Kadınlara Çalışmanın Dayatılması Üzerine…

05 Mart 2019Ademler & Havvalar51 Yorum »

çalışma hayatı kadınBir Havva diyor ki,

Ben hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Diplomanın kutsandığı bu toplumda “kızının avukat ya da hakim olmasını isteyen”bir baba ile “kendisi gibi ev hanımı olmasını istemeyen” bir annenin kızıyım.

Ancak dinimin kaidelerini öğrendikçe, şer’en mesuliyetimi, vazifemi idrak ettikçe bu zihniyet ile kadınlığım arasında sıkışıp kalıyorum.

Sırf diploma ve makam uğruna okuduğum (okutturulduğum) şu üniversite bana anlamsız geliyor, neden burada olduğumu sorguluyor ancak boş durarak da şeytana pirim vermemeye çalışıyorum.

Onun yerine yaygın eğitim faaliyetlerinde yer alıyor, bir çocuğa, gence nasıl yol gösteririm peşinde koşuyor, derslerime ise geçecek kadar çalışıyorum.

Okul bittikten sonra ise iş hayatında olmayı düşünmüyorum. Hele ki ilk zamanlar birçok büroda çalışıp adliye tozunu yutmuş birisi olarak tecrübe edindim bunu. Ayrıca çevremde ister dindar olsun ister olmasın adliye ortamı ile tanışıp çalışmaktan vazgeçen çok arkadaşım var.

Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlarım yeri geldikçe anlatıyoruz bu düşüncelerimizi. Öyle ki bu yolda ilerleyip bu fitne ortamından kendini kurtarmak için evlenen arkadaşlarımız oldu.Elbette okulları bitmeden, iş sahibi olmadan evlenmeleri çevreye göre bir faciaydı.Onlara hep destek verdik, Allah’ın emirlerini anlattık. Sonradan ise adımız”koca meraklısı” kızlara çıktı.

Bu zihniyete göre sevgilisinden bahseden normal, evlilikten bahseden anormaldi. Bütün bunları imtihan bildik, duruşumuzdan taviz vermedik.”Okulu bitirince ne olacaksın?”diye soranlara”çalışmayacağım”dediğimde bana sanki günah işliyormuşum gibi tepki veren ya da Fransızca konuşuyormuşum gibi şaşakalan insanlar arasında sinirsel açıdan sağlıklı olmak zorlaşıyor açıkçası.

Ancak bu noktada bir şey daha dikkatimi çekiyor: Okuduğu bölüm her ne olursa olsun mesleğini Allah’a hizmet etmek için yapmak isteyen (Allah onlardan razı olsun, dediğini yapabilenler var) dindar genç kızların atladığı bir nokta var: Allah bize evlilik kurumu ile gelen annelikte bir mevki vermiş ve bizi cennetin ayaklarımızın altında olduğunu bilmeye davet etmiş.

Biz ise ne kadar samimi olsak da Allah’a hizmet diye evliliğimizi, anneliğimizi geciktiriyor, çoğunlukla çalışan ama çocuğuna yeterince vakit ayıramayan, Allah’ın bize zaten verdiği mevkiyi elimizle iterek hizmet adı altında tekrar o mevkiye çıkmaya çabalayan kadınlar oluyoruz.

Bu bana hamakat gibi geliyor. İnsan zaten olduğu bir yeri bırakıp tekrar o yere gelmek için kendini neden yıpratır ve kandırır ki? Olduğun yerin hakkını vererek ilerlemek gerekmez mi?

Tüm bunların idrakinde birisi olarak, mümin olmanın gereği ve cesareti ile büyüklerime evlenme arzumu ilettim. İstişare ile de bir beye evlilik görüşmesi talebinde bulundum.Bir genç kız olarak elbette reddedilirsem incinebilirdim,bunun farkındaydım ancak aldığım cevap beni sarstı.

Karşımdaki üniversite mezunu insan “evlilik için hazır olmadığını ve olgunlaşmadığını” söylüyordu. Kendim için olan üzüntüm birden genel bir kavrayışa dönüştü ve aslında dindar birçok genç erkeğin sorumluluk bilincinden yoksun olduğunu anladım ve ümmeti Muhammed adına içim kan ağladı.

Hani peygamberimizin ordu emanet ettiği lise çağında gençler bulunmadığı gibi üniversiteyi bitirdiği halde evlenebileceğini düşünen gençler de az şimdi. Evliliğe, anneliğe olan bağlılığın, isteğin azaldığını kendi hemcinslerim arasında yeterince gördüm ancak bu vehametin erkeklerdeki tezahürünü de tecrübe etmiş oldum.

Bundan sonrasında ise kuvvetli bir ah çekip kavvamlık ayetinin farkında olan genç erkeklerin ve kadın olduklarını her seçimlerinde ilk sıraya koyan genç kızların artması için dua edeceğim ve çalışacağım inşallah.

 

 

Okunma Sayısı : 4.981

Yorum yapın

“Kadınlara Çalışmanın Dayatılması Üzerine…” için 51 Yorum

  1. Hüsna diyor ki:

    Selamun aleyküm hocam ben de haddim olmayarak bahsettiğiniz araştırma ile alakalı çevrede gördüklerimi aktarmak isterim. Güneydoğu bölgesinde yaşıyorum. Bilirsiniz buralar daha muhafazakar biliniyor. Geçenlerde bir arkadaşım ninesinin(75-80yaşlarında) namaz kıldıktan sonra seccade üzerindeyken yeni çıkmış olan bir diziyi izlemeye başladığını söyledi. Arkadaşım ondan başka izleyen olmadığını görüp tvyi kapatmak isteyince ninesi kızmış tabi. Bu durum bana çok ironik geldi. Hakikaten namaz kılıp, oruç tutup, bu berbat çarkın kölesi olduk. Tabi ki o insanların samimiyetini sorgulamıyorum. Haşa haddimize değil. Ancak Anadolunun o saf, veli suretteki insanları bile bu duruma yenik düşüyor. Genelde hanımlar izliyor bu tarz şeyleri zaten. Erkekleri söylemeye gerek var mı bilmiyorum, ellerinden telefonu bırakabilseler, tvye sarılıyorlar malesef. Gerçekten evinin mürebbisi olan anne malesef bu sistemde elinde telefon, televizyon karşısında çocuğundan (tabiri caizse) kilometrelerce uzakta… İnşaAllah en kısa zamanda Rabbimizin vaad ettiği o güzel günleri görebilir, o güzel neslin öncülerinden olabiliriz. Hayırlı günler dilerim

  2. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Başörtüsü yasağı kalksın diye mücadele vermedik mi?

    Başörtü yasağı kalktı. Gözümüz aydın olsun.

    Eee artık okuyup, çalışmak lazım. Başörtüsü ile giremediğimiz yer kalmadı nede olsa. Her yerde varız artık. Mesleğimizi icra edelim ne güzel. Çalışalım çalışıp daha çok harcayalım.

    Mesela giyimden başlayalım. Değişik değişik giyinelim. O uzun olan başörtülerimizi kısaltalım. Hazır kısaltmışken pardösülerimizin boylarını da kısaltalım. Eee pardösü geniş artık biz çalışıyoruz, hoş durmuyor biraz daraltalım. Dar giydikten sonra hiç giymeyelim daha iyi hadi çıkartalım. Etek-ceket, hırka yeter. Etekle de yürümek malum zor pantolon daha rahat sonuçta dışardayız iş kadıyız artık. Pantolon hırka oldu oldu güzel oldu, üstünü dar bir eşarp. Eşarpta artık modernliğe uymadı kariyer sahibi bir kadınız nede olsa onu da çıkartalım. Kaldık pantolon-gömlek ya da ceket. Etekte giymek lazım artık alımlı bir kadın olduğumuzun ispatı onu da dar ve kısasından seçtik olduk mu? Artık en alımlı, en zeki, en çalışkan ve başarılı iş kadını biziz. Yoksa bunu biz istemedik mi?

    Yoo yoo istedik. Hani biz doğum sancılı emzirme yorucu terbiye ise meşakkatli diye çocuk terbiyesini sanal bakıcı olan televizyon ve tabletlere bırakmıştık ya, hani evde el lezzeti ile olan mis gibi kokan yemekler yerine lokantaları aşındırmıştık ya, değişik giyinmek lazım malum moda diye alışveriş merkezlerinden çıkmazken, bide hatırladım bir yerlerde kocamız vardı sanki, erkekliğini müstehcen filimlerde tatmin etsin diye bıraktığımız… Bunlar gerçekleşirken kariyerle çocuğun aynı anda olmadığını anlayıp çocuktan da vaz geçmiştik demi?

    Ah ah kazandık, sonunda başörtüsü yasağını kaldırtarak kendimizi sokağa atmayı yaşasın özgürlük de mi?

    • adamın biri diyor ki:

      Bu konuda belki yazilacak cok sey var ama benim gordugum kadariyla basortusu meselesini dini vecibeden ziyade bir ozgurluk mucadelesi sekline soktuk galiba. Evet sureten basortusu serbest ama simdi de tesetturun hakkini vermek anlaminda nefisle mucadele devam ediyor ve basortusu uzerinde bu kadar dura dura tesetturu sadece basortusune indirgedik, yani basini ort de gerisi onemli degil gibi bir dusunce yayildi icimize, suan toplumda tesetture uygun giyinmese bile yine de basortusunu takmaya devam edenler var, peki neden boyle? Benim gorusum cunku onlar basortusunu taktiklari icin kendinlerini rahat hissediyor lar, evet vicdanlari kabul etmese de boyle dusunuyorlar

      evet simdi belki birileri madden zor kullanarak basortusunu cikaramiyorlar eskisi gibi ama simdi de bu serbest ortamda nefsimize soz geciremiyoruz ve isin garibi onceden birileri bize dinimizi yasamada zorluk cikariyor diyerek mucadele ederken simdi nefsimizle mucadelede kendimizi pek zorlamiyoruz sanki, dis tazyiklere bu kadar mucadele verildikten sonra kendi basimiza kalinca bocalamisiz gibi gorunuyor, bence, basortusu konusunu kazandigimiz siyasi bir zafer olarak gorduk ve bu mucadele yi vermemizin sebebinin Cenabi Hakkin emri ni yerine getirme arzusu oldugu gerceginden gaflet edip laubaliliklerimiz konusunda nefsimizle hakkiyla mucadele edemiyoruz.

      Bu meseleyi daha genis ve diger baska konularda da dusunebiliriz tabiki mesele sadece basortusu ve hanimlarla ilgili degil.

      • ANA YÜREĞİ diyor ki:

        Tesettür denildi.
        Düşündüm anlamını, acaba ne idi? Hiç kafa yormamışız tesettür konusuna. Mesele başörtüsü idi sonuç aldık. Tesettür istenilen, mücadelesi verilen bir şey miydi? Hatırlayamadım…

        Evdeki Osmanlıca lügatte şöyle yer alıyor; tesettür: Kapanıp gizlenme. Örtünme.

        Düşündüm biz saçımızın telini kapatıp gizledik mi? Evet. Örtündük mü? Evet. O zaman tesettürü biz saç telinden ibaret sanmışız demek ki. Eee gerisi çok zor. Eğer tam anlamıyla anlamayı istese idi nefis o zaman özgürlük ve eşitlik algısından vaz geçmek gerekirdi. “Ben” den vazgeçip “biz” derdi.

        Malum gizlenme, örtünme kadını baştan aşağı hadisi şerifteki gibi avret kabul etme; “Kuşkusuz kadın bütünüyle avrettir. Dışarı çıktığında şeytan onu saptıracak fırsat gözetir.”(Tirmizi, Raza:18, no:1173, 3\476) bizi eve bağlardı.

        Gebelik, Çocuk doğurmak (normal bir doğumla, fıtrata uygun), anne sütüyle koynumuzda büyümesine izin vermek, bezini değiştirmek, terbiyesi ile meşgul olmak, kocamıza saygıda kusur etmemek, sabah kahvaltısını akşam çayını ihmal etmemek, sevgi ile hizmette bulunmak, istediğimiz her şey için kocamızın eline ve insafına bakmak, rızası olmadan dışarı çıkmamak, zaruriyet dışı çarşı-pazar gezmemek, misafirleri Allah rızası ile ağırlamak, kadın programları ve entrikalı dizilerle hayatımıza yön vermemek, herdaim islam şuuru üzerine bulunmak, bunlar çok çok ağır…

        Galiba biraz geri kafalıyım. 21. Yüzyılda örf, adet, sevap, günah kavramları değişti herhalde?

        Biz kadınılar, erkeğin yaptığı her şeyi yapabiliriz neden bir erkeğe MECBUR ve MUHTAÇ olarak ACİZ durumuna düşelim demi ama? Erkek denilince işin içine kocalar mı giriyor? Baba, abi ve erkek kardeş de erkek değil mi? Anlayacağımız iş çok zor. Biz en iyisi mi kadın olmaktan vazgeçelim…

        Tesettür, tesettür, tesettür…

        Nerde, hangi yolda yürürken kaybettik? Hangi hülyalara dalıp görmezden geldik? Hangi düşünceyi benimseyip teferruat olarak gördük?

        Kadın, deryada yüzen, deniz kabuğunun içindeki, tüm narinliği ile gözleri kamaştıracak kadar parlayan bir inci misalidir. Erkek o inciyi muhafaza altına alan deniz kabuğudur. İnci, ancak deniz kabuğunun içinde gizlenir. Muhafaza olur.
        İnciyi örten deniz kabuğu değil midir?
        İnci deniz kabuğunun içinde mi daha kıymetlidir, yoksa dışında mı?
        Deniz kabuğu içindeki inciyi mi daha güçlü muhafaza eder, korur, dışında yanında duranı mı?
        Deniz kabuğu içindeki inciye mi, yoksa dışında yanında ya da önünde durmaya çalışan inciye mi daha çok değer verir?
        İnci nerede daha kıymetlidir? Deniz kabuğunun için demi? Dışında mı?
        Nereyi daha iyi parlatır? Parlaklığı nerede daha çok artar?

        Tesettür, tesettür, tesettür…

        Kadının tam bir tesettürü için, kocasına ihtiyacı var demek ki. Kocasının geleceği güne kadar emanetçi olan da babadır.

        Bir kadın için evlenmek, namusunu muhafaza altına almak değil midir? Muhafaza altında ki namusunu parlatacak da yuvasına sahip çıkması değil mi?

        Neden deniz kabuğunun içinde parlamak ve korunmak yerine ille de dışına çıkacağım diyoruz? Kabuğun dışında daha mı çok parlayacağız? Parlaklığımızı deryada ki başka canlılara mı ispatlayacağız? Sana ihtiyacım yok derken deniz kabuğu kadar sert olmak için mücadele ederken, inciliğimizi, parlaklığımızı, narinliğimizi kaybetmiş olmayacak mıyız? Biz inci mi olmak istiyoruz deniz kabuğu mu? Kafam karıştı…

        İçimden bir hikâye yazmak geldi ne de olsa masalları severiz.

        Dışarda bir ahtapot 8 kolu ile deniz kabuğuna saldırıyor “-incini dışarı çıkart bana ver –bir kere parlaklığına bakayım” diye. Asıl diyeti tek seferde inciyi yutmak tabi. Deniz kabuğu tüm kuvveti ve haşmeti ile direniyorken içerden bir ses “–ben dışarda daha mutlu olurum senin korumana ihtiyacım yok, aç kabuğu ahtapot parlaklığımı görsün” diyor. Yüreği incinen deniz kabuğu isteksizce kabuğunu aralayıp incinin dışarı çıkmasına izin veriyor. Ahtapot incinin narinliği, parlaklığı karşısında hayran kalıyor. Sana dokunabilir miyim? Diyor. Böbürlenen inci tabi diyor. Ahtapot inciyi kollarının arasına alıyor. Bir o kolunda, bir diğerinde inciyi yuvarlıyor. İncinin yorgunluktan narinliği ve ahtapotun mürekkebinden parlaklığı kaybolu veriyor. İncinin bu halini gören ahtapot artık inciyi beğenmiyor ve “–ben seni yemeye gelmiştim ama deniz kabuğunun içindeki parlaklığın ve narinliğin gitti çirkin ve kaba gözüküyorsun artı seni beğenip yemem. Gidip kendime başka inici bulayım.” Diyor ve inciyi deniz kabuğunun yanına bırakıyor. İnci haline çok üzülüyor. İnciyi gören deniz kabuğu da artık içinde saklanacak kadar değerli bulmuyor. İnci deniz kabuğunun dikkatini tekrar çekip değerli olduğunu göstermek için kendini boyuyor ve kıvırıyor. Ama eski haline asla dönemiyor. Tesettürünü kaybediyor…

        Kim suçlu?
        Ahtapot mu?
        Deniz kabuğu incinin çıkmasına izin vermeli miydi?
        İnci çıkmak için ısrar etmemeli miydi?
        21.yüzyılda incinin değeri, parlaklığı ve narinliğinin anlayışı değişti galiba.
        Naçizane tek çözüm TÜM İNCİLERİN DENİZ KABUKLARI İÇİNDEN ÇIKMAMALARI. Çıkmış olanların yeniden DENİZ KABUĞUNUN İÇİNE GİRİP NARİNLĞİNİ VE PARLAKLIĞINI KAZANMASI. Deniz kabuğu dışında narin ve parlak olunmaz!!!

  3. Cihad diyor ki:

    Mus’ab gündemden düştü mü?

    Tabii ki Mus’ab bin Umeyr’i kastediyorum.

    Onu İslam kültürüne vakıf olanlar tanır. İslam’ı bir yürek heyecanı ve “Dava” olarak görenler daha iyi tanır.

    Benim burada onun hakkında vereceğim bilgi, biraz da bu alanlara yabancı olanlar içindir.

    O Mekke’de, İslam’ın ilk tebliğ günlerinde Rasulullah”ın çağrısına uyan ve anne-babasının muhalefetine rağmen İslam’a giren gençlerden. Adeta sembolleşmiş bir genç Müslüman.

    Onun ikinci sembol niteliği, genç yaşta Medine’ye İslam’ı anlatmak için görevlendirilmiş olmasında. Gitti ve kısa süre içinde kendine özgü ve elbet sımsıcak tebliğ diliyle Medine’de İslam’ı yeşertti.

    Onun üçüncü sembol özelliği, Uhud savaşında İslam sancağını taşıması ve şehit düşmesidir. Şehit düşmüş ve İslam’a girerken ailesindeki zenginlikten de uzaklaştığı için, defnedilirken üzerindeki elbise bütün vücudunu örtmeyecek şekilde bir fakr ile bütünleşmişti. (Öyle ki yıllar sonra zengin sahabilerden Abdurrahman bin Avf onu ve Hazreti Hamza’yı hatırlayıp “onlar öyle gittiler, biz zenginlik içindeyiz acaba onlar mı iyiydi biz mi?” diye hayıflanacaktır.)

    Mus’ab’ı çok okuduk bizler, gençlik yıllarımızdan bu yana, gençlere de çok anlattık.

    Rasulullah’ın elinden tutmak ve onun bedelini ödemek, diye bir gündemimiz vardı. Bu gündem “İslam’ı yeniden hayat haline getirme mücadelesi”ni “dava edinenler” için hayati bir gündemdi.

    Peki başlıktaki ifade ne oluyor?

    İslami hassasiyetleri hala diri olan bir grup içinde gün ve yaşananlar değerlendirilirken bu tespit yapıldı,. Denildi ki:

    “Yaşanan süreç Mus’ab’ı gündemden düşürdü, başka sembol isimler oluştu.”

    Acaba abartılı bir değerlendirme mi idi?

    Orada olanlar kendi kendilerine sordular ve içlerinde bir yankı oluşturdular.

    Bu şu demekti aslında:

    -Aslında bir iklim kaybı yaşanıyor, bir ruh yitimine doğru gidiliyor. Duyarlılıklarımız farklılaştı. Mus’ab bir dava idi. Dava denen şeyin içi boşalmadıysa da değişti. İsim koyarken akla Mus’ab geliyor mu gelmiyor mu? Değişim buradan anlaşılabilir.

    Aslında böyle bir soru üzerinde düşünüyor olmak bile, belli hassasiyetleri taşıyor olmakla mümkündür. Yani, durduğunuz yeri görüyor, kaymaları, savrulmaları farkediyor, daha ötede sorguluyor, ve kendinizi sarsıyorsunuz, demektir. Değilse, sizin için “Çocuğunuza Mus’ab adını koyup koymamak” diye bir konu bile ilgiye mazhar olamaz.

    Muhafazakar (İslami mi demem lazımdı?) camiada siyasi farklılaşmanın yaşandığı bir dönem içimizdeki siyasi jargonda “Sen hâlâ orada mısın?” sorusu tedavül etmeye başlamıştı hani. Hatırlayanlar hatırlar. “Dünya değişiyor, biz de değiştik, sen nerelerde kaldın?” gibi bir yargılamanın ve yadırgamanın seslendirilmesiydi bu.

    Bir yerlerde kalmak, siyaset alanında da hâlâ dindarane değer ölçülerine bağlı kalmak ve gidişatı sorgulamak demekti. “Bu kadar değişmek bizim siyasetimizin hedefi olamaz, biz değişmek için mi siyaset yapıyoruz, değiştirmek için mi? Süreç içinde farkında olmadan değerler dünyamız alabora oluyorsa, bizim için dava nedir o zaman?” diyorsanız, bir yerlerde kalmış ve “zamane”nin gerektirdiğini kavramamış oluyordunuz.

    Mus’ab’la ilgili soru aslında sarsıcı bir soru.

    Herkes sormaz böyle bir soruyu.

    Böyle bir soruyu sormak için bütüncül okumalar gerekir. Genel akışı görmek, o akışın içindeki temel espriyi anlama boyutunda bir soyutlama – tecrid yapmak lazımdır.

    Değilse değişimler birikir birikir, her değişim içinde dönüşülür, bir de bakmışsınız, çıkış noktanızın çok uzaklarında kalmışsınız.

    Soru şu: İçinde Mus’ab’ı yıldızlaştıranlar hala onun yol göstericiliğini yüreklerinde hissedebiliyorlar mı?

    Mus’abın yıldızlaştırıldığı zamanlarda da Mus’ab aynı Mus’ab’tı, bu gün de aynı. Asıl herkes kendisine bakmalı, içinde ne kayboldu? (Ahmet TAŞGETİREN)

  4. Cihad diyor ki:

    Fert ve toplum dengesi…
    28 Mart 2019 Perşembe

    Netameli gibi görünse de, hayatın gerçeklerindendir…

    Erken Türkiye’de bu denge, 1950’yi takiben o günlere kadar iyi kötü siyasi ve iktisadi politikanın eseri olan ıztıraplı havayı bir nispet tersine çevirdi. Zira, halk ihtilaliyle yeni gelen iktidar, Demokrat Parti, programına şu kaydı düşürmüştü….

    “İktisadi hayatta esas olan özel kuruluş ve sermayedir”…

    Bu ilkenin gerekçesi;

    “Her mahalleye, on beş-yirmi milyoner”…

    Mahallenin milyonerle tezyin pratiğine, önce sanayi ve onu takiben tarım sektörüyle başlanıyor. Ağırlıkla özel sektörü önceleyen politikanın az sayıdaki üretici grubunu himayesine alan hükümet, birinci Cumhuriyet’in dört elle sarıldığı iktisadi Atatürkçülükten liberalizme geçiyor. Ferdiyetçi liberalizmle ekonomik hayatın bütün kapıları, az sayıdaki belirli kişilere ardına dek açılıyor…

    Gel velakin, devlet yatırımları hız keserken özel sektör iş yerlerinin % 90’ı özel sermayenin kontrol ve denetiminde olmasına karşın, bunlar, üretilen toplan katma değerin sadece % 47 kadarıyla, iktisadi kalkınmamıza destek sağlayabiliyor…

    Bu uygulamanın ilk ağızda yol açtığı pahalılıktan ötürü yoksullaşan halk, “küçük bir azınlıkta görülen hızlı zenginleşme ve servetin de, çalışıp ve emek sarfedilerek kazanılmış olabileceğine hiç bakmaksızın”, bu gelişimi şüphe ile karşılamaya başlar…

    Göze çarpan servet ve zenginliğin, sosyal statülerine ve konumuna bakılmaksızın sanılır ki, sahipleri tarafından emek sarfedilerek kazanılmıştır. Oysa kâr ve teşebbüs emareleri bulunmayan servet ve zenginliğin meşruiyeti her zaman sorgulanmaya açık olmalı. Esnaflık ve düz ticaret kazançlarının normalde kazandırdıkları değerler bir yana, hatta kanun yolunda ve cari faaliyetler sonucu olsun, günümüz şartlarında bunların temizliği de pek kolay ve inandırıcı olmayabiliyor…

    Servet ve nimete erme yollarının çeşitliliği Cumhuriyet öncelerinde dahi pek bol imiş…

    Siyasette üst katlardan birilerinin yanına kapılanmak…

    Mal veya toplanan paranın toplumun alt katlarından kamu hazinesine aktarma sürecinde, ara yerlerdeki görevlilerin kamu haklarından gizli açık kendilerine pay ayırmaları…

    Fesat karıştırarak ihalelere tepeden inivermeler…

    İçeriden gelen bilgilerle geleceğin fiyat artışının planlandığı aramalı stokçuluğu vs, vs, vs…

    Kitapların yazdıkları ve yaşlılarımızın anlattıkları hikayelerin pek çoğu, hep bu konudadır..

    Mevlana Camii, altın ve gümüş gibi menkul servetlerin gönül rızasıyla el değiştirmesini nadirata bağlarken, gerçeği şöyle ifade eder;

    “Altın ve gümüş senin dostundur. Onlara sahip olan da düşmanın. İstersin ki, zulüm ve hile ile düşmanındaki sana gelsin”….

    Mahalli seçimlerin Ankara Belediye Başkanlığı oyununda sahne alan oyunculardan duyup işitiyoruz, nev-i şahsına mahsus dillere destan “vekaletsiz avukatlık” gerçeği de, örnek misal olarak bu nitelikte servet edinme yollarından biridir…

    Hatırlarım, 50’li yılların ortalarındaydı, iktisadi şartların zorlamasına karşın “İnönü”nün devlet memurlarının rüşvetçiliğe kaymasını önleme amacıyla temel gıda maddelerinde düşük fiyatlı tanzim satışlarını örnek alan, Bayar Menderes hükümeti. Tayin bedeline mahsuben muharip sınıf subaylarına yarı fiyatına askeriyeden et, ekmek ve bakliyat servisine başlamıştı…

    O kadar geniş kapsamlı idi ki bu destekler, daha henüz tüpgazın bilinmediği Türkiye’de, pompalı gaz ocakları için, rütbeli askerlere aylık 20 litre gaz yağı tahsisi bile çıkarılmıştı.

    Demokrat Parti’nin kurulmasına kapı açan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’na benzer bir kanun çıkarılacağı fısıltıları fert-toplum dengesini etkileyince, yeni zenginler arasında huzursuzluk başladı “servetin yeniden dağılacağı” söylentileri üzerine, Denizli, Bursa ve Balıkesir ve daha bir kaç bölgede, topraksız köylülerle ortakçılar, bazı büyük çiftlikleri kendi aralarında sahiplenmeye kalkıştılar….

    Sosyal adaletsizliklerle ilgili tartışmalardan ötürü, gelecekte her şeyin bitebileceği endişesine kapılan yeni zenginler ise, bu korku ve endişe saikıyla ne yapacaklarını düşünürken, saklı ve kirli servetleri ellerinden gideceğine, hiç değilse onları tüketerek eritmeyi daha faydalı ve gördüler…

    “Hacı ağa” tiplemesi de bu tüketim furyasında çıkmış-çıkarılmıştır…

    Hacı ağaların, “şan olsun, helal olsun” haykırışlarıyla şakşaklanan hacı ağaların Beyoğlu’nda bar kapatmaları; zenginleşme ve para sahibi olmayı yaşamanın amacı haline getirdi…

    O günlerden şimdinin bu günlerinde yüksek tüketme, üstünlüğün, büyüklüğün ve en kraldan sayılmanın ilk ve ön şartı…

    Kazanmak için tüketme ve tükettirme çağındayız…

    Uzun vadeli ve hibe kredilerle Türkiye’nin kalkınmasına destek veren ABD yardımlarının asıl amaç ve hedefi de zaten bu idi…

    Türkleri tüketiciliğe yamamak…

    Şimdinin modası idi, büyük küçük, kız oğlan, dış giyimlerinde göğüs bölgelerini anlamsız da olsa, hurufatlarla doldurmak. Şimdi, bu harf ve sözde satırlar, kirlettikleri yerlerden alınıp paçalara ve kol boylarına şakuli bir şekilde dizeleniyor…

    Göreceksiniz, üç ikindiye kalmaz, pantolon paçalarındaki irili ufaklı yırtık pencereler kıçlardaki yaylalarda açılacak…

    Fert toplum dengesini koruma ve muhafaza yükümlülüğü öncelikle ve özellikle Müslümanların görevi. Her türlü çarpıklık ve ahlaksızlıklar karşısında dengeyi, laiklik ve zenginlikle takviyeli bu dengeyi bozarcasına, hanımların hak ve hürriyetlerine tecavüzcü konumuna düşmemek için, modanın dişilerin kıçlarında açacağı pencerelere karışmaması gerekecek…

    Zira zenginleşme, varsıllaşma, kafaları örterken, kıçlarını açıyor..(Atilla ÖZDÜR)

  5. Misafir diyor ki:

    2023 Hedefleri ve Ev Hanımları
    YAZAR: Vehbi KARA
    07 Aralık 2018 Cuma

    Hükümetin çuvalladığı konuların başında “kadın ve aile” hususu gelmektedir. Feministlerin eline geçen ve aile düşmanlarının borazanı olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerini gerçekleştirebilmesi için kadınların yuvalarını terk ederek çalışma hayatına girmesini” öngörmektedir. Bu ise büyük bir hatadır.

    Tabii ki bakanlığa yağcılık yapan çok sayıda gazeteci var. Bir tanesi “Türkiye’nin kadın gücü” başlıklı yazısında “2023 hedefleri kadın gücü olmadan gerçekleşemez” diyerek “sanki ülke erkeklerine kıran girdi” diye alaya alınmasına sebep olacak kadar ileri gitmiştir.

    Mardin’deki “Bir Dünya Kadın” zirvesinde, UNESCO’nun araştırmalarında ve Manisa’daki “Türkiye’nin Kadın Gücü” toplantılarında hep aynı konu dile getirilmektedir. Kadın istihdamı %34 seviyesine çıkmış fakat bunu yeterli görmeyen hükümet; % 40’ların üzerine çıkarmak için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Bunun tokadı ağır olacak eğer önlem alınmaz ise…

    Şu husus dar zihinlerine yerleştirmeleri için tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum: Toplumun direği ailedir. Ailenin direği de kadındır. Kadını yuvasından koparıp çalışma hayatına zorla atarsan aile yıkılır. Sonrasında da toplum yıkılır.

    Bunlar, kadının üretim gücünden yararlanmayı düşündüğü kadar; kadının şefkatinden ve öğretmenliğinden faydalanmayı hiç akıllarına getirmezler mi? Kaldı ki kadınlar çalışma hayatına girdikçe ailenin tasarruf etme kabiliyeti kalmayıp maddi sıkıntılar çoğalmaktadır.

    Bu hususu 15 yıl önce dile getiren ABD’nin Demokrat Senatörü ve Başkan adayı Elizabeth Warren, “The Two İncome Trap- İki Gelir Tuzağı” isimli eserinde 1990’lı yıllardan itibaren kadınların çalışma hayatına girmesi ile birlikte ekonomik ve sosyal krizlerin artmakta olduğunu söylemiştir.

    Keza Suzanna Venker, aynı isimdeki kitabında feministlerin kadınları yuvalarından çıkararak kapitalizmin kölesi haline getirdiğini söylemiştir. ABD’de çeşitli seminerler vererek durumun vahametini anlatmaya çalışan bu kadınlar Amerikan toplumunda oldukça büyük destek görmüşlerdir. Nitekim Warren, Trump’ın şimdiden en büyük rakibi olup ailenin güçlendirilmesi konusunda kadınlarla ilgili çalışmaları sayesinde büyük başarı kazanmıştır.

    Bir başka Amerikalı Steven, karısının ev hanımı olarak aile bütçesine sağladığı katkıları yıllık olarak hesaplayıp internet hesabında paylaşmış, çocuklarına şefkatle baktığı gibi sağladığı parasal destekten dolayı minnettarlığını cümle âleme duyurmuştur.

    Evet, ev hanımlarının aile bütçesine sağladıkları katkı; çalışan kadınlardan çok fazladır. Her şeyden önce bakıcı, kreş ve yiyecek masrafları neredeyse kadının aileye getirdiği maaş tutarında olmaktadır. Diğer konularda da yani temizlik, giyim ve eğitim gibi konularda da ailenin ekonomik gücünü arttıran ev hanımları nedense bu feministlerin gözüne bir türlü girememektedir.

    Çalışan kadınlar, ev hanımlarından kat kat fazla tüketim yapmakta bu sayede kapitalizmin canavar çarkları arasında yuvası ile birlikte parçalanıp yok olmaktadır. Buraya kadar yazmış olduğum hususlarda binlerce saha araştırması yapılmış kadınların çalışma hayatına zorlanmasının meydana getirdiği kriz ve sorunlar bilimsel olarak ispatlanmıştır.

    Bu yazıda daha önemli bir konuya değinmek ve hükümetimizin dikkatini çekmek istiyorum. O husus da şudur; annelerin öğretmenliği…

    Evet, her insan düşündüğü takdirde en önemli eğitimini annesinden aldığını görecektir. Annenin öğretmenliği bebeklikten değil daha anne karnında iken başlamaktadır. Bir annenin yaşadığı olaylar karnındaki çocuğun bedenini etkilediği gibi ruhuna da tesir etmektedir.

    Örneğin namaz kılan bir anne karnındaki çocuğuna yaşamış olduğu huzur ile öylesine büyük hazlar yaşatmaktadır ki bunu başka bir şeyle yapmak güçtür. Sevinç ve tasası dahi çocuğun ruhunu etkilemekte yaşamı boyunca daima derinden gelen bir duygu ile yaşamını farklı kılmaktadır.

    Oysa çalışma hayatına devlet ve eşleri tarafından zorlanarak gönderilen kadınlar, iyi bir anne olamamaktadırlar. Eğitimde anne şefkati yerine bakıcıların verdiği zoraki bilgiler; şiddete meyilli ve topluma uyumsuz çocukların yetişmesi sonucunu vermektedir. Kadına şiddetin temelinde işte bu sevgisiz ortam çok büyük rol oynamaktadır.

    Bir hususu hatırlatmakta yarar var. Yazılarımda kadınların çalışma hayatına girmelerine yasak getirilsin demediğimi herkes çok iyi biliyor. Kadınların zorla çalıştırılmasına karşıyım. Bu konuda devletin ve kocaların yaptığı zorbalıktır. Türk ahlakına uymamaktadır.

    Bir erkek evlendiği zaman ailenin maişetini karşılayacağı sözünü vermiştir. Bunu yapamayacak kişi evlenecek olgunluğa gelmemiş olup, bu işe kalkışmamalıdır. Sağlık sorunları ise istisnai bir durum olup konumuz dışındadır.

    Müslümanlarda ve Türk ailesinde kadın çalışmaya zorlanamaz. Kendi bahçesinde ekip biçer, makinesi ile elbise kesip biçer, ister satar, ister kendi ve çocuklarına giydirir. Buna kimse karışamaz. Lakin “evimizin masraflarını karşılayamıyorum, sen de git çalış!” demek bize uymaz. Aile terbiyemize ve dinimizin verdiği ölçülere uymamaktadır.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesi olan “2023 hedefleri kadınımızın gücü olmadan gerçekleşemez”. Evet doğrudur lakin bu husus kadınların anne olarak evlatlarımıza kazandırdığı değer yargıları ile mümkündür. Yoksa kadınları üretimin kirli çarkları arasında boğarak ülkemiz ileriye değil geriye düşer.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kendini yaşamak; başkaları adına yaşamaktan vazgeçmekle başlar” dediği yazısında bakın neler söylüyor:

    “Evde misafirlere bir bardak çay vermeye üşenen kızın hostes olmak için çalmadığı kapı Yok sebep?

    2 kişiye çay vermek kölelik 200 kişiye çay vermek özgürlük, evde eşi ve çocuklarına çay hazırlayan kadın köle. İşyerinde onlarca erkeğe kahvaltı hazırlayan kadın özgür. Evde kocasının lafına katlanan kadın köle, İşyerinde ki erkek mesai arkadaşlarının lafına katlanan kadın özgür. Evde oturup çocuğunu büyüten kadın köle,

    Çalışan kadının çocuklarını verdiği kreşteki çocuklara bakarak çalışan kadın özgür.
    Kocasıyla birlikte kayınvalidesi ve kayınpederine yemek hazırlayan kadın köle,
    Patronu istediği için elin adamlarına yemek hazırlayan kadın özgür.

    3 çocuğun derdiyle ilgilenip onların eğitimini veren ve mutlu eden anne köle,
    Lise de 30 çocuk ile ilgilenip, eğitim veren, onların psikolojilerini düzeltmeye çalışan kadın özgür. Anne evi düzenlesin, yemek hazırlasın, çocuklarına baksın aynı zamanda çalışıp para kazansın”

    Kadınların omuzuna bunca yük yüklemek gerçekten de çok yanlıştır. Ev hanımının en büyük sıkıntısı, yaptığı üretimin görünmemesidir. Bu durum, ev hanımlığının ağır bir işçilik olduğunu gösterir. Çünkü evde zaman kavramı yoktur.

    Bu hizmet 24 saat süren bir faaliyettir. Hükümet çoğu zaman bunu anlayamamaktadır. Hâlbuki bu işlerin önemi, yerine getirilmediği zaman anlaşılır.

    Ev hanımların yaptıkları işler önemli bir meslek olup sigortalanmasını gerektirmektedir. Bakanlık öncelikle bu hususu ele almalı buna uygun yasalar çıkarmalıdır. Hükümet de kadınlara 3 çocuk doğurmalarını öğütlediği gibi memur maaşlarındaki aile ve çocuk yardımlarını sembolik olmaktan çıkarıp olması gereken düzeye getirmelidir. Eğer bunları yapmazlar ise samimiyetsiz olurlar ve inandırıcılıklarını kaybederler, benden söylemesi, vesselam…

    • Feyza diyor ki:

      Ne kadar dogru ve guzel bir yazi, yazardan ve paylasana tesekkurler. Allah razi olsun!

      • Misafir diyor ki:

        Allah cümlemizden razı olsun Muhterem Feyza Hanım Kardeşimiz!

        Nerede okuduğumu tam hatırlamıyorum. Ev hanımlarının ortalama 5 veya 6 saati televizyon dizisi izlemekle geçiyormuş.
        Eğer bu araştırma sonucu doğruysa dizi bağımlısı olan ev hanımları da ayrı bir tartışma konusu. Aslında hem sizin hemde değerli yorumcu kardeşlerimizin bu konuda da kıymetli fikirlerini merak ediyorum.
        Zaman ve emek için şimdiden teşekkür ediyorum.

        • Feyza diyor ki:

          Misafir hocam, sanirim ogretmensiniz, memnun oldum.
          Hocam bu dediginiz ev hanimlarinin dizi ve hanimlar adina duzenlenmis programlari izleme muptelasi oldugu hakkindaki arastirmayi ben okumamis olsam da gozlemledigim kadariyla maalesef bu arastirmanin dogru oldugunu goruyorum.
          Burada daha once ev hanimligi hakkinda yazarken aslinda bu konuya deginmistik. Yani ev hanimi ama eli telefonda, gozu dizide, dili laklakta bos ve malayani islerle kiymetli vaktini heba eden niteliksiz bir ev hanimligindan bahsetmiyoruz.
          Bu cok dogru bir nokta ama gercek su ki ev hanimlarimiz kitap okumaya dahi ayiracak zmn bulamayip pinpon topu gibi “gun’ler” arasinda mekik dokuyarak kendilerine bahsedilen bu zaman nimetini iyi degerlendiremezlerse vebali de nimetin mukabilinde daha cetin olacaktir.
          Kotu ornekler var , daha gecen gun birsey duydum sok ustune sok yasadim. Bir hanim ki surekli dini paylasimlar yapan bir hanim, esinden habersiz ikinci bir instagram hesabi acmis ve burda yayinladigi selfie, ozel paylasimlar vs…esi pat diye eve gelmis ve aniden telefonu elinden alip kurcalamis, hanimi da bosamak uzere dava acmis. Bu hanim bize geldi anlatti durumu iki gozu iki cesme agliyordu. Basiretim baglandi,ne diyecegimi ne yapacagimi bilemedim.
          Uc cocuklu mutesettir bir ev hanimi..
          Bu tarz olaylarin oldugunu biliyordum fakat evlenince insan dahq yakindan sahit oluyormus ve epey etkilendim.
          Bir insan esinden habersiz ikinci bir adres neden acar, neden resim koyar, neden gizli ise kalkisir, neden neden bir suru soru…
          Mesajlara cevap vermedim diyor hanim fakat gizli hesap acmak zaten karsidakinin guvenini sarsmaya yetmez mi, dinlesem ve uzulsem de kadina hak verecek tek birsey bulamadim. Bir yanda aglayan uc cocuklu bir hanim. Bilmiyorum dogru olan neydi, ne yapmak gerekirdi, simdi bosanma asamasindalar…
          Bunu aslinda bu konudan bagimsiz sitede ayti bir baslik altinda soracaktim sizlere. Ben mi su-i zanna dustum ya da bu hanimin beyi ikna edilirse nasil ikna edilir, daha dogrusu ikna edilmeli mi,ortada uc cocuk. Cok ozel bir durum ve gercek hayatta paylasilamiyor cunku isim lekelenmesi de ayri bir vebal.
          Bu konuyla su acidan ortustu ki, nefs bosluklari sevmez. Bos oldugu an hayirli bir isle mesgul olmayan insan serre yonelmeye daha musaittir ve ev hanimlarinin bu anlamda imtihani biraz daha fazla. Esasinda su ve sunun gibi bir durumda ilgilenecek is yine cok fazla nihayetinde cocuklar,okul,dersler,ev isi yemek, ibadet vs…ama yine de ufak tefek bosluklar ayagin kaymasi icin yeterli olabiliyor.
          Bu konuda sizlerin yani sitede okuyanve yazanlarin, abilerimin ablalarimin gorus ve izlenimleri benim icin onemli.
          Yazar, paylasirsaniz memnun olur ben de bir fikir edinmis olurum. Cunku bir yuk altinda hissediyorum kendimi, bir nevi katalizor konumunda kaldik.

          • ANA YÜREĞİ diyor ki:

            Feyza Hanıma;

            “Bir insan esinden habersiz ikinci bir adres neden acar, neden resim koyar, neden gizli ise kalkisir, neden neden bir suru soru…”

            Bazen her şey bir özenti ile başlar. Sonrasında şeytan sizi nereye sürükler bilemez, göremez olursun.
            Kendisinin kocası tarafından beğenilmediğini, çirkin olduğunu, dışarda ki kadınlarda olan alımlı görünüşün onlara has olup kendisinde olmadığını hissederek kendini aşağılaması, kadını bir başkası tarafından beğenilme isteği içine iter.

            Kocasına karşı yapmaktan utandığı duruşu, bakışı biranda yabancılara karşı sergilemeye başlar. İslam kocalarımıza karşı utanmayı getirmedi bize. Biz bunu anlayamıyoruz. Kocamıza karşı yapacağımız manalı baygın bir bakış, cilveli bir gülüş, endamlı bir oturuş, yürüyüş, kocamız tarafından namussuz, iffetsiz, ahlaksız bir kadın olarak algılanacağımızı düşünüyoruz. Aaa sen bu halleri nerden biliyorsun? Bu kıvraklıkta ne? Bu cilve ne? Yoksa sen dışarda başka erkeklere de mi böyle davranıyorsun? Şehvetperest biri misin? Bu düşünceler tamamıyla büyükler tarafından küçüklükten aşılanan yanlış düşüncelerdir. Bir kere bu düşünceleri var olan kadın kocasına böyle hissettiğini söylemeli. Açık konuşmalı. Bu düşünceler, sana karşı cilvemi ortaya koymama engel oldu. Bu seferde kadın olma istek ve arzumu yanlış yerde ispatlamaya kalktım demeli. Büyüklerimiz kız çocuklarına terbiyeli, ahlaklı olmayı öğretmek isterken kocana karşı cilveli ol demedi maalesef.

            Aslında Sema Hanımın “Eşim aşkım olsun” “Evlilik okulu” kitaplarını okumasını çok isterim. O zaman başka aşk macerası sevgi isteğine kapılmayız.

            Hiçbir koca kendi ile yalnızken karısının yaptığı cilveyi yargılamaz. Aksine mutlu edildiği için takdir eder. Dışarda sert konuşan kendisine cilve yapan, dışarda düzgün oturup yürüyen, kocasına endamlı olan kadını, kocası başının üstünde taşır.

            Bir kadın kadınlığını kocasına ispatlamaktan, en maharetli endamını göstermekten utanmamalı. Evin temizliği ya da yemek ya da çocuk hepsi kocanın memnun olmasından sonra gelir. Biz gezmelerin hanımefendisi gezme hanımı olduk, ev hanımı değil maalesef.

            Benim de üç çocuğum var. Ben de ev hanımıyım. Yemek işi hiç bitmez. Çamaşır sepeti de, çamaşır ipi de hiç boş olmadı. Ne yıkanacak, ne serilecek, ne ütülenecek, ne de temizlenecekler bitmiyor. Bitmez de. Bazen bir kitabı 1-2 haftada bitirebiliyorum. Yorgunluk halsizlik de cabası olur. Gündüz televizyonumuz hiç açılmaz.

            Sorun insanın başa çıkamadığı her şeydir. Eğer temizlikle başa çıkamıyorsam altın günü yapmam. Önce sorunun ne olduğunu iyi anlamak lazım ki çözüm bulunsun. Bu kadın bu duruma neden gelmiş? “Bu çok önemli!” Hiç kimseye değilse de kendine itiraf ederse eminim yolunu da kendi bulur.

            Adresinde ne kadar uygunsuz ya da uygun resim paylaşımı oldu bilmiyorum. Ama zina işlememiş. Biz çok çabuk hüküm kesiyoruz maalesef. Dini hükümlerimiz bellidir. Olayı zina boyutunda değerlendirmemek gerek. Eğer kocası boşarsa bu kadın bu günahını mutlaka tekrarlar. Hatta günahını büyütür. Kendini kocası tarafından terk edilmiş günahkâr biri olarak göreceği için bu günahın boyutu değişir, çoğalır ama kapanmaz. Tövbe edip pişmanlık duyup kocasından af dileyip bu işe onu iten duyguyu tespit edip çözerlerse affetmek Allah’tan dır. Allah’u Teala Nasuh tövbesi ile tövbe edenin günahını affeder. Bunu konuşmak, yargılamak, dillendirmek bize de kişinin kendisine de düşmez.

            Üç tane çocuk annesiz, babasız, yuvasız büyüyecek. Dışarda bir sürü yırtıcı hayvan ağzıma düşse diye fırsat kollayacak. Evet. Bir erkek için çok ağır ve zor. Ama eli altında, hükmü altında ki kişileri bir çırpıda gözden çıkarmaması lazım. Biri namusu diğerleri evlatları. Yıllarca süren evliliğini zina olmadığı sürece hemen bitirmek olmaz. Kabul etmek tekrar güvenmek zor ama imkânsız değil. Karısının ettiği tövbeyi Allah’u Teâla affederse kocasının içine de yeniden güven ve sevgi verir eminim.

            Naçizane fikrim kocasının ikna edilmesi. Şu zaman da evlilikleri muhafaza etmek zor. Fedakârlık ister. En büyük fedakarlığı kocasının yapıp yuvasını yıkmamak için fırsat vermesi gerek. Hepimiz bir yuvanın daha yıkılmaması için bu gece dua edelim…

            “Bu gece, Allah Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah Teala onları bağışlamaz. Hayırlı kandiller..

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Bana kalırsa yazdıklarınızdan daha fazlası da var gibi. Bahsettiğiniz durum da bardağı taşıran son damla olmuş. Yapılması gereken de büyükleri araya sokup kök sebepleri ve sorunları tespit edip onları çözmek ve yuvayı kurtarmak. Bu işi çözse çözse büyükler çözer ama doğru teşhis önemli. Bence mesele basit bir hesap açma olayı değil. Bu kadını iten şey neydi? Kocasını şüphelendiren şey neydi? Bu gibi soruların cevapları doğru teşhisi koyduracaktır. Basit bir ceza ile çözülecek iş boşanmaya gitmemeli bence.

            Selametle…

          • ALBATROS diyor ki:

            Muhtereme Feyza Hanım Kardeşim,
            ( Miraç gecesinden bu yana, nedenini bilemediğim teknik sorunlardan dolayı, gönderdiğim bütün yorumlar gönderir göndermez silindiği için bu cevap geç kaldı. Yoksa size anında dönüş yapmıştım. Şimdi farklı bir müstear isimle yazdım. Belki ondan, belki başka sebepten düzeldi bilemiyorum.)

            Zaman ve emek ayırarak yapmış olduğunuz kıymetli yorumunuz için Allah razı olsun diyorum.
            Hamiyetiniz ve gayretiniz şayan-ı tebriktir.
            Allah’u Teala iki cihanda yüzünüzü ak eylesin.Amin.

            Allah’u Teala cümlemize;
            duyguda,
            düşüncede,
            eylemde,
            istikamet versin. Amin.

            Bahsettiğiniz kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum. Rabbim, en kısa zamanda kalp ve gönüllerine itminan ve inşirah olacak çözümler ihsan buyursun. Amin.

            Sorduğunuz soruyla ilgili olarak…
            Bu tarz problemlerde ben hep şunu yapıyorum:
            İşini iyi bilen mihrabıyla barışık bir pskolok/pskiyatra yönlendiririm.

            En güzel iletişim yüz yüze yapılan iletişimdir.
            Sorunların temel köklerine inmeden,
            ilişkiyi yöneten temel dinamikleri bilmeden,
            Filmin nerede koptuğunu bilmeden tahminen yapacağım yorum ve tavsiyenin faydalı olmayacağı kanaatindeyim.
            ( Kendi adıma söylüyorum)
            Değerli yorumcu kardeşlerimin yorumlarını tenzih ederim.

            Sadi Şirazinin bir sözünü pek severim:
            ” Kime ok atma ilmini öğrettiysem, ilk önce beni hedef aldı!”

            SELAM VE DUA İLE.

          • Feyza diyor ki:

            Sevgili ana yuregi,
            Tesekkur ederim cevabiniz icin. Cok dogru noktalara parmak basmissiniz. Dort duvar sir ortusu derdi annem, yani kari koca arasinda ne yasandigini kesinlikle anlatildigindan fazla bilemiyoruz. Ben de anlatilandan fazlasini sormaya cok ozel bir durum olmadikca haya ederim pek soramam fakat bu durum cok ciddi oldugu icin biz bu hanimla epey konustuk.
            Ekseriyetle sizin dediginiz gibi olur, guzel sozler duymak icin disarida aranir mutluluk belki cogu zmn, fakat burada durum biraz tersi yonde ilerliyor.
            Isve, cilve, guzelllik hersey var hanimda fakat bu hanim kocasini kendine denk gormuyor.
            Hanim ailesinin evinde su an ben de rahatsizdim. Biraz barismalari icin destek olsak da durum erkek tarafiyla ilgili oldugu icin cok hassas ve bilirsiniz erkekler kadnlar gibi kolay anlatmazlar.
            Ben ise bana anlattiklarini gidip esiyle konusamam dolayisiyla aileler devreye girdiler ki bence en dogrusu buydu.
            Kitap konusunu aklima getirdiniz, musait oldugumda bu kitaplari hediye edecegim insaallah.

          • Feyza diyor ki:

            Fatih bey tesekkurler.
            Evet anlattigimdan fazlasi var fakat detaylara da cok girilmiyor. Baska hatalar da yapilmis diyeyim..
            Ayni zmnda bu hanmi bekarken de taniyordum. Tesetturlu de olsa cok alimli bir hanim ve esi de cok kiskanc bir erkek. Bunu onceden de biliyordum.
            Aileler girdi devreye, zaten dediginiz gibi en dogru yol buydu. Cunku cok hassas konular ve ben bir hanim olsam da esini ikna etme durumu esime duser. Bu konu ise ikinci bir erkege intikal etmemeli bana kalirsa , erkegn musadesi olmadigi surece saygisizlik olur.
            Insaallah duzelir, en cok cocuklari dusunuyor insan.

          • Feyza diyor ki:

            Albatros hocam,
            Guzel dualariniz icin can-i gonulden amin. Cok tesekkurler yorumunuz icin.
            Sitede gecen gun veri tabani baglantisinda zmn asimi olustu yaziyordu, ben de girememistim. Sonra duzeldi. Size de sirsyet etmis olabilir teknik bir sorun.
            Diger yorumcu kardeslerime yazdigim gibi, bu durum bizi asiyor. Yani asti…
            Sordugum zmn olayin cok tesirindeydim, karsimda aglayan bir hanim, cocuklar vs..
            Fakat elden birsey gelmiyor bu durumda cunku biz, koca tarafi konuyu esime acmadigi surece dis kapinn mandali hukmundeyiz ve mudahalemiz, tavsiyemiz hadsizlik olur.
            En dogrusu aileler devreye girdi. Bir psikolog yonlendirmesi de olabilir haklisiniz fakat once aralarinin duzelmesi gerekor cunku erkek ofkeli ve yonlendirilmek isteyecegini bu raddede zannetmiyorum. Hanim zaten annesinde,cocuklar da arada iste….
            Insaallah duzelir ve tekrar olmaz. Zor bir durum, icerigin en icerigini ise sadece hz. Allah c.c bilir.
            Hayirli geceler hocam.

          • ANA YÜREĞİ diyor ki:

            Selâmün aleyküm
            Geçmiş olsun Feyza hanım. Allah acil şifalar versin.
            Bizleri de durumdan haberdar ettiğiniz için teşekkür ederim. Şahsen ben yuva dağıldı mı diye dert edinmiştim, rahatladım.

            1.hanım-Bir hanim ki sürekli dini paylaşımlar yapan bir hanim, esinden habersiz ikinci bir instagram hesabi açmış ve burada yayınladığı selfie, özel paylaşımlar vs…esi pat diye eve gelmiş ve aniden telefonu elinden alıp kurcalamış, hanimi da boşamak üzere dava açmış. Bu hanim bize geldi anlattı durumu iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Basiretim bağlandı, ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. Üç çocuklu mutesettir bir ev hanimi..

            2.hanım-İşve, cilve, güzellik her şey var hanımda fakat bu hanim kocasını kendine denk görmüyor.

            1.ve 2. Hanım arasında dünya kadar fark var. Hele şu söylediğiniz söz ve hanımın bakış açısı üzerine “kocasını kendine denk görmüyor” sayfalarca yazı yazarım. Malum biraz elimin de düşüncelerimin de ayarı yok. O kadar çok söylenecek şey vardı ki içinden saydım ve yuttum. Dedi kodu yapmak istemediğim için uzatmayacağım. Gene şükür ki aileler araya girmiş. Bize susmak düşer. Önemli olan yuvanın devamı. Yuva yalnız karı-kocaya ait değildir ki. Çocukların evinin, yaşadığı, büyüdüğü, sahip olduğu ortamı dağıtmak bana göre çocuğa yapılan ihanettir. Allah yuvalarını daim ve huzurlu eylesin. (amin)

          • Feyza diyor ki:

            …ve aleykum selam sevgili ana yuregi,
            Tesekkur ederim. Onemli birsey degil soguk alginligiydi ama biraz zor gecti, sagolun.
            Ben cok detaya giremiyorum, sanki isim vermesem ve taninmasa da izni olmadan baskasinin ozelini paylasmak yanlis bir is gibi geliyor. Ama yuzeysel olarak biraz anlatmaya calistim.
            Bu sefer de konu guduk kaliyor tam anlasilamiyor.

            Bana gore herkes, her insan dini paylasimlar yapabilir. Yani dini paylasim yapmak bir insanin hakiki manada Allah korkusu yasadiginin ve Allah rizasini gozettiginin kistasi degildir. Ozellikle sosyal medya yayginlastikca ozdeyisler, ahlak dersi veren paylasimlar da son derece yayginlasti fakat bu durum toplumu ahlaki olarak daha iyi bir seviyeye cekmiyor ne yazik ki…

            Bazen insan, teoride neyin olmasi gerektigini bilir ama onu pratige dokemez. Bu onun gibi birsey.

            Sanal dunya hayatlarimiza girdiginden beri cift kisilikli insanlar zaten artti. Kendini oldugundan farkli gostermeye calisan, sozleriyle eylemleri birbiriyle catisan, hayalindeki insani kendi gercekligiymis gibi empoze eden cok insan var.

            Bu hanim tesetturde nirvana olmasa da ortulu bir hanim. Dedigim gibi guzel ve konuskan, neseli vs…
            Kendisine esini denk gormuyor dedigim konu ise dis gorunum anlamindaydi, kendini cevrenin de telkinleriyle cok guzel, herseyin en iyisini hakeden bir hanim olarak gordugunden ego yukseliyor ve esini de yanina yakistiramiyor. Yine cevreyi bilirsiniz, esi icn yakisiksiz sozler soyleyen bir cevre olunca bu hanim da akli selim davranip onu kotuye kanalize eden cevreden uzaklasmayi degil,sureten yaninda olsa da manen esinden uzaklasmayi tercih ederek var olduguna inandigi guzelligini sanal bir dunyada teshir edip (mustehcen paylasimlar degil ama yanlis paylasimlar) tanimadigi insanlardan guzelligine dair ovgu ve iltifat cumleleri alarak kabaran nefsini tatmin ediyor.

            Muhtemelen ic ses sunu soyluyor, ‘sen cok guzelsin, esin seni haketmiyor, gencligin dort duvar arasinda curudu simdi guzelligin de seni terketmek uzere, kesfedilmelisin…’
            Bu durumda ortaya iki kisilik cikiyor. Birincisi, mazbut coluk cocuk sahibi, mutesettir ve duzgun bir aile duzeni olan saglam bir hanim.

            Ikincisi, cocuklarindan vazgecmek istemeyen ama var olan aile yasami devam ederken guzelligini onaylayacak yeni bir cevre, bir arayis, bir macera arzusu..

            Bir nevi egoyu yani serri telkin eden nefsi tatmin etme icin yanlis yollara sapma cesareti…
            Ic dunyada bu iki kisi, ailede ise kari-koca catisiyor. Fakat cocuklar da var…

            Habersiz devam etseydi sanaldan aldigi iltifatlarla egosunu tatmn ederken, diger yanda da duzenli aile yasami devam edecekti. Ama esinden ucurum bir farkla uzaklasacakti. Yine huzursuzluk yasayacak fakat bunun sebebini kimseye izah edemeyecekti, sorunu kendi cikaracakti fakat kaynagi esiymis gibi gosterecekti hatta kendisi de oyle zannedecekti. Doyumsuzluk hissi had safhaya ulasacakti. Aradaki manevi ucurum, iliskiyi bu seviyete geriletirdi.

            Cunku esini hem fiziksel olarak begenmiyor hem de hakettigini dusundugu guzel sozleri esinden duyamiyor ama nefs ise onu kiskirtiyor, kiymetinin bilinmedigine dair…
            Benim anladigim kadariyla bu hanimi bu yanlisa surukleyen birinci etken guzelliginin harcandigini dusunuyor olmasi ve zararli cevresi,

            Ikinci olarak esini begenmiyor, yanina yakistiramiyor olusu.
            Ucuncu sebep ise, esinin kendini fazlasyla kiskaniyor olusu ki bu bana gore normal bir durum,
            olabilir.

            Fakat zaten ici fokur fokur kaynayan bir kazan dusunun, kapagini kapattiginizda o kapak pek yerinde durmaz. Daha buyuk bir enerjiyle kaynamaya devam eder.
            Yasaklar nefse tatli gelir. Bazi insanlarin hayati zaten kisitlidir ama bunu kendi kisitlamistir

            insnci geregi ya da karakteri geregi yani ozdenetimle ilgilidir. Ama bazi kisilere bu yasaklar agir gelir cunku icten gelen bir denetim degil distan gelen mudahaleyle baskilandigi hissi ic inatlasmaya dogru insani surukleyebilir.

            Erkek de haniminin cazibesinin farkinda oldugu icin ve daha once de bir iki kez baska ufak tefek hatalarina sahit olunca kiskanclik ve baskiyi artirmis olabilir. Ama ne kadar artirsa da siradan paylasimlar yaptigi birinci sosyal medya hesabini acmasina musade etmis olmasi da ayri bir konu.

            Kisaca bu bir dongu aslinda, mutlulugu disarda aramaksa yanlislarin bas sebebi.
            Ancak herseyde bir hayir vardir. Eger esi yakalamamis olsa belki bu hatalar selfie ve gizli hesap acimiyla kalmayacakti ve yeni yeni hatalar doguracakti. Zaten esini begenmeyen hanim, zmnla busbutun soguyup esini de kendinden iyice sogutacakti ve evlilikleri cehenneme donusecekti bu cocuklar yine perisan olacakti.

            Su durumda ise kadin, oncesinde kendine layik gormedigini esine kul kole olmaya hazir durumda. Bir soz vardir ya, en ideal erkek pisman olmus erkektir diye, burada ise kadin.
            Hatasinin faturasini cocuklariyla odeyecegini gordugu gun yasadigi pismsnligi gordum ve su an esi kabul ederse yuvasina dort elle baglanacak kivama gelmis durumda oldugunu dusunuyorum kendisini bu aralar goremesem de.

            Biz bir hanim uzerinden konussak da bu, bircok ailede yasanan bir durum haline geldi son yillarda. Allahu teala butun kardeslerimi dogru yola iletsin ve bizlerin de ayagini istikametten ayirmasin.

            Tesekkur ederim

    • Cihad diyor ki:

      Yazarın meseleyi pek kavrayamadığını düşünüyorum. Kadının evin dışına çekilmeye çalışılması kapitalist ve kalkınmacı ve maddeci zihnin bir ürünüdür. sıraladığı örnekler bunun en açık göstergeleridir.Bir örnekte ben vereyim; böreği börekçide yediğiniz zaman bu kayıt altına alınmış ekonomik bir eylemdir. Ekonomiye vergi,istihdam ve büyüme gibi girdiler sağlar ancak evinizde annenizin ve eşinizin ellerinde yediğiniz takdirde ekonomik anlamda kayıt dışıdır ve vergi ve istihdam gibi getirileri yoktur. Almadan vermek olamayacağına göre ekonomiye hiçbir girdisi olmayan ev hanımlarına meslek ve sigorta istemek -doğrudan doğruya- aileyi de kapitalizme açmak demektir. Aileyi şirkete ve evi de dükkana çevirir. Piyasanın hükümleri kısmen yuvamızın içine girer.hasbilikten hesabiliğe doğru yönelmeye başlarız. Kaldı ki bu rasyonel de değildir.(vergisiz meslek ve sigorta olursa…) Kış günü dışarda soba yakarak havayı ısıttığını sanmak veya beklemektir.

      Sigortadan kasıt bireysel emeklilik tarzında bir şey ise onu zaten yapan banka ve finans kurumları var.(Esasen bu sigortalama işi de sakat bir mantık çünkü tul-i emel gibi şeytani bir duyguyu ihtiva eder. Yüksek ve sağlam bina yapmayı tul-i emel sayan bir dinin mensuplarıyız. Sigortalama nedir Allah aşkına. Müslüman tevekkül ve fanilik içinde anı tefekkür eden insandır
      Hak şerleri hayr eyler
      Zan etme ki ğayr eyler
      Ârif ânı seyr eyler
      Mevlâ görelim neyler
      Neylerse güzel eyler…

      Sen Hakka tevekkül kıl
      Tefvîz it ve râhat bul
      Sabr eyle ve râzı ol
      Mevlâ görelim neyler
      Neylerse güzel eyler

      Hallâk-ı Rahîm Oldur
      Rezzâk-ı Kerîm Oldur
      Fa’âl-i Hakîm Oldur
      Mevlâ görelim neyler
      Neylerse güzel eyler…)

      Hem kapitalist bakış açısını ve sonuçlarını eleştirip, hem de yazıyı kapitalist ve maddeci ve dünyevi bir taleple bitirmek büyük bir çelişkidir.

      halbuki;

      Biz müslümanlar olarak, insanlığı, medeniyetleri,aileyi, şehirleri,tabiatı ve çevreyi önüne katarak bir kıyamete sürükleyen bu ideolojiden farklı bir yerde durarak ve farklı şeyler söyleyerek tüm insanlığa taze bir nefes ve kalplere ve ruhlara bir inşirah vermeliyiz veya vermeye çalışmalıyız.

      Evlerimiz bizim yuvamızdır. Yuvamızı ekonomi,piyasa ve menfaat gibi kavramlar ile değil evvela imanımız ve imanımızın meydana getirdiği değerler ve ahlaki prensipler ile şekillendirmeliyiz. Aile içindeki vazifeler bu mana nokta-i nazarından bakılarak tanımlanmalı ve bu şuur ile yapılmalı. Bir kadın için evine,çocuklarına ve kocasına yaptığı her iş onun için birer sadakadır, farz namazlarını kılmak şartı ile birer ibadettir.Aynı zamanda kocasının hasenatına da ortaktır.

      Bir kadının en büyük güvencesi ve sigortası refika-i hayatı olan kocasıdır sonra terbiye ettiği çocuklarıdır sonra kendi babası,abisi gibi akrabalarıdır sonra komşularıdır sonra dostlarıdır sonra kendi gayreti ve emeğidir sonra sadaka ve zekat gibi hayır müesseleridir.

      Yani toplum(veya aile) için güvence yine toplumun kendi içinde ürettiği değerleridir, geleneğidir ve örfüdür.Yani toplum el ele ve gönül gönüle vererek kendisini banka ve şirket gibi menfaat bezirganlarına sömürtmemektir.

      Bence AKP’yi doğuran ve büyüten ve bugünlere gelmesine sebep olan işte bu maddeci ve kalkınmacı bakış açısına sahip milyonlardır. Aile yıkılırken,ahlak yozlaşırken,toplumda sevgi,birlik ve güven çatırdarken, köprüler,yollar,hava alanları,barajlar vs. hızla yükselir. GSMH artar,lüks ve konfor bağımlılık derecesinde fazlalaşır. Büyümede rekorlar kırılır vs…..Ama hepsi de sevgi ve hürmet dolu bir kadının kalbi ve şefkat ve fedakarlık dolu bir annenin yüreği kadar etmez vesselam…

      Selam ve dua ile…

      • Feyza diyor ki:

        Cihad abi bakis acisi olarak sakat olsa da insanlarin beklentileri bu yonde oldugu icin, hanimlari evin disina degil de icine cekme adina yapilan bazi calismalar , ekonomik destekler kapitalist ve kalkinmaci zihniyeti curutmeye destek olabilir. Daha dogrusu kapitalist dusunceyi degilse de kalkinmaci zihniyeti curutebilir, kalkinma ugruna her yolu mubah goren zihniyete farkli bir alternatif sunulabilinir diye dusundum. Ama genel olarak benim de fikirlerim sizinle paralel, fakat herkesten bu hassasiyeti bekleyemiyorum.

        • Cihad diyor ki:

          Feyza hanım kardeşime,

          Dikkat çekmek istediğim husus şu aslında, örnekler üzerinden gidelim;

          Laikçi ve yasakçı baskı kalktığında, 4 yaşında çocuklara yasin ezberletmeye çalışan sübyanların ortaya çıkışı,

          Yaşlılık maaşıyla büyüklere hürmetin değil riyakarane ve menfaat esaslı tavırların inkişaf etmesi,

          Kızların (en azından..)başörtüsü ile okumalarına taraftar olurken, seküler ve karma eğitim ile bu kızların tanınmaz hale gelmesi,

          Laik ve seküler siyasetten kaçarken, en az onlar kadar laik ve seküler ama din kamuflajlı yeni siyasete aldanılması…vb gibi durumların tekrar etmemesi için ev hanımlığın rolünü tastamam olarak tarif etmek, fıtrata yaslanarak hakikati pervasızca söylemek, namaz kılınması için caminin dışına seccade sermek nevinden tavizler vermemek gerektiğini bilmek(çünkü sonuç ile yükümlü değiliz). Rabb-ı Rahimimize tam bir tevekkül ve samimi bir teslimiyet ile hakikatte sebat etmek. Örneğin kadının ev dışına çıkmasının getirisini ve götürüsünü Kur’an ve Sünnet çerçevesinde detaylı izah eden, bu konularda alan ve saha taramaları yapan yani bu konunun zihin haritasını çıkaracak, sınırlarını ve detaylarını aktaracak bir kitap veya vakıf gibi çalışma var mı? Yok. Anca ne var? Yukarıdaki yazıda olduğu gibi kadınlar meslek için evi terk ediyor. o halde biz ev hanımlığını meslek olarak tanımlarsak, kadınlar evine döner gibi bir sathilik var.(kim ne veriyorsa üç fazlası diyen siyasetçi misali..) Meselelerimize kafa yormuyoruz,ucuz ve kolay çözümlere itibar ediyoruz. Zihni bir tenbellik bizleri esir almış adeta.(Sizi kasdetmiyorum. Bu sitedeki yoğun gayretlerinizin şahidiyim.Allah razı olsun)

          Ehl-i dalalet taa tanzimattan beri emek harcıyor kadınları tahirp etmek için kitapsa kitap,dernekse dernek,dergiyse dergi her türlü girişim var. Sema hanım bugün niçin ilgi görüyor. Çok net konuşuyorda onun için. Bugünün kadınına “itaat etmelisin” diye sesleniyor, lafı eğik bükmeden. Ve gayret gösteriyor. İnsanların iç dünyalarındaki suallere cevaplar veriyor.(özellikle kadın-erkek ilişkilerinde). Yeterli mi asla.

          Özetle..

          Niyet amelin ruhu olsa da sıhhati için yeterli değildir.

          İlim,gayret ve ihtimam şarttır..

          وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ( insana çalıştığından başkası yoktur…necm:39)

          Selam ve dua ile

          • Feyza diyor ki:

            Cihad abi selamun aleykum tekrar. Biraz rahatsizdim kusura bakmayin, anca okuyabildim yazabiliyorum.
            Dediklerinize harfiyen katiliyorum. Hatta bundan yillar once Sema abla haber7’de yazdigi donemler, Nevzat Tarhan’indi sanirim, ‘Kinlarin ev ici emegi ucretlendirilmeli mi? baslikli ve konulu yazisini okumustum da hayret etmistim. Ev hanimligi, annelik gibi kavramlar bizim o donemki saf kalplerimiz icn ulvi kavramlardi cunku ve maddiyatla ortusturulememisti.

            Fakat zmn gectikce insan toplumun gidisati ve beklentilerine bakarak bazi ortusmeyen seyleri anlamaya calisiyoruz da ne kadar muvaffak olabiliyoruz orasi mechul…

            Dediginiz gibi bizzat bunlari anlatan yazi ve dernekler yeterli degil. Ancak dini egitim veren yerler dinin bir parcasi oldugu icin bu konulari dogal surec icnde talebelerine isliyorlar. Yani ornegin tesettur bahsinde.. Tabi herkes kabinca ve kadarinca nasiplenir bu veciz derslerden, kimsenn kalbine enjekte edemedigimiz icin bizlerin gucu biryerde yeterli olamayabiliyor ya da belki sozlerimizin kalbe tesir edebilecegi maneviyatta degiliz kendimizde de hata vardir.

            Yalniz su var ki, goruyorum.. Artik hakiki manada ehl-i taqva yasayan insanlar disinda herkesde bir dunya telasesi var abi. Herkes cocugunun iyi bir yerlere memur, ogretmen vs oldugunu gormek icin canni disine takip calismayi mukemmel ebeveynlik icin yeterli olarak goruyorlar.

            Kizlarinin calismasini ise ekonomik guvence gibi gorup aksi fikirleri zinhar reddediyorlar. Bu durumda siz kadinin evden cikmasi ile ilgili ne anlatirsaniz anlatin aldiginiz cevap “namusuyla calisacak ne var bunda, bu devirde grcinmek kolay mi hirsizlik mi yapsinlar hatta ileri gidip kadinlarin calismasi hususunu “insan icin kendi calistigindan baskasi yoktur” ayeti kerimesine baglayip bununla muhalefet edenler dahi oluyor.

            Bu durumda insanlar manevi olarak bu denli boslukta ve dunya gailesine dalmisken biz nefesimizi yine tuketelim isimiz bu, fakat insanlarin bir de maddi beklentilerini karsilayan bir imkan da olursa, en azindan iki turlu de para kazanacagim. Bari evimde oturur cocugumla ilgilenirim diyen kisiler de cikacaktir ki en azindan onlarin refahi saglanir. Cunku insanoglu emeginin somut ucretini almayi cazip gorur, odullendirmede manevi ikram uzak gelebilir ama bu gibi somut oduller tesvik edip motivasyonu artirabilir. Ornegin Cemalullah’i gormek bixim icin ne guzel nimettir ancak Kur’da ikram olarak insanlarn nefsinin hosuna gidecek hurilerden, kosklerden, iceceklerden…bahsedildigi gibi insann hayal etmede zorlsnmamasi icn belki de bu dunyada da bu nimetlern zilli yani golgesi yaratilmistir. Yani bu bir nevi motivasyon kaynagi diyelim verilecek cuz’i miktar.

            Kesin bir cozum mu degil, ama ne kurtarirsak,kac kisiyi bu toplumsal kalkinma, bana gore ise ucuz isgucu saglama carkina yem olmaktan kurtarirsak kardir hesabi..

            Tabi onceden bu gibi durumlsri suistimal eden cok olurdu. Dediginiz gibi yasli bakim olayi ornegin..icinde vicdan, merhamet gibi duygulsri korelmis insana milyardolar da verseniz edecegi sureten hizmet yasliya belki de eziyettir. Ama belki calismak zorunda olup da yaslisina bakamayan, arada kalmis ama kotu niyetli de olmaysn kisilere bu ek gelir bir motivasyon kaynagi olmustur da bakmislardir.

            Tabi ben isin prosedurlerinden cok anlamam, tahminen konusuyorum.
            Bunu suistimal eden de ck tabi, eskiden duyardim vefst eden babasinn maasini almak icin kocasindan resmiyette bosananlari… Hala devam ediyor mu bunlar bilmiyorum sagir sultan yani ben duyduguma gore devletin de kulsgina gidip onleyici tedbirler almislardir belki ama suistimsle acik mevzular oldugu muhakkak….

            Isin ozu abim, Allah rizasini gozeten insanlarda bunlara cok gerek olmaz. Arada kalanlara faydali olabilir ama maddi beklenti Allah rizasini egale ediyorsa bu fayda yine biraz sorun var demektir, insaallah o da zmnla duzelir, zit kutuptakiler zaten zinhar reddeder, hilekarlar da bir yolunu bulur, kilifina uydurur…:)

            Cihad abi size demek istedigim ikinci onemli husus, kardesiniz kucuk capta organik tarima basladi :) evin balkonunda tere, maydonoz, sus biber, pirasa ve taze sogan ekiyorum maasallah buyuyorlar:) siz gida konusuna cok onem verdiginiz icin bu mutlulugumu sizinle de paylasmak istedim…

          • Cihad diyor ki:

            Ve aleykum selam Feyza Kardeşim,
            Çok geçmiş olsun, Allah şifalar versin.

            Etraflıca ve güzel bir yorum olmuş. Allah razı olsun.

            Bazı çekincelerimi ifade etmek istiyorum.

            1) Bu teklif gerçekleşirse milyonlarca insan bu tekliften fayda görür. Ve bu durum bir ekonomiye dönüşür. Velev ki sonradan zararı çıktı veya zarar verecek duruma dönüştü. Bu durumu hangi siyasetçi değiştirebilir. Milyonlarca insanı kim karşısına alabilir?(Bu yönü ile geri dönülmez bir yoldur)

            2) Memurunu zor besleyen devlet bu parayı nereden bulacak?

            3) Saf, duru, samimi, hasbi ve karşılıksız durumları izah için “anne şefkati gibi” tabirini kullanırız. Esasen bu duygunun madde ile ölçülecek bir karşılığı da yoktur ancak cüz’i bir ücret dahi olsa ulvi olanı süflide, manayı maddede boğmuş olmaz mıyız? Veya boğar mı? Yarın böyle bir sonuç karşımıza çıkarsa ne yapacağız? 1.madde ile beraber düşünelim

            4) Kapitalizm yol açtığı bir soruna yine kapitalizm içinden bir çare üretmek bizi daha fazla kapitalist ve dünyevileşmiş bireyler haline getirmez mi? Evde ama dünyaperest bir anne makbul mudur?

            5) Teşvik niçin paraya münhasır olsun veya para gibi ayartıcı bir unsurla olsun. Toplum içinde onure etmek,takdir etmek ve yapılan işi hayırla yad etmek(siyaset,medya ve akademi vb çevrelerce) hem masrafsız, hem de zararsız bir yöntem değil midir?

            Sorular çoğaltılabilir ancak evvelende dediğim gibi bu konu mühim bir konu. Bu sebeple köşe yazılarından ziyade kitaplara,makalelere,araştırmalara ve konferanslara konu olmalı. Aileye konjektürel bakamayız. Bin düşün bir yap misali olmalı. Çünkü cemiyetin merkez üssü ve ferdin kozmik odası olan aileden bahsediyoruz.

            Bu soruları siz tersini iddia ediyorsunuz diye yazmadım. Muhatabı da siz değilsiniz, hepimiziz. Kaldı ki bunlar sadece benim aklıma gelen sorular.

            Son paragarafınız güldürdü..:) maaşallah tebrik ederim. Bende müstakil ev yapmaya karar verdim. Arazi bakıyoruz. İnşaallah arazi bulabilirsem, çiftliğimi kuracam..:)

            selamlar…

  6. Nuri diyor ki:

    Allah CC razı olsun. sizlerin sayısını arttırsın. asla ümidinizi yitirmeyin.
    İbrahim AS. tek başına bir ümmetti, doğru çoğunlukla tesbit edilmiyor kardeşim. mezarlarımızdan yanlız kalkacağız. Malcom X uyuyan bir mahalleyi uyandırmak için uyanık tek bir kişi yeterlidir deri.inşallah siz O istisna uyanıklardan biri olursunuz. erkekler ve özellikle kız kardeşler İmran ailesini çok iyi tanımalılar, Hani İmranın Hanımı (Hanne) Karnımdakini sana adadım diyordu… öyle bir samimi dua idiki doğan çocuk bir peygamber annesi oldu.
    Meryem o güne kadar erkeklere verilen bir isimdi. o günden sonra yanlız ve yanlız kız ismi oldu.
    Ölçümüz Allah CC’nin kitabı ve Rasulullah SAV.’ın sahih sünneti olmalı. ümidimizi kaybetmemeliyiz.

  7. Bir Adem diyor ki:

    Yazı için teşekkürler! Hele sözde çok dindar, yabancı erkeğe yüzünü bile göstermeyen, siyah çarşaflı babanneler kız torunlarının mutlaka üniversite hayatına dalıp ve diploma almasının peşinde. Damadına der ki (yine anaerkil sistemi), evlenmenize sadece bir şartla izin veririm. Üniversitesi bitecek. Yani aynı zamanda çocuk yapmanızıda yasaklıyorum hesabı. Tövbe Yarabbim. Nekadar şizofrenik bir tavır. Resmen diplomaya ve kariyere tapmaya başlamış bir kısım hanım kardeşlerimiz. Bunda babaların bir payı yok mu? Bilemem

  8. Misafir diyor ki:

    FEMİNİST BİR AKADEMİSYENİN İTİRAFLARI…

    “… Bir gün ders verirken anlam veremediğim bir sıkıntı içimi kapladı. Sanki gizli bir güç beni eve çekiyordu. Bu telepatik cazibeden kurtulamayacağımı anlayınca dersi yarıda kesip bölüm başkanından izin istedim. Bir taksi tutup eve gittim.

    İçimden bir ses,
    “ kapının zilini çalma, anahtarınla aç” diyordu. Bende öyle yaptım. Yavaşça kapıyı anahtarımla açıp içeri girdim. Evde korku verici bir sessizlik hakimdi. O telepatik güç, beni çocuk odasına çekiyordu. Kapı kapalıydı. Kapının koluna elimi uzatırken heyecandan bacaklarımın titrediğini hissettim. Kapıyı açınca gördüğün manzara karşısında donup kaldım. Bağırmak istiyordum, ama sesim çıkmıyordu. Hizmetci kadın, sırtını kalorifer peteğine dayamış uyuyordu. Ayakları çıplaktı. Bir ayağının parmağı çocuğumun ağzındaydı. Zavallı yavrum, kadının ayak parmağını meme yerine emiyordu.!..Ter damlacıkları yüzünde boncuklanmıştı.

    Bu manzaraya daha fazla tahammül etmem imkansızdı. Gözlerim karardı. Daha sonrasını hatırlayamıyordum. Bayılıp yere yığılmışım…Alt katta oturan anneme haber vermişler. Beni acele bir hastaneye yetiştirmişler. Gözlerimi açtığım zaman annemi başucumda oturuyor gördüm. Boğazıma hıçkırıklar düğümlendi. Başımı annemin dizlerine koyup doyasıya ağladım…

    “Bütün feministlerin canı cehenneme!” diye bağırıyordum…

    Oğlum şimdi altı yaşında. Özel bir ilkokula gidiyor. Haşarımı haşarı. Ne laftan ne dayaktan anlıyor. Beni sinirlendirmekten zevk alıyor. Sinirlendiğim zaman bütün pedegoji kurallarını unutuyorum.

    Belki aklınıza “ kocanızla tekrar birleşmeyi denemediniz mi? sorusu gelebilir. Bu fırsatı da elden kaçırmıştım. Çünkü o evlenmiş yeniden mutlu bir yuva kurmuştu.

    Başka bir erkekle hayatımı birleştirme cesaretini bulamıyordum. Evlilik teklifinde bulunanlar olmadı değil, ama kendime olan güveni yitirdim…

    Size bir itirafta daha bulunayım:

    Evvelce hafife alıp küçük gördüğüm klâsik ev kadınına şimdi saygı duyuyorum…”

    -ALINTIDIR-

  9. Abdullah Bir diyor ki:

    ZORUNLU BİR AÇIKLAMA VE BİLGİLENDİRMEDİR…

    Sayın Maraşlı’nın yönetiminde ki http://www.cocukaile.net sitesi cocuk, kadın, erkek, evlilik, aile ve bunların düşmanlarına karşı belli bir cizgide yaklaşık 7.5 yıllık mücadele ve bilgilendirme geçmişine sahip güvenilir, ciddi, konusunda uzman, samimi insanların takipci, yorumcu ve yazar olarak yer aldığı bir int. sitesi.

    İlk kurulduğu zamanlar da AİLE ve EVLİLİK DÜŞMANLARI’nın takipci sayısının düşüklüğü nedeniyle çok fazla dikkate almadıkları ve müdahaleye gerek görmedikleri de bir gerçek.

    Ancak, sitenin son 2-2,5 yıldır tıklanma-takipçi ve yorumcu sayısının gözle görülür bir şekilde artması AB fonlarında MAMALANAN içimizde ki hainlerin, FETÖCÜ alçakların ve onların hepsinin tasmasını elinde tutan ÜST AKLIN da dikkatinden kaçmamış olsa gerek ki siteyi işlevsizleştirmek, itibarsızlaştırmak, sabote etmek, sitede ki saf yürekli ve doğru bilgiye aç “sessiz takipçilerin” akıllarını bulandırmak için siteye “Masum, Mazlum, Mağdur, Eğitimli, Statü-Meslek sahibi ve sözüne itibar edilecek Müslüman kadın ve fikirleriyle, yazılarıyla bu kadınları destekleyen yorumcu erkek” kimlikli-maskeli TRUVA ATLARI yerleştirmeye çalıştı.

    Rabbime şükürler olsun ki bu burada bulunan basiretli ve zeki dostlarımız ile birlikte bu alçak ve hain yapının aşağılık planlarını büyük ölçüde bozmak ve onların yüzlerinde ki maskeleri düşürerek gerçek amaçlarını ortaya çıkartmak nasip oldu bize.

    Ama biz biliyoruz ki bu hainler bu vatana, millete ve devlete ihanet etmekten ve İLÜMÜNATİ ye hizmet-köpeklik etmekten asla vazgeçmeyecekler. Bu nedenle bizde bu satılmış hainlere ve aklını FETOŞ a kiraya vermiş olan Fetöcü mankurtlara karşı her zamankinden daha uyanık ve tedbirli olmak zorundayız.

    Eli kalem tutan, söyleyecek-yazacak sözü, ilmi, zamanı, gücü ve imkanı olduğu halde bugüne kadar bu sitede yorum yapmayan, çok az yorum yapan veya pek fazla etliye sütlüye karışmayıp sadece okuyucu olarak burada bulunan ve kendisine İNSAN-MÜSLÜMAN diyen hiç kimse sakın ola “aman benim yazacağım iki cümle veya bir bilgi ile mi bütün bu yanlışlar düzelecek, kötüler ve hainler kötülükten ve hainlikten vazgeçecek, ben olmasam-yazmasam da olur” vb türde hatalı ve bir İnsana-Müslümana yakışmayan düşüncelere kapılmasın.

    Bu mücadele de sahip olduğumuz ilim, zeka, basiret ile gücümüz, zamanımız ve ömrümüz olduğu sürece hiç bir şey yapmaz ve Sema hanımı yalnız bırakırsak bunun hesabını Allah’a veremeyiz. Çünkü Müslümanlar ve insanlar yaratıcıya yaptıkları her şeyin hesabını verecekleri gibi, yapma imkanı ve kudreti olup da yapmadıklarının da hesabını verecek.

    Bir Müslümanın Nemrut’a düşman olması yetmez, söylem ve eylemleriyle de Hz. İbrahimin yanında olması gerekir

    Çünkü bir İnsanın-Müslümanın “bir yerde bir yanlış-kötülük gördüğünde eliyle, diliyle o kötülüğe müdahale etmesi zorunludur, bunlara gücü yetmiyorsa da o yanlış veya kötülük için kalbinden buğz ( dua-beddua ) etmesi gerekir ki buda İMANIN EN ZAYIF halidir.

    Kendisine Müslüman veya İnsan diyen herkesin sahip olduğu ilim, zeka, güç ve basiret ile Müslüman, Aile ve erkek düşmanı olan şeytanın yeryüzünde ki çocuklarına karşı etkili ve ciddi bir mücadele veren Sema hanımın ve bu sitenin yanında, hainlerin karşısında olması boynunun borcudur.

    Bu vesileyle “temiz niyetli, yürekli bütün İnsan ve Müslümanların her türlü hayırlı düşünce, karar, iş ve eylemlerinde Rabbim yar ve yardımcısı olsun…

    Selam ve dua ile…

    • Misafir diyor ki:

      Kötülük yapmamak, iyilik yapmak değildir.

      İyilik için çalışmayıp uyuyan iyiler,
      Kötülük için çalışıp uluyan kötüler kadar kötüdür.

      İyilik ve hayır cephesine gönül vermiş her “ehli hal ve akdin”
      “tahribi engelleme ve tamir etme” gibi sorumlulukları vardır.

      “Senin ömrün hep şerleri seyretmekle geçmedi mi,
      Sen şerleri seyrederken, şerler her tarafı istila etmedi mi?”

      “Papazı götürdüler benden değil diye ses çıkarmadım,
      Hahamı götürdüler benden değil diye ses çıkarmadım,
      İmamı götürdüler benden değil diye ses çıkarmadım,
      Beni de götürürlerken ses çıkaracak kimse kalmamıştı zaten!”

      “Lafımın dostu, çilemin yabancısı” sözü kimler için söylenmiş olabilir?

      İyilerin pasifliği, kötülerin ve zalimlerin yakıtıdır.

      Vesselam.

  10. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Bakın kadını evden dışarıya çağıranlara dikkat edelim. Kadını ucuz emek olarak gören, emek arzını artırarak emeğin maliyetini düşürmeye çalışan kapitalist tezgahların, kulağına hoş gelen yalanlarına kanmayalım.
    Bu gidişat ne kadının, ne erkeğin, ne de çocuğun hayrına.
    Kadının erkekle bir arada çalışması caiz’ demek kolay değil, kadının bütün vücudu avret!
    “İslam şuna karışmasın, buna karışmasın.” diyorlar. Sen ona karışma asıl. Allah’ın dinine ne karışıyorsun?! Sen, yaratan Allah’ın dinine karışma hakkını nerden alıyorsun?! Allah-u Teâlâ kullarını yaratmıştır. Yaratan yönetecektir. Yaratanın da kanunları vahiy ile sabittir. Dolayısıyla “İslam oraya karışmasın, bu sahaya karışmasın, bu alana girmesin.” demek dinsizliktir, kâfirliktir!

    Ayette, hadiste bir şey beyan edildiyse zaten ona karışmıştır. Sen nasıl karışmasın dersin?! Kâfirsen açıkça söyle “Ben dinsizim.” diye. Yoksa hem “Müslümanım” hem de “Kur’an’ın bu işle ne alakası var?” diyemezsin. Kur’an hükümler beyan etmiştir.
    Hadis-i şerifte “Bir erkekle bir kadın sakın tek başına kalmasın.” (Beyhakî, Ma‘rifetü’süneni ve’l-âsâr, no:3337, 9/73) buyruluyor.
    Kadınların evde çalışması veya dışarda kadınlar arasında çalışması caizdir. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak erkeklerin de bulunduğu bir iş ortamında tesettürlü bile olsa çalışması caiz değildir. Çünkü günaha çekme ihtimali var.
    Zaten biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim’de şeytanın yaptığı iş tarif edilirken “Ellezî yüvesvisü fî sudürinnâs.” (Nas Sûresi:5) deniliyor. İnsanların kalplerine vesvese verme özelliği beyan ediliyor. Yani ona fıs fıs, buna fıs fıs.

    “Kalbim temiz.” diyorsun konuşuyorsun. Sen Allah’tan iyi mi biliyorsun?! Seni yaratan Allah diyor ki “Kalplerinizi birbirinize karşı çok temiz kalmasını istiyorsanız kadın-erkek arasına perde koyun.
    “Şüphelilerden kim sakınırsa ırzı ve dini bakımından kendini temize çıkartmış olur.”
    Bugün acaba kadınlar gerçekten bir ihtiyaç nedeniyle mi çalışıyorlar? Evet, elbette ihtiyaç ve geçim sıkıntısı nedeniyle çalışmak zorunda kalan kadınlarımız var. Ama ne yazık ki bugün kadınların büyük bir çoğunluğu, ihtiyaçtan değil, daha rahat bir yaşam ve lüks için çalışmayı tercih etmektedirler. Dikkat edin, daha mutlu yaşamak için demiyorum, daha zengin yaşamak için diyorum.

    Modern hayatın ve tüketim toplumunun bir zorlaması olarak bu sorun ortaya çıkıyor. Kadın çalışmalı ki, kocasına bağımlı olmasın, güçlü olsun, kocasına diş geçirebilsin. Sen de çalış ki, almak istediklerini daha rahat al, harcamalarını düşünmeden yap.

    Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin hadis-i şerifini hatırlayalım: Ebu Hureyre (R.A.)dan rivayete göre Kainatın Efendisi buyurdular ki:
    “Kadınla dört şey için evlenilir: Malı için, soyu için, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç ki; elin bol olsun, yani evinde ve yaşantında bereket ve huzur bulasın.”Demek ki huzur, paralı kadın da değil, dindar ve ahlaklı kadındadır.

    Değerlerimizi kaybediyoruz, yozlaşıyoruz. Bereket kavramını unuttuk. Sadece matematiğe inanır olduk. Evli çiftler nasıl hesap yapıyorlar? Bir maaş, bir maaştır, iki maaş, iki maaştır. Hâlbuki tek maaş, iki maaştan daha bereketli olabiliyor. İki maaş bir eve yetmeyebiliyor ama tek maaş evi gül gibi geçindirebiliyor. Çünkü ne kadar dikkat etse de kadın, işyerinde dini kurallara tam riayet edemeyebiliyor. Bu da kazancın bereketini alıp götürüyor. Bir de çift maaş, harcama, borca girme cesareti veriyor. İki maaş var, hadi ev alalım, şunu alalım, taksitle öderiz. Sonuç: Ödenmesi gereken taksitler, sonu gelmeyen borçlar, çocuklar için kreş parası… Hani daha rahat bir yaşam için kadın çalışıyordu?

    Bu hususta Abdullah b. Selam (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    “Kadınların en hayırlısı: Bakıldığında temizliği ve güler yüzlülüğüyle seni sevindiren, neşelendiren; bir şey emrettiğinde yerine getiren, itaat eden; sen yokken nefsini ve senin malını koruyan, hoşlanmadığın tutum ve davranışlardan uzak kalan kadındır.

    Kadının çalışmasıyla ilgili olarak erkeğe büyük bir sorumluluk yüklenmektedir. Eşinin iffetinin muhafazasını ve islamı yaşayabilme olanağını, eve fazla para girmesinden daha az önemsemek, erkeğe ahirette altından kalkamayacağı bir yük yüklemektedir. Tüm erkekler bunu düşünüp titremelidir.

    Kadının statüsü, kadını özgürleştirelim, kadın ezilmesin derken, yanlış giden işleri düzeltelim derken, bu sloganlarla ortaya çıkanlar bir de baktık ki başka vadilere savrulmuşlar. “Müslüman Feminist” olmuşlar. Başkalarının eğitim metotları, kavramları ve kurumları ile onlara hayranlık duyarak ve idealize ederek, onların hayat tarzlarını estetize eden yorumlarlara bir de onların “yaşam tarzlarını” hayal eden yaklaşımlar eklenince olan oldu işte.

    Son bir söz: Aile elden gidiyor. Aile elden giderse, geriye fazla bir şey kalmaz.
    Her kadın ve erkek bir başka kadının eseridir. Kadınlar sadece çocuk doğurmaz, toplumu doğururlar. Kadınlar kadın olmazsa, erkekler de erkek olmaz. Kadın “Ana”dır!!!

    • havva diyor ki:

      Ana Yüreği, yazdıklarınıza malesef çalışan bir bayan olarak hak veriyorum. Bizler kolaya kaçarak herşeyi maddiyatla halledeceğimizi sanıyoruz. Ama toplumun durumu ortada.

      Erkeklerle aynı ortamda çalışan kadınlar isteyerek veya istemeyerek aile huzurunun yokolmasına sebep oluyorlar. Düşünün şık giyinmiş makyaj yapmış kahkahalar atan bir kadınla birlikte çalışan erkek kendisini ne kadar kollayabilir. Sonuçta nefis taşıyor ve şeytan boş durmuyor.

      Süslü püslü olmasa da kahkahalar atmasa da pekçok kadın adabı muaşereti bilmiyor. Örneğin başı kapalı bir kadın oturduğu yerden kalkarken erkek gibi pantolonunun belini çekiştiriyor. İç çamarının askısını düzeltiyor. Diğer kadın arkadaşlarına belaltı ifadelerde bulunurken erkek çalışanı göstererek “aman o bizden oldu zaten” yada “o olmasaydı şimdi bir şey söylerdim” tarzında cümleler kuruyor.

      Bunlar erkeklerin gözünden kaçıyor mu sanki. O bizden oldu dediğin erkek anandan mı babandan mı mahremin nasıl böyle diyebiliyorsun. Bir de stajer öğrenciler var. Gencecik ama kendilerini teşhir etme heveslisi. Kıyafetler uygunsuz. İdareciler sessiz. İçler acısı.

      • ANA YÜREĞİ diyor ki:

        Erkeğin teşhirci bir kadından tahrik olması onun erkekliğin dendir. Bu harama bakmak olsa da, göz zinası olsa da bu onun imtihanıdır. Gözüne sahip olmak erkek için büyük bir mücadele gerçekten. Lakin bu yüzden erkek.

        Erkek-erkeğe, kadın-kadına birliktelik olmaması gerektiğine göre erkek-kadın arasındaki birliktelik fıtratından gelir. Helal yoldan olması için erkeğin mücadele etmesi gerek. Ama işi çok zor. Zira artık kadınlarımız evlenmekten uzak durduğu için, erkekleri göz zinasına sevk ediyor.

        Allah harama bulaşmaktan uzak eylesin!

  11. Misafir diyor ki:

    EV KADINI YETİŞMİYOR
    YAZAR: Kemalettin TUĞCU

    Ev kadını yetişmiyor! Bu, ıstırap verici, acı acı düşündürücü bir hadisedir. Bunun böyle olduğunun herkes farkında değil. Bilakis, iyiye doğru gittiğimizi sanıyor, kızlarımızın gözlerinin ev dışında olmasını bir medeniyet, bir ilerleme hali zannediyorlar.
    Hâlbuki işin iç yüzü böyle değildir.
    desek ve böyle olduğu anlaşılsa herkesi büyük bir telaş alırdı.
    dediğimiz zaman bunun ne büyük bir tehlike olduğunu kimse fark etmemektedir. Hâlbuki esasında bu, memlekette nebat yetişmemesinden daha acı ve cemiyetimiz adına tehlikeli bir olaydır.

    Bizi çekip çeviren, ahlakımızı düzelten, yaşayışımızı düzenleyen evlerdir. Ev kadını yetişmeyince bu evlerin bir otelden farkı kalmaz. Hepimiz avare birer insan olup kalırız.

    Gözlerimin önüne, müstakbel bir ev geliyor, bu evin beş tane anahtarı var. Büyük hanım bir okulda öğretmendir. İşi bitince eve döner. Anahtarla kapıyı açar, girer. Yorgun, argın bir köşeye çekilir.

    Daha sonra kerime hanımefendi teşrif ederler. Bir dairede memurdur. Onun teşriflerini gelin hanımefendinin bankadan avdetleri takip eder. Daha sonra evin babası, ihtiyar muhasebeci ve evin oğlu mühendis bey gelirler.

    Bu beş yorgun, artık gayrete gelip el birliğiyle bir yumurta mı kırıp yerler, hazır yemek mi alırlar bilmem. Benim bildiğim, bu evin ocağının tütmeyeceği, içinde aile hayatının bir türlü yerleşemeyeceği, olacak çocuğun terbiye edilmeyeceği ve hastaların bakılamayacağı bir yer olmasıdır.

    İşte şimdiki gidişimiz bu ev tipine doğru bir gidiştir. Cemiyet halinde yaşaması gereken insanlara ilk cemiyet evdir. Ailedir. Bir ailenin bütün fertleri kendi kazançlarının, kendi istikballerinin peşinde bulunursa elbette diğerlerini düşünemezler. Herkes silahı omuzda bir asker gibidir. Kendi işine ve ev dışındaki istikbaline bakar. Fertlerin maneviyatlarını besleyen, onları ana, baba eden evdir.

    Tam, tutumlu, bilgili, hamarat, evine bağlı ev kadınları birer birer içimizden eksiliyor. Yerlerine yenileri yetişmiyor. Çok faydalı bir şey olan okumak ve yazmak bizde, çok defa, okuyan kızın kocasına karşı kullanacağı bir silah haline geliyor.

    Azıcık bir tazyik karşısında kocadan ayrılıp hayatını kazanmağa kalkışacaktır. Zaten evlenmek üzere olan kızlardan bu çeşit sözleri sık sık işitiyoruz. Kurulan yuvayı ıslaha, o erkeğin huyunu düzeltmeğe, onu ev erkeği etmeğe çalışmadan hemen yollarını değiştirecekler.

    Okullarımızdaki ev idaresi, aile bilgisi adına okutulan şeyler, kızlarımıza kâfi bir fikir ve ev terbiyesi verecek durumda değil. Biz kızlarımıza saadeti yokluk içinde bulup yaşatma, erkeği ıslah gibi dersler, aile ahlakı terbiyesi vermeliyiz. Memur bayan, hâkim bayan yetiştireceğimize ev kadını yetiştirmeliyiz.

    Fakat maalesef, ev hayatı deyince, günün genç kızı, aklına süpürgeyi ve bulaşığı getiriyor. Düşmandan kaçar gibi ev hayatından kaçıyor, ihtiyaç bahanelerini buluyor, kazancının yüzde onu bile eve girmiyor.
    Günün en büyük tasası budur işte.

    Yeşilay Dergisi – Ağustos 1976 – Sayı: 513

    • Efsun diyor ki:

      Çalışmak deyince neden sadece para kazanmak olarak düşünüyoruz. Bir kadın bilime merak sarmıs olamaz mı? Fizik bilmek istiyor aklında ki bir projesini hayata geçirmek istiyor olamaz mı? Beynin sırlarını araştırmak genlerin dna yapisının sırlarını keşfetmek istiyor olamaz mı? Bilim kadını mühendis psikolog tarihçi arkeolog olmak istiyor merak ediyor araştırmayı seviyor olamaz mı? Bunların hiçbiri ev kadını olamayacağı anlamına gelmez. Çocuğun terbiyesinden de tek başına sorumlu olmadığı gibi bakımı da sadece kadına ait değildir. Eskisi gibi bir devirde yaşamıyoruz. Artık gençler daha fazla öğrenmek daha fazla bilmek ve daha fazla gezmek istiyor. Hayat sadece çocuk bakıp ev geçindirmekten ibaret değil. Bir de yazıda ‘o erkeğin huyunu düzeltmeye ev erkeği yapmaya çalışmak’ gibi bir şey denmiş. Kadınlar erkeklere annelik yapmak zorunda değil. Üstelik insan kolay kolay değişmiyor değiştirilemiyor. Her birey kendini eğitmek ve geliştirmek zorundadır. Memur bayan hakim bayan yetişecek elbette. Bu kadinların eslerine karşı bunu silah olarak kullanması onun eğitim eksikliğinden kaynaklanıyor. Çalışan kadın evini bırakıp gidiyor en ufak bir sorunda çabalamıyor gibi algılıyorum bu yazıda. Fakat hiçte öyle olduğunu sanmam. Çoğu kadın özellikle çocuğu varsa onun psikolojisini ön planda tutarak bu kararı veriyor. Kızlarımıza saadeti yokluk içinde bulup yaşatma görevini ögretelim çok güzel tabi ama teknoloji cağındayız insanlar değişiyor ve yeni nesil farkındalığı yüksek bir nesil. Kadinlar ev işlerinden kaçmıyor çalışan kadınlar da ev işi yemek yapıyor. Bilgi ve teknoloji çağında hayat çok daha fazlası evlerde oturmak kimse istemez. Zekasını enerjisini hayata dair fikirlerini kullanmak istiyor insanlar üretmek ıstiyor kısacası ve bu insanların iyi bir çocuk yetiştirmesinde ve yemek yapmasında engel değil. Insan her şeyi yapabilecek donan ve zekaya sahip. Söylediklerimde islama aykırı hir durum varsa lütfen bilgilendirin de öğreneyim. Sevgilerle…

      • Yahya diyor ki:

        Sn. Efsun,
        Size tavsiyem önce bu yazarın kim olduğunu ve ideolojisini öğrenmeniz, anlamanız. 76’dan bugüne nasıl bir ferasetle baktığını, tespitlerinin ne kadar doğru olduğunu ve yazarı doğru anlamanızı; gerekirse yazıyı bir defa daha okumanızı öneririm.

        Ülkemizde maalesef “çalışmak = para” kazanmak şeklindedir. Bu tespit doğrudur ve yerindedir. Bugün hangi bayana bunu sorsanız ekseriyetle bu cevabı alırsınız. “Kariyer yapma” işin bahanesi ve aldatmacasıdır. Kız anneleri bile, “aman kızım oku, diplomanı eline al, kocana muhtaç olma” demektedirler.

        Ayrıca ülkemizde mevcut hükümet politikaları ise kadını ekonomiye katma gayretindedir. Hükümet vermiş olduğu teşvik, destek ve imkanlar ile çalışmayı, kadına cazip hale getirmekte; hatta bazı tatlı sert uygulamalar ile psikolojik olarak kadını çalışmaya zorlamaktadır. Devlet nazarında makbul kadın, prim ödeyen bayandır, vergi veren bayandır ve tüketen bayandır.

        Kadının fıtratı gereği asli vazifesi vardır. Kimse kadına sen okuma, çalışma, para kazanma, topluma/insalığa faydalı olma dememektedir. Aksine kadının asli vazifesi iyi bir şekilde öğretilmeli ve belli bir denge içerisinde kadın hayatını sürdürmelidir.
        Bununla beraber, kadının asli vazifesi:
        arabaların üzerine uzanıp arabayı ve kendini teşhir etmesi değildir,
        dolgun ve pürüzsüz saçlarını ahenkle dans ettirmek değildir,
        müdürüne/patronuna çay vermek ve daha fazlasını yapmak değildir,
        bedenin %80’ini açıp şarkı söyleyip, ülkesini eurovision’da temsil etmek değildir,
        bakan olup, ecnebi memleketinde taciz edilmek değildir,
        (….)

        Bakınız yazar ne diyor: “Çok faydalı bir şey olan okumak ve yazmak bizde, çok defa, okuyan kızın kocasına karşı kullanacağı bir silah haline geliyor. “ Bunu yazar ’76 da söylüyor, bugün bu %200 bu şekilde.
        Yine özetle, yazar kadına atomu parçalamasın demiyor… önce yuvasına, ailesine baksın diyor… tabii anlayana!

        • Efsun diyor ki:

          Yahya bey katılıyorum size bu çalısma isteği para hırsı yüzünden olan kişi sayısı çok. Bunu aşmanın yolu iyi bir eğitimden geçiyor.
          “Adamın biri ben soylediklerimi islama dayandırmiyorum. Bu yüzden yanlışım varsa uyarın dedim zaten. Teşekkürler..

      • adamın biri diyor ki:

        “Söylediklerimde islama aykırı hir durum varsa lütfen bilgilendirin de öğreneyim.”

        Siz soylediklerinizi hangi ayete hadise vb. dayandirdiginizi soyleyin de ona gore cevap verelim. Yorumunuzu ne dinsel ne de bilimsel verilere dayanmadan tamamen gozlemlerinize gore yazmissiniz. Bana gore bu dogrudur benim gozlemim bu diyerek cozumlenecek basit meseleler degil bunlar. Ayrica Artik dunya soyle boyle o zaman boyle yapmaliyiz demenin dini acidan bir hukmu var midir gercekten, soruyorum? Mesela herkes oyle ya da boyle bankalarla iliski halinde diye faizin haram olmadigini iddia edebilir miyiz ya da kendimizi rahat hissedebilir miyiz? Bence herkes kendi kafasindaki dogrularini bir kenara koyup samimi bir sekilde dinimizin bu konudaki hukmu nedir diye arastirmali ve olmasi gerekeni tevile yoruma sapmadan kabul etmelidir. Saygilar

        • Yahya diyor ki:

          adamın biri kardeşim,

          Özetle:
          İslamı; kendimize, yaşantımıza uydurma çabası içinde değil,
          Kendimizi, yaşantımızı; İslama uydurma gayreti içerisinde olmamız gerekiyor…

          Selam ve dua ile…

          • adamın biri diyor ki:

            Aynen oyle, siz veciz bir sekilde ifade etmissiniz, tesekkurler Yahya abi

    • havva diyor ki:

      1976 yılında böyle bir yazının yazıldığını görünce şaşırdım doğrusu. Yıl 2019 tarihi yazılmış olsaydı da inanırdım yani.

  12. ali diyor ki:

    Ben de benzer sorunlardan muzdarip bir tıp talebesi olarak sizin durumunuza üzülmekle beraber bizim gibi düşünen hanım kardeşlerimin de olması yüreğime bir nebze su serpti diyebilirim.Benimde gerek kendi gerekse yakın çevremden edindiğim izlenimlerden yola çıkarak rahatlıkla şunu diyebilirim ki üniversitedeki bu fitne ortamından kurtulmanın en zararsız yolu evlenmekten geçiyor.Benzer fikirlere sahip bir erkek kardeşiniz olarak kendime ve arkadaşlarıma sürekli ettiğim duaya inşallah hanım kardeşlerimi de ekliyorum bu yazıdan sonra.Allah müslüman bilinç sahibi gençlere yine müslüman bilince sahip eşler nasip eder inşallah.İnanın müslüman erkeklerdede sizin gibi düşünen hanımefendilerle karşılaşamama korkusu var.Allah yardımcınız olsun

  13. Yahya diyor ki:

    Hanımefendi,

    Ferasetiniz, idrakiniz ve izdivaç teklifiniz için sizi tebrik ederim ve bu şekilde devam etmenizi temenni ederim.

    Beyefendinin kendini bilmesi ve teklifinizi açık sözlülükle reddetmesi ise güzel bir davranış. Ancak sizinde tahlil ettiğiniz gibi, dinen evlenme çağına erişmiş bir erkeğin evlenme olgunluğuna erişememiş olması son derece vahim… Bu bir yana, bir şekilde evlenip, aile kuran çiftler, Allah’ın emri & yasaklarından ve kendilerine yüklemiş olduğu mes’uliyetlerden bihaber. (ör: Müslüman kızlarımızın mehirlerinden bihaber olmaları gibi…)

    Esas üzerinde durmak istediğim husus ise: “hukuk fakültesi” okumanız.
    Hukuk fakültesi okudunuz bitirdiniz, mesleğinize başladınız. Peki; hangi hükümlerle hükmedeceksiniz?

    Selam ve dua ile

  14. Sadece Fatih diyor ki:

    Havva Hanım.

    Moralinizi bozmayın. Yalnız değilsiniz ve bu sitede hanım olsun bey olsun sizinle aynı dertten muzdarip bir çok kardeşimiz var ve derdimizin evlilik değil evliliğe karşı olan bakış açısı olduğunu buradaki herkes biliyor ve anlıyor.

    Evlenmeden önce siteyi bu konuda oldukça meşgul eden ve çoğunlukla negatif yorumlar yapmış ancak hiç ummadığı anda da eşiyle tanışmış ve evlilik kısmet olmuş biri olarak tavsiyem sabır ve dua ile beklemek. Gün doğmadan neler doğar.

    Ben başıma gelenleri uzun uzun yazmıştım burada, eşim de evvelden sizin yaşadığınız durumların benzerini yaşamış. Hatta ilk görüştüğümüzde kendisine çalışmasına çok sıcak bakmadığımı söylediğimde şaşırmış bu devirde böyle diyen kaldı mı diye. Kısmet oldu bir araya geldik.

    Burada yorum yazan ya da sessiz kalmayı tercih eden kardeşlerimiz de sebat etsinler bildikleri doğrulardan şaşmasınlar. Er ya da geç her zaman doğruluk yani hak kazanır.
    Öyle bir gün gelirki beyefendi kardeşlerimiz eve getirdiğiyle yetinen hanımlarla, hanım kardeşlerimiz de evin yükünü kaldırabildiği yere kadar sırtlayan kavvam erkeklerle karşılaşır inşAllah.

  15. Ahmed Rasim diyor ki:

    Allah(c.c.) sizden razı olsun. Eşinizi ve neslinizi sizin için göz aydınlığı kılsın. Takva yolunda ilerleyenlere sizi önder eylesin.

    Artık dualarımız sizinle inşallah. Allah(c.c) muvaffak eylesin.
    Sıratı müstakim üzere sabit kılsın.

  16. Abdullah Bir diyor ki:

    Yazının Müellifi Hanım Kardeşimiz’e…

    Siz pek farkında olmasanız da düşünce şekliniz, yazınıza yansıyan samimi uslubunuz, fıtratı bozulmamış kadınlara has kırılgan, duygusal ve naif yapınızla tahkiki iman sahibi bir Müslüman erkeğin arayıp da bulamadığı ve çok az bulunan “Müslüman Kadınlar” dan bir tanesi siniz.

    Kim ne derse desin, sizi eleştirirse eleştirsin lütfen Allah’ın her kuluna nasip etmediği bu durumunuzun, ayrıcalığınızın kıymetini bilin ve bu halinizi muhafaza edin.

    Çünkü siz çoğu kadının aksine dünya rahatı için ahiret yaşamını heba etmeyen nadir kadınlardan birisisiniz.

    İnşaallah bu haliniz yaşadığınız sürece devam eder ve Rabbim sizi, sizin kıymetinizi bilecek ve birbirinize göz aydınlığı olacağınız Müslüman bir erkek ile yuva kurmayı size nasip eder.

    Hayırlı düşünce, karar, iş ve eylemlerinizde Allah yar ve yardımcınız olsun hanımefendi.(Amin)

    • Ekrem Peki diyor ki:

      Genel konusuyorum :Fikir sahibi olmak güzel bir şey. Üniversite de geçen zamanlarimizda fikir dünyamızı büyütmeye çalışmalıyız.

      Sayın abdullah bir bey sizin yazdığınızda katılıyorum. Ettiğiniz duaya amin diyorum. Yorumunuzun devamina yazdığım için hoş görünüz.

  17. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Dünya hayatı hiçbir zaman kolay değil ki.Hele de bir gayeniz varsa…
    Bir tanıdığımın hayatını paylaşmak isterim.
    20 yıl önce liseyi bitiren bir hanım kızımız,üniversteye devam etmek ismedi.Derslerinde başarılı akıllı bir kızdı.Akrabalarında ki herkez üniverste mezunu.Hanım kızımız tüm baskıya rağmen, hem başını açmamak hem aile kurup çocularını kendi büyütme isteğinden dolayı üniverste hayatına girmedi.Tavsiye üzerine 20 yaşında kendisinden 16 yaş büyük birisiyle evlendi.Aileside nasıl olsa yaş farkı var evlilik devam etmez boşanır diye müsade etti.Şuan devam eden evliliğinden iki kızı bir oğlu var.Akrabaları arasında üniverste okumadığı veya çalışmadığı için aşağılandı.Lafının sözünün hiç değeri olmadı.Kimi zaman üniverste okuyum da çalışmayayım diye bile düşündü.İnsanların devamlı iğneli lafları onuda bıktırdıysada,artık bu tarz konuşmalara gülüp geçiyor.Kocasını annesinin iktidarına teslim etmemek için mücadele ediyor.Hem üniversteye gitmeyip hem de güzel huylu, akıllı evlatlar yetiştirdiği için çevrenin hasedi hep üstünde oldu.Kocasına haber vermeden çöp dahi atmak için dışarı çıkmadı.Zaten kocası olmadan dışarı hiç çıkmadı.Kocası olmadan annesinin evinde bile kalmadı.Çocuklarını 5 dk bile olsa kimseye bırakmadı.Ev oturmalarına,altın günlerine katılmadı.Hastalık, ölüm ve doğum haricinde kimseye gitmedi.Hep çocukları ve kocasıyla ilğilendi.Misafir gibi onları ağırladı evinde.Evleri hem kocasının hem çocuklarının yaşamına uygun düzenlenmişti.Devamlı ailece kitap okurlar.500 den fazla kitapları var.Ağzından kaynanası ile alakalı bir tek şikayet duyulmadı.Kocası da onu hep el üstünde tutuyor.Her işi beraber yapıyorlar.Tüm sorunları beraber göğüslediler.Nikahtaki keramet temiz niyetleri üzerine büyük bir sevgiyle birbirine bağladı ikisinide.Ailecek huzurlular.Olgunluk bir insanda yalnız ve yalnız gayesi,davası varsa oluyor.Üniverste okumakla değil.
    Evliliği düşünen genç kardeşim, mücadelen evlilikten sonra daha da büyüyor.Bitiyor sanma.Senin yuvanı huzurlu kılacak tek şey temiz niyetin olacak.Rabbim senin gibi düşünen ve senin düşüncelerine de sahip çıkıp sana destek olacak bir eş nasip etsin inşaallah.(amin)

    • Hüsna diyor ki:

      Havva hanım Allah yardımcınız olsun, sizin gibi düşünen kıymetli insanların olduğunu görmek umudumu yeşertiyor. Ben ilahiyat fakültesinde okuyor ve sizinle aynı duyguları paylaşıyorum. Okul okuduktan sonra çalışmamak, etrafımızdakilere neredeyse cinayet sebebi gibi geliyor. Okul okumamak da hakeza…
      Etrafımızdakilere baktıkça, bu tür güzel hassasiyetlerin nasıl rafa kaldırıldığına şahit oldukça, içimiz burkuluyor. Bizimki ilahiyat fakültesi olduğu için bir nebze de olsa Allah korkusundan bu insanlar böyle yapmaz diyoruz ancak malesef buralarda da yangınlar büyük.. Bazı oryantalist zihniyetli öğretim üyelerinin de insanların ahlakına nasıl saldırdığına şahit oluyoruz… Allah sizleri ve bizleri muhafaza etsin, istikamet üzere hayırlı ömürler nasip etsin vesselam.

  18. Recep Haksever diyor ki:

    Bayan çok güzel izah etmiş Allah razı olsun.

    Miras paylaşımı.
    Şahitlik
    Seçim hakkı.
    Nafaka
    Evlilik hukuku
    gibi konular Kuran a uygun hale gelmez ise bu durm devam eder.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

" Allah erkeğin eşi ile muhabbet etmesinden memnun olur, bundan dolayı ikisine de sevap yazar.Ve rızıklarını arttırır. (Hadis-i Şerif) "

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku