir. İsrafın ve kanaatsızlığın olduğu yuvalarda eve iki değil üç maaş da girse, o paranın bereketi olmayacağının farkındadır. Dışarıda çalışmak yerine sabah namazından sonra uyumama, evde bol bol Kur’an okuma gibi tavsiye edilen eylemlerle eve giren tek maaş idareli kullanıldığı takdirde bütün ev ahalisine yetecektir.

4-) Kocasına karşı ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olma hırsı içinde değildir ve onun otoritesini ilk günden kabul etmiştir. Çalışan hanımlar ayaklarının üzerinde duruyor da ev hanımları amuda kalkıp elleri üzerinde mi duruyor? seklindeki sorunsalı kendi kafasında çoktan açıklığa kavuşturmuştur.

5-) Çocuklarını kreşe, gündüz bakımevine, tanımadığı bakıcıların eline bırakıp gidemeyecek kadar annelik iç güdüsü henüz anne olmadan dahi yüreğinde yer etmiştir. Değil anne olduğu halde onu bırakıp gitmek, henüz anne olmadığı halde bu ihtimali düşünüp hayal etse dahi gözleri dolup içi burkulacak kadar yufka yüreklidir, merhamet sahibidir. Ayni zamanda sadece biyolojik gelişimi değil, çocuğun gerekli dini ve ahlaki egitimini de en iyi annesi vereceği için, bu bakan kişi “anneannesi/babaannesi” dahi olsa annenin yerini doldurmayacaktır hatta bunun için devlet MAAS bağlasa dahi!

6-) Dışarıda harcayacağı eforu evine ve eşine saklamak ister. Aşırı yorgunluk, stres kadınları ruhen ve bedenen erken yaşlandırır. Dışarıda fazlasıyla yorulacağı için aksam beyiyle yeterince ilgilenemeyeceğini bilecek kadar metabolizmasını tanıyordur. Hadi çocukları başkasına emanet etti gitti ve o çocuk bir şekilde büyüdü ama beyine olan ilgisizliği sonucu oluşan boşluğu dolduran hanım, çocuğunun bakıcısı kadar “masum” olmayacaktır. İşi sağlam tutar ve günlük islerini bitirdikten sonra kendine de vakit ayırır ki evin fertlerine karşı dinç ve dinamik olabilsin.

7-) Günlük ibadetlerini, varsa haftalık derslerini aksatmaktan çekinir. Çünkü çalıştığı ortamda bunları dört dörtlük yapabilme imkanına sahip olamayacaktır. Gündüz, kalan vaktinde zikir ile Kur’an ile hemhal olarak manen beslenip ruhunun gıdasını karşılayarak hem yuvada huzur ve fuzyuzati hakim kılar. Bu anlamda evinin dua askeridir. Lesker-i duadır. Hem de hayata pozitif bakabilir çünkü maneviyatı kuvvetlenir.

😎 Kitap okuyacak, çeşitli el işleri ya da hobilerle kendini meşgul edecek zaman üretmesi daha kolay olacaktır ve bu ürettiklerini satarak ya da hediye ederek aile ekonomisine can verebilir veya eş dost akrabasının gönlünü bu küçük hediyelerle fethedebilir. Kitap okuması ise hem kendinin hem ailesinin geleceğine yaptığı güzel bir yatırımdır. Çalışma hayati bu gibi terakkiye de bir engeldir. Çünkü zaman kalmaz.

9-) Göz kirliliğinden kendini muhafaza eder. Kendine namahrem olan erkeklerin nazarından korunduğu için hem vicdani azap yaşamaz hem de Rabbi yüzündeki masumiyeti almaz. Kadınsı yönleri törpülenmez. Naifliği ve zerafeti kendine mahsus kalır.

10-) Ev hanımı olduğu için misafir ağırlamakta ve ev ziyaretlerinde zorluk yaşamaz ve bunu zevkle yapar.
Çalışan hanımlar bunu ekseri hafta sonu yapabiliyor ve bu da akraba ve aile, es dost ilişkilerinde kopukluğa sebebiyet verebiliyor.

11-) Kendisi de kendinden güç, mevki, statü… olarak önde olan beyine saygı duymak için kendini zorlamak zorunda kalmaz. Kocasını beğenmemezlik etmez çünkü gözünde kocası bir kahramandır ve onunla her türlü birliktelik kendisini mutlu edebilecektir. Aksi halde ekonomik anlamda ve statü anlamında eşit gördüğü eşini zamanla beğenmeyebilir. Saygısını yitirebilir ve bu birliktelik erkek kadar kadın için de zulümdür.

12-) Fıtratından uzaklaşmadan nezih ve kaliteli bir hayat sürmenin tadını çıkarır, kadınlıksa kadınlığın, annelikse anneliğin hakkını vererek yaşadığı kocasının yanında, çocuklarının yanında kıymeti olur. Hayatinin getirdiği ekstra sorunlar ve yükler karşısında baş edebilme gücünü israf etmemiş olur. Rabbimiz bize verdiği sabrı ve gücü taşıyabileceğimiz yüklere mukabil ihsan etmiştir. Siz bunun üzerinde yükü sırtlanırsanız, elinizdeki güç ve sabır yetersiz kalır, çünkü müsrif sayılırsınız.

Feyza

 

Okunma Sayısı : 9.423

Yorum yapın

“Kadın Neden Çalışmak İstemez” için 269 Yorum

  1. Fatih diyor ki:

    Feyza Hanım yazınız önemli tespitler içeriyor. Fakat günümüzde maddi konularda işler çok zor inanın. Bence bir ailenin evi ve arabası olması gerekiyor. Tabi evlenir evlenmez demiyorum. Kiralık evlerde var otobüste kullanın ne olacak diyebilirsiniz. Ev kiraları çok yüksek, bulunduğum mühit elit bir kesim olmamasına rağmen 900TL bu rakamlar çok yüksek asgari ücretin 1404TL olduğunu düşünürsek geçim mümkün değil. Gelelim arabaya, ulaşım araçları eskiden beri var aslında deve at eşek kullanılan araçlardan bazıları, araba eskiden konfordu şimdi ihtiyaç oldu çünkü eskiden araba fiyatları çok yüksekti hatta amcam kadıköyde ev araba takası yapıldığını söylerdi. Araçlar ucuzladı alım gücü arttı şimdi yeni evliler önce araba sonra ev alıyor. Araba kışın soğuğundan yazın sıcağından korur sadece sizi mi 2 aylık çocuğunuzuda ayrıca karınızın otobüslerde sıkış sıkış gitmesini engeller. Bu arada şunuda söyleyeyim biz evlendik ilk oturduğumuz evden ev sahibi çıkardı sebep neymiş ben emekli oldum gelip oturacağım dedi isterseniz kirayı artıralım dedim yok dedi birdünya masraf ettik ve düzenimizin bozulmasına sonuçlandı. 1 hafta sonra eve yeni kiracı gelmiş komşulardan duyduk. Yeni eve taşındık tabi ağzımız yanmıştı yeni ev sahibi ile anlaştık bizi evden çıkartmayacaktı eşimin senin çocukların var diye uyardığı ı çok iyi hatırlıyorum neyse aradan bir sene geçti engelli çocuklarına kız buldular derken çıkın dediler çıkarsın çıkmazsın derken 1-2 ay kavga ile geçti polis falanda çağırdık netice itibariyle cimriliğiyle ün yapmış ev sahibinden nakliye ücretini alarak çıktık oradanda artık bir evimiz olması gerektiğini anladık fakat etrafımızdaki evler 350-400 bin lira bu eşimin ve benim 10 sene eve çalışması anlamına geliyor vazgeçtik şimdi tayin istedik benim memleketime orda 160-170 metrekare sıfır ev 200 bin TL. Ama çalışan bayanların boşanmaya meyilli olduklarına çok defa şahit oldum bir akrabamızın eşi çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra ayrıldı bir diğer akrabanın eşiki bir evli bir üniversitede okuyan çocuğu var tahminim 25 yıllık evliler babasından mirası alınca boşandı yıllırdır çektim artık kendi hayatımı yaşayacağım demiş biz şimdiye kadar hiç problemlerinin olduğunu duymadık. Kısacası bayanın çalışmasının avantajı ve dezavantajı var günümüzde ev ve araba bence ailenin zaruri ihtiyacı beni evlilikte yol almışlar daha iyi anlar. Bu durumda ne yapmalı bu zaruri ihtiyaçları Karşılayan kadar bayan çalışabilir veya çok zor şartlarda hayatınızı idame ettirmeye çalışırsınız. Keşke helal yoldan bu ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek bir imkan olsa (miras gibi) kadın çalışmasa kadında rahat etse erkekte.

    • Feyza diyor ki:

      Fatih bey, durumu anlayabiliyor ve size de hak veriyorum. Cunku asgari ucretle ozellikle buyuksehirlerde gecinmenin cok zor oldugunu hem gordum hem tahmin ediyorum.
      Araba konusunda da haklisiniz. Ozellikle hanimini kalabalik vasitalara bindirmek istemeyen erkekler icin araba zaruri. Kadin acisindan da cok buyuk kolaylik. Bunun hamileligi var dogumu var vs…
      Benim bu yazim ihtiyactan oturu calisan insanlara degildi. Kucuk sehhirlerde hayat daha kolay, ulasim, ev kiralari, gida sebze meyve..
      Ama bazi hanimlar evinde ufak tefek islerle evin gecimine katki sagliyor ya da erkeklerin olmadigi daha sakin ortamlarda kadinsi islerde calisabiliyor. Allah size yardim etsin, evinize bereket versin ve umdugunuz/ummadiginiz yerlerden sizi riziklandirsin.
      Imece usulu ya da su bazi em…evim, fu…emlak gibi bazi kuruluslar var ev almak icin. Isterseniz onlara basvurun. Kucuk bir yerde yasiyorsaniz arabasizlik cok sorun olmaz. Ya da ufak yollu birsey belki alabilirsiniz.
      Yani yine de cok mecbur olmadikca hele ki is ortami musait degilse kadinin calismamasi, cok ihtutac varsa ev ortaminda calisarak katkida bulunmasi o da mumkun degilse en azindan kadinlarin yogun oldugu bir sektorde calismalarinin dogru olduguna inaniyorum.
      Asagilarda bu konu hakkinda cok yazip cizdik dilerseniz goz gezdirin.
      Eviniz kira da olsa cocugunuz mahzun kalmasin. En azindan okul cagina gelene kadar onlar anneleri yaninda olsun sonra Allah bir yol gosterir. Allah yardimciniz olsun.

  2. .../nisa diyor ki:

    Feyza hanım,

    Hoş bulduk. :) Yoğunluktan dolayı biraz geç cevap yazıyorum. Bir şarkı vardı sadece şu mısrası hoşuma gitmişti deniz görmeden yaşayamıyorsan sen eşittir ben demektir. Bunun gibi biraz.

    Bu aralar yorumları dikkatli bir şekilde okuyamasamda bazen öyle tevafuklar oluyor ki sabah gördüğüm bir durum akşam yorumlarda ya o güne ait bir olay yada kelime geçiyor. Gerçekten telepati işini biz aştık.

    Allah annenize rahmet eylesin bazı insanların irfani yada gönül gözleri açık oluyor buna 6.histe diyorlar annenizde bu nimete sahip insanlardanmış. Benim tanıdığım bir hanımda böyleydi istihareye yattığında tam olarak neleri yapıyordu dua ediyordu bilmiyorum ama karşı tarafı görmediği halde çok isabetli noktaları yakalıyordu.

    • Feyza diyor ki:

      Nisa hnm,
      Bir keresinde kursta boynum tutuldu ardindan belime kadar indi bu tutulma ve yemek yiyemeyecek duruma geldim. Telefonla her zaman konusma imkanimiz ise yoktu talebe oldugumuz icin cep telefonu yasakti ve ailemizle haftanin belli saatleri normal telefonla gorusme yapabiliyorduk. Haliyle ailemin de haberi olmadi, zaten soylemeyi de kesinlikle dusunmuyordum hatta telefona bakan arkadasa da bilhassa tembih etmistim ki uzaktalar duyup da uzulmesin ailem.
      Bir iki gun sonra annem aradi nasilsin dedi. Iyiyim elh. Dedim. Seni ruyamda gordum kizim boynun mu agriyor senin dedi. Direk nokta atisi :)
      Bir defasinda da bir komsumuz babasi vefat edince hile ile evini uzerine gecirmis. Bu kadin nazi gectigi icin geldi annem ve babama bir gece yalvardi ki evi siz satin alin yoksa kardeslerim mahkeme acip evi elimden alacaklar. Biz ise ne sekilde evi uzerine aldigini bilmiyorduk.
      Babam yardimci olma adina dusunelim dedi icerigini bilmedigi icin. Cunku kadin esinden bosanmisti ve magdur gozukuyordu.
      Yine annecigin ruyasinda vefat eden adami gormus arkasindan iri yari adamlar tarif etti. Bir suru seyler ve vefst eden kisinin elinde bir kalip sabun oldugunu, hareket etmeden durdugunu ama gozlerindem yas geldigini ve cok sıkıntıda oldugunu soyledi. Babama o evi uzerine alma cunku vefat eden kisi rahatsiz ve bu gelen iri yari adamlar (detayiyla tarif etti o kisileri), buyuk sorunlara yol acacak gibiler dedi.
      Babam vazgecince bu hanim epey darildi. Fakat ertesi gun ayni annemin tarif ettigine tipatip uyan uc adam gelip kadinla kavga ettiler uluorta ve bu adamlar kadinin mirasci erkek kardesleriymis. Sonra yine bu kisiler dava actilar epey olaylar oldu ve olaylarin sonucunda ogrendik ki kadin esinden dahi sirf babasinin maasini almak icin resmiyette bosanmis aslinda beraber yasiyorlarmis. Evi ise binbir hile ve tehditle rahmetli babaciginin uzerinden kebdi uzerine almis ve sonunda mahkeme karari ile ev uzerindeki hakkini kaybetti. Hatta bu olaylar esnasinda o iri yari adamlar bizimkilere dahi bulasmislar, siz mi bu evi satin alacaktiniz diye fakat neyse ki babam bulasmadigi icin biz ucuz atlattik. Eger Allahu Teala uyarmasaydi ruya yolu ile, cok buyuk sorunlara durduk yere muptela olacaklardi bizimkiler sirf iyi niyetlerinden dolayi.
      Ruyalarin sadik ve seytani bir de nefsani kaynakli uc kisma ayrildiginu biliyoruz. Fakat bu da basli basina bir ilim. Sadik ruyalarin seher vaktinde goruldugunu, cok canli tesir biraktigini ve ani bir sekilde uyanilip cok uzun sure zihin skalasinda unutulmadan resmedilebildigini okumustum. Benim bu sekilde gordugum ruya sayisi ikidir yillardir unutmadigim ve kimseye de anlatmadigim. Ama istihareye yattigim zaman hicbirsey gormedim. Fakat istihare niyetiyle namaz kilip duasini edip kalbinize ilham olmasini dilediginiz zaman da ruya yolu ile olmasa dahi bir sekilde Allah hayirli olani kalbinize ilham eder. Ruya yalnizca bir vesiledir, tek yontem degil. Bu yuzden tereddutte kaldigimiz islerimizde iki rekat namaz kilip bolca iltica edelim hayirli olani kalbimize ilham etmesi ve kolaylastirnasi icin. Mutlaka hayirli tercihler kolaylastirilip onumuze cikardigi kucuk buyuk isaret taslariyla Allah dogru olana yonlendirip kalbimizi teskin edecek bir karara ulastiracaktir. Ruya ile kisitlamayalim ic alemimizi.

  3. Süleyman diyor ki:

    Sadece Fatih Bey

    Daha öncede Kevser hanım belirtmişti aynı problemi. Şimdi de siz. Aracılık, kız bakma veya uygun bir erkek eş adayı görme durumunda annenin rolü hakikaten çok kritik. Annenin umrunda olmazsa çevrenizde bu işe bakacak başka biri olması çok önemli. Yalnız ben şunu anladım ki bu işte en kritik rol annenin. Anne ilgileniyorsa çok daha rahat oluyor.

    Yalnız benim anladığım bu annenin kişiliği ile de çok alakalı. Mesela anne çok isteyebilir fakat sosyal biri değilse istese de bulamayabiliyor. Yani anne eğer sosyal çevresi geniş biri değilse bu pek mümkün olmayabiliyor.

    Sadece Fatih Bey şahsen ben siz olayı anlatınca üzüldüm adınıza. Ancak problem etmeyin inşAllah daha iyileri daha güzel şekilde nasip olur. Biraz etrafınızda farklı çevreleri aracı etmeye çalışın. Yoksa da o çeşit çevreleri edinmeye gayret edin bence.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Süleyman Bey kardeşim.
      Tespitleriniz doğru ancak konu dağılmasın diye bir iki noktayı izah edeyim istedim. Anlattığım olayda bahsettiğim durum aracılık konusuna olan bakış açısının değiştiğinin izahıydı. Anacığım sosyal ve kendi kapasitesi yettiğince bir şeyler yapıyor. Ancak o da aşırı düz düşünüyor, şurada bir kız var görüş. Eskiden yani bir kuşak önce bu durumlarda netice alınıyordu çünkü üç aşağı beş yukarı uniform bir toplum vardı ve görüşmeye gelen kişinin amacının evlilik olduğuna güvenebiliyordunuz. Mesela ben artık günümüz kızlarına bu konuda güvenmiyorum. Geriye dönüp baktığımda gördüm ki ailelerin tanıştırdığı durumda bile olay flörte yakınsamış. Yani benim düşündüğüm gibi en fazla birkaç defa görüşüp evlenme zihniyeti yok.

      Çevre değiştirme olayı da şu. Kolay olacak iş değil ayrıca aracı olmak da istemiyorlar. Daha fazla olumsuz şey yazıp da kimseyi karamsarlığa itmek istemem ancak bizim kafadaki arkadaşlarım bile güvenemiyor çevresine. Kaldı ki hayat görüşüm ailemden birazcık farklı. Onlara göre flört normal, karışık düğün normal, tek çocuk normal :) Geçenlerde ufaklığa da dedim abi üniversitede seni dinledim flört etmedim şimdi evde kaldım deme dedim :)

      Kendi durumum için de sürekli diyorum ya Allah ana babama sağlık versin diye anacığımı bayramdan on gün önce hastaneye yatırdık arefeden önce çıktı. Bayramdan sonra izinim vardı küçük şehirde olduklarından etraftaki büyük şehirlere gidiyoruz bazı sağlık hizmetleri için babacığımı doktor doktor dolaştırdık. Bunu niye anlattım. Onlar bu durumdayken ben nasıl icraat bekleyebilirim ki onlardan. Hani adem bey de evlilikle ilgili sorununu anlatmıştı da herkesin kendine göre derdi var diye yazmıştık Feyza hanım da yazılmayan şeyler de olur demişti. Birisi bu mesela.

      Yorumumda gözden kaçmamasını istediğim diğer husus da şu. Sanki ben sorun çıkartıyormuşum gibi baskı yapmaya çalışıyorlar. Hatta şöyle durumlar bile yaşadım kız analarından. Bizim kızımızı almadınız ama bak o evlendi sen hala bekarsın gibi. Yahu diyorum ki ne kızınızdan haberim oldu ne de bana bir görüş diyen oldu…
      Verdiğim örnekteki kızı da tanımıyorum. Allah mesut etsin. Görüşsek de olmazmış muhtemelen çünkü başkasının nasibi şu an :) Ancak benim için oradaki özne şu. Demek ki hanım kız eş olabilecek bir kişiymiş ki okuldaki müdürü kendi oğluyla evlendiriyor. Benim dayandığım nokta da bu. Ailemin etrafında böyle kız yok. Bu istisnaydı. Önceden de yazdım bir tane bile tesettürlü aday göstermediler. Böyle deyince de sonradan kapanır diyorlar. Yahu biz kafanın üzerindeki örtüyle değil içiyle ilgileniyoruz. Tesettürsüz adayların kafasının içi tamam olsa o zaman dersin sonradan da örtünür diye ama zihniyetlerinin farklı olduğu büyüklerinin ellerini öpmemelerinden belli…

      Son olarak yorumu şöyle kapatayım. Burada yorum yazan kardeşlerimizin evliliklerinin önünde inanın hiçbir somut engel göremiyorum. Hele kızlar evde kalmaları çok zor. Kendimi ayırıyor gibi olacağım da yanlış anlaşılmasın benim içinde bulunduğum durum perşembenin gelişinin çarşambadan belli olması. Bu böyle sürüp gider. Bu yüzden diyorum çok fazla konuşmamın anlamı yok diye. Yapmam gereken hayatımın kalanını daha verimli geçirmek… Biriyle tanışmak ayrı bir meseleyken bir de kendini beğendirmek de meseleyken artiz olamamışken ben daha çok beklerim böyle :) ya da otuzlu yaşlara kadar evlilik düşünmeyen sonra evde kalma korkusuyla mantıksız bir mantık evliliği yapan bir kadın denk gelir. Onlar da ertesi sene boşanıyor zaten…

      Selametle.

  4. adem diyor ki:

    arkadaşlar bir ramazan ayını daha geride bıraktık. Rabbim günahlarımızı affetsin, oruç ve hayırlarımızı da kabul etsin.
    bayramlaşmalarda sizler nasıl hissettiniz bilmiyorum ama merak ediyorum. ben geçen sene bayramlşamlarda eski eşimle gitmiştim bu sene açıkçası pek gitmedim biraz utandım galiba. evli olan yaşıtlarım kuzenler falan eve gelince kendimi bhiraz kötü hissettim. niye onların hanımları da veya bizim sülalenin kızları da benim eski eşim gibi yapmadılar o yüzden bizim oğlanlar şanslılar diye düşündüm hep. kızların gözünde biraz ezik gibi bakıldığımı hissettim bu beni çok sinir ediyor inanın. oğlanların gözündeyse onlar gerçekten pasif insanlar benim yaşadıklarımı onlar yaşayamazlar yaşasalar kaldıramazlar.

    • Gelincik diyor ki:

      İyi bayramlar Adem Bey öyle düşünmeyin dertsiz insan yok şu dünyada dışarıdan öyle görünebilir ancak vardır onların da bir derdi şu anki durumunuz sizi böyle düşünmeye itiyor ne pasifsiniz ne de çok zayıf biri aksine bu kadar büyük bir imtihandan nefsinize yenilmeyip akıllıca davrandığınız için çok güçlüsünüz Rabbim yardımcınız olsun Ins bundan sonra yapacağınız evlilik tüm sıkıntılarınızı alıp götürür sizden 😊😊

    • HANNE diyor ki:

      Adem bey.. aynı olmasa bile benzer duyguları her bayram bende yaşıyorum. İkinci senem olmasına rağmen her gelen ve daha öncede sorduğuna emin olduğum insanlar.. Bittimi sizin mesele tamamen.. mahkeme bittimi… çocuk nerde.. babası bakıyormu maddi yardım ediyormu.. birleşme ihtimaliniz yokmu.. inanın insanlar gelince heleki ne dediğini pek ölçüp tartmayan türden olanlar insan içine çıkasım gelmiyor. Sizin hissettiğiniz şeyleri bende hissediyorum bazen onlar hala evliler onlar yürütebildi ama biz yürütemedik diyorum. Ama kaderin önüne geçemeyiz. Rabbim sıkıntılarımızı günahlarımıza kefaret sayar inşallah. ve insallah hayırlı insanlar çıkarır karşınıza. Selam ve dua ile.

      • sennur diyor ki:

        selamlar ,
        sanal alemde dertlerimizi paylaştığımız sevgili dostlar ,
        ZAMAN denen bir ilaç var ki ,RABBİM iyi ki vermiş.
        ilk ramazan ayında sıcak pideyi yaklaşık 12.gün de falan yediğimde gözümde yaşlar belirlemişti :)ilk yaz evime karpuz almamış , içim içim içlenmiştim .evin reisi bu alışverişleri yapar diye etiketlediğim için.
        bayramda milletin acıyan gözler ile bakması , bazılarının patavatsızca ağzımdan laf almaya çalışmaları çabası tabi kii ,kimisi barışırsın burnu sürtsün ,kimisi daha gençsin sakın adayların çıkarsa kestirip atma ,hatta bu bayram da kuzenimin biri boşver be ,evlenince sen bize el vermedin ,(tokalaşmayı kestiğim için )bak şimdi tokalaşıoruz biz kardeşiz,AMA KURAN IN HÜKMÜ .
        nasıl da herkes kendi çerçevesinden bakıyor hayata .
        bu bayram ZAMAN denen en büyük ilaçın etkisini gördüm dostlar ,
        hiç düşünmedim ben ayrıldım ,vs. diye .
        evdeyim annem ile oturduğum için misafir bekledim ,en güzel şekilde karşıladım ,
        kızımı sordular açık yürek ile babasında dedim ,
        biri geldi yine barışırsın vs dedi ,ya da evlenirsin vs.
        ALLAH NE YAZARSA HAYIR İLE YAZAR ,RABBİM EN İYİSİNİ BİLİR DEDİM ve gerçekten yorum yapanlara gülüp geçiyorum artık .
        rabbim ,her birimizin ruhunu da gönlümüzü de aydın eylesin .

        • sennur diyor ki:

          bu arada boşanan kadının çektikleri ve sonrası yazısını hala bekliyoruz sema hanım .
          bu konuda yazacaklarım ve yorumlarım çooook .

        • adem diyor ki:

          bana en çok dokunan şey ne biliyor musunuz sennur hanım. ben düğünümü harem selam mümkün mertebe dinimize uygun yaptım. orkestra çalgı-çengi-oyun vs. olmadı. ve ben tüm akrabalşarıma rağmen dik durup böyle yaptım. eski eşimde hep bunu söylerdi takvalı düğün istiyorum diye. düğünde tuttuğumuz sunucu belki de oyun için gelmiş yüzlerce davetlinin önünde böyle düğünlerin daha hayırlı daha doğru olduğunu söyleyip durdu hep. ha ben bundan şikayetçi değilim ama düğününü o şeklide çalgılı-oyunlu yapanlar şimdi neler düşünüyor tahmin edebiliyorum. yaptığıma pişman değilim ama ben ilk evliliğimden önce sadece keskin kritelere sahip olduğum için pişmanım. (muhakkak düzgün tesettürlü olması ve çalışmaması). keşke illa ki çalışmayacak ev hanımı olmalı demeseydim ya da sadece tesettür değil de bakalım geçim ehli mi yumuşak huylu mu diye de değerlendirseydim adaylarımı hemen kestirp atmasaydım. benim de kazanımım bu oldu bu boşanmadan. size de diyorlardır daha hayırlısını nasip edecektir Allah diye. bana da öyle deniyor. hatta kızın ailesinin en büyüğü olan kişi de anneme Allah senin oğluu hayırlı insanlarla karşılaştırsın demiş. ben de o hayırlı insanı beklşiyorum. Allaha emanet olun.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Adem bey kardeşim.

            Ne derler bilirsiniz. Alemin ağzı torba değil ki büzesin. Vicdanınız rahat olsun kendinizden de emin olun. Allah hayırlı insanlarla karşılaştırsın.
            Yalnızlığın kendine göre iyi kötü yanları var. Benin için daha kötü olan yalnız yaşıyor olmamın kimsenin umurunda olmaması. Muhtemelen yalnız yaşayıp yalnız öleceğim. Ben şahsen ömrümün kalanını bu şekilde nasıl daha verimli idame ederimin hesabını yapıyorum.
            Selametle kalın.

      • adem diyor ki:

        A.s Hanne hanım. benzer sorular bana da geliyor. mahkeme komple bitti değil mi sizin. nafaka tazminat falan yok deği mi. Allahtan çocuk yok vs vs.. ha bu bayramda bir kişi bana da dedi birleşme ihtimaliniz yok mu diye.. Evet hanne hanım onlar hala evliler… bu düşünceler oluyor.. aynen kader napalım.. çocuk olunca toplum birleşme yönünde bi beklenti içinde oluyor bunu bende görüyorum.. hanne hanım Rabbim inşallah sizin de karşınıza hayırlı bir erkek çıkartır. sonuçta yalnızlıkta hoş değil. Allaha emanet olun.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Adem Bey kardeşim.

      Diğer yorumcular çok güzel açıklamışlar. Herkesin imtihanı farklı. Yazmayacaktım aslında ama belki benim yaşadıklarımı başkaları da yaşamıştır onlara da tercüman olayım dedim.

      Bu bayram ben de şöyle bir muamele gördüm. Sanki ben alkol sigara gibi kötü alışkanlıklara sahipmişim, düzenli bir hayatım yokmuş berduş gibi yaşıyormuşum, evlenirsem eşime zulmetme potansiyelim varmış da kızlar da sıraya girmiş evlenmek için ben hiçbirini istemiyormuşum evliliğe karşı bir duruşum varmış muamelesi gördüm. Herkes kendi buluyormuş bu devirde ben de kendim bulacakmışım. Yaşım da geçiyormuş bir an önce evlenmeliymişim…

      Dini yaşantı olarak, hayat görüşü olarak kültür vb. olarak uygun bir aday varmış ve geçen sene bu zamanlar kızın annesi teyzemlerden haber yollamış kızımızı vermeye niyetimiz var diye benim hakkımda bilgi sahibiymiş. Peki ne olmuş bize haber vermemişler. Bu sene anlatıyorlar ya böyle biri vardı diye bir öğrendik ki kız sözlenmiş. Olurdu olmazdı nasip kısmet ama görüldüğü gibi uygun adaylar olduğu halde haberimiz olmuyor. Ayrıca kızın varlığından annemin daha önceden farkındalığı olması lazım köylüsü sonuçta ama neymiş kendim bulursam diye beklemişler. Kızın annesi demiş ben geçen sene buralardan damat aradım diye benden haberi var kız annesi olduğu halde, benim annemin ruhu duymuyor ki bir de erkek anası olacak.

      Hadi bunu da geçtik. Ailemin aracılık anlayışına bakın. Bir yerde kız var görüşürmüsün? İyi görüşelim de kimdir nedir ailesi nasıldır yaşantısı nasıldır? Kızın ismini bile öğrenmemişler adı var soyadı yok… Alkolü var mı sigarası var mı tesettürlü mü. Böyle adaylardan bahsediyorlar bilgi alın ona göre görüşelim diyorum. Sonra öğreniyoruz ki ya kız sözlü oluyor ya nişanlı oluyor ya da yeni ayrılmış oluyor sorunlu oluyor.

      Velhasılı kelam bizim işimiz zor dediğimde üslup sebebiyle abartı gelebiliyor ama öğrendim ki bundan sonra daha zor hem de anne kahrı çekmek zorunda kalabiliyoruz artık…

      • Sennur diyor ki:

        Herkesin derdi farklı farklı fatih bey , şimdi ben de şuna takıldım. Yeni ayrılmış , sorunlu oluyor. Ayrılanlar hep sorunlu dur modu yani. Toplum bize bu göz ile bakıyor. Ayrildiya sorunlu;kocası cekemem is ya da koca çekecek kadar sabırlı değil. Ya da kadın versiyonu farketmez. Her insan yaşadığini bilir, tahammül sınırı farklı farklıdır.Kahir çekmek yerine selamet dileyelim allah tan .hangi halimiz rizana uygun bilmiyoruz. Rabbim yarın ahirette hesap verebilmeyi nasip etsin , bu sıcaklar bana cehennem azabından koru diyerek daha da dua etmemi sağladi.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Şennur Hanım.

          Kastettiğim boşanmak değil. Sorunlu olması ise şöyle. Kızlar duygusal olduğundan geçmişlerini kolay kolay unutamıyor. Şöyle örnek vereyim. Bir tanesi çeyizlik eşyalarını bile almış. Taksidini ödemeye gitti kız dağıldı. Annemler nişanlılık arefesinden önce aileler anlaşamadığı için kızın ayrıldığını benden gizlemişler. Öğrendiğimde kıza da dedim kafan rahat değilse uzatmayalım diye. Görüşmek istiyorum dedi şu ikinciye şans ver diyen…
          Burada bile yazmıyorlar mı biri vardı unutamadık diye.

          Kastettiğim bu. Yoksa boşanmak öyle bir şey ki bazen iki taraf da masum oluyor ama yuva yürümüyor…

      • Feyza diyor ki:

        Fatih bey anneniz etrafindaki evliliklere bakarak sizin de kendinizin bulacagini dusunmustur muhtemelen. Kadincagiz da iste ne yapsin, oyle sanmistir etrafta evlilikler ekseri bu sekilde oldugu icin. Tabi oglunu taniyor, beklenti ve karakterini, prensiplerini biliyor olmali eger konusuyorsaniz, yani haklisiniz da. Ben boyle durumlarda nedense kizkardesleri anne ile ogul arasinda katalizor konumunda goruyorum, bilmem yaniliyor muyum ama kizkardesinizin kulagi daha delik olabilir aslinda bu gibi durumlar icin. Anneler biraz daha pasif kalabiliyor Suleyman beyin dedigi gibi fazla sosyal bir cevresi yoksa ozellikle.
        Uzulmeyin bakin su an ben de kimsenin umrunda degilim, bir sure de olmam sanirim henuz burda kimse beni tanimiyor ki, tam anlamiyla etkisiz elemanim 😀 kader ortagi olduk bakin yalniz degilsiniz :)
        Moralinizi duzeltmek icin soylemiyorum, ama en azindan bu konularda fazla basarili olmasa da hala (Allah hayirli omur versin) hayatta olan bir anneniz var :)
        Saka bir yana ama Rabbimin hikmetinden sual olunmaz. Belki anneniz size direk yardimci olamaz ama anne duasi makbuldur. Duasini alirsiniz ve dolayli yoldan faydasi olur, baska bir hayirli kapinin acilmasina vesile olur anneniz, her kadin bu konularda becerikli olamiyor ne yazik ki, ama her annenin duasi kutsaldir. Allah dua kapinizdan sizi mahrum eylemesin.
        Bu bayram ben de farkli ruh hallerine burundum. Bir koye gittik. Koyde kisin bes on hane bile yasamiyormus. Bayramda bile o kadar aile ya vardi ya yoktu. Biz de zaten mezarlik yapmak icin gittik ben misafirdim. Kiminin hanimi vefat etmis kiminin kocasi vefat etmis yalnizlar. Bazilari sehire cocuklarinin yanina iltica etmisler. Bayrami iple cekiyorlar koylerine gelmek icin iste yazin birkac ay gelip kaliyorlar. Cocuklari getirenler. Kisin koyde kalanlara takildi kafam. Cocuklari ilgilenmeyenler kışı orda yalniz geciriyorlar. Oturup aglayasim geldi bu insanlar karda kista ne yer ne icer. Yani sanki evim olsa alip goturesim geldi inanin ki o kadar olur. Bir teyze vardi ozellikle gormeliydiniz. Zaten kalanlar hep yaslilar merdivenleri bile ellerinin yardimiyla cikip iniyorlar. Iste onca yil evli kalmis coluk cocuga karismis ama yine de sonunda yalniz kalmislar. Sanki hic emek vermemis gibi. Bilemiyorum ama cok huzunlendim. Koyun insani icin bu normal bir durumdu alismislar o kisilerin yalnizligina. Ben mesela kendimi dusundum sanki asla yapamam gibi geldi ama bazen demek ki hayat sartlari oyle gelisiyor ki cok zor oldugunu dusundugumuz seyler de basimiza gelebiliyor ve mecburen ayak uyduruyoruz. Yani evlenip coluk cocuga karissa da insan yine yalniz kalabiliyor sonunda sanki hic o hayati yasamamis gibi. Ben cok uzuldum onlari oyle gorunce terkedilmis bir koy ve terkedilmis insanlar gibiydi kimsenin umrunda olmayan :(

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Başa gelen çekilir Feyza Hanım :)
          İnsan nelere katlanıyor başa gelince. Merak etmeyin siz de umurumuzdasınız, ben buradaki herkesi düşünüyorum aklıma geliyor ara ara, inşAllah halleri vakitleri yerindedir diyorum. Siz de iyisinizdir umarım.

          Yalnızlık aslında sağlığınız yerindeyken çok sorun değil de bir hafta sonu hasta olmuştum, gün boyu yattım falan, insan o zaman birisi olsa da çorba yapsa iyiydi diyor. Keza Ramazan’da da…

          Allah ailemin yokluğunu göstermesin. Ölümlerini geçinden versin. İki sene önce babaannemi defnederken içlerinde umarım en son ben ölürüm dedim, arkamda gözü yaşlı kimse bırakmak istemiyorum…

          Anne duası alır mıyım bilemiyorum da aslında belki de ona haksızlık yapıyor olabilirim. Bazı özel durumları var buraya detay veremiyorum da mental anlamda sağlıklı bir insan muamelesi yapamıyoruz bazen. Geçen seneler iq seviyesini ölçtüler normal insanın en altıyla kendi işini görebilen insanın en üst seviyesi gibi bir aralıkta çıktı, annenizi böyle idare edin dediler. Bazı sıralar anlayamıyoruz neyi niye yaptığını. Geçen sene evlenip de ne yapacaksın diyen kadın bu sene baskı yapmaya kalkıyor hadi hadi diye… Ara ara takar kafaya bir şeyleri. En son bıraktığımda da başka şeyi kafaya takmıştı. Ufaklığa gelirsek yakın zamana kadar evde ne zaman bu konu açılsa olay çıkartıyor, ağlıyordu sanırım kıskanıyor, nasıl bir görümce olur bilemem. Annemin bazı kızlarla görüşmesini engellemiş. Ana kız huyları mı böyle yoksa bir rahatsızlıkları mı var çözemedik. Halbuki annem bana seni bir başkasıyla niye paylaşamayacakmışım ki hayatın kanunu diyor. Çok kurcalarsak başka şeyler de çıkar burada bırakalım :) Kız kardeşimi iki sene önce acil ameliyata aldık da hastanede ben gece başına uykusuz beklerken anam gayet güzel uyudu. O kadar ilgilendi(!) ki hemşireler giydirdi ufaklığı, neredeyse lavaboya bile ben çıkartmak zorunda kalacaktım o derece çocuklarıyla ilgilidir anacığım… Yavrusunu yetiştirip sokağa salan kediler gibi ben sizi saldım dediydi ben yirmili yaşlardayken :) Ben ilkokula giderken bir gün kahvaltısız bırakmadı ama bir kere bile saçımı taradığını hatırlamıyorum… Sonra fatih niye salaş :)

          Ben de az değilim, o böyle yapınca bayramda akşam ne pişireyim diye sorduğunda ne yaparsan yap yeriz cevabını veriyorum, neredeyse hiçbir şey istemiyorum kendisinden. Mesela bugün yola çıktım, yolluk yapar değil mi anneler poğaça falan. Allah razı olsun kahvaltıyı hazırladı yine de… Ben bu yüzden diyorum çok yumuşak huylu birisini arıyorum diye, beni düşünecek birisi, ya bu adam yola gidecek bir iki poğaça yapayım da yesin diye… (Gerçi görüştüğüm kızlardan birisi de ikinci görüşmeye gelirken poğaça yapmak istemiş de sonradan vazgeçmiş acele etmeyelim aramız bozulursa ayıp olur demiş diye yazmıştım önceden. Kız poğaça yapmak istiyor aracılar kız kararsız diyor :) )

          Bizim köyde de yalnız yaşayanlar var. Ancak iyi kötü komşuluk ilişkileri var ve şehre de yakın, dolmuş kalkıyor her gün. İşin aslı en kötüsü aynı evde yaşayıp yabancı insanlar gibi yaşamak…

          Dua meselesine tekrar dönersek ailem sözlü duanın yanına fiili dua eklese fena olmazdı :) Belki de onların duası sayesinde olmuyordur, hayırlısı budur. Ayrıca ailenize zamanında bu çocuk kendi kendine bakabiliyor izlenimi verdiyseniz dönüşü olmuyor bazı şeylerin…

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey Allah razi olsun iyiyim elh. Ben de zaman zaman merak ediyorum mesela Nisa hnm nerede diye aklima geliyor bu aralar. En son 19 saat yol gidip koyune ulasmisti ama bir daha dondugune dair haber alamadik. Insaallah sag selamet Istanbul’a ulasmistir. Ya da muhlamalar koletiler derken ayrilamadi belki de ve koyune yerlesme karari aldi haberimiz olmadan 😀 😀
            Yalnizligin, tekil yasamanin da tabi avantajli yanlari olabiliyor haklisiniz. Sorumlulugu nisbeten az. Daha keyfi kararlar alabiliyorsunuz uzun ve kisa vadeli. Ama aidiyet ihtiyaci bazen baskin olabiliyor her insan gibi.
            Annenizin sagligina uzuldum gercekten, duygulandim da. Aslinda duygulari kelimelere dokmek de pek hosuma gitmiyor dogalliginu yitiriyor sanki ama burda da baska yolu yok bunu ifade edebilmenin. Anneniz belli ki cok temiz bir insan. Temiz bir insan ki temiz ve haram/helal cizgisine hassasiyetle riayet eden piril piril bir insan yetistirmis ki tahminim kizkardesiniz de dikkatlidir. Cunku anne babanin tutumu ve hassasiyeti cocuklarina sireyet edebilmekte ve bu anlamda ailenin ozverisini sizin uzerinizde yoksayamayiz. Temiz bir insan ama ne yapsin, demek ki bazi yaptiklari ve yapamadiklari istemsizce ve bu onun elinde degil. Eminim elinde olsaydi cok daha ilgili ve dusunceli bir anne olurdu ama bilemezsiniz belki de o zaman siz bu denli sorumluluk sahibi ve olgun, duzgun karakterli bir insan olamayabilirdiniz. Cunku bazi hikmetini bilmedigimiz hadiseler birbirini tetikliyor hayatimizda ve yasadiklarimiz, hayat sartlarimiz ve fitratimizda barindirdigimiz kodlarimizla beraber karakterimiz sekilleniyor. Yasadiginiz iyi kotu ne varsa sizi olgunlastirmis Fatih bey. Bunlari moral icin soylemiyorum, objektif gozlemlerim. Siz umid etmeseniz de eger musfik, anac, digergam bir insanla yuva kurarsaniz insaallah iyi bir aile reisi olacaksinizdir. Kuramazsaniz da dunyanin sonu degil, Allah saglik sihhat ve iman ziyadeligi versin. Muhim olan elinden geleni yapip, eger olmazsa da haramlarda kacinip temiz bir yasam surerek Allah’in bahaettigi omru en hayirli sekilde kullanip huzura erebilmek.
            Kizkardesinizi ise anlayabiliyorum. Sorun oldugunu zannetmiyorum kizsal bir kiskancliktan ziyade belki kaybetme korkusudur sizin evlilik lafiniza duydugu tepki. Ben her ne kadar katalizor konumda goruyorum dediysem de kizkardesleri, bu her zaman boyle olacak diye bir kaide yok tabiki. Soyle dusundum, anneniz elinden olmayan sebeplerle yeterli ilgiyi ona da gosteremediyse ve abi olarak siz onun uzerinde daha koruyucu, guven verici bir konumdaysaniz(refakat bahsinden bu kaniya ulastim,bir de daha once uni.ile ilgili yonlendirmelerinizi de okumustum), size cok deger verdigi den ve hayatinda belli bir yere oturttugundan dolayi, evlendiginiz zaman bu dengenin bozulacagindan ve sizi kismen de olsa kaybedeceginden korkuyordur. Etrafinda eger evlenince ailesine sirt cevirip hanimina ve onun ailesine daha fazla zaman ayiran erkekleri de goruyorsa, bu kaygisini tetikliyor olabilir.
            Insani ve kizsal bir durum endise etmeyin :)
            Nasil gorumce olacagi haniminiza da bagli. Eger yasi kardesinizden buyuk olur da mesela abla gibi sahiplenir ve bu kaygisini yenmesinde yardimci olursa sizinle beraber, eminim ki iyi bir gorumce olacaktir. Dislayici davranirsa haliyle tepkili bir gorumce olabilir. Bunu siz ve haniminiz ayarlayacaksiniz insaallah. Kucaklayici bir yengesi olursa abisinin yaninda bir de ablasi ya da kizkardesi olmus gibi mutlu ve guvende hissedecektir.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Sağolun Feyza Hanım.

            Size cevap olsun diye değil de annem ve kardeşimle ilgili tespitlerinizi örneklendirmek için yazmak istedim, basiretinize tekrar gıpta ediyoruz :)

            Benim hakkımda da güzel şeyler yazmışsınız çok utandım doğrusu, kendim hakkımda yorum yapmam doğru olmaz bu sebeple örneklendirme yapamayacağım ancak hani ahirette bazı cehennemlik insanlar vardır, cennettekiler sorarlar onları, hani derler filanca adam vardı çok güzel şeyler söylerdi, acaba nerededir diye. Sonra öğrenirler ki adamın sadece ağzı laf yaparmış, icraatı hayır olmazmış ki cehennem ehli olurmuş. Allah öyle olmaktan korusun cümlemizi.

            Anacığımın kimseye karşı bir art niyeti olduğunu görmedim bu zamana kadar. Yaptığı yanlışlıklar da yazdığınız gibi onun elinde olmayan şeyler, farkındayız. Hatta olduğu gibi kabul ediyoruz ama bazen unutuyoruz bazı şeyleri. Bize verdiği emek konusunda haklısınız. Zaten ben de yapabileceğinin en iyisini yaptığının farkındayım. Her ne kadar bilgisizliği sebebiyle ki ona o kadarı öğretilmiş, dini konularda bazen anlaşamasak da hatırlıyorum küçükken elimde salçalı ekmekle dahi dışarı bırakmazdı başka çocuklar da özenir diye, mesela ben dışarıda dondurma yediğimi hatırlamıyorum. Dışarıda yemek yediğimde lokantaların dışa bakan yerlerine oturmam, hep içeride otururum, belki de bu alışkanlığım buradan geliyor. Öyle ki bir ekmek dahi alsanız gazeteye sarıp da götürün denir ya zaten.

            Bahsettiğiniz hikmet durumuyla ilgili şunu yazsam yeterli olur sanırım. Annem dağınık bir insan olduğundan benim de evi dağıtmama göz yumardı, gözüne batmazdı. Ben de sağdan soldan insanların çöpe atacağı elektronik radyo televizyon vb. aman atmayın bana verin der toplardım, evde de içlerini açar incelerdim işe yarayan parçalarını ayırırdım :) Düşünsenize titiz bir anne olsa böyle bir şeye müsaade eder miydi? Odanın biri resmen atölye gibiydi hatta topladığımız parçalarla yaptığımız projeyle yarışmaya bile katılmıştık lisedeyken… Evi dağıttı diye çocuğuna neler yapıyor anneler :)

            Kardeşimle ilgili tespitleriniz gerçekten çok doğru, değer verme ve bir yerlere oturtması durumu var. Ancak hiçbir zaman kendime bağımlı hale getirmeye çalışmadım. Onun da bir birey olduğunu hep göz önüne almaya çalıştım. Yazdığınız gibi işin özü kaybetme korkusu. Ancak son zamanlarda benim evlenmiş olmamın onu gözden çıkarmam anlamına gelmeyeceğinin farkına vardı. Genelde kendisinden büyük yaştakilerle daha rahat iletişim kuruyor. Eğer severse sorun çıkarmaz ancak sevmezse bir kız hakkında anneme dediği gibi yapar. O kızla abimi tanıştırırsanız ben bozarım kıza gıcık oldum demiş :) Çok şükür etrafında evlendikten sonra ailesine yüz çeviren erkekler yok, bu konuda endişesi yoktur sanırım. Babam bu konuda biraz korkar, oğlum var deme el kızını almayınca derler ya hani o hesap…

            Ümitsiz olduğum konu da şöyle aslında. Hayırlısının gerçekten böyle olduğuna inanıyorum hiç bir şüphem yok. Hatta bir çok konuda bu zamana kadar öyle şeyler oldu ki resmen gezegenlerin aynı hizaya gelmesi durumlarını yaşadık anlatsam çok uzun hikaye :) Evliliğim de belki öyle olur. Önceden yazmıştım mesela boyumu Allah sünnetullaha uygun olarak en üst sınırdan vermiş. Birkaç defa ciddi ölüm tehlikesi atlatmış biriyim, çocukken kamyonun altında kalıyormuşum hani şimdi belki aranızda olmayacaktım bile…

            Gaybı yalnızca Allah bilir, bu sebeple benim gelecek hakkında kesin şöyle olur kesin böyle olur diye yorum yapmam çok yanlış olur benim yazdıklarım muhtemelen diye başlayan cümleler. Ancak içinde bulunduğum durumu ele alırsak işim hiç de kolay değil. Önceki yorumlarımdan birinde yazdım, buradaki diğer bekar kişiler için ya bu kişi muhtemelen evlenemez diyebileceğim bir durum göremedim. İşlerini zorlaştıracağını düşündüğüm bir iki durum olduğunda da bunu yazdım ki çok da zorlaştıran şeyler değillerdi.

            Yakın zamana kadar benim de az da olsa tutarı vardı, şöyle şöyle olur biriyle tanışırım belki diyordum ancak artık diyemiyorum. Bu durumu ümitsizlik olarak ele almayalım, durum tespiti. Ben kendimi bu konuda gözden çıkardım. Kısmet olur da evlenirsem şöyle şöyle ihtiyaçlar olabilir diye kendimi artık şartlandırmayacağım. İleride belki evlenirsem diye gereksiz harcamalarımı kısıp kenara birikim yapıyordum mesela düğün masrafları vb. Milletin ayfonu varken benim orta halli bir telefonum var. İşyeri tercihlerimi ona göre yaptım hep, düzenli bir hayatım olsun diye. Geçenler de şehir değiştirmeyi bir düşündüm, nasıl olsa bekarım dedim buraya bağlayan bir şey yok biraz macera olur. Önceden tereddüt ettiğim bu gibi konularda çok düşünmeyeceğim mesela artık olursa olur olmazsa olmaz. Olursa niye oluyor demeyiz :) Kaldı ki benimle ilgili sebepler de var. Zor beğenen biriyim mesela, birisiyle gerçek anlamda samimiyet kurmam epey zaman gerektirir ki başlarda sıcak kanlı bir insan olarak görülsem de mesafeyi tutarım. Sevmediğim kişilere zulüm etmesem de tahammül edemem.

            Ayrıca son yorumlarımda yansıtmaya çalıştığım şey şu. Ümitsizlik, bekarlığın kendine göre zorlukları vb. zaten her zaman yazdığım ve örneklendirdiğim şeyler, derken bir de bunlara ek olarak sanki içinde bulunduğumuz durumun doğrudan sorumlusu bizmişiz gibi davranılması şahsen epey beni çok yordu… Hele ki kız annelerinin attıkları tripler…

            Ben de Nisa hanım için sizin düşündüğünüz gibi düşünmüştüm, oraların doğası daha tatlı geldi galiba :) İnşallah o ve diğer henüz sesi çıkmayan kardeşlerimizin de halleri vakitleri yerlerindedir.

            Selametle kalın.

          • Feyza diyor ki:

            Bazen yaslilarimiza dini bilgileri ogretmekte kabullendirmekte biz bile zorlaniyoruz Fatih bey, biz bile derken yani bazen kusak farki olunca sabit fikirliyse yaslilarimiz kimseyi takmiyorlar. 😀 Guluyorum ben hosuma gidiyor olsun. Onlarin ihlasi insaallah yeterli olur. Ekseri füru’a dayali konularda itiraz ediyorlar ve bu yuzden cok ustelemiyoruz.
            Yani belli bir yasin ustunde olanlarda bazen sabit fikirlilik olabililiyor demek istiyorum.
            Bir de sunu soyleyeyim ki, bugunun mukemmeliyetci anneleri cocuklarina cok deger veriyor evet ama Nilgun hnm da bahaetmisti. Sevgi zehirlenmesi gibi birsey yasatiyorlar cocuklarina. Adeta tapiyorlar demisti ki hakliydi o konuda. Dunyanin kendi etrafinda dondugunh zanneden bir nesil yetistiyse ve benlik patlamasi yasiyorsa genc kesim, bunda annelerin payi buyuk. Cocuklarini fazla onemserken onlara kendi mutlulugu ve basarisi icin gerekirse ezmeyi ogretil empatiden yoksun birakiyorlar cocuklarinin ruhlarini. Simdi sizin annenizin mesela salcali ekmegi bile digerlerinin caninin cemecegini dusunerek gizli yemenizi ogutlemesindeki inceligi acaba kac mukemmeliyetci anne cocuguna isleyebilir?inanin ki bunlar cok onemli dokunuslar. Benim uzun suredir hayat felsegemdir belki 16 17 yasimdan beri su ikiseyi hep dusunurum. Dunyevi bir konuda ozenti icine dusersem, dunyada baska hayatlar oldugunu ve dunyadan da baska bir hayat oldugunu dusunup hemen teskin ediyorum kendimi. Yani dunyada benim hayatima gipta edecek ne zor bir hayata sahip insanlar var deyip halime sukretmeyi, dunyadan ote bir ahiret hayati oldugunu dusunup ozendigim lezzetlere sabrettigim takdirde bu dunyadaki gibi golgesine degil aslina sahip olacagimi dusunuyor ve mutlu oluyorum. Bunlarin temeli cocuklukta atilir iste ve bunu atan sizin anneniz ya da benim annem gibi cok egitimli degil ama sagduyulu annelerin sefkatli kalpleridir.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Yeni nesil ile yazdıklarınıza üzülerek katılıyorum. Yeni nesil diyebileceğim kişilerle iş yerinde muhatap oluyorum, keza askerde de muhatap olmuştum. Şimdi gelenler benden en az altı yedi yaş küçükler stajyerler dokuz yaş küçük. Genelleme yapıp hepsini kötüleyemem ama maalesef şefkat, sevgi ve anlayış anlamında zaafiyet gösteriyorlar. Yazdığınız gibi bencillik ve bireycilik çok fazla. (Belki de burçları öyledir. :) )

            Mesela yaz ayında üniversite öğrencisi stajyerler geliyor, kimisi efendi uslu ama kimisi de cazgır, zora gelemiyor, insanları sevmiyorlar, haklarını yedirmeyecekler kendilerini savunacaklar derken doğru yanlış her şeye itiraz eden bir nesil geldi. Öyle ki kendilerine verilen işin önce kolay yoldan çözümünü arıyorlar az emekle ardından bunu yapamazlarsa bırakıyorlar. Büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atmama misali biz işyerlerinde stajyerken ağzımızı açamazdık, keza yeni mezunken de öyleydi. Adam iş beğenmiyor. Günümüzde genç nesildeki işsizliğin sebeplerinden biri de bu, hemen yükselmek istiyorlar. Daha dur, sen emeklemeden koşmak istiyorsun demezler mi adama…

            Anacığım da şöyle. Eskiden sahip olduğu güzel huyların bir kısmını kaybetti. Çok detaya girmeyeceğim de benim tespit edebildiğim sebeplerden birisi feminizm, diğeri de rahatsızlıkları. Niye yine ondan bahsediyorum, büyük kardeş küçük kardeş ilişkisini anlatmak için. Büyük kardeşler anne babalarından gördüklerini inanın hemen küçük kardeşleri üzerinde uyguluyor, büyük kardeşler eğer yaş farkı çoksa adeta anne babasından gördüğünü öğreten bir öğretmen oluyor. Mesela o huyları kaybedip ufaklığa gösteremeyecek olduğu zamanlarda rol model ben oldum :) Elbette iyi huylarımla beraber aşırı eleştirme gibi kötü huylarım da sirayet etmiştir ufaklığa. Allah’ın düzeni böyledir belki de.

            Şimdi eğitim sistemini değiştirmeye çalışıyorlar. Artık sosyal alanlarda başarılı öğrencilere ek puan verilecekmiş. Yıllarca çocukların matematik alanındaki başarısını başka şeylere üstün tuttuk. Ahlak ve maneviyat gibi olguları görmezden geldik. Sınavlarda çok iyi netler çıkaran ancak iki kelimeyi bir araya getiremeyen, espri ve estetik anlayışı olmayan nesiller türetik. Böyle konuşunca onları okulda öğrenemez aileden görür diyorlar. Tam da üzerine basıyorlar. Biz niye burada ailenin öneminden bahsediyoruz. Umarım okullarımızda artık sadece batının pozitif bilim diye dayattığı şeyler öğretilmez. Kul hakkı, büyüklere saygı gibi hususlarda da kişiliklerine katkıda bulunabiliriz.

            Selametle.

          • Hafız diyor ki:

            Ben sizi çok detaycı görüyorum.Herkese verecek bi cevabınız,her olaya yapacak bi yorumunuz var.Hanımlar çok detaycı erkeklerden hazzetmezler.Acaba bu yüzden olumlu bir cevap almıyor olabilir misiniz?
            Birde niyet okuma görüyorum sizde.Çocuk seviyorum diye yalandan yanındaki çocugun başını okşadı diyorsunuz.Bence bu ağır bi itham. Biz kalplere vâkıf olamayız.Şahsen ben her yaptığım fiilde bir mana arayan insanların ortamında olmaktan çok rahatsız oluyorum.
            Birazda olaya buradan bakın

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Elhamdülillah iyiyim düşünmeniz büyük incelik birazda duygulandım inşaAllah sizde iyisiniz yeni ortamınıza alışabildiniz.

            Ayaklarım geri geri gitti bir ara yarı yoldan bile dönmeyi düşündüm denizi yeşili bırakıp tekrar betonların arasına geldim :) Şunu anladım ki ben büyükşehirden bıkmışım.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Hafız Bey.

            Şimdi bu adam yine duramamış bana da laf yetiştirmiş diyebilirsiniz. :) Detaycı olduğum doğrudur. Fakat her konuda detaycı değilim. Meraklı ve araştırmacı bir insanım biraz da oradan geliyor. Ancak samimi olarak söylüyorum, bu kadar detaycı olmasam işimi yapamazdım. Yani Allah bir taraftan verirken diğer taraftan alıyor, her şeyin bedeli var. Biraz da yapı meselesi herkesin iyi huyları olduğu kadar kötü huyları da vardır.

            Siz bu eleştiriyi yapmakta haklısınız katılıyorum fakat dışarıda görmüş olsanız inanın biraz daha farklı şeyler söylersiniz. Hayatta kullandığım en çok kelimelerden birisi “bilmiyorum”dur. Karakteri benim gibi olanların yanlış anlaşıldığı iki nokta var. Birisi ukalalık mevzusu diğeri de her şeye yorum yapma mevzusu. Bunlara ek olarak yine nesneler arası bağlantı kurma içgüdüsü var. Burada her konuya yorum yapıyor gibi gözükmem aslına mevcut durum ile evvelki bir durum arasında bir bağ tespit ettiğim anlamına geliyor. Bu bağ kimi zaman çok alakalı oluyor kimi zaman az. Tabi yorumlarımdaki ifadeler de bilmişlik olarak da algılanabiliyor bazen. Benzer bir eleştiriyi en son lisedeyken bir arkadaş yapmıştı ve yazdığım cümlelerin bir kısmı sınıf öğretmenimizin beni o kişiye anlatırken kullandığı cümlelerin özeti :)

            Kızlar bu yüzden mi olumsuz dönüyor derseniz açıkçası diğer konulardan bu konuya sıra geldi mi bilemiyorum kendilerine sormak lazım. Burçları bile bahane ettiklerini yazdım buraya. Bir tanesi senin kadar detay düşünemem demişti ancak o da detaycılık anlamında değil ince fikirlilik anlamında kullanmıştı arkadaşları hödük dermiş kendisine ki aslında ben öyle bir durum yaşamamıştım.

            Dahası ben çok inatçı bir insanım. Uzlaşmacı bir insan olsam da eğer emin olduğum bir nokta varsa dönüşüm çok zordur. Kızları yoran kötü huylarımdan biri bence bu. Çok konuşan bir insanım, onu da sevmezler. Karşımdaki insanın yeterince anlayamadığı zannıyla bazen detaya girerim, açıklama yaparım, sizin eleştirdiğiniz durum sanarlar. Ayrıca açıklama yapınca da bu adam artık elimde diye burunları havaya kalkar. Karşımdaki insanı üzmeyeyim diye fikrinin sorarım edilgenlik olarak görürler. Çünkü bir kız nereye gidelim den ziyade hadi şuraya gidiyoruz lafından hoşlanır.

            Kızların hoşlanmadığı detaycılık tipini de yazayım konusu açılmışken. Mesela işe gidecek olayım. Nasıl anlatırım. Sabah kalktım, servise bindim, işe gittim. Kızların sevmediği detaycılık tipi ise şu. Sabah 08:08’de kalktım, elimi yüzümü yıkadım, dişimi fırçaladım, geçen sene aldığım en sevdiğim mavi renkli ayakkabımı, her zamanki kotumu ve gri tişörtümü giydim, servise doğru yürüdüm hava da serindi, servisçi beni geç fark etti az daha kaçırıyordum, arkasından el ettim, yakaladım, yolda da uyumuşum… (suyunu çıkarttım biraz kusura bakmayın :) )

            Kızlar bu detaycılık tipinden neden hoşlanmaz, çünkü insan kendinde olmayanı arar derler. Kızlar da zaten yeterince detaycı olduğundan aşırı detaycı erkekler onlara çekici gelmez. Yalnız size objektif olarak soruyorum, yolda yürürken yerde gördüğüm çiviyi oradan geçen arabaların lastiklerini patlatmasın diye yoldan alıp çöpe atmam detaycılık mıdır? Yoksa bunun adı dikkatlilik ya da başka bir şey mi? İnanın ben bunu ayrımını yapamıyorum. Benim gibi insanlar yolda yürürken yerde çiviler aramıyor ama gözümüze batıyor bir şekilde :) İyi bir şey mi kötü bir şey mi?

            Niyet okuyan insanlardan ben de haz etmem, genelde de bu eylemden ve yapanlardan kaçınmaya çalışırım. Kalplerdekini yalnız Allah bilir hem fikirim. Fakat yaşadığım olaylar niyet okumaktan öte birer gözlemdi. Hatta birçoğunun değerlendirmesini o an yapamadım, sonradan düşününce buldum. Gözlemlerin detayını yazarsak uzun sürer, kol saati örneğimiz üç yorum sürdü. Bu konuda gözlemlerime güvenmenizi rica ediyorum. Şöyle düşünün hani tanımadığımız bir insan bize hakaret etse bunu iyi niyetle yaptığını düşünmeyiz ama yakın arkadaşımız küfür bile etse niye yaptığını biliyoruz.

            Bir de bazı şeyler göreceli oluyor. Hayattan beklentilerimin az olduğunu yazmıştım. Bu sebeple düz bir insansın diyorlar mesela halbuki siz detaycı olduğumu düşünüyorsunuz. Bu sitede de eğer bir konuyu kabaca anlattığımda anlaşılmıyorsa o zaman detaya giriyorum. Bu işlerin matematiği yok. Mesela bir kız düşünün, çok konuşuyor der karşısındakine olumsuz döner ama sonra gider daha gevezesine varır.

            Size niyet okuma ve detaycılıkla ilgili bir örnek anlatayım. Geçen iş yerinde bir arkadaşın elinde malzeme gördüm ister iş tecrübesi deyin ister bilinçaltı deyin ister başka şey, bir sorun olduğunu anladım ve benimle çalışmadığı halde benimle alakası olmadığı halde ona dedim ki o malzemeyi getirme sebebini, o malzemeye işlem yaptırma sebebini anladım, sen bu malzemeyle boşa uğraşma senin derdin onunla değil başka bir yere bakman gerekir dedim. Dediğimi yapmış, sonra çıktı geldi nereden bildin diye :) İşte benim detaycılığım ve niyet okumam bu. Aslında özünde gözlem ve nesneler arası ilişki kurmaktan ibaret…

            Yorumlarımın ne kadarını okuyabildiniz bilemiyorum ama bizler aracı bulamıyoruz. Bulsak da bize öğretilenlerden daha farklı şeyler arıyorlar bizde. Erkekler de öyle kızlarda aradıkları şeylerin bir çoğu yuva kurmak üzere değil. Kriterler epey değişmiş günümüzde.

            Selametle kalın, eleştiriniz için samimiyetle Allah razı olsun diyorum, sonuçta mükemmel değiliz ve yanlışlarımız da olacaktır, bana karşı yazmak istediğiniz başka şeyler varsa yazabilirsiniz, hakaret olmadığı sürece alınganlık yapmam, sonuçta karakterimiz de Allah vergisi bir yerde, kemikleşmiş şeyler değilse düzeltmeye çalışırım :)

          • Feyza diyor ki:

            Nisa hnm hosgeldiniz. Sag salim oldugunuza sevindim, merak etmistik. :)
            Istanbul da guzel, yesili az olsa da denizi var. Denizin olmadigi yer bana biraz yavan geliyor ama halimize sukurler olsun.

          • Feyza diyor ki:

            Detaycilik kadinlarin erkeklerde cok hoslanmadigi bir ozellikdir bu dogru. Hatta ben de bundan hoslanmiyorum fakat burada detaydan kasit daha cok kendi alanlarina mudahale edilmesi ve bir de cok fazla detaya inip kararsiz kalan erkek karakteri olmali.
            Yani detaylarla ilgilenmekten dolayi karar vermekte zorlanan erkekler kadinlara itici gelebilir, cunku erkegin kararli olusu kadinlari daha guvende hissettirir.
            Fatih beyin her yoruma cevap vermesini detayciliktan degil nezaketten dolayi goruyorum. Bazen insanlar yorumlarina cevap verilmedigi zaman uzulebilir dusuncesiyle bakiyorum ki tek kelimeyle de olsa Fatih bey cevap yazmis o kisinin yorumuna ki halbuki yazdigi cevap oldukca kisa ve konuyu toparlama adina. Yani yazan kisinin sozu havada kalmasin dite yazildigi belli ki bunu takdir ediyorum. Bu ince fikirliliktir sahsi fikrim.
            Bir de muzdarip oldugu konulari yaziyor olusu bazen burada dertlesme, bazen ise toplumsal bir mesaj verme niyetiyle olabiliyor. Burda yazi disinda bir mekanizma olmayinca da haliyle yaziyor ve eminim bircok insanin da dusuncelerine tercuman oluyor. Bazen hepimiz dertlesiyoruz bu dertler sahsi gibi gozukse de cogu topluma mal olmus mevzular ve temsili.
            Fatih bey sizin sorunuza Hafiz bey/hanim cevap vermeden once kucuk bir ornekle ben cevap vermek isterim.
            Bir tanidigin cocugu kalca cikikligindan dolayi epey sıkıntı yasadi. Bunun teshisini cocuk cok kucukken koyduklari icin tedavi sonuc verdi. Aradan zaman gecince anlik gorustugu uzak bir ahbabinin cocugunun yuruyusundeki hafif aksama sebebiyle onu bu tanidigimiz uyarmisti ve uyarisi uzerine dr.a gidip cocugu tedavi ettirmeye basladilar bu anne baba. O kisinin dikkati vesilesiyle bir cocuk sagligina kavustu. Yani yolda gordugunuz tehlikeli bir maddeyi kenara koymaniz elbette dikkatliliktir ve sadaka hukmundedir.
            Ev isleri ve mutfaga yardim demiyorum, mudahale etmediginiz surece haniminizla soru yasayacak detaycilikta biri oldugunuzu zannetmiyorum. Dikkatli ve sagduyulu diyebiliriz. Ama hanimlarin kirmizi cizgilerine yani evdeki ozel alanlarina dikkat, yoksa kirmizi gormus bir Bogadan bile daha tehlikeli olabilirler :)
            (Daha once buna dair bir yorumunuzu okudugum icin yazdim,bu yazinin konusu degldi).

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Teşekkür ederim Feyza Hanım.
            Anlaşıldığımı görmek sevindirici, bir an için acaba düşüncelerimi doğru ifade edemiyormuyum diye düşünmedim değil Hafız Bey/Hanım’ın yorumundan sonra. Verdiğiniz kalça çıkığı örneği yerinde olmuş. O örnekle ilgili şunu eklemek isterim. Bu tip olaylarda kerameti kendimizden bilmemeliyiz. Allah o kişiye o yanlışı göstermese o göremezdi. Başka bir yazının konusuydu hani meleklerin bizi nasıl koruyor olabileceğini yazmıştık. Belki de bir melek o kişiye ilham etti. Ancak zahirde gördüğümüz o kişinin dikkati sayesinde bir tehlikeyi önlediği.

            Niyet okuma muhabbeti de şu aslında. Elimde çok veri yok belki yorum yapmam doğru olmaz ama sanki yeri geliyor insanların ruhları da konuşuyor. Sağlıklı iletişim kurabildiğim insanların ruh hallerini kurdukları cümlelerdeki kelimelerin akışından çıkartabiliyorum ve ona göre davranıyorum. Bu niyet okumak değil başka bir şey. Mesela bir keresinde bu tip iletişimimin olduğu biriyle tartıştık. Tartıştık ama nasıl neredeyse tek kelime etmeden. Böyle bir iletişimin avantajı şu. Sevdiğiniz insanları çok kolay anlıyorsunuz, ihtiyaçlarına göre davranıyorsunuz. Kötü yanı ise bu iletişimi sevmediğiniz bir insanla kuruyorsanız size olan nefret ya da kibirini gözlerinden okuyorsunuz.

            Hep aynı şeyi yazıp duruyorum da tekrar etmiş olalım konu bütünlüğünü sağlamak adına.

            Bu işlerin matematiği olmaz ama bahanesi olur. İşyerinde bir ablamız görüştüğü kişiden hoşlanmamış dışarıya göreve çok gidiyor diye istemiyorum demiş. Halbuki evlendiği eşi de olumsuz döndüğü kişiyle aynı işyerinde çalışıyor ve o kişiden daha fazla göreve gidiyor :)

            Eşim diyeceğimiz kişi eksiğiyle fazlasıyla kabul edebileceğimiz biri olmalıdır. Kimse mükemmel değildir ki. Hepimizin iyi kötü huyları vardır. Önemli olan insanın eşine senin şöyle huyunu hiç sevmiyorum diyebildiği halde onunla sevgi ve saygı bağına sahip olabilmesidir. Eğer bir evlilikte hiç tartışma(hır gür değil) yoksa yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Bu kişilerin fikir ayrılıklarını birbirleriyle paylaşacak kadar bağları yoktur.

            Bir diğer nokta ise karakterin çok kolay değişebilen bir şey olmaması Allah vergisi olması sebebiyle katlanılamayacak çatışmalara yol açmıyorsa çok eleştirilmemesi gerektiğidir. Karakteri eleştirmek yerine var olan durumu kurtarmaya bakmak geçinilebiliyor mu ona bakmak daha doğrudur. Önemli olan insanın geçinmeye niyeti olmasıdır. Asıl mesele niyet olmasa yıllarca flört eden çiftler boşanmazdı. Ne değişiyor da vazgeçiyorlar?

            Karakteri eleştiremeyiz baktık gördük yapamıyoruz ki bir kaç görüşmede belli olur selametle Allah gönlünüze göre versin der bırakırız. Ancak kişilerin tercihlerini eleştirebiliriz. Erkek güzelliğe çok takılıyor bu bir tercihtir. Kız kirli sakal istiyor bu bir tercihtir. Kız kıskançtır, bu hem huy hem tercihtir. Erkeğin gözü dışarıdadır bu hem huy hem tercihtir. Bu gibi durumlarda da insanlardan beklentimiz Allah’ın verdiği vicdan ve akılla bu huylarını terbiye etmeleri hiç olmazsa bu huyların akıllarına getirdiği kötülükleri eyleme dökmemeleridir. Kıskanç biriyle evlenilebilir yeter ki hasetlik yapıp başkalarının kuyusunu kazmasın. Hovardalık potansiyeli olan erkekle evlenilebilir yeter ki bu işi eyleme dökmesin.

            Velhasılı benim de iyi kötü huylarım var ve beni olduğum gibi kabul edecek biriyle karşılaşmam gerekiyor. Mutfağına karıştığımda üff ya bu huyunu hiç sevmiyorum geç içeri otur tamam yemeği senin dediğin gibi pişireceğim diyebilecek biri :)

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey bu dediginiz durum bende de fazlasiyla var ve bunun faydasini cok goruyorum aslinda. Daha once burada da yazmistim yanlis hatirlamiyorsam. Iletisim kurdugum insanlarin degil konusmasindan; mimiklerinden ve ses tonundan hatta yuz ifadesindeki cok minik degisikliklerden dahi ne demek istedigini, bir konudan rahatsiz olup olmadigini, ya da mahcup oldugunu anlayabiliyor, sezebiliyorum. Bu yuzden cok defa tartisma ortamini selamete cikarmaya calistigim ve muvaffak oldugum olmustur. Konu degistirerek veya espriyle ortami yumusatarak.
            Fakat bu yuzden karsimdakiler de benim mimik ve yuz ifademden ic dunyamda o anki ofkeyi, mahcubiyeti ya da uzuntuyu anlayacaklarini zannediyor ve “duygularimi belli etmek istemedigim bir ortamsa eger”, ordan kisa sureligine uzaklasiyordum. Halbuki cogu insan bunu sezinleyemiyormus, daha sonradan bunu kurulan diyaloglarda farkettim. Yani bosuna uzaklasiyormusum. Ya da rahatsiz oldugum bir durumu belli etmek istedigim zaman da bu teĺepati yolunu kullandigim zamanlar oluyor ama dedigim gibi, bunun icin karsidaki kisinin de sezgilerinin kuvvetli olmasi cok onemli yoksa kendi kendinize iletisim kuruyorsunuz tavsan daga kusmus dagin haberi olmamis misali. :) Karsidaki anlayana kadar da is isten geciyor ve sizin duygulariniz coktan normale donmus oluyor :) O yuzden tepki de duyulacaksa ve bildirilmesi luzumlu bir tepki ise bu, guzel bir uslupla konusmak en guzel ve saglikli iletisim yolu, yoksa ya tepkiniz havada kaliyor ya da yanlis anlasilmalara yol acip olaylarin gereksiz yere buyumesine sebebiyet verebiliyor. Iki taraf da telepati yolunu iyi kullanabiliyorsa ama, konusmadan anlasmak en hos yontem diyebilirim. Bu niyet okuma degil de ruhun, belli bir desibelin altindaki sesleri de isitebiliyor olmasi ve bu seslere hassasiyet kazanmis olmasi diyebiliriz. Hani bazi hayvanlarin bizim duyamadigimiz sesleri duyabiliyor olmasi gibi.
            Bir gelin var mesela, on bes on alti yildir k.validesiyle beraber yasayan cok guzel ahlakli bir kadin. Haliyle cocuklar babaanneyi cok seviyor ve babaanne de surekli torunlarinin ona olan baglililigini, hep beraber uyuduklarini vs anlatirlarken torununun ayni zamanda ogluna cok benzedigini, geliniyle alakasi olmadigini soyleyince gelini hicbirsey demese de biraz kem kum edip sakin sakin “aslinda saclarinin kivircikligi bana da benziyor” dedigi zaman orada “ben de anneleriyim benim de bir parcam onlar ve sizin kadar benim de izlerimi tasiyor olmalilar” demeye calistigini anladigjm zaman k.valideye “yok ama ben kucuk torununuzu ayni gelininize benzetiyorum hik demis burnundan dusmus” diye nazik bir uslupla ve gulerek, gelinini mutlu etmis ve pasif destek vermisligim vardir. Gelinin mutlu oldugunu hissettim bu kadar bir destek ile dahi. Buradaki asil olay, bunca parcalanan ailelerin durumuna bakarak saygisini yitirmemis gelinin iyi niyetine ve fedakarligina sahit olmamdi. Ayni durum k.validenin uzerinden gerceklesse ona da pasif destek olurdum yanlis anlasilmasin. Bazen cunku insanlarin Allah rizasi icin yaptiklari fedakarliklarda da motivasyona ihtiyaclari olabiliyor.

    • Feyza diyor ki:

      Adem bey, Sennur hnm ve Hanne hnm,
      Sizin durumunuzu yasamadim ve bu yuzden haddim degil, konusmaya cekiniyorum. Ama uzulmeyin demek istedim. Cunku herkesin kasindikca kanayacak bir yarasi mutlaka var, her insanin bir zayif noktasi.
      Tek farki bazi insanlarin gorunen yerinde mesela kolunda, bacaginda. Sizinki gibi. Bazilarinimizin ise daha ic kisimlarinda, gogsunde, sirtinda mesela :)
      Sizin dezavantajiniz topluma ayan olmasi ve bu yuzden merakli insanlarin zaafini cezbediyorsunuz.
      Bu merakli insanlarin sorduklari sorularla karsidaki insani nasil uzdugunu daha once cocuk sahibi olmak isteyip olamayan bir ablam vesilesiyle anladim. Aslinda bu dertten muzdarip baska kisiler de tanidim ama en detayli konustugum bu bahaettigim abla olsa da, genelde hepsinin ortak uzuntusu kendilerine yoneltilen mahrem sorular ve yorumlardi. Oyle ki, sirf meraklari yuzunden esleriyle olan en ozel hallerini dahi sorup sorusturmaktan haya etmiyor bu insanlar ve karsisindaki cocuk sahibi olamadigina mi uzulsun, yapilan densizlige mi?
      Bunlari konustukca kimsenin ozel durumunu kendi bahaetmedikce sormamak gerektigi ogrendim. Oyle ki, bazen evli bir insani gorunce kac cocugunuz var demeye dahi cekiniyor ve sormuyorum. Cunku belki cocugu yoktur ve bu onun icinde ukdedir, neden bilmeden de olsa deseyim? Zaten cocugu varsa sohbet esnasinda bahaedecektir. Bazen sordugumuz sorularin nereye gidecegini, karsimizdakinde ne denli tesir edecegini ya hesap edemiyoruz ya da bunu bilerek yapiyoruz. Eminim vebali buyuktur Allah affetsin. Benim de sorulmasindan hoslanmayacagim ozel durumlarim vardir ve olur emin olun bu herkeste olan birsey.
      Adem bey,
      Siz tesetturlu bir hanim isteyerek dogru olani yapmissiniz. Gavura kizip oruc bozulmaz :)
      Siz yine ilk evliliginizdeki kriterlerinizi cok da fazla esnetmeyin derim, halis niyetinizle devam edin. Sadece ahlak ve guy guzelligini on plana cikarin ama diger iki tercihinizi de tamamen es gecmeyin. Sizin kadar tecrubeli olmasam da kucuk bir tavsiye.
      Hepsi birarada da olur insaallah. Dua edelim.

      • HANNE diyor ki:

        konuyu guzel acmis sanirim adem bey. Yorumlar gelmis allah razi olsun dusuncelerinizden. Adem bey ben yazacakken feyza hanimda kriter olayini yazmis. Benim 35 yasina kadar bekleme sebebim namaz kriterimin israrci olmasiydi. Tek sebep degildi ama ilk sartti. Daha oncede yazdim mahalleden yaşlı bir teyze bosandigimi duyunca ohh iyi oldu demis biz namaz kilmayan birini demistikte kabul etmemisti simdi bak bosandi.(halbuki kendisinden bana böyle bir teklif gelnedi belki aracilar istemez demistir). Ama duyuyorumki kizinin iki cocugu var kac kere baba evine gelmis onu düşünmüyor. Baska bir teyzede ben neden annemlerin evinden işe gidiyorum diye komşuları gezip laf aramis. Gecen sene kizi bir cocuk bide karninda bebekle geldi. Yasim ve yaşadıklarımi dusundukce ikinci bir evliliği henüz düşünmüyorum ama olaki tekrar olur ve hani derler ya zamani geri alsak yinede namaz sartimdan vazgecmezdim. Belki bizde namaza devam edemeyiz ama evin reisi namaza gevsek olunca kadinin gevseme ihtimali daha yüksek gibi geliyor bana.. karsidaki insanin yasadiklarini veya ozelini arastiran insanlar her daim olacaktir. Önemli olan bizim onlari kirmadan agzinin payini vermek ama benimde yapim biraz sert olunca..kalp kirmayim diye….yutmak zorunda kaliyorsunuz. Rabbim bizlere hayrli yazilar yazsin ins. Hepinize dunya ve ahiret saadeti versin. Fatih kardesim Rabbim seni yasadigin araci kazalarindanda bir an önce kurtarsin. Yazmıştım daha önce bir uyku öncesi kitap yazarim belki bende yasadiklarimdan..böyle lafı uzatsam bir kitapda cikar :).. inşallah birgun burda dugun davetiyeni goruruz. Selam ve dua ile. Not telefondan yazdim kelime hatalarim varsa kusura bakmayi

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Hanne Hanım.

          Güzel bir noktaya değinmişsiniz. Diğer yorumlarda da yazdıydım. Yaşlı teyzenin size yaptığını kız anaları yaptı bana. Sen bizim kızımızı beğenmedin ama halen bekarsın diye :) Benim kızdan mızdan haberim olmadı ki. Kaldı ki nasip kısmet evlenmiş gitmiş değil mi? Bu saatten sonra kurcalamanın anlamı var mı? Allah mesut etsin, dirlik geçim versin…Mesela sizin olayda da olan olmuş artık neyi kurcalıyorlar. Benim de ağzıma geliyor bir şeyler de susuyorum. Beğenmediniz dedikleri kız daha ilk senesinde damadı yedi, şehir değiştirdiler, kızın annesinin şehrine taşındılar :) Allah muhafaza…

          Ha bir de benden davetiye falan çok beklersiniz Hele ki olmayan aracılarla :) Bu saatten sonra bir yol olmaz benden. Zamane kızları beğenmiyor benim gibileri. Ben sıfırı tükettim bu konuda. Olsa olsa heralde bir yerlerde bi kız denk gelecek o sırada Allah sevgimi onun kalbine koyacak ben de kim bu deyip peşine düşeceğim. Yoksa mantıksal şeyleri düşününce bu işin olacağı hiç bir kızın seveceği yok diyorum. Sebepleri kurcalayacak olursak ben de sizin gibi kitap olmasa da kitapçık çıkartırım herhalde. Yalnız kitap yazsanız fena olmaz okuruz :)

          Selametle kalın.

          • Rayiha diyor ki:

            Fatih bey. Ben yazıları okurum genelde ama pek yazmam. Şimdi yazınızı okuyunca duramadım, yazdım.
            Öyle düşünmeyin, gerçekten, benden geçti filan. Herşeyde hayırlısını isteyelim. Rabbimiz hayırlı Zaman’da, hayırlı kişiyle karşılaştırsın. Zaten daha gençsiniz sanırım.
            Beni abla olarak görebilir çoğunluk z. Demiştim ya insan yaşadıkça öğreniyor. Daha çok yaşamış sayılmam ama insan hissettiği yaştadır denir ya, ben de 50 lerde hissediyorum.
            Doğru kişiyle karşılaşmamışım belki ama hayırlısı imiş, yaşamam gereken şeyler varmış demekki diyorum ve tüh, neden böyle oldu demiyorum. Ben bunu çok iyi öğrendim. Elimizden geleni yaptıktan, aklımızı kullandıktan sonra Rabbimizin yolundan ayrılmayarak hayırlısı için çok dua edelim ve ümitsizliğe düşmeyelim. Zira Allah’tan hiçbir zaman ümid kesilmez.
            Sizin için de hayırlısı olur, hayırlı zamanda, hayırlı kişiyle karşılaşırsınız inş.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Rayiha Hanım.

            Benim için en hayırlısının şu an içinde bulunduğum durum olduğuna inanıyorum zaten. İsyan derecesinde halimden şikayet edecek ya da neden olmadı diye dövünecek de değilim. Allah’a şükür öyle keşke olsaydı deyip takılıp kaldığım birileri de olmadı hatta birçoğu için iyi ki olmamış dedim. Bizler burada bir yerde halimizi arz ediyoruz sebeplerle birlikte. Bazıları kişisel olmakla birlikte bazıları da toplumsal sebepler. Doğru kişiyle karşılaşmak demişsiniz, güzel bir nokta fakat yorumlarımda bazen ana fikir satır aralarında kayboluyor çok fazla şey yazdığım için. Benim yazdığım ana fikir şu aslında.

            1-Aracılık olmadığı için biriyle tanışmam çok zor. Flörtü de uygun görmüyorum ki hasbel kader bulaşsam onu da beceremem. Gezmek tozmaktan anlamam, dizi film seyretmem…
            2-Biriyle tanıştım diyelim günümüz kızlarının beklentilerini karşılayamıyorum. İşinde gücünde kendi haline bir adamım ben..
            3-Önüme çıkan adayların özellikleriyle aklımdaki model arasında dağlar kadar fark oluyor bazen çünkü zamanın gerisindeyim, eski kafalıyım…
            4-Benim gibileri genelde anneler ve yaşlı teyzeler beğenirken zamane kızları bizlere neredeyse tiksinerek bakar.

            Maalesef şefkatli, fikirlerinde derinlik ve incelik sahibi, olgun ve anlayışlı kız denk gelmedi bana. Mesela birisiyle görüşürken babamın anjiyo olması gerekti yakınlardaki bir büyükşehire hastaneye götürdük, kız geçmiş olsun bile demedi… İnsan tanımadığı kişiye bile geçmiş olsun demez mi? Görüştüğümde genelde hep Ramazan ayı oluyor diye yazdıydım insan sormaz mı iftarı, sahuru yapabiliyor musun diye? Ya da şöyle içinden sormak gelmiyorsa beni oyalaması kul hakkına girmiyor mu?

            Hani ilkokulda kümeler vardı matematik dersinde, oradaki matematiksel ifadelerle bile benim işim çok zor diyebiliyorum. K kız kümesi olsun, bana bakacak kızlar kümesi hep boş küme çıkıyor :) Rahmetli babaannem anneme demişti siz Fatih’e zor kız bulursunuz diye bildiği varmış :) Ayrıca bu ümitsizlik değil, durum tespiti bir yerde, yok yani ne yapalım diyorum, eldeki durumu mevcut yaşantımı mümkün olduğunca doğru istikamete çekmeye çalışıyorum. Bekarlığın, yalnızlığın kendine göre avantajları da var dezavantajları da var. Bu noktada ben elimden geleni yaptığıma göre vicdanım da rahat kısmet değilmiş. Kısmet değilmiş ama başıma gelenleri de yazdım buraya, çirkin durmadığı halde insanın gözünün üstündeki kaşı eleştirilir mi ortası hafif bitişik diye? Bir arkadaşın anısını da paylaştım, aracılık ettikleri kızın oğlanı çok efendi diye beğenmediğini yazdım…

            Bana senin karşılaştıkların istisna diyorlar. Peki gerçekten öyle mi? Ben katılmıyorum eskiden onlar istisnaydı şimdi bizle istisna olduk. Yazdıklarımdan özgüven eksikliği ya da kendiyle barışık olmama gibi şeyler çıkarmayın. Bir yirmi sene önce olsaydı bu saate kalmaz evlenirdim muhtemelen. Buraya da yazdım kendimi övüyor gibi olacak diye ödüm koparak. Anneler, aracılar beni tutuyorlar, hatta kızlara ne laflar ediyorlar beğenmediler diye, ego yapacak olsam malzeme de bol hani. Bir arkadaşın hanımı beni eşinin anlattığı kadar biliyordu, kızla görüşürken yanlarımdaydı, ilk defa gördüğü halde benim hakkımda kocasına öyle güzel ve iddialı şeyler söylemiş ki kendimden utandım, hatta manüplatif bir hareketim mi oldu, reklam mı yaptım diye kendimi epey sorguladım, fakat doğru dürüst konuşmamıştım bile…

            Bekar insan yarım insandır denir. Erkekler için işin farklı bir imtihan boyutu da var ancak başa gelen çekilir. Benim ve benim gibilerin bekar ve yalnız yaşamalarının elbette bireysel ve toplumsal yansımaları olacaktır. Bu noktada benim yapabileceğim bir şey yok, kader bir yerde. Ancak önceden de yazdıydım, katil maktül ilişkisi. Ben aile kurumunu savunmak anlamında safımı doğru seçtiysem ve günümüzde aile kurumuna zarar verenler galip gibi gözüküyorsa yapacak bir şeyim olmadığı gibi bir sorumluluğumun da kalmayacağını düşünüyorum. Madem toplumda bana biçilen rol sabah evden işe gidip akşam işten eve gelmek, ben de gereğini yapmalıyım.

            Selametle :)

          • sennur diyor ki:

            fatih bey ,

            bir törene katıldık ,abi 44 yaşında ilk evliliğini yapıyor. hayat şartları , hasta anneleri ile ilgilenmeleri ,annenin ölümü vs.derken YAŞ gelmiş 44 e,ve gelin hanım 29 yaşında. rabbim iki cihan mutluluğu nasip eylesin. abiye baktım ve abiden küçük yeğenlerine ,evlenip çoçuk sahibi olanlara , inanın arada fark var. dünya meşgalesi ve sorumluluk insanları dış görünüş itibariyle çöktürmekte.yani damat olan abi yaşını da göstermiyor ,bilmesek demiyecez bu adam 44 yaşda diye. öte tarafta daha 30 yaşlarını yeni aşan iki -üç çoçuk sahibi olup abiden yaşlı duranlar vardı epey.

            bir de abinin kızkardeşi var o da evlenmemiş ve gelmiş 41 yaşına .
            RABBİM ,Kiminin imtihanını farklı eylemekte ,
            kimi evlenememek ile , kimi işsizlik ile , kimi eşi ile , kimi ayrılarak kalan çoçuğu ile ,
            yani herksesin çook farklı imtihanları var.
            rabbim geçebilmeyi nasip eylesin inşallah
            ali imran süresi 8.ayet meali ve furkan süresi 74.ayet mealini hergün okuyalım inşallah.
            ümitsiz olmayalım , rabbim neylerse güzel eyler ,
            verdiğinin de bin hikmeti vardır ,vermediğinin de .
            selam ve dua ile

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Şennur Hanım.

            Benim de çok yakınlarımda benzer evliliklere örnekler var. Belirli bir yaşa gelip evlenemeyenler de. Yazdıklarınıza yüzde yüz katılıyorum. Kader kısmet olayına da çok girmek istemiyorum tehlikeli konular.Ancak yorumlarımda anlatmaya çalıştığım şey şu.

            Aile kurumunun zayıflamasının, boşanmaların artmasının, evliliğe olan bakış açısının değişmesinin, erkek ve kadınların karşı cinste aradıkları kriterlerin yuva kurma amacından uzaklaşmasının hem bireysel hem de toplumsal yansımaları olacaktır. Ben safımı ailenin kutsallığından yana seçtikten sonra yapacak bir şeyim kalmıyor. Keza aile kurumunu zayıflatanların da bu durumdan şikayet etme hakkı kalmıyor. Mesela benim yalnız yaşıyor olmam bireysel ve toplumsal sıkıntılara yol açarsa benim yapacak bir şeyim yok. Örneğin şimdiki yaşantım sebebiyle asosyal bir insan haline gelirsem bu bireysel anlamda sorun oluşturacağı kadar insanlarla olan iletişimimi de etkileyeceğinden toplumu da etkileyecek. Toplumda Fatih’ten bir tane yok ki yığınla var. Keza hanımlar da öyle. Evde kısmet bekleyen epey hanım yok mu?
            Bunların sorumlusu çizgisini korumaya çalışan kadın ve erkekler mi yoksa sınırları aşmayı marifet olarak sunanlar mı? Yoksa mantıklı adaylar çıktığı halde tanıştırmayıp herkes kendi buluyor sen de kendin bul diyenler mi?

            Umarım anlaşılmışımdır. :)

            Selametle.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Şennur Hanım.

            Konuyla ilgili şunları da yazayım. Gelinle damadın yaşını bir yana bırakırsak gelin hanıma sormak lazım eşinde hangi kriterleri aradın diye. Kızcağız acaba kocasını eleştirmiş midir ben sertlikten hoşlanırım sen çok anlayışlısın diye…

            Bayram dönüşü olduğundan bir çok arkadaş sorup duruyor biriyle görüştürdüler mi diye onlarla da aynı noktaya geliyoruz konuşunca.
            Bu devirde bir erkeğe gözü dışarıda değil diye değer verecek kız kaldı mı? Gözü dışarıda değil yani kıskanılacak bir tarafı yok. Eskiden saygı görürdük bugün farklı şeyler söyleniyor. Ya da kendini bulunmaz hint kumaşı olarak görmeyen kaldı mı? İstisnalar özelliklle bu sitedekiler kaideyi bozmuyor. Kızlar benim gibileri beğenmiyor lafımı yabana atmayın…

            Şu var. Bizim çizgimizi bozmamamızın sebebi insanların rızasını kazanmak değil. Birileri övsün diye sakınmıyoruz kendimizi. Ancak bu yönde olan eğilimimize de saygı gösterilir belki diyoruz. Erkekler olarak biz de sorar olduk kızların alkolü sigarası var mı zalimliği var mı diye.

      • HANNE diyor ki:

        Bu arada Feyza kardesim. Bazen agzimizdan çıkan kelimeleri olcup bicmedende olabiliyor halisane niyetlide olabiliyor veya gercekten karsidaki kisiye uzuldugumuzdende olabiliyor ama öyle seyler yasiyoruzki insanin tesadüfleri tekrar tekrar inkar edesi geliyor. Gaybi bilemiyoruz ama öyle seyler yasiyinca Rabbim agzimizdan ve gonlumuzden geceni önümüze bir film seridi gibi sunuyor. Inşallah güzellikleri yasarsiniz…

        • Feyza diyor ki:

          Hanne hnm, insaallah siz de guzellikleri yasarsiniz. Yas olarak benden epey buyuksunuz sanirim mahzuru olmazsa abla diye hitap da etmek isterim.
          Siz dogal ve temiz kalpli bir insana benziyorsunuz. Yazilardan karakter analizi ne kadar yapilir ve ne derece saglikli olur bilmiyorum ama bir samimiyet hissettigim icin boyle yazdim. Insaallah goreceginuz baska guzellikler de vardir Rabbim evladinizdan da yuzunuzu guldursun.
          Bizim de ne yasayacagimiz mechul, buyuk konusmaktan Allah’a siginirim. Bir tanidik vardi, arkadasinin cocugunu sekiz yasinda biberonla hala sut iciyor diye kinamis biraz abartili. Kendi cocugu o zaman yeni dogmustu ve kendi cocugu da sekiz yasina kadar parmak emdi :) ne yaltiysa biraktiramadilar. Tabi bu demek degil, basimiza gelir diye etrafimizdaki hicbir yanlisi duzeltmeyelim, uyarmayalim vs. Ama bunu bir faydali olacak sekilde rencide etmeden ikaz etmek, nazik bir uslupla bilgilendirmek var, bir de kinayici ve kucumseyici bir uslupla tahkir etmek var. Ikisinin arasinda daglar kadar fark var.

          • Hanne diyor ki:

            Feyza kardeşim öncelikle hakkını helal et demek istiyorum. O yazıyı ben evde telefonda yazmaya çalışırken çok zor oldu.(benim telefonum akıllıda çok akıllı modellerden değil..birden gönderiverdi sonrada nedense girip o kısmı düzeltmeyi unuttum.yazının devamını düşünmüştüm ama sanki hani itham gibi bi düşünce olmasın aklında. Yani aklından geçen başına gelir anlamında kendi üstüne sakın alınmayasın. Benimde mutlaka başıma yapmam kabul etmem dediğim şeyleri yapmışlığım vardır. İnsanoğlu dilin kemiği yok işte…
            Estağfirullah ne demek abla demen bile beni memnun eder. Yaşadıklarımdan sakın bitkin bezgin veya isyan sitem için yazdığım anlaşılmasın. Dertleşmek örnek olmak temsil getirmek anlamında yazıyorum çoğunu. Hiç bir zamanda aman güzel günlerimiz olmaz bu durum böyle gider diye düşünmedim. Yazılı olanı veya seçtiğimizi yaşıyoruz eskisi kadar keşkelerle yaşamıyorum bu beni çokda huzurlu kılıyor artık. Rabbim burdaki bütün evlilik düşüncesinde olanların hakkında hayırlı göznuru eşler nasip etsin. onun dışındaki hayatlarındada gercekten özü sözü bir dosdoğru insanlarla karşılaştırsın inşallah. Selam ve dua ile.

          • Feyza diyor ki:

            Hanne ablacim estagfirullah, hakkim helal olsun ne demek. Ben yorumunuzda alinacak birsey gormedim ki hatta simdi tekrar okudugum halde yine gormedim. Akliniza gelmesin oyle seyler ben kolay kolay alinmam. Hem benim telefonum da yari akilli , arada gidip geliyor :) yani sizi anliyorum. Cogu zaman duzeltmeyi unutup yolladigim oluyor yorumlarimi , dert etmeyin.

      • Sennur diyor ki:

        Fatih bey , kız kardeş ile ilgili ben de yazmak isterim. Bu konuda erkek – abi – kardeş ve Eş ayırımını çok iyi yapmali. Yoksa sebepsiz kıskançlık ve huzursuzluklar oluyor maalesef.gelin hanimlar görümce ve es ailesine mesafe koyabiliyor bu da gizil olarak huzursuzluk sebebi oluyor. Yaşını ve evliliğinde yıllarını almış bir öğretmenim dert yanmisti, orta yolu bulamayan beyler bu konuyu sindiremiyor. Evliliklerin ilk yıllarında kadınlar ben istersem görüşüruz havasına girse de yıllar sonra acıları çıkıyor .gözlemim budur. Rabbim erkeklere Kavvam lik sıfatını layıkıyla yapmayı nasip eylesin. Dünya hayatında birbirlerine eş hatırı için katlanamayanlar ;ahirette nw yapacak? Birbirinizi sevmedikce hakiki imana eremezsiniz hadisi beni epey düşündurur. Sevgiyi de hissediyor insan ,sevilmedigini de. Dolayısıyla hemcomslerime bu konuda genelde kızar ve uyarmaya gayret ederim.ama bir tutturmuslar mesafeli Gelin olmak diye bir mevzu ….

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Şennur Hanım.
          Tespitiniz çok doğru, katılıyorum. Hatta yazdığınız durum da imtihan kalemlerinden bir tanesi belki de. Umarım bu yorumları okuyan hanımlar uyarınızı dikkate alır.

  5. Abdullah Bir diyor ki:

    Cümleten Selamun Aleyküm sitemizin sakinleri…

    Ramazan bitti ve bugün ki bayram ile beraber mubarek 11 aylar da başladı :-)

    Ramazan bayramının ve mubarek 11 ayların başta Sema ve Tuğba hanımlar olmak üzere tüm site yazarları ve siz değerli yorumcu kardeşlerim için hayırlara vesile olmasını dilerim.

    Oruç ayı bittiğine göre “Nerede kalmıştık” diyerek bizde “BİR İNEK HİKAYESİ” ile yazı orucumuzu açalım inşaallah.

    Bir varmış, bir yokmuş…

    Evvel Zaman içinde kalbur saman içinde ÖKÜZ olmaya meraklı bir İNEK varmış. Bu ineğin henüz danalığı zamanında ahır da (ailesi içinde) ki öküzlerden birisinin kendisine veya ahırda ki başka bir ineğe yaptığı ahlaka mugayir ( cinsel taciz, saldırı vb bir takım kötü davranışlar) söz ve hareketler bu ineğin ineklikden ve öküzlerden nefret etmesine sebep olmuş.

    Veya bu ineğin gözünde değeri olan başka bir inek bizim ineğimizin hiç ummadığı sekilde ve zamanda dişiliği, cazibesi vb ineklik özelliklerini kullanarak bizim inek için değeri olan bir öküzün aklını çelmiş ve öküzü yoldan çıkarttığı için ineğimiz hem kendi cinsinden hemde bütün öküzlerden nefret ediyor gibi görünüyor.

    Ahırda ki bu nahoş durum her nasıl ve ne zaman olduysa bizim ineği çok fazla olumsuz etkilemiş olacak ki bizim inek bu olaydan sonra yularını koparır koparmaz soluğu uzak diyarlarda, ineklerin dana doğurmak ve danalarını emzirmek zorunda olmadığı, yemyeşil otlaklarda gölünce dolaştığı, dilediği gibi geviş getirdiği, höykündüğü başka bir ülkede, pardon otlak da almış.

    Öküzlerin ve ineklerin birbirine yan gözle bakmadığı, kızgınlık zamanlarında öküzlerin her önüne gelen ineğe balıklama atlamadığı, yani özetle öküzlerin bile öküzlük yapmadığı bu diyarda “işte burası tam bana göre, burada hayatımın sonuna kadar dilediğim gibi ve özgürce yaşarım” diye düşünmüş bizim inek.

    Bir süre düşündüğü gibi de bu otlakta yaşamış ineğimiz. Hatta bu otlak da kendisine ineklerin kıralıçesi muamelesi yapan bir öküze aşık olmuş ve o öküzle yaşamaya başlamış. Sevdiği öküz bizim inekden bir dana sahibi olmak istemiş, ama bizim inek bir türlü hamile kalamamış, çünkü ineğimiz KISIR’mış.

    Bizim ineğin kendisine dana doğuramayacağını öğrenen öküz ilk fırsatta bizim ineği ya terk etmiş yada başka bir inek ile aldatmış ve başka bir inekden dana sahibi olmuş. Sevdiği öküzün başka bir inekden dana sahibi olduğunu öğrenen bizim inek sinir krizleri geçirmiş, adeta deliye dönüş.

    Ama…!

    Bir süre sonra o medeni ve toz pempe, pardon yemyesil sandığı uzak diyarın otlağında hiç bir seyin göründüğü gibi olmadığını, her şeyin bir aldatmaca olduğunu (çok büyük ve hayatı boyunca unutamayacağı bir şekilde) öğrenmiş.

    İneğimiz daha önce ki ahırda sahit olduğu ve kendisininde bir benzerini yaşadığı bu durum ve travma sonrasında dana doğuran bütün ineklerden, o ineklerden doğan danalardan ve danaların babası olan öküzlerden nefret etmiş.

    Ve kendi kendisine “kalan ömrünü dana sahibi olan bütün inekler, öküzler ve onların danaları ile savaşarak geçireceğine” söz vermiş.

    Sonra…

    Sonrası gelecek sezonda ( 3 veya 30 yıl sonra) Zürriyet gazetseinin 3. sayfasında ki 8 puntoluk haberde.

    Uzun süredir yalnız yasayan ve girdiği bunalımdan çıkamayan ÖKÜZ görünümlü İNEK boynunda ki yuları otladığı çayırda ki bir ağaca takmak ve kendisini asmak suretiyle intihar etti.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Abdullah Bir abi ve aleyküm selam.

      Geçen arkadaşlarla konuşuyorduk, kadın olmak dişi olmak varmış diye :) . Öyle ki yorumunuzda bahsi geçen sığırlarda bile erkek olan danalar et amaçlı kesiliyor, dişi ineklere dokunan az. Keçilerde bile teke kesilir dişiye pek dokunulmaz. (Belki bu durumun istisnası tavuklar olabilir :) Onlar da yumurtladığı sürece dokunan olmaz )

      Ben de sahte kadınlardan bıktım açıkçası. Erkeklerden daha hırslı, daha şefkatsiz, duygusuz, duyguları adına yalan söyleyebilen ki kadın fıtratıymış doğalmış kabullenmeliymişim, merhametsiz kadınlardan, çocukları severim dedim diye bana reklam olsun diye yanından geçen çocuğun kafasını yalandan okşayanlardan…Çocuk istemeyen, aile kurmak istemeyen, kadınlığı biyolojik kimlikten ibaret olan kadınlar, sakın ha endişelenmeyin, bizler zaten peşinizden koşacak değiliz. Zaten onlara karşı zaafımın kalmayacağı atmışlı yaşlara geleyim, Allah ömür verirse o zaman tekrar görüşelim bugünün “güçlü” kadınlarıyla…

  6. Smy diyor ki:

    Sevgili site yorumcuları ve takipçileri Mübarek Ramazan ayının sonuna geldik Allah tuttuğumuz oruçları kabul etsin İnşaAllah… Hepinizin Ramazan (Fıtır) Bayramı mübarek olsun… 😊

  7. Sadece Fatih diyor ki:

    Sayın site takipçileri, mesele salt olarak kadınların para kazanması ya da ev işi yapması olayı değil. Ev işini erkekler de yapar, kadın para kazanamaz diye bir şey yok. Ancak erkek bir anne olamaz, bir hanım olamaz. Burada mesele kadınların ailelerinden uzaklaştırılması,feminizmin yalnızca kadınların ev işi yapmasına karşı olup çalışmasını destekliyor gözükmesi. Hani diyordu ya “sanatçı” mesele ağaç değil sen hala anlamadın mı hadi gel. Sayın müslüman cemaat uyanık olalım. Mesele neymiş silsile halinde anlatıyorum aşağıda ve hangilerini başardılar takdirini siz yapın.

    1-Önce kadınların evdeki sorumluluklarına ve kocaya isyan sağlancak
    2-Kadınlar çalışma hayatıyla evlerinden ailelerinden koparılacak
    3-Evden kopan kadın en fazla bir çocuk doğurabilecek
    4-Evle işi bir arada götüremeyen kadın ailesine şefkat veremeyen kadın sahip olduğu isyan haliyle evde huzuru kaçıracak
    5-Yuvalar yıkılacak, insanların evlilik ve aile kurumunun kutsallığına inancı yok edilecek.
    6-İnsanlara ailenin gereksiz bir şey olduğu telkin edilerek nikahsız birliktelikler teşvik edilecek.
    7-Genç nüfus azaldığı gibi doğacak çocuklar da mutlu bir ailenin evladı olarak değil istenmeyen gebeliklerin belki de zinanın ürünü olacak.
    8-Ailenin gereksiz olduğu aşılanan insanlara cinsiyetlerin gereksiz olduğu aşılancak.
    9-Kadın erkek eşittir cinsiyete ne gerek var denilecek.
    10-Cinsiyet değiştirme ve eşcinsellik özgürlük adı altında hoş görülecek.
    11-Uyuşturucu ve benzeri maddi manevi uyuşturucular bireysel özgürlük adı altında servis edilecek.
    12-Cinsiyet kavramı aile kavramı yok edilmiş toplumlar bir sonraki nesil diye bir şeye sahip olmayacak.
    13-Ahlaki çöküntüler insanların başına olası azaplar gelmesine sebep olacak.( Bu kısım Allah’ın takdiri ve kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir.)

    Soykırım ya da savaş sadece topla tüfekle olmaz. Ahlaki ve manevi silahlarla da soykırım yaparsınız.

    Şimdiden tüm okuyucu ve yorumcuların Ramazan Bayramı mübarek olsun.
    Selametle.

  8. Sadece Fatih diyor ki:

    Kısa günün karını site takipçileriyle de paylaşmış olayım.

    Bugün bir arkadaşla konuştum, eşi yakınlarda doğum yapacak. Durumlar nasıl vb. darısı başına derken muhabbet evliliğe kaydı. Fatih dedi evleneceksen öğretmenle evlen :) ki arkadaşın hanımı da gayet kariyerli. Başlarda iyi gibi oluyor ama dedi maddi imkanların fazla olması evde huzuru getirmiyor. Kızlar zamanında okulda başarılı oluyorlar sonra ziyan olmasın diye meslek tercihinde bulunuyorlar ama çocuğa yetişmekte zorlanıyorlar dedi. Ben de dedim ki çektiğiniz eziyet eve giren paraya değiyor mu? Aldığım cevap kesinlikle hayır oldu. Zaten şu yarım gün çalışma hakkı gelirse direkt başvuracağız dedi.

    Siteyi takip eden ve üniversite tercihi arefesinde olan hanım kızlarımız. Kısa vadede size mutluluk verecek gibi olan ve sizi ailenizden uzaklıştırma tehlikesi olan meslekleri, bölümleri seçmeyin. Kısa vadede mutlu olabilirsiniz ancak puanınız ziyan olmasın diye fıtratınıza aykırı seçtiğiniz meslekler sizi aile kurmaktan ve çocuklarınızdan uzaklaştırdığında ziyan olmasın dediğiniz puanınızın hayatınızı ziyan ettiğini göreceksiniz.

    Kadınların erkek işlerini yapması, yapabilmesi, kariyer sahibi olması marifet değildir. İyi bir anne iyi bir eş olmak iyi bir memur olmaktan daha yeğdir.

    • Defne diyor ki:

      Fatih bey, size tavsiyem, 1 gün boyunca evde kalin, ev temizleyin, yemek yapin, cocuk bakin, kaynana – görümce dirdiri dinleyin ve misafirle ugrasin.. Bakalim bunlari yaptiktan sonra bir daha böyle bir sey yazarmisiniz buraya? Ev hayatini cok seviyorsaniz, kendiniz ev erkegi olun, kendiniz yapin bu isleri. Simdiki kadinlar calismak ve para kazanmak istiyor. Cocuk sahibi olmak istemiyoruz. Zaten cocuk sorunuda yakin bir zamanda cözülecek. Bilim bir hayli ilerledi bu konuda. Erkekler bile artik hamile kalabiliyorlar, cocuk dogurabiliyorlar vs. Neden fedakarlik hep kadinlardan bekleniyor? Neden evlilik, aile ve cocuk icin kadinlar hayallerinden, kariyerinden, is hayatindan, paradan, güzel ve bagimsiz yasamaktan vazgecsin? Disarda calismak cok cok daha güzel. Tam tersi ev hayati, erkekler, aile, mahalle ve toplum baskisidir kadinlarin üzerine yük olan. Hic bir kadin evlenmesin, cocuk dogurmasin, erkekler gibi sadece calissin, hic bir sorun kalmiyor. Evlenirimde, cocukta yaparim, kariyerde, yok böyle bir Dünya. Kadinlar erkeklerden uzak dursun, is hayatini, calismayi, parayi ve kariyeri secsin, bakin nasil saglikli ve güzel yasiyorlar.

      • kevser diyor ki:

        Vallahi aşağıdaki yorumu defne hanımdan habersiz yazmıştım ama cuk diye oturmuş ☺☺üniversitede iki sene aynı odada kaldığım bir arkadaşım vardı.Allahü teala ondan razı olsun.ondan duyduğum ve öğrendiğim bir laf vardi:bir yerde kadının sesi erkekten fazla çıkıyorsa oradan arkana bakmadan kaç.derdi.hiç unutmam aklıma geldiğinde hep gülerim şimdi gene güldüm ☺☺😅😅Allahü teala ondan razı olsun

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Defne Hanım.

        Evdeki tüm işlerimi ben kendim yapıyorum zaten. Ailemin yanına gittiğimde de canım bir şey isterse annemi yormayayayım diye gider kendim pişiririm anne şunu yap demişliğim çok nadirdir.

        Diğer konuya gelince siz nasıl istiyorsanız, nasıl mutlu olacaksanız öyle yaşayın. Bahsettiğiniz şekilde mutlu olabiliyorsanız inanın biz de mutlu oluruz. Ancak siz ve sizin gibiler kendine ait bir hayat düzeni olan evli ve mutlu kadınları durduk yere fişekleyip kocalarına düşman etmeye çalışırsanız orada iş forma muhabbetine döner ve bizim formamız da safımız da bellidir. Gerekli mücadeleyi de yaparız. Sizden beterleri var ancak hiç olmazsa insan gibi tartışabiliyoruz. Sizinle onu da yapamıyoruz.

        Ayrıca şuna da değinmek isterim. Biz erkekler zaten siz gibileri istemiyoruz yani bu konuda rahat olun. Kendinizi üzmeniz gereken bir durum yok. Yani zaten sizleri eşimiz olmaya layık görmüyoruz bu sebeple peşinizden koşmayız, koşuyorsak da amacımız bellidir ki işimiz bitince de çeker gideriz. Sizin de bu durumu mideniz kaldırıyorsa bu şekilde yaşarsınız. Sizden çocuk isteyen kim, evinin hanımı olmanızı isteyen kim. Kezbanlığınızın lüzumu yok! Zaten meraklınız değiliz, kendinizin turşusunu kursanız bile tamah edecek değiliz.

        Okuyucular ve editör üslup sebebiyle kusura bakmasın mübarek Ramazan gününde ama böyle saça böyle tarak denir, Defne Hanım, sizin gibi böyle erkeklere giydirenleri LGBT’lilerin “onur” yürüyüşünde sizi de ön saflarda görmeyi bekliyoruz.

        • Defne diyor ki:

          Haklisiniz Fatih bey, size emegini sömürebildiginiz kadinlar lazim. Her konuda güclü, bagimsiz ve erkege biat etmeyen kadinlar sizi rahatsiz ediyor. Kadinlar erkeklerin hizmetcisi, aşcisi ve dadisi degil. Bunun icin dogmadik ve yasamiyoruz. Kalkinda siz kadinlara hizmet edin, madem hizmetcilik, aşçılık ve dadilik cok güzel bir sey ise. Annenize verdiginiz degeri umarim evlendiginiz kadinada verirsiniz. Onuda ev isleriyle yormazsiniz. Ama hic sanmiyorum. Yazilarinizdan gün gibi ortada bunun böyle olmyacagi. O kadina esas simdiden aciyorum ben. Tanimadigi birine kezban diyen, tursunu kur diyen, kendi karisina acaba neler söyler ve yapar? Simdiye kadar ciddiye almadiginiz, her türlü ezdiginiz kadinlar ve LGBT ve her azinlik icin tek diyecegim: Bugünün azinliklari, yarinin cogunluklaridir. Zihniyetinize karsi olan Muhalifler gün gelecek, sizi yönetecekler. Sizler yasakladikca, zulmettikce, eziyet ve baski altina aldikca, daha’ da cok güclenecekler. Zorbalikla hic bir yere varamazsiniz. İstediginiz kadar cabalayin, demode evlilik kurumu ve aile hayati can cekisiyor. Gelecegin azinliklari biz degil, sizlersiniz. Ev hayati ayni kölelik gibi, acik ceza evinden hic bir farki yok. Siz erkekler her gün disardasiniz, o kadar özgürsünüzki kahvede otururken bile yayilarak kaldirimlari isgal ediyorsunuz. Kendiniz icin istediginiz özgürlügü, bagimsizligi, evde pasalar gibi hizmet görüp, yan gelip yatmayi kadinlarda isteyince neden rahatsiz oluyorsunuz? Hic kimse dört duvar arasinda hayatini gecirmek istemiyor ama kendinize reva görmediginizi kadinlara ne kadarda kolay reva görüyorsunuz. Yetmedi dövüyorsunuz, yetmedi öldürüyorsunuz. Ne güzel bir hayat degilmi erkeklerinki? Cünkü erkek olmak cok avantaj’ li. İste bu yüzden kadinlarda artik erkek olmak istiyor. Kadin olmanin simdiye kadar tek bir iyi tarafini görmedim, tam tersi hep hor görüldüm ve ezildim. Ama artik ezilen degil, dik duranim. Bunuda bir tek erkeklesmeme borcluyum. Erkek gibi düsünüyorum ve yasiyorum. Bilmem anlatabildimmi…ve Türkiye’ nin disinda bambaska rüzgarlar esiyor. O rüzgarlar bir gün Türkiye’ ye de gelecek, hic merak etmeyin. Dünya sadece
          Türkiye ve islam ülkelerinden ibaret degil. 57 İslam ülkesinin üretimi Almanya’nın yarısı etmiyor. Ekonomik gücünüz yok.
          Kaldi ki Türkiye’ de de isiniz gün gectikce daha da zorlasiyor. Kadinlar erkeklesiyor, erkekler kadinlasiyor ve bunu hic bir güc durduramayacak Fatih bey…

          • Feyza diyor ki:

            Defne bey,
            Erkeklesmekten cok fazla memnun oldugunuzu iddia ettiginiz icin hanim lakabinin sizi uzecegini dusunerek bey demeyi tercih ettim, umarim memnun kalirsiniz.
            Size daha once farkli bir yorum yazmistim. Bu sozlerinizle erkeksilestiginjzi zannederek buyuk bir yanilgiya dusuyorsunuz, zira siz yalnizca kadinsi degil insansi fitratinizi da terketmis gozukuyorsunuz. Cunku ruh sagligi yerinde hicbir erkek bir cocuktan ve baba olma fikrinden bu denli rahatsiz olmaz, nefret etmez.
            Yazinizin neresine yorum yapacagimi bilemiyorum. Cocuktan ve aileden bu denli nefret eden bir insana hic rastlamadim. Dilerim yalniz yasar ve yalniz yaslanirsiniz. Hayat sizin tercih ettiginiz sekilde ilerler ve ayaginiz tasa degmez. Zamanim olsaydi daha etrafli bir cevap yazmak isterdim ama zaman kaybi olacagina eminim. Size tavsiyem, Darulacezeyi mutlaka ziyaret edin. Cok farkli hayat hikayeleri dinler ve dunyanin sandiginizdan daha buyuk oldugunu gorursunuz. Ustelik oradasizi rahatsiz edecek cocuk/torun gibi sesler de duymazsiniz, kafaniz epey rahat olur.
            Selametle.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Defne Hanım.

            Görüldüğü üzere ben sizin eğilimlerinizi doğru tahmin ettim ancak siz halen önyargıyla benim hakkımda atıp tutuyorsunuz. Ben diğer müslüman erkekler gibi kadınları Allah’ın emaneti olarak görüyorum. Sömürmekten bahsediyorsunuz. Şöyle düşünüyorum da bir türlü bulamadım ne yapmışız da sömürmüşüz diye. Hani insan kafadan atar bir şeyleri bazen ama destekli olsun biraz.
            Size kendimi ispat etmek zorunda değilim. Kısmet olur da evlenirsem ve halen merak ederseniz kendisine nasıl davrandığımı eşim yazar buraya…Benim arkadaşlarım hanımları hamileyken mutfağa girip yemek yapar, hamileliğin ilk aylarında yemekten tiksinir kadınlar…

            Bizler ahirete iman etmiş insanlarız ve hayatı sadece bu dünyadan ibaret görmüyoruz. İnşAllah doğru istikametten ayrılmadığımız sürece kazanlar biz olacağız, Allah’ın vaadi haktır. Sizin zihniyetinizdeki insanlar görünürde belki kazanmış gibş dursa da bunun bir ilüzyon olduğunu görmeniz umarım bu dünyadayken kısmet olur.

            Sizin kendi özel hayatınız açıkçası bizi çok ilgilendirmez. Ancak fikirlerinizi empoze etmeye çalışırsanız misliyle karşılık görürsünüz. Üslubunuz çok düşmanca. Aykırı diyebileceğim fikirleri olan insanlarla tartışabilirim ta ki düşmanca söylemleri olmasın. Sizin bazı değerlere karşı kin ve nefretiniz var, amacınız fikrinizi açıklamak değil kin kusmak ve açıkçası muhatabınız ben değilim. İslam’ın, dinin sahibi ben değilim. Yaratılışla, dinle alakalı şikayetlerinizi onun sahibine, Allah’a iletin. Bu dünyadan nice kavimler nice nemrutlar geçti. Yeri geldi topal bir sivrisinek onlara galip geldi.

            Dünyaya geldiğinizde ağlamaktan ve altını pislemekten başka bir şey yapamayan, kendisine bakmaktan aciz bir varlık olduğunuzu ve ömrünüz yeterse yaşlılık dönemleriniz olacağını hatırlatırım. Kendinize iyi davranın.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Defne Hanım erkekliği yanlış anlamış, yazdıklarının erkeklikle alakası yok doğrudan. Erkeklik onun yazdıkları gibi olsa daha rahat olurduk :)
            Hayatta en çok korktuğum şeylerden biri şımarıp kibire kapılmaktır. Kendim için endişe ettiğim bu durumu başkaları da yaşamaz umarım…

          • .../nisa diyor ki:

            Defne hanım,

            Sizin adınıza üzülerek belirtmeliyim ki adını çokça andığınız Almanya küçük Türkiye. Mainheim bizim İstanbul gibi. Hayaliniz Almanya ise listeden çıkarın. Almanya otomotiv ve mühendislik sektöründe liderdi artık Uzakdoğu pazarı da var. Yine Avrupa üzerindeki havayolu liderliği de kaybolacak. Siz tekrar hortlayan Nazi felsefesini mi beğendiniz.

            Ahlakı olmayan başarının bir önemi yok. Einstein atom bombasını da buldu Bill Gates’in ahlaksız başarı sırrını Afrika ikiyüzlülüğünü anlatmama gerek yok sanırım.

            Fıtratınıza bu kadar düşman olmayın.

      • adem diyor ki:

        Yorumunzda özetle kadınlar erkek gibi olsun demişsiniz. işin dini boyutu:

        “Resûlullah (s.a.v.), kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti.” (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh 22)

        “Resûlullah (s.a.v.), kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti.” (Buhari, Libâs 61)
        Erkekleşen kadınlar ise, konuşmasında, tavır ve hareketlerinde erkekler gibi olmaya çalışan, öyle davrananlardır. Dinimize göre her iki insan cinsinin kendi yaratılışlarını korumaları, kadının kadın olarak erkeğin de erkek olarak kalması ve yaşaması esas olduğu için, bunun tersine hareket eden erkek ve kadınlara Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv) tarafından lânet edilmiştir.

        • adem diyor ki:

          yorumunuzdan kıyametin çok çok yakın olduğu sonucu da ortaya çıkıyor. ama şaka mı bu yorum gerçekmi anlayamadım. kimse de yorum yazmamaış

      • Zeynep diyor ki:

        Defne hanim bütün gün evde kalıp ev işi yapmak ya da çocuk bakmak erkeğe zor gelir .Ama bir kadına neden zor gelsin ki hatta evlenene kadar hiç is yapmamış kızlar bile evlenince o sorumlulugu gönüllü alıyorlar gayet güzel çekip çeviriyorlar evi kadının içinde var kendine ait düzenin olmasi istediği gibi yerleştirmesi suslemesi hoşuna gidiyor .Şahsen bana is hayatı daha zor geliyor daha stresli daha yorucu .Ev temizlemek yoruyor fakat terapi gibi bir yandan insanı rahatlatiyor ben temizliğe başlayınca eşim neye kızdin diye sorar eşim farketti sinirli olunca hırslı bir şekilde temizlik yapıyormuşum .Mutfak zaten benim en sevdiğim yer evimde yemek yapmayı çok seviyorum .Sadece işten yorgun gelince zor geliyor .Şimdi böyle anlatinca bakımsız zangir zangir is goren etine dolgun bir kadın canlanmasın gözünüzde .Evliyim deyince şaşırıyor lar tanımayan lar hatta alyansimi takmayi unuttuğumda oğluna kız bakan bir Yurdum Teyzesine denk geliyorum mutlaka bu arada gerçekten hastaneye kız bakmaya geliyorlar bir ara tiye almışlardı ya .çok uzattım kusura bakmayın .Yani Defne hanim siz hele bi gönlünüzu birine kaptırın evlenin o zaman çok farklı dusuneceksiniz eminim sevdiğiniz adamdan çocuk sahibi olmak isteyeceksiniz evladınızin bir gülmesine dünyadan vazgecersiniz eminim o zaman kinadiginız kadınlar gibi oldugunuz için kendinize şaşırırsiniz ben çok kadına rastladım sizin gibi düşünen hepside yüzde yüz değişti hele anne olunca çocuklardan nefret eden arkadaşım kendi çocuğu olunca mükemmel bir anne oldu yani ben bilmiyorum sadece tahmin ediyorum bekar oldugunuzu o yüzden diyorum

        • kevser diyor ki:

          Aman kalsın Zeynep Hanım böyleleri anne olmasın bence.gerek yok.erkeklerden nefret ediyoruz derler.sorsan belki bi sürü erkek arkadaşı olmuştur

          • kevser diyor ki:

            Zaten defne haniminda annesi kendisi gibi düşünmüş olsaydı bugün dünyaya gelmemiş olurdu kendisi ☺

    • kevser diyor ki:

      Nereye yazacağımı bilemedim ancak,bugün ku bir gazetede okuduğum küçük hikaye:üşenmedim buraya da yazayım dedim:
      …….
      Ben mutlu olmadıktan sonra…

      ramazan ayının ortasında aile içi anlaşmazlık sebebiyle bir psikoloğa gittik. Eşim evde özgür bir birey olduğunu söylüyordu. Ben ise onun arkadaşım değil eşim olmasını ve evimde beni tamamlayan biri olmasını istiyorum. “Yemeğimi kendim yapacaksam, pantolonumu gömleğimi kendim ütüleyeceksem, sabah kahvaltımı bekârken yaptığım gibi iş yerinin kantininde tost ile yapacaksam ben kendime evli mi diyeceğim?” diyordum. Doğrusu ilk defa kafama göre bir psikolog buldum. Psikolog beyefendi dedi ki bize:
      “Sizin ailenin yöneticisi kim?”
      İkimiz de birbirimize baktık… Cevap veremedik… Sonra da devam etti: “Kadın da erkek de birbirine karşı görevlerini yerine getirmeyi değil de özgürlük tarzını tercih ederlerse eşler de birbirlerini sahiplenme koruma ve kollama duygusunu kaybeder. Günümüzde bazı ailelerde erkek karısına karışamaz hâle geldi. Hatta bazı evlerde hanımın sözü geçer oldu. Ve bu duygu birçok kadının çok hoşuna gitti. Öyle ki ‘rol model’ oldular ve günümüzde birçok genç kız evleneceği erkeğin kendisine kul köle olmasını istiyor. Nişanlandıktan sonra nişanlısının kendi isteklerini yerine getirmediği zaman strese giren, ‘beni sevmiyor’ zanneden genç kızlar belirmeye başladı. Ama unutulmasın ki bu tarz uygulamada sadece kadının mutluluğu söz konusudur. Kadın evde böyle ‘özgür’ olduğu için mutludur; ama bir evde huzur ve mutluluğun olabilmesi için sadece kadının mutlu olması yetmez… En az erkeğin de o kadar mutlu olması lazımdır. Aile içi geçimsizliklerde bilerek veya bilmeden fark edilmeyen fark budur…”

      • kevser diyor ki:

        Benim Türkiye’de kendi çapımda gözlemlediğim olaylar var.mesela,pek itiraf edilmese de bazı ailelerde “gizli anaerkillik”durumu var.nedir gizli anaerkillik?yani görünürde adam benim dediğim oluyo saniyo.ama kadın gene bildiğini okuyor.böyle çok aile gördüm.tabi kötü birşey.iyi diye anlatmadım.bazı insanların karakteri dominant.kendinden ödün vermeyen tarzda…hani şema hanımın bazı yazılarında var:kızlar başta her dediğini yapan bir erkek istiyorlar ama sonra bu tablo onları sıkıyor sıkıcı gelmeye başlıyor diye.inanın Sema hanım,sümsük tipte ensesine vur lokmasıni al tipte bir erkekle evlenip bundan rahatsız olmayanları bile artık görüyorum.kadının umurunda bile değil.dediğim olsun yeter bana diyor.şimdiye kadar buraya böyle şeyler yazmadım ama benim kızlarda yüzde 80 90 gördüğüm bu.dominant tipli olan kızlar evlenirken pısırık karakterde erkek tercih ediyor.çünkü diğer türlü bi adam onun kaprisini asiriligini zaten çekmez.
        Kocalarının mülayim bir tipte olmasından sadece iş maddiyat hususunda adam kendini dışarıya karşı ezdirince rahatsızlık duyuyorlar.çünkü eğer adam işinde ezilirse bundan sonuçta kadında etkilenecek ya.inanın yoksa böyle sümsük adamlardan zerre rahatsızlik duymuyorlar.çünkü kendi karakterleri baskın.
        Benim ailem açısından bir sorun yok.çünkü benim babam macoydu ☺☺bizim ailede hep babamın sözü geçerdi.hatta yıllarca kendi kendime bu duruma icerlerdim.niye bi kere de annemin dediği olmuyo.ne olur sanki.bak başka ailelerde adamlar karısının sözünü dinliyo benim babam da dinlese ne olur sanki diyordum.içimden böyle geçiriyordum.ama yıllar geçipte büyünce şöyle 24 25 yaşımdan sonra anladım ki normal olan bizim aileymis.bir erkeğin evde sözünün geçmesi gerekirmiş.Allahü teala babama rahmet eylesin.onun gibisini bulsam öpüp başıma koyucam

        • kevser diyor ki:

          Devam edeyim müsaadenizle.kadınlar mesela işine gelmeyen biyerden davet gelmis olsa:”ay şekerim gelemem kocam izin vermez”diye kocasını bahane eder.sanki kocasını çok takiyomus gibi…..Ama gitmek istediği yere allem eder kallem eder adamı ikna edip gider.birde benim son aldığım duyumlar hatta bazılarına bizzat kendim şahit oldum.artık ev hanımları bile kocalarına itaat etmiyor.kadın kocasının sevdiği yemeği yapmamış.adam da akşam eve gelince karısına bozuk atıyor.niye sevdiğim yemek yok diye.kadında ona şu cevabı veriyor:ben senin kölen miyim? O ona bu buna cevap veriyor derken iş belki de şiddete kadar varıyor.e be kadın dedim içimden sen o adamın getirdiği lokmayı yiyiyorsun hazır yiyiyorsun adamın o kadar dirdirina da katlanmak zorundasın! Evde bi eksik olsa(market oturduğu apartmanın altında olmasına rağmen,kocasına telefon açıp gelirken şu eksik şunu al diyen bi kadın)
          Her ne kadar bunu söylemek hoşuma gitmese de evlenmeme kararı aldım ben.son kararım.fatih bey;ben işimden çok iyi güzel düşüncelerle ayrıldım ama gerçek dünyanın benim düşündüğüm gibi olmadığını anlamam uzun sürmedi.öyle olaylar duyuyorum ki Allah ın beni koruduğunu düşünüyorum.tabi evlenmeyince de olmuyor.insan eğer ömrü varsa yasliligini da düşünüyor.elden ayaktan düşünce ne olur diye kendi kendine düşünüyor.şu an el ayak tutuyor bişey anlamıyoruz.dünyanın böyle anladım dediğim de ailemden yana şikayetçi değilim.hatta ailem rahatlama yerim.günümüzde öyle aileler görüyorum ki kendimi çok şanslı hissediyorum.birde ben şunu da farkettim.işimize gelen bir şeyi haram haram diye on plana çıkarıyoruz mesela kadınların okuması çalışması uygun değil ama diğer taraftan başka türlü haramlari çatır çatır işliyoruz.gıybet haset kıskançlık…ki gıybet zinadan bile ağır bi günah. …hatta çok fazla yorum yazmak bile malayaniye girmiyor mu.ben işten çıkmaya niyetlendigim sıralarda çevremdeki bütün herkes çıkma kızım etme kızım.dedi ama ben kimseyi dinlemedim ve o teyzelerin ablaların dediklerine de geldim.hepsinin ellerinden öpüyorum ☺benim gözlemim şu ki severek yaptığı bir işle uğraşan insanların hayatta kimseyle bi alıp veremediği yok.ama ne iş olursa olsun doktorluk yazarlık…herhangi bir meslek önemli olan severek yapması.ama insan işsiz güçsüz olunca kafasına daha değişik düşünceler ususuyo.daha tepkisel bi hale geliyo.burada sennur hanım yazmıştı heralde:şimdiki devir ye ye ye gez gez gez al al al devri.diye.iyi de ben şimdi de istediğimi alabiliyorum öyle problemim yok şükür.annem benden para esirgemiyor ama bu yaştan sonra 5 lira için bile annemi rahatsız etmek istemiyorum.kaldı ki benim ona destek olmam gerekmez mi bu konuda.benim ona vermem gerekirken ben ondan istiyorum

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey,
            Bir erkegin efendi olmasi bir nimettir, guzel birseydir, pisiriklikla ilgisi dahi yoktur. Macolugu ise belki toplumdaki olusmus tanima nazaran zihnimde daha farkli algiliyor ve efendi erkek tanimiyla macolugu pek ortusturemiyorum. Maco deyince aklima kaba saba, toplulukta ne konusacagini, bir hanima nasil davranacagini bilmeyen bir erkek modeli geliyor. Efendi erkek ise agirbaslidir, bir hanima yaklasimi kadinin zerafetine (varsa) yakisir bicimdedir, konusmayi, oturup kalkmayi bilir, yeri geldiginde espri de yapan, sohbetin dogal seyrinde gulebilen tebessum edebilen, yilisik hareketlerden kacinan, sahiplenici koruyucu ve kirmizi cizgilere riayet eden, guvenilir bir erkek geliyor gozumun onune. Giyimi abartisiz, mutevazi, hareketleri bir kizin gonlunu celmek icin kirk takla atmayacak kadar dogal ve samimi. Kasinti hallerden uzaktir.
            Bir erkegin espri yapmasi, ev islerinde hanimina yardimci olmasi, musfik ve merhametli olmasi hatta hanimi kendine saygili oldugu muddetce onun fikrini almasi, istisare etmesi demek evdeki otoriteyi teslim etmesi demek degildir. Aksine ceger kadin bunu suistimal etmeyecek iyi niyetli ve muti bir kadin ise, erkegin bu hali evde kurdugu tatli sert otoritenin kolay islerligi ve bekasi icin, aile ici muhabbet icin en guzel yontemlerden biridir.
            Her zaman soyledim, bir erkegin merhametli olmasi cok muhim bir ozellik. Cunku kaba gucunu dengeleyecek muthis bir ozdenetim duygusudur merhamet. Kaldi ki Efendimiz asv ne kadar merhametli ve ev hayatinda otoriter oldugu kadar da musfik ve yardimci bir reisti.
            Bizim ailemizde roller degisirdi sizin yazdiginiz gibi, babam istisare ederken sadece haniminin degil, emin olun bizim dahi fikrimizi alirdi. Hayati kararlarda her zaman muzakere ederdik. Ama bu demek degildi biz babamiza saygisizlik edip onun otoritesini yoksayalim. Ne mumkun? Degil saygisizlik, asil o zaman aranizda o kadar ince bir saygi cizgisi olusuyor ki cogu zaman fikrinizi sordugunda, derin saygidan oturu cevap vermeye haya edersiniz. Babamin yaninda ne bacak bacak ustune attigimiz ne uzandigimiz vaki degildir. Yani evin reisinin gosterdigi bu gibi kucuk jestler onun otoritesi sinirlari icinde cok hostur, guzeldir. Burada esas, sayginin yitirilip bu musamahakar tutumun suistimal edilmemesi. Her ne kadar evin reisi istisareye acik olsa da, son soz onundur ilkesinin benimsenmesi ki dinimizde itaat kavraminin da asil hedefledigi durum budur.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Siz kendi pencerenizden yazıyorsunuz ve bir istisnasınız :)
            Efendilik para etmiyor ve bu durum açıkçası çok umurumda değil artık. Ben kızlar istiyor diye karakterimi değiştiremem, istesem de mümkün değil. Önceden de yazdım. Birisi duygusalsın demişti birisi mantıkçı. Her kızın kendine göre bir isteği oluyor. Sertlikten hoşlandığını söyleyen vardı mesela…Ayrıca sebep sonuca dayalı bir mantığı da yok. Birisini redderler çok konuşuyor diye gider daha gevezesine varırlar :) Mal ortada beğenmeyen gider

            Bana efendi diyen de var bahsettiğim hanım personeller gibi değilsin diyenler de. Kastettikleri şu. Uysal bir insan değilim, açık göz de değilim ancak anlayışlı bir insan olduğum söylenir. Bu sebeple ilk defa tanıyan ya da çok tanımayanlar efendi adam diyebiliyor. Kendisine gösterdiğim anlayışı suistimal edenlere tepeme çıkmaya çalışanlara da gereken cevabı veriyorum. Şu meşhur uysal koyun muhabbeti bir yerde. Bu sefer de az değilsin oluyor. Madem konusu açıldı mesela geçtiğimiz haftalarda çok sık çalışmadığım arkadaşlar denk geldi üç kişi beni evli sanıyorlarmış. Önceden de yazdım birisi doğrudan çocuk var mı diye sorduydu :) Hanım personellerin efendi değilsinden kast ettikleri kabalık vb. değil. Yeri geldiğinde dişimi gösteriyor olmam. Mesela küfür etme alışkanlığım olmadığını hatta zamanında yadırgandığını bile yazdım. Ancak yeri geliyor küfretmekten beter ediyorum bir yerlerde sorun varsa. Bunu yapmayan naif adamlar da var.

            Herkesin kendine göre iyi yanı kötü yanı var. Önemli olan insanın geçinmeye niyeti olması. Benim referansım da anneler. Daha ilk görüşte beni gözlerine kestirip konusu açılmadığı halde sonradan bekar olduğumu öğrenince aday getiriyorlarsa açıkçası günümüz kızlarının ne düşündüğü artık umurumda değil.

            Aynı şeyleri baştan konuşmayalım da cool iseniz, yaramaz çocuksanız biraz da maçoysanız o zaman tamam. Siz tevazu diyorsunuz ben kol saati diyorum :) Ne diyor bana kızcağız, ev işlerine yardım ederim deme. Çok yüz verme kız avucunda görmesin. Feyza Hanım benim de işime gelmese de bunlar günümüzün gerçeği. Bu arada yazdıklarımın bir kısmı iş hayatıyla da ilgili. Eğer taviz vermem gereken nefsim ise anlayış gösterebiliyorum ama mevzu iş ise biraz zor.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Kevser Hanım.

          Yazdıklarınıza katılıyorum. Bu sitede yazılanlar da bu zaten. Kadınlara diyor ki evin yönetimine meraklı olmayın. Kendisine anlayış gösteriyorum, ben sizin oraları bilmiyorum sizin eve yakın bir yer söylersen orada buluşalım dedim diye beni pısırık sanan bir kız üçüncü görüşmede sen de az değilsin demişti dişimi gösterince. Bu durumu önceki yorumlarımda da yazmıştım. İşin kötüsü dediğiniz gibi pısırık birisi olsun diş geçirelim istiyorlar, yarış ediyorlar ancak bu durumun onları mutsuz edeceğinin farkında değiller. O tip bir erkek itici gelir kadınlara. Nasıl tip erkekler, kız gibi trip atan, ona buna alınan, sorumluluk almaktan kaçan, mıymıy, karar verme tıniyeti olmayan erkekler…Feministler pek sever böylelerini…Kabalığı ve artistliği maçoluk zanneden bazı zamane kızları da efendi adamların iyi niyetini enayilik olarak görür tepesine çıkmaya çalışır.

          Kaldı ki burada genelleme yapınca karşı çıkanlar oldu ama kızların çoğu erkeğe diş geçirme eğiliminde. Eskiden bu durumu garipserdim ama kelimelere dökemezdim, bu site sayesinde adlandırma fırsatı buldum. Birçok evli arkadaşım itaatkar eş bulamazsın unutucaksın o işi diyor. Günümüzde kızların şefkati kalmadı erkekleştiler deyince ön yargılısın deniliyor bana ama eskiden istisna olan durumlar günümüzde birer zamanın gerçeği haline geldi ki itaatkar hanımlar artık istisna oldu. O zamanlar da yazdım. Bana çekici gelen kızın huysuzluğu, benimle yarış etmek istemesi güzelliğini örttü ve kızda kellik derecesinde saç dökülmesi olduğunu gösterdi. Belki yumuşak huylu şefkatli biri olsa görmeyecektim bile…

          Kevser Hanım. Allah rahmet eylesin babanıza tekrardan. Maçoluk ile alakalı bir kaç şey yazayım. Bazı erkeklerin karakterleri serttir mizacı öyledir, yaratılış. Bu durum onların daha kolay otorite kurmasını sağlar ancak öyle olmayanlar da aslında evde otorite sağlayabilir. Maalesef günümüzde maçoluk kaba saba laflar sarfetmek, birilerine höt demek, garsona hava atmak olarak piyasaya sürülüyor sahte maçolar sayesinde. İki üstlerine gitseniz hemen pusarlar aman abi moduna girerler, sahteler çünkü. Ancak lafa gelince asar keserler. Günümüz kızlarına burada iş düşüyor. Sahte maçoyla gerçek maçoyu ayırt etmek. Keza eve sahip çıkma olayı da öyle. Bir komşumuz rast geldi kadın parka gidecek kocasına gel bey başımızda erkek olsun diyor adamı görseniz tip maço ama karakter tırt kılını kıpırdatmıyor. Benim öyle maço ve artist duruşum olmadığını biliyorsunuz ancak ufaklığa ya da anneme sorun bakalım ben yanlarındayken onlara market poşeti taşıtmışmıyım bir gün olsun. Ya da ufaklık yanımdayken topuklu giyebilmiş mi erkeklerin olduğu bir ortamda…Benim gibilerin mizacı sert olan erkeklerden farkı üslup yoksa içerik aynı. Biz adam yerine koyup tatlı dille anlatıyoruz böyle yapma diye. Bunu pısırıklık olarak görenler anlayışsız ama sert biriyle evlenince ağlamayacak. Hem sert hem anlayışlı bulabiliyorsanız helal olsun çünkü biz hem güzel hem yumuşak huylu kız bulmakta zorlanıyoruz.

          Eve sahip çıkmak, kadınına sahip çıkmak öyle sert duruşa sahip olmayı ya da öyleymiş gibi davranmayı gerektirmez. Ayrıca kadınların da meşru istekleri vardır. Onların dedikleri yapılmaz diye bir şey yok ki. Ancak önemli olan nokta son karar merciinin erkek olmasıdır. Erkek ev halkının taleplerini toplar, değerlendirir, bir karar alır ve ev halkı da onu uygular. Şöyle söyleyeyim, neredeyse her erkek bu içgüdüye sahiptir zaten fıtrat öyle ancak sonrasında törpüleyenler oluyor. Kadınların da şefkatini itaatkarlığını törpülüyorlar. Allah sonumuzu hayretsin. Yakın zamanda iki yeni hanım arkadaşla çalıştım, özel hayatlarını bilemem ama işyerinde bir erkekten daha hırslılar…

          Rahmetli babanızın sahte maço olmadığının ve kurduğunuz cümlelerden kastettiğinizin evde otorite kurmak olduğunun farkındayım. Eskiden bu konularda sorun yaşamıyorduk. Ancak erkek ne kadar sert olursa olsun iş kadında bitiyor. Taş fırın erkeği diyeceğiniz adamı bile keserle yontan gizli feministler var aramızda :)
          Erkeğin gücünü elinden alınca mutlu oluyorlar mı, elbette hayır…

          • kevser diyor ki:

            Fatih bey;
            Yazdıklarınızı anlıyorum.konu gitgide açılıyor.ne yazacağımı şaşırıyorum.ancak şunları da yazmak istiyorum.evlilikle alakalı.
            Diyelim ki bi kadın evli.bütün gün çocuklar onu yormuş.hadi diyelim kaynana da üzmüş olsun.belki görümce de üzmüştür.kadın akşama gergin ve huysuz olarak ulaşıyor.adam da zaten işten gergin geliyor.ve belki de birbirlerine gereken özeni göstermiyorlar.ama adam kendine diğer tarafta metres tutmuş ev açmış.tabi o kadının başında kaynana çocuk mocuk yok.adamın geleceği saate şıkır şıkır fıkır fıkır kapıya çıkıp karşılıyor.”seni üzdüler mi canım öyle mi yaptılar canım ah canım vah canım”diyerek böyle yalanla dolanla adamların aklını alıyorlar ayakta uyutuyorlar.normalde bende susluyum.ama hep düşünmüşümdür şimdi bekârken vaktim bol yapabiliyorum ama evli olmuş olsam bu kadar süsü yapmaya vaktim olur mu acaba diye…yanlış anlaşılma olmasın dışarı çıkarken suslenmiyorum.sadece ev içinde.işte ben bu yüzden evlenmek istemiyorum.bu kadar oynak sahte bi dünyaya benim gibi birisi fazla diye düşünüyorum

          • kevser diyor ki:

            Evlilik camiasında böyle pislikler olduğunu duyduğum için buz gibi soğudum

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Sizi çok iyi anlıyorum Kevser Hanım. Ancak erkek ailesini ve eşini kutsal bir varlık olarak görüyorsa nefsinin peşinden gitmez sadece. Çocuklarına hamileyken kilo alan, cildinde çatlaklar oluşan hanımı nice mankenden daha güzel gözükür erkeğin gözüne. Öyle ki Peygamber efendimiz bu dünyada namaz kılan oruç tutan kadınların cennetteki hurilerden daha iyi olduğunu söylüyor zaten. Evliliğin kutsallığı azaldıkça iş iki insanın sadece nefsani şeyler için bir araya geldiği menfaat birlikteliğine dönüyor.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Bir de sonrdan aklıma gelen bir durumu paylaşayım. Yorumda bahsettiğim kişi oğlan efendi kız huysuz birbirlerini dengelerler mantığıyla tanıştırıldığım bir kızdı ki Nisa Hanım da bir iyiye bir kötü mantığının yanlış olduğunı yazmıştı yakın zamanda. Bazı boşanma olaylarında da bu durumun yanlışlığını doğrulamıştık. Kevser hanım da bana ukalaca davrandığım imasında bulunmuştu, arkadaşımın kızlar senin kıymetini bilmiyor dediğini paylaştığımda. Ben mükemmel bir insan değilim, basit bir kulum ve hatalarım da var. Burada iyiden kasıt anlayışlı yumuşak huylu insanlar. Aracı olan arkadaşımın da beni bu sınıfa sokmasının sebebi buydu. Eşine zulmetmez, evine sahip çıkar diye. Kaldı ki efendi biri de değilim. Trafikte arkadaşlar tanıyamıyor. Ayrıca bir hanım iş arkadaşım hiç öyle efendi vb. değilsin bir kız biraz konuşsa hemen anlar demişti. Efendi olmamak iyi bir şey değil ancak sırf artist gibi duruşumuz yok diye yaftalanıyoruz. Cool değiliz diye bu adamın sırtına bineriz anlayışı oluyor. Maalesef fıtratı değişen kızlarımızın hissi duyguları da aşındığından sapla samanı ayırt edemiyorlar. Hep sen konuştun kızı dinleyelim diyebilirsiniz. Kendisini zor, herkesle geçinemeyen, anlayışsız ve kibirli birisi olarak tarif ediyordu. Sebebi de burcu öyleymiş de ondan :)

          Kevser Hanım da yazmış kızlar erkeklerin etrafında pervane olmasını istiyor diye doğru. Bir ablamız bana bu kızları senden öncekiler çok şişirmiş demişti ki Feyza Hanım da yazmıştı flört geçmişi olan kızların beklentileri farklı olur diye. Ben de terazinin dengesini en baştan bozamam, kıza niyetimi belli ederim, güveni de veririm ama peşinden koşamam diye yazmıştım ki kulakları çınlasın Yahya Bey de bunu doğru bulmuştu.

          Amacım konuyu evlilik muhabbetine getirmek değil konu sapmasın da ortaya böyle bir analiz çıktı paylaşmak istedim. Mesela flörte soğuk bakmayan bir ablam bile ne güzel yapıyorsun, uzatmıyorsun, olmayacağını görünce bırakıyorsun demişti. Evli bir hanım arkadaş da ev işlerine yardım ederim deme demişti. Anlayışlı bir insansın, erkeğin kendine has otoriten de var hele pısırık hiç değilsin ama günümüz kızları bunları anlayamıyor, ikna edene kadar biraz sert davran demişti. Halbuki Feyza Hanım da paylaşmıştı rahmetli babası abisiyle beraber pazar günleri kahvaltı hazırlarmış, annelerine yardım edermiş.

          Ben baskıyla, korkuyla, despotlukla değil sevgi ve saygıyla otorite sağlayabileceğim bir evlilik istiyorum. Genelleme yapmaya karşı bir insan olsam da ve bu konuda önceden eleştirilsem de zamane kızlarında sevgiye saygıya önem veren kız kalmadı. Flörtöz bir kız ise maço geçinenlerle bir iki takılıyor sonra anlaşamayınca bırakıyorlar. Sayın kızlar sevgi tek taş değildir, erkeğin size pervane olması değildir. Sevgi erkeğin size sahip çıkmasıdır. Kiminin mizacı serttir, bağırır çağırır o şekilde sahip çıkar kimisi yumuşak huyludur siz uyurken üstünüzü örter uyanmayın diye kapıyı usulca kapatır öyle sahip çıkar. İşte genellemeyi burada yapıyorum, bunları ayırt edebilecek durulukta kalbe sahip kız kalmadı…

          Selametle.

          • .../nisa diyor ki:

            Cemil Meriç’in Kamus ( lügat) namustur sözünü niçin söylediği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Kelimeler düşünceleri düşünceler davranışı davranış hayatımızı etkiliyor. Ben oldum olası maço tabirini sevmedim sevemedim onun yerine Feyza Hanım’ın kullandığı gölgesi ağır kişi tabiri benim ruh dünyama ve dünyaya baktığım pencereye daha uygun davranışında düşüncesinde bir olgunluğun olması. Az maço fazla maço orta şekerli maçonun benim için bir anlamı yok. Keza light tabirininde bir anlamı yok.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nisa Hanım.

            Bazı erkeklerin yaratılışı, yapısı öyle. Sinirli, baskıcı, otoriter olabiliyor. Eğer gerçekten yaratılışı öyleyse itici gelmiyor. Öyle bir iki arkadaşım oldu. Hani erkeklerin ilgisini daha kolay çekebilen bir kız gibi düşünün. Ancak sahteleri var. Kadınlar gücü severler, kadın içgüdüsü… Biyolojik arkaplanı bile olan bir durum. Mesela çalıştığım hanımlar geçen birisini eleştiriyordu adam kibarlıktan ölecek diye. Üniversitedeyken avrupaya erasmusa giden kızlar oraların erkekleri için çok gereksiz kibarlıkları var bazı tavırları eşcinselliği andırıyor demişlerdi.

            Kelimelere çok takılmayın. Siz gölgesi ağır dersiniz, bir başkası maço der. Evin erkeğine boşuna koca denmiyor. Bizim oralarda dedelere de kocaadam derler. Erkeğin nazik olması başkadır kadın gibi kırılgan olması başkadır. Buraya da yazdıydım kızın biri sertlikten hoşlanırım dediydi, kadına şiddeti mi kast ediyorsun dediydim ben de. Belki anlatmak istediğimi tam ifade edemeyebilirim ama kadın ruhunda mazoşistlik var biraz. İllaki bir fedakarlığın içinde bulmak istiyor kendini. Nefsi öyle tatmin oluyor. Ancak gözden kaçmasın nefsi diyorum. Tamamen nefsini dinlemeyen akıllı kadın erkekte başka şeyler de arıyor. Büyük konuşmayın derim, ya benim kocam da çok maço tabirini kullanacaksınız ileride belki de :) Kızlar genelde ben kesinlikle şöyle şöyle birini istemem dedikleriyle evleniyor, neredeyse istisnasız…

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            Büyük konuşmaktan uzak durmaya çalışıyorum. Sadece durum tespiti benim zihnimde bu tabirin yeri yok. Aile babası, koca, evin reisi tabiri daha iyi. Bizim oralarda da dedelere babalara kocaman denir koca-man koca adam büyük adam demek.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nasıl diyorsanız öyle olsun Nisa Hanım :)

        • adem diyor ki:

          aynen kevser hanım sizde ki olan olması gereken. bizde de inanın aynı sizin gibiydi. babamın dediği olurdu. ben de annemi çok korurdum birazda onun dediğinin olmasını isterdim. annem de babama çatardı beni dinlemiyosn diye. şimdi bütün yükler üzerine kaldı ya. ( tek yükte benim açıkçası bi evlendiridi olmadı bi daha evlendircek.kara kara düşünüyo). baban sağ olsaydı bu kadar düşünmezdim diye de açık açık söylüyor. ben de fazla düşünme anne diyorum teselli vermeye çalışırım hep

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Bugünün karını da yazayım. Marketin önünde bir araç, çocuklar ind araçtan sonra da bir kadın. Önlerinde çıkan bir araç vardı, orayı göstererek buraya gir camı kapat sen de gel dedi. Hem de emir kipli cümlelerle. Ya hu bacım adam seni markete getirmiş. Park yerinden arabanın camından sana ne. Sen de gel diye emir vermek de ne. Gelebilir misin de bari…

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Allah’ın işine bakın. Bu yorumda bahsettiğim arkadaşımın bebeği dünyaya geldi ve ismi de Defne :) İnşallah aile değerlerine bağlı bir birey olarak yetişecek…

  9. Süleyman diyor ki:

    Feyza Hanım

    Bir yıl ve hatta 2 yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Hayır ve hizmet için insanın kendini zorlaması gerekebilir bazen. Hayatınızda belli bir noktaya gelip geri baktığınızda nasıl her şeyin geçtiğini görüyorsunuz. Önemli olan arkada ne bıraktığımız

    Benim durumuma gelirsek Feyza Hanım. Küçük şehirlerde az kişi olur. Çevrenizde de az kişi olur çoğunlukla. Ancak o 1-2 kişi iyi bireylerse o size yeter. Şu anda sosyal anlamda eskisinden iyi olsamda gene de bir derece yalnızım. Yalnız en azından çalıştığım yerdeki kişiler çok samimi. Benimle paylaşımda bulunuyorlar. Günlük kısa sohbetler bile beni mutlu ediyor. Önceden elimde bu da yoktu.

    Ben zaten çok sosyallik seven bir insan değilim ancak güzel şeyleri paylaşacağım ve samimi olduğum 1-2 insan olması benim için önemli. Yalnız eşim olacak kişi idare edebilir mi bilmiyorum.

    Bunların yanında pek çok sebeple reddedildiğim için bazı endişelerim oluşmaya başladı. İster istemez kendimi bir şeyleri bitirmeye odakladım hep. Askerliği bitireyim, araba alayım vs. filan. Yok eğitimimin şu kademesi bitsin filan. Yani bunlara o kadar odaklandım ki sanki hayatımda başka şeyler yokmuş gibi hissediyorum bazen. Bir arkadaşımla akşam çıkıp nezih bir yerde çay içmeyi, pikniğe gitmeyi vb. unuttum.

    Biliyorum ki bunların hepsini bitirsem gene nasip olmayınca olmayacak ama işte bazen kendimi çok kaptırıyorum.

    Bekarken bir düzen tutturamıyorsunuz. Gocunduğumdan değil fakat 2 aydır mesela yerde yatıyorum. Kitaplarımı kolilerinden, elbiselerimi bavullarından bile çıkaramadım çünkü ne zaman gideceğim belli bile değil tam. Yani bu maddi düzen sıkıntı değilde beni sıkan şu manevi düzeni bir türlü oturtamamak. Yoksa aslında zorluklar beni mutlu ediyor bile diyebilirim :)

    • Feyza diyor ki:

      Bu insanina gore degisir Suleyman bey. Sosyalligi fazla seven bir hanim olursa dediginiz gibi az kisi onu sıkabilir. Ama ev hayatini seven ve sosyallikte nicelige degil nitelige onem veren bir hanim olursa kolay alisir. Zaten hanimlar eslerinden bagimsiz da kolay cevre edinebiliyorlar. Calisiyorsa calistigi yerden, ev hanimiysa ozellikle kucuk yerlerde komsulari arasindan, bir cemaat muntesibi ya da hadimi ise gittigi yerdeki cemaat cevresinden de mutlaka birkac kisiyle esinden bagimsiz tanisip samimi olabiliyor. Erkeklere gore daha cabuk iletisim kurar ekseri hanimlar.
      Ben de mesela cok kalabalik yerlerde buyuyup yasamaktan mi bilemiyorum. Kalabaligin icerisinde herkesle iyi iletisim kursam da cogu insanla belli bir mesafeyi koruyarak sanki kendimi koruma altina aliyorum. Az bir kismi ile samimi olup onlari da kardesim gibi seviyor, deger veriyor, deger goruyor ve sohbetten, paylasimdan huzur duyuyorum. Bu az kisi bana yetiyor da artiyor.
      Neyse, yine de insanin bir amaci olmasi guzel. Mesela evleneyim derken okul is askerlik bir hirsla ve azimle aradan cikmis oluyor sizin icin insaallah :) Evlilik gayesi olmasa insan daha agirdan alabilir. Askerligi yapmadan evlenince de cok duzenli bir hayatiniz olmayabilir. Soyle ki ablamlar askerlikten once evlendiler. Tayinleri cikip gittikleri yerde askerlik yapmadigi icin esi, bir yil boyunca onlar da tam bir duzen saglayamadilar. Cunku esi askere gittigi zaman kendisi de evini kapatip memlekete donecekti. Gerci Allah’a tevekkul edip yola cikinca insani Allah darda birakmiyor. Oyle guzel bir yere askerligi denk geldi ki, o sehre beraber gidip orda ev tuttular, ayrilmadilar :) Az esya oldugu icin tasimasi da zor olmuyor o zaman.
      Tabi askerlik oncesi ve askerlik bitene kadar cok duzenli bir hayata gecip duzenli bir ev kuramadilar her sene yer degistirdikleri icin. O yuzden diyorum, simdi askerlik yapmadan once evlenmis de olsaniz biraz rayina girse de benzer duzensizlik gecici olarak devam edebilir. Madem askerlik yapmayana kiz vermiyorlar siz en iyisi onu da aradan cikarin, bir engeli daha ayni azimle atlatmis olursunuz. :)
      Hayirli kandiller.

      • Defne diyor ki:

        Evlilikten, ev hayatindan, ev islerinden, yemek pisirmekten, cocuk bakmaktan daha berbat bir sey varmi, Feyza Hanim? 3 günlük Dünya, bir kere dogdum, bir kere yasicam. Hic bir erkek, aile ve cocuk icin hayatimi mahvedemem. Hic bir erkek, cocuk ve aile para getirmiyor, benim karnimi doyurmuyor. Hic bir erkek sizin burda yazdiginiz gibide degil, özellikle müslüman erkekler asabi, siddete meyilli ve kadinlari eziyor. Calisiyorlar diye nasilda kafamiza kakiyorlar, onlarin eline bakinca. En zor isi bile yaparim ama yine erkeklerden uzak dururum, onlara muhtac olmam, hepsi uzak dursun benden. Onlardan gelecek hayir, bana ilk önce Yaradan’ dan ve kendimden gelsin. Erkekler kadar cikarci canlilar yok. Erkekler bir kadina karsiliksiz günahini bile vermez. Onun icin hayatta hep erkekler kazaniyor, gaddar ve acimasiz olduklari icin. Kadinlar ise eziliyor. Demekki erkekler gibi olmak lazim, hayatta ve ayakta kalabilmek icin. Calisan kadinlar bekar iken ne kadar bakimli ve güzel oluyorlar. Birde evlenince, cocuk yapinca görün. Hepsinin hayati kayiyor. Kadini mahveden is hayati degil, evlilik, erkek, aile ve cocuktur. Kadinlar bu yüzden erken cöküyor. Zor olan ev isi ve aile hayatidir. Erkeklerle gecinmek ve cocuk bakmaktan, ev temizlemekten, yemek yapmaktan daha zor bir is yok Feyza Hanim. Calismayan kadinlarin haline bir bakin, nasilda cökük duruyorlar. Disarda calismadiklari halde. Ama disarda calisan bekar kadinlar ise bir o kadar güzel, saglikli ve bakimlilar, nede acaba? Erkeklere yaklastigimiz andan itibaren hayatimiz kayiyor ve cöküyoruz.Olay bu.

        • kevser diyor ki:

          Hiçbir para maddiyat bakim güzellik katıldığınız etkinlikler gelecek kaygısını yatistiramaz.iş yerinde güçlü dediğiniz kadınları da gördük biz.hepsi evlenmek istiyor gelinlik hayalleri kuruyor.yaşlandığinizda paranız size bakacak mı yani 😅😅😅

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Kevser Hanım.

            Bu bahsettiğiniz durumu hoş olmayan ve kendime yakışmayan ama bu duruma yakışan bir ifadeyle yazmıştım, sansürlendi doğal olarak 😀
            Sizin ifadeniz daha yerinde olmuş. Özetle feminizm kocayı bulana kadardır…

          • Defne diyor ki:

            Erkekleri, evliliği, aile hayatini, ev islerini, yemek yapmayi ve cocuklari sevmiyorum. Ben parayi, calismayi, yalnizligi, gezmeyi ve yasamayi seviyorum. Herkes farkli. Evlilik hayalleri kurduğumu hic hatirlamiyorum ama para içinde yüzme hayallerim hep var idi. Para derken, parayi kendim kazanmaliyim. Erkeklerle hic isim olmaz. Kadinlarda beni ilgilendirmiyor. Lezbiyen değilim. Cinsellikte ilgi alanimda değil. Yaslandigimda paramin bana egoist bir kocadan ve nankör çocuklardan cok idaha iyi bakacagini düşünüyorum. Zenginlere hayat kolay Kevser Hanim. Siz kafanizi bizim için yormayınız. Siz ilerde kendinizin ne olacagini düşünün bence…

          • kevser diyor ki:

            Tek başınıza yiyin paranızı ne yaparsanız yapın banane sizin hayatınızdan.zenginlere hayat kolaymış!çok iddialı olmuş.yalniz şunu yazayım,benim hayatım ve tercihlerime siz neden kafa yoruyorsunuz acaba.bunu anlamadım.anladigim kadarıyla bir aile yasantiniz yok.siz kendiniz para eksenli yaşayabilir siniz.ama şunu unutmayin ki ölüm var.ve paranın orda sözü geçmez!

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Defne Hanım.

            Ömrümüz yeterse ellili yaşlara geldiğinizde tekrar konuşalım. Amacım bakın gördünüz mü ben haklı demek olmayacak elbette. Bizden sonra gelenlere sizi ibret olarak göstereceğiz. Gençken böyle atıp tutanlar yaşlanınca ne hale geliyor aman ha onların yolundan gitmeyin demek için. Belki ben de sizinle aynı durumda olacağım hem…

            Ayrıca kendinizi tariflerinizde samimiyseniz bazı rahatsızlıklara sahip olma ihtimaliniz var. Para içinde yüzme hayali bir kişilik bozukluğu belirtisidir. Karşı cinse ilgi duymamak da aynı rahatsızlığa ait bir belirti. Sevdiklerinizden destek alın, anlattığınız kadarıyla narsistik bir kişiliğiniz var. Mesela bir kadın varmış karın ağrısıyla gittiği hastanede bir bakıyorlar içeride gömülü testisleri varmış doğuştan, o yaşa kadar fark etmemişler. Bu durum elbette cinsel eğilimlerini etkilemiş.

            Psikolojik ve fizyolojik açıdan sağlıklı bir kadın, erkek karşı cinse ilgi duyar. Siz ilgi duyuyor ama tercih etmiyorsanız sadece psikolojik, hem ilgisizlik hem tercih etmeme durumu varsa fizyolojik bir sorun olabilir.

          • Süleyman diyor ki:

            Defne hanım

            Sizin yorumlarınızı belli bir süredir okuyorum. Aile, çoluk çocuk, evlilik Terim’lerine karşı olduğunuzu belirtiyorsunuz hep.

            Ancak ben iddialarınızda gerçekçi olmadığınız kanaatindeyim. Zira bunların hiç biri umurunuzda olmasa gelip buralara yorum yazmaya zahmet etmezdiniz. Bu şiteyle de uzaktan yakından alakanız olmazdı. Siz belki bilinçli olarak belki de bilinçli olmayarak aslında yuva kurma, aile olma, eş olma düşüncesine belli hayal kırıklıkları sonucu savaş açmıssınız. Bunu da belki bilinçli olarak hissetmiyorsunuz. Bilinçaltınıza atmışsınız.

            Aileden olsun, çocuktan olsun, evlilikten olsun uzak olan ve karşı olan pek çok insan var. Ancak siz buralara kadar gelip yorum yapıyorsunuz. Bence bu durumunuzu açıklıyor

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Kevser Hanım.
            Çok güzel yazmışsınız. Madem onun hayatı kimseyi ilgilendirmez bizimkine niye laf ediyor değil mi?
            Çocukken bir çizgi film vardı donald duck’ın farklı versiyonu. Varyemez amca vardı çizgi filmin açılışında altın dolu bir odaya balıklama dalar altınların arasında yüzerdi. Defne hanımın yazdıklarını görünce o aklıma geldi. :) Kedi ulaşamadığı ciğere mundar dermiş. Bir akrabamızın komşusu varmış akademisyen bekar tam bir kokanaymış yaşlı başlı kadın, kedisi varmış kedili teyze derlermiş. Kedisi ölünce ortalığı ayağa kaldırmış. Evin önündeki parka gömmek istemiş belediyeyle kavga etmiş. Sağa sola sarmış…Böyleleri gençken de demek ki nereye saldıracaklarını bilemiyor. Evlensinler de biz de rahatlayalım, sataşmazlar belki o zaman…

        • Sadece Fatih diyor ki:

          “Evlilikten, ev hayatindan, ev islerinden, yemek pisirmekten, cocuk bakmaktan daha berbat bir sey varmi, Feyza Hanim?”

          Defne Hanım var var. Bunlardan daha beter olanı sürekli ev işlerinden, çocuklarından evlilikten dert yanan kadınların dırdırını çekmek. İnanın daha beter. Yerin dibine batsın yapacağınız iş diyoruz bu durumda ve gidiyor kendimiz yapıyoruz.

          Sizinle beraber çalışmak isterdim. Sizin gibiler hepiniz ben tek. Sıkışınca ağlayıp, yalan söylemek yasak ama. Günümde değilim deyip işten kaçmak da(regl dönemini kast etmiyorum. Kafanızın uçması için sipariş ettiğiniz makyaj malzemesinin yanlış gelmesi yetiyor)

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Defne Hanım.

          Eşcinsel evliliklere serbestlik verilmesi gerektiği, erkeklerin çocukken sünnet edilmesinin çocuk haklarına aykırı olduğu, kadınların da imamlık yapıp namaz kıldırabileceğini içeren bir yorumunuzu da dört gözle bekliyoruz.

          Bu kafayla devam edin. Yaşlandığınızda halen aynı kafada olursanız muhtemelen gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okuruz artık, ünlü feminist Defne X evinde ölü bulundu. Yalnız yaşayan X’in cesedi evden gelen kötü kokular sebebiyle komşuların şikayeti üzerine ölümünün üzerinden haftalar geçtikten sonra bulundu. Hiç evlenmeyen ve evliliğe karşı olan X’in cesedinin evde beslediği kediler aç kaldığı için onlar tarafından yenildiği tespit edildi. Defne X kadınların evlenmemesi gerektiği yönündeki fikirlerini kitap haline getirmiş ve ben hayvanlarımla da mutluyum beyanatlarıyla gündeme oturmuştu.

          • kevser diyor ki:

            Bi insan istediği kadar ben güçlüyüm desin.aniden felç gelir yürüyemez.çok afedersiniz tuvalet ihtiyacını bile karşılamak için yerinden kalkamaz olur.o zaman da gelsin paranız sizi kurtarsın.insan bu kadar aciz bir varlikken bunları söylemesi yazması ne kadar ilginç gerçekten!sanki hep böyle genç kalacakmış gibi yazmış

          • Gelincik diyor ki:

            Aman cevap vermeyin şuna ya gereksiz biri kendini önemli zannetmesin şimdi

          • Gelincik diyor ki:

            Herkese iyi bayramlar 😊😊😊😊🍭🍬🍭🍬🍭🍬🍫🍫

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Size de iyi bayramlar Gelincik Hanım. Feministler hariç yazsaydınız, onların bayramını kutlamıyorum ben. Onlar lgbt ile bayram yapsın…

          • Gelincik diyor ki:

            Tamam feministler hariç 😊😊😊😂😂😂

  10. Rayiha diyor ki:

    Ben çalışıyorum. Ama çalışmaya başlarken hiç dünya kaygım, ilerde başıma kötü şeyler gelirse gibi endişem vs. Olmadı. Eşimle rekabet gibi bir düşüncem de olmadı elhamdülillah. Ben işe başladığımda bekardım ve okulu yeni bitirmiştim. Tek düşüncem kendime ve başkalarına faydalı olmak, öğrendiklerimi unutmamak için öğretmek, kendimi geliştirmek oldu. Çünkü bunu çok iyi anladım ki insan bildiklerini öğretirken aynı Zaman’da kendisi de çok şey öğreniyor.
    Ama şunu şimdi çok iyi anladım ki evli bir bayanın yuvasında durup eşiyle ve çocuklarıyla ilgilenmesi gerekiyormuş. Birşeyler öğreterek ya da insanlara hizmet ederek Allah Rızasını kazanmak önemli ama bir kadının annelik ve eşlik gibi daha öncelikli görevleri var. Bunları yaparak Allah Rıza’sını kazanacaktır zaten.
    Dünyevi açıdan bakacak olursak kadın için çalışmak çok zor. Ne kadar evde yapması gereken işleri bir şekilde az olsa (yardımcı tutarak temizlik yaptırsa, yemek yaptırsa, çocuğa baktırsa…) yine de iş olur. Bunlarla beraber bir işte de çalışmaktansa evdeki işleri güzel şekilde yaparak eşini ve çocuğunu memnun ederek güzel sözler işitmek, onların memnuniyetini hissetmek çok daha güzel.
    İnsan bunları yaşayınca anlıyor, yoksa çalışmak önemli oluyor ama işin başında, henüz yaşamamış olanlara tavsiyem şu ki çalışma hayatına atılmasınlar. Tabi Allah maddi güç versin ki çalışmak zorunda kalmasınlar. Çünkü düşünüyorum da çok şükür maddi imkanım çalışmasam da yerindeydi. Yoksa çalışmak istemesem de çalışmak zorunda kalabilirim.
    Şu da aklıma geldi. Yazmak istiyorum çünkü yazarak ben de rahatlamış ve paylaşımda bulunmuş oluyorum. Hem de okuyanlar da faydalanır inşallah. Çünkü yaşayarak öğrenmekten bahsetmiştim ama bazı şeyleri öğrenmek, anlamak ancak yaşamakla mümkün oluyor. Ben de yaşayarak çok şey öğrendim. Sağlığın büyük bir nimet olduğunu, yapabilme gücü varsa iş telaşının, Allah’ın her şeyi en iyi şekilde bilerek büyük bir Hikmet’le yarattığını öğrendim. Çünkü Rabbim benim çalışmaya gücümün yetmeyeceğini (yakında emekli olacağım inşallah)ve boşanacağımı bilerek bana okumayı ve iş sahibi olmayı nasib etmiş.
    İşte daha fazla uzun olmayan yaşantım boyunca bu gibi pekçok şeyi öğrendim.
    Bir süre önce gücüm yeterse çalışmaya devam edeyim diye düşünüyordum. Çünkü okul ve çalışma hayatına alışınca insan evde sıkılırım kaygısına düşebiliyor. Bir de bazı faaliyetler sosyallik gibi kişilik özelliklerine sahip olmayı gerektirebiliyor. Ben de sosyal ve faal olmayan bir kişiliğe sahibim. Eğer okumamış olsaydım pek çok güzelliği kaçırmış, pek bişey öğrenememiş olurdum büyük ihtimalle. Çünkü beni istediğim bazı şeyleri yapmak için iş gibi zorlayan bişey olması lazım. Bu sebeplerle emekli olma imkanım olmasına rağmen çalışmaya devam etmek istiyordum. Ama yaşadığım şu durumlardan sonra bu düşüncemden caz geçip oğlum için emekli olmaya karar verdim. 6 yaşında oğlum var. Bana sık sık “Anne yarın izin al” der. Birgün tatilse “Anne yarın da tatil mi?” diye sorar. Yani yanında olmamı k seviyor.
    Bu sebeplerle bayanlara tavsiyem odurki çalışmasınlar.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Rayiha Hanım.

      İnsan başına gelmeden bilemiyor bazı şeyleri. Çok güzel yazmışsınız. Ben bu duruma davulun sesi uzaktan hoş gelir diyorum. Şu var. Mezun olduğumda ben de kadını çalışmaya zorlayamayız diyordum çünkü Allah’ın emri, evi erkek geçindirecek, fakat içten içe iyi kötü bir yerde çalışan bir hanım olsa fena olmaz eve katkı olur diyordum. Sonrasında bir çok evliliği gözlemleyince mutluluk getiren şeyin bu olmadığını gördüm. Çok şükür büyük oranda zihnimdeki bulanıklıkların gittiğini düşünüyorum. Bu yüzden yorumlarım biraz daha keskin. On sene önce opsiyonel dediğim nötr olduğum bir duruma şimdi hayır diyorum. İnsanların bilinç altına ya da bilincine işlenen hataları temizlemesi kolay değil, özellikle feminizmin etkilerini temizlemek çok zor… Çalışmayan kadınlarla görüşmeyen bazı bekar arkadaşlar da yok değil. İşimiz bu konuda biraz zor. Serada yetişmiş çocuklar bekliyor bizi sonraki nesilde…

  11. mutlu hatun diyor ki:

    Cihad bey, konu Feyza hanımın ya da benim ya da bir başkasının sekülerliği değildi. Kişisel gelişim artığı söylemlerin dinî kisveyle nasıl içimize girdiğine ve ruhumuza nasıl bir sinsi hastalık yaydığına dikkat çekmek istedim.

    Nilgün hanım, büyük musibetlerde yaşanan acizlikten söz etmedim. Genelde çocukla daha da artan, herkesin en sıradan aile hayatında, evladının da kendisinin de sağlığı sıhhati gayet yerindeyken, evin geçimi ortalama düzgünken hatta gayet ultra imkanlar içindeyken yaşanan, daha keskin, daha derin ve daha sürekli, karı kocanın arasını da açabilen zorlanmalardan söz ettim.

    Feyza hanım, ev hanımları evdeki herşeyi çalışan kadınlardan kat kat güzel yapmaya çalışıyorlar fakat içinde bulundukları alan sonuç gösteren bir alan değil. Sanırım anlaşılmayan yer burası. Yaşamadığınız için henüz tecrübe etmediğiniz şey bu. Mesela evi temizliyorsunuz bir saat sonra bir haftadır hiç temizlenmemiş gibi kirleniyor dağılıyor. Çünkü içeride çocuklar var. Bazen bu sahneyi aynı günde yirmi defa yaşıyorsunuz. Yirmi defa kırılıp dökülenleri topluyor, yirmi defa başa sarıyorsunuz. Onbeş dakikada yapabileceğiniz işi üç dört saatte YAPAMIYOR, ağlamaktan deliye dönüyorsunuz. Bunun el becerisiyle, ev işlerine yatkın olmakla da pek alakası yok. Bazen çocuğu uyuturken geçen iki saatte yapamadağınız işler yüzünden fıttırıyor ve odadan çıktıktan sonra kime olursa saldırabilecek bir zombiye dönüşüyorsunuz. Ve bu bir gün değil iki gün değil yıllarca böyle devam ediyor. Yemek hazırlarken çocuk mutfağa fil girmişçesine herşeyi alt üst ediyor. İlk yaptığında çok sevimli oluyor fakat bir yerden sonra sadece sinir krizi geçirmenize sebep oluyor. Vs vs.

    Yani çocuklar biblo değil ki bir kenarda durup sizi beklemiyor. Eşiniz de hatasıyla sevabıyla bir insan melek değil, bazen niye bir çorba bile pişiremediğinizi, kendisine ilgi gösteremeyecek kadar neden böyle yorulduğunuzu anlamayabiliyor. Üstelik evin içine baktığında hiç bir şey yapılmamış gibi gözüküyor.

    Yani bu o kadar ortada ki daha fazla açıklamayı abes buluyorum, ev, bir kadının işlerin daha güzel üstesinden geleceği bir alan kesinlikle değil, daha aciz ve daha yetersiz kalmasına neden olan bir alan. Zaten bu yüzden daha çok derse sohbete gider, daha çok evden kaçıp birşeylerle meşgul olmaya çalışırsınız. Günü kurtarmaya ve hayatta kalmaya bakarsınız. El işi de depresyona girmemek ya da kendinizi hiç bir işe yaramayan bir çalı çırpı gibi hissetmemek için imdat yeleği gibidir.

    Şu an benim çocukların ikisi az büyük, yoğunluk eskiye göre hiç azalmış değil inanın girip sizlerin yorumlarını okuyamıyorum. Hatta şu anda çocuk tepemde. Ha çok mükemmel mi yapıyorum herşeyi hayır akşam oluyor evin ahı gitmiş vahı kalmış, mutfakta daha sofra toplanmamış ama ben bütün gün koşturmaktan bitkin haldeyim. En azından karnımız doydu elhamdülillah diyorum. Ben şu hayata zaten acizliğimi hissetmeye gelmiştim, biz zamanla ve mekanla kayıtlıyız, kendimizde güveneceğimiz hiç bir taraf olmadığını bize öğretiyorsun, herşeyin en güzelini sen yaparsın Rabbim deyip şükrediyorum, ruhumuz da kulluğunu ve hiçliğini bir gün daha idrak edip doydu elhamdülillah diyorum. Böyle düşününce bir rahatlama geliyor tarifi mümkün değil, hiç bir antidepresanın veremeyeceği bir manevi takviye oluyor. Bu tembellik ya da plan yapmamak filan da değildir, ne yaparsan yap yaptıkların ‘çok ama çok az bir yere kadar’ demektir. Ve bu durumun hikmetini anlamaya çalışmaktır.

    Hikmeti anlamaya çalışınca, yapamadığım işlerin altında ezilmiyor, kalkıp devamını yapmak için motive oluyor, çocuklarıma karşı biraz daha anlayışlı olmaya dair manevi kuvvet buluyorum. Yetersizlik, acz ve fakr; kuvvet oluyor yani. İşte bu seküler dünyanın veremediği bir teselli. Yoksa neden planladığım gibi olmadı, neden şu saate kadar bunu da halledemedim, neden neden deyip kafayı yiyebilir insan.

    Ve anlatmaya çalıştığım şu ki, böyle evinde herşeyle çok zevkle ilgilenebileceği bir hayat mümkünmüş ki kadınlara dindarlıkla karışık gaz verilmesi en çok o kadınları yıkıyor. Paramparça ediyor. Öyle bir hayat mümkün değil çünkü Allah kainatı gayet öyle yaratmamış. Keşmekeşin ve kesretin alasıyla yaratmış. Konunun daha da özü bu.

    Bu sitede bir teamül müdür herkes herşeye muhakkak cevap yazıyor hem de uzun uzun. Bu cevabı da yazmayacaktım hadi umusramıyor gibi olmasın diye yazdığım şeyleri biraz daha açarak tekrara düşmek zorunda kaldım. Başta bir konuda uyarı yapmak istedim az buçuk düşününce ne demek istediğim anlaşılabilir, anlaşılmasa da demek ki daha bizim yaşamadığımız şeyler var aklımızın bir köşesinde bulunsun bu ablamızın uyarısı denilebilir. İtirazsa bir iki cümleyle edilebilir. Öyle miydi böyle miydi bir sürü ihtimal, hikaye sıralanıyor. Herkese detaylı cevap yazmaya kalksaydım, hani psikologların bugünlerde bol bol kötülediği, ekrana bakmaktan eşinin çocuğunun yüzüne bakamayan insanlardan olurdum herhalde. Kaldı ki o insanları da asla kınamıyorum, tam tersi anlıyorum. İnsandan körükörüne başarı bekleyen anlayış onları ümitsiz yapıyor ve kendi gerçek hayatlarına emek vermekten bu kadar uzaklaştırıyor, sanal ortamda sürekli birilerinin hayatlarını izliyorlar ya da birilerine bir şeyler anlatmaya ispat etmeye çalışıyorlar. Sadece şefkat ve dua ediyorum onlar için. Tüm ümmet-i Muhammed için, hepimiz için. Her konuda duaya muhtacız. Dua eder dua beklerim.

    • kevser diyor ki:

      Evliliğin artık eski asaleti kalmadı….tabi bunu yazıyorum ama çok acı bişey bu.kendi yorumumu katmadan çevremdeki kadın kız arkadaş ve yakinlarimin bana bu konularla ilgili söylediklerini yazayım buraya:he bunları ben söylemiyorum.evlenip diplomasını bir kenara atıp(varsa tabi)ev hanimligini tercih eden ve halihazırda ev hanımı olan evli kadınlar söylüyor.ben söylemiyorum.
      “Ya böyle de kevsercim anca evde oturuyon.çocuk mocuk bakmak neyse de en fazla tutumlu olmaya çalışıyorsun.kocamın verdigiyle en fazla nasıl tutumlu olurum bunu öğreniyorsun.onun haricinde çok sıradan bir iş.”Bunu geçen gün en yakın akrabalarimdan biri söyledi mesela.annem geçen gün itiraf etti dedi ki:kız çocuklarını aslında okutmayacaksin.kafaları dersle gereksiz yere yoruluyor.o enerjisini başka şeylere vermesi gerek dedi ☺benim annemde isterdi kızıma yemek ogretiyim ev işleri ogretiyim.ama babam buna musade etmedi.bu kız okusun okusun dedi.yukarıda bana bunu soyleyen genç yakın akrabamda gerçekten yetenekli biri.sosyal zekası var.insanları ikna kabiliyeti var.uyum gibi özellikleri var.biyere girse yönetici bile olabilecek kapasitede.
      Yalnız karşılaştığım örnek sadece bu değil.hadi akrabalarımı geçtim.onlar dinini bilmiyor böyle hassasiyetleri yok.ama cemaat çevreleri beş vakit namaz kılan tesettürlü evli kadınlar bile aynı şeyleri söylüyorsa 1 değil 10 değil 100 kadından farketmeksizin ben aynı şeyleri duyuyorsam bence burada ciddi sıkıntı var demektir.diyelim ki benim durumumda olan bir kız ben Allahü teala nın emrine uyuyorum erkekli ortama girmiyim diye çalışmıyorum diyelim ve hayırlı bi talip gelsin diye bekliyorum(ki çalışmayan bayanların evlenmekten başka alternatifi olmaz.şarttır.kabul edin etmeyin )o beklenen talip hiç gelmezse ne olacak? Bide böyle düşünün.aradan seneler geçmiş gençlik de gitmiş.tekrar bi işe girecek olsan sana belki sadece vasıfsız beden gücü gerektiren işlere alırlar.kendim çok zayıf ve hassas bunyeliyim.tekstil gibi ağır işlerde çalışsam ölürüm heralde.çalışırken zırt pırt izin almam da soğuk algınlığı ve grip sebebiyle oluyordu.çünkü kışın çok grip olurum ben.
      Dediğim gibi benim gibi ailesinin yanlış yönlendirmesiyle senelerce erkek gibi okutulan mezun olduktan sonra benim gibi 2 -3 yıl çalışma hayatı olmuş ve sonra zar zor evlenebilmis çocuk sahibi olmuş evli arkadaşlarım bile ev hanimligi zor deyip bunalıp şikayet ediyorsa bence bu işte bişeyler var diyorum.birde HANNE hanım Siz nasıl karadenislisiniz merak ettim doğrusu.karadenuzli olup da karısını kızını çalıştırmayan erkek yok gibi bişey.genelde doğulu erkekler karilarini calistirmazlar.

      • sennur diyor ki:

        kevser hanım , bu konuda ben de fikir beyan edicem izniniz ile .
        üniversite okuyan sülalenin ilk kızı olaraktan ,arkası çorap söküğü gibi geldi ,
        ama boşanma noktasında da maalesef başı çektim ,arkası gelmesin diye dua ediyorum.

        kadınlar ile hemhalim işyerimde .hatta sadece müdürümüz erkek o kadar yani.
        şimdi şöyle ne çalışan kadın MUTLU , ne de ev hanımı MUTLU.
        herkesi almış bir MUTSUZLUK gidiyor ,mutsuzlukların altındaki temel sebep ŞÜKÜRSÜZLÜK.

        hep TÜKET ,TÜKET,TÜKET ,al ,al,al ,ye ,ye,ye ,gez ,gez,gez gibi faktörler.

        hüsü zan etmek istiyorum ama ben de mutlu aile göremiyorum ,bu ACI geliyor,
        herkes birbirine katlanıyor.

        Rabbim ,toplumumuza SELAMET versin , gerektiği gibi şükür edebilme gücü versin ,
        kadınlara erkeklerin dilinden anlama ve erkeği danışılan bir Kavvam olarak görebilme gücü ,
        erkeklere de kadınların dilinden anlama ve takdir etme yeteneği versin ,
        toplumumuzu selamete çıkarsın inşaallah.

      • HANNE diyor ki:

        Kevser hanım annem ve babam Ordu’nun dağ köylerinden. Korganında köylerinden yani…Bizim orda kızın çalışmasını bırak okuması bile mucize olur sanırım. Şimdikilerde değişmiştir belki dicem ama ortalama bi örnek veriyim dayı kızlarım en kücük olanlar sanırım yaşları 20-22 arasıdır. Okul görmüşlermi inanın bilmiyorum. Gittilersede ilkokul bitmemiştir çünkü tarla işlerini evde hayvan ve ev işlerini kim yapacaktır.. Zaten çoktan çoluk çocuğada karıştılar. Belki merkeze kaydıkça süreç uzar ama kuzenlerim eşlerinden en tahsillisi bile liseye giderken nişanlananlardan. Yani okul bitmeden başları bağlanıyor :) Allah sonumuzu hayr etsin inşallah. Hayırlı ramazanlar

      • .../nisa diyor ki:

        Kevser hanım,

        Size bu konuda katılıyorum. Ben Karadenizliyim çevremdeki 10 hanımdan 9’unun mutlaka iş hayatı olmuştur. İşe gitmesi değil aksine işe gitmemesi garip karşılanır.

        Amazonların karadenizde yaşadığı söyleniyor bu durumla ilgisi var mıdır yok mudur bilmiyorum ama Karadeniz kadını çalışır :) Bu sadece işyerinde çalışmayla sınırlı değil çay bahçelerinde, tarlalarda, fındık bahçelerinde çalışır.

        Gerçek hayatla beraber bu sitede gözlem yaptığımızda da sonuç doğru çıkıyor Ben, Meryem hanım, Hanne hanım çalışıyor sizinde daha önce iş hayatı geçmişiniz olmuş. Coğrafya kaderdir diyorlar ya sanırım öyle yada şartlar istemesek de bizi çalışmaya itti.

        • kevser diyor ki:

          Ben doğma büyüme İstanbulluyum.ama kültür sonuçta değişmiyor.memleket karadeniz benim de ☺.bizim etrafımızda öyle kadınların evde oturma lüksü yoktur 😊aynı şeyleri gozlemlemisiz.benim etrafımda da kadınlar çalıştırılır.o yüzden hanne hanıma şaşırmıştım.yani bizim oralarda bu pek mümkün değil çünkü.hatta bir arkadaşımın lafıyla özetlemek gerekirse:karadeniz den kız alınır ama kız verilmez derdi 😂😂
          Çünkü aldığınız kız çalışkan olur.ama olura ki kızınızı verdiniz vay halinize çünkü kadınları inanılmaz çalıştırıyorlar.

          • .../nisa diyor ki:

            Kevser hanım,

            Site bugünlerde kuzuların sessizliği filmi gibi sessiz :) Ben doğma karadenizli doğusundan bol sisli bol yağışlı bol dik yokuşlu alışkın olmayanlar yürüyemiyor büyüme İstanbullu.

            Tevafuk oldu dün Emin Işık hocayı dinliyordum islamla beraber kadınlara verilen hakları anlattı. Sonrasında Emin hoca gel gör ki bizim karadenizli kadınlarımız hala çok çalıştırılıyor dedi. Trabzon da sırtında tomruk yaşayanlar hanımlar vardı. Şimdi o kadar yok sanırım iyileştirme yapıldı :)

  12. .../nisa diyor ki:

    Yazıya daha önce yorum yazmıştım gelen yorumlardan sonra yazıyı tekrar okudum ben yazıda kırılacak bir durum bulamadım ve en başta zorunlu sebeple çalışan hanımlar üzerine alınmasın diye açıklama yapılmış Feyza hanımın samimiyetine hüsnü zannına inanıyorum. Herkesin baktığı yer ve imtihanı farklı sanırım ama doğru tek.

    10-12 saat çalışan biriyim zihin olarak yoruluyorum eve gelince yemekle temizlikle pazar işiylede uğraşıyorum gelen misafirle ilgileniyorum ve manevi anlamda da yok olmamaya çalışıyorum aynı tempoda hayata evlendikten sonra devam ettiğimde muhtemelen bir yerde bayılırım diyorum yorgunluktan.

    İş hayatını, ev hayatını, kocasına eş olmayı ve anneliği beraber layıkıyla yürütebilenler varsa kutlamak gerekir ben muhtemelen yapamam görevleri birbirine karıştırırım. :)

    Çalışan bir annenin evladı olduğum için 10 yaşında ev işi yemek yapmaya başladım kardeşime baktım bizim avantajımız annemin işi eve yakındı ama biz kendi başımıza büyüdük ödevlerimizi kendimiz yaptık. Kardeşim bir gün anne beni bir kere bile okula sen götürmedin ablam götürdü diye içerledi.

    Hem çalışan bir annenin evladı olarak hemde çalışan bir hanım olarak yazı müspet olanı anlatıyor ben Allah nasip ederse evlendikten sonra çalışmayı düşünmüyorum evladımı kendim yetiştirmek istiyorum.

    • Feyza diyor ki:

      Husni zanniniz icin cok tesekkur ederim Nisa hnm.
      Dilerim yukunuzu hafifletecek ve size goz aydinligi olacak hayirli bir es nasip etsin yuce Mevla’m.

      • .../nisa diyor ki:

        Feyza hanım,

        Bilmukabele Rabbim sizede göz aydınlığı olacak dünya ve ahiretiniz için hayırlı olacak bir eş hayırlı evlatlar nasip eylesin. :)

  13. mutlu hatun diyor ki:

    Bu sitedeki pek çok yazı ve yorumu okumaya dahi zamanım olmuyor, hele ki yorum yazmak daha zor benim için. Fakat bu yazıya yorum yazmayı vicdanen borç addettim nedense, yazmazsam üzerimde vebali kalır gibi hissettim. Nacizane ben de kadının çalışmamasının daha hayırlı olduğunu düşünenlerdenim. Çalışmak hele de çocuğu varsa en çok kadını yıpratır. Fakat şu an baktığım yerden bu yazı da aşırı hayalperest geldi. Yani kadın çalışmayınca tüm güzel şeyleri yapmaya hem şevki olacak, hem zamanı olacak, hem zevkle yapacak gibi bir varsayımla konu işlenmiş.

    İtiraf etmem gerekir ki ben de aynı bu gibi varsayımlarla evlendim. Yıllar sonra anladım ki bu varsayımlarda çok büyük bir itikadî problem varmış. Böyle hayallerle evlenen kadınlar çalışmaması sayesinde hem anneliği başaran, hem ev hanımlığını layığıyla yapan, hem eşini ihmal etmeyen biri olacağını sanıyor. Kadının çalışmamasını destekleyen yakın çevreler de ona, ‘sen evde kendini gerçekleştir, annelik kariyeri yap, evinin hanımı ol’ gibi söylemlerle gaz veriyorlar. Aslında bir çeşit ‘sen de kendi performansını bu alanda göster’ gazıdır bu. Ve inanın bana bu enaniyet dolu söylem, o safî ihlaslı kadınları çok fazla sekülerleştiriyor malesef. Çünkü sekülerlik ne demektir biliyor musunuz, insanın acizliğiyle arasına mesafe koyması, pek çok şeyin üstesinden gelebileceği şartları elde ettiğini sanmasıdır. Hayatta istediği bazı sonuçlara bazı adımlar sayesinde ulaşabileceğini sanmasıdır. Sebeplere çok büyük tesir vermesidir.

    Halbuki insan aciz ve zayıf değil midir? Zaten fıtrat yalan söylemez, gerçek kısa sürede ortaya çıkar, Rabbim insanın çapını yüzüne vurur. Evliliğin ilk yıllarında kadın belki biraz tecahül-ü arif yapar, ittirmelerle işler yürür ama bir süre sonra o kadar maddî manevi sorumluluk karşısındaki güçsüzlüğü, üstelik herkes gibi nefis taşıdığı gerçeğine olanca dehşetiyle çarpar. Bir bakar ki koca evdeki o kadar işten, sadece bir mutfaktaki yüzlerce ıvır zıvırdan, bir çocuğun hem fiziksel hem ruhsal gelişiminden sorumlu olmak kadar ezici bir rol yoktur. Çare aramak için biraz kulak verdiği uzmanlar da bir yandan ‘çocuğunuzdaki her kötü davranış, her hata sizin yüzünüzden sizin!’ mesajı vererek frankeştaynlık yapmakta ve kadını iyice üzmektedir. Hata yapan bir varlık olmayı anlamsız ve hikmetsiz göstermektedir.

    Sonunda kadın gerçeklerle yüzleşir mi yüzleşemez mi bilinmez fakat hiç birşeyin hayallerindeki gibi olmadığını anlar. Üstelik artık suçluluk ve yetersizlik duygusuyla da başa çıkması gerekmektedir. Hani çocuğuma hiç tablet çizgi film vermeyecektim, hani bilgisayar oyunu oynatmayacaktım, şu şu hataları yapmayacaktım diye diye kendini yeyip bitirme noktasına gelir. Hayaller çok iddialı olduğunda, hayal kırıklığı da o kadar keskindir malesef. Çocuğuna çok merhamet göstereceğini iddia eden anneler, sandıkları gibi ince olamadıklarını gördükçe daha da ümitsizleşir, daha da merhametsizleşir biliyor musunuz? Ben bunları bizzat yaşadım ve etrafımda da yaşayan onlarca insan gördüm.

    Şu an tam olarak o şehirli, okuyan, düşünen, eğitimi var veya yok çalışmamayı daha erdemli bulan ev hanımlarındaki ileri derece yorgunluk ve yılgınlık problemleri, çalışanlardakinden az değil. Bakıyorsunuz maddi imkanlar gayet iyi, evde iki hatta üç araba var ama kadınların büyük kısmı sakinleştirici ilaç kullanarak zor tahammül ediyor kendi çocuklarına. Bunlar zamanında ben asla ilaç milaç kullanmam diyen kadınlar üstelik. Zaten zamanında şunu asla yapmam deyip büyük konuşan sonra çok fena tükürdüğünü yalıyor. Neden? Çünkü hiç bir imkan, ne para ne de çalışmayıp eve kendini adamak, insanı yukarıdaki yazıdaki gibi ütopik ‘herşeyi severek yapan, ilgili’ kimliğe büründürmüyor.

    Nilgün hanımın cevabı da biraz içinde bulunduğu hassas duygu durumundan kaynaklanıyor galiba. Fazla üstüne gitmek gereksiz ancak bana göre esas yazının bakış açısını taşıyor malesef. Yine başarmak, yetebilmek, üstesinden gelebilmek üzerine kurulu yazdıkları. O sağladığı düzenin tepetaklak olması bir bebeğin gelişine bakar. Ama bunlar yaşanıp da anlaşılacak şeyler, o yüzden fazla söz de beyhude.

    Hülasa, çalışmamak sihirli değnek değildir, çalışmak tüm sorunların en büyük sebebi de değildir bana sorarsanız. Kadın çalışsın çalışmasın sorun bizim itikadımızda, sorun dünyaya aczi ve fakrı hissetmek için gelişimize dair hikmeti okuyamayışımızda. Malesef batılıların bakış açısı içimize işlemiş. Aczi ve fakrı hissetmeyerek, başararak, üstesinden gelerek elde edebileceğimiz, sonuç odaklı mutlululuk anlayışından kurtulmalıyız. Hayallerimizi bir şeyleri ne kadar güzel yapabildiğimize dair gelecek manzaralarıyla abartmayı bırakmalıyız. Hiç birşeyi kontrol edemediğimizi anladığımız, en çok medet umduğumuz sebeplerin bize avantaj değil dezavantaj olduğu zamanlarda dahi hayal kırıklığına uğramatmayacak değerlerle beslemeliyiz hayallerimizi.

    İnsanın şu dünyada başarabileceği şey annelik, ev hanımlığı ya da eş olmak gibi dünyevî roller değildir. Mükemmel bir şekilde gerçekleştireceği tek gerçek rol kulluktur. Çünkü kul olmak için lazım olan şey başarı, güç, yetkinlik, zaman filan değil hiçlik, acizlik, fakr ve kusurdur. Ve insan ziyadesiyle hiç ummadığı kadar bunlarla donatılmıştır.

    Neden böyle uçsuz bucaksız bir acizliği, neden bu kadar fazla bir güç yetiremeyişi olduğunun hikmetini çözmeye başladığında tüm diğer dünyevî rolleri, kulluğunu idrak ettiren bir şekle girecek ve hikmeti anlaşıldığından kolaylaşacaktır inşallah. Tabi esas tefekkür ve gayret bundan sonra başlayacaktır.

    Bu yorumu da lütfen biraz daha gerçekçi olalım, ütopik olmayalım, uyanalım, iddialı olmayalım sadedinde, bir vebalden kurtulma ve uyarma hissiyatıyla yazdım. Sadece bir uyarıcıyım, kimseyi kırmak üzmek istemem, fazla gelen tabirler varsa özür dilerim kırılmayınız.

    • Süleyman diyor ki:

      Çok güzel bir yorum yapmışsınız mutlu hanım. Tabi ki kimse yanlış anlamasın insan eşiyle beraberken bir düzen tutturabiliyor fakat çocuk kural tanımaz, saat dinlemez. Ondan dolayı çocuk olduktan sonra eğer bakıcı olmazsa o düzen öyle kolay tutulmuyor.

      insan acziyetini bilmeli, dengeyi tutturabilmeli. Hayalperest olmamalı. Ev hanımı olunca herşey mükemmel olmayacak ama doğru olanı gözlemek gerek. Bir şeyi yapabilmek demek onu yapmayı zorunlu kılmamalı.

    • cihad diyor ki:

      Mutlu hatun,

      Üzülerek söyleyebilirim ki yorumunuz Feyza kardeşimiz adına ciddi ve son derece ağır bir ithamı içeriyor. Sanki yazılan bütün maddeleri Allah’ın takdir,ihsan ve ikramı ile değilde kendisi basaracakmis gibi yazılmış su-i zannıyla kulluk şuurundan uzak seküler bir bakış açısıyla kaleme alındığını iddia ederek hayalperestlik ile sucluyorsunuz. Hele de bu kişi bütün yorumlarında Rabbine olan bağlılığını ve teslimiyetini yakinen bildiğimiz bir kişi ise bu itham daha da ağırlaşıyor maalesef.

      Evet insan acizdir ama insan Cenab-ı Hakk’a layık-ı vechile kulluk etmekten de acizdir. İnsanın nihayetsiz acizliginde kulluk ve ubudiyeti de dahildir. Fakat insanda öyle bir cevher vardır ki bu kainat bütün müştemilatıyla onun hatırına insana hizmetkar edilmiştir. Bu cevher insanın kainat kadar bir muhabbeti taşıyabilen kalbindeki NİYET ve İTİKAD hasseleridir. Yani Cenab-ı Hak ‘ın nihayetsiz nimet,ihsan ve ikramlarina karşı insanın bir hiç mesabasindeki ameliyle mukabele etmesi mümkün değildir. Öyleyse ne yapacaktır. Cüz-i amelinde külli bir niyet ve hadsiz bir itikad taşıyarak ubudiyet etmesi zaruridir. Esasen Allah’ın bizim ubudiyetimize hiçbir ihtiyacı yoktur. Sadece bizim Kendisine olan bağlılığımızı,niyetimizi ve itikadimizi ölçmek ve görmek istemektedir. İşte bu sırdandır ki namazda teşehhüdde “”et-tahiyyatu lil-lah….”” deriz. Yani Efendimizin(ASM) miracta Rabbimize sunduğu gibi bizde namazimizda bütün hayat sahiplerinin hayatları ile yaptığı tesbihat,tahmidat ve tekbiratlari kendi adımıza Rabbimize takdim ederiz. Böylesi bir niyet ve itikad ile namaz namaz olur. Ve yine bir komutanın emrindeki neferatin hizmetlerini kendi adına bir üst makama sunması gibi abid namazında der “”iyyeke na’budü ve iyyeke nestain”” yani yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz. Bu ifadelerde biz kalıbı niçin kullanılmıştır. İnsan mahlukatin bir komutani ve arzın halifesi olması cihetiyle mahlukatin yaptığı ibadet ve istianelerini kendi namına “”iyyeke na’budu ve iyyeke nestain”” diyerek namazında Cenab-ı Hakkın dergahina takdim eder.

      Yapılan zikir ve tesbihatta dahi bu sır vardır ki hem tesbihat-ı Nebeviye, hem evliya ve ulemanin tesbihatlarinda hadsiz adetlerle tesbih etmenin sırr-ı hikmeti budur. Yani insanın lisanı Allah’ı hakkıyla zikretmekten aciz olduğundan tesbihatinda kainatı kendi hesabına konusturur. Ve der ki;
      Ey Rabbim,
      ağaçların yaprakları adedince,
      yağmurun katreleri(damlalari) adedince,
      denizlerin dalgaları adedince Seni tesbih ederim veya mahlukat ve nefesleri adedince, zikredilen kelimeler adedince, enbiya ve evliyanin dua ve tesbihati kadar Sana hamd olsun. Çünkü Rabbini o kiymette görür, elinden gelse bu kadar tesbihat ve tahmidatı yapmak ister veya o niyette olur.
      Velhasili insanın ubudiyetinin ve kulluğunun sırrı külli bir niyet ve hadsiz bir itikadındadir. “”mü’minin niyeti,amelinden hayırlıdır.”” ifadesi bu manayı işaretler.Aslında insan niyetinden ibarettir. Kıymet ve ehemmiyetini de niyet ve itikadı belirler.

      İşte bu nokta-i nazardan evlilik konusundaki niyetlerini ve itikadini bu yazı vesilesiyle ifade eden ve yazının başına “dinin emrettiğinin dışında” şart ve kaydını koyarak ümmetin taife-i nisa kısmından gafillerini şiddetli ve ibretli ifadeleriyle uyaran, evimde Rabbimi nasıl razı ederim diye tasalanan mü’mine kullarının aklına güzel kapılar açan Feyza kardeşimiz niye kulluktan uzak seküler bakış açısında olsun, niye bir mü’minenin imanını sorgulamis olsun, niye hayalperestlik ve hadsizlik yapmış olsun.

      Ben kendim de böylesi güzel niyetlerle ve yüksek bir itikadı taşıyarak evlendim. Bir buçuk yıl süren nisanliligimizda hep bunları konuştuk. Gün geldi evlendik ve farkettik ki bunların bazıları ne yapsan olmuyor ve gerçekleşmiyor. Fakat bu niyet ve itikadimiz bir gaye-i hayal ve bir ruh gibi bizi takip ediyor ve istikamete sevkediyor.
      Bir misal;
      Biz hanımla nisanliligimizda sürekli namazlarimizi cemaat ile kilacagimizi konuşuyorduk. Evliliğimizin bir döneminde tembellik ve gafletten olsa gerek terk ve ihmal ettik. Sonraları evlilikteki bu güzel niyetlerimizi hatırlayarak dedikki biz ne yapıyoruz. Biz niye evlendik diye yaptığımız bir muhasebe neticesinde tekrar baslayabildik.

      Hülasa-i kelam: Evlendigimizde bu yazıdaki bir çok noktayı yapamayabiliriz ancak evliliğe de böyle güzel niyetler ile girmek gerektir çünkü Cenab-ı Hak Ben kulumun zannı üzereyim diyor. Kimbilir belki de şu an evimizdeki bir çok güzellik öncesindeki güzel niyetlerimiz ve itikadimiz hatırına verildi ve veriliyor.

      Ben bu vesileyle Feyza kardeşimizi istikameti,teslimiyeti ve evlilik hakkında güzel niyetleri ve yüksek itikadı dolayısıyla tebrik ediyorum. Allah’ımızın ona ve bütün ümmet-i Muhammede güzel niyetleri istikametinde bir aile hayatı nasip etsin inşaallah..AMİN

      Selam ve dua ile…

      • Feyza diyor ki:

        Cihad abi;
        Savundugunuz icin degil, ama anladiginiz ve anlamaya calistiginiz icin size cok tesekkur ederim. Tam da bu yazida anlatmaya calistiginiz seyi anlatmaya calisiyorum. Niyet ve itikad meselesi. Biz niyetimizi halis tutalim, Rabbimizin uygun gordugu sinirlarin icinde bir hayat yasamaya niyet edelim de, kulunun zanni uzere olan Rabbimiz bize hayirli kapilar acsin ve ustesinden gelemedigimiz durumlarla karsilasinca vicdanen azab, yetersizlik hissi ile ekstra bir kaygiya dusmeyelim. Cunku, biz O’nun cizdigi istikamette ilerlemeye azim ve niyet etmisiz, ameli noktada eksiklerimiz olacaktir. Kullugumuzda da bu boyle ki, amelimiz bizi kurtulusa erdiren tek vasita olmaktan acizdir. Allah’in rahmeti olmadigi surece biz yarim yamalak taatimiz ve eksik gedik kullugumuzla felaha eremeyiz, bunun idrakinde birer beseriz.
        Ama niyet amelin mutemmim cuzudur. Niyetimiz halis olursa Allahu Teala yardim edecek ve belki zaman icinde zaman yaratacaktir. Gelirimizi ve zamanimizi bereketli kilacak, bizi hayirli ve hem dininde hem dunyamizda yardimci salih/saliha insanlar ile karsilastiracaktir.
        Ya da eslerimiz birer imtihan vesilesi olacaktir ama biz niyetimizi halis tutarsak ve cizilen istikametin disina cikmadan ilerlemeye calisirsak Allah imtihanimizi kolaylastiracak, sabir ve gucumuzu ziyadelestirecektir. Bunun icin isaret taslarini duzgun takip edip haritada bize gosterilen rotanin “fazla disina cikmamak, fazla uzagina gitmemek yeterlidir” diye umid ediyorum.
        Ortalama iman ve ahlaka sahip bir es ile bu yazdiklarimin gerceklesemeyecek ucuk hayaller olmadigina inaniyorum. Cevremde gordugum aile modelleri, bunun gercek hayatta bir karsiligi oldugunu bana mujdeliyor.
        Dort basi mamur bir hayat olmadi hicbir zaman hayalimiz, kaldi ki kendi capinda turlu imtihanlardan gecmis bir kardesiniz olarak dunyanin surprizlerle dolu oldugunu defalarca musahade ettim. Insanin hangi konuda kendine guvenirse o konudan sinava cekildigine de sahit oldum ama bu benim Allah’a karsi husn-i zannimi yitirmeme sebep olmadi. Biliyorum ki “biz yuklenmedigimiz surece”, Allah hicbir kuluna tasiyabileceginden agir yuk yuklemez. Cektigimiz ve cekecegimiz sıkıntılarımız da mutlu gunlerimizin zekati mahiyetindedir ve mutlaka bir mukafati olacaktir. Biz niyetimizi halis tutalim da gerisine Allah ne guzel vekildir.
        Temenni ve dualariniz icin cok tesekkur ederim.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Feyza Hanım.

          Yazınızda insanları kırabilecek bir mevzu yok, gayet açık ve net şekilde anlaşılır bir yazı, hani yanlış anlaşılacak bir tarafı da yok. Önceden başka bir yoruma da cevap olarak yazdım. Aslında onlar kendi vicdanlarıyla başbaşa kaldıkları için kırıldılar. Kadın psikolojisi. Vicdanı sıkışan kadın karşısındaki insana atmaya çalışır vicdan yükünü. Şefkatli bir kadın vicdanıyla kolay kolay yüzleşemez. Bu yüzleşmeyi inkar yoluna gider ve hatırlatan kişileri suçlar, tipik bir kadın davranışı, çok net. Kelin yanında kabak anılmaz denir biz kabak ve ilgili yemek türlerini irdeledik, zaruretten çalışanlar alınmasın dediniz ama alındılar.

          Biraz sakinleşince aslında yazınızda bir şey olmadığını anlayacaklar. Siz rahat olun, yazıdan nasibimizce istifade ettik, alacağımızı aldık…

          • Feyza diyor ki:

            Tesekkur ederim Fatih bey. Zaten herkesin ozel yasami kendisini ve sadece kendi ailesini ilgilendirir. Bir insanin esi musade ettikten sonra, kendisi de rahatsiz olmadikca bizim yazdigimiz iki satir yazinin hayatina ne tesiri olabilir ki? Biz sadece fikirlerimizi dile getirip, gozlemlerimiz dahilinde iki farkli dunyayi kiyasa tabi tuttuk. Hangisinin bir hanim icin daha avantajli oldugunu anlatmaya calistik. Gerisi insanlarin kendi insiyatifine kalmistir.
            Herkesin hayat yolculugunda Allahu Teala yardimci olsun. Insaallah bize de.

    • NİLGÜN diyor ki:

      Esselamu Aleykum Mutlu Hatun Hanım(rumuzunuz çok tatlı);

      Başlangıçta belirtmek isterim ki yazınızın kimseyi kırıp üzebileceğini zannetmiyorum. O kadar naif bir üslubunuz var ki, bu pek mümkün değil. İsmim geçtiği için bu mesajı yazmak lüzumunu hissettim.

      Kadının çalışması veya çalışmamasına ilişkin yazdıklarınızın bir kısmına katılıyorum. Açıkçası daha fazla uzatmak istemiyorum. Çok geniş ve fazla yönlü bir konu ve bu platformda sağlıklı analiz edilebildiğini düşünmüyorum. Zaten benim yorumum Feyza Hanım’ın yönelttiği ithamlara cevap mahiyetindeydi. İlk başta yanlış anlaşıldı herhalde. Defaatle söylediğim için artık herkes tarafından algılanmıştır diye düşünüyorum.

      Sitedeki diğer yorumculara üzerime gelmemelerini söylediğinizi okuyunca da istemsizce tebessüm ettim. Gerçekten çok tatlısınız. Burası umuma açık bir platform ve elbetteki hepimiz eleştirilebiliriz. Herkesin aynı fikirde olması mümkün değil. Hele de bu kadar aynı fikirde olunan yazıya kendi hayatımla da olsa diğer arkadaşlara göre muhalif olursam, sanırım hiç şansım yok :-) Kimsenin benimle aynı fikirde olmasını beklemiyorum. Mutlak doğru olmadığımı yazımın başında belirtmiştim. Tek üzüldüğüm şey yanlış anlaşılmak. Doğru anlayıp, doğru eleştirmek gerekir. Sadece demediğim, asla demeyeceğim şeyleri bana isnat etmek iftiraya girer. Yada üslubun kötülüğü, amacın bağcıyı dövmek olduğu aşikar cümleler bizi üzer. Lisanım yettiğince açıklamaya çalışırım o kadar. Gerisi için de önceden de zikrettiğim gibi; sonuçta BU KABAĞIN DA BİR SAHİBİ VAR; Kİ O KABAK KENDİNİ HER ANLAMDA O’NA TESLİM ETTİ.

      Ne yazık ki siz de cevabımı başka bir cihetten yanlış anlamışsınız. Olabilir, sonuçta sanal ortam, kişiliklerimizi ve hayatlarımızı bilemiyoruz. İzniniz olursa kendimle olan kısmı düzelteyim. Hayatım asla başarmak, yetebilmek, üstesinden gelebilmek üzerine kurulu değil. Daha doğrusu sizin dediğiniz anlamda değil.

      Başarı nedir sizce? Akşam yemeğini yapmak mı? Evin temiz olması mı? Misafir gelince ikramların beğenilmesi mi? Maaş günü alınan kağıt parçaları mı? İsminin önüne gelen harflerin çokluğu mu? Evlenebilmek mi? Çocuk sahibi olabilmek mi? Onları kilolu yetiştirmek (şaka yapmıyorum, milletimizin böyle bir takıntısı var), iyi bir üniversiteye sokmak mı? Anlattığınız ev hanımları, veya çalışan hanımlar, veyahut beyler neyi hayal ediyor ki ona ulaşamayınca geride yoğun bir çöküş ve bedbinlik kalıyor? Evet bunları dünyevi olarak başarı kriterleri olarak sayabilirsiniz, ama ne kadarı ??ne zamana kadar ??? Ayrımı iyi yapmalı, müslüman olarak ifrat ve tefrite kaçmadan orta yolu bulmalıyız. İslam dini sadece dünyaya veya ahirete çalışmayı öngörmemiştir. Ama dünyaya çalışırken amaç ahireti kazanmak olmalıdır. Malum; dünya ahiretin tarlasıdır.

      Neden yaratıldım??? işte sormamız gereken ilk soru ve Ne yapmalıyım??? ikinci büyük soru. Bunların cevabını vermeye çalışırken(cevap uzun bir yolculuktur) Allah’ın bizi yarattığı ihtiyaçlar ve toplumdaki rolleri de hakkıyla vermek gerekir. Yalnız bu iki soru öyle basit sorular değildir, uykusuz bırakır, göz yaşı döktürür, acziyetini ve mucizeyi hissettirir, yaşatır. İşte cevaplarınız sizin hayallerinizi ve amaçlarınızı oluşturur. Bu minval üzerine diğer başarıları ilahi kanunlar içerisinde elde etmeye çabalayabilirsiniz. Tabiki yazınızda söylediğiniz gibi acziyetimizin farkına vararak, ene hatasına düşmeden, başarıları cuzi iradeye bağlamadan, daimi şükür ve dua halinde olarak. Benim en büyük kuvvetim Rabbime olan muhtaçlığımdır. Üstad’ın dediği gibi: imanın merkezindeki insan kainata meydan okuyabilir” sözü bu yüzden eşsizdir. Ben ölümü öldüren Rabbe(bu tabir üstad Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinde geçer, ifadeyi çok severim) secde ediyorum, başka şeylerden çekinmem, korkman, verilen imtihanlardan isyan etmem haddime mi düşmüş. Elimden geleni bir lahza dahi duraksamayarak yapmalıyım. Bu bir ateştir insanın yüreğini yakan. Rahmetli Hasan el Benna’nın ”Dava ve Davetçinin Hatıraları” kitabının tahlilinde geçer. Hele de günümüzdeki durum o kadar vahim, o kadar kötü ki. Ben realist bir insan sayılırım, o yüzden biliyorum ki sadece günü kurtarmakla verilen ömür kredisini harcamak Allah’ımızın rızasını kazanmaya yeterli değil. Myanmar’daki çocuklar katledilirken, Afganistan’da, babilde bombalar patlarken, Şehit Hama bir kez daha şehit edilirken, Mısır’da sistematik bir yok etme programı uygulanırken, sınırımızda yeşil elma kokusuyla bebekler kanaya kanaya ölürken, kısaca islam coğrafyası katledilirken, bizden bunların sorulmayacağını düşünmek en hafif ifadeyle hayalperestlik kalır. Her şeyi bıraktım, Türkiye’nin durumu içler acısı. Zor, çok zor. Neyse konuyu çok dağıttım. Hakkınızı helal edin. Ben de her mümin kardeşim gibi bir kum tanesiyim, çölün derdini taşıyan. Özetleyecek olursam yetebilmeye çalıştığım başarı biraz farklı.

      Sağladığım düzenin bebeğin gelişiyle tepetaklak olası ifadesine de istemsizce gülümsedim. Gerçekten çok naifsiniz. Düzen bozulmasını bu kadar tatlı bir nedene bağladığınız için teşekkür ederim ama ben her gün insanların hayatının tepetaklak olmasını görüyorum, hatta yaşıyorum derken ciddiydim. Size örnek verecek olursam; ben çocuk hekimiyim. Mesela bir kaç ay önce polikliniğime bir anne, 4 yaşında dünya tatlısı hareketli bıcır bıcır bir erkek çocuk ve dede girdiler. Şikayeti aynen annenin ağzından aktarıyorum: ”Hocam, bu aralar aburcuburu fazla kaçırdı alerji oldu, vücudunda bir iki gündür kırmızı döküntüler çıktı. Evde de alerji şurubu kalmamıştı, bir bakarsanız.” Benim çocuğun vücuduna bakmamla rengim attı. Ailenin alerji sandığı şey farklı bir döküntü, tıbbi diliyle peteşi. İyi hastalıklarda da görülebilmekle beraber farklı sonuçta çıkabiliyor. Hekim olarak en kötüsünü de düşünme durumundayım. Aileyi korkutmadan hemen birinci basamak testleri istedim, aile çıktıktan sonra labaratuarı arayarak o hastanın tetkiklerini acilen çalışılmasını, periferik yayma denilen tetkikin acilen boyanmasını, mikroskopta kendim incelemek istediğimi söyledim. Çok dua ettim ama ne yazık ki sonuç kötü geldi. Lösemi yani kan kanseri. Hastalık o kadar ilerlemişti ki artık parmak ucundan aldığımız kan damlası bile kanser hücreleri dolmuştu. Meleğimin ve ailesinin imtihanı büyüktü. Aileye bilgi verip, dr arkadaşları arayıp hastayı onkoloji hastanesine acilen sevk ettim. Düzenin değişmesini söylüyorsunuz ya, şimdi o anne bana gelmeden önce akşam ne yemek pişireceğini planlamış mıydı acaba, babası işe giderken eve gelip çocuğuyla oynamayı mı düşünüyordu? Yada akşam misafir mi vardı? Ne önemi var artık, düzenlerinin yıkılması kaç sn aldı. Çocuklarını steril bir odaya annesiyle kapatıp aylarca sürecek ağır tedavilerde babası nasıl sarılmadan, öpmeden, koklamadan duracak??? İmtihanlar, imtihanlar…

      Yine 4 gün önce doğu illerimizden birinde normal gebeliği süren annede erken doğum başlamış. 6 aylık henüz ve işin kötüsü ikizler. Gelişimleri yok denecek kadar geri. O ilde ve çevre illerde yer olmadığı için bizim hastane kabul etti, uçak ambulansla gebe geldi. Bebekler yarım kilonun altı doğdu. Bir sürü müdahale ve bir sürü cihaz… Sonuç Rabbimin takdiri. Bir gün önce o ailenin düzeni nasıldı sizce? İkizlere isim mi arıyorlardı? alışveriş mi yaptılar? USG kontrolünü mü heyecanla bekliyorlardı? Mutlu Hanım, düzen dediğiniz her şey bir sn lik. Ben bunun gibi binlerce örnek verebilirm.

      Benim de hayatımda çoktur böyle tepetaklak olma imtihanları. Eşimin rahatsızlandığında o sabah ikimizde işe gidecektik. Sabah 6 da her şey anlık oldu. Yaptığım her müdahale her şey gözümün önünde. O gece de her zaman ki gibi helallik isteyerek uyumuştuk. Eşim 2 rekat namaz kılmıştı gece. Sonra her şey karanlık. 10 gün eşimin sesini duymak şöyle olsun, elini dahi tutamadım, göremedim. Durumu çok riskliydi. 30 belki de 40 yıllık bir süreç çizdiler en iyi ihtimalle. Ben de tıbbi anlamda biliyorum ama insan yinede idrak edemiyor. Eskiden bana 1 hafta uykusuz yaşaması imkansız gelirdi bir insanın, fakültede finallerden önce bile uyumamaya çalıştığım halde uykuya yenik düşer yarım saat sızardım. Ben o günden itibaren tam 1 hafta gözümü kırpmadım. Dua ettim, şükrettim. 1 hafta sonra ilk sesini ben duydum. 10 gün sonra mucize gerçekleşti ve Rabbime hamd olsun şimdilik eşimi bize bağışladı. Tabii süreç uzundu, halen de devam ediyor. O günde elimden geleni yapmaya çalıştım, bu günde, yarın ne gelirse başıma inşallah yarın da. Kişisel olarak ta şimdi yazarken ben bile gülüyorum, inanılmaz gibi gelebilir 3 kez kıl payı ölümden döndüm, 1 kez ciddi ve kalıcı sakatlıktan. (sadece sakatlık olayı henüz açığa kavuşmamışken, -ilk teşhis yanlış çıktı- ambulansta ameliyat için başka bir ile üniversite hastanesine sevk ediliyordum. o sıra Rabbimden ölüm hayırlıysa ölümü vermesi yönünde dua ettiğimi hatırlıyorum :-) )

      Emin olun bunların içinde yaşarken kurulu düzen, başarı veya kibir, ene benim için saçmalıktan öte değil. Ben Rabbimin her yeni yaşattığı günde elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Nasipten öte köy, rahmetten öte başarı yoktur. Kaos Teorisini bilir misiniz? David Ruellenin ”Raslantı ve Kaos” kitabında çok güzel izah edilir. Dünyadaki her şey belli bir enerji harcanmazsa kaosa doğru sürüklenir. Durum buyken kurulu düzen manyağı olmam mümkün değil. Ben her sn son olabilir diye yaşıyorum. Eşimin yüzüne belki bu son bakışım diye bakıyorum vs vs vs. O yüzden bebek gelişiyle bozulacak düzen çok naif, ve varsın bozulsun. Elimden gelen şekilde çabalarım, boynumu büker takdiri Allah’ıma bırakırım…

      Çok uzattım. Hakkınızı helal edin. Bu gece evde yalnızdım. Sizinle sohbet etmişim gibi hissettim.

      Selam ve dua ile…

      • Zeynep diyor ki:

        Nilgün hanim size birsey sormak istiyorum çocuk hekimi oldugunuz için .Aslında burda sormam çok saçma biliyorum ama içim içimi yiyor bu konuda danışmak istedim .Benim 4 yaşında bir oğlum var 1 bucuk iki yaşından beri genellikle geceleri ayak ağrısı oluyor ya da gün içinde eklemlerini gösteriyor ağrıyor diye geceleri yarım saat boyunca sakinlesmeden ağlıyor çocuk doktorumuz büyüme ağrısı dedi .Ben ebe yim bu arada yenidoğan yogunbakimda çalışıyorum .Birlikte çalıştığımız doktorlara da sordum büyüme ağrısı diyorlar ama benim içim hiç rahat değil o kadar acı çekiyor ki yavrum
        altından başka birşey çıkmasından ve geç kalmış olmamızdan korkuyorum .Birde boynunda yag bezeleri büyüyor bir di iki oldu .Yaşadığımız il sağlık bakımından çok geride mesela kalbinde problem ile doğan bebeği sevk sırasında kaybediyoruz .Allah bilir bazen diyorum belki de donanımlı bir yerde doğmus olsa yaşardı .İşte herseyin en kötüsünu düşünen bir hekim olarak size sormak istedim evhamli bir anne olarak .Yaptırmam gereken birinci basamak testler var mı içim rahat olsun diye bununla ilgili sadece romatizma düşünduk çok şükür çıkmadı

        • NİLGÜN diyor ki:

          Esselamu Aleykum Zeynep Hanım;

          Öncelikle mesajınıza geç cevap verdiğim için özür dilerim. Yoğun iş ve aile hayatım ve mübarek günler hasebiyle siteye sık giremiyorum. Eşim nöbetçi olduğu günlerde boş zamanım olursa bakmaya çalışıyorum. Hakkınızı helal edin.

          Eşim için ettiğiniz dua benim için çok kıymetli. Allah sizden razı olsun.

          Sorunuza gelecek olursam öncelikle saçma değil, lütfen öyle hissetmeyin. Evladını düşünen bir annenin nezdimde her zaman geçiş üstünlüğü vardır. Yardımcı olmayı çok isterdim ama sizde bir sağlık çalışanı olarak takdir edersiniz ki burada birkaç satır yazı ile tanı koymak veya tanıya yönlendirmek mümkün değil. Şikayetlerinizden zihnimde birçok tanı oluştu. Ama sizi bu tanıların hepsine birden yönlendirmek en hafif ifade ile size ve yavrunuza acımasızlık olur. Hekim olarak söylediğim ve söylemediğim her şeyden mesulüm. Ve büyük bir vebal taşıyorum. Her hasta veya her soru benim için sırat köprüsü eşleniğidir. Rabbim hatadan ve yanlıştan saklasın, şafii ismine vesile kılsın.
          Yavrunuzun durumuna gelecek olursak iyi bir anamnez ve detaylı bir muayeneden sonra yapılması gereken tetkikler belirir. Sanırım çocuk hekimine gitmişsiniz. Orada 1. basamak tetkiklerin yapıldığını tahmin ediyorum. Basit olarak özetlersem romatizma, brusella, büyüme ağrısı, peryodik ateş sendromları vs bakılabilir. Ama siz de bilirsiniz ki tıpta hastalık yok, hasta vardır. O yüzden uzaktan tanı şansımız yok. Büyüme ağrısı olabilir, ama büyüme ağrısı tanısı bir ekartasyon tanısıdır. Diğer tanılar dışlandıktan sonra konulur. Ve çocuğunuzun kemik yaşı, boy yaşı, yıllık büyüme hızı vs vs birçok etken ölçülür. Benim size önerim öncelikle evham yapmayın, vesvese şeytandandır. Daha sonra sizin için uygun bir izin döneminizde daha farklı bir ilde içinize sinen bir hekime başvurun. Ailenin dr seçme özgürlüğüne saygı duyarım. Ve sizin içinizin mütmain olması hastalığın tedavisi kadar mühimdir. Keşke daha fazla yardımcı olabilseydim. Tekrar geçmiş olsun.

          Selam ve dua ile…

          • Zeynep diyor ki:

            Teşekkürler Nilgün hanim aslında benim istedigim cevapları vermisiniz çok teşekkür ederim .Hiçbir şekilde birinci basamak olarak tahlil tetkik yapılmadığı için kaygilaniyorum. Büyüme ağrısı deniyor ama diğer hastaliklar Ekarte edilmeden söyleniyor bu da beni tatmin etmiyor bir anne olarak.Cok teşekkürler cevap verdiğiniz için tanı koymanizi beklemedim benim istediğim bir çocuk hekimi olarak ne düşünürsünüz ne gibi testler yaptıralim ki içimiz rahat bir şekilde büyüme ağrısı diyebilelim o yüzden sormuştum .

      • Zeynep diyor ki:

        Nilgün hanim hayata çok farklı açıdan bakmama vesile oldunuz .Allah şifa versin esinize en kisa zamanda inşallah. Ben feyza hanımı çok iyi anladım kesinlikle itham etmek için değil kendi iç dünyasını yansittigindan eminim. Ben de hersey bir yana oğlumu sabahları 7 de kreşe bırakıyorum 5 bucukta alıyorum o kadar saat yabancı ellerde yetimhaneye birakmisim gibi hissediyorum.O yüzden çok iyi anlıyorum bir kadın neden çalışmak istemez .

    • Feyza diyor ki:

      Mutlu hanim,
      Utopik gelen kisim nedir ornegin? Bakin burada o kadar siradan bir insan hayatindan bahsediliyor ki. Burada bahsedilen her ne varsa, siradan ve dinibutun bir  ev haniminin zaten rutin olarak yaptigi veya kendisinden talep edilen eylemler.
      Aksine, bunlari bir ev haniminin degil, calisan ve gunluk mesaisinin buyuk cogunlugunu disarida geciren bir hanimin yapabiliyor olmasina taaccub etmeliydiniz.
      Bir kadinin sabah namazindan sonra uyumamasi, evde Kur’an okumasi, geceden herhangi bir sebepten dolayi uykusuz kaldiysa gunduz biraz dinlenip yorgunlugunu uzerinden atmasi, vakit kalirsa bir mesgale ile mesgul olmasi veya birseyler okumasi, cocuklarina annelik etmesi, haftalik sohbet ve ilim meclislerine ya da gunluk evrad-u ezkarina devam etmesi, bir de esi gelmeden evvel kendine cekiduzen verecek yaklasik on dk gibi bir zaman dilimini kendine ayirmasi, yine hayatin ozellikle ev hanimlarinin hayatinin rutin bir parcasi olan misafirlerini agirlamasi gibi gundelik hayata yonelik oldukca siradan maddelerden hangisini utopik buldunuz?
      Bunlar calissa da calismasa da her kadindan beklenen hizmetler degil mi? Gercekci yaklasalim diyorsunuz peki bu yazida hayalperest olan kisim nedir?
      Ben size sunu demiyorum ki, “bir ev hanimi her gece teheccude kalkar, ev hanimi kanatsiz bir melektir, her gun hazirladigi mukellef sofrada kus sutu dahil her nevi gida tamdir ve tam olmalidir, bir ev hanimi askeri disiplinle hayatini idame ettirir ve asla bundan odun vermez. Butun ev hanimlari boyledir ve calisan hanimlar bu sereften mustagnidir.”
      Aksine sizin dediginizin tam tersi olarak sunu soyluyorum;ev hanimligi, annelik ve eslik yeterince bir kadinin dunyasini ve zihnini mesgul eden ve yeri geldiginde kolay ve zevkli ama yeri geldiginde ise oldukca zahmetli bir kulvar. Ve hem cevresinde gozlemledikleri, hem de kendi nefsinde tesbit ettigi zayifliklari hasebiyle bir kadin, butun alanlarda yeterli olamayacaginin endisesini tasiyarak uzerine bir de calisma hayati gibi ekstra zahmetli bir hayatin icine kendisini  seve dileye sokmaktan imtina eder.
      Bu vazifeler toplumun ve cekirdek de olsa aile ve cevresinin kendinden beklentileri. Bunlari her zaman ayni sevk ve istiyakla “yapamayacaginin” bilincinde ve gercekci bir gozle aile kurumunu inceledigim icin diyorum ki, insan kendine de nefes alacak zaman ayirmali. Cunku siz nefes alsaniz da alamasaniz da esiniz eslik, cocugunuz annelik, k.valideniz gelinlik ve anneniz evladlik vazifelerini sizden isteyecekler. Bunun neresi hayalperestlik, tam tersi hayatin merkezinden, kitabin ortasindan konusuyorum.
      O halde kadinin madem bu vazifeleri ustlenmesi her halukarda zaruri, ek olarak bir de keyfi calisma hayatina atilirsa hangisine yetisebilir?
      Acziyetimin farkinda oldugum ve superguclere sahip olmadigim icin is hayatini reddediyorum bilakis. Cunku hepsine yetebilecek enerjiyi kendimde gormuyorum.  Ama onceliklerimi bildigim icin enerjimi bu oncelikler uzerine kanalize etmeyi tercih ediyorum.
      Ev hanimligi sihirli degnek demedim. Hatta Nilgun hnma cevaben yazdigim Kadir gecesi orneginde tam da bu dediginiz duruma dikkat cektim.
      Fakat mademki beklentiler bir ev hanimi ile calisan hanim arasinda musavi, o halde neden gereksiz bir yuk altina kendimi sokayim, bunun yerine enerjimi maddi kazanimi olmayan ama ailevi sorumluluklarimdan arta kalan zamanimi degerlendirebilecegim keyfi hizmetlere yonlendirerek, maasli degil gonullu bir hizmet eri olmaya calisirim. Ama mesai saatlerimi ben belirlerim, cunku gonulludur mecburi degil.
      Bunlar utopik degil. Iki farkli dunyanin ortasinda yasiyorum. Bir yanda tamamen sekulerizme teslim olmus, diger yanda direnen iki farkli dunyanin insanina yakindan sahidim.
      Etrafimda her zaman dile getiriyorum bosanan ve buyuk sorunlu ailelere rastlamadim ve hepsi ev hanimi. Iyi bir es, iyi bir anne, guzel bir ailenin parcalari ve kendilerine de hemcinsleri ile olan sosyal ortamlarina, ilim ve okumalara vakit ayirabilen bu yazinin canli emsali ev hanimlari. Mutkaka sorunlari da olan sizin ve bizim gibi etten ve kenikten insanlar.
      Bakin ne diyorum, bu insanlarin tek derdi yemek pisirmek ve ev temizlemek degil. Kulluk bilincine sadik bir hayat yasayip cocuklarini Islami terbiye ile egiten ve cevresindeki mu’minlere kucak acan ummet suuruna sahip.ev hanimlari. Hicbiri hayal kahramani degil.
      Acziyetimizi ve fakrimizi bilerek o suurla hareket ediyoruz ki ayni anda bircok dalda basarili olamayacagimizin idrakine varmisiz. Ben demiyorum ki, her gun pirzola yiyecegim, ya da cok takvali olup her gun oruc tutacagim. Ben diyorum ki hayatin her turlu hali var ve ben bana dusen vazifeleri en guzel sekilde yerine getirmeye calisayim, rizkima Allah kefildir. Benim gayem Allah’in bana bictigi rolu elimden gelen en guzel sekilde oynayip, bana yuklemedigi bir misyonun altinda ezilmekten kendimi korumak.
      Kulluk bilinci nedir ustelik, aczimizin ve fakrimizin farkinda olmak ama aciziz deyip kendimizi dunya ve ahiret hayatindan soyutlamadan ikisini bir dengede tutarak yasayabilmektir. Bu esnada Allah ile olan kulluk vazifelerimizin yanisira, cevremizdeki insanlara olan mesuliyetlerimizin de bilincinde olup onlarla olan hukukumuza da ser’i olcude riayet ederek yasayabilmektir.
      Yoksa biz nasilsa aciziz deyip.plansiz ve programsiz yasamak midir mu’mine yakisan?
      Mutlaka ayagimiz sendeleyecek, hicbir zaman hayatimiz ayni seyirde devam etmeyecek fakat biz Rabbimizin bize yukledigi yukten fazlasini kendimize yuk edinirsek bu yukun altindan kalkamadigimizda veryansin etmeye hakkimiz yoktur. Bahane bulamayacagiz. Ama O’nun bize gosterdigi dairede hayatimizi idame ettirirken sendeledigimiz zaman dustugumuz yerden kalkmamiz daha kolay olacaktir. Cunku fitratimizi en iyi bilen Rabbimiz, bize hak ve sorumluluklarimizi bu fitrat dogrultusunda bildirmistir. Eksigimiz, kusurumuz mutlaka olacaktir. Bunun icin de Rabbimizin sonsuz merhametine siginiriz.

      • kevser diyor ki:

        Feyza hanım;mutlu hanım İş bulalım çalışalım demiyor ki.siz diyorsunuz ki,ben ev hanımı olduğumda bunun mesai saatini ben belirlerim demişsiniz…bende şahsen buna güldüm.siz nasıl bunu belirleyecekmissiniz ki.bence istediğiniz kadar becerikli olun kabiliyetli olun,iş kocanizin sizi tebrik etmesine bakar.neticede insanız.illa ki tebrik bekleriz.birde o saydığınız günlük rutini hasta olup yatağa düşünce kimse yapamaz bence

        • Feyza diyor ki:

          Kevser hnm,
          Neyin mesai saatini belirleyecegim, oyle birsey yazmadim ki?
          Bakin, bir tarikat ehlisiniz. Cevrenizdeki hocahanimlar icerisinde hic evli insan yok mu sizin, evlenince bu isleri birakip munzevi hayata mi yoneliyorlar anlamiyorum ki, yani daha acik nasil konusabilirim? :)
          Burada mesai saatinden kasit; yazida gecen, siradan “ev isi, annelik ve gunluk kendine ayrilan ufak bir zaman dilimi” Bu kadar.
          Ve yine yazinin ana fikri su ki,
          Bunlari yalnizca “her ev hanimi degil”, “calisan-calismayan her kadin” yapmakla mukellefse eger, “bir ev haniminin” buna “daha FAZLA” imkani/vakti vardir ve daha kolaydir. Bu kadar. Butun yazdiklarimdan, calisma hayati hakkinda yazdigim her konudan cikaracaginiz ana fikir bu kadardi.
          Ha, siz diyorsaniz ki, ” hayir, ben evlenince evimin hanimi olunca dunyadan elimi etegimi cekip hicbir ise karismayacagim”, mumkundur.
          Ama bu sizin tercihiniz ve asil utopik olan budur. Cunku hayat bir sekilde akip giderken siz izleyemezsiniz. Yine sohbetlerinize, derslerinize katilmak isteyeceksiniz. O kadar kolay mi tasi taragi toplayip her isten elini etegini cekmek? Yine ev isi sizden, cocuklarinizin ihtiyaclari sizden ve esinizin ihtiyaclari da bir kadin olarak, “sizden” sorulacak. Ustelik bunlari “esiniz takdir etmese de” yapacaksiniz. Takdir ederse mutlu olursunuz, motivasyonunuz yukselir. Ama takdir gormeyince vazgecme luksu var mi bir kadinin? Benim cevremde, evlendikten ve cocuklari olduktan sonra hanimlar ilmi ve dini faaliyetlerini “esleri yasak koymadigi surece” ve ozel yasamlarindan “arda kalan surede”, kendi imkanlari elverdigince devam ettiriyorlar. Oncelikleri “aile ve evleri olmak uzere”, sair zamanlarini da bu islere hasrediyorlar, oyle olmasa her evlenen tasini taragini toplayip gaiplere karissa muhtemelen ortada “cemaat” diye birsey kalmazdi. :) Kim hizmet verecek bu insanlara?
          Yani biraz daha acamiyorum mevzuyu Kevser hnm, mazur gorunuz.
          Hasta olup yataga dusunce neyi yapamayacaksiniz mesela, anneliginizden mi istifa edeceksiniz yoksa eslik vazifenizden mi?
          Zaten yazida baska deginilen birsey yok ki. Bu iki vazifeyi ve gunluk ya da haftalik ferdi dini vazifelerini yapan “cok siradan” bir kadin profili. Cok hasta oldugunuz takdirde kalkip tablo ya da boyama yapacak degilsiniz degil mi, ya da atesiniz kirka cikmisken siz elinize felsefik bir kitap alip okuyacak degilsiniz :)
          Simdi diyorsunuz ki, bu rutin isleri hasta olup yataga dusunce yapamazsiniz. Izin verin o zaman da dinlenelim. Peki, hasta oldugum zaman, “ev hanimi da olsam,” rutinim bozulacaksa (ki saglikli bir insan zaten farkli birsey iddia edemez), ayni anda “calisiyorsam”, bu mukellefiyetlerimi nasil yerine getirecegim? Degerlendirmeniz gereken nokta yalnizca burasi. Biz de zaten diyoruz ki, “kadinlarin hasta olma, hamilelik, aylik periyodlari vs” gibi sebeplerle hayati akamete ugradigi icin, “eger bir EV HANIMI” ise, en azindan evinde dinlenecek, nefes alacak bir zamani olur. Cunku evde evinin patronudur. Hesap mercii yalnizca esidir ve asgari duzeyde iman da demiyorum, ahlaka sahip her erkek “hasta esine” insani bir anlayis gosterir ama is ortami bu kadar “esnek” degildir ve akliniza estigi gibi izin alip evde ” dinle-ne-mez-si-niz”.
          Yani konu boyle garip yerlere dogru hizla surukleniyor ve bu son yorumla beraber “calisma hayati hakkinda” tum fikriyatimi dile getirmis oldugumu dusunup, daha fazla kalem oynatmamam gerektigine inanarak bu mevzuyu da kendi nezdimde kapatiyorum. Daha acik yazamiyorum, bu kadar oluyor. :)
          Selametle.

          • kevser diyor ki:

            Ben çalışırken rahatsızlandıgimda hasta olduğumda rapor alıyordum.isyerimde sonuçta bişey diyemiyordu ne diyecek ki hastalık bu sonuçta.hastaneler rapor veriyor evimde dinleniyordum. Bakın siz bizi anlamadınız galiba.biz çalışalım demiyoruz zaten.ancak ev hanimligi da dört dörtlük yapılamıyor bunu kabul edin lutfen.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Verilen işin altından kalkamayan ve hüngür hüngür ağlayan kadınlar aklıma geldi teselli etmeye çalıştığımız, biz söylesek kızarlar özel gününde misin diye ancak arada bir sapıtıyorsunuz deyince hemen özel günlerimiz var, kafam iyi değil günümde değilim vb. oluyor :)

            Ne desem boş. Hele bir gelin bizim buralara. Bir kere tesettür varsa hiç şansınız yok, tarz giyinmiyorsanız yine yok, etek varsa kısa ya da mini olacak dar kot fiks. Beyaz bluzun altına da siyah ya da turuncu iç çamaşırı giymeyi de unutmamak gerekiyor. Sırt dekoltesiz ve topuklu ayakkabısız da olmaz. Çalışmıyorsanız da olmaz. Kaldı ki çalışan kadın olmak da yetmiyor, kariyerli bir meslek olacak, öğretmenlik bile bazen kesmiyor. Çocuk mu en fazla bir tane…

            Bu anlayış durup dururken mi yerleşti zihinlere, hayır. Taviz vere vere aman canım ne olacak diye diye bu hale gelindi. Suda kaynayan kurbağa deneyi gibi.

            Sayın genç kardeşlerim bu sitede birbirimizin kıymetini bilmeliyiz. Var olan kazanımlarımızı geliştirmeliyiz. Modern düzene uydurmaya çalışmamalıyız. Benim nadide arkadaşlarım ve abilerim var Allah onlardan razı olsun, yoksa bu hayat yaşanmazdı herhalde…Doktor hanımı reddedip hafize ve çalışmayan hanımla evlenen dostlarım var. Arabaları belki eski ve küçük, evleri kira ancak çift maaşlı insanlardan daha mutlu ve huzurlular. Şu var karı koca çalışanlardan da mutlu olanlar var. Bu kişiler de zihniyetini kaybetmemiş ancak mecburiyetten çalışan kadınlar. Benim gördüğüm şu. Bir zaruretten dolayı kadın çalışıyorsa ama zihniyeti müspetse Allah kadının aileden uzaklaşması kaynaklı açığını kapatıyor bir şekilde. Peki ya üç kuruş için aileden uzaklaşan kadınlar, Allah onlara daha da fazla mal versin…

          • Feyza diyor ki:

            Mutlu hnm haklisiniz ama zaten sizle ayni seyi anlatmaya calisiyorum. “Ev hanimliginin da kendi icinde zorluklari vardir ve cocuk yetistirmek keyifli ama bir o kadar da mesakkatli bir istir. Bu yuzden bunca mesuliyetin altinda bir de ekstra yukler, ekstra mesai insani cok daha yorar elbette,” derken sizden farkli birsey savunmuyorum, ev hanimliginda hersey dort dortluk gidecektir diye birsey demedim ki. Elinizden geleni yaparsiniz, oldugu kadar. Gayretiniz Allah rizasi icin calismak olsun da gerisine Allah vekil. Cocuklarin da olumsuz huylari olacaktir tabi, her ev hanimi mukemmel olup pirlanta gibi cocuk yrtistirecektir diye bir kaide yok ama en azindan cocuk ilerde bunu annenin hayatindaki yokluguna fatura etmez. Ya da anne de elinden geleni yaptigina inandigi icin doyasiya ysninds oldugu cocuguna karsi vicdan azabini bu denli yogun yasamaz. Bakin calisan hanimlar cocuklarina karsi derin bir teessur ve sorumluluk hali icerisindeler.
            Evli degilim ama her yas grubundan kadinla icice oluyoruz. Donemine gore genc kiz, bazen cocuklar, bazen daha kucukler ve bazen de evli hanimlar. Yani bu saydiklarinizi gozlemlememek, bilmememek ve katilmamak mumkun degil ki.
            En basitinden, Allah bagislasin iki evladiniz varmis. Ablamin ise uc evladi var. Icini disini en iyi bildigim kadin.
            Ilk iki cocugu arasinda bes,ama ikinci ve ucuncu arasinda iki bucuk yas farki var. Haliyle epey zorlandigi donemler oldu. Ozellikle hamilelikler, birinin dogumu digerinin tuvalet egitimi donemine denk geldigi icin, birinin uyku duzeni tam oturmadan digeri bebek oldugu icin, bir de ayni donem birinci sinifa giden diger en buyuk cocugunun mesuliyeti, okula goturme getirme, dersleri vs..hep onun yani evin haniminin uzerindeydi.
            Yeri gelip ev hanimi oldugu halde evde yemek pisiremedigi, gece uykusu henuz duzene girmemis iki kucuk cocugunun arasinda pinpon topu gibi gece boyu gidip gelmekten ve duzensiz yerlerde uykudan bel agrilarina muptela oldugu, evin oyuncaktan savas alanina dondugu zamanlarini iyi biliyorum.
            Yani dediklerinizde haklisiniz bir ev hanimi da bu isleri her zaman dort dortluk ve istiyakla yapamaz. Ama benim oyle bir iddiam olmadi ki zaten.
            En azindan gece boyu uyuyamadiginda, gunduz esi gittiginde islerini toparlayip, cocuklarini ogle uykusuna ayni anda yatirip kendi de o esnada bir iki saat uyuyarak enerjisini toparlayabiliyordu. Cunku baska turlu basa cikamiyordu. Bunu bir ev hanimi yapabilir ama calisan bir hanim gece uykusuz da kalsa gunduz ise gitmek zorunda ve bu kadini yipratir.
            Veya ornegin yeri geliyor cocuklar enerjisini atamadigi zaman ve bilhassa kis aylarinda, ev islerine onlari ortak ederek hem onlara mesgale ve gorev verip ortak zaman geciriyor, hem kendi de o esnada islerini halletmis oluyor. Mesela kucucuk yegenimin lavaboda mutlu mutlu balik ayikladigini ve digerinin de yerde marul yapraklarini ayirdigini biliyorum :) bunun gibi bircok sınırsız annelik hayalgucu cozumleri.ikisi de cok afacanlar ve sozkonusu yaramazlik oldugu zaman munferiden degil isbirligi icinde hareket ediyorlar. Birinin boyu yetmedigi yerde digeri imdadina yetisiyor orn. Ne yapsin anneleri oturup aglasin mi, en azindan kendi cocuklarim ve yanimdalar diye bunun da ustesinden gelmeye ugrasiyor.
            Yani her ise onlari da ortak ederek bir sekilde oyuna donusturerek cozum uretiyordu. Burada guzellik en azindan cocuklarinin yaninda olmasi. Zorluk her halukarda var haklisiniz. Ama bu zorlugu disarda yasayacagina evde cocuklariyla beraber yasiyor. Bunu anlatmaya calisiyorum. Cocuklar mutlu buyuyor en azindan.
            Yorulacaksa da ev hanesi icin yoruluyor, ayni emegi calisiyor olsa disarda misliyle ve alakasi olmayan islere yine verecek ve yine hicbirsey duzenli,planli olmayacak. Cocuk evde yine cocuklugunu yapacak, tabiki biblo ya da sus bitkisi degiller. Bir ara esi dahil ailece oturup manti yapiyorlardi mesela hem faaliyet hem yemek. Gece uykusu duzene girdikten sonra cocuklarinin, gece sessizliginde haftasonlari esiyle oturup yukarida yazdigim gibi hobilerle ugrastiklarina cok sahidim.Gunduz onlara da bu hobilerle ilgili ufak tefek gorevler verip hem el becerilerini gelistirip hem o da kendi mesguliyetini yapiyordu. Tabi her gun degil ki ara sira. Bunlardan dolayi yoruluyor, her gun ayni isleri yapmak bir ev hanimini da elbette zaman zaman bunaltiyor buna itirazim yok fakat, her ne kadar goze gozukmese de, cocuklarini kendi yedirdigi, besledigi, onlarin yaninda olabildigi icin, duse kalka da olsa ev hayatini kendi tanzim ettigi ve dis mudahalelere firsat vermedigi, ucuncu kisilere ihtiyac duynadigi icin rahatsizlik ve ic huzursuzluk yasamiyor. Bu serzeniste bulundugunuz durumlardan her ev hanimi sikayetci ama calisan hanimlar da bu islerden muaf degiller ki.
            Her isi mukemmel yapma degil, gereginden fazla yorulmadan ve yipranmadan yasamaktan bahsediyorum. Yeri gelir mukellef sofra kurarsiniz, yeri gelir yumurta kirarsiniz. Mesela cocuklari simdi biraz daha buyudu ve simdi her anlamda kendine de cocuklarina da esine de vakit ayirmakta eskisi gibi zorlanmiyor. Yani birer surec hepsi. Depresyona girecek kadar bir sorun yasamadi bu tempoya ragmen. Tatli yorgunluklar.
            Zamanla baska dertler. Okul dersler vs. Sanirim hayata bakis acisiyla ve cozum odakli yasamakla da ilintili.

            Yani dertler zorluklar hayatimizin mutemmim cuzu bundan kacis yok. Ama hangi dertleri dert edindigimiz muhim olan. Dert edinmemiz gerekenleri mi dert ediniyoruz, yoksa ekstra dertler de mi satin aliyoruz?
            Kadinlarin evden kacmak gunu kurtarmak icin sohbet ve ilim meclislerine katildiklari gorusunuze katilmiyorum. Birseyler ogrenmek, korelmemek icin Allah rizasi icin okuyor ve okutuyor ekserisi. Dunyevi telasenin icinde kaybolup gitmemek ve ahirete yatirim icin. Manevi takviyeye, ek gidaya her insanin ihtiyaci var yalnizca ev hanimlarinin degil ki. Gun vs gibi kadin toplantilarini bilemiyorum ama o konulara yabanciyim.
            El islerini kimisi kafasini dagitmak icin, kimi yogun hayatina ragmen kermes ve yardim kuruluslari icin vicdani bir borc acisindan kimi de mutfak harcligini cikarmak icin yapiyorlar. Yani degisiyor. Kimi hic yapmaz mecbur degil ki.
            Kisaca ev hanimliginin nankor olsa da evdeki huzurun temini ve cocuklarinin yaninda olmasi ve gunaha bulasmama gibi artilari cok fazla. En azindan temiz bir ortamda cocuklarinin buyudugunu gorerek ve disardan goze gozukmese de kendisi geri donup baktiginda cocuklari ve ailesiyle beraber bircok ani biriktirdigini gorerek yoruluyor ev hanimlari. Bu disarda calisip akli evinde ve cocugunda olan hanimlarin yorgunlugundan daha guzel. Rahatlik istersek hayatta suresiz rahatlik yok ama Allah onumuze tercihler sunmus ve kiyaslayarak en dogru, fitrata en yatkin tercihi yapmak bizim elimizde. Bazi zaruri haller olur insanin hayatinda ya da herseyi mutedil bir dengede goturebilen calisan hanimlar uzerine alinmasin bu yazdiklarimi. Onlarin durumu benim bahsettigim konunun disinda kaliyor.
            Sizin adiniza yazmis olsam da bu cevabi, aslinda umuma hitaben ve son kez konuyu toparlama adina yazdim. Bir mevzu ne kadar konusulursa o denli sahsilesip alinganliklara birakiyor yerini. O yuzden bu konu hakkinda daha fazla konusmamin yersiz olduguna inaniyorum.Allah herkesin tercihlerini hakkinda hayirli kilsin. Cumlenin yuvasina huzur ve istikamet nasip etsin.
            Cumleten hayirli Ramazan-i Serifler.
            Hoscakaliniz.

          • kevser diyor ki:

            Feyza hanım iyi yazıyorsunuz hoş yazıyorsunuz da.siz karşı tarafın yani erkeğin devamlı çalıştığını,gelen paranın hiç kesilmedigini varsayarak bunları yazmışsınız.benim bazı arkadaşlarım var kocaları 6 -7 aydır işsiz….bu durumda gündüz yemeğimi yaparım 2 saat de uyku çekerim sohbete de katılırım diyemiyorsunuz maalesef…öyle el işiyle falan da 6 ay gibi bir süre koskoca evde donduremezsiniz.hayat bu sürprizlerle dolu.evli bir erkeğin işsiz kalması durumu ne kadar zor.bunu yürüyen bir ölünün yaşadıkları yazısındaki kadında yazıda diyor ya:bi erkeğin hergün evden dışarı gitmesi için bir sebebinin olmaması ne demek mis şimdi anladım diyor ya.ayrıca hadi diyelim adamın maddi problemi yok.çocuğu olmayan çiftler tanıyorum.8 -9 yıllık evli.birbirlerini seviyorlar sevmesine ama Allah çocuk Nasib etmemiş.olmuyor.öyle olunca da kadınlar cocuksuzluktan sıkılıyorlar bunaliyorlar.belki bi çocuk olmuş olsa mesaisini ona harcardi ama o da olmayınca sanki boşlukta gibi bi yaşantıları var.bu kişi başka şehirde yaşıyor.ve duyduğuma göre kendine bir iş bulmuş 1 senedir çalışıyor.ne yapsın garibim.evli ama bir mesgalesi yok.o kadar dua ediyorum ki onun için.bir çocuğunun olmasını çok istiyor ama olmuyor.işte Allah herkesi bir şeyle imtihan ediyor.öyle hiçbir yer süt liman değil.

          • Feyza diyor ki:

            Kevser hnm,
            Zaruret icabi calisan hanimlara bir sozumuz olmadigini daha once bircok kez zikrettik. Esi issiz kalip calismak zorunda kalan hanimlar zaten bu zaruriyat durumunun icerisine giriyor. Tahsilli olmayan hanimlar evinde cocuk bakabiliyor ya da erkeklerim yogun olmadigi ortamlarda kadinsi yeteneklerinin ihtiyaci olan islere yonelebilir. Tahsilli ev hanimi tanidiklarimdan calismak istemeyenler evde bes alti kisilik ogrenci gruplarina ders veriyorlar. Ozellikle teog oncesi hazirlik icin bu durum oldukca avantajli ve bu sekilde birkac grup olusturunca yeterli bir gelir kaynagi. Yani is basa dusunce mutlaka Allah bir cikis yolu gosterir.
            Cocugu oayan hanimlar ise durumlari iyiyse, kendilerini manevi hizmetlere adayabilirler. Bir abla vardi tanistigimda on bir yillik evli, psikolojik acidan cokuk durumdaydi. Cocugu olmadigi ve gordugu tedavilerden de sonuc alamadigi icin hayat enerjisi tukenmisti. Bir sure can sıkıntısından calismis ve ben de kendisini calistigi yerde tanidim. Beni alisveris yaparken kendine yakin hissetmis ve tanimadigi halde yana gelip dua icin ricada bulundu. Bu sayede tanisinca kendisinin durumuna uzuldum ve irtibatimi kesmedim. Calistigi yerde uzun sure duramadi ve oradan cikti. Kendisine sunu telkin ettim her zaman, cocugunuz yoksa bu esnada olusan zaman bollugunu kendi lehinize bir avantaja donusturebilirsiniz. Hem manen mutlu hisseder ve maddiyatin doyuramadigi ruhunuzdaki boslugu manen doyurarak bu sorununuzun ustesinden gelir, hem de insanlara hizmet ederek belki de uc bes cocuklu bir ailenin yapamadigi hizmeti siz yaparsiniz. Kendi cocuklariniza edemediginiz hizmeti ummete ve ummetin cocuklarina ederek ayni belki daha fazla sevabi alirsiniz. Bunu telkin ede ede bu ablamiz derslere katildi. Zaten dine donuk bir yasantisi vardi ve aldigi ilim ona terapi oldu. Biraz okuyarak, okudugunu okutarak yogun bir temponun icine girdi ve simdi yuzu guluyor mutlu. Allah razi olsun diye dua eder her zaman.
            Yani insanin yeter ki bos zamani olsun. Degerlendirecek oyle cok alan var ki. Calismak disinda insanin kendini gekistirip ic huzura erisebilecegi cok guzel imkanlar var bir ucundan tutalim yeter ki. Herkesin kabiliyetine ve istidadina gore.
            Ben bunlari yaziyorum, benim fikrim degismez. Ama herkesin yasamina ve tercihine saygi duyarim. Herkesin hayati sahsina munhasir. Bunlar genelgecer kurallar degil ve nitekim gecmedigi yerler de malum :)
            Tesekkur ederim fikrinizi beyan etmissiniz. Siz zaten evli degilsiniz. Daha once de demistim, varsa dini hassasiyetinize izen gosteren bildiginiz kurumlar calisin. Yani muhim olan sartlar diye dusunuyorum. Ev hanimi olup esi de hayirli olan ve bu hayatindan sikayet eden hanimlarimiza ise dua ediyorum. Allah elindeki nimetin sukrunu eda edebilmeyi nasip etsin. Bu devirde buyuk bir nimete sahipler sorumluluk sahibi ve hayirli bir beyefendinin esi olduklari icin. Allah cumlenin evine huzur ve fuyuzati hakim kilsin, her turlu sufliyattan uzak eylesin. Amin.
            Hayirli geceler :)

    • kevser diyor ki:

      Mutlu hanım,yazdıklarınız çok doğru.canu gönülden sizin bu yazdıklarınızı tebrik ediyorum.o kadar doğru ki yazdıklarınız….ancak bu kadar iyi ifade edilebilirdi heralde…çok doğru…

  14. Sadece Fatih diyor ki:

    Çalışan kadınlarla ilgili şu tespitimi paylaşayım.

    Benim çevremde çalışan kadınlar çocuk olana kadar pek sıkıntı yaşamıyor hatta insanlara tatlı geliyor iki maaş. Peki kadın sadece çocuklarına karşı mı sorumlu? hayır. Kocasıyla da ilgilenmesi gerekiyor. Peki bunu nasıl başarıyorlar? İşte geldik mi yine flörtün zararlarına. Neredeyse istisnasız flört ederek evlenen bu çiftler ki genelde en az üç sene “çıkılır”, cicim aylarını evlenmeden önce yaşadıklarından evlendikten sonrasına pek bir şey bırakmıyorlar, böylece birbirlerine zaman ayıramamanın yokluğunu hissetmiyorlar. Flörte bulaşmadan evlenen bir çift düşünün erkek çalışıyor yorgun, kadın çalışıyor yorgun, eve geliyorlar yorgunluktan ikisi de birbirine zaman ayıramıyor. Erkek ve kadın birbirinde sükun bulamıyor. Bu evlilik ne kadar sağlıklı olabilir ki? Flört etmedikleri için aralarında evvelden bir duygusal bağ oluşmamıştı. Elbette gönülleri birbirine ülfet etmese evlenemezlerdi, bir yakınlık var arada. Ancak bu yakınlık sadece bir çıra gibi. Gerçek sevgi ateşini yakana kadar bir süre gönülleri ısıtacak olan enerji. Çıra yanıp biterken sobadaki ateşi yakamazsa eşler arasında oluşmayan duygusal bağ evliliği ya bitirir ya da ev arkadaşlığı haline getirir…

  15. NİLGÜN diyor ki:

    Esselamu Aleykum Feyza hanım;

    Umarım iyisinizdir. Muhtemelen beni hatırlamazsınız ama ben de pek yorum yapmadan okuyucu kısımda yer alan site sakinlerindenim. Hemen hemen bütün yorumlarınız gibi akıcı bir yazı olmuş. Yalnız diğer birçok yorumunuza katılsam bile bu yazınızın beni üzmediğini söyleyemeyeceğim. Kendi açımdan tek taraflı ve yargısız infaz içeren cümleler mevcut. Uzun olursa mazur görün ama şu an çok meyusum.
    Yazınızın başlangıcında belirttiğiniz zorunluluk sebebi olmadan çalışan bir kadınım. O sebeple sizin de dediğiniz gibi yazıyı üzerime alınıyorum. Ve kendi yaşantıma göre cevaplamak istiyorum. Birbirimizi daha iyi anlamak için belki madalyonun diğer tarafına da bakabiliriz.

    Genel olarak sitedeki çalışan kadına bakış açısını biliyorum. Açıkçası polemiği hiç sevmediğim ve bir iki yorumcuyla üslup açısından iletişimi uygun görmediğim için genelde sessizliğimi korurum. Ama bu yazıdaki ithamlar şahsen çok ağır geldi. Yorumlarınızdan tanıdığım kadarıyla görüşlerinizi ve üslubunuzu sevdiğim bir kardeşimsiniz. Sizin yazdığınız maddelere sırasıyla cevap vermeye çalışacağım. Yalnız sizden ve okuyan herkesten tek bir ricam var; cevaplarım kendi hayatımdır, mutlak doğru değildir, ve kendimle ilgili bir cümlede aksi durumları yerme manası hasıl olmaz.

    Bismillahirrahmanirrahim;

    1- Allah-u Teala’nın kadın ve erkeğe biçtiği rollere karşı çıkmak sanırım iman eden hiçbir müslüman için mümkün değildir. Zaten ikisi birbiriyle bağdaşmaz. Ya biri yada diğeri. Hele de cümlenizde geçen ”hükmü kapitalist düzen için harcamaz, yok saymaz” ifadeleri çok çok çok ağır olmuş. Çalışan bir kadın olarak benim öyle yaptığımı size düşündüren nedir acaba ? Cümleniz imanımı sorgulama noktasına geldiğinin farkında mısınız? Hele de bunun nedenini adi bir kağıt parçasına bağlamak. Üzüntümü tarif edecek kelime bulamıyorum. İnanın çalışmamdaki nedenlerden biri para değil. Şu anda bile çok daha az çalışarak çok fazla para kazanabileceğim pozisyonlar mevcut olmasına rağmen istemedim, istemiyorum da. İnancıma aykırı iş yapıp dudak uçuklatacak meblağların gözümde pul değeri olmadı, olamazda.

    2- Obssesif bir insan değilim, çok saçma kuruntularım yok. Ama her müslüman gibi geleceği düşünür, iyi gün gibi kötü günlere de kendimi, ailemi, arkadaşlarımı, milletimi hazırlamaya çalışırım. Bu çaba sadece maddi olarak zannedilmesin. Fikren, bedenen, ruhen de hazırlıktan bahsediyorum. Mesleğim ve yaşantım gereği çok fazla bir anda değişen hayatlar görüyorum. Tevekkül tedbire engel değildir. Zaten tevekkülsüz çalışma ve tedbir de bir kazanç sağlamaz. Ama tedbir ve çalışma müminin olmazsa olmazıdır. Ayette denildiği gibi ” Biz her insanın kaderini çabasına bağlı kıldık.” Siz ayeti benden daha iyi bilirsiniz. Bu çaba hayatın her alanında. Tabi ki sadece iş değil ama o da görmezden gelinemeyecek yoğun bir çabadır.

    Sizin kuruntu diye nitelendirdiğiniz, hayatın olabilecek imtihanlarına kendimden örnek vermek isterim. Allah’a binlerce şükür mutlu bir yuvam, ilerde beraber haşrolmayı istediğim gözümün ışığı, gönlümün sevinci mümin bir eşim var. Eşimle aynı meslek grubundayız. Yaşlarımız 30 un altı. Eşim ne yazık ki ciddi bir sağlık sorunu geçirdi. İşten ayrılmak zorunda kaldı. Çok sıkıntılı günlerden geçti, geçtik. Yaklaşık 1 yıl sürdü, azalmaya rağmen tamamen düzelme zaman alacak. Özel konulara çok girmek istemiyorum ama tahmin edebileceğinizden çok daha sıkıntılı durumlardaydık. Rabbime binlerce şükür, biz kullarına imtihanlar verdi. Kendine yaklaşma fırsatları sundu. Bu süreçte tabi ki ben çalışıp, sadece bizim aile değil, eşimin ailesine ve kendi aileme destek oldum. Eşim bu süreçte elbetteki üzüldü ama hiç yoktan geçim kaygısına düşmedi. Üniversitede okuttuğu kardeşi sıkıntıya girmedi. Evlendiğimizden beri kazancımız ortak olmasına rağmen maaş kartımı eşim istememişti. Bu süreçte ben zorla ona verdim. Biliyorum o çok üzülüyor. Zaten ince düşünceli bir insan. Maaşımı çekip ona vermeye bile utanırım. Çok çirkin bir durum olurdu. Eşim çeksin, içim daha rahat etti. Bu imtihanlar başımıza ilk geldiğinde kayın babam bana boşanmak isteyip istemediğimi, boşanmak istersem anlayışla karşılayacağını söyledi. Çünkü önümüzde belki 30-40 yıllık bir süreç duruyordu. İlk defa kayın babama kızdım. Bir daha bahsi geçmesin dedim. Rabbime hamdü senalar olsun 30-40 yıl biçilen zaman 10 günde hızlı bir gerileme gösterdi, 6 ayda hafifledi. Yeniden sıkıntı yaratır mı bilmem ama Rabbime dua ve tevekkül ediyorum. Çok şükür normale dönüyoruz. Bu süreçte sizi temin ederim ne tevekkülümüz ne de inancımızda eksilme olmadı, arttı. Tabi ki çabam da arttı.

    3-Rızkı verenin Allah’u Teala olduğunu bilecek imana sahibim çok şükür. Hatta dediğiniz ifadeyi ben daha da arttırıyorum, israfın ve kanaatsizliğin olduğu yuvalarda eve iki üç değil on maaş da girse, bereketi olmayacağının çalışan bir kadın olarak ben de farkındayım. Bunu fark etmediğimi size ne düşündürüyor? Sabah namazlarından sonra uyumuyorum zaten. Kur’an okuduktan sonra akşam pişireceğim yemek varsa onun hazırlığını yapıyorum. Eve geldiğimde yemek hazırlanması 30-40 dk yı geçmiyor. Evimizde bol bol kuran okumaya gayret ediyoruz. Allah ondan razı olsun eşimin tilaveti çok iyidir. Benimki maalesef o kadar değil.

    4- Bu maddedeki cümlenizin neresine cevap vereceğimi şaşırdım. Kocama karşı ne demek. Kocam benim düşmanım mı? Evimin reisi, sığınacağım otorite, beni Allah’ın kendisine emanet ettiğim kocama karşı nasıl bir güç davası olabilir. Kocama karşı ben saygı duymaz ve en az bir adım gerisinde durmazsam, eşim evin reisliği ve kavvamlığını nasıl yerine getirebilir? Ailede iki başlılık olur mu? Bir ülkenin iki kralı, bir namazın iki imamı olamayacağı gibi bir evin iki reisi olabilir mi? Böyle hastalıklı bir durumda o ülke batar, o namaz kabul olmaz, o aile dağılır. Bayan arkadaşlarımla bu meseleyi konuştuğumda reislik kısmında namaza bakın diyorum. Allah’u teala herkesin duracağı yeri belirlemiştir. Haşa kendimi yaratıcımdan daha mı iyi bileceğim. Bizim evde her türlü ünvan kapımızın dışında kalır. Her durumda bir adım gerisinde kalmaya özen gösteririm. Mesela 18 yaşımdan beri her gün araba kullanan biriyim. Evlendiğimizde benim arabam vardı. Eşiminki yoktu. Daha sonra eşime de aldık. Eşimden teknik olarak daha iyi araba kullanmama rağmen uzun yollarda dönüşümlü kullanmak haricinde eşimle arabaya bindiğimizde asla direksiyona geçmem. Eşimle birkaç maddi hasarlı küçük kaza geçirmemize rağmen tek kelime etmedim. Ama düzeltmesini istediğim teknik bir yanlışı varsa başka kişi ve olaylar üzerine söyledim. O zaten anladı. Biz bu haldeyken eşim rahatsızlanınca onu her yere, tedaviye vs ben götürdüm, getirdim. Ehliyetim olduğu ve sarsmadan güzel kullanabildiğim için Rabbime şükrettim. Evet yeteneklerim, becerilerim, başarılarım var. Ama eşime karşı değil. Bunları eşimle beraber yaşadığımız imtihanları vermeye çalışırken kullanıyorum.

    Maddenin ikinci cümlesine yorum bile yapamayacağım. Hiç öyle bir sorunsalım olmadı. Ama cümleyi de sizin zerafetinize yakışmayacak derecede kaba bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim.

    5- Henüz bir evladım yok. O yüzden diğer maddeler gibi olanı değil, yapmayı düşündüğüm durumları aktaracağım. Allah çocuk nimetini de bahşederse o zaman bakıcıya bırakmayı düşünmüyorum. Gerekirse ücretsiz izin veya belli bir süre çalışmamak da olabilir. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ki ne yazık ki toplumca orta yolu bulmada sıkıntı yaşıyoruz. İfrat veya tefrite kaçıyoruz. Allah nasip ederde evladım olursa ona zarar verecek derecede aşırı korumacı davranmayı düşünmüyorum. Eskiden 4 yaşında uzaklardaki medreselere yatılı verirlermiş. Kuranı Kerimi 5 yaşında hatmetmek 6-7 yaşında hıfz etmek normal sayılırmış. Sadece din alimlerinden veya menkıbelerdeki ulu zatlardan bahsetmiyorum. Rahmetli dedem de öyleydi. Şimdiki çocuklar konuşmaya bile giderek o kadar geç yaşta başlıyorlar ki. Veya tuvalet eğitimi 5-6 yaşında bile halen tamamlanmamış o kadar çok çocuk var ki. Şimdiki annelerin ekseriyatı çocuklarına haşa neredeyse tapıyor. Anneler resmen efendilerini doğuruyorlar. Bunun kılıfı da çok seviyorum, ben çok merhametliyim oluyor. Fiziksel özellikler bir yana ahlak, edep, anlayış, iman konusu içler acısı. Bazı okulların önünden ağlayarak geçtiğimi bilirim. Eline verilen tablet veya telefondaki oyunu veya videoyu açmasını, oyunda yüksek puan almasını çocuğunun zeka göstergesi olarak sunan çok insan görüyorum. Bilmiyor ki, bunları yapmak için kaba tabirle işlemci hücre dediğimiz beynin gri nöronlarına ihtiyacı yok. Alt düzey nöronlar kullanılıyor. Ve asıl zeka dediğimiz şey ölüyor. Bu çok küçük bir örnek.

    Bu konuyla alakalı çok doluyum, bıraksalar 10 sayfa yazabilirm. Ve gözlemlerim her yaş grubundan, her sosyo-kültürel tabakadan, her ekonomik durumdaki, hatta birçok inanç, mezhep, tarikat, cemaat grubundan ebeveyni kapsıyor. Hem çevrem çok geniştir hem de işim gereği günlük ortalama 100 aile görüyorum. Birçoğuyla defalarca görüşüyorum. Anlattığımın eksiği var, fazlası yok.

    Son olarak bu maddedeki çalışan kadınlara kastettiğiniz özellikleri de ben merhametsizce buluyorum. Ben çocukları elime aldığımda içim titriyor. İçimden dualar okuyorum hayırlı bir kul hayırlı evlat olsunlardiye

    6- Çok güzel, çok yoğun ve fıtratıma uygun bir mesleğim var. Yorulmadığımı iddia etmeyeceğim. Ama ben eve gelip eşime yemek hazırlarken, veya eşim için hazırlanırken dinleniyorum. Her işimi planlı ve düzenli yaptığım için öyle uzun zamanlar harcamıyorum. Annemin hakkını yemeyeyim. Elimin çabuk olması eskiden beri bana iş öğretmesi ve yaptırması nedeniyledir. Cumhurbaşkanı da olsan evinde evinin hanımı olacaksın derdi. Yabancıları benim arkamdan nasıl annesi var, kızına hiçbir şey öğretmemiş diye konuşturtma derdi. Eşim hem helal kapsamında hem de damak tadı olarak dışarıda çok az yer. Belli başlı gittiğimiz yerler vardır. (oralarında mutfaklarına bir şekilde girmiş, etleri vs nerelerden aldıklarını teyyit etmiştir) Hülasa yemekleri çoğunlukla evde ben yaparım. Hafta boyunca yapacağım yemekler bellidir, sabah namazından ve kurandan sonra ek hazırlık gerekiyorsa yaparım. Eve gelince her şey kolaydır. Yemekler hazırlandıktan sonra kıyafetimi değiştirir (eşime hitap eden kıyafetler giyerim), eşimi yemek kokusuyla karşılamamaya özen gösteririm. Koku konusunda çok hassasım ve üstüm kokarsa ben de rahatsız oluyorum. Eşim gelince zaten onu karşıladığım anda tek meşgalem o olur. Eğer çok yorgunsa fazla sohbet etmem. Yemekten sonra uyur. Yatsı için uyandırırım. Değilse zaten zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. (Tabirin Türkçedeki karşılığını bilmediğim için kullanacağım) Feminenlikle ilgili çok şükür bir sıkıntım yok, eşime muamelem de o şekildedir. Kendime bakarım. Daima kıyafetlerime, evde kullandığım parfümüme,yediklerime konuştuklarıma, izlediklerime, duyduklarıma dikkat ederim. Yapı itibariyle neşeli, hareketli bir insanım. Metabolizma derken enerjisini kastettiniz herhalde. İnanın enerjinizin ve gücünüzün farkına varsanız kendiniz bile çok şaşırırsınız. Ve evet gayet güzel de ilgilenebilirsiniz. Ben eşimle sohbet ederken, kitap okurken, ders yaparken, yemek yaparken, gezerken, hatta spor yaparken bile dinleniyor deşarj oluyorum. Başarılı insanlara baktığımda yaklaşık 3-4 saatlik uyku gibi diğerlerini hayrete düşüren yaşam enerjileri var. Günümüz insanlarının çalışmaktan değil tembellikten yorulduklarını düşünüyorum.

    Yerini dolduran kadın derken kastetiğiniz sadece kadınlar açısından değil, erkekler açısından da kötü. Evlilik yürümezse buradaki birçok erkek gibi boşanırlar. Helal daireden çıkacaklarını düşünmüyorum.

    7- İbadetlerimi Allah’ıma şükür eksiksiz yapmaya çalışıyorum. Bu konuda karşı çıkmayacağım. İbadetlerimi yapacağım ortam gerçekten dört dörtlük değil. Ama var. Hamd olsun yapabiliyorum. Zaten benim parolam iman varsa imkan da vardır. Zikir konusunda emin olun hiçbir kimse, hiçbir durum karşıdan baktığınız gibi olmayabilir. Ben iş yerimde Allah’ımın o güzel isimlerinin ve kudretinin tecellisiyle her an iç içteyim, ve değil dil ile söylemek bildiğiniz mucizeleri yaşıyorum Hele de kudretine vesile olabilince o haz anlatılabilecek bir şey değil. O maneviyat da çok farklı.Belki sizinle muhteşem bir güzelliğin farklı taraflarını yaşıyoruz. Ama aynısı olamadı diye diğer güzelliği yok saymak sizce de biraz haksızlık olmuyor mu?

    8- Kitap benim vazgeçilmezimdir. Okumayı öğrendiğimden beri aralıksız okurum. Dolayısıyla çok hızlı okurum. Okulda teneffüs aralarında kitap bitirirdim. Babamın özel isteğidir. Bana ilk ayeti öğrettiğinde çok heyecanlanmıştım. Rabbimin ilk ayeti benim ilk öğrendiğim ayet oldu. OKU!!! o ne büyük nimettir ki şükrünü nasıl eda edecağimizi bilemiyorum. Çok farklı türler, fikirler, dünyalar. Zaten mesleki gelişimim için de ayrıca devamlı mesleki kitaplar, makaleler okumak durumundayım. İşe giderken ki çantamda en az iki kitap bulunur. aralarda okurum. Hobi konusunda çok şanslıyım, aile bu konuda çok imkan sağladılar. Malum küçükler büyükleri takip edermiş. Abim mesleğinin yanı sıra profesyonel olarak hattatlık yapar. Ben de amatörce. Ayrıca fırsat bulursam ebru yapıyorum, iki musiki aleti kullanabiliyorum. Birkaç sporu düzenli olarak yaparım. Babam biraz da koruma iç güdüsüyle 4 yaşımda bir spor dalına başlatmıştı :-) Onda da iyiyim.

    El işi annem öğretti. İğne oyası hiç yapmadım. Ama tığ ve şişle örülen birçok şeyi yapabilirim. Makrume, etamin ve kumaş boyama da keza annemden kalanlar. Ama yalan olmasın yapmıyorum. Evimde kullanmayı da sevmiyorum. Sağlıklı olduğunu da düşünmüyorum (göz ve postür sıkıntıları doğuruyor). Başka şey yapsam zamanımı daha verimli geçirebilecekmişim gibi geliyor. Zevk meselesi. Çok nadiren örgü örerdim. En son nişanlıyken eşime atkı örmüştüm. Annem bir kızın bilmesi gerektiğini söylerdi. ilkokuldayken hepsini biraz da zorlayarak öğretti.

    Mesleğimden dolayı ev ekonomisine katkım olabiliyor. Hediye almayı çok severim. Hatta hobim diyebilirim. İnsanların nezaketen değil de gerçekten hediyelerine sevinmesini isterim. İlgi alanlarını veya ihtiyaç duydukları şeyleri öğrenir, ona göre hediyeleşirim. Bir hocama hediye vermek icap etti. Mezun olduğu üniversitedeki yıllığına ulaşıp ilgi alanına göre hediye almıştım. Tabi bazı klasik hediyelerim de vardır. Mesela yeni evlenen arkadaşlarıma tefsir alırım. Evlerinde kahve makinasından daha çok işlerine yarar :-)

    9- Göz kirliliğine azami özen gösteririm. Görmeye ve görülmeye. Her nisa taifesi kadar kıskanç bir yapım var. Ve her ne yaparsam eşim de istemli veya istemsiz onu yaşayacağına inanırım (doğruluğu test edilmiştir). Kadınsılığım tabi ki eşime yöneliktir. Siz nasıl minibüste muavine, markette kasiyere konuştuğunuz ses tonunuzla eşinizle konuşmazsanız bende de aynı şekilde fark ediyor. Törpülemek gibi bir durum söz konusu değil. Sadece yerine göre davranmak mevcut.

    10- Misafiri severim. Annemler de çok misafir ağırlanırdı. Ramazan da boş günümüzü hatırlamam. Babamın bekar arkadaşları, akrabalar, komşular, babamın öğrencileri vs vs vs. Alışkın olduğumdan bana zor gelmiyor. Kadınlar neden gözünde büyütüyor anlamıyorum. Zaten temizlik, yemek yapılıyor. Bir kek çırpmak bir kurabiye dökmek zor değil ki. Şimdiki ev aletleriyle her şey çok hızlı ve kolay. Kabul etmediğim misafir hatırlamam. yatılı misafir dahil. Misafir bir evin bereketidir derdi babam. Eşim bu konuda bana göre daha az aktif. O yüzden bizim misafirler babamlara göre daha az.

    Günümüzdeki kopukluğun farkındayım. Dost çevremiz de Allah’ıma şükür çok iyi ve yakın arkadaşlar var. Ama bir müslüman için yeterli değil tabi ki. Babam komşunun halini bilmeyen nasıl müminim deyip ortada gezer derdi. Büyük bir sitede oturuyorum. İnsanlar da bu zaman da iyice uzaklaşmış durumdalar. Bizim apartman 40 dairelik. Gün vs gibi olaylara katılmıyorum. Sevmem de, zamanım da yok. Ama her kandil tatlı yapmaya çalışırım. Tatillerde mantı vs gibi yemekler yaptıysam götürürüm. Böylece tanışıklık hasıl oldu. Mesleğim dolayısıyla yardım talepleri de olunca tanışıklık ilerledi. Çok gidip gelinmese de hallerini biliyorum. Kapımızı çalabiliyorlar. İmkan dahilinde yardımcı oluyoruz. Bayramlarda burada olamıyoruz. Bir bayram eşimin ailesini, diğer bayram benim ailemi ziyaret ediyoruz. Farklı şehirlerdeyiz.

    11- Üstünlük yalnız takva iledir. Eşim hayatta gördüğüm en takvalı, en beyefendi insandır. Ahlakı Peygamber Efendimiz Hz Muhammet S.A.V. gibi Kur’an ahlakıdır. Eşimi tanıyıp sevmeyen, saygı duymayan bir tek insana bile rastlamadım. Davranışları Allah rızası içindir. Haramdan ölesiye kaçar. İstediği tek şey cennet değil, Allah rızasıdır. Övülmekten hoşlanmaz. Dışarıda tam bir ağır abi olmasına karşın bana karşı tatlı dilli, yumuşak huyludur. Güzel özelliklerini saymaya burası yetmez. Birde Allah’ın aramızda bahşettiği nimeti olan aşk ve sevgi mevcut olunca eşim benim için eşsizdir. Aramızda herkesten farklı bir anlayış mevcut. Geçen gün bir oturmada telefonla kötü bir haber aldım. Onun bulunduğu odanın kapısının önünden geçerken duruşumdan ve yürüyüşümden sezmiş. Hemen kalkalım dedi. Kapıdan ilk çıktığımızda ilk önce neyim olduğunu sordu. Ruhen hissediyoruz birbirimizi. Arkadaşlar gözlerimizle konuştuğumuzu söyler. Allah ondan razı olsun bunca yıldır beni incitmedi. Şimdi ben bunları bir kenara atıp dünyevi iki üç kıytırık ünvan veya ay başındaki birkaç kağıt parçası fazla aldım diye (yazarken utanıyorum) saygımı mı yitireceğim, eşimi mi beğenmeyeceğim. Başta yazdım. Başımıza bir imtihan geldi eşim 1 yıla yakın çalışamadı. Bu arada benim ünvanım arttı. Şimdi eşimden mi soğumam lazım? Saygım mı azalmalı eşime karşı? O zaman ben ne amaçla evlendim. Dünyalık için mi? Sizin dediğiniz gibi dünyalık statüsü veya kazancı çok yüksek bir eşle dahi evlenilse, kadın da dünyevi statü açısından ev hanımı olsa yarın işlerin değişmeyeceğini kim garanti edebilir. Beyin cerrahı bir arkadaşım nişanı dönüşü araba kazası yaptı, beyin kanaması geçirdi. Meslek hayatı bitti. Ama nişanlısı ayrılmadı. Tanıdığım başka bir dahiliye doktoru başka bir rahatsızlık geçirdi, mesleğine tam engel değildi. O halde eşi boşandı. Arkadaşımın kendi tabiriyle statü ön planda tutulan evliliklerin kaza ve hastalık poliçesi yokmuş.İnsan ne niyetle yola çıkarsa yolun sonunda onu bulur. Ben evlenmeden önce bu dünya ve ahiret yoldaşım, beraber Allah rızasını kazanacağım, beraber haşrolacağım salih bir eş niyaz etmiştim. Çok şükür oldu. Diğer özellikler, bu gün var, yarın yok.

    12- Fıtratıma aykırı bir yaşantım olmadı. Hamd olsun nezih, kaliteli ve mutlu bir hayatım var. Her anından mutluluk duyuyorum. Şu an sadece eşimin üzüntüsünü alabilmek için her şeyi yapıyorum. Ama tam şifa ve felah Rabbimin elinde. Ben aciz bir kulum. Evliliğimin hakkını vermeye çalışıyorum. Evliliğime ve eşime bakınca başarılı olduğumu düşünüyorum. Eşim değerli olduğumu ve sevgisini her hücreme kadar hissettiriyor, yaşatıyor. Evimde yatılı kalan bir arkadaşım evinizin farklı bir kokusu var demişti. Ben de kimyasal madde olduğu için oda parfümlerini sevmiyorum dediğimde huzur kokuyor demişti. Çok hoşuma gitmişti. Hayatın getirdiği extra sorunlar her zaman oldu, olacak. Ama bunlar beni düşündüğünüz gibi tüketeceğine çok daha dayanıklı yapıyor. O kadar ciddi imtihanlar, mucizeler, vesileler içindeyim ki normal hayatta birçok hemcinsimi çok üzecek şey beni etkilemiyor. Mesleğimde hız ve dikkat önemli olduğundan bu yeteneklerim özel hayatımda da çok işime yarıyor. Her sn son olabileceğinin idrakindeki bir insanı kolay kolay ne üzebilir ki. Ve emin olun hayatım boyunca çok ciddi imtihanlardan geçtim, geçiyorum. Buraya yazsam birçoğunuz inanılmaz bulabilirsiniz. Asıl bizdeki sabır ve gücü saçma sapan; evlendiğinde neden az altın takıldı (30 yıl önceden bahsediyor), görümcem bana şunu ima etmişti, kayınvalidem bana bunu dedi, kocam geldiği gibi uyuyor, komşunun evindeki koltuk şu marka, benim ki bu marka, eltimin kızı 11 kilo, benimki 9 kilo, kocam az para verdi, ben şu diziyi izleyecektim, eşim maç açtı vs vs vs nedenlerle harcarsanız müsrif etmiş olursunuz. Bu arada evimde televizyon yok, almadım. Haber, maç, film izlemek istediğimizde bilgisayarımızdan takip ediyoruz. Televizyonumun olmadığını öğrenen istinasız herkes çok şaşırıyor, bazen vebalı muamelesi görüyorum.
    Mesleğimdeki yorgunluğum sabrımı tüketmek, beni yormak şöyle dursun Rabbimin bir tek isminin tecellisine vesile olmanın verdiği mutluluk, insanların Allah razı olsun demeleri 3 saatlik uykuyla dursam bile beni yormuyor. Müsriflik ettiğimi düşünmüyorum.

    • NİLGÜN diyor ki:

      Yazının uzun olduğunun farkındayım. Ama yukarıdaki ithamlar o kadar ağır geldi, o kadar beni üzdü ki açıkça madde madde cevap vermek istedim. Cümle düşüklükleri olabilir. Yazarken bile elim titriyor. Üzüntümü tarif edemiyorum.

      Selam ve dua ile…

      • cihad diyor ki:

        Nilgün Hanım,

        Feyza kardeşimiz kendi tecrübelerine,okuma ve gözlemlerine istinaden toplum için ve toplum adına, İslam’ın aile düzenin tesisi veya muhafazası adına vs. dertli ve yanmış bir kalbin lisaniyla zaman ve emek harcayarak güzel bir yazı kaleme almış. Ben açıkçası yazısını böyle gördüm ve beğendim. Ve dolayısıyla çevremdeki bir çok insana paylaştım çünkü herbir madde umuma bakıyor ve herkes kabiliyetine göre tatbik ederek aile hayatı için istifade edebilir ve istifade edilebilir mahiyette.

        Sizin cevabiniza bakıldığında Feyza kardeşimizin yazdığı hiçbir maddeye karşı değilsiniz sadece kendinizin çalışarak ta bunları basarabildigini izah ve ispat etmeye calismissiniz. Samimi bir mü’mine diğer bir mü’min kardeşini yalancılıkla suçlaması yakismayacagi ve hüsn-ü zanna memur olmamız hasebiyle dediklerinizi doğru kabul ediyorum. Bu şekilde bile bakılsa cevabinizin tamamında derdiniz ve meseleniz kendiniz olmuş. Tüm kullarini nihayetsiz ilmi ile bilen ve kudret elinde tutan Rabbimizin bile verdiği hükmün istisnası,özrü ve kabil-i tatbik olunmayan durumları mevcutken bu yazıdan bu kadar alınganlık çıkarmayı açıkçası çok sağlıklı bulmadım. Tamamen bu yazının kendinize uymadığını izah ediyorsunuz. Olabilir uymamistir. Peki topluma bir mesajınız var mi, meselâ İslam’ın kızları ne yapsınlar. Sizin gibi mükemmel bir eş ve iş her kıza nasip olmuyor olmaz. Peki onlar ne yapsınlar. Bu karma düzenin getirdiği günahlar, günahların getirdiği laçkalasma ve bu sebeplerden aile kurumunun düştüğü zor durum için tahsiliniz ve müktesebatiniz içinde bir cümlecik dahi yok mu, buyrun ifade ediniz. Sizi değil toplumu konuşalım. Ben açıkçası bu kadar zor zamanda hem çalışıp, hem ailesini ve dinini ihmal etmeyen bir insana ihtimal vermiyorum ama bir insan ben yaptım diyorsa onu tebrik etmek üzerimizdeki hakkıdır. Fakat toplum ile ferdi, ekseriyet ile ekalliyyeti, kaide ile istisnayi tefrik etmek te hakikatın onun üzerindeki hakkıdır. Ümmete ve topluma olan sorumluluğudur.

        Özetle…

        Bir toplumun deliye bile ihtiyacı varken sizin gibi istikametli ve kapasiteli bir hanimefendiye hayli hayli ihtiyacı vardır. Bu hususta en ufak bir tereddüt ve problem yok. Problem olan gördüğünü ve yaşadığını ayn-ı hakikat telakki ederek, toplumdaki tesirini ve hükmünü irdelemeden umuma teşmil etmektir. Ve böyle umuma yazılmış bir yazıya şahsi alınganlık göstererek, yanlış bir zemin üzerinden lüzumundan fazla tepki göstermektir.

        Selam ve dua ile…

        • NİLGÜN diyor ki:

          Esselamu Aleykum Cihat Bey;

          Yazımın başında neden yazdığımı açıkça söylediğim halde neden yanlış anlaşılıyor bilmiyorum. Ama size de Ahir Zamanda Müslüman Olmak Bey’e yazdığım cevabı özetliyorum.

          Yazımda bahsetmiştim ama tekrar zikredeyim bu yazının başında bu yazıyı üstüme alınmam gerektiği söyleniyor. Peşinden Allah’a olan imanımdan tutunda tevekkülüme, kanaatsizliğime, müsrifliğime, kuruntuluğuma, ev hanımlarına olan bakış açımın çarpıklığına, çocuklara olan merhametime, annelik iç güdüme, ibadetlere olan devamıma, kitap okuyup kendimi geliştirmeme, misafir ağırlamama, eşime olan saygı ve itaatime, mutluluğuma ağır ithamlarda bulunuluyor. Ve bunu yazan da yorumlardan sevip beğendiğim, naif ve kibar bulduğum Feyza Hanım kardeşim (insan sevdiği insanlara daha çok kırılır). Sanırım siz de kabul edersiniz ki bu bana cevap hakkı doğuruyor. Burası insanlara kural koyucu bir mercii değil. Siz neden cevap hakkımı elimden almak istiyorsunuz. Cevabımda ”yalnız sizden ve okuyan herkesten tek bir ricam var; cevaplarım kendi hayatımdır, mutlak doğru değildir, ve kendimle ilgili bir cümlede aksi durumları yerme manası hasıl olmaz” diye başladığım halde neden genele yazmışım gibi muamele görüyor. Kişisel hayatım ve anlayışımdır.

          Doğruluğuna gelince inanıp inanmamakta her fert serbesttir, benim bunun için çabalamam kadar saçma bir uğraş olamaz. İhtimal vermemenize de şaşırmıyorum. Ki size de hak veriyorum, çevremdekiler bile gözlerince görünce hayrete düşüyorlar. Ama beni hedef alan yazı beni çok üzdü. Ve kişisel cevabımı kendi hayatımı yazdım. Cevabımdaki meselem sizin de buyurduğunuz gibi kendimim.

          Zaten doğruluk-yanlışlık kısmında hesap verme merciinin başka yerler olduğuna iman etmedik mi? Hayırlısı olsun. Hayatta ki sevdiğim anlayışlardan biri Mevlana’nın: Beni bilen bilir, bilmeyen ne bilir(farklı ifadeler olsa da ben bu şeklini seviyorum) ifadesidir.

          Hülasa uzatmayacağım, yazdığım cevabın nedeni budur. Defaatle söylememe rağmen umarım bundan sonra başka türlü anlaşılmaz.

          Topluma olan mesajıma gelince, benim gibi birinin emin olun sadece mesajı değil yoğun çalışmaları da var. Ama burada, bu yazı ve mesajın altında, bu üslupla bir sorunun cevabı olarak değil. Gerek reel gerekse sanal ortamda yanlış anlaşılabilecek, lüzumsuz polemiklere girilecek, mümin kardeşini kırıp üzecek şekilde bir iletişime girmemeye özen gösteririm.

          Selam ve dua ile…

      • Sevnur diyor ki:

        Allah sizden razı olsun Nilgün Hanım. Duygularımı o kadar güzel ifade etmişsiniz ki. Çalışan bir anneyim. Özellikle şefkat ve merhametimin hadsizce sorgulanması biraz kızdırdı diyebilirim. Hiç bir ev hanımı annenin benden daha şefkatli olduğunu görmedim. Duygularima ve kırgınlığıma tercüman oldunuz.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Kırgınlığınız bu yazıya değil. Kendi vicdan muhasebenizin bir sonucu, kendize kırıldınız aslında. Şefkatli birisi olduğunuz doğru, öyle olmasa bu yazıya alınmazdınız. Ancak Allah size verdiği için sahip olduğunuz bu şefkat duygusunun gereğini yapıp yapamadığınızı bu yazı size sorgulattı. Siz de suçlu psikolojisiyle “hayır, biz de şefkatliyiz” dediniz. Çünkü kadınlığın gereği olan aileye ve çocuklara sahip çıkmanıza, sevgi ve şefkat göstermenize zaman bırakmayan zorluklarla tekrar yüzleştiniz. Peki uygulamada gerçekten şefkatli misiniz? Benim tanıdığım çalışan hanımlar da şefkatli, sabah işe gelirken çocuklar ağlamasın diye evden sessizce çıkıyorlar. İşe geliyorlar ama akılları evde, bir de üstüne eve gidince yemek yapıyorlar. Maharet şefkat duygusuna sahip olmakta değil gereğini yapmakta. Bir arkadaşımın hanımı doğum izininden sonra işe başlamıştı, çocuğumdan ayrı yapamayacağım dedi, imkanları müsaitti tek maaşla da yetinebiliriz dedi özel sektördeydi istifa etti çocuğunu bir yaşa getirdi öyle işe başladı. Bakıcıya bırakmaya kıyamadığından anneannesi bakıyor çocuğa. Bir arkadaşımın hanımının babası kendi kızının(arkadaşımın hanımı) yanında dedi çalışan kadınlara acıyorum diye…

          Allah zaruretten çalışan hanımlara hem madden hem de manen yardım etsin. Çocuklarından ayrı kaldıkları için sıkışan gönüllerini bir nebze olsun ferahlatsın. Herhangi bir mecburiyeti olmadığı halde çalıştığı için eşine ve çocuklarına yeterince ilgi gösteremeyen kadınlara merhamet etsin, evine sahip çıkmak için herhangi bir engeli olmadığı halde eşine ve çocuklarına şefkat ve sevgi göstermeyen kadınları da ıslah etsin.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          “…evine sahip çıkmak için herhangi bir engeli olmadığı halde eşine ve çocuklarına şefkat ve sevgi göstermeyen kadınları da ıslah etsin.”Burada kastettim kadınlar sorumsuz ev hanımları.

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      NİLGÜN rumuzlu kardeşim normalde ramazan boyu yazmama kararı almıştım fakat “kadınların çalışması” noktasında bu sitede epeyi yoruma imza attığımdan dolayı kendimi yazmak zorunda hissettiğimden bir kaç şey söylemeden geçemeyeceğim.

      Evvela, sizin gibi hem çalışan hem eşlik görevini ve ev hanımlığını aksatmamaya çalışan kocasını kendinden bir adım önde kabul edip ona saygıda kusur etmeyen nadir kadınlar var bu ülkede. Ve anlaşılan siz o kadınlardan birisiniz.

      Saniyen, yine anladığım kadarıyla on parmağınızda on marifet var çok dakik zamanı israf etmeden kullanan her şeyi zamanında halletmeyi bilen bir düzen inşa etmişsiniz.

      Salisen, manevi olarakta her gün Kur’an okuduğunuzu kitap okuduğunuz falan söylüyor bu yönden de güçlü olduğunuzu ima ediyorsunuz.

      Rabian, iş hayatınızın ibadetinizi aksatmadığını misafir ağırlamanızı aksatmadığını iş hayatınızda haramlara dikkat ettiğinizi söylüyorsunuz.

      Hamisen, dindar,takvalı bir kocaya sahip olduğunuzu vurguluyorsunuz.

      Sadisen, kısaca hem iş hayatını hem ev hayatını mükemmele yakın yapıp ben mecbur olmadığım halde çalışıyorum ve bakın ey millet mutluluktan uçuyorum diyorsunuz.

      Kardeşim Altı madde olarak sizden anladığım hususları sıraladım.

      Şimdi size bir kaç kelamım olacak.

      1-Bakın kardeşim bugün toplumsal hayatta karma ortamda çalışan kadınların geneli hem iş hayatını hem ev hayatını aynı doğrultuda idare ve idame etmede sıkıntı yaşıyorlar hatta çoğunlukla yapamıyorlar yani “hem çocuk hem kariyer yaparım” lafı uydurulmuş en saçma sözlerden biridir. Siz ben bunu çok iyi yapıyorum bende sıkıntı yok diyorsunuz da sizin gibi yapamayanları neden hesaba katmayıp çalışma hayatını şirin gösteriyorsunuz! siz istisnasınız hanımefendi ve genel bir kaidedir ki “istisnalar kaideyi bozmaz”.

      2- Ben iş ortamında harama dikkat ediyorum diyorsunuz hadi diyelim siz çalışma ortamında harama bakmıyor erkeklerle göz teması kurmuyor kimseye dikkatlice bakmıyorsunuz. Peki size bakanlar hiç mi olmuyor? neden işin o kısmını düşünmüyorsunuz? bakın istediğiniz kitaba bir kadın mecburiyeti yoksa ve o çalıştığı işi sadece kadınlar yapmalı erkekler yapmamalı ise ancak o durumda erkeklerle karma ortamda çalışmasına cevaz verilir. yok bunun aksi durumda hem çalışma mecburiyeti yok hem kadınların çalışması gereken (ebelik,hemşirelik vb. gibi) bir işte değilse o halde kadının karma ortamda keyfince çalışmasına genel itibariyle cevaz yoktur. Madem dindar biri olduğunuzu ima ediyorsunuz o halde bu tür şeylere de lütfen dikkat ediniz.

      3- Fazla uzatmak istemiyorum ama benim sizin zihniyetinizdeki kadınları anlamada çok sıkıntım var Nilgün kardeşim siz her anlattığınız şeyde belli ki İSTİSNASINIZ, İSTİSNASINIZ, İSTİSNASINIZ daha kaç defa yazayım.

      Peki istisna olduğunuzu bildiğiniz halde kalkıp neden “bakın ey milet ben hem işi hem evi idare ediyorum çok mutluyum hemde mecbur olmadığım halde çalışıyorum o halde dert yok sıkıntı yok siz bakmayın bu geri kafalı yorumcuların yazdığına ben size örneğim işte o halde haydi herkes iş hayatına mı ? demek istiyorsunuz.” yani ben bunu anladım.

      Lütfen rica ediyorum sizin gibi kadınlardan “İstisna olduğunuz durumlarda kendinizi emsal gösterip tüm kadınları çalışma hayatına teşvik etmeyiniz lütfen çünkü farkında olmadan bir çok yuvayı söndürmüş olursunuz haberiniz olsun!”

      Vesselam…

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        Nilgün kardeşim Ayrıca şunu da eklemeden geçmeyeceğim:

        1400 yıldan beridir hatta ilk insan ilk peygamber Hz. Ademden bu yana evin idamesi, geçimi Allah’ın Erkek kullarına ait olmuş erkekler hep dışarıda bir yerlerde çalışarak eve aş getirmişler, kadınları da erkeklerinin getirdiklerini ev halkı için tanzim edip evi çekip çevirmişler kocalarına kadınlık çocuklarına da annelik etmişlerdir.

        Ve yine İslamda kesin kuraldır ki “Evin geçimi idaresi Erkeğe aittir.” Yani Kocaya aittir. Hatta koca karısını çalışmaya zorlasa kadın bu durumda boşanma hakkına bile sahiptir. Yani koca karısını zorla çalıştıramaz. Hatta kadının maddi imkanı da olsa ev geçindirmeye kullanmaya zorlanamaz buna mecbur değildir. Bununla beraber İslamda kadının çalışması zinhar yasak ve haram değildir.Kadın mecbur kaldığında çalışır bu çalışması da kadınlığa uygun yerlerde helal harama dikkat edilen yerlerde olmalıdır nedir bu çalışma alanları ebelik, kadın doğum, hemşirelik, kuran kursu öğrticliği, ana okulu öğrt, dikiş nakış el örgüleri, kuaförlük vb. gibi kadın fıtratına ve kadının bulunması gereken alanlardır.

        O halde bütün bunlardan bence şu sonuç çıkıyor, “Allah kullarına taksim ettiği rızkı erkek kulları üzerinden taksim ediyor.” Yani ev geçindirmeye erkeği tayin ettiğinden kadını buna mecbur kılmadığından ötürü demek ki toplusal hayattaki çalışma imkanlarını da erkek kullarının sayısına göre var ediyor. Kadınlar içinse sadece çok az olarak yukarıda değindiğim alanlar için iş kapısı var ediyor. Yani yüzdelik olarak %90-95 erkek kulları için iş kapısı açıyor %5-10 arası da kadın kulları için bu kapıyı açıyor. fakat bu kapıyı açıyor ama kadın kullar daha fazla çalışarak kendilerine dayatılan toplumsal baskıyla beraber o %90-95 lik erkek alanını da istila edip erkeklerin işlerini bir bakıma ellerinden alıyorlar.

        Yani “kadınlar işe erkekler kahveye çocuklarda kreşe” sloganı işte bu şekilde vuku buluyor. Kadınlar normal şartlarda kendileri için açılmayan iş kapılarını erkekler için açılı bekleyen iş kapılarını erkeklerin önüne geçerek o kapılardan önce onlar içeri giriyorlar ve erkekler maalesef o kapıdan geri kalıp soluğu kahvehanelerde alıyorlar.

        Yani düz bir mantıkla ve kısaca söylersek “erkeklerin işini çalıp rızıklarına engel olup bir bakıma kul hakkına girerek bir erkeği işsiz bırakıyorlar”

        Peki böyle olunca ne oluyor? kadınlar tarafından iş kapıları gasp edilen erkekler şu durumlara maruz kalıyorlar:

        1-İşsiz kalıp evlenemiyorlar.
        2-Evlenemeyince aileler kurulmuyor. Nesiller çoğalmıyor genç nüfus azalıyor.
        3-Erkeklerin iş kurupta evleneceği kızlarda bundan etkileniyorlar evde kalıyorlar onlarda böylece mağdur oluyorlar.
        4-İşsizlikten evlenemeyen erkekler dini hassasiyet zayıfsa harama meyledip Allah muhafaza zinaya düşebiliyor.

        Yani velhasılı mecbur olmadığı halde çalışma hayatına atılan kadınlar erkeklerin işsiz kalmasına sebebiyet verdiklerinden ötürü bence ahirette bunun hesabını çekecekler.

        Yani Şöyle bir Temsille anlatalım bir Baba düşünün iki çocuğu var bir kız bir erkek onlara bir gün nasihat ediyor ve diyor ki: “kızım sen çalışmak zorunda değilsin sen evlenene dek ben sana bakarım evlendikten sonra kocan bakacak. Oğluna diyor ki oğlum sen mutlaka ama mutlaka çalışmak zorundasın çünkü evlenmen için maddi gelirin olması lazım ve sen evi geçindirmekle mükellefsin.” Bu arada bu iki çocuğu aynı bölümden mezun olmuşlar ve KPSS ye giriyorlar erkek çocuğu bazı engellerden ötürü iyi çalışamıyor kız çocuk ise iyi çalışıyor ve abisinden iyi puan alıp atanıyor. Siz bu Babanın yerinde olsanız ne yaparsınız? ben olsam kızımı fırçalarım sen abinin çalışması gereken bir yeri işgal ettin abin olmasa bile başka bir erkeğin iş hakkını çaldın derim.

        Velhasılı kadının günümüzde çalışması her anlamda sıkıntılı ileride nasip olursa bu konuda geniş açıdan yaklaşarak ya bir Makale yada bir Kitap yazmayı düşünüyorum.

        Vesselam…

        • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

          Ayrıca Nilgün hanım bu yorumu Feyza kardeşimize hitaben yazdığından ötürü Feyza kardeşimizden de bir cevap bekliyoruz. Belki farklı açılardan yaklaşıp güzel tahliller yapabilir.

          Vesselam…

      • NİLGÜN diyor ki:

        Esselamu Aleykum Ahir Zamanda Müslüman Olmak Bey;

        Daha önce zikrettiğim gibi siteyi uzun zamandır takip ediyorum, değerli görüşlerinizi de biliyorum. Kolay kolay yorum yapmamamın nedeni ise hayatta en sevmediğim şeylerden biri yanlış anlaşılmaktır (Sizin cevabınızda olduğu gibi). Sizi de arada üslubunuzu gereksiz sert bulsam da Feyza Hanım gibi fikren ve ahlaken(ek olarak rumuzunuz sitenin en güzel rumuzu) sevdiğim insanlardansınız. O yüzden yanlış anlaşılmaları düzeltmek istiyorum.

        Birincisi yazıyı yazma nedenimi tamamen yanlış anlamışsınız.”Kısaca hem iş hayatını hem ev hayatını mükemmele yakın yapıp ben mecbur olmadığım halde çalışıyorum ve bakın ey millet mutluluktan uçuyorum diyorsunuz. Peki istisna olduğunuzu bildiğiniz halde kalkıp neden “bakın ey millet ben hem işi hem evi idare ediyorum çok mutluyum hemde mecbur olmadığım halde çalışıyorum o halde dert yok sıkıntı yok siz bakmayın bu geri kafalı yorumcuların yazdığına ben size örneğim işte o halde haydi herkes iş hayatına mı ? demek istiyorsunuz.” yani ben bunu anladım. Kendinizi emsal gösterip tüm kadınları çalışma hayatına teşvik etmeyiniz lütfen çünkü farkında olmadan bir çok yuvayı söndürmüş olursunuz haberiniz olsun!”
        Ben asla bu tür bir cümleler kurabilecek yapıda biri değilim. Ek olarak bu dünyada mükemmel diye bir kavramın olmadığının farkındayım. Böyle bir iddiam olmadı. Kimseyi yönlendirmek gibi bir niyetim de yok. Eğer öyle olsaydı bu konuda daha önce yazılmış yüzlerce yazıya cevaben yazardım. O yazılarda belirtilenleri üzerime alınmıyor, ben böyle biri değilim ki der geçiyordum. Polemiklerden hiç hazzetmem. Sanal ortam da buna çok açık. Yazımda bahsetmiştim ama tekrar zikredeyim bu yazının başında bu yazıyı üstüme alınmam gerektiği söyleniyor. Peşinden Allah’a olan imanımdan tutunda tevekkülüme, kanaatsizliğime, müsrifliğime, kuruntuluğuma, ev hanımlarına olan bakış açımın çarpıklığına, çocuklara olan merhametime, annelik iç güdüme, ibadetlere olan devamıma, kitap okuyup kendimi geliştirmeme, misafir ağırlamama, eşime olan saygı ve itaatime, mutluluğuma ağır ithamlarda bulunuluyor. Ve bunu yazan da yorumlardan sevip beğendiğim, naif ve kibar bulduğum Feyza Hanım kardeşim (insan sevdiği insanlara daha çok kırılır). Sanırım siz de kabul edersiniz ki bu bana cevap hakkı doğuruyor. Burası insanlara kural koyucu bir mercii değil. Siz neden cevap hakkımı elimden almak istiyorsunuz. Tek görüş, tek ses, tek hayat mı olmalı. Ben etrafımda o kadar çok yazdıklarınıza menfii olaylar görmeme rağmen dillendirmiyorum. Öyle olmayanları üzmek kul hakkına girmez mi? Yazımda kendi hayatımı anlattığımı, hiç kimseyi bağlamayacağını ifade ettim. Buna rağmen sizin bana yönelttiğiniz ithamlar da aynı şekilde ağır değil mi? Hele de ” siz bakmayın bu geri kafalı yorumcuların yazdığına ben size örneğim işte o halde haydi herkes iş hayatına mı ? demek istiyorsunuz, yani ben bunu anladım. Kendinizi emsal gösterip tüm kadınları çalışma hayatına teşvik etmeyiniz lütfen çünkü farkında olmadan bir çok yuvayı söndürmüş olursunuz haberiniz olsun!” sözleriniz ithamı geçti iftira boyutuna varmadı mı? Yazarken hicap duyuyorum ”geri kafalı yorumcular” ne demek. Benim birçok konuda sizin gibi düşünmediğimi nereden biliyorsunuz? Bana hitap etmeyen, tamamen yanlış bulduğum bir siteyi ve yorumcularını zaten yoğun ve kısıtlı zamanımda neden takip etmek için uğraşayım, etrafımdaki insanlara okutmaya çalışayım? En sıkıntılı durumlarda bile kötü söz kullanan biri değilim. Her söylediğimi en az üç kez düşünürüm, karşımdaki insanın kalbini kırar mıyım diye. Kalp kırmak gerçekten çok büyük bir yanlış bence. Söylemediğim, asla söylemeyeceğim şeyleri söylendi kabul ederek bu mübarek günlerde hakkıma giriyorsunuz. Yuva yıkmak ne demek? Nasıl böyle bir yargıya varıp benim hakkımda böyle bir cümleyi bu kadar rahatlıkla kurabiliyorsunuz. Çevremdeki bir çok insan diğer kadınlara güzel bir örnek olduğumu, fiili dua ile insanları iyiye yönlendirdiğimi söylerler. Size göre bu yanlışsa ne yapmak lazım. Benim yaşama hakkımı almak mı, insanlar beni görüp bak bu ikisini de yapıyor deyip özenmesin diye? Unutmayın bu kabağın da bir sahibi var, ki bu kabak her şeyde kendini ona teslim etti. Neden karşıt düşünceler bu kadar ağır karşılanmak zorunda? Neden oturup saygı ve sevgi (tüm müminler kardeştir den, yaratılanı sev yaratandan ötürü den gelen sevgi) çerçevesinde birbirimizle fikir alışverişinde bulunamıyoruz? Bilmiyorum.

        Şimdi diğer yazdıklarınıza cevap vermek isterim izniniz olursa.

        1- Zikrettiğiniz o slogan benimde çok sinir olduğum bir sözdür, sanki tüm yaşam kariyer ve çocuk doğurmaktan ibaret. Önemli olanlar es geçiliyor. Ve hepimiz yeni nesle bakıp çocuk doğurmakla işin bitmediğini görebiliriz. Bu konuyu uzatmayacağım, ama istisna olduğumu düşünmüyorum. Çevremde benim gibi insanlar var. Öyle yazınızın başında yazdığınız gibi süper biri değilim. Sadece yeni nesil çok tembel. 8-10 saat uyuyan, saatlerini boş boş çarşı pazar gezmek, sosyal medya, tv veya boş dedikodularda harcayan insanlara elbetteki Rabbimin yarattığı süre çok kısa gelir. Bildiğim ve yaptığım şeyler her hanımın bilmesi ve yapması gereken şeyler. Sadece ailem beni vitrindeki bir vazo gibi yetiştirmediğinden, küçük yaşta uygun işler yapmaya başladığımdan elim alışık ve çabuk. Her sn kıyamete giderken, ömür denilen nehir hızla akarken, bu kadar dert ve imtihan varken, müslümanlar bu durumdayken, ehli kitabı geçtim artık maymuna bile tapanlar, yada ateist, deist vs vs vs ler 14 saat çalışırken boşa zaman harcamayı anlamıyorum. Bir hocam vardı: Kahvehanelerin önünden geçerken içim acıyor, keşke para verip bu insanların boş zamanını alsam derdi. Beni çok etkilemişti. Ve dediğim sadece meslek olan çalışma değil. Akşamları işinden gelip yemeğini yedikten donra kahvehanede ömür çürüten binlerce insan var. Ev hanımı olup görevlerini sadece yemek, temizlik gibi görenler var. Keza çalışanlardan da. Onun için hiç kimseye ayırım yapmıyorum. İman ettim diyen herkes in kendine sorması gereken soru neden yaratıldım, Rabbim benim ne yapmamı istiyor. Müslümanın boş durmasını geçtim boşa harcanacak bir tek salisesi dahi olmaz. Bu konuda elimden gelse Safahat’ı okullarda sınıf geçme kriteri olarak okuturdum. Rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi
        ”Neden azmin bu kadar süreksiz
        Sen mi yoksa davan mı yüreksiz”
        bu çok ağır bir sözdür. Ve her müslüman üstüne alınmalıdır. Onun için ilk yorumumda yazdığım belki de insanlara çok istisna ve namümkün gelen şeyler o kadar kolay ki, Boşa harcanan zamanlarımızın ne kadar çok olduğunu görseler, herkes o kadar şaşırır ki. Neyse konudan çok sapmak istemiyorum. Sadece her anı değerlendirmek, işi güzel ve çabuk yapmak öyle ütopik şeyler değil. hatta vazifemiz. Hal böyle olunca hayatımda yaşadığım şeyler kolay oluyor.

        Ayrıca hiçbir hayatı şirin göstermiyorum, çok yoğun ve çok şükür bol imtihanlı bir hayatım var. Tekrar söyleyeyim; ben üzerime alınmam gerektiği söylenen bir yazıdaki bana yöneltilen ağır ithamlara kendi hayatıma göre cevap verdim. Başka bir amaç yada ana fikir taşımadığını yazımda da belirttim.

        2- Çalışma ortamın genelde kadın ağırlıklı. Size yalan söyleyecek değilim. Çoğunlukla anneler gelse de anne-baba birlikte geldikleri de olur. Geçen gün gelen bir aile giderken eşinize selam söyleyin dediler. Baba eşimin arkadaşıymış. Evde eşime anlattım. Nasıl biri diye eşim sorunca adamın uzun boylu mu, kısa mı, şişman mı, gözlüklü mü olduğunu bile tarif edemedim. Eşim çok güldü, karım birtane diye. Bana bakılması mevzusunda tesettürlü bir bayanım. Ve diğer tesettürlü bayanlar nasıl sosyal alanda görülüyorsa öyle görülüyorum. Madem bu konuyla ilgileniyorsunuz şu meslek gruplarını bir de bir kadından dinleyin isterseniz. Size göre sadece ebe ve hemşire olabilir, ama ben de (ebe ve hemşire olmamama rağmen) kadın olmamadan dolayı birçok dini, ahlaki hassasiyeti yoğun insan tarafından tercih ediliyorum (mesleki tecrübe, işi Allah korkusuyla yapmak vs de tercih sebeplerim arasında). Ayrıca ben bir kadın olarak kadın çalışanlara daha çok ihtiyaç duyuyorum. Mesela ben erkek diş hekimlerini tercih etmiyorum. Diş hekimi arkadaşım var. Ve aralarında geçen muhabbetleri, espriler duydum. Arkadaşımın anlattığı diş hekimleri abdestinde namazında eşleri kapalı dışarıdan dindar diye bilinen insanlardı. Ben hasta olarak kime güvenip gideceğim. Ayrıca karşımdaki çok iyi ve efendi biri bile olsa ne kadar tesettürlü de olsam yarı yatar pozisyonda hatlarımın ortaya çıkmasına mani olamam( daha ayrıntılı yazmak istemiyorum). Ayrıca iş gereği çalışılan mesafe aşırı yakın. Evet dinimiz kolaylık dini, hastalık durumlarında kadın doğuma bile cevaz verilmiş, ama neden o sıkıntıları yaşayayım. Hanım hanımcık çok tatlı bir diş hekimim var, Allah ondan razı olsun. Keza bu bir örnek, konuyu uzatmamak adına burada kesiyorum ama daha geniş düşünmenizi rica edeceğim. Dindar biri olduğumu ima etmek konusunda size söyleyecek hiçbir şeyim yok. Ama ifadelerinizle gerçekten çok kalbimi kırıyorsunuz.

        3- Bu maddenize yukarıda cevap yazdım. ekleme yapmayacağım.

        Aşağıda yazdığınız yazınıza katılıyorum. Ev geçimi ve otoritesi erkeğin, idaresi kadının görevidir. Yalnız bu toplumsal canavarın çok başlı olduğunun farkına varmak, fert olarak, aile olarak, cemaat olarak, toplum olarak, siyasi otorite olarak neler yapmak gerek iyi anlayıp her sn çalışmak gerek. Benimde konuyla ilgili bazı fikir ve önerilerim mevcut ama bu ortamda, bu yazıyla, şu andaki üzüntülü ruh halimle ve beni bu kadar yanlış anlayan sizle paylaşmam mümkün değil.

        Selam ve dua ile…

        • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

          S.A NİLGÜN hanım kardeşim, kurduğum cümleler biraz ağır olabilir. Kırdıysam sizi hakkınızı helal edin.

          Fakat sizin çalışma hayatıyla ilgili söylemleriniz en azından bizim burada diğer site sakinleriyle beraber yaptığımız yorumlara destek olacak mahiyette değildi. Siz hem işi hem evi idare ediyorsunuz, zamanı iyi kullanıyor ve eşinizi otorite kabul ediyor mutlu olmaya çalışıyorsunuz Rabbim Mutluluğunuzu daim eylesin inşaallah.

          Fakat takdir edersiniz ki herkes sizin gibi değil bugün çalışan kadınların kaçta kaçı sizin gibi zamanı iyi kullanıyor kaçının eli çabuk kaçının evinde tv yok kaçı kocasını otorite kabul ediyor kaçının çalışma ortamı sizin gibi vb.. dahada uzatmak mümkün.

          Yani siz İSTİSNASINIZ dolayısıyla istisna olduğunuz ve geneli yansıtmadığınız için sizin yaşantınız üzerinden hüküm verilmez verilmemeli. Yani biri kalkıp “işte bakın Nilgün kardeşimiz hem işi hem evi idare ediyor dolayısıyla kadınların çalışması çok cici bir şey” diye hüküm vermemeli. Ama siz hep olumlu yönlerinizi (çalışma hayatınızla ilgilide olumsuz bir şey söylediğinizi hatırlamıyorum.) burada bizlere anlatınca ister istemez bende sizin çalışma hayatını şirin, cici göstermeye çalıştığınız algısı oluştu. Biraz ağır yazmış olabilirim afven.

          Yalnız sizde lütfen bizim baktığımız pencereden olaylara bakınız kadının çalışmasının toplum üzerindeki aile üzerindeki koca ve çocuk üzerindeki ve evvela kadının kendi üzerindeki negatif etkilerini de biraz deşiniz. Ha hiç mi olumlu tarafı yok tabii ki var fakat 2 olumlu varsa emin olunuz 10 tane de olumsuz tarafı var işte bizde hanım kardeşlerimize diyoruz ki “madem ki bir işin zararı yararından fazladır o halde o işe teveccüh etmeyiniz. Ne kendinizi ne eşinizi ne de yuvanızı yarım yamalak bir halde bırakmayınız.”

          Ben sizin gibi hanımlardan da şu cümleleri duymayı beklerdim. “hanım kardeşlerimiz her ne kadar ben ve benim gibi nadir kadınlar hem işi hem evi idare edebiliyor mutlu olmaya çalışıyorsak ta ideal olan mecbur kalmadıkça çalışmamanız evinizi idare ve idame etmeniz çoluk çocuğunuzla eşiniz ilgilenmeniz ve kalan zamanınızı da faydalı ilimler öğrenmeye ayırmanız olacaktır.”

          Ayrıca tekrardan şunu da söyliyeyim mecbur kalmadıkça çalışan ve mecbur olmasa bile kadınların bulunması gereken (bunların geneli diğer yorumda belitmiştim zaten.) alanların dışında çalışan kadınların kul hakkına girdiğini düşünüyorum. Çünkü bir erkeğin iş hakkını elinden almış olarak onları görüyorum. Belki yanılıyor olabilirim ama bu konuda mantıken düşününce öyle görünüyor sanki.

          Hayırlı Ramazanlar…

          Vesselam…

    • Feyza diyor ki:

      Ve aleykum selam Nilgun hnm.
      Allahu Teala esinize tez elden sifa ve size de bu zorlu surecte dirayet ve sabir ihsan eylesin.
      Evvela sunu belirtmek isterim;
      calisma meselesi hakkinda sitede bircok yorum kaleme alirken, calisma hayatinda olusan ihtilatin, calisan kadinin rol fazlaliligi sonucu yasadigi zaman yetersizligi ve asiri yorgunlugun bunyesinde olusturdugu uzun vadedeki tahribatin olumsuz tesirlerine degindigim gibi; calisma hayati olmayan kadinlarin da cumlesinin sutten cikmis ak kasik olmayip iclerinde sakat ailevi zihniyete sahip olanlarinin bulunduguna da deginmistim. Ya da uygun calisma ortami saglandigi, calisma ve guc dengesinin mutedil olcude kurulup, ekonomik ozgurlugun kadinin esine karsi kullandigi bir ustunluk gostergesi haline getirilmedigi, is hayatinin aile hayatinin onune gecirilmedigi ailelerde kadinin calisma mevzusunda birtakim esneklikler gosterilebilmesi konusuna sicak baktigimi da farkli basliklar altindaki yorumlarimda daha once dile getirdim. Meselenin once zihniyet sonra fiiliyat oldugunu belirtmeyi ‘bir kez daha’ gerekli gormedim. Cunku bu satirlar, sitede yayinlanmasi icin basli basina  yazilmis mustakil bir ‘yazi’ degil, Ahir Zamanda Musluman Olmak rumuzlu kardesimin ricasi uzerine, o yazinin basligi altinda yapilan yorum butunlugu icerisinde ele alinmasi gereken, meselenin tek yonunu irdeleyen yorumlar silsilesinin yalnizca bir parcasiydi.
      Bu tek yon neydi?
      ‘Bir kadinin  evlendikten sonra calisma hayatina atilmak istememe nedenleri’.
      Siz hangi yonden ele aldiniz?
      ‘Calisan kadinlarin vasiflari’.
      Baktigimiz yon tamamen farkli ama gorduklerimiz yine de ayni.
      Buna ragmen;
      eger basli basina bir yazi kaleme almis olsaydim, sizin degindiginiz ama benim toplumda istisnai oldugunu dusundugum, yuzdeligi  dusuk de olsa olabilecek olumlu misalleri/ihtimalleri de ayni yazi altinda toplayip tekerruren ifade ederek, yanlis anlamalarin onune gececek daha kapsayici bir dil kullanirdim. Bu, calisma basligi altinda yaptigim yorumlardan yalnizca bir tanesi, yaziya donusturulmesi ise benim talebim degildi.
      Neden sizin gibi duzgun istisnalari gozardi ettim?
      -Calisma hayatinin kadina sagladigi imkanlarin aile hayatinda olumsuz duruma yol acmasina dair misaller toplumu daha kusatici durumda olmasina ragmen, kadin istihdami siddetle tavsiye ve telkin edilirken; istisnai kadin profillerini ele alip pembe bir tablo cizmeye calismamiz zaman kaybindan ote gitmezdi. 
      Kisaca bir kadinin toplumun icerisinde gozlemledigi ‘olumsuz ve cogunlukta oldugunu dusundugu’ calisan hanim misallerine istinaden bu tercihe yonelik mesafeli yaklasiminin sebeplerini dile getirmesi, ‘olumlu ve azinlikta oldugunu dusundugu’ calisan hanim misallerini zinhar yoksaydigi veya ayni kefede degerlendirmis oldugu anlamina gelmez. Orn. Kadir gecesi bin aydan hayirli olmasinin, diger gecelerin zinhar hayirsiz oldugu anlamina gelmedigi gibi. Iki insan dusunun ki birisi Kadir gecesini uyuyarak ya da haram bir mecliste bulunarak zayi etsin, digeri ise sair bir geceyi kalkip iki rekat teheccud namazi kilarak ihya etsin.  Gecenin mahiyeti ne olursa olsun o geceye anlam katan, kulun kendi lehine donusturmesini saglayan yine amelidir. Nitelik tek basina fayda saglamaz. Tipki ev hanimligi ve dolayisiyla ‘fazla vakit’ nimetini suistimal eden ya da hakkini vermeyen, maddelerde zikrettigimin tersi ozelliklere sahip ev hanimlari ile ekonomik ozgurlugune ragmen haram/helal cizgisini muhafazaya riayet eden, itaat ve saygida esine kusur etmeyen mutî ama calisan hanimlar orneginde oldugu gibi.
      O yuzden kendinizle bagdasmadigini dusundugunuz kisimlardan kendinizi muaf tutunuz ve uzerinde durmayiniz. Bunun, umumi vaziyete istinaden yazilmis bir pasaj oldugunu aklinizdan cikarmayiniz.

      -Zaten vicdanen rahat, evine ve esine olan sorumluluklarini fazlasiyla yerine getirdigine inanan, aile mefhumunun hakkini verip esinin kendisinden bu denli razi olduguna emin bir hanim, cogunluk uzerinden yapilan bir tahlili elestirir, dogaldir ve hakkidir fakat derin bir teessuf haline burunmesi iki ihtimali akla getirir. Acaba bilincaltindaki “yetersizlik endisesi” mi bir insani kendiyle bagdasmadigini dusundugu siradan bir yorum uzerinden bu denli rahatsiz eder, yoksa yalnizca kardesine duydugu muhabbet sonrasi yasadigi derin bir hayalkirikligi midir bu denli uzuntunun sebebi?-

      Bakin sitede daha once tesetturlu ve dini egitim almis hanimlar uzerinden bircok kez olumsuz  genelleme yapildigina sahit oldum. Hayretimi dile getirdim fakat ayni niteliklere sahip olmama ragmen alinmadan evvel kalbimi yokladim. Bu hanimlarin halini tasvip mi ediyorum, bugz mu ediyorum? Sirf benimle ayni tedrisattan gecmis ve benzer ozellikleri tasidiklari icin yaptiklari hatalari sirin goruyor muyum ya da inkar yoluna gidiyor muyum? Kendimi bir ic muhasebeye tabi tuttum ve sunu anladim  ki, bu hatalari yapan insanlarin durumunu tasvip etmiyorum ve demek ki altyapi acisindan ayni olsak da zihniyetimiz farkli. O halde bu zumre uzerinden yapilan elestirileri ve genellemeleri sahsim uzerine alinmamali ama ilerde ayni hatalari yapmama adina aklimin bir kenarina not etmeliyim. Bu yuzden yeri geldi kendi nefsimden de korktum ve acaba ilerde ayni hatalara ben de duser miyim diye kendimi sorguladim. Ama bu genellemeleri yapan kardeslerime karsi kalbimde tek bir kirginlik ya da teessuf hali bulunmadi, cunku biliyorum ve her zaman dile getiriyorum ki bu sikayetleri eden kardeslerim mutlaka gercek hayatinda yasadigi tecrube ve edindikleri gozlem isiginda yazip ciziyorlar. Bana dusen bu magduruyetlerden ders alip akibetimin o sekilde olmamasi icin gayret gostermektir.
      Simdi sitede, “bir kadin neden calismak ister” isimli bir yazi yazsa bir kardesim ve ters psikoloji ile ev hanimlarinin yaygin hatalarini dile getirse buna alinmam. Eger referansi din ise ve maddeledikleri ev hanimlarinin yaygin olarak dustukleri ve toplumu tehdit eden hatalar ise payima duseni alir ve elestirecegim noktalar varsa elestirir ama bu ozellikler sahsimla bagdasmiyorsa, yani vicdanim rahatsa, “ev hanimi” dahi olsam uzerime alinip derin bir teessuf haline burunmem. Ustelik nefs daima kotulugu emredicidir ve su an bu zihniyette olsam dahi ilerde evlenince bu yazdiklarimi bilfiil uygulayabilecek miyim yoksa sinifta mi kalacagim, bu yazdiklarim teoride mi kalacak yoksa pratige aktarabilecek miyim bilmiyorum ve bunu, yani “kendime dahi kefil olmadigimi” sitede defalarca belirttim. Insan yasamadigi hayatin yabancisidir, yalnizca gozlemleri sonucu fikir uretebilir.

      • Feyza diyor ki:

        Simdi maddeleri tek tek ele alalim;
        1-) Allah’in kullarina bictigi rolleri burada daha once defalarca konustuk. Fakat son kez daha toparlama adina yazayim.
        Dinimize gore evin gecimi erkegin mesuliyetindedir. Evliyse kocasi; degilse babasi, abisi hatta amcasi bir kadinin geciminden sorumlu tutulmustur.
        Bizim konumuz evli kadinlar oldugu icin biz olayi koca yonunden ele aliyoruz.
        Allahu Teala erkege evin gecimini kadina ise kocasina itaati ve cocuk dogurma rollerini bictigi gibi dinimizde bir kadinin calismasina da belli sartlarda ruhsat taninmis, fakat  mecbur tutulmamistir. Ihtiyaci olmadigi halde calisma hayatini tercih eden ve bu ugurda dini hassasiyetlerinden taviz veren bir hanim (vermiyorsaniz uzerinize alinmayin),  Allah’in kendisine bictigi role muhalif hareket etmis ve bunu da amme hizmeti icin degil “kapitalist duzenin” bir parcasi haline geldigi icin yapmistir. Cunku karsiliginda bir mebla aliyor. Bugun maasini alamasa kac kadin calisma hayatina Allah rizasi icin devam eder? Demek ki maddiyatla bir ilgisi var siz kendinizi bundan muaf tutsaniz da bu genel gayeyi degistirmiyor. Burada hukmu yoksayma ifadesinin izahi su ki; dinimiz haram kadar, harama goturen supheli islerden de kacinmamizi emreder.

        “Haramla aranıza helalden bir sutre koyun. Kim bunu yaparsa dinini ve irzini tebrii etmis olur. Kim de arada bir sutre olmadan oralarda dolasirsa; koruluk kenarında otlayan, her an oraya dusecek durumda olan koyun gibidir.”

        “Helal olan seyler bellidir, haram olanlar da bellidir. Fakat helal ile haram arasinda birtakim supheli seyler vardır. Kim kendisince gunah oldugunu zannettigi seyi terkederse, haramligi acik olan seyi coktan bırakmis demektir. Kim ki, gunah olması muhtemel olan seyi islemeye curet ederse, bu da haramligi açık muharremata dalmaya yaklasmistir. Haramlar Allah’ın korusudur. Kim davarlarini  koru etrafinda otlatırsa, cok surmeden koruya dalabilir”

        Fikihta kaidedir;
        Bir konuda haram hukmu ifade eden nass ile helal hukmu ifade eden nass bulunursa, haram hukmu ifade eden nass digerine tercih edilir ve onunla amel edilir. Yani tedbir en guzel akildir.
        Simdi calisma hayati zinhar yasaktir diyemeyiz ama takdir edersiniz ki kadin-erkek iliskilerine kapi aralamakta mukemmel bir vasita. Butun calisma ortamlari sizin ortaminiz kadar ‘nezih’ degil. Bir kadinla erkegin haftaici her gun ayni ortamda olmasi, zorunluluk sebebiyle dahi olsa yuzyuze bakip konusmasi, espri yapip gulmesi, hatta garanti veremezsiniz buna, ‘halvet’ halinin hasil olmasi ne kadar mumkunse, en azindan bu ihtimali icinde barindiriyorsa, o ortam o kadar suphelidir. Bizim hadis-i serifteki gibi suphelilerden kacinmamiz gerekir ki harama yol bulmayalim. O yollari kapayalim, zaruret yoksa olusturmayalim. Zaruret varsa is degisir ya da kesinlikle is ortami emniyetliyse soyleyecek sozumuz olmaz.
        Bu durum kimsenin kullugunu sorgulama degil, dinimiz olculerinde yapilan bir durum tesbitidir.

        2-) Tevekkul tedbire engel degildir dogru. Ama siz calisma sartlariniz uygun oldugu icin bu denli rahat konusabiliyorsunuz. Eger ki; erkeklerle fazla hasir nesir olmanizi gerektirici, ibadetlerinizi aksattiginiz, sizi mizacinizdan siyiran veya fitratiniza muhalif bir meslege sahip olsaydiniz, esinizin calisamama durumunda, sizi  gunaha surukleyen bir meslegi icra etmeniz yerine  mizaciniza ve ser’i olculere uygun bir ise yonelip geciminizi bu sekilde temine calismaniz ya da mumkunse esinizin ailesinden destek almaniz daha dogru olurdu.
        Esinizin saglik problemi zaten zaruri haller kapsamina giriyor ki, bizim zaruri durumlara yonelik bir karsi durusumuz olmadi. Evde calisarak ekonomiye katkida bulunarak ya da kadinlarin yogunluklu olarak calistigi bir sektore girip calisarak kadin, kocasinin bu zorlu doneminde yine esine destek olabilirdi.
        Dediginiz gibi tevekkul tedbire engel degil. Ama ‘olasiliklar’ uzerinden, sair tercihlerimizi supheli cozumlerle sekillendirmemizin onune gecen bir siperdir tevekkul. Bu madde yine birinci maddedeki fikhi kaide ile ortusuyor.
        3-) Siz rizka bagli degilsiniz fakat bugun calisan hanimlari tercih eden erkeklerin en buyuk kaygisi rizik ve kadinlar da yine ekonomik kaygilarla calisma hayatina atiliyorlar. Ilk maddede zikrettigim gibi kimse amme hizmeti yapma gayesiyle calisma hayatina atilmiyor.
        Bu maddede evin bereketi olan Kur’an okumayi ve sabah namazindan sonra uyumamayi yalnizca ev hanimlarina hasretmedim. Elbette okuyabilirsiniz, kimin nasil ibadet ettigini nereden bilebilirim ve bu beni ne denli ilgilendirir? Ancak gunumuzde “tek maasla ev gecindirilir mi” seklinde kaygilarla hanimlar calisma hayatina atiliyorlar ve ben de diyorum ki;
        bir erkegin maasi sayet ciddi anlamda yetmiyorsa ve hanimin calismasi zaruri ise birsey diyemeyiz. Fakat gunde iki paket sigara tuketiyorsa cift, evde ekonomik anlamda sukursuzluk ve israf hali hakimse, bir sofra duasi okunmuyorsa, ekmek kirinitilarina dikkat edilmiyorsa eger, o eve on maas da girse bereket hasil olmaz. Dibi delik havuz gibi bir yerden doldurursunuz diger yandan bosalir. Haliyle alacagimiz manevi tedbirler, evin bereketini artiracaktir ve bir ev hanimi gunduz sair vakitlerinde bu manevi tedbirlere basvurursa, bu aliskanliklari cocuklarina da asilarsa, eve para getiremese dahi en azindan gelen paranin fonksiyonunu artirir. Bu madde,  calisan kadinlar ibadetini aksatiyor demek degil, bereket zeminini olusturabilen bir ev haniminin da ev ekonomisine pasif bir desteginin dokunabilecegi manasinda anlasilmaliydi. Nacizane bir iki tavsiye sadedindeydi. Calisan hanimlarin ekserisinin ek masraflarini ve gelir yukseldikce ihtiyac citasinin da yukseldigini hesaba katarsak maddeyi genisletebiliriz. Fakat bu ek masraflari zaten hepimiz biliyoruz. Yazmaya luzum gormuyorum.

        4-) Yine Maasallah diyelim, siz cok guzel bir ahlaka sahip olabilirsiniz. Ozel yasaminiz bu sekildeyse sizi takdir ederim fakat bu, benim konu hakkindaki fikrimi degistirmeye yetmez. Cunku, bugun anneler ve toplum kizlarini okuturken su telkini bilincaltina isliyorlar: ‘Oku ki kocana muhtac olma, elinde altin bilezigin olsun, koca eline mi bakacaksin?…vs’
        Madem ki toplumun merkezinde yasiyorsunuz, bu telkinleri duymamis olamazsiniz. Bu da ne demek, “kocanin himayesine girmemek icin” oku, calis, para kazan… Sizin annenizin sizi bu sekilde yetistirmis olmamasi bu sosyal gercekligi gormezden gelmenize sebep teskil etmez. Calisan kadinlarin bosanma oranindaki fazlaligi incelerseniz ne demek istedigimi daha iyi anlayacaksiniz. Dunyaya yalnizca kendi penceremizden bakarsak, sadece evimizin onundeki kucuk bahcemizi gorebiliriz, ama uzakta bizim goremedigimiz belki de gormek istemedigimiz koca bir dunya vardir.
        Bu maddenin sonundaki cumleyi ise suna istinaden yazdim. Biliyorsunuz ki, calisan kadinlar icin ‘calis ve ayaklarinin uzeinde dur!’ seklinde bir tabir kullanilir. Halbuki ayaklarinin uzerinde durma tabiri neden yalnizca calisan kadinlari kapsasin? Ev hanimlari da onca mesakkatli isin ustesinden, herhangi bir yardimci tutmadan, ‘kendi ayaklari uzerinde durarak’ gelmiyor mu? Ev hanimlari kendi ayaklari degil de esinin ayaklarinin uzerinde mi duruyor, hayir. Sadece calisma kulvarlari ve sorumluluklari farkli. Bugun bir ev hanimi ile konustugumda soyledigi sey sudur: “Hastalansam dahi hastaligimi ayakta geciriyorum, ben yatacak olsam evde hayat felc olur.” Yani aslinda hakkini vererek bu isi yapan ev hanimlari o denli buyuk bir yukun altinda ki, fakat nedense bu yukun agirligi gormezden gelinip evinin emekcisi olan hanimlarin emegi kucumseniyor ve ayaklari uzerinde durma tabiri calisan hanimlara hasrediliyor.
        Aslinda bu cumleyi gulerek ve ironi amacli yazmistim fakat gulucuk koymayi unutmusum. Bir gulucuk borcum olsun :)
        5-) Henuz anne degilsiniz insaallah olacaksiniz. Cocuklardan baslayalim. Dr.Sefa Saygili ve Pedagog Ali Cankirili’nin hazirladigi calisan annelere yonelik kucuk amamuhteva yonunden hacimli bir kitabi vardi. ‘Annemi Istiyorum’. Bu kitapta kendilerine gelen calisan annelerin sorunlu cocuklarina dair bazi yasanmis vakalardan ve annenin kucuk yasta her sabah cocugunu birakip ise gitmesinin cocugun ic dunyasinda olusturdugu tahribattan bahsediliyor. Okumanizi tavsiye ederim.
        Kreste gorev aldim. Ufak cocuklarla iletisimim cok kuvvetlidir. Bakin ornegin, cocugunun veli toplantisina katilamayan, cocugunun ufak tefek musamerelerini, aylik gosterilerini kaciran ebeveynler ve onlarin mahzun bakisli cocuklarini biliyorum. Onlar gozlerimin icine bakiyorlardi annem gelecek mi diye, cunku butun arkadaslarinin anneleri geliyor ama mesai saatlerini ayarlayamayan anneler her daim katilamiyorlar. Buyuk musamereler disinda ya bir yakinlari, ya cocugu emanet ettikleri bir buyukleri katiliyor fakat cocuk orada ‘yalnizca’ annesini bekliyor. O bekleyis esnasinda duydugu heyecan ve sonunda dustugu hayalkirikligina sahit oldugum zaman o cocuklara duydugum merhamet, dunyevi kaygi ugruna is hayatina atilip cocugunu yalnizlastiran annelere duyacagim merhametin onune geciyor, haklisiniz bu anlamda merhametsiz olabilirim.
        Ben on bir yasimdan beri ailemden uzak yasiyorum bu benim hassas oldugum bir konu. Dediginiz ornekteki gibi medrese tahsili icin onlardan uzaklastim. Haliyle anne boslugunu icimde fazlasiyla yasayarak buyudum. Ustelik ben yine de sansliydim, zira on bir yasima kadar annemi doyasiya sevebildim. Cunku evdeydi, ev hanimiydi, ilgili ve cok musfik bir anneydi. Fakat buna ragmen uzaklik bana dokundu ve  ustelik birakip giden annem degildi, bendim. Bir de daha kucuk cocuklari dusunun, annesi minicikken her sabah terkedip gidiyor. O cocuklarla empati kurabiliyor musunuz ve ustelik ‘birakip giden’ degil, ‘birakilip gidilen’ konumunda onlar. Geride kalmak, gitmekten her zaman daha huzunludur. Bunun fazla sahiplenicilikle bir ilgisi oldugunu zannetmiyorum. Artik kreslerde dini egitim veriliyor, ben de bu tarz bir yerde vazife aliyorum. Dort yasinda bes yasinda cocuklar Kur’an i hatmediyor. Uzak diyarlara gitmelerine gerek kalmadi. Fakat eve geldiginde yine annesi onu karsilasin, uc yasinda bir cocuk butun gun degil, yarim gun okulda kalsin. Yine birinci ilgilenen kisi annesi olsun.
        Siz beni merhametsizce buldugunuz gibi ben de dunyevi kaygi ugruna ve keyfi olarak cocuguna birinci elden annelik etmeyen hanimlari biraz merhametsiz buluyorum. Benim burada kasdettigim mukemmeliyetci ve asiri sahiplenici bir anne modeli degil, hatasiyla kusuruyla cocugunu bagrina basan ve her adiminda degil ama her ihtiyaci oldugunda yaninda oldugunu hissettiren sevgi dolu, musfik bir anne.
        6-) Su an herseyi ayarlayabiliyorsunuz. Cunku cocugunuz henuz olmadi. Hamilelik yasamadiniz. Iki yil dogum iznine ciktiniz diyelim, ya sonra? Yine herseyi dort dortluk planli programli yapabileceginize inaniyor musunuz? Cevabiniz evetse ne guzel. Takdir ederim.
        Fakat bu bir cocukla kalmaz ki, kaldi ki bu sorun sizn dunyanizla da sinirli kalmaz. Kardesi gelecek, kardes kiskancliklari olacak. Buyudukce onlar, sorunlari da buyuyecek. Derseniz ki ben tek cocuk istiyorum, buna birsey diyemem. Ama Muslumanlarin cogalmasi ve Islam ahlaki ile bezenmis guzel fertler yetistirmelerini tavsiye ediyor dinimiz. Bakin calisan hanimlar ekseri cocuk fikrinden kaciniyorlar. Cunku kolay degil. Ya da iki kardes arasi fazla yas farki oluyor ki kardes kardese kavganin dahi tadini cikaramadan ve yine yalniz buyuyor cocuklar.
        Kisaca; mutlu hanenize, planli programli yasantinizi bir ‘inga…siyla’ bozacak hayirli evlatlar dilerim.
        Diger konu ise kadinin kocasiyla ilgilenmesi mevzusu. Her kadinin calisma ortami kolay degil ve gunduz yipranan kadinlar eve gelip hem yemek hem ev isi hem kisisel bakimi hem de esinin ihtiyaclariyla ilgilenirken belki hepsine yetisebiliyor fakat kendine vakit ayirabiliyor mu? Ama bir ev hanimi isterse eger gunduz bir saatlik kaylule ile dinc ve dinamik hissedebilir. Kaldi ki her calisan hanimin esinden bir saat once gelip hazirlanmasi, yemek yapmasi gibi mesai saatini ayarlama luksu olmaz. Kapiyi ayni anda acip giren esler de var, kocasi onden gelip hanimi arkadan gelen esler de var. Bunlari da gozardi etmeyelim.
        7-)Sizin ibadetlerinizi, zikrinizi yoksaydigimi nereden cikardiniz, estagfirullah, bu benim haddime mi?  En haz etmedigim seylerden biridir bu gibi ferdi halleri sorgulamak.
        Fakat her is ortami kadina istedigi gibi ibadet edebilme sansini tanimiyor. Hatta ibadeti birakin, belli uniformalari giyme zorunlulugu olan meslekler biliyoruz. Hem kadinin namazini kilacagi en uygun mescid evidir. Burada zikirden kasdim ise, haftalik ilim meclislerine, sohbetlere veya gonullu yardim muesseselerine ayrilan vaktin mesai saatleriyle catismasindan oturu bir ev haniminin vaktinin daha musait oldugunu vurgulama amacliydi. Yani bir kadin calismak istemezken, bu faaliyetlerini aksatacagindan endise duyar demek, calisan kadinlar namaz kilmaz, zikretmez demek degildir. Bu kulun kendi ameli, ben yargi makami degilim. Fakat calisma hayatinin zorunlu sinirlama getirecegi de asikar. En azindan benim mesrebimde saatler uymuyor. Ama Allahu Teala sizinkini makbul buyursun, ne guzel Maasallah.
        😎 Bu madde olmazsa olmazimiz degil fakat, bir ev haniminin islerini duzenledigi takdirde kitap okumasina ve cesitli hobiler edinmesine daha fazla vakti olur. Bunu cevresi icin yapmasin, izin verelim bunu da kendi icin yapsin. Kendine zaman ayirip sevdigi birseylerle hasir nesir olmasi, zihnini dagitmasi, gunluk telaseden siyrilip kendine ait bir dunya olusturmasi icin gerekli zamani ev hanimi daha kolay saglayabilir. Cunku bu, zaman ile ilintili bir durum. Ev hanimlari da cok fazla okuyor dersek bu abarti olabilir. Ev hanimlari da okuma konusunda vaktini iyi degerlendirmiyor diyebiliriz ama imkanlari var, bizim konumuz imkanlar uzerine.
        Hediyelesmek sunnettir. Allah makbul buyursun.
        9-) Goz kirliliginden siz korunuyor olabilirsiniz peki bunu butun sektorler icin soyleyebilir misiniz? Surekli kadin erkek ihtilatinin oldugu bir ortamda ve kadinlarin fitratina uygun olmadigi bir meslek dusunun. Ne kadar ciddi de dursaniz kendi gozunuzu muhafaza edebildiginiz kadar diger insanlarin gozlerini muhafaza edebilecek misiniz?
        Ustelik alt sinif kadrolara ihtiyac duymuyorum, bakin agabeyim ogretmen. Ciddi ve vakur bir insan. Gorev aldigi okulda bransi geregi fazla kadin olmamasina ragmen, teneffus ve ogle aralarinda yapilan ogretmenler odasindaki lakayd sohbetlerden, mustehcen espri ve diyaloglardan oyle bîzar ki, kendisine okulun alt katinda bir oda ayarlayip bos vakitlerini orada atelye amacli kullanarak degerlendirmeye basladi. Kendisi uluslararasi yarismada iki kez birincilik kazanan basarili bir teknik brans ogretmeni. Haliyle okul ortaminda cok sevilen birisi. Bu basarisini da depo odada yaptigi calismalara borclu. Okulda sohbet etmek icin erkek ogretmen arkadaslari depoyu ziyaret ediyorlar.
        Dusunun ki genclige yon veren ogretmenler dahi bu hataya dusebiliyor, bu yalnizca bir misal. Benzer ornekleri burada baska calisan kardeslerimiz de dile getirdi. Peki kadin tertemiz evinde oturmak varken ve hemcinsleri ile diledigince sosyallesme ozgurlugune sahipken neden tehlikenin ve gunahin normallestigi bu karisik ortamin icine kendini atsin? Neden seve dileye kendini bu kirlilige maruz kilsin? Erkek icin zaruri ama kadinin bir mecburiyeti yok ve yine birinci maddeye donuyoruz. Dinimiz haram kadar harama giden yollari da kapamamizi emretmistir. Zaruriyet icabi calisan suurlu mu’mine kardeslerimize Allah yardim eylesin.
        10-) Misafir evin bereketidir. Fakat her ne kadar siz misafir kabul etseniz de toplumda yaygin ki, calisan bir hanim icin “o calisiyor rahatsiz etmeyelim” sozu soylenir. Ya da gunduz zaten isyerinde olan bir hanim sadece haftasonlarini misafire hasredebilir. Sadece kadin misafirleri de olsa gunduz vakit yok ki.  Haftasonlari ise ya esi evde olur ya da ortak bir program yapmak isterler. Cocuklar olunca onlarin istekleri, dersleri vs Misafire ayrilan zaman azalir. Hatta bakima ihtiyaci olan yaslilar dahi, gunduz butun gun isyerinde olan gelininin ya da kizinin evinde yalniz basina oturmak istemez ki uzun sure gelip yatili kalsin. Evde hanim olsa onunla vakit gecirir. Bunlarin sosyal gercekliginizde hic payi yok mu?
        11-) Sizin esiniz cok iyi bir insan olabilir ve siz aranizda cok guzel bir iletisim kurmus olabilirsiniz. Allah daim etsin. Ama takdir edersiniz ki, kadin fitrati her zaman erkegi kendinden bir adim onde gorme , erkek de kadindan bir adim onde olma arzusu icinde yaratilmistir. Kodlarina islenen bu ilahi formul oyle tesirlidir ki,  bugun sekuler dunyada ne kadar esitlik propogandasi yapilsa dahi kendinden ustun erkek bulamayan kadinlarin bekarlasmasinin ve yalnizlasmasinin onune gecilememistir. Ust duzeyde dahi olsa bir adim ustteki erkeklere ilisir kadinin gozu, cunku fitratina hakim duygu budur.
        Siz evin kapisinin onunde butun apolet, titr ve makaminizi bir kenara birakip eve oyle adim atiyor olabilirsiniz. Ama esiyle ayni maasi alan ya da esinden fazla maas alan kadinlarin kocasina olan saygisini yitirebildiklerini gorebiliyoruz. Bu gibi ornekleri es gecemezsiniz. Ama bir ev hanimin yaristiracagi ustun gucleri olmadigindan, onun gayesi ve dunyasi baska oldugundan, kocasini da bir kahraman, evinin rizkini temin eden “evinin diregi, oksurugu yeten adam” konumunda gormesi daha mumkun ve kolaydir.
        12-) Eksta yuk derken, hersey olabilir. Hayati her zaman tikirinda ve programli islemez insanin. Ama Cenab-i Mevla, kuluna her bela ile beraber ihtiyaci mesabesinde sabrini da verir. Kadin zaten naif yaratilmis bir varlik ve ev ici telasesi, esine ve cocuklarina dair sorumluluklari yeterince varken, hadi bir sekilde is hayatini da idame ettirirken surpriz bir sorunla karsilasmis olsa zihni muhtemelen karisacaktir. Programlari altust olacaktir. Bu durumda is verimi ya da evdeki verimi mutlaka duser. Sizin dusmeyebilir, ben vasat bir insandan bahsediyorum.
        Rabbi ona sabrini verir, fakat dusunun ki biri sizden borc para istiyor ve siz ihtiyaci kadar veriyorsunuz. Bu kisi aldigi parayi ihtiyacina kullanacagi yerde gitmis o parayla kendine luks bir saat almis. Akabinde magdur olur; cunku, gelir-gider envanterinde hata etti.
        Bir kadin da mesuliyeti yokken, kendinden talep edilmeyen yuklerin altina girer ve ardindan beklemedigi bir dert hayatina misafir olursa, o misafiri agirlamakta gucluk ceker. Cunku Rabbinin bahsettigi sabir ve gucu, etmesi talep edilmeyen bir minvale kanalize etmistir. Bir sekilde yine durumu kurtarir ve bu sorunlari da atlatir belki fakat; insan kendine farkinda olmadan bu kadar cok yuklenirse, bunun faturasi ilerde agir olur. Bakin antidepresan ilac kullaniminin calisan hanimlarda daha fazla oldugu saptandi, cunku bedenlerine asiri yuklendiklerinin farkinda degiller ama bunun acisi ileri yaslarda cikiyor.
        Hem herkesin esi sizinki gibi peygamber ahlakina sahip ve anlayisli degil. Mukemmeliyetci erkekler de var haniminin  hem calismasini hem kusursuz bir es olmasini isteyen. Cunku her ne kadar calisan hanimlara ragbet artmis olsa da toplumumuz erkekleri hala zihniyet olarak ataerkil aile yapisina yatkin. Yetistirilmeleri bu yonde oldugu icin ekserisi ev isleri ve yemek gibi hallerde esine yardimci olmak yerine dort dortluk hizmet bekliyor.  Bu sitede de bundan dert yanan, calisan hanim kardeslerimiz var. Yani hayat herkes icin toz pembe degil, uzgunum.

        Sema hanimin guc ile ilgili yazisina da uzuldugunuzu dile getirmistiniz.
        Uzulmeyin Nilgun hnm. Vicdanen rahatsaniz, dogru bulmadiginiz noktalari elestirin ama yok yere iki satir yazi icin kendinizi harab etmeyin.
        Ben yargic degilim, insanlari siniflara ayirarak haketmedigi kategorizasyonlara tabi tutacak bir yetkiye sahip degilim. Mesele ayet-i kerimeler ya da dinin temel referanslari olmadigi surece sahsi fikir ve gozlemlerime yonelik her turlu elestiriye acigim, bunu daha once farkli vesilelerle de dile getirdim. Nihayetinde insaniz ve her dogruyu bilmedigimiz gibi, bildigimiz her dogruyu da tatbik edecek kadar kâmil bir takvaya henuz sahip degiliz. Dilerim cumleten ahlaki ve imani sahada tekamul edebiliriz.
        Siz yine de hakkinizi helal edin.
        Allah yuvanizin huzur ve bereketini daim, guzel ahlaki ise hayatiniza kaim eylesin.
        Selam ve dua ile…

        • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

          Feyza kardeşim, Rabbim Ebeden Razı Olsun sizden inşaallah.

          Bu güzel yazınız üzerine söylenecek çok şey olmasa gerek bence bu yazılarınızı (kadının çalışmasıyla ilgili) heba etmeyin bir ara toplayın tashih ediniz makale haline getirip islami dergilerde yayınlatabilirsiniz. Ama mutlaka bilgisayarınız varsa bir yerlere kaydedin yazık olmasın lütfen. Çünkü bazen yazmak istersiniz aynı cümleleri kuramayabilirsiniz yazının kompozisyonu dağılabilir bu nedenle muhafaza etmenizde yarar var. Ayrıca bu yazılara muhtaç zihni,aklı karışık çalışayım,çalışmayayım mı diye ikileme düşmüş, fıtratıyla ikilemde kalmış belki binlerce hanım kardeşlerimiz var. Onlarında bu yazılardan istifade etmesi gerek diye düşünüyorum. Binaenaleyh siz bu yazılarınızı bir yere kaydediniz.

          Hatta benim uğraşacak zamanın olsa bir şekilde ben eklemeler falan yapar yeni başlıklar açar tashih eder size sema hanım aracılığıyla gönderirdim. Bence çok iyi faydalı bir 5-10 sayfalık makale çıkardı. Ama şimdilik uzak bir ihtimal :)

          Rabbim sizin gibi hanımlarımızın sayılarını arttırsın inşallah.

          Bu ramazan ayı için son yorumum olsun artık. :)

          Vesselam…

          • Feyza diyor ki:

            Azmo kardesim,
            Sahsima ait bilgisayarim yok benim, bulundugum yerin bilgisayarini da sahsi islerim icin kullanmiyorum cok mecbur olmadikca. Eger faydali olacagina inandiginiz herhangi bir yazim olursa, dilediginiz gibi kullanip faydasi olacak hanim kardeslerime okutabilirsiniz.
            Abdullah abi de bu soylediklerinizi soylemisti yazilari toparlamama dair, bir gun sahsima ait bilgisayarim olursa insaallah toparlarim. Sitede dursun, burdan kaybolmaz insaallah.
            Ben de Ramazan-i Serif ayi boyunca biraz mola vermek istiyorum, zira zamanim yetmiyor.
            Simdilik selametle kaliniz. Allah razi olsun guzel dusunceleriniz icin. Bana kalirsa siz de bu mevzuyu ve genel ailevi mevzulari kendi tahsil gordugunuz alanin size kattiklariyla beraber tahlil edeceginiz faydali makaleler yazip yayinlayin. Kitap da olabilir. Eminim belli bir kitleniz olacaktir.
            Tekrar selametle kaliniz, esenlikler dilerim.

      • NİLGÜN diyor ki:

        Esselamu Aleykum Feyza hanım;

        Öncelikle bu kadar geç cevapladığım için özür dilerim ama malum yoğun hayatım hasebiyle siteye çok sık giremiyorum. Güzel dualarınız için gerçekten çok müteşekkirim, bu duaları sizin gibi imanlı birinden duymak çok güzel. Allah razı olsun.

        Ben de çok sık takip edemediğimden genel itibariyle yorumlarınızı beğensem de bu yazıyla ilgili diğer yorumlarınızı okuyamadım ve yazıyı yayınlandığı gibi müstakil olarak okuyup değerlendirdim. Anlattığınıza göre yayınlanmada da bir sıkıntı var. Çünkü cevap değil müstakil yazı olarak okuyabiliyoruz. Baktığımız yön elbetteki farklı olabilir, ama sarfettiğimiz kelimelerle onları açıklamak da bizim elimizde. Sizin yazınızın başında maddi zorluklarla çalışan kadınları istisna tuttuğunuz gibi. Evet yazınızın başlığı neden çalışmak istenmeyeceği, ama aksi durumda menfii sonuç hasıl oluyor. Sanırım sizde bunun farkındasız ki maddi mecburiyeti olan hanım kardeşlerimizi bu menfii sonuçlardan korumak istemişsiniz. Benim takıldığım nokta tam da bu. Ben maddi mecburiyet nedeniyle (eşimin sıkıntıları yüzünden çalışamadığı bir yılı saymazsak) meslek hayatı olan biri değilim. Doğal olarak siz kasıtlı yazmamış olsanız da yazı ben ve benim gibi insanlara hitap ediyor. Ben de bu hitaba kendi hayatıma göre cevap yazdım. Cevabımın başında da bunu belirttim, başka bir anlam çıkmayacağını net bir dille ifade ettim. Buna rağmen yanlış anlaşılmaktan kurtulmak bana müyesser olmadı :-) Hayırlısı… Ev hanımı olan kardeşlerimizin de o yazdıklarınızı yapıp yapmadığını değerlendirmedim, cevabımın konusu değildi.

        Zamanımızdaki kadın üzerine oynanan olumsuz oyunların meslek hayatı kısmında yazdıklarınıza katılsam da emin olun gözünüzde ne kadar az olsa da yazdığım hassasiyetteki gibi hanımlar var (herkes benim gibi açık sözlü değil, bu güzel sitedeki güzel fikirlerden yararlanmak yerine ekrandaki çarpı işaretine basmak daha kolay bir çözüm gibi geliyor). Onları kendimizden uzaklaştıracak kelimeler sadece müslüman kardeş kaybına yol açar, ve oyunu bozmanın yolu sizde takdir edersiniz ki hiç bir ferdi yok saymamak, herkese kucak açmak, doğru yolun inşasında beraber çalışmaktır. Malum söz de geçtiği gibi: kalmasın el uzatmadığımız bir mahsun gönül…

        Bu denli üzüntümün sebebi tahmin ettiğiniz gibi değil. Belki ikincisi biraz. Malumdur ki sitedeki hiç kimse reelde birbirini tanımıyor ama yorumlardan tanıyabildikleri kadarıyla birbirine muhabbet duyuyorlar (aksini düşünmek bile istemem). Sizi hem yorumlardan tanıdığım kadarıyla zihnimde çok hoş şekilde beliriyorsunuz. Hem de anladığım kadarıyla medrese eğitimindesiniz. Benim çok sevdiğim kuzenim de medrese çıkışlı. Şu an evli, harikulade iki tane evlat yetiştiriyor, (Allah siz başta olmak üzere tüm bekar kardeşlerimize nasip etsin) Cennet numunesi bir yuvaları mevcut. Benim ablam yok, ve ben onu ablam gibi görürüm. Siz bana kişisel olarak onu çok hatırlıyorsunuz biraz :-) ikinci madde biraz kapsamakla beraber üçüncü bir madde ekliyeceğim. Burası bu çağdaki nadir kalmış güzel sitelerden ve birçok insana öneriyorum. Okumalarını, buradaki güzelliklerden yararlanmalarını arzu ediyorum. Gönül kırıklıklarıyla bırakmaları beni üzüyor.

        Benim menfii meslek hayatındaki kadın kardeşlerimizin menfii olaylarını tasvip ettiğim cevabımın neresinden anlaşılıyor bilmiyorum ama eğer öyle düşündüyseniz sizin gibi ben de tasvip etmiyorum. Zaten yazınızdaki menfii durumlara değil, genellemeye karşı üzüntü duyduğumu zikrettim. Sanırım artık net anlaşılmıştır.

        Sizin ilk cevabınızın son paragrafında söylediğiniz gibi; şimdi bir kardeşimiz “bir kadın neden çalışmak ister” isimli bir yazı yazsa ve ters psikoloji ile ev hanımlarının yaygın hatalarını dile getirse sizin hilafınıza ev hanımı olmamama rağmen ben buna da alınırım. Doğru bir üslup ve doğru bir genelleme olmaz. Toplumda olmasını istediğimiz doğrular bu şekilde artmaz. Unutmayın doğru hedefe doğru yollardan gidilir. Ki öyle olmayan hanım kardeşlerimizin hakkına girmeyi de bahsetmiyorum bile. Son cümlenize katılıyorum ve yabancısı olduğumuz hayatları da hesaba katmak gerektiğini düşünüyorum.

        Tek tek açıkladığınız maddelere sanırım cevabımda bir karşı çıkış noktası olmadığının farkındasınızdır. Yalnız mesleki hayatı olan hanımların maddelerde genellediğiniz güzelliklere karşı çıkıyor, yada ihmal ediyor olma genellemenize karşı çıkıyorum (Artık gerçekten doğru anlaşılırsa çok sevineceğim, çünkü söylemekten dilimde tabiri caizse tüy bitti). Bu cevabınızda yazdığınız bunlara dikkat edenlerin hariç tutuldukları parantez içleri zaten bu konuyu halletmeye yetiyor. Siz neden cevabınızda sanki maddelerinizde bahsettiğiniz durumlara karşı çıkıyormuşum gibi yazdınız bilmiyorum. İnanın halen çözemedim. Temel de aynı doğruların etrafındayız.

        Bu yüzden yazdığınız maddelere tek tek cevap vermeyeceğim, çünkü baştan hatalı bir anlaşılma sonucu oluşan cevaplar silsilesi şeklinde gidecek. Onun yerine alttaki diğer cevabımda mesleki çalışma hayatındaki kadınlarla ilgili fikirlerimi özetleyeceğim. Sanırım sizin ve diğer okuyanların beni doğru anlamanız kolaylaşır.

        Ama birkaç ifadenizi cevaplamak isterim.

        Sadece bu değil hiçbir meseleye yalnız kendi penceremden bakmamaya çalışırım, elbette ki yaşadıklarım benim fikirlerimin oturmasını sağlasa da her türlü insanı, canlıyı hesaba katmaya çalışırım. Biraz mesleğimin kuvvetlendirdiği de bir haslet aslında.

        4. maddenin sonuna yazdığınız ifade şaka da olsa bir hanım efendi için çok nobran duruyor. Onu belirtmek istedim.

        Sefa Hocayı şahsen tanırım ve sadece çocuk yetiştirmekle alakalı değil, eşlerle alakalı da birçok kitabını, yazısını, programını zevkle okurum. Katılmadığım anlar belki bir belki ikidir. Sohbetlerde geçer.

        Kreşte görev yapmanızı takdir ettim (Çocuklarla meşgul olan insanların genelinde bir masumiyet ve saflık sezerim). Gözlemleriniz de elbette ki çok kıymetlidir. Yalnız siz de takdir edersiniz ki, eğitimim, mesleğim ve geçirdiğim süre dolayısıyla çocuk gelişimi ve yetiştirme alanında sizden biraz daha fazla tecrübe ve bakış açısına sahip olmuş olabilirim. Belli ölçülerde yazdıklarınıza katılmakla beraber(okul gösterisi, veli toplantısı vs) asıl günümüzdeki çocuk yetiştirmedeki sorunun şefkat ve merhamet zehirlenmesi olduğunu gözlemliyorum. Tabiri caizse utanarak yazıyorum ama haşa evlatlarına tapıyorlar. Anneler efendilerini doğuruyor. Bununla ilgili çalışmalarda bulunuyoruz.

        Sizin hissiyatınızı anlıyorum. Malum her insan farklı imtihan oluyor. Ama unutmayın ki yaşadıklarınız sizi bu gün olduğunuz Feyza hanım yaptı. Keyfi veya dünyevi kaygılarla anne olmayı ihmal eden kadınlar hakkında sizden daha ağır konuşabilirim. Ben o çocukların gerek fiziki gerekse ruhsal çok kötü durumlarına şahit oluyorum. Ve kalbim ağrıdı ifadesini ilk kez o çocuklarla hissetmiştim.

        6. maddede ifade ettiğiniz ihtimalleri tahmin edemeyeceğiniz kadar genişlete bilirim. Daha önce de söylediğim gibi düzen bozulmasını bu kadar naif bir nedene bağlamanız çok güzel. Ve duanıza tüm kalbimle hem şahsım adına, hem de tüm mümin kardeşlerim adına(tabii ki size de) amin diyorum. Allah cümlemize hayırlı, sağlıklı evlatlar nasip etsin. Çocuk yetiştirme alanında tabiri caizse kafa patlatan insanlardan biriyim. Ve evet mesleğimi maddiyat olmasa da çok farklı amaçlarla yapsam da Rabbim nimetini verirse evladımın önüne geçmesi mümkün değil. Dediğiniz gibi güçlü, ihlaslı, kişilikli müminler yetiştirmek asil vazifelerimizden. Belli bir süre çalışmamayı düşünüyorum. Ama kul kurar kader gülermiş. Yalnız başka bir cevabımda düzen bozulmasının anlık olduğunun her sn bilincinde olduğumu söyledim. Değil ikinci, üçüncü bebek Rabbim tarafından özel bir evlat verilince( özürlü değil, özel) birkaç yıl için değil, ömür boyu olan yeni bir süreç başlar.

        Ağabeyinize maşallah, Allah onun gibi öğretmenlerin sayısını arttırsın.

        Ben misafirlerimi hafta içi de ağırlayabiliyorum ama sizin dediğiniz gibi karşımdaki insanlarda rahatsız etme korkusu olabilir. Yakın çevremizde bunu aştık ama genele yayamamış olabiliriz. Aslında eskiler güzel söylemiş; gönül muhabbet ister kahve bahane. Mükemmelliyetçilik ve kim ne der kaygısı olmadan misafir ağırlasak daha kolaylaşır işler :-)

        11. maddenize katılamayacağım. Sizinle temelde ayrılıyoruz çünkü üstünlük bana göre sadece takva iledir. Dediğiniz şeyler makam, para geçicidir. Daha önce verdiğim örnekler çevremde birebir gördüğüm örneklerdir. Ki kalıcı bile olsa(özür dileyerek sizden örnek vermek isterim) bu ölçütlere göre çok çok üstün bir bey ile evlenseniz dahi eğer takvası, ihlası sizin gibi iyi yetişmiş bir hanımefendininkinden önde değilse ona duyacağınız saygı hep eksik ve kusurlu kalır. Şahsıma gelen evlilik teklifleri açısından dediğiniz özelliklere bakarsak eşim spektrumun başlangıç noktasına çok çok daha fazla yakındı. Teklifini kabul ettiğimde ailem hariç çevremdeki insanların yargılamalarıyla karşılaştım. Hatta bazıları hadlerini aşıp işi kalp kıracak boyuta götürdü. Ama eşimdeki takva ve güzel ahlak diğerleriyle (%80-85 i dindar camiaya ait bile olsa) kıyas kabul etmeyecek düzeydeydi. Kaldı ki eşim son imtihanımızda işsiz kaldı. 0 lira kazandı. Doğal olarak ünvan kalktı. Benim akademik ünvanım artıyor. Şu anda dahi eşim henüz tam çalışamıyor. Ama ailedeki rollerimiz hiç değişmedi. İnşallah hiç de değişmeyecek. Toplumun genel bakışı sizin dediğiniz gibi farkındayım ama bu yanlış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ayrıca çok daha ilginç istisnalar mevcut. Mesele diş hekimi bir hanımın eşi marangoz. Millet duyunca hayret ediyor ama mutlu bir yuvaları var. Hülasa üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi;
        ”Ellerime uzanan dudakları tepeyim,
        Allah diyen, gel senin ayağından öpeyim.”

        Madem atıf yaptınız bahsedeyim. Sema Hanımın güç ile ilgili yazısına üzüldüm, bence üzülmeliyiz zaten. Yazıda ifade ettiğim gibi asıl zayıflıklar güç, asıl güç zayıflık olarak sunulduğu bu bilinçli toplumu yıkma projesine en azından inançlı müslümanlar prim vermemeli ve derdimizi doğru şekillerde anlatmalıyız. O yazıda bu feminist zihniyetli insansıların ”sen güçlüsün, boşanırsın” çığlıkları ifade edilmiş, güçlü kadın mutlu olamaz denilmişti. Ben de bu anlayışın toplumu bozmak için bilinçli yapıldığını söylüyor, asla güçlü insan, güçlü mümin, güçlü kadın ve erkek güçlü çocuk tanımlarımızın bunlarla bir olmayacağını söylüyorum. Malum gemiyi önce fareler terkederken en ufak bir uyuşmazlıkta mahkemelere koşan kadın mı güçlü olacak? Güçlü insan nefsini yenendir, güçlü insan Rabbinin buyruğuna uyan, onu görürmüş gibi yaşayandır. Güçlü insan her zorlukla savaşan, doğrunun yanında olandır. Hayata geliş amacını tamamlamaya çalışandır. Güçlü kadın kocasına nefsine ağır gelse de(dini çerçeve içinde) itaat edebilendir. Bağırıp çağırmak kolay, güçlü kadın sinirlendiğinde de kendine hakim olabilendir. En güç durumlarda bile zerafetini kaybetmeden davranandır.

        Kadın ve erkeğin gücü ayrı değerlendirilmelidir. İkisini aynı kefeye sokmak balığın ve kuşun ne kadar hızlı gittiklerine bakıp değerlendirmek gibidir. Yaratılış fıtratlarını es geçip aynı yarışa sokmak hatadır. Çok güçlü bir beyinden yiyecekleri metabolize etmesi beklenemeyeceği gibi güçlü bir böbrekten düşünmesi veya hesap yapması beklenemez. Kadın ve erkeği aynı güç yarışına sokmak baştan hatadır. Bunu çok uzatmak istemiyorum ama sanırım meramım anlaşıldı. Ek olarak belirtmek isterim Sema hanım güçsüz bir hanım mı? Tek başına didiniyor, çabalıyor, populist islamcı kesimin yanlışlarını yüzüne vuruyor. Bence bunu yapmak için gerçekten çok güçlü bir insan olmak gerekir.

        Şimdi sizden çok özür diliyorum bu feminist mayası bozuklar bizi yıkmak için güç olgusunu tüm çirkinliklere ve zayıflıklara takıyor. Böylece toplumsal algı değişiyor. Toplumsal yargıya ve mahalle baskısına dönüşüyor. Bu dediğim 3-5 yıllık bir hadise değildir. Osmanlı döneminde başlayan çok büyük bir projedir. Ben de diyorum ki; biz oyunu bozmalıyız. Gerçekten güçlü müminler olmalı, güçlü müminler yetiştirmeliyiz. Toplumsal çöküşü durdurmaya çalışmalıyız. En büyük yolculuklar bir adım, en büyük davalar bir cümleyle başlar. Ben üç beş çapulcuya güzel ve olumlu olan değerlerimi bırakmam. İnsanları masallarla kandırmalarına da elimden geldiğince elimle dilimle karşı koyarım. Bu size önemsizmiş gibi gelebilir. Ama her şeyi doğru tanımlamalı, doğru tahlil etmeliyiz. Gözümüzün önünde tüm toplum çökertilmeye çalışılıyor, tüm islam coğrafyası kan ağlıyor. Güç sizinde bildiğiniz gibi olumlu anlam taşır. İnsan olarak yapı itibariyle daha iyi daha olumlu özellikler sahibi olmaya çalışırız. Şimdi 17-18 yaşındaki genç kızımızı bu toplumsal yargılarla büyütürsek ya feminist=güç olgusuna aldanıp her iki dünyasını yakacak, ya güçsüz olduğu beynine işlenip kendi öz güvenini kaybedecek, bunlarla olan savaşımızı başlamadan kaybedecek. Ya da geri saflara çekilecek. Benim anlatmaya çalıştığım buydu. Üzülme konusunda her mümin üzülmeli, ağlamalı bence. Şairin de dediği gibi: ”Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi”.

        Çok uzatmak istemiyorum. Şehit Hasan el Benna’nın vasiyetinde dediği gibi, Müslümanlara tartışmaları çok uzatmamalarını öğütler.

        Güzel dualarınız için teşekkür eder, hayatınızın Rabbimin katından her türlü güzelliklerle bezenmesini dilerim.

        Selam ve dua ile…

        • NİLGÜN diyor ki:

          Doğru anlaşılmak ve bu konuyu özetlemek babında birkaç cümle sarfetmek isterim.

          Bismillahirrahmanirrahim

          Kadının meslek hayatı noktasında dinin koyduğu emir ve yasaklara uymak kaydıyla, asli vazifelerini ihmal etmeden, kimsenin hakkına girmeden çalışabilir hatta bazı meslek gruplarında çalışması gerekmektedir. Ama bu toplumumuzdaki meslek sahibi olan hanım kardeşlerimizin birçoğunun uyamadığı bir çerçevedir. Her konuda olduğu gibi dinin emir ve yasakları zamana uydurulamaz, kesindir, katii dir. O zaman biz bu toplumu yeniden inşa etmek için, yanlışları düzeltmek için neler yapabiliriz, ona bakmak lazım.

          Aslında bu konu çok başlı bir canavar gibidir. Tabiri caizse teşhisin dikkatli konulması, dikkatli tedavi edilmesi gerekmektedir. Pek mümkün olmasa da özetlemeye çalışacağım.

          İlk önce durumun farkına varalım. Şu an birçok hanım kardeşimiz bu uygun olmayan çalışma hayatında. Birçok genç kızımız bu hayatın yolunda. Tabii ki bu sadece fert bazında önem arzetmiyor. Onların hayatını etkilemiyor. Bu hanım kardeşlerimizin evlendikleri beylerin hayatı da, daha önemlisi onların yetiştirirken yanlış etkileyebilecekleri çocukların hayatı da elden gidiyor. Çevresel algı değişiyor. Ve toplum mühendisliğinin başarısını acı acı izliyoruz. Tedavi nerede nasıl başlıyor? Kimlere ne görevler düşüyor?

          Bu sadece bak evde olmak hanım için çok iyi, mesleki çalışma hayatındaki kadın uygunsuz diyerek tedavi edilebilecek kadar basit bir hastalık değil.

          1) Evvela şu çalışan kadın ifadesini yanlış ve sakıncalı buluyorum. Ne yazık ki en takvalı çevreler bile bu yanlışın içinde. Yanlışı yerelim derken farkında olmadan yüceltiyorlar. Meslek anlamında çalışan kadını böyle tarif etmek diğerlerini otomatik çalışmayan, evde yatan pozisyonuna sokuyor. Bu toplumsal algı oluşturuyor. Ev hanımı kardeşlerimizin kendinden utanması, işe yaramamazlık hissi yaşatırken; diğer hanımlarımızın ne olursa olsun (dini kanunlar hilafına da olsa) mesleki çalışma hayatına itiyor. Branş olarak çok detaylı içinde olmasam da psikoloji ve psikiyatri her zaman ilgimi çekmiştir, bu alanda extra eğitimler aldım. Size şunu net olarak ifade edebilirim ki işe yaramamazlık hissiyatı, toplum tarafından küçük görülme insan için çok ağırdır. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama şu an o uygun olmayan çalışma hayatına itilen hanım kardeşlerimizin birçoğunun annesi ev hanımıdır. ” Ben ezildim sen ezilme” mantığı galebe çalmıştır. Biz bunu düzeltmeliyiz. Her canlının hayatını idame ettirmek için aralıksız çalışması gerekirken ev hanımının çalışmadığını kim iddia edebilir. Bari biz bunu doğru ifade etmeliyiz. Bu sadece fert bazında değil, hanımın eşi tarafından hatta hatta çocukları tarafından da yaşanıyor. Eşinin ev hanımı olduğunu ifade ederken (bilinçli veya bilinçsiz olarak) utanan kocalar, annesinden utanan çocuklar görüyorum. O hanım kardeşimizi düşünsenize. Kişisel olarak her rastladığımda hanım kardeşlerimizi övüp, ev hanımlığının güzel yanlarına bir iki cümleyle de olsa değinmeye çalışıyorum. Ve asla çalışan kadın ifadesini kullanmamaya özen gösteriyorum. Mesleki çalışma diye sorar, sohbetlerde o şekilde ifade ederim. Etrafımdaki herkese bu hassasiyette olmalarını öneririm.

          Birçok insana basit gelen bu konunun diğer bir ciheti ise telkinin gücüdür. Ben telkinin gücüne inanan bir insanım. Hatta doğruluğunu kendi gözlemlerimde defalarca müşahade ettim. Mesela çocuklarda ki ismiyle müsemma olayının temelinde bu yatar. Çünkü bir insanın hayatı boyunca en fazla duyduğu şey ismidir. Ne kadar aksi bir hayat yaşasa da isminden izler taşır. Bu yüzden dinimiz çocuğa güzel isim konulmasını emreder, çocuğun anne-baba üstündeki hakkı olarak zikreder. Yani eskilerin bir şeyi 40 kez söylersen olur dedikleri olgu. Toplum olarak ev hanımlarına o kadar çok çalışmayan diyoruz ki, kadın ister istemez tembelleşiyor. Asli işlerini yerine getiremez oluyor. Normalde bir iki saatini almayacak işler içinde resmen boğuluyor. Bu yanlışı baştan düzeltmeliyiz. Bu toplumun yapması gereken, bakış açısını değiştirmesi gereken durum.

          2) Ev hanımı olma, meslek olarak çalışma hayatından uzak durma olayını sadece hanım kardeşlerimizin yükümlülüğüne veremeyiz. Onu evde de fiziken ve ruhen sağlıklı tutmalıyız. Bunun burada saymaya imkan olmayacak derecede çok ciheti var. Ama bir ikisine değinecek olursam hanımını Allah’ın emaneti olarak alan kocaya çok büyük vazifeler düşüyor.

          Öncelikle kavvam olmak sadece maddi anlamda geçindirmek değildir. Hanımlarının fikri ve ruhi gelişimlerinden de sorumlulardır. Ev hayatında belli bir süre sonra zaman mefhumu ister istemez kaybolur. Bunu sadece kendi iradesiyle yapabilecek değil kadın, erkek bile çok azdır. Uyku saatleri düzensizleşir. Zamanın bolluğu nimet olmaktan çıkar, imtihan olur. O yüzden kavvam kişisi bunu iş yerindeki gibi katii kurallarla olmasa da yazılmamış ev saatleriyle sağlayabilir. Örnek işe gitmeden kahvaltı, hanımın öğleye kadar uyumasını engelleyebilir. Gün içinde nasılsın, ne yaptın telefonları onu vazifelerini erken bitirmeye yönlendirebilir. Akşam plan yapmak hanımın o plana uymasını sağlar, böylece evinize atalet uğramamış, hanım kardeşlerimizin ruhi durumu çok yıpranmamış olur. (eşimin hiçbir surette çalışamadığı süreçte bunun çok daha ağır versiyonlarıyla karşılaştım, halen tam işine tam olarak dönemediğinden çabam ona belli etmesem de sürüyor. Rabbim eşimin ve benim yardımcımız olsun)

          3) Akşam planları derken biraz açmak isterim. dediğim gibi imani ve fikri olarak gelişiminden de sorumlu olan koca bunun için çabalamalı. Hem dini hem beşeri ilimler açısından birçok ünlü ve bilgili hocamdan ders alma nimetine ulaştım ama hiçbiri evlenmeden önce babamla, evlendikten sonra eşimle yaptığımız dini ve dünyevi derslerin yerini tutamadı. Arada yoğun bir sevgi de olduğundan onun lezzeti çok farklı oluyor. Mesela babam akşam namazını cemaatle kıldırır, namazdan sonra sırayla abim, ben ve kardeşime okumayı öğrendiğimizden itibaren kitap okuturdu. Bu kitaplar dini içerikli olduğu gibi güzel romanlar da olabiliyorudu. Çok sıkmadan birkaç sayfa okutur, sonra açıklar, annemle ve bizimle güzel bir sohbet ortamı olurdu. Bu bizim en basit rutinimizdi. Daha birçok şey var ama buraya yazmaya zaman yetmez. Sizleri de yormak istemem. Kısaca aile meclisleri kurun. Gerekirse bir kitap önerip onun hakkında akşam yarım saatte olsa sohbet edin. Bu küçük dokunuş hanımı inanamayacağınız kadar hayata bağlar. Söz meclisten dışarı öyle ilim dolu insanlar tanıyorum ki, dışarıda irşad etmedikleri insan yok, evde hanımıyla iki kelime etmez.

          4) Sadece kitap okumak değil, değişik aktiviteler akşam gezmeleri, misafir, belki dışarıda yürüyüş insanı rutinden çıkarır. Yine evlenmeden önce evimizde haftalık santranç turnuvası yapardık. Kulağa garip geliyor değil mi :-) Babam kart ve zarla oynanan oyunlara caiz değil derdi. Bizim evde sadece santranca izin vardı. Babam önce anneme öğretmiş, daha sonra biz küçük yaşta öğrendik. Hem zihinsel gelişimimize katkısı oldu, hemde ailece birlikte eğlenir olduk. Şimdi dönüp bakınca canım babamın bizim ve annem için ne kadar çok çabaladığının farkına varıyorum.

          5) Fitne zamanı hanım dışarı çıkmasın diyoruz ama o fitneyi alıp evimizin mahremimizin içine sokmakta beis görmüyoruz, hatta üstüne büyük paralar ödüyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi televizyondan bahsediyorum.

          Yale üniversitesi görevlilerinden Dr. Jerom Singer’in ”Evinize geldiğinizde yabancı biriyle karşılaşıyorsunuz. Bu kişi, çocuklarınıza kavga etmeyi, dayak atmayı, dövüşmeyi öğretiyor. Ya da buna benzer tüm argümanları satmaya çalışıyor. Siz bu insana ne yaparsınız? Onu biraz da şiddet kullanarak evden atmaz mısınız? İşte size örnek. Eve geliyorsunuz ve başköşedeki Tv’niz çocuğunuza aynı şeyleri satmaya çalışıyor!” sözünü severim. Sadece çocuklarınıza değil hanımınızı da aynı şekilde yıkıyor. O feminist, dünya yıkılsa umurunda olmayan, günah içinde çalışıp çok başarılı olarak lanse edilen kadın örneği tüm televizyon dizilerinin, reklamlarının, haberlerinin ana fikri değil mi? Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. Annemlerde televizyon yoktu. Şimdi benim evimde de yok. Hiç eksikliğini hissetmedim. Hatta tv li evlere gidince sıkılıyorum. (Yanlış aktarma olmasın, biz de bazı programlar, maçlar, haber, film veya dizi izliyoruz. Ama internetten ve seçme özgürlüğümüz var ayrıca zamanı biz ayarlıyoruz). Ama bunu diğer insanları geçtim kayınvalideme bile henüz anlatamadım. İnsanların değil eve her odaya birer tane tv aldıkları zamanda vebalı gibi karşılanıyoruz. Bence aileyi ve kadını yıkan en büyük nedenlerden biri.

          6) Sadece zamanı yönetmek değil bir işe yaramak, bir şey meydana getirmek insanın kendini gerçekleştirmesi için şarttır. Bu illa meslek olmak zorunda değil. Hanımlara yapabilecekleri, meydana getirince gurur duyacakları meşgaleler bulmak lazım. Bu bir sohbet grubu da olabilir, güzel sanatlar da, yardım kermesleri de… Bu şekilde zamanını yararlı geçiren hanımın dedikodu, gıybet, vesveseden uzak durur.

          7) Sadece gelecek için değil şimdiki meslek olarak çalışan veya çalışma yolundaki hanım kardeşlerimizi de meşru alanlara çekmeliyiz. Aslında düşünüldüğü gibi kadınlar da uygun olmayan şartlarda çalışmak için, kendini parçalamak için yanıp tutuşmuyor. Uygun ortam ve şartlar sağlanırsa mesleki çalışmayı bırakmak isteyen çok hanım kardeşimiz var. Ama bu şartlar sadece maddi olarak alınmasın. Yukarıda biraz değinmeye çalıştığım kendini gerçekleştirmek, eş ve toplumsal tasvip, bir şeyler meydana getirme vs vs vs Hatta uygun şartlar olursa mesleğini bırakacak dr arkadaşlarım var( yanlış anlaşılmasın, tıp eğitimi zor, meşakkatli, çok fazla emek istediğinden hatta dedim). Herkesin kişiliği bir değil, ve genel hemcinslerim yapı itibariyle meslek yaşantısına uygun olmayabiliyor. Abartmıyorum ama tahmini gözlemimi söyleyeyim şu an çalışan hanımların %60-65 i uygun şartlarda işi bırakır. Mesleki çalışma hayatında başaramayıp histeri krizine giren çok hanım görmüşsünüzdür. Çalışma saatleri uygun değildir, yada işini sevmiyordur. Tabii ki bazı alanlarda hanımların çalışması gerekiyor ama her kişiliğe uygun değil. Bu yükü altında ezilecekler değil, taşıyabileceklere yüklemek gerekir. Siz kartalla serçeden aynı düzeyde performans bekleyemezsiniz. Her hanım mesleki çalışma hayatına uygun olacak diye bir kaide yok. Ben küçüklüğümden beri hastalık dışında 5-6 saatten fazla uyuduğumu pek hatırlamam. Çalışırken dinlenen insanlardanım. Ama herkesin bu tempoda olmasını beklemek insafsızlık olur.

          8) Bu maddeye bazı hanım arkadaşlarım çok kızıyor ama ben devlet olarak da bazı mesleklere cinsiyet şartı, bazı mesleklere cinsiyet kotası konulması gerektiğini düşünüyorum. Ahir zamanda müslüman olmak Bey’in yaptığı hakka girmek olayına katılıyorum. Ev geçindirme görevi zaruri haller dışında erkeğin görevidir, ve devlet bunu zorlaştıracağına kolaylaştırmalıdır. Bazı mesleklere sadece hanım, bazılarına sadece erkekler alınmalı. Bazı mesleklerde de İran’da olduğu gibi cinsiyet kotası konulmalı. Mesela ben üniveristeye kadar karma olmayan okullarda okudum. Devlet olarak bakarsın sayıya. Bunlara ne kadar hanım öğretmen lazım, o bölümün o kadar % si hanım, gerisi erkeklerden alınır (Rabbim bana kız evlat verirse meslek edinmesinden bağımsız olarak fizik dersi de astronomi de görmesini isterim, ama ortamının da uygun olması kaydıyla). Veya ne kadar kuran kursu hocası lazım. O kadar alırsın. Ebeliğe de erkekleri sokmazsın mesela. Ya da inşaat mühendisliğinde kızların ne işi var. Aylarca ıssız bir şantiyede mi kalacak.

          Aslında sadece cinsiyet değil, bana göre becerilere göre meslek kazanımı yapılmalı. İki cümleyi bir araya getiremeyen öğretmenlerimiz, hastayı et parçası veya performans puanı olarak gören doktorlarımız var ne yazık ki.

          Yada sadece zahirde takılı kalıp meselenin özüne inemeyen eğitim sistemimiz var. Üniversitedeki kız kardeşlerimizle bazı alanlarda çalışma yapmaya çalışıyoruz. Şunu samimiyetle söyleyebilirim (istisnaları tenzih ederim) genel itibariyle ilahiyattaki kadar feminist kadına güzel sanatlar fakültesinde bile rastlamadım. Şimdi gerçek islam öğretimi bu mu diye sormadan edemiyor insan…

          9) Devletin yapması gereken diğer bir uygulama aile ve sosyal politikalar bakanlığını tamamen kapatıp, sıfırdan yeni bir kurum yapmak. Çünkü bu haliyle tabiri caizse kangrenli bir bacak gibi.

          10) Ve nihayetinde çocuklarımızı güzel ve doğru yetiştirmeliyiz. Özellikle erkek çocuk yetiştirmesinde çok büyük sıkıntılar var. Bağımlı, korkak, fıtratına aykırı davranışlardaki çocuklar yetiştiriliyor. Annesi babası tarafından ağzındaki lokma bile konulan erkek ileride bunu karısından bekliyor. Kızlarda da tam tersi tuttuğunu koparan, doğru yanlış fark etmez ben merkezci, ene si kuvvetli yetiştiriliyor. Konuyu uzatmak istemiyorum ama şefkat zehirlenmesi yaşayan yeni bir nesil geliyor.Ve bu hepimizin suçu. Çocuklara bakınca ileride kavvam olan erkekle, zarif itaatkar kadınlara dönüşmeleri çok çok zor. Bu iki cümleye sığamayacak kadar geniş bir konu. Ciltler dolusu kitap yazılabilir. Hayırlısı…

          Aslında 10 maddede özetlemeye çalıştığım; mesleki alandaki hanımları meşru çerçeveye çekmek, bu yolda ilerleyen kızlarımızı daha başlangıçta doğru mecraya yönlendirmek, ev hanımlarını mutlu ve çalışkan bireyler haline getirmek, ve toplumsal anlayışı değiştirmek 10 kitaba bile sığmaz. Eksik yazdığım konular eminim çoktur. Ve yazı çok uzun oldu. Okuyan kardeşlerim hakkını helal edebilirse sevinirim.

          Selam ve dua ile…

          • Süleyman diyor ki:

            Nilgül hanım 7-8 ve 10 uncu maddelerinize katılıyorum. Her kadın veya her erkek aynı değil. Yapabileceğimiz şeyler farklı. Kapasitelerimiz ayrı. Bunun eşi hem çalışıyor hem ev işi yapıyor. Er işi görüyor sen niye böyle değilsin denilemeyeceği gibi erkeklere de aynı muamele edilmemeli. Herkesin kapasitesine saygı duyulmalı.

            Üniversite kadrolarında özellikle kadın kontenjanı çok problemli. Çünkü üniversitelerde özellikle ilk kadrolarda iller arası atama yok. Ankara’ya yakın bir üniversitede görev yapan bir okutmanla konuşuyordum. Hanımların atanıp daha sonra eşleri bir yere geçtiğinde başka yerde kadro açtırdığını ve geçtiğini söylüyordu. Ancak üniversite de kadro açılması kolay değil bu sefer eski yerleri boş kalıyor diyordu. Yani hanım geliyor birinin yerine giriyor kadroya. 2-3 sene takılıyor sonra başka kadro alıyor ordaki kişiler yerine de giriyor. Arkasında ki kadroda boş kalıyor. Yani bir kadın eşi çalıştığı halde 2 kadroyu gasp ediyor. O kadrolardan 2 erkek
            belki yuva kuracak. Bu yasal birşey ama bence çirkin bir davranış.

            Son olarak bence doktorluk bir hanım için ıygun bir meslek. Hele de çocuk doktorluğu. Ondan dolayı şahsen ben sizin durumunuzu eleştiremem. Hatta çocuğumu veya eşimi elbette Müslüman bir hanım doktorun tedavi etmesini tercih ederim. Eğer eşinizinde mesleğiniz sebebiyle bir şikayeti yoksa (ki olsada bizi alakadar etmezde) bize laf düşmez.

            Bundan önce sizmi idiniz bilmiyorum bir hanım doktor yorumunun bir kısmında bana cevap yazarken sitedekiler hoş görmese deben doktor olarak çalışan biriyim demişti. Yani yorumun küçük bir kısmıydı. Ancak bence sitede bunu hoş görmeme gibi bir durum mevcut değil. Bir hanımın ebe olması, Anaokulu öğretmeni olması, doktor olması, diş hekimi olması yani hanımlara ve çocuklara hizmet edebileceği alanlarda çalışmasını sitedeki yorumcuların eleştirdiğini düşünmüyorum.

            Ancak sorunu kendi bazımda düşündüğümde. Ben özellikle evlilik görüşmelerimde belirtiyorum. Uygun meslekte de olsa çocuk sahibi olunduktan sonra çalışmasını istemiyorum eşimin. Ben üniversitede ve şu anda da belli bir miktarda devam ediyor çok yalnızlık çeken bir insanım. Konuşmasam dahi yanımda sevdiğim biri bulunsun istiyorum. Hatta bazen sevdiğim kişilerin yanına oturuyorum sessizce. Hiçbirşey yapmasam da gönlüm dinleniyor gibi oluyor. Bu da benim biraz karakterim. Dürüst konuşmam gerekirse muhabbet konusunda da evlilikten beklentim belki biraz yüksek. Bu sebeple çalışan birini tercih etmemeye çalışıyorum diyorum ama büyükte konuşmak istemiyorum.

            Kısacası yani bireylerin beklentileri ve kapasiteleri ne yöndeyse evlilikte ve çalışma hayatında helal çizgilerin dışına çıkmadan kendilerine bir yol çizebilirler. Tercihlerini de bu yönde yapabilirler. Herkes hayat şartlarına göre farklı bir düzenleme de bulunabilir.

          • Feyza diyor ki:

            Suleyman bey,
            Bu aralar ben de biraz yalnizlik hissi yasiyorum. Sehir degistirdim ve haliyle garipsiyorum. O yuzden bu aralar sizi daha iyi anlayabiliyorum. Gecicidir insaallah bu his, kendime boyle telkin veriyorum. Evlilikte sohbet, muhabbet konusundaki beklentilerinize de katiliyorum. Insan ailesiyle manen doyurucu sohbet edebilmeli. Bu kadinin da erkegin de ihtiyaci. Asv Efendimizin de hz.Aise ile olan sohbetiyle kalbi sukun bulurdu. Iletisimsizlik ailelerin en buyuk sorunu zannederim. Insaallah temennilerimizle imtihan olunmayiz.
            Selamlar ve hayirli Cumalar.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Araya giriyorum da ben de eskiden öyle hissediyordum. Yıllar geçtikçe yaş ilerledikçe bu durumu kanıksıyor insan. Ailesinden uzakta yalnız yaşayan bir çok insan için durum genelde böyle. Bir süre sonra insan kalan ömrünü yalnız başıma maddi manevi nasıl daha verimli hale getirebilirim acaba diye düşünüyor. Bağışıklık kazanıyorsunuz ve artık evde ikinci bir kişiye katlanabilirmiyim acaba diye düşünüyorsunuz. Bugün mesela bir arkadaş benle evlenecek kızın işi zor her işimi kendim yapmaya alıştım onun işine çok karışırım dedi. (Ben gibi :) )Bir ara meşhur bir video vardı fıkrasına gülünmeyen adam diye. Fıkraya her ne kadar gülünmemiş olsa da bizim durumumuzu izah eden bir fıkraydı :)

            Gerçi şu da var, meseleleri mesele etmezseniz mesele olmaktan çıkar.
            Hayırlı cumalar. Yeni yerinize hemen alışır, yeni dostlar edinirsiniz inşAllah.
            Selametle.

          • Süleyman diyor ki:

            Feyza Hanım siz zaten belli bir süreliğine orada bulunuyordunuz sanırım. O sebeple problem olmaz inş. Ancak şöyle söyliyeyim benim deneyimlediğim genellikle bir yerde nasıl başlıyorsa düzeniniz çoğunlukla öyle devam ediyor. Sosyal çevre açısından düzelme geç gerçekleşiyor.

            Şimdi benimde endişem evleneceğim zaman birini ortamından koparıp işte benim yanıma getireceğim. Ancak alıştığı ortamdan sonra benim bulunduğum yerde yalnızlık çekebilme ihtimali beni düşündürüyor. Oraya alışamama durumu. Çünkü yalnızlık çok kötü ve çok zor. Benim gibi biri için daha etkileyici. Bu durumu bana aracı olan bir imam arkadaşıma anlatmıştım. Demişti ki yani o kişi senin çektiğin sıkıntılı durumda ki gibi olmayacak yanında eşi olacak senin kimsen yoktu demişti. Bende öyle düşünmeye çalışıyorum.

            Bakalım hayırlısı…

          • .../nisa diyor ki:

            Nilgün hanım,

            Konu şimdi daha iyi anlaşıldı açıklığa kavuştu son yazınızda anlatmak istediğiniz noktalarda hemfikiriz. Yazıda kadının neden çalışmak istemediğiyle ilgili tespitler bence yerinde kadın fıtratı genel anlamda naiftir kırılgandır iş hayatı daha doğrusu dışarıda çalışma stres bununla beraber ev hayatı eş annelik rollerini de üstlendiğinde tükenmeye başlıyor yada ne tam anlamıyla eş olabiliyor ne anne olabiliyor ne ev hanımı olabiliyor nede iş kadını. Bu konuda sizinde çevrenizde gözleminiz olmuş.

            Daha önce “Yürüyen ölünün yaşadıkları” yazısında kadınların çalışma mevzusu çokça tartışıldı. Burada bakış açısı çeşitliliği de ortaya çıktı. Üç husus kadın ve toplum açısından önemli oluyor. Birincisi iş hayatındaki kadınlar ile ev hanımı olanların ne derece fıtratlarına uygun yaşadığı üstlendikleri rollerin hakkını verebildiği. İkincisi din, toplum, aile dünya açısından kadınların asli görevleri ne olmalı. Üçüncüsü yaradılıştan gelen özelliklerimiz kapasitelerimiz farklı aile çevre yetişme eğitim durumlarımız imtihanlarımız farklı ama genel itibariyle bir kadın bir erkek yaradılışının davranışının ortak özellikleri vardır.

            Zorunluluk algısını bende sadece maddiyat olarak düşünmeyenlerdenim muhtemelen Feyza Hanım’da sadece maddiyat olarak düşünmedi. Hemcinsiniz olarak kadın bir doktora öğretmene hocaya karşı olmamız düşünülemez bu fıtratımıza aykırı olur. İstanbul’da muhafazakar bilinen bir ilçenin devlet hastanesinde 5 kadın doğum doktorundan 4ü erkekti ilçede hanımlar şikayetçi olmaya başlamış. Bir hanım elbette hemcinsinin yanında daha rahat derdini anlatabilir daha rahat eğitim alabilir sosyalleşebilir.

            Zorunluluk hali maddi anlamda manevi anlamda hizmet anlamında olabilir. Kelimelere kavramlara ne anlam yüklediğimiz çok önemli. Allah’a giden o kadar çok yol var ki fıtratımıza uygun yaşamaya çalıştığımızda siz insanların hastalıklarına şifaya vesile olarak yol alırsınız Feyza hanım insanlara dini konuları anlatarak sevdirerek güzel numune olarak yol alır başka bir hanım eşini haramdan koruyup annelik vazifesini layıkıyla yerine getirip hayırlı evlatlar yetiştirmeye çalışarak yol alır başka bir hanım özel durumu olan çocuklara faydalı olarak öz bakımlarını yapabilmeyi öğreterek yol alabilir bir başka hanım maddi durum yetersiz olduğunda eşine yardımcı olarak yol alabilir maddi yetersizliğin bir sonraki devresi bunalım aile huzursuzluğu hayattan uzaklaşmadır hatta imani konularda felakete kadar sürükleyebilir.

            Kendini gerçekleştirme yada niçin yaratıldım sorusunun cevabı farklı olabiliyor. Bir insan ne için yaratılmışsa o iş ona kolaylaştırılır bazı insanlarda birçok meziyet aynı anda görülebilir geçmişimizde bunun için Hezarfen tabiri kullanılıyor.

            Sizin kapasiteniz birçok işi yapabilmeye müsaittir bu konuda eğitilmişsinizdir yapabilirsiniz ama toplum genelinde bu istisna olabilir mesleğiniz zaruridir. Adını birçok kez zikrettiğim Ayşe Hümeyra Ökten Sadettin Ökten’in ablası hem dindar bir hanım hem doktor biyografisini okuduğumda çok büyük hizmetleri olmuş. Benim kan yara kadavra konusunda hassasiyetim olduğundan mide problemim olduğundan tıp eğitimi benim fıtratıma uygun değildir ama bu tıp eğitiminin gereksiz hanımlar asla bu mesleği yapmamalıdır diye düşünmem son derece yanlış olur. Liyakat, işin ehli olmak birde ahlaki hassasiyetler olunca 10 numara olur. Kapasitelerimiz becerilerimiz farklı olabiliyor bunlar zenginlik. Buradaki ince ayrıntı zekayı marifeti iyi yönde kullanmak bıçak gibi düşünmek öldürebilir de faydalı olarak kullanılabilir de.

            Devletin kadınların çalışması konusunda kota koyması fıtrata uygunluğu dikkate alması ihtiyaç duyulan mesleklerin tespit edilmesi sizin dediğiniz gibi çok önemli. Mesleklerde popülerlik yada kazanç kadar ahlaki noktalar işin ehli olmak da önemli görülse toplum olarak düze çıkarız. Dört noktada toplum olarak tehlikenin eşiğindeyiz aile kurumu gittikçe zayıflıyor adalet sistemi işlemiyor faiz bataklığı ve mimari yapı şehir yaşam alanları plansız insan temeli yerine rant ön planda. Toplumu yetiştiren anneye yönelmek zaman harcamak yetiştirmek çok önemli.

            Bir kadın profesör doğu Avrupa’nın sonu feminizm yüzünden olacak diyor umarım biz böyle bir halle imtihan olmadan düzeliriz feminizm erkekle kadını eşit görürken aileyi bitiriyor doğum sayısı azalıyor nüfus yaşlılığa doğru gidiyor. Sizin kaos örneğinize benziyor.

            Biraz uzunca oldu hakkınızı helal edin. Allah dünya ve ahiretiniz için hayırlı adımlarınızı çoğaltsın yardımcınız olsun eşinize de acil şifalar versin geçmiş olsun.

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Yeni ortamınız hayırlı olsun inşaAllah kolayca alışırsınız. Önceki yerinizde uzun süre bulunduysanız yeni yere adapte olmak biraz vakit alabilir.

            Önceden bir ortama karşı bağlılık bende derindi hatta ağlayabiliyordum evden ayrılınca ev için ağlıyordum gittiğim yerden ayrılınca orası için çift ağlama mesaisi yapıyordum :) ama sonraları sıkça seyahat durumu olunca ailesiz geçirdiğim zamanlar arttıkça bende bu duygu değişti. Muhtemelen sizde de birkaç defa ortam değişikliği olunca bu his ortadan kalkar kız kardeşiniz yanınızda olmayınca buda sizi etkiliyor olabilir.

            İnsanları evliliğe yönelten en büyük sebebin o boşluk hissi ve ünsiyet kurma arayışının olduğuna inanıyorum. Umarım hiç kimse temennileriyle imtihan olmaz.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nisa Hanım.

            “İnsanları evliliğe yönelten en büyük sebebin o boşluk hissi ve ünsiyet kurma arayışının olduğuna inanıyorum. Umarım hiç kimse temennileriyle imtihan olmaz.”

            Ömür Dediğin programında bir gün 56 yaşındaydı sanırım bir amcayı konu edinmişlerdi, hiç evlenememiş ve sohbet sırasında evlilik bahsi açılınca gözler dolmuştu amcanın.

            Artık yaşım sebebiyle mi yoksa yaşadıklarım sebebiyle bilmiyorum ama burada bahsettiğiniz boşluk bir şekilde doluyor, sizi öldürmeyen şey güçlendiriyor dedikleri durum belki de. Gerçi erkeklere nazaran daha sosyal varlıklar olan kadınlar için aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz bilemiyorum. Bir arkadaşım hayat boşluk kabul etmez illa ki bir şeyler doldurur, sen iyi şeylerle doldurmaya çalış derdi. Bir şekilde doluyor… Nereden okuduğumu da hatırlayamadım da yalan olmasın yalnız kişiler daha az yaşıyor diye biliyorum, hatta kadınlar erkeklere göre daha çok yaşıyorlarmış, daha sosyaller ve içlerine atmayıp paylaşıyorlar.

            Bana da yaşlanınca ne yapacaksın diyorlar mesela? Evet doğru yaşlanınca ne yapacağız güzel bir soru ancak bizler evlilik için gerekli girişimlerde bulunduktan sonra olmuyorsa oturup ağlayacak mıyız ki sonrasında da eşimizi kaybedebiliriz bir şekilde.

            Ailemden uzaktayım üniversiteye başladığımdan beri. Okurken yurtta kaldığım için ortam daha farklıydı fakat işe girince belirli dönemler yalnız kaldığım oldu. En son çok yakın bir arkadaşımla ev arkadaşlığı yapıyordum, onu da evlendirdik iki sene önce ki evvelinde de askere gitmişti, neredeyse üç yıldır yalnız yaşıyorum. Bir yaştan sonra ev arkadaşlığı olmuyor ayrıca ki o arkadaşımla da kira bölünsün diye değil arkadaşlık edelim diye kalıyorduk. Hatta akşam yemeklerini bile beraber yiyelim diye kasardık, mesaiye kalınca beklerdik birbirimizi.

            Feyza Hanım’a yazdığım yorumdaki gülünmeyen fıkra aslında benim durumumu izah ediyor. Yalnız kalıyor olmanız, ne yiyip ne içtiğiniz, iftarı nasıl yaptığınız, sahura kalkıp kalkamadığınız, moralinizin nasıl olduğu vb. kimsenin umurunda olmayınca başlarda üzülüyorsunuz ancak sonrasında alışıyorsunuz. Eğer dışa bir dönük insansanız yeni ortamlara giriyor yeni insanlar tanıyorsunuz ancak ben gibiyseniz ki etrafımda çok var ben gibi, biraz da eğitim sistemi bu hale getiriyor kişilikleri, yeni insanlar tanımaya çalışmıyorsunuz hasbel kadar var olan arkadaşlıklarınızı sürdürüyorsunuz. Onlar da evli çocuklu olduğundan belirli bir yere kadar iletişiminiz oluyor. İş dışında görüştüğüm arkadaşlar evli, ikisi bekar ki birisinin “kız arkadaşı” var. Sanırım ben dışa yönelik içe dönük diye tabir edilen bir insanım.(Extroverted introvert) Öyle olunca her ne kadar birebir de sosyal bir insan gibi gözüksem de özümde var olan içe kapanıklık yalnızlığı daha cazip kılıyor.

            Anne baban yok mu denilebilir, Allah başımdan eksik etmesin ikisi de hayatta ancak rolleri değişeli yıllar oldu. Ebeveynler için yaşlanınca çocuk gibi olurlar denir, benimkiler biraz erken davrandı bu konularda. Mesela hasta olduklarında zorla doktora götürüyorum. Elli defa soruyorum açmısınız diye bir şey yemeyeceğim diyorlar bir yarım saat sonra canları bir şey çekiyor onun peşinde koşuyoruz :) Ufaklık zaten kardeş olduğundan her zaman çocuk :)

            Bunları dert anlatayım diye yazmadım, hepsi birer durum tespiti. Yazmayacaktım aslında ama ben gibiler de bu siteyi takip ediyordur, onların hislerine de tercüman olayım diye yazdım. Zaten yaşadıklarımızın çoğu günümüzdeki bireyselleşmenin sonuçları… Eğitim sistemi ve aileler de sağolsunlar evlatlarını sadece meslek sahibi edindirmeyi ve maddi ihtiyaçları karşılar hale getirmeyi yeterli görüyorlar, insanların manevi ihtiyaçları da olabileceği unutulabiliyor…

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            Birçok konuda ihtiyaç duyulmasa yada insan tek başına hayatını idame ettirmeye çalışsa tek başına yaşamaktan korkmasa dahi bir boşluk hissi oluyor kendimden biliyorum. Ailenizle iletişim akraba arkadaş iş ortamı hobi kitap sosyalleşme konuşma paylaşım kısmını karşılasa dahi Allahın ayeti kerimede buyurduğu sükûn bulacağınız eşler yarattık hakikatini yaşamaya yetmiyor.

            İhtiyaçların yada boşluğun yerinin doldurulması birazda kişilere bağlı değişebiliyor. Evlilikten daha önemli davaları olduğunu düşünüp evlenmeyenler olabiliyor yada muhabbet evlat sahibi olma ihtiyacını başkasının hayatına faydalı olarak yada kariyer iş hayatına daha fazla yönelerek doldurabiliyorlar yada münzevi bir hayatı tercih ediyorlar.

            Kudüs’te Burak Mescidinin yan tarafında bir evde iki kız kardeş yaşıyormuş. Yaşları 60-65 sanırım bu hanımlardan bir tanesi hiç evlenmemiş Kudüs’ü burayı sevda edindim hiç kimseyle evlilik düşünmedim demiş. Keza Cumhuriyet döneminin ilk başörtülü kadın doktoru Ayşe Hümeyra Ökten kendisini şifa arayan insanlara adıyor Kızılay ve Hacda hizmetlerde bulunuyor ve hiç evlenmemiş. Erkeklerde de buna benzer örnekler var.

            Mavi kuşak denilen uzun yaşayan insanları incelediklerinde sizin yazdığınız tespit ortaya çıkmış sosyal olan insanlar yalnız yaşayan kişilere göre uzun yaşıyorlar ve demans (bunama) daha az görülüyor.

            Bende sanırım sosyal hayatın içinde olsam dahi içe dönüklüğü gelişmiş biriyim bundanda mutluyum. Sanat ve düşünce anlamında bu içe dönüklük büyük nimet oluyor. İçedönük kişilerin sezgileri biraz daha kuvvetli oluyor iç konuşmaları biraz fazla yalnızlığa biraz daha yatkın oluyorlar.

            Hanımlar erkeklere nazaran biraz daha sosyaller empati özelliklerinden dolayı kolay iletişim kurabiliyorlar. Mesela otobüste sürekli karşılaştığımız ablayla belirli zaman sonra aramızda bir muhabbet oluştu aslında bir hayata da dokunuluyor. Otobüs beklerken bir hanımla bir saat konuşmuştuk bazen bilgi paylaşımı da oluyor. İlginçtir bir komşumuz hastanede randevu sırası beklerken bir hastalıktan söz açılıyor hanım hocayla tanışıyor. Şuan 7 yıllık dostlar aileler birbirini ziyaret ediyor.

            Bireyselleşmeyle beraber başka bir sıkıntıda duyarsızlaşma olabiliyor. Geçen gün üzüldüğüm bir durum Bonzai kullanmış bir genç bir köşede yığılıp kalmış sadece yanından geçiyoruz aslında bir hayat kaybolup gidiyor.

          • Feyza diyor ki:

            Suleyman bey,
            (Minimum bir sene kalacagim burda insaallah.)
            Imam arkadasiniz dogru soylemis. Evlendigi zaman eger iyi anlasabiliyorsaniz, kafa dengiyseniz, yeni bir sehire alismasi cok zor olmayacaktir esinizin. Ilk zamanlar biraz mahzunluk cekebilir eger ailesinden ve cevresinden ilk kez ayrildiysa ya da uzun sure sabit bir yerde yasadisa. Ama yaninda esi, refiki oldugu icin cabuk alisacaktir. Bekar bir insanin ise aidiyet hissi duymadigi bir ortama girip sifirdan duzen kurmasi daha zor bir durum.
            Muhtemelen sizin de iyi kotu bir sosyal cevreniz vardir bulundugunuz yerde ve evli arkadaslarinizla simdi gorusmeseniz de siz de evli statusune gecince daha uygun bir gorusme imkaniniz olacak. Arkadaslariniz esleri de sosyallesme adina yardimci olabilecektir. Bulundugunuz yeri tanitma amacli esinizle gezersiniz vs Flort eden ciftler ne yaparsa daha fazlasini ayni heyecanla ve ozgurce siz yapabileceksiniz esinizle. Ya da su gozden uzak balayina giden ciftler dusunun. Tanimadigi bir ortama giren insan icin gittigi yer uzun sure balayi yeri gibi olacaktir. “Bize her gun balayi :) ” dersiniz. Yani bu yalnizligi avantaja donusturecek cok durum var. Yaninda guven duydugu esinin refakatinde girecegi yeni dunyasinda kesfedecegi seyler ve kuracagi duzen, bu adaptasyon surecini hizlandirir, cazip de kilar.
            Bir de su var,siz de zaten ailenizden uzaksiniz diye hatirliyorum. Ozellikle gorucu usulu ile evlenen yani birbirini flortteki gibi yeterince tanimayan ciftler icin evliligin ilk yillarindaki bu yalnizlik, birbirlerine daha iyi kenetlenmeleri icin de bir firsat oluyor benim gozlemledigim. Aile boslugunu esi dolduyor insanlarin. Hem de birbirlerine daha cok vakit ayirip, gozlerden uzak sehirde birbirlerini tanima surecini hizlandiriyor. Ayni sekilde aileler uzak oldugu icin karsilastiklari zorluk durumlarinda biliyorlar ki esinden baska kimseden fayda olmayacak. Bu da guven duygusunu pekistiriyor. Temel saglam atildiktan sonra da, o baglilik olustuktan sonra ailelerin yakinina gitmeyi tercih ediyorlar. Sonrasi cunku daha kolay oluyor.
            Bunlar gozlemlediklerim. Ailelerin, ozellikle genc evlilik yapan insanlarin ‘aile’ olduklarini anlayip kurduklari cekirdegin cekirdegi yeni ailelerine guven duymalari icin bu yalnizlik da guzel bir nimet. Yeter ki ayni dilden konusabilinsin.

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey,
            Ben yalniz yasayamam gibi geliyor, yalniz yasamayi basaran insanlar gozumde superguc sahibi gibi cok guclu :)
            Daha once demistim ya bocek, fare vs korkmam. Ama karanliktan korkuyorum, bu korku komik boyuta da ulasabiliyor. Sonradan olusan bir korku oldu bu uzerimde, cocukken yoktu bu korku. Cok defa gecenin bir vaktinde paldir kuldur arkadasimin odasina gitmisligim vardir ya da isik acik uyudugum. Memleketime gidince yanimda kardesim yoksa baba evimde bile yalniz kalamiyorum. Belki ilerde gecer.
            O yuzden bazen eger evlenmesem ne yaparim diye dusununce diyorum ki, yaslanana kadar kursta kalirim. Yaslaninca da bir eve cikar ve bir odasini kendime tahsis eder digerlerini talebeye vakfederim ki onlar orda okuyup okuturken hem sevaba girerim hem yalnizlik cekmem :)
            Bunlari bile dusunuyorum yani odada bile yalniz kalamayinca da evde yalniz yasayabilen insanlari cok takdir ediyorum. Cok cesur goruyorum Maasallah diyeyim.

          • Feyza diyor ki:

            Bir de Fatih bey, yazacaktim unuttum.
            Astroloji ve burclarla ilgili bir paylasim yapacaktiniz. Ne durumda, unuttunuz mu?
            Burcum kisiligime cok yakin. Sizde mi Feyza hnm derseniz anlarim :) ama oyle degil. Yani kimseye bir gorusmede ya da bir arkadasimla tanistigimda burcunu sormuslugum olmadi ya da kendimle dalga gecme disinda kotu huylarimi burcuma fatura etmed hic, bu benim icin en fazla espri konusu olabilir. Ama burcumun karaktere olan etkisini okudugum zaman sanki beni tarif ediyor gibi sasirmistim. Birkac huy disinda cok dogru tesbitlerdi, iyisiyle kotusuyle. O yuzde bu arastirmanizi onemsiyorum.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Bayramdan sonra yazabilirim inşAllah. Çok önceden araştırmıştım tekrar derleyip toplamam lazım yalan yanlış şeyler olmasın. Siz de mi Feyza Hanım demem. Aslında bir bakıma muhabbete bahane oluyor evlilik görüşmelerinde ancak sizi tarif ettiğini düşündüğünüz kısımlar aslında göreceli cümlelerdir, dikkatli bakınca görebilirsiniz. Şu var kadınların sağ beyni daha kuvvetlidir ve sebep sonuç ilişkisi olmadan hüküm vermeye yatkınlardır. Hisleriyle hareket etmeleri bundandır. Sağ beyin nesneler arası bağlantı kurma ihtiyacı gözetmeden aldığı kararlar aslında öyle hissediyorum dediğiniz durumlardır. Burçlar ve falcılık bir yerlere dayanmadan hüküm verilen şeyler olduğundan hanımlar severler, zihin yapıları yatkındır çünkü. Erkeklerle anlaşamadıkları durum da budur. Bir taraf nesnel analiz yaparken bir taraf öznel hüküm verir.

            Lafzı geçtiği için izahat yapayım, siz kuvvetle muhtemel fal vb. uğraşmıyorsunuzdur. Ayrıca her şeyi sebep sonuç silsilesinde izahata aklımız yetmeyebilir, gönül gözü kuvvetli kişiler kadın olur erkek olur bazen hisleri kuvvetli olur, onu da inkar edemem.

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey, burc yorumum sakin falcilikla karistirilmasin. Ola ki bir insan okur da, falciligi mesru gosterdigimizi zanneder, cok buyuk vebal olur.
            Bizim oralarda medyumluk cok yaygindir. Kapinin altindan medyum brosurleri dagitilir. Allah muhafaza etsin. Insanlar dini inanci yeterli olmadigi zaman olusan boslugu bu gibi batil inanclarla doldurmaya calisiyorlar. Kahve fali vs de cok yaygindir. Bunlara oldum olasi siddetle karsi ciktim. Hatta kahve icip de sair zamandaki aliskanligindan dolayi ya da eslri niyetli kahve fincanini ters ceviren hanimlarin dahi fincanlarini duzelterek yanimda fal bakmak degil, bunun imasina dahi izin veremeyecegimi zinhar belli etmisimdir. Cunku bu gibi seylerden medet uman, itibar eden kisilerin Efendimiz asva indirilen “Kur’an i inkar ettigine” dair hadis-i serif var. Falcilik, buyuculuk dinimizde zinhar yasaklanmis.
            Benim dedigim sadece karaktere olan etkisi, ne gunluk burc yorumlari ne burclara ya da yildizlara gore bakilan fallar kesinlikle degil kabul edebilecegim, yanimda baskalarinin yapmasina dahi tahammul edebilecegim bir durum degil. Sizin beni anladiginizi biliyorum ama ikisi ayni cumlede gecince burc ve falcilik, baska bkr kardesimin kafasi karisir diye korktum. Bu yuzden bu konuya boyle bir aciklik getirmek istedim.
            Dediginiz gibi goreceli durumlar da olabilir, evlilik gorusmesinde hic sormadim burcunu karsimdakinin. Ama bana soran oldu. Sadece okudugumda belki de inanmak istedigim icin inandim ama cok paralellikler gordum kendimle ilgili. Insaallah yazinizi bekliyoruz hem istisareye vesile olur.

          • Feyza diyor ki:

            Nisa hnm cok tesekkur ederim, yani cok mutlu ettiniz beni gercekten :) Ben de sizi bir kizkardesim gibi goruyorum ve burdaki daimi yorumculari. Aile gibi olduk sanki.
            Bakalim cekirdek aile olarak mi kalacagiz sitede yoksa genis aileye donusebilecek miyiz evlenip cogalanlarimiz olacak mi aramizdan :)
            Bu vesileyle Kadir geceniz hayirlara vesile olsun insaallah.
            (Imam Sarani hz.nin hayatta oldugu muddetce tesbit ettigi usule gore bu yil 22’yi 23’e baglayan gecenin de Kadir gecesi olma ihtimali de vardi. Aslinda her ihtimali degerlendirme acisindan burada yazacaktim, yazamadim. Ama Ramazan-i Serif’in son on gunu her geceyi ihya edelim. Bu geceyi de hurmeten ve husni niyetle ayri bir hususiyetle ihya edelim. Ayrica cogu zaman ihmal telaseye denk geldigi icin ihmal etsek de arefe ve bayram gecelerini de en azindan ibadetimizi biraz ziyadelestirerek ve bolca dua ederek ihya etmeye gayret edelim. Bayram geceleri genelde siradan zannedildigi icin hatirlatmak istedim. Birbirimize dua edelim kimin duasi makbul Allah bilir. )

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza Hanım,

            Allah razı olsun sizin ve sitedeki yazarların yorumcuların okuyucuların ve bütün ümmeti Muhammedin Kadir gecesi mübarek olsun inşaAllah hakkıyla geçirebilenlerden oluruz.

            Çekirdek aile inşaAllah geniş ailelere dönüşür ismiyle müsemma çocuk aile sitemize çocuklarda dahil olur. :) Ayyy bebek uyutmadı yorum yazamadım yorumlarını görürüz yaşarız inşaAllah bütün kızkardeşler. :) Ben ramazan ayından sonra ümitliyim yani göz aydınlığı haberlerini alabiliriz İnşaAllah hem erkeklerin hem hanımların.

            Paylaşmış olduğunuz bilgiler için Allah razı olsun. Kadir gecesinin son 10 günde gizli olmasının hikmeti bizi diri tutmak olabilir. Bayram günü Allah izin verirse yolculukta olduğum için biraz zorlasa da inşaAllah bu mübarek zamanları değenlendiririm.

        • Feyza diyor ki:

          Ve aleykum selam Nilgun hnm.
          Estagfirullah, ozurluk bir durumunuz olmadi. Herhangi bir sebeple sizi veya baska bir calisan hanim kardesimi kirdiysam ben de ozur dilerim. Hakkimdaki guzel ongoru ve temennileriniz icin ise ayrica tesekkur ederim. Bilmukabele.
          Burasi her ne kadar sanal bir ortam olsa da duygularimiz ve yasanmisliklarimiz gercek. Hepimizin gercege donuk bir yuzu var ve biz burada sanal oldugumuz kadar, disarda gercegiz. O yuzden sanal/gercek ayirdetmeden, insan iliskilerini onemsiyor, reelde oldugu gibi burada da kimsenin kirilmasini kesinlikle istemiyorum. Ne kadar yazip cizsek de herkesin hayati oncelikle kendini ve ailesini ilgilendirir. Esi musade ettikten sonra hicbir hanimin ferdi tercihini sorgulamak bize dusmez. Ancak, biz isin topluma bakan yonunu genel cercevede inceleyebilir, tesbitlerimizi dile getirebilir, usulunce bu tercihleri umuma tesmil ederek elestirebiliriz. Gerisi herkesin sahsina munhasir hayatidir, saygi duyariz.
          Calisma mevzusu hakkinda farkli basliklar altinda da yeterince yazip cizdigim icin bu mevzuyu artik kendi nezdimde kapatmistim. Sunu belirtmek isterim, uni.ortamindaki kiz-erkek ihtilati yani karma egitimin sakincalarina deginmemiz disinda sitede kimse kizlarin okumasina karsi cikmadi. Uygun sartlar olusturulsa, fitratina ve mizacina uygun dallarda okuyacak musbet cevrenin kizlari da mevcut olacaktir. Haliyle okumanin ileriki asamasinda, yine calisma ortaminda da uygun sartlar olusturulmasi halinde ya da “kadinlarin olmasi gereken alanlarda olmasi gerektigi miktarda” bulunmasi halinde ve kiz/cocuk/kadinlara hizmet vermeleri zaruri olan alanlarda calisan hanimlara itirazimiz olmadi. Hatta Sema hnm da bir yazisinda kadinlarin calisma meselesini irdelerken, “kendisine ihtiyac duyuldugu icin calisan” hanimlari ayri bir kategoriye tabi tutarak konuyu bu gibi yanlis anlasilmalarin onune gecirecek sekilde yatayina ve dikeyine irdeledi. O yazisindaki maddelere katildigimizi, biz de daha once dile getirdim/k. En azindan simdiye kadar okudugum kadariyla yorumlar arasinda buna bir itiraz gormedim.
          Devletimiz ve toplumumuz hanimlari tahsilli ya da tahsilsiz, ihtiyac duyulan veya duyulmayan, kapasite ve yeteneklerini gozonunde bulundurmadan, mesleki yeterlilikleri dikkate alinmadan, ustelik issiz kalan ve ev gecindirmekle yukumlu erkeklerin magduriyetlerini de yoksayarak, toptanci ve populist bir yaklasimla calisma hayatina ozendirip tesvik ettigi, cazip hale getirdigi icin biz de bu defa calisma konusuna mukabil, itibarsizlastirilan ev hanimliginin avantajlarini dile getirmekten baska bir gaye gutmedik. Niyetimiz bagciyi dovmek degil, hatta uzum yemek de degil, yalnizca uzumun “sadra sifa” ozelliklerini anlatabilmekti. Bu yorumun da digerleriyle butunluk icerisinde ele alinabilme imkani olsaydi, kimseyi itham etme gayesi olmadigi daha net anlasilabilirdi. Aslinda degindiginiz maddeler, sizinle zihniyetimizdeki paralelligi aciga cikartmis oluyor. Yazdiginiz maddelerin buyuk bir kismina, size yakin dusuncelerle bizler de deginmistik. Kisaca unvanlarimiz ve yasam kosullarimiz farkli olsa da zihniyet anlaminda bircok konuda mutabikiz. O yuzden yanlis anlasilmadiniz, musterih olunuz. Teferruatta ise farkliliklar olabilir, bunlar da zenginligimiz olsun, kirilmamali ve mutlu olmaliyiz :)

          Bu arada asli vazifem kres ogretmenligi degil, yanlis anlasilma olmasin. Sadece belli bir donem, ara ara gonullu dini hizmet verdim ve miniklere hizmet vermeyi seviyorum. Sebebi ise iki sevdigim olgunun bir cati altinda toplaniyor olmasi. Masum melekler ve guzel dinimiz. Yani ortam sebebiyle cocuk gelisim uzmani, cocuk psikologu hanimlarla birarada bulunup bolca sohbet edebilme imkanina sahip olsam da, kendim cocuk gelisim uzmani vs degilim, haliyle tecrubelerinize saygim sonsuz. Yalnizca cocuklarla iletisimi cok seven ve onlarin dunyalarina girebilmek icin kapi araligi kollayan, ici cocuk disi yetiskin bir bireyim. [Cocuk ruhlu oldugum bilimsel olarak da tescillenmistir 😀 ]
          Insaallah kendi cocuklarimizi da sevmemiz hem size hem bana, hem sitenin bekar veya cocuksuz tum mudavimlerine nasip olur.
          Calisan kadin tabiri yanlis olabilir, haklisiniz. Calismayan insan mi var? Ev disinda calisan hanimlar desek daha dogru olur. Zira, disarda calisan her hanim ayni zamanda evinin de emekcisi bir ev hanimidir.
          Cevabiniz icin tesekkur ederim. Goruslerinizin buyuk bir kismina katiliyorum. Mesleki hayatinizda basarilarinizin, ailevi hayatinizda mutluluklarinizin devamini dilerim. Calisma hayatini tercih eden hanimlarin arasinda sizin zihniyetinizdeki hanimlarimizin artmasi temennisiyle.
          Selam ve dua ile.

          • Adem diyor ki:

            Feyza hanım Rabbim yeni yerinizde tez zamanda ferahlık versin inşallah. Her yeni yer insan için yeni insanlar yeni hikayeler demek. Aslında benim fitratimda boyleymis. Fakat ben yanlış mesleği secmisim zamanında yanlış tercih etmiştim. Allah kolaylıklar versin.

          • Feyza diyor ki:

            Adem bey ve Nisa hnm,
            Biraz gec yazabildim kusura bakmayin. Dualariniz icin cok tesekkur ederim, artik sirtim yere gelmez insaallah. Duygulandim sagolun.
            Adem bey, sunu anlayamadim yorumunuzda, fitratiniza zor gelen bir meslegi mi icra ediyorsunuz? Yeni yer ve yeni hikayeler kismina katiliyorum. Insanin monotonluktan kurtulmasina ve tefekkurune de vesile oluyor aslinda. Cunku insan surekli aidiyet hissi duydugu bir ortamda kalinca, yalnizlik hissini de unutuyor. Ama yalnizlik hissi de insani Allah’a yaklastiriyor ve bir gun yalniz Allah’in huzuruna cikacagimizi bize hatirlatiyor. Birkac gun ic yolculuga yoneldim ve cok iyi geldi gercekten.Sanirim sabit bir yerde kalmaktan bahsettiniz yanlis meslek secimi sozunuzle.

            Nisa hnm,
            Cok fazla yer degistirmedim haklisiniz. Hayatim boyunca gezme anlaminda demiyorum, yasama anlaminda bu yalnizca besinci il. Ama son kaldigim yerde uzun sure kalmistim ve aile gibi olmustuk. En zor gunlerimde de onlar yanimdaydi, emekleri buyuk ve o yuzden biraz zor oldu. Kardesim zaten yanimda degildi sadece ayni sehirdeydik. Ben de sizin gibi cift mesaili agladim :) Once ayrildiklarim sonra yeni yerim icin. Ama alisiyorum elh. Insan bulundugu her ortama, her sarta alisacak kabiliyette yaratilmis sanki. Sadece zaman gerekli oluyor. Yorumunuzun son paragrafina ise cani gonulden katiliyorum. Tekrar tesekkur ederim ilgi ve temennileriniz icin.

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Sizi ikinci kız kardeşim olarak görüyorum yalnız değilsiniz çocuk aile sitesi yanınızda. :) Her yalnızlık hissi olduğunda bizi aklınıza getirin. :) Diğer türlü bahsetmiş olduğunuz yalnızlık hatırlamak muhasebe için nimet. Yalnız yaşayan Allah’a yakın olurmuş.

          • adem diyor ki:

            Evet feyza hanım kastetiğim sabit bir yerde kalmaktı. aslında bu çok kötü değil ama ben sizin yerinizde dini imani bir vazife yapıyor olsam yerimin 3-4 senede bir değişmesini isterdim. yeni yerler yeni kişiler yeni hizmet insanlara faydalı olma imkanları demek. meslek konusunda da evet keşke öğretmen olsaydım diyorum olabilirdim de. bizim kabahatimiz zamanında yüksek puan yapmakmış. yazmamanın sebeplerinden biri de öğretmenliğin daha düşük puanlarda kalıyor oluşuydu bir de atanma sorunuydu. bazen insanlarla konuşunca hatta bir kızla görüşmüştüm buraya yazmıştım bunu o da demişti sen öğretmen olsaydın diye. yani mesleğim büyük yetişkin insanlarla iletişim kurduruyor bana. ama onlara iş/emir verdiriyor falan. onların şahsi kemalatlarına bir faydam olmuyor ve aynı şekilde onlarda bana bir kemalat bir marifet kazandırmıyorlar. sıkıldığım nokta bu. bunlardan birisi olsaydı hele de ikinci söylediğim o zaman burası benim için cennetti.
            çalışma hayatım ile ilgili söylediğim bu manalar hele ki evlilikte de olursa nurun ala nur. amacımız da o değil mi zaten.
            selam ve dua ile.

          • Feyza diyor ki:

            Adem bey insaallah evlenince de olur. Is disindaki hayatinizda bu gibi karsilikli manevi fayda saglayacaginiz arkadasliklara yonelerek ruhunuzun bu gidasini temin edebilirsiniz. Olsun, siz de helalinden nafakanizi temin ediyorsunuz, bu da sahsi kemalata bir vesiledir. Is ahlakina riayet etmek de her insanin harci degildir. Kadinlar imkan ve zaman acisindan daha avantajlilar. Manevi hizmetlere yonelecek daha fazla imkana sahipler nafaka ile mes’ul olmadiklari icin. Ama her nimet beraberinde mesuliyet de getirir. Insanin niyeti Allah rizasi olursa dunyevi is ve ortamlari da bu rizaya vasita olarak kullanabilir. Hem helal rizk icin calisan durust ve ahlakli erkeklere de ihtiyacimiz var. O yuzden kalbinizi ferah tutun. Muhim olan dunya icin calisirken de Allah’i unutmamak, zor sartlarda haramlara sabretmek. Siz belki is hayatinizda mevki, makam ve maddi guce ragmen haramlardan sakinarak bizden daha cok mucadele verdiginiz icin ecriniz de fazla oluyordur, biz bilemeyiz. Allah muvaffak etsin.

    • Suzan diyor ki:

      Nilgün Hanım, ben de (neredeyse) sizinki gibi bir rutine sahibim, ve zamnedersem de branş farklı olmak üzere aynı işi yapıyoruz, hatta 4 çocukla beraber, eşimden beğeni veya takdir edici birşey duymuyorum. Eşim sevgisini iliklerime kadar hissettiriyor demişsinniz, inanın buna gıpta ettim. Maşallah eşinize..

      • NİLGÜN diyor ki:

        Esselamu Aleykum Suzan Hanım;

        Allah yardımcınız olsun, hayatınızın ne kadar zor ve yoğun olduğunu tahmin edebiliyorum. Anladığım kadarıyla uzun yıllardır evlisiniz(maşallah). Emin olun evliliğinizin eşinizle aranızda sevgi ve saygınız olmadan bu kadar yıl sürmesi mümkün değil. Ayrıca Rabbim evliliğinizi taçlandıran 4 tane evlat vermiş. Rabbim hayırlı evlat etsin, size bağışlasın inşallah. Eşinize olan serzenişinizi anlıyorum. Ama lütfen çok üzülmeyin.

        Birincisi emin olun eşiniz sizi çok seviyor, bunu aklınızdan ve kalbinizden çıkarmayın. Yoksa bu evlilik bu kadar yıl süremezdi. Evet bunu dile getirse çok daha güzel olur ama sizde bilirsiniz ki kadın ve erkek yapı itibariyle çok farklıdır. Beklentilerimizi doğru ve uygun fıtri düzleme çekersek mutlu olma şansımız artar. Erkekler daha hızlı, çözüm odaklı ve düz mantıkla ilerlerken kadınlar duygusal zekaları (EQ) daha ön planda, daha karmaşık düşünürler. Ayrıca erkekler, hele de bizimkiler gibi muhafazakar çevrede yetişmişse duygusal bağlamda, takdir bağlamında çok konuşkan olmayabilir. Evlilikte birbirinizin huyunu öğrenip davranışlar ayarlanırsa iki tarafında birbirlerine birkaç adım gelip orta noktada mutlulukta bluuşmamaları için hiçbir neden olmadığını düşünüyorum.

        İkinci önemli nokta iletişiminiz. Aynı meslek grubundan olduğumuzu söylediğiniz için yazıyorum. Fakültedeki, iletişim, kriz yönetimi, psikoloji, psikiyatri dersleri ve stajları aslında günlük hayat için çok yardımcı. Mesela benim en çok uyguladığım iletişim şekillerinden biri karşımdakinin nasıl olmasını, bana nasıl davranılmasını arzu ediyorsam ona öyle davranırım. Açıklamak gerekirse benim bu yılın başında 16 yaşında genç bir hastam oldu. Bu kızımız ne yazık ki zamanenin şartlarında varoş denilen bir liseye giden, günde 1 paket sigara içen, okul başarısı yerlerde, bacağında pantolonu, ağzında sakızı, başında şalı ile gezen, konuşması kaba ve hakaretvariydi. Hastanın 1 aydır devam eden öksürüğü vardı. Tıbbi hastalığı tedavi etmek kolay, diğer kısımlar zordu. Bu kızımıza küçük bir hanımefendiymişçesine davrandım. Kısıtlı zamanımızda güzel bulduğum yönlerine bir iki cümleyle de olsa değindim. Sonraki kontrollerinde ona yakışmayan taraflarını çok uzatmadan bazen şaka, bazen hafif kızma ile söyledim, ve kızdaki değişim inanılmaz. En son annesi ile geldiler. Aile teşekkür için gelmiş. Şimdi kızımız hasta olmasa da sürekli geliyor. Sanırım demek istediğimi anladınız. Eşinize nasıl davranırsanız inşallah beyefendiden de önce belki sessizlik, sonra aynı şekilde karşılık en sonunda kat be kat güzellik olarak geri dönüş alırsınız. İlk takdiri siz yapın, ilk teşekkürde siz bulunun, ilk iltifatta(tabiiki fıtratına uygun şekilde) siz öncülük edin. İnşallah sonuçlar sizi bile şaşırtacak kadar iyi olacak.

        Üçüncü husus biz hanımlar biraz kapalı kutuyuz. İstiyoruz ki (sizi tenzih ederim, genel davranış açısından yazdım) kaşımızı çatmamızdan, yada sessizliğimizden ne olduğunu beyimiz anlasın. Erkekler umursamamazlığından veya bize acı çektirmek için değil gerçekten durumu anlamayabiliyorlar. Bunun için beklentilerinizi fazla abartmadan ve tekrar düşmeden( fazla söylemek direnç gelişimine ve aldırmazlığa neden olur) net bir dille ifade etmeniz yararlı olur. Bu arada konuşurken sen dilini değil ben dilini uygulamanızı öneririm. Küçük bir nüans olarak görülse de çok büyük değişimlere neden olabilir. Ve her hanım kardeşimin olduğu gibi zarif ve letafet dolu yaklaşmanız eşinizde çok mutluluk uyandırır.

        Bunlar sizin gibi hoş bir mümin kardeşime naçizane önerilerim.Zaten birçoğunu yaptığınıza eminim. Sizin mesajınızla genel kardeşlerimize yazmış olalım. Umarım yuvanızda mutluluk ve huzur daim olur. Her iki cihan saadeti dilerim…

        Selam ve dua ile…

  16. kevser diyor ki:

    Feyza hanım çok güzel yazmışsınız.Allahü teala razı olsun.
    Bende yıllarca bunları düşündüm ama evlenmeyince hepsi sadece bir hayal olarak kaldı maalesef.gerçeğe de dönüşecek gibi durmuyor

    • Feyza diyor ki:

      Kevser hnm
      Olur ins uzulmeyin. Daha yirmili yaslardasiniz tam olarak kacti yasiniz bilmiyorum ama zamanimiza gore normal bir yastasiniz. Bakin otuz yasindam sonra bile evlenenler oluyor, neden olmasin ki. Nasip kismet.
      Birimiz evlenince burdaki dugum cozulecek insaallah diyorlardi ya bazi arkadaslar, sirf dugumunuz cozulsun diye kendimi feda edip evlenecek gibi hissediyorum sizleri boyle uzgun gorunce :)
      Gulumseyin …… :)

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Feyza Hanım.

        Bence de düğüm bir şekilde çözülecek ama içimden bir ses diyor ki sizler yolcu olacaksınız ben de hancı :) Hancılık da güzeldir… Bir yirmi sene sonra yalnız geçen bir ömür diye bir yazı görürseniz bilin ki o bana aittir muhtemelen (önceden de yazdıydım bu yorumu, 2. baskı )

        • Feyza diyor ki:

          Fatih bey hepimiz yolcuyuz, hanci yok ki :)
          Dugum cozuldugu zaman siz de yolcu olacaksiniz insaallah. Benim icime oyle doguyor. Yirmi yil sonra burda, ayni yerde “yalniz gecen bir omur” baslikli degil de, “mutlu bir evliligin formulleri” ya da “cocuk yetistirmede yapilan en yaygin hatalar” baslikli bir yazi kaleme almaniz temennisiyle… :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Çoğunlukla hisleriyle hareket eden bir insan olmadım. Ancak hislerim de bu zamana kadar yanıltmadı. İşyerinde bile arkasını doldurmadan ilerleyemiyorum. Sorunların kök nedenlerini bulmadan ilerlerseniz elbet bir gün hata tekrar eder. Er ya da geç. Bir sorun var hissediyorum diye kök nedenleri kurcaladığımda da hep haklı çıktım. Görünürde hissiyat gibi dursa da arka planda hatta bilinçaltı öğelerin de katıldığı bir sentezin sonucu oluyor hislerim.

            Size ailemin tanıştırdığı ilk adayla görüştükten sonra olanı anlatayım. Adayın bana burun kıvırmasından(bunu fiziksel olarak yaptığını mecazi yazmadığımı yazdım önceden) sonra annemin psikolojisi bozuldu, bir hafta kendine gelemedi. İlk dediği şey şöyle küpeli zıpır bir tip olsaydın kabul ederdi demek ki öyle birini arıyormuş. Annem bayanları daha iyi anladığından kafasında bir şema oturdu o zaman. O yaşa kadar nasıl olsa buluruz birini evlenir gider dedikleri evlatlarının işinin kolay olmadığını anladı. Niye o kadar geç anladı çünkü onların da gözü kapalı :)

            Babam çocukken bakkala beraber gittiğimizde ondan bir gün bile şunu al diye bir şey istemiyor olmamla övünürdü. O yaşlarda ne anlama geldiğini anlamazdım daha yeni yeni anlıyorum. Belki ne anlama geldiğini günümüz anne babaları da anlamayabilir, kırk yaş ve üstü anlar diyorum.

            Peki benim bu kadar ümitsizliğe sevk eden ne? Evlenmek için artist duruşu gerekiyor. Kimi bayan için az gerekli kimisi için çok. Günümüzde hiç gerekmeyen yok gibi bir şey illa ki bir güç gösterisi gerekiyor, kızların da nefsi var, görmek istiyorlar… Ben ne yapıyorum. Müspet arkadaşlarımın ve zıpır arkadaşlarımın kesiştiği hususlarda onların tavsiyelerini uyguluyorum :) (görüşmeye giderken kol saati takmak) Eğer çatışma varsa müspet arkadaşların önerilerini dikkate alıyorum.(kızlarla tanışacağım diye kızlı erkekli ortamlara girmemek)

            Lütfen yazdıklarım ukalalık ya da kibir olarak anlaşılmasın, yorumlarımda “ben” kelimesi çok geçiyor. Sebebi kendimi ön plana çıkarmak değil paylaşım yapma isteği…

            Nisa Hanım’ın yorumuna yazmıştım. Son görüştüğüm kızla kurban bayramının hemen öncesi görüşmüştük. Aday/yıl=1 di. Geçen sene istisna 2 oldu. Peki bu kadar yorum nereden çıkıyor di mi :)
            Yazdıklarımın hepsi doğru. Özne ben isem ben diye yazıyorum. Belki de bu kadar yazmak, bu işleri kurcalamak doğru değil. Nasip, kısmet sonuçta. Hepimiz o kadar hücre arasından seçilip dünyaya getirilmedik mi yaradan tarafından…

            Selametle :)

          • adem diyor ki:

            fatih bey;
            aşağıda yorum sekmesi kalmamış oyüzden buraya yazıyorum. bakın evlencem evlencem diyen kişiler evlenemiyorum diyenlerden daha geç evleniyor benim gözlediğim. o yüzden kim hemen evlenir kim kalır belli olmaz. çekinceleri çok olanlar evlenemiyorlar bu kesin. birde mutlu br evlilik için çok akıllı zeki olmak yetmiyor bunu burdaki herkes bilsin. işin içinde imtihan sırrı varsa ne kadar iffetli de olsa o evlilik bitiyor. evet kızların çoğunluğu tipe bakıyor. ama bakmayan da var insanlığa adamlığa değer verende var. bazı erkeklere bakıyorum saçları dökük vallahi benden kötü tipleri:)) ama mutlu. demekki arısı seviyor ve tipe bakmamış. ha bu kişiler züppe sınıfından da değil. yalnız en dindar dedğimiz kız bile erkeği biraz girişimci olsun cesaretli olsun istiyor bak bu kesin. ben de kısa evlilik tecrübemde öğrendim kadınların dünyasını. çünkü iyiler keşfetmeyi değil keşfedilmeyi bekliyorlar. ama sakın tesettürüne aldanmayın. bak üstüne basıyorum. kızlar Allaha olan görevlerini yapıp kocalarına olan görevlerini unutmuş durumdalar. siz size karşı olan görevlerini yapıp yapamayacaklarına bakın önce. eğer onu yaparsa zeten sizden taklitle namaza da başlar diğer yönlerini de düzeltmeye çalışır.
            selametle.

          • Feyza diyor ki:

            Birsey daha ogrenmis oldum. Gorusneye gelen adayin kol saati var mi diye bakayim bundan sonra :)
            Gercekten ilginc. Siz bunlari yazinca ben de acaba hangi dunyada yasiyorum diye hayret ediyorum. Benim de tek gozum kapali sanirim bu durumda cunku bir erkegin kol saati olup olmamasi hic dikkatimi cekmemisti ki. Yani bunun kisilik ozellikleri acisindan anlami neymis mesela, bunu espri degil gercekten soruyorum. Sebebi neymis ornegin, merak ettim.
            Mesela kol saati olmayan bir insan icin (kendim de kullanmiyorum), “nasilsa telefonsuz insan kalmadi ve saati telefonundan bakaeak ogreniyordur”seklinde bir ihtimal dusunurum. Yani dakik olma, zamani iyi kullanma gibi mesajlar mi veriyor kol saati bilincaltina? Ilginc..
            Aileniz kucuk yasta yasinizdan olgun davranmanizi surekli pekistirdigi icin siz de bunu karakterinize islediniz ve her yeni yasinizda biraz daha olgun olmaya calisarak karakterinizi bu yonde farkinda olmadan aldiginiz olumlu pekistireclerle sekillendirdiniz.
            Benzer bir durum benim basima siyle geldi.
            Dort bes yaslarinda bir rahatsizlik yasadim, akcigerlerim su topluyordu. Tedavi olmazsam nefessiz kaliyordum o yuzden surekli bir makine ile cekmek zorundaydilar. Cok kosan ziplayan bir cocuktum ve lenf damarimda bir carpisma sonucu catlak olusmus. Sebebi buymus ve cocuk oldugum icin zamanla kapandi iyilestim. Ama tabi bunun teshisi tedavisi derken uc ay kadar bir sure zorunlu hastanede yattim.
            Bu surecte delik desik oldum igne, serum, kan alma vs. Cunku kati ve yagli besin yasakti. Suyu bile cay kasigi ile veriyorlardi. Serumla besleniyordum. Bu donemde igne vurunmaktan kevgire dondum ama gikim cikmiyordu cunku aglamadigim zaman butun asistanlar, dr.lar, ailem herkes bununla iftihar ediyorlardi. Adim aglamayan cocuga cikti gelip gidip asistanlar beni seviyordu. Kendimi sıkıyordum ki aglamayayim, cunku ben buyuklerin bana dayattigi o “minik ama cesur ve dayanikli”kizdim. Aglamak bana yakismazdi.
            Taburcu olduktan sonra da buyuyene kadar ne zaman hasta olsam igne vurunmak zorunda olsam, cok korktugum(hala da korktugum) disci koltuguna oturmak zorunda kalsam bir damla gozyasi akmadi. Cunku bu icime islemis. Bakin diger konularda hicbir problem yasamadim cocuklugu hakkini vererek yasadim o yaslarimda elh. Ama bu kadar cesur davranmak zorunda kalmak da gereksizdi. Sanki ne olurdu bir yetiskin gibi yigitce davranmak zorunda olmasaydim da ben de aglayip duvarlari tirmalasaydim bir cocuk olarak ne kaybederdim?
            Bu, bir yerde insanin hayati boyunca olumsuz hislerini, korku, endise, gozyasi gibi insani duygularini ortmesine sebep oluyor farkindayim. Simdi de mesela acikli bir durum olsa ortami terkediyorum ki agladigimi kimse gormesin. Cok aglamak zorunda hissedersem yalniz olmaya calisiyorum. Ya da korkarsam da caktirmiyorum, yani bunun ilginc getirileri de oldu aslinda. Mesela korkmamayi kendime telkin ede ede simdi bir bocek gorsem butun kizlar kacissa da ben onu bir sekilde bulup pecetyle alip camdan atmaktan hic rahatsiz olmuyorum :) fareden de korkmuyorum mesela. Yani belli etmem korksam da. Bu da kucuklukten kalma bir ovunc gosterisinin eseri.
            Aslinda tiksinmedigimden degil, hic de sevmiyorum ama bir yerde de kizlar arasinda kahraman gibi gorulmek hosuma gidiyor. Oyle bir durumda kendimi savasci Zeyna gibi hissediyorum ve bu is senin Feyza diyip duruma baliklama el atiyorum.
            Mesela bocekten, orumcekten ivir zivirdan tiksinen bir esim olursa ilginc bir manzara cikacagindan endise ediyorum.
            Ben elimde kazma kurekle hasere kovalarken tiksinip kacan bir erkek olursa kulahlari degisirim. :) insaallah cesur bir esim olur da ben de korkmanin tadini da biraz cikarabilirim. Siradan bir kiz gibi sandalyeye cikarim mesela :)
            Kisaca kucuklukte mesela cocuga sen yaramazsin demeyin diye tavsiye ederler. Cunku cocuk bunu icsellestirip bu sifati kendine layik gorurse o dogrultuda hareket edip o ozelligi karakterine yansitir.
            Yalan soyleyen bir cocuga yalancisin demek, birinin esyasini izinsiz alan cocuga hirsizsin demek gibi.
            Sizin durumunuz yine de benimkine benziyor. En azindan olumsuz degil olumlu bir ozelliginiz olumlu bir dille pekistirilmis. Ama bu da yasindan buyuk davranmasina tesvik ettigi icin cocugun bazi cocuksu yonlerini torpulemesine sebep oluyor. Mutlaka benim gibi size de hem getirileri hem goturuleri olmustur.
            Simdi goturulerini goruyorsunuz ama eger ve insaallah size hitap edecek bir haniminiz olursa ilerde, o zaman bu olgun dusunmenin olgun davranmanin semeresini de alacaksiniz insaallah.
            Dediginiz gibi populer kultur bunun aksini empoze ediyor o ayri.
            Selametle.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Adem Bey.

            Tespitlerinize yüzde yüz katılıyorum. Dediğiniz durumlar biraz da kısmet, Allah doğru istikametten ayırmasın :)

            Bir abi var iş yerinde, ona benziyorum biraz, geç evlenmiş ama eşi çok naif bir hanım efendi. Bakarsınız beklediğimize değer…

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Saat muhabbetinden önce diğer mevzuya değineyim. Allah var, hayatın sillesini yemedim, bir gün olsun aç yattığımı hatırlamıyorum, bir gün olsun yakacağımız yok diye üşüyerek uyuduğumu hatırlamıyorum Allah’a çok şükür, Allah babalarımızdan razı olsun. Benim de vefat eden yakınlarım oldu, insanlar ikiz yaratılmıştır denir, karbon kopyası olduğum, köye gidince ikimizi karıştırdıkları kuzenim on beş sene önce 17 yaşında vefat etti. Diğer aile büyüklerinden de göçenler oldu, vakit saati gelen gidiyor.

            Siz bahsettiğiniz durumun yanı sıra aslına aileden vefat edenlerin acısını da yaşamışsınız. Onlar da insana bir şeyler katıyor. Meryem Hanım’a da selam verelim buradan. O da bir takım zorluklar yaşadığı için hayattaki öncelikleri değişmiş. Sizin yazdıklarınızı görünce aklıma kardeşimin küçükken arıyı avuçlayıp bana getirmesi geldi :) ben ki tavuk ve salyangozlardan korkan bir çocukmuşum, bana hiç çekmemiş 😀 Çok şükür şimdi korkmuyorum. Ayrıca ben de çocukken ağlamayı yasaklamıştım kendime, marifet sanki…
            İnşAllah dediğiniz gibi Zeyna olmak zorunda kalmazsınız :)

            Saat mevzusu da şöyle. Erkeklerin tek aksesuarı saatmiş, onu da takmaları gerekiyor cool olmak için. Ben araç kullanmak dışında güneş gözlüğü takmam mesela ancak kapalı mekanda başının üstünde gezdirenler var, saygı duyuyorum. İş yerindeki hanım arkadaşlar “yardımcı” oluyorlar sağ olsunlar. “He” deyip geçiyoruz… Geçiyoruz ama birisi bana görüşürken ev işlerine yardım ederim deme biraz cool davran, kız seni avucunda görmesin dedi. Haksız mı, ben söyleyeyim, haksız sayılmaz…

            Hatta saat muhabbetinde şöyle, marka ve pahalı olacak, tek aksesuar ya. İlk görüşmede takmamıştım, ikinci görüşmeye giderken aracı olan arkadaş da ısrar etti tak diye inanır mısınız görüştüğüm kız başını eğip markasına baktı. En acısı da görmüyorum sanıyor. Önceki yorumlarımda yazdığım hususa bir örnek. Gözüm kapalıdır ama Allah gösterirse o başka… Buradaki bazı yorumlarda da öyle, ben görmüyormuyum yazılanların ne anlama geldiğini…

            Halbuki o kız bir bilseydi, o saat babamın mezuniyet hediyesi olarak aldığı, etiket fiyatı 50 TL ama gerçek değeri paha biçilemez olan bir saat. Tabi bu hanımlar fiyatı 300 TL ile 1000 TL arası değişen saatler görmek istiyorlarmış, avuçlarını yalarlar. Telefonum bile orta halli bir şey… O da ayfon bilmem ne S olacakmış…

            Feyza Hanım, insanı yüzüne karşı övmek kötülüktür, sizi övmeyeceğim, siz de bu yoruma güzel şeyler yazacaksanız yazmayın lütfen :) Yazları babamın dükkanında çalışırken bazı günler siftah yapalım diye akşam geç kapattığımızı, müşteri gelir mi acaba diye dışarıda beklediğimi hatırlıyorum. Allah’a şükür iyi kötü o günün rızkı çıkıyordu. Bunları anlayacak insanlarla karşılaştırsın herkesi Rabbim. Birkaç kıza kızıp, onlara bakıp hepsinin kötüleyemem ama buraya da yazdık, mini anket gibi oldu, o kadar da haksız olmadığımı gördük bence. Kiminde az kiminde çok.

            Son olarak başıma gelen iki olayı anlatıp kapatayım. Günlerden bir gün yağmur yağıyor, şemsiyem kırıldı, şemsiye arıyorum, adamın biri yoldan çevirdi, şemsiye satacak, alayım bir tane dedim, gitti sapı kırık olan var bir tane onu satmaya çalışıyor, normal ver dedim, ben bunu kimseye satamam, kimse almaz vb ajitasyon, 5 TL yerine 4 TL’ye vereyim dedi. Olurdu olmazdı derken çok kurcalamadım, aldım geçtim. Yakın zamanda kayboldu hatta :)

            Bir gün dükkandayım, bir müşteri geldi, işini yaptık, elimizin emeği 5 TL falan istedim galiba. O kadar param yok dedi, bozuk para çıkardı cebinden, 3.5 TL gibi bir şey olur dedim. Yalan olmasın o sırada sigarası mı düştü paraları çıkartırken bir şey mi oldu diğer paraları da gözüktü :) Bozuntuya vermedim, adamı bozmadım…

            Benim gözü kapalılığım bu işte, henüz Hz. Musa ile çobanın hikayesindeki çoban olamadım :) Ben de bilmiyor muyum nasıl havalı olunur vb. Allah’ım cümle ümmet-i Muhammedi kibirden ve nimeti kendi nefsinden bilmekten korusun. Bu ve diğer yorumlarımda kibir varsa yazın ve bir daha yapmamam için dua edin.

            Aslında neyin ne olduğunu hepimiz biliyoruz da elimizden bir şey gelmiyor bazen… İnşAllah aynı tarz kişilerle muhatap olmak zorunda kalmam. Buradaki arkadaşları da benzer durumlara maruz kalmaktan Allah korusun. Bir arkadaşım kendisi biraz huysuz ama dinini yaşayan bir hanımı huyu çok güzel ama dinden haberi olmayan bir hanıma yeğlerim dedi. Haklı. Ben de biraz o kafadaydım. Belki hem huyu güzel hem de ahlakı güzel birisi denk gelir. Etrafımda bazı hanımlar var ki bir namazı bir de tesettürü eksik dersiniz. Bu cümlenin tersi beklenir genelde ardından, yazmıyorum bu sefer, kol kırılsın yen içinde kalsın…

            Selametle kalın. :)

        • Feyza diyor ki:

          Saat olayini anladim tesekkur ederim Fatih bey. Kulagimiza kupe olsun [hem de markasi …… 24 ayar altin kupelerden :) ]
          Yine de ilginc geliyor. Sanirim biraz daha soyut degerlendirdigim icin kisileri ve olaylari, bunlar gereksiz ayrintilar gibi geliyor. O yuzden aslinda saatin de kisilik ozelligine dair ipucu verdigini zannederek sormustum.
          Kendim de aksesuar kullanmayi pek sevmedigim icin karsimdakinde de dikkat etmiyorum. Sadelik daha cok hosuma gidiyor.
          Ben sizin yerinizde olsam sinir olursam karsimdakini de sinir etmek icin degil babamin kol saatini, dedemin antika kostekli saatini yelegimin arasina koyar gorusmeye oyle giderdim :) Hatta biraz da bilgiclik taslayarak saatimin hikayesini de uzata uzata anlatirdim mesela ki kiz kosar adimlarla uzaklassin yanimdan :)
          Bize havali degil, ayaklari yere basan saglam kisilikli insanlar lazim. Onlar gokyuzunde suzuledursun, bir sapan tasina bakar Allah muhafaza etsin..Sonunda akbabaya yem olmak da var.
          Yere yakin olanin ise dusse bile alacagi zayiat az olur.
          Selametle.

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Yazdıklarınıza güldüm. :) Benim dikkatimi çeken başka bir nokta elit ortamlarda yetişmiş kişilerin markayı vizyonu önemsemelerini anlayabiliyorum denklik açısından belki. Benim anlayamadığım bundan bir yada iki kuşak ötesi çoğumuzun ailesi köyden şehire geldi ve hala köylerle bağlantımız var bayramlardaki trafikten belli oluyor bu marka merakı nedendir?

            Şahsi düşüncem belirli yoksunlukların yada özentilerin dışavurumu. İçten beslenilmeyince dışarıdan besleniliyor kapitalizmin en sevdiği insan türü. Bizim modamıza uy şöyle olmalısın bu marka olmalı gibi. Öğretim görevlisi, doktor olup mütevazi olan insanları görüyorum bu insanlarda böyle bir dert kompleks yok.

            Karizma bazen yanıltıcı olabilir daha çok insani vasıfları anlaşıp anlaşılamayacağı görüşmelerde tespit edilmeli. Geçen gün otobüste takım elbiseli genç birisi oturuyordu tepesinde yaşlı bir amca ayakta duruyor etraftakiler yer verin diye seslendi tık yok telefonla uğraşıyor. Sonra belki yer verirler dedim yine yok. Karizmayla tahsille insanlık olmuyor.

            Allah olmayacak insanlarla karşılaştırmasın diyorum. Soyut dediniz ya mesela tanımadığı kişilere yada girdiği ortama selam veren biri olmalı çocukla çocuk yetişkinle yetişkin olmalı sözü dinlenmeli kasıntı olmamalı yer sofrasında da oturabilmeli tahsili eğitimi olmalı lakin bilgiçliği kibri olmamalı insan halinden anlamalı biraz yokluk görmüş olsun ama ne oldum delisi olmasın insan sevsin. :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Ah Nisa Hanım ah diyorum, başka şey demiyorum :)

            Nelerini gördük nelerini…

            Selametle…

          • Feyza diyor ki:

            Nisa hnm,
            Marka sohbetleri bizim oralarda cok yapilir. Bayramlardan, kampanyalarindan ve edilen sohbetlerinden biliyorum. Bir huyum vardir ki, ilgi duydugum bir alan olursa kulak kesilir dinler, arastiririm merakim gidene dek. Ama ilgi alanima girmiyorsa bir kulagimdan girer digerindem cikar. Bu yuzden bunaldigim marka sohbetlerinden dolayi cok kez ortami terketmisimdir.
            Bir tuyo vereyim.
            Mesela sezon sonu kampanyadan alindiysa o urun en yakinin disinda kimseye soylenmez, cok ayip. Markanin sahihligine halel gelir Allah muhafaza etsin..
            Ya da kampanyadan bir kitap alindiysa (avmlerde aktuel kitap reyonlarindaki iki kitap alana ucuncu bedava gibi) eve gelir gelmez kimse gormemesi icin arkasindaki etiket sokulur. Ama kitaplar gozunuzun icine sokulabilir.
            Benim de ne kadar naif gibi gozuksem de burada, bazi kotu huylarim vardir. Mesela kara listeye aldigim kuzenlerimin bu zaaflarini bildigim icin onlarin itinayla sakladigi indirim sirlarini bir yolunu bulup ifsa etmekten zevk ve seref duyarim. Yani ben aslinda kotu biriyim :) Artik firsat bulamiyorum o ayri.

      • kevser diyor ki:

        Feyza hanım
        Bana daha önce de yazmıştiniz bu el işleriyle ilgili falan.şu kadarını söyleyeyim ki zamanında o tür işlerle çok uğraşmış biri olarak el işlerinin zeka geliştirdiğine inanmıyorum(en azından benim için öyle sadece örgü örmek biraz hoşuma gider onun haricinde hiçbiri)üstüne üstlük harcadığım zaman ve aşırı emek de cabası!bu tür işlerde hani derler ya astarı yüzünü geçiyor diye aynen öyle.çünkü 20 lira kazanıyorsaniz 18 lira masraf yapıyorsunuz.yani öyle bir evin derdine derman olacak cinsten bir para elinize geçmiyor.biliyorum çünkü çok uğraştım.bazen el harçlığımı bile çıkarmiyordu.Allah erkeklere zeval vermesin 😁😁😂

        • .../nisa diyor ki:

          Kevser hanım,

          İğne oyası daha kazançlı olabilir. :) Örgü örüp mutfak masrafını karşılayanları biliyorum. Sadece el işlerini örgüden ibaret görmeyin çok güzel hediyelik eşyayı evde yapanlar tasarlayanlar var.

          Sanatla uğraşmanın insanı dinlendirdiğine ve incelttiğine inanıyorum. Rahmetli hattat Necmeddin Okyay’ın simasına baktığınızda insana bir huzur naiflik aşılıyor.

          El işleri eve ek gelir sağlamak gibi de düşünülebilir kışın atkı eldiven yardım kampanyaları düzenleniyor hayır işleri içinde yapılabilir.

          • Zeynep diyor ki:

            İğne oyasini cok severim cok severek yapıyorum ama kiyamiyorum satmaya çok rahat hediye verebiliyorum birine ama satamiyorum nedense ev hanımı ablam var mutfak masrafini karşılıyor iğne oyası yapıp satarak

        • Yahya diyor ki:

          Kevser hnm,
          müsaadenizle araya giriyorum,

          el sanatları, el işleri, el mahareti isteyen hemen hemen tüm faaliyetler insanın direkt zekasını da geliştiriyor. Tabii zeka bizim bildiğimiz şekilde tek bir mefhum değil; mesela, öğrenme kapasitesi, hızı, soyut düşünme, hayal edebilme gücü, problem çözebilme vb. hepsi “zeka” altında toplanıyor. Ve işin ilginç tarafı beyne ne kadar yüklenirseniz o kadar kapasitesi artıyor, hızlanıyor ve güçleniyor. Ayrıca bu konuda insanın kendi inkişafını görmesi kolay değil…

          Maliyet/gelir anlamında, çok haklısınız. Klasik yöntemlerle yaptıklarınızı satmanız ve dişe dokunur gelir elde etmeniz zor… çünkü insanlar özellikle emeğin ve sanatın değerini bilmiyorlar. Bu yüzden yaptıklarınızı biraz abartarak anlatmanız/tanıtmanız ve markalaştırmanız lazım. (bu halıyı dokuyan kız kör oldu gibi 😎)
          Bu kadarla da bitmiyor, satış kanalınızı iyi belirleyip, dikkat çekecek bir fiyatla sunmanız gerekiyor. Akıl verme mahiyetinde anlamayın lütfen, bireysel tecrübelerimizi paylaşıyorum. maliyeti 1-2 tl olan ürünü 3-5 liraya satınca almıyorlar; 15-18 tl fiyat çekince kapışılıyor…

          Kolay gelsin…

        • U-mutlu diyor ki:

          Benım el ıslerı maharetım yok ,daha doğrusu bekarken ogrenecek fırsatım zamanım ve kafam yoktu bazı sorunlar nedeniyle. Istanbulda çok farklı ek ıs olanaklar var,çocuklardan fırsat buldukça yapıyorum ıyı gelırı var en azından rısksız kendınız masraf yapmıyorsunuz,yaptıgınızın ucretını alıyorsunuz,ıhtıyacı olanlar arastırsın derım.maddıyatın dışında da etkısı var hem daha çok tasarruf etmeye başladım hemde stresimı azaltıyor.

        • Feyza diyor ki:

          Kevser hnm,
          El islerini ticari maksatlaben pek yapmadim. Daha cok kafami dagitmak icin, ugras olmaai icin belli bir donem cok ilgilendim ve faydasini cok gordum. Yoksa bunalima dusebilirdim.
          Bu gibi islere kucuklukten beri el.yatkinligim var. Daha kucukken bebegimize elbise diker etek orerdik evde annem ogretirdi. Sonra boyamalara asiri merakliydim. Ailede herkesin resmi cok iyidir ornegin, karakalem.
          Evde oldugum bir donem bunlara merak saldim. Internetten ve biraz da ablamdan ogrenerek epey mesafe katettim. Hatta halk egitim hocasi gordugu zaman yaptiklarimi, hayret etmisti. Halbuki evde ogrendim hepsini.
          Bunlarin insanin zekasini gelistirdigine inaniyorum. Yahya bey de deginmis ben de hemfikrim. Cunku zihninizi surekli zorluyorsunuz siz de yapmissiniz bilirsiniz. Neyi nerede kullanacaginizi dusunurken beyniniz faal olarak calisiyor. Ayni zamanda zeka bir yana ozellikle ozgun calismalarin insanin ruhunu incelttigine de inaniyorum. Tiner gibi, tiner boyayi sanat da ruhu inceltir.
          Ayni zamanda elin pratikligini de artiriyor. Ince el.kaslarinin calismasi onlari kuvvetlendirdigi icin diger islerde de pratiklik.sagliyor. Hamur islerinde orn.dikkat ediyorum el.isiyle cok.ugrasan insanlarin yaptiklari seyler daha duzgun sekilli oluyor, yazilari daha duzgun oluyor, organize yetenekleri daha gelismis oluyor. Estetik yonleri kuvvetli oldugu icin ev dekorasyonunda da basarili olup bircok eski esyayi degerlendirme konusunda ufuklari acik oluyor. Bu bile ev ekonomisine katki saglayabilir. Ya da zekayi ve hayalgucunu gelistirdigine bir ornektir.
          Maddiyat kismina gelirsek, o konu da sizin ticari zekanizla ilgili aslinda.
          Ben bu islerden kendim para kazanmadim, ama kazandirdim. Rahatlikla satislari yapiliyordu.
          Cogunlukla hediye ettim gonlum zengin oldu.
          Yalniz gonul zenginligi her zamaan kar etmez dersek bunun da cozum yollari var.
          Orn.
          Aluminyum folyo kabartma tablolarinin maliyeti cok yuksek degil. Biraz cercevesi belki otuz kirk lira tutuyordu o zamanlar. Kaliteye gore degisiiyor. Bunlari mesela sizin satmaniz mumkun degil belki ama soyle yapmisti ablam. Hani su bahar aylarinda kampanyalar olur dugun paketleri mobilyalar. Bulundugu ildeki buyuk bir mobilya firmasiyla anlastilar.
          Paketin icinde bu tabloda hediye ediliyordu. Esantiyon gibi ama komisyonunu firmadan aliyordu musteriyle muhatap olmadan. Zamanla siparis uzerine tablolar dahi yaptilar.
          Ben ticari amac gutmedim ama bunu amac edinseydim bir piyasasini mutlaka yakalardim. Hele ki Istanbul ya da Izmir gibi turistik bir sehirde.
          Ya da mesela maliyeti cok tutmayan, kisa surede bir gunde ornegin yuz tane yapabileceginiz maliyeti sadece ilk etapta biraz olup sonraki seferler minimum.maliyetle kar elde edeceginiz calismalardan biri simdi cok yaygin sabun yapimi. O kadar basit ki. Dugun, nisan, bebek, dogum vs artik bunlardan dagitiyorlarmis. Kalip ve boyalariniz olduktan sonra sabun bazi alacaksiniz o kadar. Esansi kolay kolay bitmez. Sabun buketleri mesela hediye goturuyorlar ozellikle dogum yapan hanimlara.
          Mum yapimi ve kokulu tas yapimi da benzer yine.
          Bir ara taki tasarimina merak saldim. Izmir de sahilde gece pazarlari olur. Oralarda turistler (yerli yabanci)bu gibi seylere cok merakli oluyorlar. Satiliyor. Kendim satamam o ayri ama satan birine havale edebilirim. Ama bu cok karli bir is degil o yuzden zevk amacli yapmayi tercih ederim. Cunku bocuk surekli biten ve masrafli bir is.
          Orgu,igne oyasi..bunlar zaten para kazandiriyor. Mutfak harcligini cikaesa insan yeter, yapabilen ihtiyaci olan icin.
          Mesela Rize’de bu isten para kazanan hanimlar coktu cok da guzel yapiyorlardi. Ustasi olamadim onun ama cok zevkli igne oyasi. Orgu zaten zevkli de vakit olmuyor.
          Ahsap boyama da masrafli. Ama eski bir esyayi degerlendirme amaci olursa yine de faydali olur. Bu teknikle hat yazisini karistirmistim ornegin. Cok begeniliyordu. Ceyiz dukkanlarinda satilabilinir.
          Yani koseyi donmezsiniz kisacasi ama hem varsa bos vaktiniz degerlenmis olur, hem relax olursunuz, hem uc bes kurus kazanabilirsiniz aklinizi kullanirsaniz, hic olmazsa az maliyetli islere yonelip hediye eder dost kazanirsiniz. Ne demisler, dusmani annen de dogurur, sen dost kazanmaya calis.
          Dusunsenize k.validenize gorumcenize eltilerinize boyle jestler yapsaniz sizi sevmezler mi :) :)
          Saka bir yana, bunlar kermeslerde yardim kuruluslarinda cok ise yarar. Insanlar hayir amacli alisveris yaparken gorselligi yuksek bu gibi seylere yoneliyorlar ki hem hayir kurumuna katki olsun hem kendi sevap hanelerine. Yani.manevi kazanima da donusebilir ahiret yatirimi olur.
          Bir ark.ormegin muthis pastalar yapiyor. Pastaneyle anlasmis. Ikibin liralik pasta susleme alet edevat siparis verdi. Maliyetini karindan coktan cikardi. Dugun nisan vs tablo gibi pastalar yapiyor. Bu kiz onceden de cok marifetliydi el.isi ve yemek hususunda. Simdi guzel kazaniyor hem de evinde yapiyor bunu.
          Neyse..bu mevzuyu da yemek mevzusu gibi genislettim sanirim yeterince. Editor kizmadan ufak ufak kacayim :)
          Selametle.

          • kevser diyor ki:

            Feyza hanım teşekkür ederim.ben el işini geçmişte maddi olarak yapmıştım.çünkü maddi açıdan zor durumdaydik.zevk olarak yapmaya pek vaktim müsait olmadı malum.tabi bu tür şeylerle ugrasmanin zevkli yani da olabilir ama genelde kitap okumayı tercih ediyorum ben.hem zihnim rahatlıyor ve Dinç kalıyor hem de bilmediğim şeyleri öğreniyorum.yani bu benim tercihim.somut değil soyut zeka var bende.bişeyler okuyup düşünmeyi seviyorum.bununla beraber resim yeteneği bende de var.çok severim birseyleri boyamayı boya badana yapmayı☺tabi yaptığınız işe göre değişir.sadece beden gücü gerektiren uğraşlar pek ilgimi çekmiyor.
            Selametle

  17. Feyza diyor ki:

    Cumleten tesekkur ederim. 😎 gozluklu adam emojisi buymus sanirim. Tevafuken olustu. 8, cizgi ve parantez :)

    • U-mutlu diyor ki:

      Masallaahh.Alkıslıyorum senı.yuregıne,kalemıne,ellerıne sağlık canım.
      Yazılarının devamını bekliyorum. Allaha emanet ol ..

      • Feyza diyor ki:

        Cok tesekkur ederim Umutlu hnm. Allah razi olsun.

        • Halil Mümin diyor ki:

          Feyza hanım;
          Kaleminize ve ağzınıza sağlık..
          Sizin gibi düşünen hanım kardeşlerimizin sayısının artar inş

          • Feyza diyor ki:

            Halil Mumin bey tesekkur ederim.
            Zeynep hnm, orasi hic belli olmaz ve bunu samimiyetle soyluyorum. Kimin takva yonunden onde oldugu burda yazdigimiz iki satir yazi ile belli olmaz. Tamamen Allahu Teala’nin tasarrufunda bir durum. Olunce gorecegiz, Allah hepimizin kusurlarini affetsin.
            Tesekkur ederim calisan bir hanim olarak objektif bakip desrek verdiginiz icin.

  18. tarık diyor ki:

    devlet yetkılılerı neden kadınları kaldırmak bahanesıyle aslında bayanların omrunu ve aıle bozuklarına neden oluyor?devlet yetkılılerı ne iş yapar ?şu ankı sıstemde kadınları sanki ” EVDE DURMA,DIŞARI ÇIK ÇALIŞ” polıtıkası uyguluyor dınımız islamsa neden islamın yasakladığı kanunları delmeğe çalışıyor,aile bakanlığı bayanları dişarıya teşvik edeceğine asıl evde kalırsanız ev hanımı ucretı versın madem yok babaanne bakma parası yok çalışırsan sıgortan olur,devletimiz yetkilileri acilen toparlanmalı ailelerin bir arada yuvalarını ve devletımızın gelecegı bakısı için genç dinie düskün evlatlar yetiştirilmesi gereklidir bayanı calıstırmak yerine kocalarını geçınebılecek maaşlar verilse bu tur ortamlar kaldırılırsa aile düzelmiş müslümanlıga yaşamış olcagız çunku aıleyı bir arada tutan gerçekde baba gözükse dahil anne olmadan evi toparlayacak bakacak kimse olmaz onun için yuvagı dişi kuş yapar

  19. Züleyha çiçek diyor ki:

    Hep zihnimin içinde dolanıp duran mevzuyu çok güzel yazmışsınız. Bunları bende biliyorum. Ama konuşamıyorum. Biriyle ne zamna konuşsam.çalışmaya gerçekten muhtaç bi bayan örneği veriliyoo. Yada o kadar okudu. Bekarken çalıştı. Şimdi evde nasıl otursun. Deniyoo.şununuda itiraf edelim. Erkekler çalışan kadınlara maaş gözüyle bakar oldu. Tanıdığm bekarlar bana çalışan olsun abla. Bana çalışan kız bul.yaşlanmış kadınlar çalışana kız söyle yada bul. Diyolar. En son bi topluma girdim.çalışan kadının biri bana tepeden bakarak”çalışıyormusunuz” dedi. Bende hayır dedim. Bakışlarıyla yerin dibine soktu sanki. Toplum çok tuhaflaştı. İkna edemeyiz kimseyi çalışma diye. Ancak kendisi akıl ederse ne ala. Beni en çok vuran çoçuklara başkasının bakması.kaç kere şahit oldum.bakıcı yada akrabanın büyüttüğü çoçukların ailryle bağı olmuyoo. Hatta annr beni sen büyütmedin diyenlrri duydum. Nesil bozuluyoo vesselam.

    • Feyza diyor ki:

      -Bana calisan olsun abla
      -Bana da tek sekerli :)
      Zuleyha hnm haklisiniz. Durum gittikce kotuye dogru seyrediyor Allah sonumuzu hayretsin. Eskiden kadinlar ev ev dolasip ogluna kiz ararmis. Simdi okul okul dolasip bekar ogretmen kiz ariyorlar. Ciddiyim.
      Ilahiyattan gecen yil mezun olan bir arkadasim bir ilceye tayin oldu. Ogretmen oldugu icin bircok talibi olunca careyi yalandan da olsa parmagina yuzuk takmakta bulmus :)
      Ev kizi olsaydi acaba kim ilgilenirdi bu kadar, neyse ki durumun farkinda ki erken cozum ureterek durumu kurtardigini soyluyor.

  20. .../nisa diyor ki:

    Feyza hanım,

    Çok güzel yazmışsınız elinize sağlık. Bende çalışan biri olarak evlendikten sonra çalışmayı düşünmüyorum hem aile huzuru için hem Allah nasip ederse çocuklar için. Aslında yapı olarak evinde mutlu olmayı bilen biriyim sevdiğim işi evden yapmayı düşünüyorum.

    Yazmış olduğunuz ev işleri yemek temizlik, misafir, ibadet, el sanat işleri, sılayı rahim,okumak vs. bunları çalışmayla beraber yapıyorum.

    Kapitalizmin kölesi olmamak için az giysi alıyorum uzun süre kullanıyorum, gereksiz pahalı harcamam yok, biraz karakterimden dolayı tutumlu biriyim. Kesinlikle çok kazancın değil helal, bereketli ve zekatı verilmiş kazancın önemli olduğunu düşünüyorum.

    • Feyza diyor ki:

      Nisa hnm, bu yaziyi uzerinize sakin alinmayiniz. Evlendikten sonra calisma durumunun zorluklarina degindim, siz bekar oldugunuz ve yasantisina, haram/helal cizgisine riayet eden, bilincli istisnai hanimlardan oldugunuz icin durumunuz cok farkli.
      Aslinda calisma meselesi hakkinda yazmaya bazen de cekiniyorum. Cunku sitede calismak zorunda oldugunu bildigim hanim kardeslerim var. Kimsenin uzerine alinip bilmedem uzuldugunu dusunmek dahi istemiyorum.
      Benim icin bu siteyi muhabbet duyarak takip eden, aileyi dert edinen hanim kardeslerim disaridaki insanlardan otomatik olarak bir tik otede, bunu cok samimi soyluyorum. Calisan, calismayan, okuyan, okumayan seklinde ayirdetmek istemiyorum. Cunku muhim olan zihniyet.Eger zihniyeti Islam’in ongordugu aile modelini benimsemiyorsa burada zatem daimi olarak barinamaz. Devam ediyorsa bu modeli benimsemis bir kisidir ama sartlar onu gerektiriyordur ve calismak zorunda kaliyordur ya da belki ihtiyac duyulan bir meslege sahiptir ve calismalidir.
      Bunun aksine ise bazi ev hanimlarimiz da sahip oldugu nimetin kiymetini bilmeyip ev hanimi oldugu halde zihniyeti feministleri aratmaz. Bir firsatini bulsa is hayatina kosar adimlarla gidecek olan ev hanimlarimiz da var.
      Bu yuzden yazdiklarim zihniyet odakli anlasilsin. Kimseyi tohmet altinda birakmak ya da kimseyi rencide etmek gibi bir gayem olmadigina inanin. Yani kendim calismayan ve calismayi dusunmeyen bir hanim olarak takvada zirve yapmis gibi gorunmek istemiyorum bu beni rahatsiz edip ve bana acimasizca geliyor. Cunku her ne kadar tercihimi bu yonde kullanmis olsam da bana Allahu Teala bu hayati nasip etti. O nasip etmeseydi kimbilir ben nasil bir hayatin icinde olurdum. Siz farkli hayat gorusune sahip insanlarin icinde yetistiginiz ve yasadiginiz halde Allah rizasina uygun bir hayati yasamaya calisip ilerisi icin daha da guzelini arzuluyorsunuz. Sizin durumunuz daha zor oldugundan Allah bilir ama ecri de benim gibi hazira konan kisilerden daha fazladir.
      Allah dilediginiz gibi bir hayat nasip etsin ve insaallah edecektir.

      • Zeynep diyor ki:

        Feyza hanim maşallah çok güzel bir yazı tebrik ederim .İşte bu dedim okurken işte ben de tam da bu sebeplerden çalışmak istemiyorum .Bana biri sorsa böyle siralayamazdim ama . Dikkat etmeye çalışıyoruz tabiki ama özel gayret gerekiyor .O yüzden birçok yönden ve takva yönünden siz ve sizin gibi düşünen hanimlar çok çok ilerdesiniz inşallah

      • .../nisa diyor ki:

        Feyza hanım,

        Estağfurullah siz fıtrata uygun olanı açıkladınız kadınlar neden çalışmak istemez ile ilgili yazdıklarınızın altına e-imzamı atıyorum. Ben sizin hüsnü zannınıza niyetinize samimiyetinize inanıyorum. Rabbim ettiğiniz duaların daha güzelini size nasip etsin. Sizlerden çok fazla istifade ediyorum Allah razı olsun :)

  21. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Çok Çok Teşekkür ederim Feyza Kardeşim. Harikulade bir yazı olmuş. Kaleminize(klavyenize)sağlık :) Rabbim sizin gibilerin sayısını arttırsın inşaallah.

    Umarım kızlarımız,kadınlarımız bu tip yazıları okurlarda biraz tefekkür ederek iş hayatına kolayca atılmaya gayret etmezler.

    Birde Merak ettiğim bir şey var sizin olduğunuz yerlerde (daha evvelde bulunduğunuz yerlerde) sizin zihniyetinizde, şuurunuzda hanımlar var mıydı? yoksa siz nevi şahsınıza münhasır mısınız? tıpkı Sema Hanım gibi :)

    Tekrar Tebrik ederim bu tip yazılarınızın devamını dilerim.

    Vesselam…

    • Feyza diyor ki:

      Azmo kardesim, rica ederim, her zamanki gibi aklima gelenleri yazdim. Siz de ilave etmek istediginiz maddeler olursa ekleyin. Maddeleme konusunda oldukca genis dusunebilme yeteneginiz var sizin.
      Bulundugum cevrelerde kendi cemaatim olsun, itikadi duzgun ahbap oldugum baska cemaatlerdeki kizlar olsun, feminist dusuncedekilere rastlamadim. O dusuncedekilerin biraz daha Vehhabi/Selefi akimin cizgisini takip eden ekollerden ciktiklarina sahit oluyorum. Bunda da hadisleri inkar edip, ayetleri de bu ozgur kulvarda dilediklerince yorumlamalari, fikhi da erkek egemen fikih seklinde tabir edip fikhi referanslari da sistem disi birakmalari ve kafalaeina gore ictihad etmeleri sonucu ellerinde kalan kus kadar Islam muktesebatindan istifadede dustukleri acziyete bagliyorum.
      Biz bazen konusuyoruz, ders esnasinda veya sohbet ederken ya da evlilerin hayatini gozlemliyorum. Bu kadar derin derin konusup tartismasak da dinin referanslarina tezat olanini gormedim. Bazen cok iyi niyetli ve kendime cok yakin buldugum kisiler oluyor. Bazilarinda ise dunya agir basabiliyor. Ornegin esya, ev ya da fiziki ozellikler. Bazilari ornegin ailesini on planda tutuyor mesela sehirdisina gelin gitmek istemiyor. Bu gibi teferruat derseniz teferruatta dustugumuz ayriliklar olabiliyor. Ama genel cercevede itaat kelimesinden rahatsiz olanina ya da tesetturu fazlasiyla dejenere edenine veya ozgurluk hayalleri kuranina rastlamiyorum. Biraz aileler ince eleyip sık dokuyorlar bunun farkindayim.
      Yalniz bunlar teoride, pratige gecmedikce bilinmez. Biraz da dort duvar ardinda yasanacak ya da yasanan sakli gercekler var ki ona hicbirimiz vakif degiliz. Disardan gordugum genelde yuvasina bagli hanimlar ve hanimina sadik erkekler. Zahiri kismi bu sekilde.

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        Feyza kardeşim bulunduğunuz yerlerdeki hanımlarda zahiri olarak bir sıkıntı görmemişsiniz bu güzel bir durum.

        Fakat ben tam olarak bunu sormadım yani sizin şuurunuzda, sizin zihniyetinizde derken mesela sizin şu anda bulunduğunuz yerde kaç kişi sizin gibi kadının çalışma meselesiyle ilgili böyle bir maddelendirme şeklinde yazı yazabilir? kaç kişi acaba çalışma hayatı, aile hayatı hakkında ekonomik özgürlük hakkında sizin gibi düşünür? yani bunu sorma nedenim sizi ve Sema hanım gibilerini maalesef istisna olarak artık görüyoruz toplumda. O kadar dejenere oldular ki kadınlarımız, kızlarımız böyle sağlam itikada, sağlam aile şuuruna sahip kaç hanım kalmış memlekette hakikaten karamsar olduğumdan merak ediyorum o yüzden sordum zaten.

        Vesselam…

        • Feyza diyor ki:

          Azmo kardesim, anladim simdi.
          Onu bilmiyorum, yani calismayi bircogu dusunmez ama benim calismayi dusunmeme sebeplerim maddeledigim gibi sadece dini acidan uygun ortam olmayisi degil. Dini kismi buyuk bir parcasi elbette ama mesela 5.,6.,10. ve 11.maddeler dinden bagimsiz dusunerek yazdigim maddeler. Isin sosyolojik, ailevi ve 11.madde ise sahsima ait ferdi boyutu.
          Yani amac aslinda sadece calismamak degil, calismama durumunu bir guzellige donusturebilmek. Calismamak ama misafirden kacmamak, calismamak ama evde birseyler de uretip tasarrufla da olsa ev ekonomisine katki saglamak, calismamak ama kendine bakmak, zaman ayirmak ya da calismamak ama ozverili bir anne olabilmek vs.
          Calismayi dusunmeyen hanim sayisi dedigim gibi etrafimda cok fazla ama bunu pozitif bir hale donusturme dusuncesinde olan, buna kafa yoran kac kisidir inanin bilmiyorum. Kimisi sadece dini yonden sakinca buldugu icin calismayabilir ama evde de pasiftir, sihirli tilsimini kaybetmistir
          Ya da dini sakinca olmayan bir yere girer calisir. Orn. Evlenince karma bir ortamda calismaz da Kur’an kursunda hocalik yapar. Fakat ailevi konuda bilincli olmadigi , empati yapmadigi ve derin derin kafa yormadigi icin bu hocalik isini fazla abartip ailesinin ve evinin onune gecirebilir. Sorarsaniz karma ortam olmadigi icin ve beyi de pek karismadigi icin dine mugayir bir is yapmiyordur fakat dine muhalif olmasa da yine yorgun geliyor, yine kendine zaman ayirmiyor, yine esiyle yeterince ilgilenemiyor ve cocuklarina yeterince bakamiyor ve yine hocalik bahanesiyle misafirlerini erteliyordur. Belki esi de bundan rahatsizdir ama Kur’an kursu oldugu icin ses etmiyordur. Yani bunu ince dusunup ayarlayabilecek olan kadin. Beyinin.musade etmesi ve dinin de izin vermesi demek tum oncelikleri bu iki ruhsatin belirlemesi anlamina gelmez. Isin sosyal ve ailevi kismini da hesaba katip onceliklerini ve programini buna gore tanzim edecek olan kadindir. Bu inceligi dusunecek insan sayisi kacta kactir, onu bilemiyorum.
          Benim anlatmaya calistigim ev hanimligi modeli bu degil ama calismayi dusunmeyip de bu zihniyette olan kisiler de oldukca fazla olabiliyor. Kocasi haniminin fazla yogunlugundan sikayet edip kesin bir sınır koysa, bu hanimlar itaat hukmu geregi sinira riayet eder belki ama yine de bu, sadece evde oturmasi demektir. Ev hayatini ihya edip kocasiyla olan munasebetini en iyi seviyeye getirebilecegi anlamina gelmeyedebilir. Bunu da bilemeyiz.
          Bu biraz insanin enerjisi ve yaradilisiyla, mizaciyla da ilgili sanirim. Benim kucuklukten gelen bir aile hayalim, mutlu aile ortaminda yetismenin verdigi geriye donuk bir ozlemim, biraz da burada kullandigim dilden daha cocuksu bir ic dunyam var. Ama bu dunyamin da kapilarini ne kadar samimi de olsam kiz arkadaslarima dahi sonuna kadar acmadim. O yuzden onlarin da ic dunyalarinin en derinine girmedim. Konustugumuz dil de yazi dili olmadigi icin neler dusunuyorlar, cok cok detayini bilmiyorum. Sohbet ederken ne kadar anlasilirsa. Belki hepsine yazi imkani verilse, onlari da yazi dilinde tanima imkanimiz olsa, iclerinde meramini, beklenti ve isteklerini benden iyi anlatanlar da olur. Tersi de olabilir eminim. Yazi, insanin duygu ve dusuncelerini daha rahat ifade edebildigi bir dil.
          Benim burada yazdiklarim bilincli olmanin otesinde gayriihtiyari, icimden gelen seyler. Yani icimden boyle geliyor, cok donanimli degilim. Mesela ben evlilik uzerine (dini eserlerde gecenler disinda) pek guncel kitap okumadim desem yalan olmaz inanin :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Ben de şöyle bir katkı yapayım. Bir arkadaşım vardı, cemaat mensubu, güç bela da olsa kendi cemaatinden ve istediği özelliklere sahip bir hanımla çalışmayan ve çarşafla tesettür sağlayan bir hanımla evlendi. Ancak hanımı İstanbul’dan. Küçük şehire gelin gelmeyi kabul ediyor. Buralarda ne yapıyor, canı sıkılmıyordur inşAllah dediğimde yine faaliyetlere devam ediyor dedi. Allah’a şükür sosyal yönden bu olayı çözmüş. Başka bir arkadaşın eşi şu Meryem Hanım’a benzettiğim, o da İstanbul’u bırakıp angaraya geldi. Başlarda çok hissetmese de iş hayatının temposuna alışmış bir hanıma ev hanımlığı zamanla zor gelebiliyor. Buralarda sosyal çevresi de pek yok, ev hanımlarıyla tam anlamıyla frekans uyuşturamadı, çünkü biliyorsunuz genelde ev hanımlarımız bilerek bunu tercih eden hanımlar değil ancak kız da görmüş geçirmiş. Ailesi benim de evlenmemi istiyor çünkü bizim arkadaşlık yaptığımız gibi hanımlar da arkadaş olur diye bakıyor :) Arkadaşla muhabbet ettiğimizde belediyenin kurslarına vb. gidiyor dedi, bir ara kpss’ye falan hazırlanmış. Aslında çözüm belli de artık kendilerine kalmış, ne zaman çocuk isterler bilmem :)

          • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

            Feyza kardeşim teşekkür ederim. Ben alacağımı aldım :)

            Vesselam…

  22. Abdullah Bir diyor ki:

    İşte benim kardeşim ve cıraklık eserlerinden bir yazısı.

    Ve…

    Yıl 2023 yer Tüyap kitap fuarı 21. yüzyılın en çok sevilen “Bilinçli Müslüman Kadın Yazarı” Feyza …. imza gününde piyasaya çıktığı gün yok satan HADDİNİ ve KENDİNİ BİLEN MÜSLÜMAN KADIN isimli kitabını imzalıyor.

    Hayal mi?

    Hayır, bugün için bir ÖNGÖRÜ, O gün için YAŞANAN GERÇEK inşaAllah

    Eline, emeğine ve yüreğine sağlık kardeşim.

    İnanıyorsan yaparsın. Durmak yok, yola devam

    • Sadece Fatih diyor ki:

      İnşAllah Abdullah Bir abi.

      Biz de kendimize pay biçeriz o zaman tanıyoruz bu yazarı diye :)

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Fatih Bey Kardeşime…

        İnşaAllah kardeşim.

        Senin de hayırlı ve huzurlu bir yuva kuracağın bir hanım bulduğun ve arzuladığın gibi bir yuva sahibi olduğuna dair haberleri duymak isteriz.

        Allah’ım hayırlı işlerinde yar ve yardımcın(ız) olsun. (Amin)

        • Feyza diyor ki:

          Abdullah abi, cok tesekkur ederim guzel zanniniz icin. Ben burda iyiyim abi, burda kendimi rahat hissediyorum yaziyorum. O kadar acilirsam bogulabilirim, sonra siz bile beni kurtaramazsiniz :)
          Sema ablanin golgesinde huzurlu ve mutluyuz. Allah kendisinden ve sizlerden razi olsun.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Feyza Hanım Kardeşime…

            Şöhret ve iltifat içinde boğulmak “haddini ve dinini” bilmeyenler için bir riskdir. Senin gibi Tahkiki iman ve ilim sahiplerinin ise gerçek islami bilgiye muhtaç bu topluma ilim öğretmesi, ilminin zekatını vermesi ise farzdır kardeşim.

            Ayrıca boynuz kulagı, maharette çırak ustasını, ilimde talebe hocasını geçmezse bu çırağın ve talebenin değil usat ve hocanın eksikliğidir.

            Bu nedenle bu sitede Sema Hanımın talebeleri arasında Sema hanım gibi cesur ve ilim sahibi en az 3-5 tane MÜCAHİD-MÜCAHİDE çıkmalı ki Sema Hanımın cabaları, emekleri boşuna gitmesin.

            Selametle kal kardeşim.

        • Feyza diyor ki:

          Tesekkur ederim Abdullah abi. Insaallah dediginiz gibi olabiliriz. Emr bil maruf her Muslumana bildigi kadariyla farz. Hepimiz uzerimize duseni yapariz insaallah.
          Siz de selametle kalin.

  23. Sadece Fatih diyor ki:

    Devlet ne iş yapar?

    Öyle kanunlar çıkartır ki eş durumu sebebiyle atanmanın önüne kırk tane engel koyar… Bir arkadaş iki sene eşinden ayrı kalacak bu sebeple. Çalışmasın denilebilir ama ona da teşvik eden yine devlet değil mi?

    • Yahya diyor ki:

      Fatih Bey,

      Çalışmayan insan devlet üzerine yüktür. Dolaylı olarak ise bizim üzerimize yani çalışan vergi ve prim ödeyenler üzerine yüktür. Çalışan sayısı arttıkça devlet üzerine düşen yük azalır aynı zamanda ekonomiyi, üretimi ve tüketimi destekler. Az veya hiç süt vermeyen ineği keserler, karkasını satarlar!

      Devletimiz kadını çalışmaya teşvik ederek ve istihdama katarak, 1 taşla 10-15 kuş vuruyor… Allah bereket versin.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Vurulan kuşları tüketmek helal olmadıktan sonra :)

      • ismet badem diyor ki:

        Tamamen kapitalist bakıştır bu, bize uymaz kardeşim. Fırsat maliyetlerini de yazman gerekiyor, yani 3-5 kuruş kasaya giriyor ama çıkanların da farkında olmak lazım

        • Sadece Fatih diyor ki:

          İsmet Bey.

          Yahya Beyin yaptığı biraz ironiyle beraber durum tespiti kendi görüşü değil :)

        • Yahya diyor ki:

          Monetize – parasallaştırma veya bir şeyden gelir elde edilebilir hale getirmek. /tam türkçesini bilmiyorum/

          Bugün mevcut hükümetiminiz ilk gayesi, tasarrufunda bulununan hemen hemen herşeyi monetize etmekdir.
          Ör. köprü yaparsan gelir elde edersin, topluma sağladığın hizmet/fayda ise bunun ikincil gayesidir. ….
          Bireyleri de vatandaşlarını da direkt veya dolaylı bir şekilde monetize etme gayesinde.

          Dolayısıyla fırsat maliyeti olarak baktığınızda, ör. kadının evinde oturup evine kocasına çocuğuna bakması devlet için maddi fayda sağlayacak bir değer değildir, askine yüktür; devlet nazarında olsa olsa sosyal faydadır.

          Benzer şekilde Sn. Cumhurbaşkanımızın 3 çocuk 5 çocuk çağrısın maksadı nedir? Gelir piramidinin taban çapını mı genişletmek yoksa, ümmet-i islamı mı genişletmektir? Eğer 2. ise bunu hangi sistem ve projeyle ile yapmayı planlıyor? Yap boz tahtasına dönen eğitim öğretim sistemimizle mi? yorum dahi yapmak istemediğim din işlerimizle mi? yoksa kumandası elimizde olmayan internet/medya/teknoloji çılgınlığıyla mı?

          Medeniyetlerin başkenti olan şu güzelim İstanbul’un haline baksanıza… rant-rant-rant hariçinde bir çivi çakılıyor mu?
          Merak etmeyiniz fırsat maliyetlerimizi de torunlarımız öder, sistem böyle çalışmıyor mu zaten?

          Selam ve dua ile…

  24. Yahya diyor ki:

    Feyza hnm,

    Çok güzel olmuş klavyenize sağlık.

    3. madde ile ilgili açıklamalı bir örnek vermek isterim:
    Birey olsun, ticari müessese olsun hepimizin gayesi geliri arttırmaktır. Düz mantıkla geliri arttırmanın bir kaç yolu vardır. Bireyler için maaş artışı, birden fazla işte çalışma veya maaş girdi sayısını arttırma gibi sınırlı sayıda seçenek vardır. Ticari müesseselerde de benzer şekilde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar seçenek vardır (fiyatları arttırmak, müşterileri arttırmak, satış hacmini ve hızını arttırmak vs.).
    Özellikle ticari müesseseler gelirlerini dolayısıyla kârlarını arttırmak için muhtelif gayretler içine girerler. Tabii bu da bireyde olduğu gibi kendine münhasır problemlerle beraber gelir. Yani bir bireyin 2 işte çalışması ne kadar zor ve zahmetli ise, bir şirketinde satışlarını arttırması çok daha zor, zahmetli, masraflı ve zamana matuftur.
    Halbuki şirketler gelirlerini arttırmadan, bazı yöntem ve tedbirlerle – daha kolay ve hızlı bir şekilde – kârlılıklarını arttırabilirler. Örneğin en basiti satın alırken kazanırsın, maliyetlerini düşürürsün, harcamalarını kontrol altına alır veya kısarsın, stok/mal mevcudunu düşürür kontrol altına alırsın v.b. bir kaç yöntem daha vardır.
    Konuyu bağlamak gerekirse, bizim nazarımızdan bireysel olarak baktığımızda; yani cebimizde kalan rızkı arttırmak için bereket için dua etmeliyiz, kanaatkar olmalıyız ve israftan kaçınmalıyız.
    Eve 2 ekmek alıp, 1’ini bayatlatmak yerine, tek ekmek alıp idareli ve israf etmeden tüketmemiz daha kolay, ucuz ve hızlı çözümdür.

    Veya
    tasarruf edilmiş 1 TL, kazanılmış 1 TL den daha kıymetlidir.

    8. madde çok “cool” olmuş. 😎 Yurt dışında “el işi, göz nuru” diye hanımlar yaptıklarını yüksek fiyatlara satıyorlar…

    Allah razı olsun, selam ve dua ile…

  25. Feyza diyor ki:

    Cihad abi ne demek musade sizin. Azmo kardesin yorumuna cevaben yazmistim, Sema abla kiymet verip bu sekilde uygun gordu sagolsun. :)
    Sizden de Allah razi olsun.

  26. adem diyor ki:

    maşallah çok güzel bir makale olmuş Feyza Hanım

  27. Sadece Fatih diyor ki:

    Son aile de yıkıldığında çalışan kadın paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak :)

    • Derya diyor ki:

      Çalışan bir kadınım. Bebeğime bakmak için de ücretsiz izindeyim şu an. Her iki durumu da biliyorum yani.
      Çalışan kadınlar eşlerine evine çocuğuna yeterince ilgi gösteremez algısı neden? Her çalışan kadın eksik değildir her ev hanımı da mükemmel değildir. Yani bunun çalışıp çalışmamakla bir ilgisi yok. Tamamen kadına bağlı.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Derya Hanım.

        Bizimki algı değil realite. Bir koltukta iki karpuz olmuyor. Ayrıca kaç yaşına kadar bakacaksınız çocuğunuza, ücretsiz izniniz ne kadar, ne için çalışıyorsunuz? İhtiyaç varsa amenna ama diğer türlü kadının çalışması neden gerekli açıklayabilir misiniz?

        Eğer ev hanımlığı ve iş kadınlığını beraber götürebiliyorsanız, işiniz ve çalışma şartlarınız dinimize uygunsa sizi tebrik ederiz, ancak bu durumda siz istisna oluyorsunuz, sizi rol model gösteremeyiz. Gündüz benimle aynı mesaiyi yapıp akşam evde kocasına yemek yapan kadınlar var, ne kadar yorulduklarını bir bilseniz. Bu sitedeki bu konuyla alakalı tüm yazı ve yorumları okursanız zaten verilen mesajı anlarsınız bence. Yazıda verilen mesaj sanırım tam anlaşılamamış.

        • Derya diyor ki:

          Evet biliyorum. Tam da bahsettiğiniz gibi gündüz sizin gibi arkadaşlarla çalışıp akşam kocama yemek yapan bir kamu personeliyim.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Derya Hanım.

            Siz de epey yoruluyorsunuz o zaman. Peki ya diğer hususlar? Ücretsiz izin en fazla iki yıl bildiğim kadarıyla. Diğer yorum ve yazıları da okudunuz mu acaba? Yazanların özeti şu. Diyoruz ki kadını ailesinden koparmayın. Kadını ailesinden nasıl kopartırsınız, çalışma hayatını özendirerek, feminizmi pompalayarak vb. Günümüzde kadınlar çalışma hayatına birçok sebeple sokuluyor.

            1-Kapitalizm ve materyalizm kadınları sömürü aracı olarak görüyor.
            2-Ekonomik bağımsızlık adı altında feminizm propagandası yapılıp kadınlar erkeklere ve kocalarına düşman ediliyor.

            Bu konularda bu sitede çok yazıldı çizildi. Baştan aynı filmi izlemeyelim, size zahmet okuyun, fikirlerinizi bizimle ayrı bir yorum başlığında paylaşın. Bizlerle aynı görüşte olmak zorunda değilsiniz, fikirlere zincir vurulamaz, bizler doğru bildiğimizi yazıyor ve uygulamaya çalışıyoruz. Siz de yazabilirsiniz. Şahsen yazdığınız iki yorum beni sizin fikirleriniz hakkında bilgi sahibi yapmadı, içinde bulunduğunuz durumu paylaşmışsınız. Bunun yanı sıra fikirlerinizi de paylaşırsanız daha verimli olur. Diğer türlü hocam bir tepsi baklava gidiyor dedikleri Nasreddin hoca fıkrasındaki gibi oluyor biraz…

      • cihad diyor ki:

        Derya Hanım’a,

        1) Kimse ev hanımları mükemmeldir demiyor, ev hanimiliginin lüzumu ve hikmetlerinden bahsediliyor. Yani mevsuftan değil vasiftan bahis var.
        ayrıca kötü bir şoför, nasıl şoförlüğün kıymet ve ehemmiyetini, lüzumu ve hikmetini ortadan kaldirmiyorsa ev hanimligini kötü yapan hanımlar dahi ev hanimligina bir zarar veremezler, lüzum ve hikmetini ortadan kaldiramazlar. Olsa olsa kendi beceriksizligini ortaya koyarlar. Böylelerinin bir de çalıştığını düşünün mesele tam bir rezalete dönüşür.

        2) İki tarafı biz de biliyoruz size münhasır değil. Bebek arabası ile sınıfa girenler ve anneden ayrılmanın isyanı ile ağlayan gözü yaşlı sabileri (nasıl bir kalp ve vicdansa) bakıcıya veya kreslere bırakmalar vs. Bunlar az şahit olduğumuz şeyler değil.
        Ben açıkçası şunu çok merak ediyorum hem çalışılıp hem annelik nasıl yapılıyormuş. İki çocuk babasıyım, hanım ise çalışmıyor demeyeceğim çünkü vahyin ve fıtratın şehadetiyle, Allah tarafından tayin ve ataması yapılmış çocuklarımın şefkatli bir öğretmenliği gibi mühim bir meslek icra ediyor(haşiye) ama yinede yetişemiyor çoğu zaman benden yardım istiyor. Peki bu çalışanlar nasıl yapıyor. Doğrusu bu konuda büyük bir aldanma/aldatmaca nın olduğu gün gibi aşikar.
        Sadece 3 yaşına kadarki dönem için ruhsal embriyo deniliyor ki çocuğunu bırakıp işe giden annenin nasıl bir anne olduğu izahtan varestedir.

        3)”şahiden ve mübeşşiran ve neziran….” Bu ayetin mana denizinden bir katresi olarak çocuk yetiştirme(terbiyesi) hususunda şöyle deniliyor ve deriz.
        a) ŞAHİDEN…1-7 yaş arasındaki vazifemize işaret eder şöyle ki; bu dönemde çocuk özellikle annenin varlığına,sesine,kokusuna,şefkatine ve ilgisine muhtaç biri olarak onun gölgesinde şahitliğine ihtiyaç hisseder. Dışardan müdahaleye, vaaz ve nasihate veya akademik yöntem ve taktiklere ihtiyaç hissetmez.(kreşler vs..gibi) Yaptığı küçük şeylerin annesi tarafından dikkatle ve önemsenerek izlenmesini ve takdir edilmesini bekler. Mesela evdeki kitapları üst üste dizerek oynayan bir çocuk annesinin kendisini izleyerek takdir etmesini bekler çünkü yaptığı iş yetişkinlere nisbetle apartman dikmek kadar önemlidir. Bu itibarla anne çocuğun dünyasına girerek onun önemsediklerini en az onun kadar önemseyerek takdir etmesi gerekir ki buna şahitlik diyoruz. Tüm bunlar içinse de annenin evde yavrusunun yanında olması gerekiyor, okulda ve dairede değil..
        b) MÜBEŞŞİRAN….7-14 yaş aralığını ifade eder ki bu dönemde çocuğun alemi hala basittir. Şerirli duygu ve hisleri daha olmadığından çocuğun hayal dünyasına ve ruh alemine güzel manalar telkin edilir. Cehennemden bahsedilmezken cennet sürekli nazara verilir vs..
        c) NEZİRAN…14-21 arasını ifade eder ki bu dönemde çocuğun nefsani arzuları ve yeni yeni duyguları inkişaf etmiştir. Zulme, isyana ve günaha sapmamasi için sık sık uyarılır ki neziran buna işaret eder. Cehennem ve azab-ı İlahi hatirlatilir vs…

        Her evrede mühim vazifeler ebeveynin (özellikle annenin)ehemmiyetini ve himmetini beklerken bu vazifeleri ihmal ederek günün büyük bir kısmını iş yerinde geçiren bir anne annelik yaptığını sanarak kendini kandirabilir ama hakikatı değiştiremez.

        Haşiye : Kahrolsun kapitalizm maalesef parası olmayan hiç birşeyin değeri olmuyor bu zihniyette.

        Selam ve dua ile..

        • Feyza diyor ki:

          Cihad abi,
          Cocuklarla ilgili yazdiklariniza harfiyen katiliyorum. Ben anne olmadigim icin henuz, sizin kafar guzel dile getiremezdim. Siz ayni zamanda cocuklarinizdan dolayi gozlem sahibisiniz. Yalniz, anne olmasam ve cok teknik detaylara giremesem de ileride anne oldugumu dusundugumde dahi o yavrucagi birakip gitme fikri yuregimi burkmaya yetiyor.
          Devletin verdigi dogum izni en fazla ne kadar olabilir. Cok malumatim yok fakat, ne kadar olsa da uc ila dort yasina geldigi zaman yine bu cocugun anneye ihtiyaci olacak. Okula da gitse, goturp getirmesi, okuldan geldiginde annesinin pisirdigi guzel yemekler esliginde annesinin sefkatle onunla sohbet etmesi, dersleriyle ilgilenmesi, morali bozuk geldiyse teselli etmesi, sokaga ciktiysa takipcisi olabilmesi, arkadaslarini tanimasi hatta kucukse henuz arkadaslarinin anneleriyle tanisip cocuguns sosyal bir ortam hazirlamasi vs
          Bunlar cocugun mutlu ve saglikli gelisimi icin cok degerli adimlardir diye dusunuyorum. Belki anne degilim bir anne gibi olmayan cocugumla empati kuramiyorum ama bir cocuk oldum ve buyudum. Bu yuzden en azindan cocuklarla empati kurabiliyorum.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Ben de kreş özelinde bir şey yazmak istiyorum.

            Eskiden çocuklar sokakta oynardı, orada sosyal çevreleri vardı ancak günümüzde maalesef kreşler çocuğun sosyal gelişimini tamamlaması için gerekli hale geldi. Yarım gün oluyor genelde, imkanı olanlar yolluyor. Peki göndermek istedik diyelim nereye göndereceğiz? Bir tanıdığımız diyanete ait bir kreşe yolluyor, ayrıca çocuklarla beraber hanımlara da yani annelerine de sosyal bir ortam sağlıyorlarmış.

            Düzen öyle kurulmuş ki çocuğu da aileden koparıyor bir yerde, sokakta sosyalleşemeyen çocuklarımızı sera ortamında yetiştirmeye çalışıyoruz. Para lazım bu iş için bu sefer kadın da çalışıyor çocuğum daha iyi bir imkana sahip olsun diye derken çocuk da kopuyor aileden evin hanımı da.

            Bir arkadaşımın annesi çocuk bakıyormuş, çocuğun annesi doktor bir hanım. Bir gece çocuk uykudan uyanmış, ağlamaya başlamış, annesi geliyor yanına, çocuk demiş ki SENİ İSTEMİYORUM … ANNEMİ İSTİYORUM, O GELSİN demiş kendisine bakıcılık yapan kadını istemiş. O sırada annenin başından kaynar sular dökülmüş tabi…

          • cihad diyor ki:

            Feyza hanım kardeşime

            Estağfurullah siz yazınızda herşeyi gayet güzel aciklamissiniz aslında ama anlamayan yine anlamıyor ne yapalım dön dolaş yine aynı şeyleri tekrar tekrar anlatıyoruz. Bu mesajlarda inşaallah şu akılsız telefonun zekatı olsun.😊

            “”uc ila dort yasina geldigi zaman yine bu cocugun anneye ihtiyaci olacak. Okula da gitse, goturp getirmesi, okuldan geldiginde annesinin pisirdigi guzel yemekler esliginde annesinin sefkatle onunla sohbet etmesi, dersleriyle ilgilenmesi, morali bozuk geldiyse teselli etmesi, sokaga ciktiysa takipcisi olabilmesi, arkadaslarini tanimasi hatta kucukse henuz arkadaslarinin anneleriyle tanisip cocuguns sosyal bir ortam hazirlamasi vs””

            Bu ifadelereniz maaşallah tam isabet. Emin olun çok ta yorucu, özellikle takip işi çok zor. Biz kış aylarında çok zorlanıyoruz, dışarıya cikaramadigimiz için. Evin salonuna basitinden üç kanepe koydum zeminini hali döşedim oynayıp ziplasinlar diye yine de yetmiyor. Bi bakıyorsun okuldayim telefon çalıyor, hanım ağlıyor. Ne oldu diye teselli vermeye çalışıyorum ama çıldırmak üzereyim gece uyutmuyorlar, gunduzde oturtmuyorlar, çabuk yetiş diyor. Okulda o kadar çocukla uğraştıktan sonra evde de bizimkiler tepemde. Ama şuna seviniyorum anne ve babası yanında olduğu için çocuklar mutlu büyüyorlar.Yani hanım çalışmadığı halde biz bu işin altından zor kalkıyoruz. Çalışanların durumunu tasavvur bile edemiyorum. Mecburiyetten çalışana Allah yardım etsin.

            Fatih Bey,

            380 dairelik bi Toki sitesinde oturuyorum,şehrin biraz dışında. Bloklar arasında dönümlük diyebileceğimiz kadar bahçe payı bırakmışlar. Dsi kanali dibimizden geçiyor, oradan ucuz su temin ediyoruz. Çimleri düzenli sulayip, düzenli kesiyoruz. Bahcelerimizde envai çeşit çiçek ve ağaç var. 5 yıl oldu baya da boy verdiler. Güvenliği var, 3 tane de büyük çocuk parkı var,trafik yok vs.

            Bizlerin yetiştiği mahalle kültürünü şimdilerde bu gibi siteler sağlıyor. Bütün çocuklar dışarda hatta bebekler bile, anneleri de çayı cerezi almış, konu komşu ile bir ağaç altındaki sofra başında oturuyorlar.
            Bizim oğlanı da içeriye getirebilene aşkolsun. Doğuda biliyorsunuz çocuk çok, bizim oğlanın bi düzine arkadaşı var.

            Yani şehir planlarken veya ev ve eşya alırken çocuklar hesaba katılırsa kreş gibi fanuslara gerek kalmaz bence. Tecrübe ile sabittir.

            Hülasa hayata dair beceriler hayatın içinde öğrenilir, dört duvar arasında değil. Bu ortamı çocuklarımıza sağlamalıyız ki organik büyüsünler vesselam

          • Feyza diyor ki:

            Cihad abi ve Fatih bey,
            Oncelikle Cihad abi, iste bu bahsettigimiz hayati buyuksehirlerde saglamak cok zor. Benim de hayalimde boyle dogayla ve samimi insanlarla icice bir hayat hayali var. Ne guzel maasallah. Oynasin cocuklar parklarda, yesilliklerde, kis aylarinda yasiti olan arkadaslariyla birbirine gidip gelsinler. Anneler de ozverili olduktan sonra cok nezih, tatli bir hayat olur. Allah daim etsin.
            Ev ortaminiz da cok guzel. Zaten insanin evinde dev mobilyalar olunca cocuklara oyun alani kalmiyor. Herseyin sadesi makbul.
            Benim hayalimde de kucuk bir il merkezi veya buyuk bir ilce olmasi hayali var, (mumkunse sahil kasabasi makbule gecer :) ) Bu kismi saka tabi, siparisle olmuyor bu isler biliyorum ama ev hayatini dizayn edebilmek yine bizim elimizde. Sehrin biraz uzaginda dediginiz gibi alanlar kargasa ve gurultuden uzak ortamlar. Buyuksehir de olsa biraz sehir ici ile mesafe olmasi bu ortami saglamak icin yeterlidir sanirim.

            Fatih bey,
            Kresde 3-6 yas cocuklara kis aylarinda Kur’an-i Kerim ogretme amacli calistim. Dini bir muesseseydi. Cocuklari da cok sevdigim icin kendim istedim.
            Nezih bir kurumdu benim bulundugum yer, cocuklara guzel muamele ediyorlar fakat ne olursa olsun, ozellikle dort yasin altindaki cocuklar anneden uzak oldugu icin mahzun duruyorlar. Mesela bir cocuk vardi, her gun evden cikip once komsusuna gidiyormus ve orada annesini sikayet ediyormus. Annem beni dovuyor, bana vuruyor vs. Annesi bunu komsusundan haber alinca bir anlam verememis ve krese geldi psikolog hanimla gorusmek icin. Inceleyince anladilar ki, cocuk annesi onu krese biraktigi icin annesine tepki duyarak onu komsusuna sikayet ediyormus ki annesini itibarsizlastirarak kendince kucuk intikamini alsin :)
            Bunu yasadigimizda hem guldum hem dusundum. Bir cocuk dersiniz ama icinde firtinalar kopuyor ve kucucuk akliyla kendince buyuk cozumler uretmeye calisiyor. Bu bahsettigimiz anne cocugunun ustune titreyen bir hanimdi ustelik.
            Biz mahalle kulturunde buyuduk kucuk bir ilcede ve hersey cok guzeldi. Arasira koyumuze giderdik yakindi. Simdi buyuksehirdeyim ve bazen dusunuyorum cocuklarim olmus olsa bu beton binalarin arasinda buyurken benim yasadigim cocuklugu yasayabilecek mi?
            Cocuklarin yasitlariyla oynamasi kreslerde saglanan bir imkan evet ama cocuksu muzipliklerini o ortamda yapamiyorlar. Hersey kurallara bagli cunku. Agaca tirmanamiyorlae, komsunun ziline basip kacamiyorlar 😉 Kavga bile etseler buyukler mudahale ediyor, kendileri cozmek yerine ve bu biraz can sıkıcı bir cocuk icin. Yetiskinlerin kontrolunde ne kadar ozgur olabilirler? Merdivenden bike belli bir siraya gore inip cikmak zorundalar. Hem siz o cocuga prenses gibi de davransaniz annesinin yerini tutamazsiniz.
            Okuldan once bir yil bu egitim verilsin guzel seyler de ogreniyorlar. Ya da buyuksehirde bizim gibi imkani olmayan cocuklar icin belki bir cozumdur bu ama yine de annesinin eli uzerinde olmali. En azindan tam gun birakma sadece yarim gun kreste olur ve kalan gunu annesiyle gecirebilir. Okula annesi birakir okuldan annesi alir vs. Anne hayatinda silik bir profil olmaz canli ve iz birakici olur ki bu da yine calisan bir hanim icin cok mumkun bir durum degil maaleaef.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Cihad Bey.

            Sizin adınıza sevindim, çok şükür güzel bir ortam içindesiniz. Maalesef siz de bu konuda istisna oluyorsunuz. Mesela komşuluk da kalmadı buralarda, ölsem kalsam en az bir hafta sonra bulurlar cenazemi :) Yazacak çok şey var aslında ama çözüm önerim yok. Şehir planlamasından eğitimde fırsat eşitliğine kadar yazacak çok şey var. AVM’lerden gına geldi ki mecbur kalmadıkça gitmem, hergün yenisi açılıyor.

            Aslında her şey birbiriyle ilintili ve kök nedeni kapitalizmin kendi emelleri için pompaladığı bireyselleşme. Günümüzde ailelerin kurulamamasına var olanların da dağılmasına sebep olan da aynı sebepler değil mi?

          • .../nisa diyor ki:

            İstanbul da Anadolu yakasında köyler var hatta bir tanesi Rize gibi evler bile aynı. Anadolu yakası bu konuda biraz daha iyi mahalle kültürü ve doğa var. Avrupa yakası beton yığını ve hayatlar bir betondan çıkıp başka bir betona girmekle devam ediyor. Galata Kulesinden şehire bakma fırsatım olmuştu Camiler ve deniz dışında zevki selim diyebileceğimiz bir görüntü yok beton ve görüntü kirliliği.

            Komşuluğu yaşatmak biraz da insanların elinde selamlaşmayı yaymak gerekiyor. Annem bu konuda çok iyidir mahallede kim ne durumda bilir ziyaret eder. Bizim mahallede çocuklar sokakta oyun oynayabiliyorlar alanları dar olsa da.

            Alternatif olarak büyükşehirde yaşayanlar çocuklarını yaz tatillerinde memleketlerine göndersinler çok büyük faydası var hem sağlık açısından hemde akraba bağları ve büyüklere saygı açısından. Ağaçtaki meyvelerde bonusu :) Tavuğun yumurtasını sabah almak, kuzuların peşinden koşmak, tarladan sebze toplamak, ineğin sesinde bile huzur var :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nisa Hanım.

            Süt ve yumurta gibi ürünler benim memleketimdeki bir çok köye artık dışarıdan geliyor. Civar köylerde ve başka yörelerde de kısmen benzer durum var. Nasıl çözülür bilemiyorum. Ben de komşuluğa çok önem veririm ama bekar olunca selam vermekten öteye gidemiyor :)

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            Ziraata daha fazla önem vererek çözüm bulunabilir. Ziraat mühendisliği ve çiftçilik hak ettiği yere gelince tıp ve hukuk kadar insanın midesine giren besinlerin ne kadar önemli olduğu fark edilince belki. Açıkçası sizin köye şaşırdım her köyde tavuk ve büyükbaş muhakkak olur. İstanbul da bile süt yumurtanın günlük satıldığı yerler var.

            Komşulukla ilgili yazmış olduklarınızda haklısınız bekar olunca sınırlı kalabilir yalnız bulunduğunuz yöre şehirde bu konuda etkili.

            Bir arkadaşım evlendi başkentte yaşadı hiç komşum olmadı dedi memur kenti kimse kimseyle muhatap olmuyor dedi. Üzücü bir durum.

            Sürekli namaz kıldığınız bir cami cemaatiniz varsa belirli zaman sonra bir sohbet ortamı oluşabilir aynı mahalledeki insanlar camiye gelir. Büyük marketlerden alışveriş yerine mahalle bakkalı bile çözüm olabilir bakkal ortamı daha samimidir. Yada işyerinizdeki çalışma arkadaşlarına yakın yere evi taşıyabilirsiniz zamanla onların komşularıyla sohbetine sizde ortak olabilirsiniz.

        • HANNE diyor ki:

          Cihad bey yorum yapmıyım diyorum ama insanında bazen üstüne alındığu durumlar oluyor. Feyza hanımda ilk kaleme alırken çalışmak zorunda olanlar müstesna gibi bi ifade kullanmış ammaaa…genelde islami kimlikli grup ve sitelerde yazan ev hanımlarındada bu ifade oluyor malesef. mecbur kalanlar üstüne alınmasın ama ben çocuğumu başkasının kollarına bırakacak kadar vicdansız değilim derler. Onlar veya siz gerçekten yazarken bunu hissediyorsunuz belki ama inanın bir okadarda biz o kelimeleri okurken o vicdansız… o merhametini kaybetmemiş… yazılarını ciğerimizi delerek okuyoruz. Kınamıyoruz derken bile ama durum buuu… onlarda az buçuk vicdansız aç buçuk merhametsiz az buçuk paraya göre hesaplıyor herşeyi demeye geliyor. Özellikle şu vicdansız merhamet yoksunu kelimelerini kullanmadanda anlatılmak istenen anlatılabilir demek istiyorum. Feyza hanımda ilk yazdığından beri yazmıyım dedim ama heleki bir erkekden bu lafları duyunca. Çocuğunun bakımı için çalışmak zorunda olan baba rolünüde üstlenmiş anneleride az buçuk gözönüne alıp kelimeleri biraz imtinalı seçseniz daha hoş bi cevap olurdu sanırım. Selam ve dua ile..

          • cihad diyor ki:

            Hanne Hanım,

            Öncelikle yorum yapabilirsiniz, söyledikleriniz doğruysa biz istifade ederiz eğer yanlışsa siz kendinizi düzeltmiş olursunuz. Bu da güzel birşeydir.

            İkinci olarak küçük çocuğunu başkalarına teslim edip te bunda bir beis görmeyen,kadının çalışmasının böyle problemlere sebebiyet verdiğini kabul etmeyen kişi mazereti her ne olursa olsun nazarımda vicdansız ve merhametsizdir.

            Üçüncü olarak önceki yorumlarinizdan hatırladığım boşanmış ve çocuklu bir bayansiniz. Allah yardımcınız olsun.Yorumlarimda durumu sizin gibi olanları kasdetmedigim/iz malûm aslında. Ama yinede nezaketen sizleri ayrı tuttuğumuzu ifade etmek gerekir. Ben genelde bunu yapıyorum ama bu sefer unutmuşum kusuruma bakmayınız. Gerçi siz onuda kabul etmiyorsunuz ama neyse…

            Dördüncü olarak kabul ederseniz benim de size bir tavsiyem olacak. Böyle durumlarda hemen tepki ve sitem yerine durumunuzu izah edip dua talep edebilirsiniz. Yani şöyle “”evet küçük bir çocuğu annesiz bırakmak ve yabancı ellere bırakmak vicdan ve merhameti yaralar ve bunu inkâr ile savunmakta vicdansizliktir. Ama küçük bir çocuğu aç bırakmak ve yabancı ellere el açtırmak daha büyük bir vicdansizlik ve merhametsizlik olduğundan mecburen çalışıyorum. Yani daha büyüğünden kurtulabilmek için küçüğüne razı oluyorum, razı olmak zorundayım. Sizin de dediğiniz gibi çocuğumu bırakırken kalp ve vicdanım da sızlıyor(sizi tasdik ediyorum) böyle bir imtihanda bulunan bu kardesinize DUA eder misiniz.””. de diyebilirsiniz. Hem dua kazanıp, hem hakikatı susturmamis, hem de keyfi çalışanları da ikaz etmiş olursunuz.

            Selam ve dua ile

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Hanne Hanım.

            Lafımız sizlere değil gerçekten. Lafımız kadınların çalışmasını matah bir şeymiş gibi gösterip aileden koparanlara, üç günlük dünya uğruna. Ayrıca siz kimin himayesindesiniz? Normalde sizden sorumlu bir velinizin olması gerekiyor. Günümüzdeki sıkıntı biraz da bu. Size bakmak zorunda olanlar bakamıyorsa amenna ama bakmıyorlarsa siz alacaklısınız ahirette :) Siz geçimimi sağlamadınız bakın ben ev geçindirdim diyeceksiniz…

          • Feyza diyor ki:

            Hanne hnm cekinmeyin lutfen. Her konuda fikrinizi paylasabilirsiniz. Elestiredebilirsiniz, katilmadiginiz noktalar mutlaka olacaktir. Yas olarak da bizden buyuksunuz sanirim, tecrubelerinizden istifade etmek isteriz.
            Diger sitelerde ne yaziliyor inanin bilmiyorum, takip etmiyorum fakat benim bunlari yazarken samimi niyetle soyluyorum ki, zaruret icabi calisan hanimlari kasdetmek degildi niyetim. Baba rolunu ustlenmek zorunda olan annelere ne diyebiliriz ki, Allahu Teala hakikaten yardim etsin. Bu mecburiyete dusen hanimlara eger himayesinde olduklari yakinlari kol kanat germiyorsa vebali onlarin uzerine olur. Bu durumda yine baba rolunu ustlenip evladi icin calistigindan dolayi Insaallah mukafatini da alacaktir ozverili hanimlar/anneler.
            Biz daha cok evli olup da keyfi olarak calisma hayatini tercih eden hanimlarin mahrumiyetini dile getirmeye calistik. Kusur ettiysek affola, hakkinizi helal edin. Allahu Teala yardimciniz olsun, emeginizin karsiligini alirsiniz insaallah. Sevgiler.

          • HANNE diyor ki:

            Yapılan yorumları geç okudum. Soru olmasa yinede cevap yazmayacaktım sanırım. çünkü son yorumları okuyunca artık nedense daha çok inandım burda birşeyler yazınca sıkıntı olmaya başladı gibi. Herkes ister istemez kendi fikrini veya karşıdakine bir cevap vermeyemi başlamış yoksa ben bugünlerde fazla duygusalım ondanmı alınıyorum.. Yazının karşıtı bi fikirde herkes üslubunca tarzınca cevap veriyor. Bu arada farkettim artık bazı yazıların yazarını okumasam bile üslüptan kimin yazdığını anlamaya başlıyor insan. Fatih beyin “siz kimin himayesindesiniz?” sorusuna sadece cevap vereyim. Onu yazmamında sebebini söyliyim. Zahmet edip saolun bana birşeyler yazılmış. Kaale almamış okuyupta cevap vermemiş gibi hissettim kendimi. Allah razı olsun telkinlerinizi dikkate almaya çalışacağım inşallah. Ramazandan ve işlerimden dolayıda fazla açıp bakmıyım diyorum. Yazıları okuyup çıkıyım diyorum ama yorumlara takılınca olan oluyor saatler geçiyor. Fatih bey küçük yaşta babamızı kaybettik. Baba himayesi yok. sonrasında amca dayı sanırım. babamın cenazesine geldiklerinde ben 11 ablam 13 yaşında idik sanırım. ablamı göstererek kızlar artık büyümeye başladı başgöz edersinde kimseye yük olmaz demişler anneme. Bu lafın üstüne onların himayesini varın siz düşünün. birkere bile arayıp bir ihtiyacınız varmı demediler. (geçen seneyide yazıyım 27 yıl.) Bir erkek kardeşim var canı isterse arada bi sorar bir şeye ihtiyacın varmı diye. Çalışmadığım zamanda al şunu lazım olur dediğini hatırlamıyorum. Boşandığım eşim zaten çocuk bende diye verceği varsada vermedi. arada biraz bez mama vs. zaten çalışmıyordu düzenli. Hee geriye kim kaldı. devlet kaldı. varında onu siz düşünün…birde millete el açıp sadaka dilenmek var tabi. Çok şükür az buçuk tahsilimiz var. bulunduğum ilde maaşlar asgari ücret düzeyinde. Çocuğmu küçük kreşe veriyorum bir miktarını ama kimseye el açıp muhtaç değilim. Eğer bu soru işaretini bunları merak ettiğiniz için sorduysanız bu cevaplar sizi tatmin ettimi bilemem. Ama nedense biri geçenlerde bir bayanı eşini eleştirdiği için eleştirmişti. Eleştiri hastalığına yakalanmışsınız demişti. Ben feyza hanımın yazısına alındım diye bikaç sitemimle bende eleştirildim. Bende eleştirmişim demekki… Kendi muhasebemden çıkamadım. Hakları olanlar varsa helal etsinler. Bundan sonrası sükut olur burda.. okuyup geçmek daha iyi sanırım. Selam ve dua ile…

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Hanne Hanım.

            Fikirlerimiz arasında farklılıklar olabilir, birbirimizi eleştirebiliriz de. Üslup konusunda da ciddi sıkıntılar görmedim şahsen.

            Sizin anlattıklarınıza benzer şeyler yaşamış olabileceğinizi tahmin etmiştim ama siz daha da fazlasını yaşamışsınız. Ne desem bilemedim, Allah yardımcınız olsun. O soruyu sorma sebebim de içinde bulunduğunuz durumu burada bizimle paylaşmanızdı. İnanın sizin gibilerin bu yazıda alınacağı bir durum yok. Bu yazının muhatabı siz değilsiniz. Hatta sizin yaşadıklarınızın sebebi de bir yerde bu yazıda paylaşılan zihniyet. Muhtemelen size bakması gereken erkekler de bu yazıda eleştirilen zihniyete sahip ve kadınlardan çalışmasını bekliyor. Burada ben evlenince çalışmak istemiyorum diyen hanım kardeşlerimize ben evde kadın mı besleyeceğim diyen zihniyet…
            Allah sonumuzu hayretsin…

          • cihad diyor ki:

            Hanne Hanım,

            Yorum yapan kardeşlerimiz ve ben dahil hepimiz sizi ve sizin durumunda olanları kasdetmedigimizi beyan ettik. Size hayır duada ve güzel temennilerde bulunduk. Fakat sizi bir türlü tatmin edemedik. Ve ben gerçekten anlamıyorum bu neyin ısrarı??? Ne istiyorsunuz??

            Baldızım iki yıldır kapı komşusunun küçük çocuğuna bakıyor.(2-3 yaşlarında) anne-baba öğretmen. Geçen sene anne sabahları çocuğu uyuduğu sungerinden tutup baldiza bırakıyor,işe gidiyor. Küçücük yavru gece annesinin yanında gözlerini kapatıyor ama sabahları gözlerini annesinin şefkatli,mütebessim ve sımsıcak simasina ve gözlerine değil, yabancı bir evin, kuytu odasında soğuk duvarlarına gözlerini açıyor. Akşam 4-5′ lere kadar anne yok. Baldizim bu çocuğun haline bazen bakip ağladığını söylüyor. Bu sene ise çocuk biraz büyüdüğü için durumun farkında. Sabahları annesini bırakmak istemiyor. Annesi ise zorla çocuğu getirip bırakıyor ve baldizim evin kapısını kitliyor,peşinden gitmesin diye. Çocuk kapının dibinde en az yarım saat agliyormus annesinin arkasından. Daha 4 yaşına bile girmemiş bu sabinin ruhuna dünyanın üç kuruşu için(ihtiyacı olmadığı halde) böyle bir yükü bırakmak merhametsizlik degil midir. Ve işin en üzücü yanı toplumda bu durumun azımsanmiyacak kadar örnekleri var. Peki biz sizi değil böylelerini kastettiğimizi ifade ettiğimiz halde sizi rahatsız eden nedir.

            Niçin kendinizi böyle vicdansız insanlarla aynı safta tutuyorsunuz. Ki biz sizi ısrarla ayırdığımız halde..

            Son olarak eleştiri hastalığı kavramını Suzan Hanımın kocası için kullanmistim ama siz suzan hanıma kullanmışım diye anlamissiniz. Size ilgili yorumumu tekrar okumanızı tavsiye ediyorum belki yanlişınızı tashih edersiniz.

          • Zeynep diyor ki:

            Hanne hanim sizin vicdanınız rahatsa çok takılmayin sözlere .Burda genel durumlardan konuşuluyor ama herkesin özel durumu farklı farklı .Burda ki arkadaslara birsey demiyorum hatta calistigim halde Feyza hanım ve Cihad bey ile hemfikirim kadınların çalışması konusunda.Ama bazı insanlar çok acımasız olabiliyor etrafımizda durumumuzu bilmeden eleştirerek can acitabiliyor.Ben de karşılaşiyorum .Oğlum bir yaşında falan di annem bakıyor o zamanlar ben de işten sonra anneme gittim oğlumu alayım diye komşulari varmış evde bi selam vereyim diye girdim bir komşumuz oğluma döndü ne biçim anne senin annen atıp atıp ise gidiyor seni dedi .Böyle annelik mi olur Muş diye Şakayla karışık bayagi laf söyledi bana birsey diyemedim haklıydı ama çok üzüldüm .Yakın zamanda eşi işsiz kaldı ve kadin da çalışmak zorunda kaldı hayatları tepetaklak oldu durumlari kötülesti küçük bebeği var çok zor şartlarda fabrika da çalışıyor bayan ben onu çok iyi anlıyorum bebeğini bırakırken neler hissettiği çok çok iyi anlıyorum ama tanımayan onu da yargılar ben de önceden nasıl bırakırlar derdim o annelere vicdansiz derdim içimden şimdi dua ediyorum Allah hepimizin yardımcısı olsun

          • HANNE diyor ki:

            Fatih bey kardeşim tahmininde yanıldın malesef. Ailem karadenizin köyünden gelmiş buraya. Ordaki zihniyette kadın çalışmaz. Amcamlara görede karıları kızları çalışmamalı dayımlara görede. Nasılmı geçinmeli..? Tabiki kocaya varmalı. bizim oralarda kızını evlendirdinmi diye pek sorulmaz gızı sattınmı diye sorulurdu şimdi düzeldiyse bilemem. Satmak derken başlık meseleside yoktur. belki süt hakkı diye ufak tefek bişeyler olursa olmuştur. Kuzenlerim var benden çok küçükler belkide sizdende küçükler evliler koca dayağından gün yüzüne çıkmıyor diye haber geldi. Sahip çıkan varmı yok. Bir bayan boşandığında çocuğuyla baba evine dönemez. afedersiniz elalemin …. bakmak olur durum. Çok şükür ailemle böyle birşey görmedim hatta bazen çocuğuma bağırdığımda onlar bana kızarlar. Bekarken çalışıp aileme katkım olsun derdindeydim. rahmetlini bize bıraktığı eski evi adam edelim dedik. Şimdi kısmet ailemle ben oturuyorum içinde. Kardeşim ise 37 yaşında ama hala bekar. Şartıda çalışan kız istememesi :) tesettür vs onlarda ayrı tabii..kesinlikle evde oturcak diyor. Okuduk okudunuz çalışın dendi. Çalıştık geç evlendik. Evlenip evde oturup bi koca parası yiyip bacakları uzatıp bi kahve içelim dedik :) oda olmadı. Ayrıca zahmet edip yazdınız ya memnun oldum. ben burda okuduklarımdan çok etkileniyorum bazen günlerce kafamda düşünüyorum. Nilgün hanımın yazdıklarındanda etkilendim benim için çok iyi geldi açıkcası. Yanlış anlamayın ama hepiniz pırlanta insanlarsınız. yorumların hepsini okuyamadım onuda belirtiyim. Yarın öbürgün evleneceksiniz. Olaki eşiniz bi gece hastalandı veya inşallah o günleri görürsünüz hamilelik doğum vs olacak. Hastaneye gittiğiniz acile veya normale bir dr gelcek erkek… bayan hazırlansın bi muayene edelim sırtını gögsünü dinleyelim. Ahmet bey bayana bi ağrı kesici iğne yapalım. bu en basit kısmı bide bunun doğumhane versiyonu var. Böyle durumda biz bile bayanken bayan doktor arıyoruz. Sizde aramazmısınız. Çalışan bi doktorun çocuğu olacaktır. Gecenin bir yarısı veya gündüz muayene eden bir bayan doktor çocuğunu bakıcıya bırakıp sizin hanımınız için uğraşırken ona kalkıpta vicdansız, merhametsiz doktor evde çocuğunu bırakmış benim eşimle uğraşıyorsun demek ne kadar el verir bir durum düşünsenize. Yine diyecekseniz Feyza hanım tamamen farklı kulvardan yazmış olabilir. Bakın ne kadar çok bakış açısı çıktı yazının altında. Ama sanırım yazının bir çerçeveden yazılmış kanısı bunlara sebep oldu. Feyza hanım belki uzun zaman harcasa bunlarıda dikkate alarak farklı şıklarda ekleyebilirdi. Size bir cevabım daha olacak ama burda yazmıyım onu sorduğunuz soruyu bulup cevaplıyım. Belki içinize su serpilir. selam ve dua ile.. hayırlı ramazanlar.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Hanne Hanım.

            Ben zihniyeti kast ediyorum, tahmin yürüttüğüm husus çalışma muhabbeti değil. Adam zahirde kadınlar çalışmaz kafasındadır ama kızına karısına da sahip çıkmıyordur. Kendisi bakmak istemiyordur kocaya vermeye çalışıyordur. Özelleştirilmiş örneklere çok takılmayın genele bakın.

            Bireysel örnekler veriyorsunuz iyi güzel de o doktor kendi çocuğunı ihmal ettiğinde çocuğu ondan hesap sorma hakkına sahip değil mi? Ben buraya da yazdım. Annem kızı doktor olan hanıma sormuş oğlumla tanıştıralım mı diye kızım şu kadar maaş alıyor diye cevap vermiş anası. Yani doktorluk kadınları havalandıracaksa, çocuklarından mahrum edecekse iyi bir şey mi? Şu var yarım gün çalışamazlar mı? Burada iş devlete düşmüyor mu?

            Burada eleştirdiğimiz konu zihniyet meselesi. Ancak kendi vicdan muhasebenizi Feyza Hanım kardeşimizin üzerine yıkmayın. Yorumları duru bir gözle okuyamıyorsunuz maalesef, duygu durumunuzu bilemiyoruz. Feyza Hanım diyor ki durduk yere kadınları gaza getirip aileden koparan insafsızdır, ailesinden üç kuruş para için kopan da merhametsizdir. Etrafınızda yok mu ev arkadaşı gibi olan çiftler. Sizce her evlilik birer mutlu yuva mı? Geçen gün iftara gittiğim arkadaşta gördüm. Eve çift maaş giriyor ama çocuk mutsuz… Annesine doyamıyor. Kendi babası dedi kızının yanında çalışan kadınlara acıyorum diye. Eğer kadınların çalışma hayatına entegrasyonunu bilmeyerek de olsa savunursanız orada size dur denmez mi?

          • HANNE diyor ki:

            Zeynep Hanım teşekkür ederim. Bende bekarken evlenince çalışmıcam derdim. Çalışanı kınamazdım ama ben o kadar becerikli biri değilim. Genelde muhasebe üzerine çalıştığım için mesailerim uygun oluyor. 9-5 h.sonu evdeyim. Birde çocuğum kreşe gittiği için baştan konuşuyorum resmi tatillerdede evdeyim. Eski işyerimde bekarken çalışıyordum evlenince devam ettim bırakmadılar. Çocuk oluncada anlayış gösterdiler. ama bende yeri geldi gece yarılarına kadar çalıştım kasada bayramda seyranda. Ben sabah çocuklarını kreşe bırakan anneleri görür daha doğrusu uyku sersemi ayakta sürüklenen çocukları görünce çok üzülürdüm. annelere kızmasamda çocuklara üzülürdüm. Tanımadığım çocuklar için gözyaşı dökmüşlüğüm bile vardır. Kendi çocuğumuda ilk bıraktığımda ağlayarak bırakmıştım. Annem rahatsız bakamıyordu. Ama 10 gün sonra anne baybay diyip kapıyı kapatınca yüzüme sevinsemmi üzülsemmi bilemedim. 45 günlük bebeği bırakıp yarım gün çalışmak zorunda kaldım. 1,5 yaşındada kreşe verdim. Herkes çektiğini yaşadığını bilir. Dediğiniz gibi kınamayı bırakın Rabbim üzüldüğümüz veya tasalandığımız şeylerle bile bizi imtihan ediyor. Bunu ben sonradan daha iyi anladım. Boşandığımda annemin evine döndüm diye bir arkadaşım çok üzülmüş çocuğuyla sığıntı gibi kaldı diye. Eşinin malum süreçte sadece sohbetlere gidiyor diye aldılar bana diyor sana çok üzülmüştüm ben yaşıyorum aynısını. Burdaki gençlerede bakıyorum ümit ettiklerinin yanında istemedikleri şeyleri yazıyorlar yaa inanın eve gittiğimde bili diyorumki hepsi inançlı güzel gençler inşallah evliliklerinde imtihan yaşamazlar. Çünkü en güzel olmasını istedikleri şey bu. Ve korkuyorum onlar adına. Çünkü evlilik kötü gidince inanın ne çocuklarınızı tam sevebiliyorsunuz. Ne ibadetlerinizi tam yapabiliyorsunuz nede içten içe Allaha sitem etmekten kendinizi alıkoyabiliyorsunuz. Benim oğlum daha 3,5 yaşında ama bazen anne işe gitme diyor. sonra anlatıyorum bak şunları alamam az sabır et oğlum vs. sonra diyor ben okulaaa sen işeee.. anneler çalışır babalar çalışır çocuklar çalışmaz. İnanın gece 12 den önce yatmıyoruz benle oynasın vakit geçirsin diye. bazen beni bile uyutuyor. Ben çalışan kadın rolünü sevmedim hiç ama evde oturupda başkalarının eline bakmakta bana zull geliyor nedense. Çünkü elim kolum iş tutuyor. Birşeyler kazanıp çocuğumun ihtiyaçlarını kendim karşılayabiliyorum. ben bugün çok yorum yaptım yazma damarım tuttu uzattıkça uzatıyorum kusura bakmayın. Benimle aynı hislerde olan biride beni memnun etti. (his olarak derken burdaki bayanların çoğu bekar kızarlar belki ama gerçekten anne olunca herşey her fikir tepetaklak oluyor. ve hayatta hiç olmaz dediğiniz şeyleri yaşıyorsunuz. selam ve dua ile..

          • HANNE diyor ki:

            Cihad bey ben olayı uzattığımı sanmadım. fatih bey yanlış anlamasın zannımca beni öyle yorum yapınca himayesi güçlü oldğu halde çocuğunu kreşlere bırakanlardan sanarak bir cevap aramış bende cevap verdim. Feyza hanım ve diğer bayanların aralarındaki yorumların bir kısmını okuyunca zaten yazının tamamen ayrı bi amaçla yazıldığına inandım. ayrıca zaten başta 5.madde dışında hiçbirine yönelik eleştirim olmadı benim. Bende bekarkende şimdide bir annenin çalışması taraftarı değilim. Amacım olayı sürüklemek değildi.
            Sizin yorumunuzu birdaha okudum. buyrun birlikte bakalım
            “Suzan Hanım bile şikayet ettiği şeyin aynısını kendisi yapıyor. Kendisinin ifadesiyle kocasının o kadar olumlu yanı varken tek bir olumsuz noktaya takılarak kocasına olan sevgisini yitiriyor ve boşanmayı bile düşünüyor. Tam da bir eleştirel bakış örneği. Demekki Suzan Hanım da kocasından çok etkilenmiş. Çünkü sürekli eleştiri, sürekli kötüyü ve eksik yönü görmektir. O noktaya takilmaktir. Suzan Hanım da şu an bunu yapıyor ve işin kolayına kaçıyor maalesef.(eleştiri ve yadirgama olarak söylemiyorum,tesbit anlamında söylüyorum ki durumuna bir ayna tutabilelim)”. aynısını kendisi yapıyor ve tamdaaa eleştirel bir bakış demişsiniz Ben bundan bunu anladım başka yorumu varsa inanın kusra bakmayın. Yaş geçtikte belki daha az katlanıyor insan tartışma ortamlarına veya laf uzatmalarına. veya nasıl anlamak istiyorsa öyle anlıyorki sanırım bunun yaşla ilgisi yok..Yanlış anladıysam hakkınızı helal ediniz. Biz düz insanız ne ayetlerle hadislerle cümlelerimizi süsleyebiliyoruz nede okurken bile zorlandığımız risaleden nasibimizi almışız.. Affola mübarek günler tartışma ortamına girdiysek.. Selam ve dua ile..

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Hanne hanım çok yanlış anlaşılmışım. Feyza Hanım da benimkine benzer bir yorum yazmıştı size. Size bakması gerekenler ilgilenmediği için çalışmak zorunda olduğunuzu görüyorduk, teyit ettirdik ve şunu da başardık belki de. Sizin yorumunuzu okuyanlar belki de yakınlarına daha dikkat edecekler…

          • cihad diyor ki:

            Hanne Hanım,

            Değerli ablamiz lütfen kendinizi üzmeyiniz. Bizlerin sizin gibi çilekeş insanlara bir sözü yok. Bilakis savunduğumuz değerlere bir bütün olarak bakıldığında sizin gibi bir hanımefendinin çocuğuyla yalnız kalmamasını temin edecek bir toplum hayatını savunuyoruz. Rollerin paylaşıldığı, kadının kadın ve erkeğin erkek olduğu, aile merkezli, iman,ahlak,ubudiyet ve adaletin hükümran olduğu bir cemiyeti terennüm ediyoruz. Bu sebepten ilim,hizmet ve zaruret dışında, kadının toplumsal rolünü terk ederek veya ihmal ederek çalışma hayatına katılmasına karşı çıkıyoruz.
            Bir kadın, dünyası ve ahireti için murat ettiği ne kadar hayır varsa Allah evinde ve yuvasinda kazanabileceği ortamı ve imkanı hazırlamış. Kızlarımızı bu noktalara teşvik etmek yerine, üzerine vazife olmadığı, dünya ve ahiretine zararlı olabilecek, iş ve ortamlara ittiriliyor bugün. Bizde bunun yanlışlığını ve gerek ferdi ve gerek içtimai acı neticelerini göstermeye çalışıyoruz. Durum bundan ibarettir. Lütfen daha geniş bakalım. Her nekadar toplumu fertler oluşturuyorsa da toplum da oluşturduğu atmosfer ile ferdin hayatını etkileyerek belirleyici olabiliyor. Bu cihetten toplumun gittiği istikamet son derece mühimdir. Biz de buna olumlu anlamda bir katkı yapmak istiyoruz.

            Alintiladiginiz kısım benim suzan hanıma yaptığım esas yorumun altına yapılmış ve suzan hanıma boşanmayı tercih etmemesi için yapılan bir izahtir. Alintiladiginiz kısımda eleştiri hastalığı diye bir kavram geçmemektedir. Esas yorumumu okursanız kadından ziyade erkeği elestirdigimi ve eleştiri konusunda erkeğin çok özenli davranması gerektiğini önceki yorumlarimda geniş izahat vermiştim.

            Selam ve dua ile…

  28. bilal diyor ki:

    selam alekum :) yazınız çok hoş olmuş elinize sağlık. Maalesef ki medya,ülke politikaları,reklamlar vb. şeyler kadına çalış çalış çalış diyor ve dayatıyor. çalışan kadın doğurmuyor ayrıca. daha durun; çalışan kadına milyon para verecekler de kadınlar DOĞURMAYACAK. Bakın o medeni ! ülkelere o kadar para veriyolar ama kadınlar dogurmuyo. neden ? aileyi bitirdiler de ondan.
    Devlet ne iş yapıo anlamıyorum. birde bu adamlar güüüya islamdan yana. hadi oradan diyesim gelio. islam, fıtrat bunların zerre miktarı umurlarında değil. ama olsun ne gam. bizler müslümanlar olarak inşaallah daha iyi müslüman olursak rabbim daha iyi,daha bereketli kullarını bize ihsan edecektir….

  29. cihad diyor ki:

    Feyza Hanım Kardeşime,

    Efradına cami, ağyarına mani bir yorum(yazı) olmuş. Sizi tebrik ederim. Müsadenle bu yazıyı çevreme paylaşıyorum. Allah razı olsun.

    • Meryem diyor ki:

      Sofrada at, eşek, domuz eti…
      Farkında mısınız bilmiyorum ama son günlerde at, eşek ve domuz etine yönelik baskın haberleri medyada sıkça yer almaya başladı.

      Sadece son 1 ay içerisinde okuduğumuz bazı haberleri hatırlayalım:

      *** Adana’da kaçak at kesimi yapıldığı tespit edilen depoya düzenlenen operasyonda 1 kişi yakalandı, kesime hazır 16 at bulundu. (29 Mayıs 2017)

      *** Aydın’da bir depoya baskın yapan jandarma ekipleri Türkiye’nin farklı illerine gönderilmesi planlanan yemeklik olarak hazırlanmış 5 ton kaçak domuz eti ele geçirdi. Gözaltına alınan depo sahibiyle birlikte 4 şüpheli tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. (26 Mayıs 2017)

      *** Adana’da Ramazan ayı öncesi kesime hazırlanan at ve eşek kasaplarına(!) yönelik operasyonda 13 eşek, 3 at ve 3 sıpa kesilmekten kurtarıldı. Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine ahırda bulunan at ve eşeklere el konuldu. Ahır ve çevresinde yapılan araştırmada at ve eşeklere ait 10 karaciğer, 30 kalp, 10 kilo parçalanmış et ve üzeri kanlı motorlu testere bulundu. (26 Mayıs 2017)

      *** Balıkesir’in Karesi İlçesi’nde, bir dükkanda 590 kilogram kaçak et ele geçirildi. Operasyonda, dükkanda kasa ve torbalar içinde büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara ait menşei ve kaynağı belli olmayan 590 kilogram hayvan eti imha edildi. (24 Mayıs 2017)

      *** Gaziantep’in Şahinbey İlçesi’nde bulunan ruhsatsız bir entegre et tesisi ve kesimhanesinde at ve eşek kesildiği ihbarı üzerine jandarma ekipleri, Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Gıda Denetim uzmanları ve Şahinbey Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri harekete geçti. Ekipler yaptıkları baskında yaklaşık 3.5 ton kesilmiş at ve eşek eti tespit etti. Tesisin yakınında ağaca bağlı 3 tay ele geçirildi. (13 Mayıs 2017)

      *** Tekirdağ Malkara karayolu üzerinde meydana gelen kaza sonucunda kaçak olarak kesildiği tespit edilen ve sakıncalı bir şekilde taşındığı ortaya çıkan 2 tona yakın kaçak et imha edildi. (30 Nisan 2017)

      Yukarıda paylaştıklarımız sadece son 1 ayda gerçekleştirilen operasyonlarda ele geçirilenler…

      Ya ele geçirilemeyen ve piyasaya sürülenler ne kadar dersiniz?

      Yapılan sorgulamalarda sahtekarların bugüne kadar piyasaya bir şekilde sürdüğü bu ürünlerin toplam miktarını merak etmiyor değiliz.

      Burada açıklanması gereken bir diğer önemli bilgi de baskınlar sırasında ele geçirilen kaçak etçilerin bağlantılı olduğu tedarik zincirinin diğer üyeleri.

      Mesela kesilen ve piyasaya sürülen bu at, eşek ve domuz etini hangi kasaplar, restoranlar, oteller ya da işletmeler satın alıyor?

      Bu etler nerelerde, nasıl pazarlanıyor?

      İnsan sağlığını tehdit eden bu yasadışı, kaçak sistemdeki aracı zincirinde kimler var?

      Bu işin artık basit bir sahtekârlık olduğunu düşünmüyoruz.

      Ciddi bir ekonominin yattığı bu alanda, karşımızda çok daha organize ve sistemli hareket eden bir yapı ya da yapılar olduğu kanaatindeyiz.

      TÜRKİYE’DE AT, EŞEK, KATIR SAYISI HIZLA AZALIYOR

      Aslına bakarsanız Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) at, eşek ve katır varlığına yönelik verileri de bu tür haberler karşısında bizi düşündürüyor.

      TÜİK verilerine göre Türkiye’de son 10 yılda at sayısı 189 bin adetten 120 bin adete gerilerken, eşek sayısı 296 bin adetten 151 bine düşmüş. Katır sayısı da 68 bin adetten 38 bine gerilemiş.

      Yani bir başka ifadeyle son 10 yılda Türkiye’de eşek sayısı yüzde 36, at sayısı yüzde 49, katır sayısı ise yüzde 44 azalmış durumda.

      Siz olsanız bu azalışı nasıl yorumlarsınız?

      Böyle giderse 10-15 yıl sonra bu hayvanları sadece hayvanat bahçelerinde göreceğiz.

      KIRMIZI ETTE ARZ-TALEP DENGESİZLİĞİ

      Bildiğiniz üzere Türkiye’de kırmızı et tarafında maalesef arz-talep tarafında dengesiz bir yapı var.

      TÜİK verilerine göre Türkiye’de yılda 1 milyon 173 bin ton kırmızı et üretiliyor. Bunun 1 milyon 60 bin tonu sığır, 113 bin 500 tonu koyun-keçi, kalan 351 tonu ise manda etinden elde ediliyor. Ancak yıllık tüketim talebi 1 milyon 400 bin ton civarında.

      O yüzden de arz açığı ve spekülasyonlara karşı büyükbaş canlı besi materyali ithalatı tam gaz sürüyor.

      Ama buna rağmen, söz konusu dengesizliğin yansıması fiyatlar üzerinde hâlâ hissediliyor.

      Piyasada etin cinsi dahi artık çok sorgulanmıyor. Tüketici çoğu zaman dana eti diye inek eti, kuzu eti niyetine koyun eti tüketiyor. Bu yine konunun en masum tarafı…

      Kırmızı et fiyatlarının yüksek seyri bu tür sahtekâr ve fırsatçılar için en uygun ortamı hazırlıyor.

      Bu durum bir taraftan tüketicileri kaygılandırıyor, öte yandan yeme-içme ve gıda sektöründe işini hakkı ile yapanları da zan altında bırakarak mağdur ediyor.

      Artık tüketiciler mecbur kalmadıkça kasap ya da marketlerde kıyma alırken hazır çekilmiş kıyma yerine kendilerinin gözü önünde parça etten çekilen kıymayı tercih ediyor.

      Tüketici, dışarıda köfte, kebap, lahmacun ya da döner gibi etli yemekleri yerken içinde ne olduğu konusunda kuşku duyuyor.

      Hatırlayacaksınız Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Aralık 2016’da açıkladığı taklit ve tağşişli gıda ürünleri arasında içinde at, eşek ya da domuz eti tespit edilen kebap, köfte, kavurmanın müşterilere sunulduğu lokanta ve restoranlar da vardı.

      Kırmızı ette arz-talep dengesi sağlanmadığı, fiyatlar istikrar kazanmadığı, sahtekarlara karşı ceza ve yaptırımlar caydırıcı olmadığı sürece farkında olmadan bu etleri tüketmeye ve bu haberleri okumaya devam ederiz.

      O yüzden bu işin üzerine tüm boyutlarıyla bir bütün olarak gitmek gerekiyor.

      Belki de yetkililerin zaman zaman açıklanan taklit ve tağşiş ürünlere yönelik ifşanın bir adım ötesine geçerek yeni caydırıcı kararlar alması ve adımlar atması gerekiyor.

      İşin özü…

      Bir ülkenin et ve süt politikası doğru işlemezse, sahtekarların domuz, at, eşek ve kaçak et politikaları devreye girer.

      İrfan Donat

      • U-mutlu diyor ki:

        Sormayin Meryem Hanim.inanilir gibi degil durup durup aklima geliyor,tuylerim urperiyor..
        Ne denir ne yapilir aklimiz sasti!!

      • Yahya diyor ki:

        Şimdi buna hakkıyla yorum yazsam… olmaz, istenmeyen adam olurum…

        En iyisi hep merak ettiğim soruyu sorayım: bu at, eşek ve kaçak etleri acaba islami usullere riayet ederek mi kesiyorlar? 🙄

        Müslüman kardeşlerimin yediğine içtiğine son derece dikkat etmesi gerekiyor. Dışarıda yememeye, hazır ve işlenmiş gıda tüketmemeye özen göstermeli… malumunuz bunlara dikkat etmemek insanın beden & ruh sağlığını ve ibadetlerini menfi yönde etkilemekte…

        Selam ve dua ile…

        • Feyza diyor ki:

          Yahya bey,
          Esek ve diger et turlerini bilmiyorum ama at etini resmen yedim ve dana etine cok benziyordu, dusunun ki yerken ayirdedemedim. Izmir’de Kazakistan gocmeni bir amcanin at ciftligine dugune davet edildik. Babam o zamanlar demis ki, biz at eti yemeyiz (dugunde at kestikleri icin). Amca da siz gelin size dana kesecegim deyince ona guvenerek gittik. Dugun cok guzeldi hersey Islami usullere goreydi hatta haremlik selamlik dahil. Fakat gelin gorun ki dugun yemeginin ortasinda kesilen atin kafasini mizrak gibi birseye takil gezdirdiler. Biz de yemek yerken epey tiksindik fakat rahatiz ne de olsa biz dana eti yiyoruz :)
          Dugunden epey sonra amcayla babam tekrar karsilasinca amca demis ki babama gulerek, at etini hani yenezdiniz, nasil da bayila bayila yediniz ama :) meger ki o gun dana filan kesmemis. Kafasini gezdirdiklerind e tiksindigimiz o atin etini yemekle mesgulmusuz ve haberimiz yokmus. Babam inanamadi biz de inanamadik yani tadi o kadar benziyordu ki anlatamam.
          Normal pismis halini dahi ayirdedemedik dusunun. Kimbilir islenmis haliyle ne sekillere giriyordur bu etler. O yuzden kurban eti disindaki etlerden mumkun mertebe tuketmemeye gayret edelim.
          (Bu gece nobetciyim. Cok yazdim cumleten hakkinizi helal edin. Selametle)

          • Yahya diyor ki:

            Feyza hnm,

            Amca doğru yapmamış, sizin tercihinize saygı duyması gerekirmiş. Neyse olmuş bitmiş. Bu at eti yiyen coğrafyada at eti daha pahalı. Gelen kıymetli misafire ikramda kullanıyorlar…

            Normalde büyükbaş hayvanları çok lezzetli, bizim gibi ahırda hazır yem ile yetiştirilmiyor… 🍖

          • Feyza diyor ki:

            Tabi Yahya bey, adamcagiza kizamadik cunku onlar icin at eti cok kiymetliydi ve sanirim kendince onyargimizi yikmak istedi. Yani ne kadar tercihimize saygi duymasi gerekse de o cepheden bakinca da olayin bu yonune goruyor insan ve birsey diyemiyorsunuz.
            Ben en cok kuzu etini seviyorum ozellikle kavurmasini :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Bugün mahallenin kasabının tabelasında gördüm “sakatat” yazmışlar. Yazım hatası diye düşünüyordum ama yoksa ….. :) aman diyelim Allah esirgesin. Güveniyoruz sağa sola ama bilemiyoruz işin aslını. Bir de işlenmiş ürünler ben gibileri cezbetse de tehlikeli sanki haram olunca sağlıksızdır diyebiliyoruz da helal olunca doğrudan sağlıklı diyemiyoruz. Çin tuzundan acayip acayip yazılar rakamlar kimyagerlerin bile zorlanacağını düşündüğüm formüller :)
            Hayırlısı olsun…

          • Yahya diyor ki:

            Fatih Bey kardeşim,

            Allah iyiliğini versin inş… :) tabii ki sağlam atı kesip satacak halleri yok..
            nerede miadını doldurmuş, sakat, ölmüş at var … onlar yani..

            Sağa sola güvenmeyin efendim. Mutlaka sorunuz… mümkünse araştırınız. Ayrıca güvenmediğiniz yerlerde köfte, sucuk, sosis, kıymalı gıdalar ve benzeri etin şekilden şekile sokulduğu ürünleri tüketmekten kaçınınız.

            Ayrıca MSG’dan daha tehlikeli olan *bence* mısır şurubu (fruktoz) … ki bunu tüm işlenmiş gıdalardan alıyoruz neredeyse kaçış yolu yok.

            Bu arada nasılsınız? iyi misiniz?

            Selam ve dua ile…

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Haklısınız Yahya Bey. Sonu “oz” ile biten ne varsa kaktırıyorlar. Glikoz vb. Askerde kantinci arkadaşla aram iyiydi. Kek isteyeceğim zaman bana şuradan iki glikoz versene derdim :)

            Ben iyiyim çok şükür. At gibiyim 😀 burada her yoruma laf yetiştiriyorum gördüğünüz gibi… Sizin de haliniz vaktiniz yerindedir umarım.

            Selametle.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Bir eylemin, iyi ya da kötü olduğuna işaret eden tek bir nitelik vardır; eğer dünyadaki sevgi oranını arttırıyorsa iyidir ancak insanları ayırıyor ve aralarında düşmanlığa sebep oluyorsa kötüdür. “ ( Le Tolstoy)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku