Tuğba Akbey İnan

Azıcık Sabır

Tuğba Akbey İnan Çarşamba, 16 Mayıs 2012
Boşanma haberleri evliliklerin kötüye gittiği üzerinden değerlendirilir genelde. Bense her boşanma haberinde çocuklar varsa hemen yaşlarına bakarım. Son zamanlarda özellikle 1-4 yaş arasında çocuğu olan çok sayıda ailenin yuvalarının yıkıldığını görüp, kızımı büyütürken atladığımız eşiklere bir çok kişinin takıldığını fark ettim. Çünkü çocuk bir yaşından dört yaşına kadar merak eden, karıştıran, peşinden koşturan, her şeyi kendi yapmak isteyen, inat eden, kendi kimliğini oluşturan, dediği olsun diye ağlayan, annesine son derece bağlı, oynamak isteyen sevimli bir yumurcaktır. Yaşadığımız pek çok kavga yeni ...yazının devamı için tıklayın

Hadi Hadi

Tuğba Akbey İnan Cuma, 27 Nisan 2012
Hızın kutsandığı eğitim modelinin çocuklarıyız pek çocuğumuz. Yavaş olana “uyuntu,” “ağırkanlı” ya da “uyuz” dendiği zamanların... Günde kaç kez “hadi” deriz ya da kaç kez duyarız, hesap etsek hızlandırıcı gücün o zaman farkına varırız sanırım. Oysa yaralarımızın merhemi için daha az stresli olmak, hayatı fark etmek, tefekkür etmek, anı ıskalamamak gibi öğütleri duyarız. İnsan bu kadar hızlandırılmışken nasıl “huşu” ile namaz kılmayı, hemen öfkelenmemeyi, sabrı tavsiye etmeyi, yavaş olana sabretmeyi başarabilir dersiniz? Küçükken–sonradan deforme etsek de, şimdi daha güzel anlıyorum sözün güzelliğini–“Acele ...yazının devamı için tıklayın

“Kızdırmayın beni !”

Tuğba Akbey İnan Çarşamba, 11 Nisan 2012
İnsanı okumak çocuğu okumakla mümkün oluyor bence. Anne olduğumdan beri toplumsal eğitim biçimimizi çok daha net görebiliyorum. Aynı zamanda çocuk olmanın bu ülkede ne kadar zor olduğunu da... Aslında bunu fark edince ve resmi büyüttüğümüzde evliliğe uzanan sorunların kaynağı da ortaya çıkıyor. Pek çok sebep var elbette, büyürken sürekli maruz kalınarak kanıksanmış yanlışlar anlamında. Bu yazımda birinden bahsedeceğim yalnızca. O da birini (özellikle sevdiklerimizi) kızdırmanın bir sevgi dili olduğunu sanma hallerimiz... Aslında yalnızca sevdiklerimizi dememeliyim. Hiç tanımadığımız insanların kızdırmalarına sabır göstermemiz ...yazının devamı için tıklayın

Daha Fazlasını İste!

Tuğba Akbey İnan Cuma, 23 Mart 2012
Geçtiğimiz hafta Medyasofa’nın düzenlediği (medyada çalışan hanımların oluşturduğu bir grup) bir panele katıldım. Notlarımı yazmak bir türlü kısmet olmadı ama söylenenlerin önemi açısından daha fazla bekletmekte istemedim. Panel Sibel Eraslan’ın moderatörlüğünde gerçekleşti. Prof. Dr. Edibe Sözen, Emel Magazin Dergisi Editörü Sarah Joseph, Balçiçek İlter ve Bosnalı sanatçı Biesra Suliç Boskalio konuşmacılar arasındaydı. Sarah Joseph İngiliz... Annesinin bir güzellik merkezi varmış ve çocukluğu, dışını güzelleştirmeye çalışan kadınlar arasında geçmiş (ki bu güzeller arasında mankenler, sanatçılar da  varmış). İnsanın içsel yolculuğuyla ilgili sorduğu sorular ...yazının devamı için tıklayın

Oyun İçinde Oyun

Tuğba Akbey İnan Salı, 06 Mart 2012
Hafta sonu kızımı çocuk tiyatrosuna götürmeye karar verdim. Araştırırken bize de yakın olduğu için Küçükçekmece Belediyesi’ndeki oyunda karar kıldık. Oyunun ismi Karagözüm Hacivatım.Tanıtımında da şu cümleler vardı; “Tuzsuz Deli Bekir’in yaramazlıklarından sıkılan ailesi Hacivat’tan yardım isterler. Bundan sonrası oyun içinde oyun...” Kızım Karagözle Hacivatı seviyor.Oyunun tanıtımda da eğlenceli olacağa benzediğine dair işaretler var. Gidelim dedik. Haklarını yememek lazım. Kimse ekonomik sebeplerle gitmiyorum gibi bahaneler öne sürmesin. Biletler yalnızca 1 TL idi. Yağmura ve soğuğa aldırmadan sanatsever anne ve kızı olarak düştük yollara...Zar zor ...yazının devamı için tıklayın

Aniden Misafir Gelirse Sendromu

Tuğba Akbey İnan Çarşamba, 29 Şubat 2012
Titizlik ve dağınıklıkla ilgili yazımdan sonra bu konuyla ilgili ne kadar çok hikayemiz varmış bir kez daha şahitlik etmiş oldum. Bu yazı da bir parça o yazının devamı hükmünde... Yanlış anlaşılsın istemem amacım dağınıklığa övgü düzmek filan değil. Seçenek şansım olsaydı kendime dağınık demezdim de üstelik. Ama öncelikleriniz farklıysa bazen “ kabul et dağınıksın ” cümlelerini de duyarız. Bir nevi o baskıya boyun eğme hali benim ki , kabullenilmiş yeniklik diyelim.:) (Bir hanım kendine nasıl dağınık der diye eleştirenler dilerim ne ...yazının devamı için tıklayın

Yorumlamak Sanattır

Tuğba Akbey İnan Pazar, 26 Şubat 2012
Nerdeyse altı ayı geride bıraktık....Yani tanış olduk her birinizle... En başından beri amacımız iyiye ve hayra dair adımlar atmak.Çocuk büyütmeyi de evlilik yürütmeyi de imtihan penceresinden görüp hayırlı olan için muhabbet adımları atmak için yazıyoruz ... Ancak adım atmayı göze alanların muhabbet kapısından gireceğine inanıyoruz bir de... Karşı tarafın attığı adıma bakmadan,karşılık beklemeden atılan adımların hayırlı olacağını düşünüyoruz... İstedik ki aynı kaygıyı duyan insanlar kendilerine ait buldukları sitede yazılanları okusunlar,yorumlasınlar...O yüzden en başından itibaren öğretmen edasıyla bazı şeyleri hatırlatmaktan kaçtım yayın ...yazının devamı için tıklayın

Mahalle Baskısı

Tuğba Akbey İnan Perşembe, 16 Şubat 2012
Ömrü boyunca dağınıksın etiketini duymuş biri olarak pek kanıksadım bu halimi.Hatta bir süre sonra kendimi şöyle tanıtacağım sanırım; -Merhaba Tuğba ben,dağınık Tuğba... Kimse etiketlemeden kaçayım hali,bir nevi kompleks :) İşte bu yüzden bu yazıyı dağınık birinin mantifestosu olarak okuyun lütfen...Yıllardır kendilerini “dağınıklığa tahammül edemem,çok titizim diye”  anlatan insanların mahalle baskısından bıkmış dağınığın manifestosu... Nedir bu titizlerden çektiklerimiz anlamıyorum. Gittikleri her yere evlerinin düzenini de taşımaya çalışanlardan, en ufak bir dağınıkta arkamızdan konuşacaklarına emin olmaktan,  sürekli yol yöntem dinlemekten yoruldum ben. Ve burdan seslenmek istiyorum kendilerine... ...yazının devamı için tıklayın

Gereksiz Hikayelerle Büyütülen Çocuklar

Tuğba Akbey İnan Pazartesi, 06 Şubat 2012
Bazen çok gereksiz hikâyelerle büyütülür bu toprağın çocukları. Hayat boyu hatırlaması mümkün olmayan şeyler, büyürken bir bir işlenir kalbine bir çocuğun, ne gerek varsa! Otuzlu yaşlarıma geldim, hâlâ bulamadım annelerin çocuklarına anlattığı bu hikâyelerin sebebini. Ne kadar acı dolu bir yaşamları olduğunun mu altını çizerler? Dert ortağı olarak çocuklarını mı seçmek isterler? Bir türlü çözemedim... Bir çocuk neden; “Seni hiç istemedim. Hatta ilaçlar aldım, zıpladım, dua ettim düş diye amma bir türlü düşmedin” diye bir hikâyeyle büyüsün ki? “Baban senin hep erkek olmanı istedi. ...yazının devamı için tıklayın

“Öf” Dememek Mümkün Değilken…

Tuğba Akbey İnan Salı, 31 Ocak 2012
Bazı anne ve babaların Allah’a her gün “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf’ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle” (İsra Suresi, 23. ayet) ayeti için dua etmesi gerektiğini düşünüyorum. Onca yok sayılmaya, fiziksel ve psikolojik şiddete, eleştiriye ‘öf’ dememek mümkün değilken bir ayetle frenleniveriyor insanın tüm duyguları. İman ne iyi bir yıkayıcı aslında... Çocuklarını ezerek, yok ...yazının devamı için tıklayın