Kızların Ölüm Fermanını Anneleri İmzalıyor

04 Şubat 2017Basından Röportajlar7 Yorum »

184130Hamit İzol 63 yaşında. İzol aşiretinin ileri gelenlerinden. Onun doğduğu topraklarda hep törenin sözü geçti. Çok insanın canı yandı, çok insan bazen akraba elinden gelen kurşunlarla hayatını kaybetti. Yeri geldi baba kızını, yeri geldi oğul babasını katletti. İşin içine töre girdiğinde, neredeyse her zaman hayat kaybetti, töre kazandı.

Babasının üç eşi, 10 çocuğu vardı. Biri resmi nikahlı, diğerleri imam nikahlı. Annesi babasının ilk eşiydi. Henüz 25 yaşındayken üzerine kuma gelince, susma yemini etti. Kocası ve kumalarıyla aynı evde yaşadı ama tam 50 yıl boyunca kocasıyla tek bir kelime konuşmadı.

Hamit İzol böyle bir evde büyüdü. Birlikte büyüdüğü amca kızıyla evlendi. Şimdi dört kızı, bir de oğlu var. Ama o farklı bir ağa oldu hep. Kızlarını baş tacı etti. Oğlu neyse kızları da o oldu onun için. Üstelik başkalarının çocuklarını da dert etti kendisine. Yıllardır, aşiret ve töre üzerine kitaplar yazıyor. Kitaplarına konu olan birçok hikaye kendi hayatından.

Son romanı Roza da bir töre hikayesi. Cesaret timsali Roza ile güzeller güzeli ablası Ğezal’ın başına gelenleri anlatıyor İzol. Bir gerçek hikaye. Olayın kahramanı Ğezal amcası tarafından öldürüldü. Geride bir yaşında kızını bıraktığında Ğezal henüz 20 yaşındaydı. Aile meclisinin kararı, annesinin ısrar ve onayıyla öldürüldü. Suçsuzdu. Onu ve çocuğunu aç bırakan kocasını tehdit etmişti: “Ya bize sahip çık ya da önüme çıkan ilk gazinoda çalışmaya başlayacağım” dediğinde, başına geleceklerden habersizdi. Ne kocası ona acıdı ne de ailesi.

Kocası aileyi “Kızınız kötü yola düştü” diye aradığında cezası kesildi. Suç 17 yaşındaki erkek kardeşe atıldı. Fakat Roza susmadı. Gerçekleri bir bir anlattı emniyet güçlerine. Şimdi katil amca hapiste. Roza devlet desteğiyle bilinmeyen bir yerde yaşıyor. Ğezal’ın küçük kızı ise Çocuk Esirgeme Kurumu’nun gözetiminde. Onun da nerede olduğu saklanıyor. Ailenin geri kalanı da hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyor. Hamit İzol, yeni kitabını, töreyi ve töreyle olan savaşını anlattı…

– Yeni kitabınız bir töre cinayetini anlatıyor.
– Çocuklarımız ölmesin diye yazıyorum ben bütün bunları. Aslında töre cinayetleri sadece Güneydoğu’ya has şeyler değil. Karadeniz’de de oluyor, Batı’da da. Ama Batı’dakinin adı aşk cinayeti oluyor. Hatta Avrupa’da, ABD’de bile yaşanıyor. Bunlar sadece bölge insanına özgü değil. Batıdaki insanlara yazıyorum daha çok. Bizi anlasınlar, tanısınlar diye. Kan davası, töre, evliliklerimiz, bağlılıklarımız dışarıdan hikaye gibi izleniyor.

– Ama yurt dışında da töre cinayetleri yine Doğulular tarafından işleniyor.
– Doğru. Şunu da söylemek lazım, Bizim bildiklerimiz basına, kamuoyuna intikal edenler. Bir de öldürülüp de gömülenler var, intihar etti denilenler var. Bu eğitimle alakalı bir şey. Anaokulundan başlamalı, orada öğretilmeli çocuklara. Ve bence devlet bunu ele alacak. Çocuk bunu okulda öğrenmeli, yoksa bu sonradan olmuyor. Bu sorunların çözülmesi için eğitim ve ekonomi çok önemli. İnsanın kendi öz çocuğunu öldürebilmesi için çok güçlü bir şey lazım. Kolay mı? Çocuğunu öldürüyorsun, onun ölüm fermanını veriyorsun. Anne diyor ki ‘öldür kızımı’… Bu kadının kararıdır.

– Kitapta da hep bunun altını çiziyor, “Kadın isterse engel olur diyorsunuz” ama erkeklerin oluşturduğu bir sistemde yaşıyoruz. Söz hakkı olmayan, ezilen bir kadın nasıl yapsın bunu?
– Kadın çok güçlüdür. Ve kadın erkekten cesaretlidir, erkekten daha dürüsttür bana göre. Kadının aydını çok yararlıdır. Ülkeyi, şirketi hatta dünyayı yönetir. Ama kadının cahili çok tehlikelidir. Adam da öldürtebilir, çocuğunu da öldürtebilir. Çocuğu yetiştiren anadır. Ananın aydın olması, o çocuğun iyi yetişmesinin en önemli garantisidir. Bizim ailede yaşanmış bir olayı anlatayım size. Biz de bir kan davası yaşadık. Amcam ve aşiretin en büyüğü, tepedeki adam. O zaman üniversitede okuyordum. Amcamın eşine, abla diyorduk. “Abla bu kan davasını durdur” dedim. “Altı çocuğun var, biz varız” dedim. Çocuk derken erkekleri kast ediyorum. Üniversitede okuyoruz, her an öldürülme tehlikesi yaşıyoruz. Amcamın eşi dedi ki “Erkek adam ya öldürülecek ya da hapse girecek. O kadar. Çocuğum ölse bile. Aşiretimin şerefi, çocuğumdan daha önemlidir.”

– Peki nasıl oluyor da bir kadın böyle bir noktaya geliyor, bu duyguları hissediyor?
– Cahil kadındaki deli cesaretidir. Aydın kadın da cesaretlidir. Ama o gücü, cesareti nerede kullanacağını bilir. Aşiret reisinin karısı hanım ağadır. Büyük bir gücü vardır. Ve onun için o güç, çocuğundan daha önemlidir. Aile küçüldükçe mahalle baskısı başlar. Bu arada kızlar çok cesaretli. Bakın bu kaçanların çoğunda, kızlar kaçalım der. Kaçacağına aileyi ikna etmesi lazım. Hiç kimseye anlatamıyorsa, valiye gidecek, emniyet müdürüne gidecek. Yardım isteyecek. Adam öldürerek yiğitlik yapılmaz. Bu temaların ne kitaplarda ne dizilerde kullanılmaması gerekiyor.

– Ne zaman değişecek bunlar, hep böyle mi gidecek sizce?
– Bir kız çocuğu var, aile hiç önemsemiyor çocuğu. Kız biraz çirkin, bakımsız. Köye bir öğretmen geliyor. Birbirlerine âşık oluyorlar. Hiç değer görmemiş kız, öğretmen ona değer verince heyecanlanıyor, kendine bakıyor. O öğretmenle, şehre gidiyorlar. Ve bir pastanede oturuyorlar. Sırf o pastanede oturdular diye kızı öldürdüler. Öğretmenin peşine düştüler, öğretmen kaçtı. Ki erkeğin ailesi “Evlensin bu çocuklar” demişti. “Senin oğlun bizim kızı kandırdı, pastaneye götürdü. Ölecekler” dediler. Oğlan izini kaybettirdi. Babayı çağırıp “Ya oğlunu kendin öldür ya biz öldüreceğiz” diyorlar. Baba sahte bir mezar kazıyor, “Oğlum burada yatıyor, öldürdüm” diyor. Bunlar gidip mezarı açıp, boş olduğunu görünce çocuğu bulup öldürüyorlar. Bu kadar cehalet olduğu sürece, hiçbir şey değişmez. Bunun tek çaresi eğitim. Size bir töre cinayeti daha anlatayım. Yöre ismi vermiyorum. Bir kız çocuğu birini seviyor. Aile karar alıyor. Kız 19 yaşında. Dayı oğluna öldürme görevi veriliyor. Çocuk kızı öldürüyor. Ama önce kızın ırzına geçiyor. Bunu doktor tespit etti.

– Erkeklerin hiç mi suçu yok?
– Kan davasında kadın kocasına, “Eğer intikam almazsan, benimle aynı yatakta yatamazsın” diyor. Anne, oğlunu çağırıyor “Git kardeşinin katilini öldür” diyor. Anne öldürülen oğlunun elbiselerini giyiyor, onunla doalşıyor ortalıkta. Gözüne sokuyor insanların. Evde hep bir yas havası, ağlaya ağlaya dolaşıyor. “Oğlumu öldürdüler, siz yemek yiyorsunuz” diyor. Kadın baskısı çok güçlüdür. Adam dayanamıyor ve kadının istediğini yapıyor.

Cumhurbaşkanımız cesaret gösterdi
– Romanın arka planında hep bir kardeşlik vurgusu var. Politik bir tavır söz konusu. Türk, Kürt, Arap kardeştir diyorsunuz.

– Evet çünkü sorunlarımız çözülürse kimse Türkiye’yi tutamaz. Şunu unutmayalım: Burası bizim ülkemiz. Hep dışarıdan bize insanlar gelir. Balkanlar’dan, Afganistan’dan, Suriye’den ama bizim gidecek yerimiz yok. İnsanlar sokağa dökülmüyorsa, bu barış sürecinin bir eseridir. Cumhurbaşkanımız orada büyük bir cesaret gösterdi. Eskiden küçük bir şey olsa insanlar sokağa dökülüyordu. Şimdi neler oluyor. Halk hâlâ barış bekliyor. O yüzden sokağa çıkan yok. Bence Cumhurbaşkanımız şaşırtacak yine bizi. İç düzenimizi sağlarsak, kimse bu ülkeye bir şey yapamaz. Biz içimize sokmayacağız fitneyi. Benim gibi düşünen, benden çok üstün insanların düşünceleri bu ülkeyi iyi bir yere getirdi. Bakın bu ülke kötüye gitmiyor. Böyle olduğu için bizimle oynamak, kimyamızı bozmak istiyorlar.

KIZLARIMIN HEPSİ OKUDU
– Sizin kızlarınızla aranız nasıl?

– Benim dört kızım var, dördü de üniversite okudu. En büyük çocuğum oğlumdur. Çocuklarımla aram hep iyi olmuştur.

– Sizin için oğlunuzun yeri ayrı mı?
– Hayır, hayır, hayır. Bazı yerlerde kızlarım bazı yerlerde de oğlum öne geçer. Elbette benden sonra oğlumdur. Ama bu demek değildir ki kızlarım ondan geridedir.

– Siz bunları yazıp çiziyorsunuz, bir kanaat önderisiniz. Size kızanlar oluyor mu bunları neden yazıyorsunuz diye?
– Ben her yerde anlatıyorum, özellikle kadının gücünü. Hatta bir aşiret reisi diyor ki “Bu Hamit ne anlatıyor?” Eşi de diyor ki “Doğru değil mi, sen bensiz hareket edebilir misin?” Ben kızımı hukuk okusun diye Kıbrıs’a gönderdiğimde bir arkadaşım beni çok eleştirdi. Bugün o aynı yere torununu gönderiyor. Ama bunu benden 20 sene sonra yapıyor.

BİZİM DAVAMIZDA 39 ERKEK, BİR KADIN ÖLDÜ
– Siz bir aşiret liderisiniz. Sonuçta sizin de elinizde büyük bir güç vardı. Ne oldu da aklınız değişti?

– Ben Siverek Lisesi’nde okudum, liseyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi’nde ziraat okudum. Dünyaya baktığınız zaman gerçeği görmelisiniz. Olay Siverek’le, ağalıkla bitmiyor. Bir dünya var, sayısız pencere var. Güzel yaşamak varken, silahlarla insanların ölümüyle uğraşmak ne kadar doğru? Gidip kan davası uğruna hiç günahı olmayan birini öldürmek ne demek! Bizim kan davamızda 39 erkek, bir kadın öldü. Amcamın oğlu gitti kendi babasını, kardeşlerini öldürdü. Biri eczacıydı, kolejlerde okumuş insanlar. İlk öldüren mimarlıkta okuyordu.

– Sizin kan davası nasıl başladı?
– Kız kaçırmakla başladı. 70’li yıllarda oldu. Amcamın oğlu teyzesinin kızını kaçırdı. Kızın kardeşleri amcamın oğlunu öldürdü. Altı-yedi yıl sürdü. Kan davasını bilmeyenler çok rahat konuşuyorlar. Adam öldürmeyi kolay sanıyorlar. Sen yıllarca gece gündüz, her an öldürüleceğini ya da bir yakının ölüm haberini bekleyerek yaşıyorsun. Böyle bir yaşam olmaz.

Sabah Gazetesi

Okunma Sayısı : 5.611

“Kızların Ölüm Fermanını Anneleri İmzalıyor” için 7 Yorum

  1. Yahya diyor ki:

    Bunun tek caresi islamiyeti yaymak ve yaşatmak.
    maalesef bu bölgelerde ve aşiretlerde dinimiz örf-adet olmuş, özü unutulmuş….

    Bu büyük yahudi ailelerinde de böyle… her şey para ve menfaat olmuş durumda…

  2. Hasret diyor ki:

    Yazarın söylediklerine katılıyorum. Cehaleti yok etmek için eğitim şart..öncelikle kız çocukların eğitilmesi gerekiyor ki toplumu aileyi yetistiren kadinlardir…eskiden kız çocuklarının okuması okula gitmesi ayıptı.bunun sebebi mahalle baskısı idi.sirf okula gitmesin diye kızların yaşları kimlikte büyük yazdırılmış. Kız okula gidince başına bir iş gelir bir erkek ona zarar verir endişesiyle bir nevi koruma iç güdüsü ile yapıldığını da söyleyebiliriz…

    Bir dönem yapılan barış sürecinin bir yansımasını da bugünler de gördüğümüz konusunda yazarla hem fikirim. Bazı kesimler barış sürecinin hata olduğunu söylemişlerdi. Oysa bugün barış sürecinin meyvelerini topluyoruz.yoksa bu zor süreçlerden geçtiğimiz günlerde doğunun bu denli sessiz olması devletten yana olması beklenemezdi.barisa hasret kalmış toplum barıştan ve barışçıl olan devletten yana…

  3. gulpembe diyor ki:

    Mirastan pay alamayan , uzerine gelen kumaya engel olamayan, zaruret halinde bosanamayan kadinin ne gucu olacak?
    Kizlarini olume gonderen anneler, var olan erkek kralliginin gonullu koleligini yapan, erk’e kendini ispatlamaya calisan , kraldan cok kralci bir avuc zavalli sadece…tipki gecen gunlerde mecliste hemcinslerinin uzerlerine yuruyen kadin milletvekilleri gibi agalarinin sadik savascilari…

    kan davalarinin kokeninde sermaye kavgasi var, yoksulluk her safhada hissedildigi icin aileleler hayatta kalmak adina diger aileleri ekonomomik ve nufus olarak zayiflatmaya calisiyor. Kiz kacirmanin sebbep gosterildgi kan davalarinda da ayni saik var. kiz cocugu aile icin, tarlada evde calistiracagi bir is gucu, yahut yuksek meblag karsiligi evlendirerek gelir elde edecegi bir kaynak. Kiz kactigi zaman ,mal karsi tarafa bedavaya gecmis oluyor. Hazimsizlik bu. Yoksa boyle zihniyetlerde, kadina cok kiymet verdikleri icin ona namus, seref demezler. Akli fakir olanlarin tek serefi vardir o da para..parasi olana itibar gosterirler- neden koyluler agalari icin olume gidiyor, asiret serefi falan hikaye; topraklarinin esas sahibi toprak agalari da ondan-, ayni sekilde parasi oldugunda itibar goreceklerini sanirlar ki bu butun turkiyenin genel sorunu zaten.

    R. Edgertanin hasta toplumlar diye bir kitabi var,kitapta anafikir su; ulkeler sadece baskalarinin disardan mudahelesiyle yikilmaz, bazen toplum degistirmedigi , sorgulamadigi dejenere olmus nesilden nesile aktarilan deger yargilari yuzunden kendi kendini bitirir diyor ve tarihten bunun cok carpici orneklerini veriyor.nasil ki her toplum hastadir ama bazi toplumlar daha fazla hastadir,insanlar sahip olduklari orf ve adetleri kutsamak yerine onlarin insanliga faydali olup olmadigini her daim sorgulamali ve buna herkes once kendinden baslamali.

    • Hasret diyor ki:

      Ne kadar da kolay konuşmuşsunuz..
      Doğuda kız çocukları sermaye kapısı olarak görüldüğünü söylemişsiniz. Alakası yok ..kız kaçırmanın sonucunun ölüm olmasının sebebi sermaye,para değil namus ve ayıp kavramdır. Kız kaçtığı yada kaçırıldığı zaman mahalle baskısı dediğimiz kavramlar ortaya çıkar. El neder? korkusu yüzünden bu cinayetler.bu bazen öyle bir boyuta gelir ki sırf aynı asiretten olduğunuz için sizde ölüm korkusu yaşarsınız…

      Doğuda kadına takılan altınlar kadınındir.kadin sermaye olarak görülmez bu batı insanın algısıdir.ayrica yazarında bahsettiği ve bir once sema hanımın da yazisinda bahsettiği gibi doğuda da kadınlar yönetiyor. Kadın sanıldığı gibi pasif değil. On planda erkek görünsede kadınlar söz sahibi..benim ailemde de durum öyledir …

      Herkes kızlarını uni gönderiyor meslek sahibi olmasını istiyor.durum eskisi gibi değil. Kan davaları yok denecek kadar azalmaya başladı..buda eğitim sonucu.toplumlar egitildikce cehalet kaybolacaktir inş….

      • gulpembe diyor ki:

        Evet kolay konustum , cunku benim bir asiretim yok.
        Hayir, kolay konusmadim, cunku bu meselede kanaatimi olusturan okudugum kaynaklar, seyrettigim belgeseller, edindigim asiretli arkadaslarim var.

        iktidara ortak olmak farkli, iktidarin izin verdigi olcude soz soyleyebilmek farkli seyler. Mesela kadinin ustune kuma getirilirken rizasi dinlenmez ama ilk es olmasinin verdigi kidemle istedigi kumayi dovdurtmek, cocuklarina adaletsiz davrandirabilmek…gibi bir iktidari soz konusu olabiliyor kadin her zaman pasif degil dogru, hemcinslerine sirretlige gucu var.

        dugundeki altinlar kadina kaliyorsa bizden one gecmisler demektir,bizim altinlar kocalar is kuracak diye gitti, gidis o gidis:)))

        son paragrafiniza katiliyorum ve bu beni cok sevindiriyor.

        • Hasret diyor ki:

          Dışarıdan gözlemlerinizi yazdığınız belli oluyor.böylesine bir hayatı yaşamayıp yorum yapmak kolaydır ancak anlamak ,anlamaya çalışmak zordur vesselam…

          Alenen bir ortaklık var diyemem .görünürde erkek egemen gibi ama geri plana baktığınızda kadının dedikleri oluyor.ama bunu dillendiren yok..tıpkı siyaset gibi görünürde farklı içeriği farklı..

          İslam da bile ilk hanımın rızası aranmaz iken doğuda veya başka bir yerde ilk hanımın rizasinin aranması şaşırtıcı olurdu gulpembe hanım..
          ayrıca kadının üzerine kuma getirmesi gerektiğini bizatihi başka bir kadın yani erkeğin annesi istiyor malesef:((

          • gulpembe diyor ki:

            Ayni seyi soyluyoruz, erkek iktidarinda yer bulamayan kadin, hemcinsleri icinde guc savasi veriyor. Kumalar yada gelin kaynana iliskileri bu ataerkilligin arizalari zaten.

            Kadin saliha ise ve kocasi kuma getirerek onu incitecekse bunun bazi islam alimlerince caiz gorulmedigini ictihat kitaplarindan okuyabilirsiniz. Nitekim Malezyada cokeslilik serbest birakilirken, ilk kadinin rizasina bagli kilinmasi bu ictihatla yola cikilarak uygulanmaktadir. Cunku kumali evlililkler problemli ve mutsuz aile yapilari olan evliliklerdir. Saglikli bireyler yetismesinde ve toplumun refahi acisindan risklidir.
            Ayni sekilde kadin mutsuz olacagi kumali evlilige katlanmak zorunda degildir. Bosanma kapisi aciktir. Eger siz bu dogal kapiyi kapatirsaniz, yazida da gectigi gibi 50 yil ayni evin icinde oturup kocasiyla konusmayan kadinlarin ,“susma orucu adetleri” gibi sapkinliklarin toplumda yayilmasina firsat verirsiniz.

            Insanlarin “el ne der”derdinin olmadigini soylemedim, torunlarinin “el ne der”diye oldurdukleri insanlarin ve “ayip”diye bildikleri seylerin,aslinda dedelerinin sermaye kavgasiyla basladigini anlatmaya calistim.

            Son olarak, disardan konustugumu zannetmiyorum. Ben iki yil kurtlerin haklari icin calisan bir vakifta tek kurus almadan ustune kendimden harcayarak hizmet verdim, dogunun farkli yerlerinden farkli insanlarin farkli ve INANILMAZ hikayelerini dinledim. Bir meseleye empati yapabilmeniz icin basiniza gelmis olmasi gerekmiyor, en azindan benim icin oyle. Bunu konuyu benim de sahiplendigimi gorebilmeniz icin yazdim.

            Sevgiler..

Yorum yapın

Röportajlar

Kızların Ölüm Fermanını Anneleri İmzalıyor

Hamit İzol 63 yaşında. İzol aşiretinin ileri gelenlerinden. Onun doğduğu topraklarda hep törenin sözü geçti. Çok insanın canı yandı, çok insan bazen akraba elinden gelen kurşunlarla hayatını kaybetti. Yeri geldi ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Güzel ahlak; cömertlik, bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. “ Hasan-ı Basri

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku