Kadınlara Çalışmanın Dayatılması Üzerine…

05 Mart 2019Ademler & Havvalar23 Yorum »

çalışma hayatı kadınBir Havva diyor ki,

Ben hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Diplomanın kutsandığı bu toplumda “kızının avukat ya da hakim olmasını isteyen”bir baba ile “kendisi gibi ev hanımı olmasını istemeyen” bir annenin kızıyım.

Ancak dinimin kaidelerini öğrendikçe, şer’en mesuliyetimi, vazifemi idrak ettikçe bu zihniyet ile kadınlığım arasında sıkışıp kalıyorum.

Sırf diploma ve makam uğruna okuduğum (okutturulduğum) şu üniversite bana anlamsız geliyor, neden burada olduğumu sorguluyor ancak boş durarak da şeytana pirim vermemeye çalışıyorum.

Onun yerine yaygın eğitim faaliyetlerinde yer alıyor, bir çocuğa, gence nasıl yol gösteririm peşinde koşuyor, derslerime ise geçecek kadar çalışıyorum.

Okul bittikten sonra ise iş hayatında olmayı düşünmüyorum. Hele ki ilk zamanlar birçok büroda çalışıp adliye tozunu yutmuş birisi olarak tecrübe edindim bunu. Ayrıca çevremde ister dindar olsun ister olmasın adliye ortamı ile tanışıp çalışmaktan vazgeçen çok arkadaşım var.

Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlarım yeri geldikçe anlatıyoruz bu düşüncelerimizi. Öyle ki bu yolda ilerleyip bu fitne ortamından kendini kurtarmak için evlenen arkadaşlarımız oldu.Elbette okulları bitmeden, iş sahibi olmadan evlenmeleri çevreye göre bir faciaydı.Onlara hep destek verdik, Allah’ın emirlerini anlattık. Sonradan ise adımız”koca meraklısı” kızlara çıktı.

Bu zihniyete göre sevgilisinden bahseden normal, evlilikten bahseden anormaldi. Bütün bunları imtihan bildik, duruşumuzdan taviz vermedik.”Okulu bitirince ne olacaksın?”diye soranlara”çalışmayacağım”dediğimde bana sanki günah işliyormuşum gibi tepki veren ya da Fransızca konuşuyormuşum gibi şaşakalan insanlar arasında sinirsel açıdan sağlıklı olmak zorlaşıyor açıkçası.

Ancak bu noktada bir şey daha dikkatimi çekiyor: Okuduğu bölüm her ne olursa olsun mesleğini Allah’a hizmet etmek için yapmak isteyen (Allah onlardan razı olsun, dediğini yapabilenler var) dindar genç kızların atladığı bir nokta var: Allah bize evlilik kurumu ile gelen annelikte bir mevki vermiş ve bizi cennetin ayaklarımızın altında olduğunu bilmeye davet etmiş.

Biz ise ne kadar samimi olsak da Allah’a hizmet diye evliliğimizi, anneliğimizi geciktiriyor, çoğunlukla çalışan ama çocuğuna yeterince vakit ayıramayan, Allah’ın bize zaten verdiği mevkiyi elimizle iterek hizmet adı altında tekrar o mevkiye çıkmaya çabalayan kadınlar oluyoruz.

Bu bana hamakat gibi geliyor. İnsan zaten olduğu bir yeri bırakıp tekrar o yere gelmek için kendini neden yıpratır ve kandırır ki? Olduğun yerin hakkını vererek ilerlemek gerekmez mi?

Tüm bunların idrakinde birisi olarak, mümin olmanın gereği ve cesareti ile büyüklerime evlenme arzumu ilettim. İstişare ile de bir beye evlilik görüşmesi talebinde bulundum.Bir genç kız olarak elbette reddedilirsem incinebilirdim,bunun farkındaydım ancak aldığım cevap beni sarstı.

Karşımdaki üniversite mezunu insan “evlilik için hazır olmadığını ve olgunlaşmadığını” söylüyordu. Kendim için olan üzüntüm birden genel bir kavrayışa dönüştü ve aslında dindar birçok genç erkeğin sorumluluk bilincinden yoksun olduğunu anladım ve ümmeti Muhammed adına içim kan ağladı.

Hani peygamberimizin ordu emanet ettiği lise çağında gençler bulunmadığı gibi üniversiteyi bitirdiği halde evlenebileceğini düşünen gençler de az şimdi. Evliliğe, anneliğe olan bağlılığın, isteğin azaldığını kendi hemcinslerim arasında yeterince gördüm ancak bu vehametin erkeklerdeki tezahürünü de tecrübe etmiş oldum.

Bundan sonrasında ise kuvvetli bir ah çekip kavvamlık ayetinin farkında olan genç erkeklerin ve kadın olduklarını her seçimlerinde ilk sıraya koyan genç kızların artması için dua edeceğim ve çalışacağım inşallah.

 

 

Okunma Sayısı : 2.345

Yorum yapın

“Kadınlara Çalışmanın Dayatılması Üzerine…” için 23 Yorum

  1. Nuri diyor ki:

    Allah CC razı olsun. sizlerin sayısını arttırsın. asla ümidinizi yitirmeyin.
    İbrahim AS. tek başına bir ümmetti, doğru çoğunlukla tesbit edilmiyor kardeşim. mezarlarımızdan yanlız kalkacağız. Malcom X uyuyan bir mahalleyi uyandırmak için uyanık tek bir kişi yeterlidir deri.inşallah siz O istisna uyanıklardan biri olursunuz. erkekler ve özellikle kız kardeşler İmran ailesini çok iyi tanımalılar, Hani İmranın Hanımı (Hanne) Karnımdakini sana adadım diyordu… öyle bir samimi dua idiki doğan çocuk bir peygamber annesi oldu.
    Meryem o güne kadar erkeklere verilen bir isimdi. o günden sonra yanlız ve yanlız kız ismi oldu.
    Ölçümüz Allah CC’nin kitabı ve Rasulullah SAV.’ın sahih sünneti olmalı. ümidimizi kaybetmemeliyiz.

  2. Bir Adem diyor ki:

    Yazı için teşekkürler! Hele sözde çok dindar, yabancı erkeğe yüzünü bile göstermeyen, siyah çarşaflı babanneler kız torunlarının mutlaka üniversite hayatına dalıp ve diploma almasının peşinde. Damadına der ki (yine anaerkil sistemi), evlenmenize sadece bir şartla izin veririm. Üniversitesi bitecek. Yani aynı zamanda çocuk yapmanızıda yasaklıyorum hesabı. Tövbe Yarabbim. Nekadar şizofrenik bir tavır. Resmen diplomaya ve kariyere tapmaya başlamış bir kısım hanım kardeşlerimiz. Bunda babaların bir payı yok mu? Bilemem

  3. Misafir diyor ki:

    FEMİNİST BİR AKADEMİSYENİN İTİRAFLARI…

    “… Bir gün ders verirken anlam veremediğim bir sıkıntı içimi kapladı. Sanki gizli bir güç beni eve çekiyordu. Bu telepatik cazibeden kurtulamayacağımı anlayınca dersi yarıda kesip bölüm başkanından izin istedim. Bir taksi tutup eve gittim.

    İçimden bir ses,
    “ kapının zilini çalma, anahtarınla aç” diyordu. Bende öyle yaptım. Yavaşça kapıyı anahtarımla açıp içeri girdim. Evde korku verici bir sessizlik hakimdi. O telepatik güç, beni çocuk odasına çekiyordu. Kapı kapalıydı. Kapının koluna elimi uzatırken heyecandan bacaklarımın titrediğini hissettim. Kapıyı açınca gördüğün manzara karşısında donup kaldım. Bağırmak istiyordum, ama sesim çıkmıyordu. Hizmetci kadın, sırtını kalorifer peteğine dayamış uyuyordu. Ayakları çıplaktı. Bir ayağının parmağı çocuğumun ağzındaydı. Zavallı yavrum, kadının ayak parmağını meme yerine emiyordu.!..Ter damlacıkları yüzünde boncuklanmıştı.

    Bu manzaraya daha fazla tahammül etmem imkansızdı. Gözlerim karardı. Daha sonrasını hatırlayamıyordum. Bayılıp yere yığılmışım…Alt katta oturan anneme haber vermişler. Beni acele bir hastaneye yetiştirmişler. Gözlerimi açtığım zaman annemi başucumda oturuyor gördüm. Boğazıma hıçkırıklar düğümlendi. Başımı annemin dizlerine koyup doyasıya ağladım…

    “Bütün feministlerin canı cehenneme!” diye bağırıyordum…

    Oğlum şimdi altı yaşında. Özel bir ilkokula gidiyor. Haşarımı haşarı. Ne laftan ne dayaktan anlıyor. Beni sinirlendirmekten zevk alıyor. Sinirlendiğim zaman bütün pedegoji kurallarını unutuyorum.

    Belki aklınıza “ kocanızla tekrar birleşmeyi denemediniz mi? sorusu gelebilir. Bu fırsatı da elden kaçırmıştım. Çünkü o evlenmiş yeniden mutlu bir yuva kurmuştu.

    Başka bir erkekle hayatımı birleştirme cesaretini bulamıyordum. Evlilik teklifinde bulunanlar olmadı değil, ama kendime olan güveni yitirdim…

    Size bir itirafta daha bulunayım:

    Evvelce hafife alıp küçük gördüğüm klâsik ev kadınına şimdi saygı duyuyorum…”

    -ALINTIDIR-

  4. Abdullah Bir diyor ki:

    ZORUNLU BİR AÇIKLAMA VE BİLGİLENDİRMEDİR…

    Sayın Maraşlı’nın yönetiminde ki http://www.cocukaile.net sitesi cocuk, kadın, erkek, evlilik, aile ve bunların düşmanlarına karşı belli bir cizgide yaklaşık 7.5 yıllık mücadele ve bilgilendirme geçmişine sahip güvenilir, ciddi, konusunda uzman, samimi insanların takipci, yorumcu ve yazar olarak yer aldığı bir int. sitesi.

    İlk kurulduğu zamanlar da AİLE ve EVLİLİK DÜŞMANLARI’nın takipci sayısının düşüklüğü nedeniyle çok fazla dikkate almadıkları ve müdahaleye gerek görmedikleri de bir gerçek.

    Ancak, sitenin son 2-2,5 yıldır tıklanma-takipçi ve yorumcu sayısının gözle görülür bir şekilde artması AB fonlarında MAMALANAN içimizde ki hainlerin, FETÖCÜ alçakların ve onların hepsinin tasmasını elinde tutan ÜST AKLIN da dikkatinden kaçmamış olsa gerek ki siteyi işlevsizleştirmek, itibarsızlaştırmak, sabote etmek, sitede ki saf yürekli ve doğru bilgiye aç “sessiz takipçilerin” akıllarını bulandırmak için siteye “Masum, Mazlum, Mağdur, Eğitimli, Statü-Meslek sahibi ve sözüne itibar edilecek Müslüman kadın ve fikirleriyle, yazılarıyla bu kadınları destekleyen yorumcu erkek” kimlikli-maskeli TRUVA ATLARI yerleştirmeye çalıştı.

    Rabbime şükürler olsun ki bu burada bulunan basiretli ve zeki dostlarımız ile birlikte bu alçak ve hain yapının aşağılık planlarını büyük ölçüde bozmak ve onların yüzlerinde ki maskeleri düşürerek gerçek amaçlarını ortaya çıkartmak nasip oldu bize.

    Ama biz biliyoruz ki bu hainler bu vatana, millete ve devlete ihanet etmekten ve İLÜMÜNATİ ye hizmet-köpeklik etmekten asla vazgeçmeyecekler. Bu nedenle bizde bu satılmış hainlere ve aklını FETOŞ a kiraya vermiş olan Fetöcü mankurtlara karşı her zamankinden daha uyanık ve tedbirli olmak zorundayız.

    Eli kalem tutan, söyleyecek-yazacak sözü, ilmi, zamanı, gücü ve imkanı olduğu halde bugüne kadar bu sitede yorum yapmayan, çok az yorum yapan veya pek fazla etliye sütlüye karışmayıp sadece okuyucu olarak burada bulunan ve kendisine İNSAN-MÜSLÜMAN diyen hiç kimse sakın ola “aman benim yazacağım iki cümle veya bir bilgi ile mi bütün bu yanlışlar düzelecek, kötüler ve hainler kötülükten ve hainlikten vazgeçecek, ben olmasam-yazmasam da olur” vb türde hatalı ve bir İnsana-Müslümana yakışmayan düşüncelere kapılmasın.

    Bu mücadele de sahip olduğumuz ilim, zeka, basiret ile gücümüz, zamanımız ve ömrümüz olduğu sürece hiç bir şey yapmaz ve Sema hanımı yalnız bırakırsak bunun hesabını Allah’a veremeyiz. Çünkü Müslümanlar ve insanlar yaratıcıya yaptıkları her şeyin hesabını verecekleri gibi, yapma imkanı ve kudreti olup da yapmadıklarının da hesabını verecek.

    Bir Müslümanın Nemrut’a düşman olması yetmez, söylem ve eylemleriyle de Hz. İbrahimin yanında olması gerekir

    Çünkü bir İnsanın-Müslümanın “bir yerde bir yanlış-kötülük gördüğünde eliyle, diliyle o kötülüğe müdahale etmesi zorunludur, bunlara gücü yetmiyorsa da o yanlış veya kötülük için kalbinden buğz ( dua-beddua ) etmesi gerekir ki buda İMANIN EN ZAYIF halidir.

    Kendisine Müslüman veya İnsan diyen herkesin sahip olduğu ilim, zeka, güç ve basiret ile Müslüman, Aile ve erkek düşmanı olan şeytanın yeryüzünde ki çocuklarına karşı etkili ve ciddi bir mücadele veren Sema hanımın ve bu sitenin yanında, hainlerin karşısında olması boynunun borcudur.

    Bu vesileyle “temiz niyetli, yürekli bütün İnsan ve Müslümanların her türlü hayırlı düşünce, karar, iş ve eylemlerinde Rabbim yar ve yardımcısı olsun…

    Selam ve dua ile…

    • Misafir diyor ki:

      Kötülük yapmamak, iyilik yapmak değildir.

      İyilik için çalışmayıp uyuyan iyiler,
      Kötülük için çalışıp uluyan kötüler kadar kötüdür.

      İyilik ve hayır cephesine gönül vermiş her “ehli hal ve akdin”
      “tahribi engelleme ve tamir etme” gibi sorumlulukları vardır.

      “Senin ömrün hep şerleri seyretmekle geçmedi mi,
      Sen şerleri seyrederken, şerler her tarafı istila etmedi mi?”

      “Papazı götürdüler benden değil diye ses çıkarmadım,
      Hahamı götürdüler benden değil diye ses çıkarmadım,
      İmamı götürdüler benden değil diye ses çıkarmadım,
      Beni de götürürlerken ses çıkaracak kimse kalmamıştı zaten!”

      “Lafımın dostu, çilemin yabancısı” sözü kimler için söylenmiş olabilir?

      İyilerin pasifliği, kötülerin ve zalimlerin yakıtıdır.

      Vesselam.

  5. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Bakın kadını evden dışarıya çağıranlara dikkat edelim. Kadını ucuz emek olarak gören, emek arzını artırarak emeğin maliyetini düşürmeye çalışan kapitalist tezgahların, kulağına hoş gelen yalanlarına kanmayalım.
    Bu gidişat ne kadının, ne erkeğin, ne de çocuğun hayrına.
    Kadının erkekle bir arada çalışması caiz’ demek kolay değil, kadının bütün vücudu avret!
    “İslam şuna karışmasın, buna karışmasın.” diyorlar. Sen ona karışma asıl. Allah’ın dinine ne karışıyorsun?! Sen, yaratan Allah’ın dinine karışma hakkını nerden alıyorsun?! Allah-u Teâlâ kullarını yaratmıştır. Yaratan yönetecektir. Yaratanın da kanunları vahiy ile sabittir. Dolayısıyla “İslam oraya karışmasın, bu sahaya karışmasın, bu alana girmesin.” demek dinsizliktir, kâfirliktir!

    Ayette, hadiste bir şey beyan edildiyse zaten ona karışmıştır. Sen nasıl karışmasın dersin?! Kâfirsen açıkça söyle “Ben dinsizim.” diye. Yoksa hem “Müslümanım” hem de “Kur’an’ın bu işle ne alakası var?” diyemezsin. Kur’an hükümler beyan etmiştir.
    Hadis-i şerifte “Bir erkekle bir kadın sakın tek başına kalmasın.” (Beyhakî, Ma‘rifetü’süneni ve’l-âsâr, no:3337, 9/73) buyruluyor.
    Kadınların evde çalışması veya dışarda kadınlar arasında çalışması caizdir. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak erkeklerin de bulunduğu bir iş ortamında tesettürlü bile olsa çalışması caiz değildir. Çünkü günaha çekme ihtimali var.
    Zaten biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim’de şeytanın yaptığı iş tarif edilirken “Ellezî yüvesvisü fî sudürinnâs.” (Nas Sûresi:5) deniliyor. İnsanların kalplerine vesvese verme özelliği beyan ediliyor. Yani ona fıs fıs, buna fıs fıs.

    “Kalbim temiz.” diyorsun konuşuyorsun. Sen Allah’tan iyi mi biliyorsun?! Seni yaratan Allah diyor ki “Kalplerinizi birbirinize karşı çok temiz kalmasını istiyorsanız kadın-erkek arasına perde koyun.
    “Şüphelilerden kim sakınırsa ırzı ve dini bakımından kendini temize çıkartmış olur.”
    Bugün acaba kadınlar gerçekten bir ihtiyaç nedeniyle mi çalışıyorlar? Evet, elbette ihtiyaç ve geçim sıkıntısı nedeniyle çalışmak zorunda kalan kadınlarımız var. Ama ne yazık ki bugün kadınların büyük bir çoğunluğu, ihtiyaçtan değil, daha rahat bir yaşam ve lüks için çalışmayı tercih etmektedirler. Dikkat edin, daha mutlu yaşamak için demiyorum, daha zengin yaşamak için diyorum.

    Modern hayatın ve tüketim toplumunun bir zorlaması olarak bu sorun ortaya çıkıyor. Kadın çalışmalı ki, kocasına bağımlı olmasın, güçlü olsun, kocasına diş geçirebilsin. Sen de çalış ki, almak istediklerini daha rahat al, harcamalarını düşünmeden yap.

    Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin hadis-i şerifini hatırlayalım: Ebu Hureyre (R.A.)dan rivayete göre Kainatın Efendisi buyurdular ki:
    “Kadınla dört şey için evlenilir: Malı için, soyu için, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç ki; elin bol olsun, yani evinde ve yaşantında bereket ve huzur bulasın.”Demek ki huzur, paralı kadın da değil, dindar ve ahlaklı kadındadır.

    Değerlerimizi kaybediyoruz, yozlaşıyoruz. Bereket kavramını unuttuk. Sadece matematiğe inanır olduk. Evli çiftler nasıl hesap yapıyorlar? Bir maaş, bir maaştır, iki maaş, iki maaştır. Hâlbuki tek maaş, iki maaştan daha bereketli olabiliyor. İki maaş bir eve yetmeyebiliyor ama tek maaş evi gül gibi geçindirebiliyor. Çünkü ne kadar dikkat etse de kadın, işyerinde dini kurallara tam riayet edemeyebiliyor. Bu da kazancın bereketini alıp götürüyor. Bir de çift maaş, harcama, borca girme cesareti veriyor. İki maaş var, hadi ev alalım, şunu alalım, taksitle öderiz. Sonuç: Ödenmesi gereken taksitler, sonu gelmeyen borçlar, çocuklar için kreş parası… Hani daha rahat bir yaşam için kadın çalışıyordu?

    Bu hususta Abdullah b. Selam (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    “Kadınların en hayırlısı: Bakıldığında temizliği ve güler yüzlülüğüyle seni sevindiren, neşelendiren; bir şey emrettiğinde yerine getiren, itaat eden; sen yokken nefsini ve senin malını koruyan, hoşlanmadığın tutum ve davranışlardan uzak kalan kadındır.

    Kadının çalışmasıyla ilgili olarak erkeğe büyük bir sorumluluk yüklenmektedir. Eşinin iffetinin muhafazasını ve islamı yaşayabilme olanağını, eve fazla para girmesinden daha az önemsemek, erkeğe ahirette altından kalkamayacağı bir yük yüklemektedir. Tüm erkekler bunu düşünüp titremelidir.

    Kadının statüsü, kadını özgürleştirelim, kadın ezilmesin derken, yanlış giden işleri düzeltelim derken, bu sloganlarla ortaya çıkanlar bir de baktık ki başka vadilere savrulmuşlar. “Müslüman Feminist” olmuşlar. Başkalarının eğitim metotları, kavramları ve kurumları ile onlara hayranlık duyarak ve idealize ederek, onların hayat tarzlarını estetize eden yorumlarlara bir de onların “yaşam tarzlarını” hayal eden yaklaşımlar eklenince olan oldu işte.

    Son bir söz: Aile elden gidiyor. Aile elden giderse, geriye fazla bir şey kalmaz.
    Her kadın ve erkek bir başka kadının eseridir. Kadınlar sadece çocuk doğurmaz, toplumu doğururlar. Kadınlar kadın olmazsa, erkekler de erkek olmaz. Kadın “Ana”dır!!!

  6. Misafir diyor ki:

    EV KADINI YETİŞMİYOR
    YAZAR: Kemalettin TUĞCU

    Ev kadını yetişmiyor! Bu, ıstırap verici, acı acı düşündürücü bir hadisedir. Bunun böyle olduğunun herkes farkında değil. Bilakis, iyiye doğru gittiğimizi sanıyor, kızlarımızın gözlerinin ev dışında olmasını bir medeniyet, bir ilerleme hali zannediyorlar.
    Hâlbuki işin iç yüzü böyle değildir.
    desek ve böyle olduğu anlaşılsa herkesi büyük bir telaş alırdı.
    dediğimiz zaman bunun ne büyük bir tehlike olduğunu kimse fark etmemektedir. Hâlbuki esasında bu, memlekette nebat yetişmemesinden daha acı ve cemiyetimiz adına tehlikeli bir olaydır.

    Bizi çekip çeviren, ahlakımızı düzelten, yaşayışımızı düzenleyen evlerdir. Ev kadını yetişmeyince bu evlerin bir otelden farkı kalmaz. Hepimiz avare birer insan olup kalırız.

    Gözlerimin önüne, müstakbel bir ev geliyor, bu evin beş tane anahtarı var. Büyük hanım bir okulda öğretmendir. İşi bitince eve döner. Anahtarla kapıyı açar, girer. Yorgun, argın bir köşeye çekilir.

    Daha sonra kerime hanımefendi teşrif ederler. Bir dairede memurdur. Onun teşriflerini gelin hanımefendinin bankadan avdetleri takip eder. Daha sonra evin babası, ihtiyar muhasebeci ve evin oğlu mühendis bey gelirler.

    Bu beş yorgun, artık gayrete gelip el birliğiyle bir yumurta mı kırıp yerler, hazır yemek mi alırlar bilmem. Benim bildiğim, bu evin ocağının tütmeyeceği, içinde aile hayatının bir türlü yerleşemeyeceği, olacak çocuğun terbiye edilmeyeceği ve hastaların bakılamayacağı bir yer olmasıdır.

    İşte şimdiki gidişimiz bu ev tipine doğru bir gidiştir. Cemiyet halinde yaşaması gereken insanlara ilk cemiyet evdir. Ailedir. Bir ailenin bütün fertleri kendi kazançlarının, kendi istikballerinin peşinde bulunursa elbette diğerlerini düşünemezler. Herkes silahı omuzda bir asker gibidir. Kendi işine ve ev dışındaki istikbaline bakar. Fertlerin maneviyatlarını besleyen, onları ana, baba eden evdir.

    Tam, tutumlu, bilgili, hamarat, evine bağlı ev kadınları birer birer içimizden eksiliyor. Yerlerine yenileri yetişmiyor. Çok faydalı bir şey olan okumak ve yazmak bizde, çok defa, okuyan kızın kocasına karşı kullanacağı bir silah haline geliyor.

    Azıcık bir tazyik karşısında kocadan ayrılıp hayatını kazanmağa kalkışacaktır. Zaten evlenmek üzere olan kızlardan bu çeşit sözleri sık sık işitiyoruz. Kurulan yuvayı ıslaha, o erkeğin huyunu düzeltmeğe, onu ev erkeği etmeğe çalışmadan hemen yollarını değiştirecekler.

    Okullarımızdaki ev idaresi, aile bilgisi adına okutulan şeyler, kızlarımıza kâfi bir fikir ve ev terbiyesi verecek durumda değil. Biz kızlarımıza saadeti yokluk içinde bulup yaşatma, erkeği ıslah gibi dersler, aile ahlakı terbiyesi vermeliyiz. Memur bayan, hâkim bayan yetiştireceğimize ev kadını yetiştirmeliyiz.

    Fakat maalesef, ev hayatı deyince, günün genç kızı, aklına süpürgeyi ve bulaşığı getiriyor. Düşmandan kaçar gibi ev hayatından kaçıyor, ihtiyaç bahanelerini buluyor, kazancının yüzde onu bile eve girmiyor.
    Günün en büyük tasası budur işte.

    Yeşilay Dergisi – Ağustos 1976 – Sayı: 513

    • Efsun diyor ki:

      Çalışmak deyince neden sadece para kazanmak olarak düşünüyoruz. Bir kadın bilime merak sarmıs olamaz mı? Fizik bilmek istiyor aklında ki bir projesini hayata geçirmek istiyor olamaz mı? Beynin sırlarını araştırmak genlerin dna yapisının sırlarını keşfetmek istiyor olamaz mı? Bilim kadını mühendis psikolog tarihçi arkeolog olmak istiyor merak ediyor araştırmayı seviyor olamaz mı? Bunların hiçbiri ev kadını olamayacağı anlamına gelmez. Çocuğun terbiyesinden de tek başına sorumlu olmadığı gibi bakımı da sadece kadına ait değildir. Eskisi gibi bir devirde yaşamıyoruz. Artık gençler daha fazla öğrenmek daha fazla bilmek ve daha fazla gezmek istiyor. Hayat sadece çocuk bakıp ev geçindirmekten ibaret değil. Bir de yazıda ‘o erkeğin huyunu düzeltmeye ev erkeği yapmaya çalışmak’ gibi bir şey denmiş. Kadınlar erkeklere annelik yapmak zorunda değil. Üstelik insan kolay kolay değişmiyor değiştirilemiyor. Her birey kendini eğitmek ve geliştirmek zorundadır. Memur bayan hakim bayan yetişecek elbette. Bu kadinların eslerine karşı bunu silah olarak kullanması onun eğitim eksikliğinden kaynaklanıyor. Çalışan kadın evini bırakıp gidiyor en ufak bir sorunda çabalamıyor gibi algılıyorum bu yazıda. Fakat hiçte öyle olduğunu sanmam. Çoğu kadın özellikle çocuğu varsa onun psikolojisini ön planda tutarak bu kararı veriyor. Kızlarımıza saadeti yokluk içinde bulup yaşatma görevini ögretelim çok güzel tabi ama teknoloji cağındayız insanlar değişiyor ve yeni nesil farkındalığı yüksek bir nesil. Kadinlar ev işlerinden kaçmıyor çalışan kadınlar da ev işi yemek yapıyor. Bilgi ve teknoloji çağında hayat çok daha fazlası evlerde oturmak kimse istemez. Zekasını enerjisini hayata dair fikirlerini kullanmak istiyor insanlar üretmek ıstiyor kısacası ve bu insanların iyi bir çocuk yetiştirmesinde ve yemek yapmasında engel değil. Insan her şeyi yapabilecek donan ve zekaya sahip. Söylediklerimde islama aykırı hir durum varsa lütfen bilgilendirin de öğreneyim. Sevgilerle…

      • Yahya diyor ki:

        Sn. Efsun,
        Size tavsiyem önce bu yazarın kim olduğunu ve ideolojisini öğrenmeniz, anlamanız. 76’dan bugüne nasıl bir ferasetle baktığını, tespitlerinin ne kadar doğru olduğunu ve yazarı doğru anlamanızı; gerekirse yazıyı bir defa daha okumanızı öneririm.

        Ülkemizde maalesef “çalışmak = para” kazanmak şeklindedir. Bu tespit doğrudur ve yerindedir. Bugün hangi bayana bunu sorsanız ekseriyetle bu cevabı alırsınız. “Kariyer yapma” işin bahanesi ve aldatmacasıdır. Kız anneleri bile, “aman kızım oku, diplomanı eline al, kocana muhtaç olma” demektedirler.

        Ayrıca ülkemizde mevcut hükümet politikaları ise kadını ekonomiye katma gayretindedir. Hükümet vermiş olduğu teşvik, destek ve imkanlar ile çalışmayı, kadına cazip hale getirmekte; hatta bazı tatlı sert uygulamalar ile psikolojik olarak kadını çalışmaya zorlamaktadır. Devlet nazarında makbul kadın, prim ödeyen bayandır, vergi veren bayandır ve tüketen bayandır.

        Kadının fıtratı gereği asli vazifesi vardır. Kimse kadına sen okuma, çalışma, para kazanma, topluma/insalığa faydalı olma dememektedir. Aksine kadının asli vazifesi iyi bir şekilde öğretilmeli ve belli bir denge içerisinde kadın hayatını sürdürmelidir.
        Bununla beraber, kadının asli vazifesi:
        arabaların üzerine uzanıp arabayı ve kendini teşhir etmesi değildir,
        dolgun ve pürüzsüz saçlarını ahenkle dans ettirmek değildir,
        müdürüne/patronuna çay vermek ve daha fazlasını yapmak değildir,
        bedenin %80’ini açıp şarkı söyleyip, ülkesini eurovision’da temsil etmek değildir,
        bakan olup, ecnebi memleketinde taciz edilmek değildir,
        (….)

        Bakınız yazar ne diyor: “Çok faydalı bir şey olan okumak ve yazmak bizde, çok defa, okuyan kızın kocasına karşı kullanacağı bir silah haline geliyor. “ Bunu yazar ’76 da söylüyor, bugün bu %200 bu şekilde.
        Yine özetle, yazar kadına atomu parçalamasın demiyor… önce yuvasına, ailesine baksın diyor… tabii anlayana!

        • Efsun diyor ki:

          Yahya bey katılıyorum size bu çalısma isteği para hırsı yüzünden olan kişi sayısı çok. Bunu aşmanın yolu iyi bir eğitimden geçiyor.
          “Adamın biri ben soylediklerimi islama dayandırmiyorum. Bu yüzden yanlışım varsa uyarın dedim zaten. Teşekkürler..

      • adamın biri diyor ki:

        “Söylediklerimde islama aykırı hir durum varsa lütfen bilgilendirin de öğreneyim.”

        Siz soylediklerinizi hangi ayete hadise vb. dayandirdiginizi soyleyin de ona gore cevap verelim. Yorumunuzu ne dinsel ne de bilimsel verilere dayanmadan tamamen gozlemlerinize gore yazmissiniz. Bana gore bu dogrudur benim gozlemim bu diyerek cozumlenecek basit meseleler degil bunlar. Ayrica Artik dunya soyle boyle o zaman boyle yapmaliyiz demenin dini acidan bir hukmu var midir gercekten, soruyorum? Mesela herkes oyle ya da boyle bankalarla iliski halinde diye faizin haram olmadigini iddia edebilir miyiz ya da kendimizi rahat hissedebilir miyiz? Bence herkes kendi kafasindaki dogrularini bir kenara koyup samimi bir sekilde dinimizin bu konudaki hukmu nedir diye arastirmali ve olmasi gerekeni tevile yoruma sapmadan kabul etmelidir. Saygilar

        • Yahya diyor ki:

          adamın biri kardeşim,

          Özetle:
          İslamı; kendimize, yaşantımıza uydurma çabası içinde değil,
          Kendimizi, yaşantımızı; İslama uydurma gayreti içerisinde olmamız gerekiyor…

          Selam ve dua ile…

          • adamın biri diyor ki:

            Aynen oyle, siz veciz bir sekilde ifade etmissiniz, tesekkurler Yahya abi

  7. ali diyor ki:

    Ben de benzer sorunlardan muzdarip bir tıp talebesi olarak sizin durumunuza üzülmekle beraber bizim gibi düşünen hanım kardeşlerimin de olması yüreğime bir nebze su serpti diyebilirim.Benimde gerek kendi gerekse yakın çevremden edindiğim izlenimlerden yola çıkarak rahatlıkla şunu diyebilirim ki üniversitedeki bu fitne ortamından kurtulmanın en zararsız yolu evlenmekten geçiyor.Benzer fikirlere sahip bir erkek kardeşiniz olarak kendime ve arkadaşlarıma sürekli ettiğim duaya inşallah hanım kardeşlerimi de ekliyorum bu yazıdan sonra.Allah müslüman bilinç sahibi gençlere yine müslüman bilince sahip eşler nasip eder inşallah.İnanın müslüman erkeklerdede sizin gibi düşünen hanımefendilerle karşılaşamama korkusu var.Allah yardımcınız olsun

  8. Yahya diyor ki:

    Hanımefendi,

    Ferasetiniz, idrakiniz ve izdivaç teklifiniz için sizi tebrik ederim ve bu şekilde devam etmenizi temenni ederim.

    Beyefendinin kendini bilmesi ve teklifinizi açık sözlülükle reddetmesi ise güzel bir davranış. Ancak sizinde tahlil ettiğiniz gibi, dinen evlenme çağına erişmiş bir erkeğin evlenme olgunluğuna erişememiş olması son derece vahim… Bu bir yana, bir şekilde evlenip, aile kuran çiftler, Allah’ın emri & yasaklarından ve kendilerine yüklemiş olduğu mes’uliyetlerden bihaber. (ör: Müslüman kızlarımızın mehirlerinden bihaber olmaları gibi…)

    Esas üzerinde durmak istediğim husus ise: “hukuk fakültesi” okumanız.
    Hukuk fakültesi okudunuz bitirdiniz, mesleğinize başladınız. Peki; hangi hükümlerle hükmedeceksiniz?

    Selam ve dua ile

  9. Sadece Fatih diyor ki:

    Havva Hanım.

    Moralinizi bozmayın. Yalnız değilsiniz ve bu sitede hanım olsun bey olsun sizinle aynı dertten muzdarip bir çok kardeşimiz var ve derdimizin evlilik değil evliliğe karşı olan bakış açısı olduğunu buradaki herkes biliyor ve anlıyor.

    Evlenmeden önce siteyi bu konuda oldukça meşgul eden ve çoğunlukla negatif yorumlar yapmış ancak hiç ummadığı anda da eşiyle tanışmış ve evlilik kısmet olmuş biri olarak tavsiyem sabır ve dua ile beklemek. Gün doğmadan neler doğar.

    Ben başıma gelenleri uzun uzun yazmıştım burada, eşim de evvelden sizin yaşadığınız durumların benzerini yaşamış. Hatta ilk görüştüğümüzde kendisine çalışmasına çok sıcak bakmadığımı söylediğimde şaşırmış bu devirde böyle diyen kaldı mı diye. Kısmet oldu bir araya geldik.

    Burada yorum yazan ya da sessiz kalmayı tercih eden kardeşlerimiz de sebat etsinler bildikleri doğrulardan şaşmasınlar. Er ya da geç her zaman doğruluk yani hak kazanır.
    Öyle bir gün gelirki beyefendi kardeşlerimiz eve getirdiğiyle yetinen hanımlarla, hanım kardeşlerimiz de evin yükünü kaldırabildiği yere kadar sırtlayan kavvam erkeklerle karşılaşır inşAllah.

  10. Ahmed Rasim diyor ki:

    Allah(c.c.) sizden razı olsun. Eşinizi ve neslinizi sizin için göz aydınlığı kılsın. Takva yolunda ilerleyenlere sizi önder eylesin.

    Artık dualarımız sizinle inşallah. Allah(c.c) muvaffak eylesin.
    Sıratı müstakim üzere sabit kılsın.

  11. Abdullah Bir diyor ki:

    Yazının Müellifi Hanım Kardeşimiz’e…

    Siz pek farkında olmasanız da düşünce şekliniz, yazınıza yansıyan samimi uslubunuz, fıtratı bozulmamış kadınlara has kırılgan, duygusal ve naif yapınızla tahkiki iman sahibi bir Müslüman erkeğin arayıp da bulamadığı ve çok az bulunan “Müslüman Kadınlar” dan bir tanesi siniz.

    Kim ne derse desin, sizi eleştirirse eleştirsin lütfen Allah’ın her kuluna nasip etmediği bu durumunuzun, ayrıcalığınızın kıymetini bilin ve bu halinizi muhafaza edin.

    Çünkü siz çoğu kadının aksine dünya rahatı için ahiret yaşamını heba etmeyen nadir kadınlardan birisisiniz.

    İnşaallah bu haliniz yaşadığınız sürece devam eder ve Rabbim sizi, sizin kıymetinizi bilecek ve birbirinize göz aydınlığı olacağınız Müslüman bir erkek ile yuva kurmayı size nasip eder.

    Hayırlı düşünce, karar, iş ve eylemlerinizde Allah yar ve yardımcınız olsun hanımefendi.(Amin)

  12. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Dünya hayatı hiçbir zaman kolay değil ki.Hele de bir gayeniz varsa…
    Bir tanıdığımın hayatını paylaşmak isterim.
    20 yıl önce liseyi bitiren bir hanım kızımız,üniversteye devam etmek ismedi.Derslerinde başarılı akıllı bir kızdı.Akrabalarında ki herkez üniverste mezunu.Hanım kızımız tüm baskıya rağmen, hem başını açmamak hem aile kurup çocularını kendi büyütme isteğinden dolayı üniverste hayatına girmedi.Tavsiye üzerine 20 yaşında kendisinden 16 yaş büyük birisiyle evlendi.Aileside nasıl olsa yaş farkı var evlilik devam etmez boşanır diye müsade etti.Şuan devam eden evliliğinden iki kızı bir oğlu var.Akrabaları arasında üniverste okumadığı veya çalışmadığı için aşağılandı.Lafının sözünün hiç değeri olmadı.Kimi zaman üniverste okuyum da çalışmayayım diye bile düşündü.İnsanların devamlı iğneli lafları onuda bıktırdıysada,artık bu tarz konuşmalara gülüp geçiyor.Kocasını annesinin iktidarına teslim etmemek için mücadele ediyor.Hem üniversteye gitmeyip hem de güzel huylu, akıllı evlatlar yetiştirdiği için çevrenin hasedi hep üstünde oldu.Kocasına haber vermeden çöp dahi atmak için dışarı çıkmadı.Zaten kocası olmadan dışarı hiç çıkmadı.Kocası olmadan annesinin evinde bile kalmadı.Çocuklarını 5 dk bile olsa kimseye bırakmadı.Ev oturmalarına,altın günlerine katılmadı.Hastalık, ölüm ve doğum haricinde kimseye gitmedi.Hep çocukları ve kocasıyla ilğilendi.Misafir gibi onları ağırladı evinde.Evleri hem kocasının hem çocuklarının yaşamına uygun düzenlenmişti.Devamlı ailece kitap okurlar.500 den fazla kitapları var.Ağzından kaynanası ile alakalı bir tek şikayet duyulmadı.Kocası da onu hep el üstünde tutuyor.Her işi beraber yapıyorlar.Tüm sorunları beraber göğüslediler.Nikahtaki keramet temiz niyetleri üzerine büyük bir sevgiyle birbirine bağladı ikisinide.Ailecek huzurlular.Olgunluk bir insanda yalnız ve yalnız gayesi,davası varsa oluyor.Üniverste okumakla değil.
    Evliliği düşünen genç kardeşim, mücadelen evlilikten sonra daha da büyüyor.Bitiyor sanma.Senin yuvanı huzurlu kılacak tek şey temiz niyetin olacak.Rabbim senin gibi düşünen ve senin düşüncelerine de sahip çıkıp sana destek olacak bir eş nasip etsin inşaallah.(amin)

    • Hüsna diyor ki:

      Havva hanım Allah yardımcınız olsun, sizin gibi düşünen kıymetli insanların olduğunu görmek umudumu yeşertiyor. Ben ilahiyat fakültesinde okuyor ve sizinle aynı duyguları paylaşıyorum. Okul okuduktan sonra çalışmamak, etrafımızdakilere neredeyse cinayet sebebi gibi geliyor. Okul okumamak da hakeza…
      Etrafımızdakilere baktıkça, bu tür güzel hassasiyetlerin nasıl rafa kaldırıldığına şahit oldukça, içimiz burkuluyor. Bizimki ilahiyat fakültesi olduğu için bir nebze de olsa Allah korkusundan bu insanlar böyle yapmaz diyoruz ancak malesef buralarda da yangınlar büyük.. Bazı oryantalist zihniyetli öğretim üyelerinin de insanların ahlakına nasıl saldırdığına şahit oluyoruz… Allah sizleri ve bizleri muhafaza etsin, istikamet üzere hayırlı ömürler nasip etsin vesselam.

  13. Recep Haksever diyor ki:

    Bayan çok güzel izah etmiş Allah razı olsun.

    Miras paylaşımı.
    Şahitlik
    Seçim hakkı.
    Nafaka
    Evlilik hukuku
    gibi konular Kuran a uygun hale gelmez ise bu durm devam eder.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Her insanın hayatında mutluluğa kavuşabilmesi için bir saat vardır. İş o saati kaçırmamakta… “ ( B. Fletcher)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku