Kadına Şiddete Hayır

08 Aralık 2015Basından Seçtiklerimiz15 Yorum »

indir - KopyaBazı sözler kulağa hoş geliyor, ama sanırım kibridi gözümüze çok yaklaştırınca, arkasında kocaman bir ormanı kaybediyoruz bazen.

“Kadına şiddete hayır” da böyle. Kadına şiddete hayır da başkalarına evet mi? Mefhumu muhalifinden böyle de bir anlam çıkıyor. Bir de burada erkeği suçlayan bir şuuraltı sözkonusu değil mi.. Bir kadın-erkek ayırımcılığı yok mu bu ifadede..

Bu tür ifadelerin “efradına cami, ağyarına mani” olması gerekir.. Bir de bu ifadede her türlü şiddeti olumsuzlayan bir özellik var. Pasifist bir bakış açısı sözkonusu. Haksızlıklara karşı durma, direnme ruhu sanki zarar görüyor bu ifadeden.

Biz insanız. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, haklıdan yana, haksıza karşı olmak daha anlamlı değil mi mesela. Haksız babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa. Kadın-erkek, kim kime zulmediyor ve farkeder, istatistikler sadece konjonktürel önceliği belirler o kadar. Gelin kaynanaya, kaynana geline az mı zulmediyor..

“Şiddet” yerine “zulüm”den “adalet”ten, “merhamet”ten söz etsek mesela.

Tamam dövmedin, köye gönderdin, bakabilecekken huzurevine kapattın, yüzüne gülmüyorsun, dedesinden, ninesinden torununu çaldın, bu da zulüm değil mi? Bakın huzurevinde huzur, anaokulunda ana yok. Çocuklarını anaokullarına kapatanları, o çocuklar büyüyünce huzurevine gönderecekler, haberiniz olsun.. 

Engelli olmasa da muhtaç olana yardım anlayışını geliştirmek daha doğru bir yaklaşım değil mi? Elbette kadına, anneye, engelliye, yaşlıya hürmet göstereceğiz. 

Bakın, bir evde yaşlı ve bebek sesi duyulmuyorsa, orada insanlar sabır, merhamet, şefkati dizi filmlerden ya da okuyarak dinleyerek öğrenemez. Bakın, affedenler affedilecekler, merhamet edenlere merhamet edilecek.. Anne-babasına “üf” diyenlerin vay haline..

Kadın-erkek çatışması var da, ailelerde çocukların kendi aralarında ve aile içinde çatışma yok mu? Bunların hepsi ile tek tek uğraşmak yerine, sorunu tek bir başlık altında toplamamız daha doğru bir tercih olmaz mı?

Yeni bir Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanımız var. Bana kalırsa basın da, STK’lar da, bakanlık da bu konuda sorunlu bir dil kullanıyor. Tamam iyi niyetleri var, ama tek başına iyi niyet sorunları çözmeye yetmiyor. Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir. Aile, bireyle toplum arasındaki en hassas bağlantı noktasıdır ve aile toplumun kozmik odasıdır. Burada siyaset ve bürokrasi mücadele ederken çok ihtiyatlı olmalı. İşe polis ve mahkeme karışınca geri dönüş zor oluyor. Bu konuda bu müdahaleler hiç olmasın değil elbette. Durumun vahameti ortada. Bir denge ve ihtiyaç payı da önemli. Aile mahremiyeti böylesine medya ve toplum tarafından faş edilince, kaş yapalım derken göz çıkartılabiliyor.

Şiddet hukuki ve zaruri ise gereklidir. Aksi halde diktatörlerin, zalimlerin, mafyanın oyuncağı olursunuz. Kör bir şiddet ise herkes için tehdittir. Nefsi müdafaa yapacak gücümüz ve cesaretimiz olacak.. Elbette hukukilik ve ahlakilik ilkesi her zaman ana belirleyici olacaktır. Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır. Birileri dostluğumuza güvenmeli, adaletimize inanmalı, öfkemizden de sakınmalıdır. Mazlumlara karşı merhametli, zalimlere karşı celadet ve cesaret sahibi olmalıyız. Zalimler karşısında tevazu zillettir. Müstekbirler karşısında aynı şekilde, anlayacakları dilden bir cevap sadakadır.

Önce insan. Her şeyden önce hak ve adalet duygusu.. Şefkat ve merhamet, affedici olmak önemli değil mi? Daha sabırlı olmak, daha düşünceli ve incelik sahibi daha düşünceli. O zaman sanırım daha iyi ve daha güzel bir dünyaya doğru yelken açarız. Yoksa altı ay bir güz gideriz de bir arpa boyu bile yol almayız. Elimiz ayağımız boş olmaz, tuttuğumuz iş olmaz. Bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek kendimizi kandırmaktan başka bir işe yaramaz.

Bir de gün düzenlemeyelim demiyorum ama, sadece gün düzenleyerek de bu iş olmaz.. İbadetin çok olanı değil, sürekli olanı makbuldür.

Kim ne yaparsa kendisi için yapacaktır. Bu dünya etme bulma dünyasıdır. Rüzgâr ekenler, fırtına biçecektir. Biz güzel şeyler yapalım ve güzellik bulalım.

Bu arada; bilmem biliyor musunuz, ben Marfanım ve engelli sayılıyorum, hatta “Türkiye’nin meşhur engellileri” isimli bir doktorun yazdığı kitapta da benden de sözedilir. Her insan potansiyel bir engellidir.

Selam ve dua ile.

Abdurrahman Dilipak /  Yeni Akit Gazetesi

Okunma Sayısı : 18.245

Yorum yapın

“Kadına Şiddete Hayır” için 15 Yorum

  1. yah_ya dedi ki:

    Medeniyetin OKULU burada …Yoksa devletin üniversitelerinde KATIR yetişiyor

  2. cicek dedi ki:

    Merhamet etmeyene merhamet olunmaz buyuruyor Alemlerin efendisi(sav).
    Rabbim zalim yureklere merhamet versin. Halk arasinda Allah diyen ailesine kan kusturan gosteris sahibi insanlardan Rabbim korusun.
    Ben caresiz kadinlar cok diyorum icindeyim yasayan boriyim. Yasayan cok kadin duydum gordum. Evladimiz icin fedakarlik yapiyoruz. Rabbim buyuk. Her seyin hesabini ona verecegiz. Rabbim Bizi bagislasin.

    • U-mutlu dedi ki:

      Çicek Hanim
      Rabbim yardimciniz olsun oncelikle,,
      “Esinin zulmune sabredenler Hz Asiye nin sevabina ulasir”demis
      Efendimiz (sav)…
      Inanin Rabbimiz herseyden haberdardir sabrinizin mukafatini alacaksiniz insallah…
      Rabbim cocuklarinizi bagislasin hayirli dogru guzel yoldan ayirmasin iyi insanlarla karsilastirsin insalllah…
      Sabrin sonu selamettir Allah yar ve yardimciniz olsun.

  3. ... dedi ki:

    Sorun aslında son 50-60 yılın sorunudur. Daha önce de her evde tartışma kavga vardır ama bu kadar toplumda görünür değildi belkide.

    Sebepleri arasında son yüzyılda biz toplum ahlak dini hassasiyetler olarak çeşitli imtihanlardan zor süreçlerden geçtik ve özellikle din ahlak tarafımız sekteye uğradı.Haberlerde her gün izlediğimiz kadın cinayetlerinin failleri de genellikle duygu ahlak din konusunda zayıf olan ailede çevrede huzuru görememiş şiddetle büyümüş erkekler.

    Bakıldığında tek taraflı şiddet yok birçok şiddet var ve fıtratına uygun yaşayamayan kalabalık kadın erkek topluluğu. Karısı namusu için savaşan canını veren erkek profilinden karısını çocuklarının gözü önünde öldüren erkek profiline geçmemiz bir günde olmadı. Kadını kocasından korumak kavramına da bu toplum alışkın değildi ama alıştık.Ve belki de sorunun temelini oluşturan en önemli sebepte çocuğu düzgün ahlaklı yetiştirecek kadın varlığının huzurlu ev ortamının yok olmaya başlaması.

    Devlet belirli yasaları çıkarabilir koruma tedbirleri alabilir ama asıl sorunlar toplumda ailelerde devam etmeyecek mi? Derinlemesine bir sosyo psikolojik araştırmaya bu toplumun ihtiyacı var. Alev Alatlı bir konuşmasında bu toplumun yaklaşık yarısının manik depresif olduğunu, bizde neden derinlemesine sosyo psikolojik bir araştırmanın yapılmadığını, ötelendiğini bu durumların görmezden gelindiğinden bahsetmişti. Sorunun temeline inmek yerine yasa çıkarmak boşanma mahkemeleriyle işi çözmeye çalışmak daha mı kolay geliyor?

    Yeni Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanı’nın özel durumu olan kardeşimizle verdiği pozda bu işin politikayla olmayacağını açıkça gösterdi. Biraz daha dikkatli insani olmak reklam yapmamak çok mu zor?

  4. .:. dedi ki:

    Gec yazilmis ve eksiklerle dolu bir yazi, Yazarin bunu surdurup takipde olacagini hic zannetmiyorum.

    Yillar evvelinden bu noktalara gidildigini haykiran insanlar oldu, ama seslerini hic bir yere duyuramadilar, onlari dinlemediler, bir kesim sadece ac kalmis da batinin hibelerine goz dikmis onlarla kendisini kurtaracagini zannediyordu. gercekleri surekli gizleyip, ozellikle, erkek cocukları, erkekleri, babaları surekli kotulemeye asagilamaya basladilar ve bunu surdurduler, her seyin sebebini erkeklere yuklediler. Halen de buna devam etmektedirler. ADALET denilen mekanizmayı kendi istedikleri gibi kurguladılar, tam da batı nın bize bunları empoze edenlerin istediği gibi.

    Oyle zamanlar geldiki Bati bile geride kaldi. Bizler ulke olarak yanlislari daha da savunur olduk. (istanbul yaklasimi) Siddet i erkeklerle tanımlar hale getirdiler. “Violencia machista”, “male violence”… (erkek siddeti) getirenler, siyasileri kontrol altına alan FEMINIZM akimlari, Feminazi, Feminatör, kadin dernekleri …..

    Simdilerde sözde mecliste onergeler vereceklermis durumlari duzeltmek icin, cunki ulke olarak yilda 130,000 bosanma rakamlarini gecmisiz….

    Buradan simdiden yazayim, ilerisini goren ve yasayan birisi olarak. Ozellikle bu platformda defalarca dile getirmeye calisan birisi olarak. Bu gunlerde tartisilanlari yillar once baska ulkelerde tartistik, hala da tartisiliyor. (umarım yanılırım) hic birsey yapamayacaklar. ADALETSIZ olan uygulamaların hic birisini duzeltemeyecekler ve daha beter duruma gelecek. Sistemi kuranların ve yönetenlerin ana hedefi AİLE, Kullandıkları en etkin kesim ise devlet buyukleri ve aileleri. Siddet ise bahane. Erkek siddeti veya kadına siddet ise , yanlis tanımlanmış ve aynı TEROR kelimesi gibi SİDDET kelimesi de kimin isine nasil geliyorsa o sekilde tanimlanmaktadir. Icerisine ne koyarsan onu aliyor. Boyle surdurulecektir.

    Siddetin aslinda gerçekte çocuklara, yaşlılara, Erkeklere daha fazla yapildiğini kimse görmeyecek veya görmezden gelecek. Her iki cinsiyetle ilgili olayları karşılıklı olarak her alanda karşılaştırdığınızda bunu açıklıkla göreceksiniz. Özellikle devlet eli ile, ADALETSIZ yapilan uygulamalarin hepsi aslinda siddet içermektedir. Pozitif ayrımciliklarda buna dahil. Bunların neticeleri zaten kendiliğinden şiddet oluşturmaktadır.

    SIDDET in cinsiyeti olmaz. Boyle tanımlama da olamaz. Ulkemizde eger aile bakanlığı diye bir kurum var ise ve ihtiyac diye kurulmussa AİLE den sorumlu olmasi gerekir. Ailelerin sorunları ile ayrım yapmadan ilgilenmesi gerekir. sadece KADIN dan değil.

    Aile bakanlığının En önemli misyonunun toplumu insa etmek oldugu ifade edilmektedir. Peki kadina siddet ile ilgili olarak bütcesinin agırlıklı cogunlugunu kullanan kadin derneklerine aktaran ve bu yonde reklamlar, seminerler, toplantılar yapan bakanligin icerisinde erkege siddet ile ilgili ne yapmaktadır. Cocuklara ve yaslılara siddet ile ilgili neler yapmaktadır. Engellilere yonelik neler yapmaktadır. Toplam icerisinde bunları görmek zor, her konu bir sekilde kadın ile iliskilendirilmektedir. Bakanligin web sayfalarinda bu durumlar acikca gorulmektedir. butun basliklar bir sekilde aynı kapıya çıkmaktadır. Inceleyebilirsiniz.

    Allah sonumuzu hayır eyleye..

    SIDDETE HAYIR.

  5. Uğur dedi ki:

    Şiddete (öldürmeye, yaralamaya, sakatlamaya vs.ye) maruz kalanların yüzde 70-80’i erkektir. Buna rağmen erkeklere şiddetten hiç bahis yok. Biz bunu söyleyince cevab veriyorlar ki “ama erkeklere şiddetin çoğunu erkekler yapıyor, o yüzden sayılmaz.” Hadi ya! İnsanlara haksızlığı da hep insanlar yapıyor, hiç duymadık ki hayvanlar veya uzaylılar yapsın; ama buna rağmen insan hakları diye bir şey var. Ama erkeklere gelince bu mantık yürümez, değil mi?

    Keza bırakın eski zamanları, artık şehirlerin bombalandığı son elli yıldaki savaşlarda bile ölenlerin yüzde 90’ı hâlâ erkekler, ama ne deniyor: “Savaşların en büyük mağduru kadınlardır.” Hıhı.

  6. Muhammet ozen dedi ki:

    Dilinize saglik allaha sukur bizi anlayan yazarlarda var.eksik yazilmis yanluz.1-zina yasaklansin2-ergenlik caginda evlenince bu islamiyse buna ceza olmasin 18 yasin alti evlilikler sunnettir memleketin 3 te 1 i 18 yasin altinda evlenmektedir.resulllahin sunnetini cocuk gelin muhabbetine yasaklamak firavunluktur.amerikan butcesinin her yil yuzde onu 18 yasin altinda cocuk sahibi olan annelere verilmektedir bizde ise babalar tecavuzcu doye hapse atilmaktadir.erken evlilik nufusun tazelenmesi genclesmesidir.turkiyeye dogum kontrol hapi gonderen wla isimli siyonist kurumun para odedigi kadina siddet dernekleri cezalandirilsi

    • Yasin dedi ki:

      Arap gelebeginde kızların yaşı ergenlikten itibaren sayılırdı, buhari gibi kaynaklarda anlatılan rivayetler bu bağlamda düşünülmelidir. Hz. Aişe’nin evlendiği yaş ablasının yaşı düşünülerek hesaplandığında 18’den aşağı olması mümkün değildir. Kaldi ki buhari bu şekilde bir rivayet aktardı diye aktarılan o rivayet Allah’ın emri değildir. Buharinin kendi içinde çelişen aktarımları ve bugün farklı yorumlanmaya çalışılan akla aykırı rivayetleri de vardır. (Dünya Öküzle Balık sırtında ve keçi recm ayetini yedi gibi)

      Nitekim; “Suudi araştırmacı ve tarihçilerden Süheyla Zeynelabidin, İslam dünyasındaki inanışın tersine Hz. Ayşe”nin Peygamberimiz ile evlendiğinde yaşının 19 olduğunu ifade etti. Zeynelabidin, bu sonuca tarihi analizleri araştırarak ve matematiksel mantığa dayandırarak ulaştığını vurguladı”

      • Uğur dedi ki:

        Kusura bakmayın, ama Arab geleneğinde kadınların yaşının ergenlikten itibaren sayıldığı iddiası zerrece inandırıcı değil ve bu iddiaya dair hiçbir yerde gerçek bir kaynak veya delil göremedim. Erkekler doğuştan itibaren sayılırken kadınlar ergenlikten sayılacak öyle mi? Bizim kültürde de zaten insanın yaşını üniversiteye başladıktan itibaren sayarlar, o yüzden ben daha 14-15 yaşındayım. Olur mu böyle şey yahu?!

        Diğer taraftan, bırakın 7. yüzyılı, yakın zamana kadar insanların çoğu doğum yıllarını tam bilmezlerdi. Benim bir arkadaşım kendini 80’li sanırdı, nüfus cüzdanında öyle yazıyordu, ama sonra ben ondan isteyince ki soruştursun, hakikat meydana çıktı: Meğer ablası 80 darbesinde doğmuş, kendisi de ondan 2 sene sonra, dolayısıyla aslında 82’liymiş. Ben sordurmasam hiç bilmeyecekti.

        En güçlü görünen rivayetlere göre Hz. Aişe söylüyor ki 9 yaşında Peygamberimizin yanında taşınmış (6 yaşında sadece nikah akdi kıyılmıştı). Gerçekteyse muhtemelen bundan birkaç yaş daha büyük olmuş olsa gerek, mesela 11 ila 13 gibi ki bu da bizim ninelerimiz için dahi normal evlenme yaşıydı.

        Bu arada, Arab kızları diğer kızlardan çok önce ergen olup olgunlaşmazlar, öyle bir şey yok; bu bakımdan ortalama olarak en fazla birkaç aylık veya bir senelik bir fark var Arab ve Türk kızları arasında. Ama bazı kızlar, hem Arablar arasında hem de Türkler ve diğerleri arasında, kendi ülkelerindeki akranlarından çok daha erken olgunlaşıp ergen olurlar. Hz. Aişe de onlardan olabilir; ancak daha muhtemel olarak, yakın zamana kadarki pek çok insan gibi o da doğum yılını tamı tamına bilmiyordu.

        Yine de en doğrusunu Allah bilir.

        • Yasin dedi ki:

          Hz. Aişe r.a., Keşşaf 4/285, Cevad Ali el Mufassal 3/519 daki beyanında, Fillerle gelen ordunun, bozgundan sonra Mekkede kalan, büyük filinin sürücüsü ve bakıcısı Üneys’in, kör ve kötürüm olduklarını ve oturarak karınlarını doyurduklarını gördüğünü ifade ediyor. Bu iki şahsın Hz. Muhammed s.a.e peygamberlik görevi verilmeden önce öldüğü hesaba katılırsa, Hz. Aişe r.a.nın o günlerde en azından 5-6 yaşında olması gerekir.

        • Yasin dedi ki:

          Hz. Aişe r.a., Mekkede, Peygamberliğin 4. yılında nazil olan Kamer Suresinin
          بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ ﴿46﴾
          “Asıl kıyamet onların tehdit edildiği cezalandırılma anıdır. O vakit daha feci ve daha acıdır.” Kur’a-ı Kerim 54/46 ayetiyle ilgili bir rivayette bulunurken “Bu ayet Mekkede Muhammed s.a. e indirildi. Ben o zaman genç kızlık çağına girmek üzere olan bir kızdım. Oyun çağındaydım.” (Sahih-i Buhari Fedâilülkur’an Kitabı 6. bab, Fethülbâri 11/291,Ayni 20/21) diyor. Bu hadisten anlaşıldığına göre, o tarihte, yani peygamberliğin 4. yılında en az 10-11 yaşlarında olması gerekir. Bu da Hz. Aişe r.a.nın evlendiği yaşın 19 olduğunu gösterir.

        • Yasin dedi ki:

          Cevad ali, İslam öncesi Arap Tarihinde (el Mufassal fî Tarih’il-Arab Kablel İslam 4/654-655) Arapların büluğu ve rüşdü. gulâmın (delikanlının) ve cariyenin (genç kızın) aklını sağlıklı kullanır hale gelmesi şeklinde anladıklarını; Mekke halkının, büluğa eren – reşid olan kızlarını Dâr’ün-Nedveye götürdüklerini, reşid olduğunu göstermek için onlara gömlek giydirdiklerini ifade ediyor.

      • Uğur dedi ki:

        Dünya öküzün sırtındadır hadisine gelince, onu okursanız görürsünüz ki hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) bu lafı bir gerçek olarak anlatmıyor, fakat halk arasındaki bir deyişten yola çıkarak bir benzetme yapıyor. Biz hadisleri yanlış anlayıp bilim gerçeklerine aykırı sanıyoruz diye hadislere gayri-sahih diyemeyiz. Rivayet zinciri bozuk değilse, hadise zayıf veya uydurma veya saçma demeden önce otuz üç defa düşünmek lazım ve önce tesbit etmek lazım ki acaba biz mi yanlış anlıyoruz.

        • Yasin dedi ki:

          Öküz ve Balik rivayeti hadi tevil götürdü diyelim. “Keçinin ayeti yemesi” rivayeti nasıl kurtarılır?

          Kur-an dışında hiç bir kaynak kusursuz değildir ve olamaz. Hadis kaynaklarına hatasızlık ithafı ve rivayetlerin tartışmasız doğru olarak kabulü “şirk” durumuna düşürür.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Her insanın hayatında mutluluğa kavuşabilmesi için bir saat vardır. İş o saati kaçırmamakta… “ ( B. Fletcher)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku