Müslüman Nasıl Feminist Olur!

15 Nisan 2019Sema Maraşlı11 Yorum »

sema1-Müslümanın feminist olması için inandığını iddia ettiği kitaptaki, Kur’an-ı Kerimdeki bazı âyetleri yok sayması gerekiyor.

Öncelikle Nisa suresi 32. âyete karşı çıkması gerekir feminist olmak isteyen kişinin. Yaratıcımız bu âyette kadın ve erkeği birbirinden farklı yarattığını açıkça beyan ediyor.

Rabbimiz bu âyet-i kerîmede kadını ve erkeği farklı meziyetlerle, birbirinden üstün vasıflarla donattığını vurgularken, iki cinsiyetin birbirlerine özenmemeleri için de ihtar ediyor.

Yaratılışta zıtlık ve zıtların birbirini bütünlemesi vardır. Davranışlarımızı yöneten beynin yapısında ve hormonlarımızda kadın ve erkek arasında ciddi farklılıklar vardır.

Feminizmin felsefesi ise kadın ve erkeğin birbirine eşit olmasıdır. Bizim başörtülü kurnaz feministler biz eşitliği değil, cinsiyet adaletini savunuyoruz diyorlar fakat bakıyoruz başlık dışında bütün söylemleri eşitlikçi feministlerle aynı.

Feministler kadın ve erkek arasındaki farklılıkları inkar ederler ve bu farklılıkların doğuştan (feminizm yaratılışı inkar eder) değil, sonradan aile ve toplum tarafından öğretildiğini iddia ederler. Bu yüzden feministler ısrarla “toplumsal cinsiyet eşitliğini” savunurlar. Zira farklılıkları kabul ettiklerinde feminizmin bir anlamı kalmaz, kendileri ile çelişirler.

Nisa suresi 32. âyeti kerime’de Rabbimiz “Farklı vasıflarda üstünlükler verdim, birbirinize özenmeyin” buyuruyor. Yani feminizmin felsefesi İslam inancının tam zıddı. Bu yüzden hem feminist olup hem bu âyette inanıyor olamazsınız. Birinde samimi değilsinizdir. Âyeti inkar ediyor, âyetin aksini savunuyorsanız zaten Müslüman değilsinizdir.

Geçen aylarda bir sohbet ortamında başörtülü bir feministle konuştuk bu konuyu, bana ısrarla kız çocuğu ve erkek çocuğu arasında bir farklılık olmadığını anlatmaya çalışıyor. Hadi ben inandım diyelim, sen inandığını iddia ettiğin kitaptaki bu âyeti görmezden geldiğinde senin durumun ne olacak? Kişi bir tek ayeti bile kabul etmese dinden çıkar.

2- Feminist olmak için Nisa suresi 34. Âyet-i Kerimeyi de kabul etmemek gerekiyor. Zira bu âyet-i kerimede Allah (c.c) erkeklerin kadınlar üzerinde “Kavvam” olduğunu yani erkeklerin, kadınlar üzerinde koruyucu ve yönetici olduğunu söylüyor açıkça. Ve bunun iki sebebinden birini de Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olmasından kaynaklandığı bildiriliyor. Koruma ve yöneticilik vasıfları yönünden erkekler kadınlardan üstün yaratılmış.

Erkeğin evin idarecisi olduğunu ve kadın “nüşuz” aile birliğini ve huzurunu bozacak dik başlı davranışlar sergilediğinde erkeğin uygulaması gereken yollar sayılıyor âyette. Gayet açık bir âyet. Hem bu ayete inanıp hem feminist olamazsın. Tamamen feminizm felsefesine zıt bir âyet. Biri olduğunda öteki olamazsınız.

3- Nisa 34 de: “Fessâlihâtu gânitâtun” buyuruyor Rabbimiz: “saliha-iyi-makbul kadınlar, gönülden seve seve itaat eden kadınlardır” buyuruyor. Bu âyeti bazıları “Allah’a itaat eder” diye tefsir ediyorlar. Allah’a ve Allah rızası için de kocasına itaat eder. Zira âyet karı-koca hukuku üzerine ve âyetin başında Rabb’imiz erkeği evin reisi tayin etmiş. Kocaya gösterilecek saygı tabii ki bu hükmü koyana yani Allah’a saygı duymaktır.

4- “Erkeklerin, kadınlar üzerinde ma’rûf hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde vardır. Yalnız erkeklerinki onlara göre bir derece fazladır. Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara suresi 228)

Bu âyeti de yok saymaları gerekiyor Müslüman olduğunu iddia eden feministlerin. Burada da erkeğin bir derece kadından haklar noktasında üstünlüğü belirtiliyor. Yine feminizm felsefesine ters.

5-Hadisi şerifler inkar edilmeden feminist olunamaz. Ki başörtülü feministler daha çok “Hadislerin güvenirliği yok” deyip “Kur’an bize yeter” diyen mealcilerden çıkıyor. Eğer Kur’an gerçekten onlara yetseydi yukarıdaki ayetlerden dolayı yine feminist olamazlardı.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim onlara yetseydi, onlarca âyette “Allah’a ve Resulüne itaat edin” ayetlerini yok saymazlardı. Kur’an âyetleri kıyamete kadar baki olduğuna göre, Resulünün sözleri sonraki asırlara sahih olarak ulaşmayacak olsaydı Yaratıcımız “Resulüme de uyun” diye defalarca vurgulamazdı. Sahabe ve tabiinin büyük alimleri son derece titiz çalışmalarla sahih hadisleri bize ulaştırmışlardır. Allah Resulünün sözleri başımızın tacıdır. Velev ki bazılarını  anlayamamış olabiliriz o da bizim eksikliğimizdendir.

Feministler hadisi şerifleri sevmezler; çünkü hadisi şeriflerde kadının kocasına itaat etmesi, kocasına saygılı ve uyumlu olması çokça zikredilir.

6-İlim ehli aşağılamadan feminist olunamaz. Bu yüzdendir ki başörtülü feministler, damla damla ilim ihlas süzülen büyük alimlerin tefsir kitaplarını “eril zihniyet” diye aşağılıyorlar.

7-Bilimi inkar etmeden de feminist olamazsınız. Bilimsel çalışmalar Nisa 32.âyete şahitlik etmektedir. Yüzlerce bilimsel çalışma kadın ve erkeğin biyolojik, fizyolojik ve psikolojik farklılıklarını ispatlamaktadır. Anne karnında kız bebek ve erkek bebek davranışlarında bile farklılıklar açıklanıyor bilimsel çalışmalarda.

Fakat feminizm yüzyıl öncesinde durduğu yerde hâlâ duruyor. Bunca bilimsel araştırmayı yok sayıp hâlâ “kadın erkek eşittir” diyorlar. Bu yüzden feminizm kadar içi boş, safsata, dine, ilime, bilime aykırı, kadınların uydurması, başka bir felsefe yoktur. Feminizme felsefe demek bile felsefeye hakaret sayılır. Yani aklını ve dinini bırakmadan feminist olamazsın.

Feministler ezberlemişler “eşitlik, eşitsizlik, kadınlar eziliyor” gibi birkaç kavram onlar üzerinden içi boş boş konuşup duruyorlar.

Hadi din iman tanımayan feministler konuşsun diyelim şeytan susacak değil elbette fakat başörtülülere ne oluyor ki onlar da şeytanın sözcülüğünü yapıyorlar.

Geçen aylarda başörtülü kadınlar ilk Müslüman feminist derneği kurduklarını açıkladılar. Oysa İslam ve feminizm yukarıdaki âyetlerden dolayı mümkün değil. Bu âyetlere rağmen kendilerini Müslüman feminist diye tanımlıyorlarsa, bize bunun nasıl olabileceğini de bir anlatıversinler.

Ayrıca sadece bu âyetler değil, başörtülü feministler miras, nafaka gibi aile hukuku ile ilgili âyetlere muhalif fikirleri de savunuyorlar.

Kısaca feministler âyetleri kabul ediyorlarsa Müslümandırlar, fakat feminist olamazlar, âyetleri kabul etmiyorlarsa feminist olmuşlardır fakat Müslüman değillerdir.

 

Not: Yazı çok uzun olmasın diye âyetlerin tam meallerini yazıya almadım. Benim faydalandığım kaynak Hasan Tahsin Feyizli hocanın “Feyzul Furkan” Açıklamalı Kur’an Meali ve Diyanetin meali.

http://feyzulfurkan.com/sureler/nisa-suresi/

Okunma Sayısı : 7.767

Yorum yapın

“Müslüman Nasıl Feminist Olur!” için 11 Yorum

  1. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Feministliğin Tarihi

    1780-1790’lı yıllarda Fransız Devrimi -Tarihin bu ilk “modernleşme” hareketi- döneminde kendine yer bulmuş olan bu modernlikle feministliği yayan kadın,
    Feminizmi yüksek sesle dillendiren ilk kadın: Mary Wollstonecraft

    (((Ailenin en büyük kız çocuğu olan Mary, küçük yaşta babasının annesine karşı kötü muamelesine şahit olur.
    Mary’nin kaleme aldığı ve feminizme ilişkin yazılmış en önemli kitaplardan biri sayılan, ”Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” ‘nde şu sözleri yer alıyor.

    “Кadının ufkunu genişleterek güçlendirin aklını; körü körüne itaat sona erecektir; ancak, iktidar her zaman körü körüne itaate ihtiyaç duyduğundandır ki zorbalar ve şehvet düşkünleri, haklı olarak karanlıkta tutmaya çalışırlar kadını; çünkü bunlardan birincisinin tek istediği bir köledir, ikincisinin istediği ise elinde tutacağı bir oyuncak.
    Bağımsızlığı hayatın en büyük nimetlerinden biri olarak görüyorum, her türlü erdemin temelinde bağımsızlık yatar ve bunu da ancak, ne kadar kötü şartlarda, yoksulluk ve yoksunluk içinde bulunsam da, temel isteklerimi dayatarak sağlayabilirim.”)))

    Mary Wollstonecraft ‘in bakış açısı içinde bulunduğu toplumda kadının değersiz, işkence gören ve köle olarak kullanılmasının neticesinde ortaya çıkmıştır.
    Bize çok uzak olan bu topluluğun kendi içindeki kadın-erkek savaşını Fransa devrimiyle Anadolu daki kadınlara da aşılamaya çalışmak için, önce onları çalışma ortamına girdirmeyi hedeflemiş bunun için sanayileşmeyi kullanmıştır.

    * Devrim döneminde kadınlar eşitliği anlamadılar. Bu yüzden cinsiyetler arasında da eşitliği savundular, kendilerini erkeklerle eşitlemeye çalıştılar, devrimci örgütlenmelerde yer alamayınca kadın örgütlenmeleri yaptılar.

    * Kadının Devrimdeki toplumsal varlığı, kadınlığın serüvenini etkilemiş, hatta belirlemiştir.

    * 19. Yüzyıldan başlayarak sürekli gelişen kadın hareketleri ve eşitlik mücadeleleri ilk hızını Fransız Devriminden almıştır.

    * Fransa’da, bütün Avrupa’da olduğu gibi, kadın ve erkek arasında büyük bir eşitsizlik vardı. Kendilerine tanınan pek bir hakları yoktu ve genel olarak çileli bir hayat sürüyorlardı.

    Kadınlar Avrupa da köle olarak tabir ediliyor, hatta bazı kesimler tarafından ne tür bir yaratık olduğu anlaşılamamıştı. Bundan dolayı Devrimde kendine yer arayan kadının erkeklere olan kini kendince haklı sebeplerle doluydu.

    Fransa’nın, Avrupa’nın hali bu iken Anadolu da kadının ayrı bir yeri vardı. Müslümanlar cahiliyet döneminin kapanışıyla Hz. Muhammed’in (s.a.s) peygamberliği ile haklarının ne olduğunu anlamış olan topluluklar asırlarca aile kavramını-hukukunu korumuştu.

    İslam da kadına eziyet edilmemişti ki feminist zihniyetine meyl etsin. Bu yüzden önce kadınların sanayileşme ile çalışma hayatındaki köleliğe ve yuvadan çıkması hedeflenmişti. Şimdi köleleşen kadın ahlaki değerini kaybederek kendi kendine zulmeder olmuştur.

    Kendine zulmeden kadın sanayileşmede ezilmenin bedelini batının özentileri ile erkeğine ve yuvasına maal etmiştir. Toplum içinde kendini ispat arayışı cinsiyetini teşhirciliğe yol açmıştır.

    Tekrar bulmak istediği o mutluluğu özgürlük adı altında evlilikten uzaklaşarak yahut kocasına hükmetmeye çalışarak elde etme çabaları bugün cinsiyetinden vazgeçmesine kadar sürüklemiştir.

  2. Misafir diyor ki:

    Birden ihtar edilen bir mes’ele-i mühimme

    Âhirzamanın fitnesinde en dehşetli rolü oynayan, taife-i nisaiye ve onların fitnesi olduğu hadîsin rivayetlerinden anlaşılıyor. Evet nasılki tarihlerde, eski zamanlarda “Amazonlar” namında gayet silâhşör kadınlardan mürekkeb bir taife-i askeriye olarak hârika harbler yaptıkları naklediliyor. Aynen öyle de: Bu zamanda zındıka dalaleti, İslâmiyete karşı muharebesinde, nefs-i emmarenin plânıyla, Şeytan kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi; yarım çıplak hanımlardır ki, açık bacağıyla dehşetli bıçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldırıyorlar. Nikâh yolunu kapamağa, fuhuşhane yolunu genişlettirmeğe çalışarak; çokların nefislerini birden esir edip, kalb ve ruhlarını kebair ile yaralıyorlar. Belki o kalblerden bir kısmını öldürüyorlar. Birkaç sene namahrem hevesatına göstermenin tam cezası olarak; o bıçaklı bacaklar Cehennem’in odunları olup, en evvel o bacaklar yanacaklarını ve dünyada emniyet ve sadakatı kaybettiği için, hilkaten çok istediği ve fıtraten çok muhtaç olduğu münasib kocayı daha bulamaz. Bulsa da başına bela bulur. Hattâ bu hâlin neticesi olarak o âhirzamanda, bazı yerlerde nikâha rağbetsizlik ve riayetsizlik yüzünden, kırk kadına bir erkek nezaret edecek derecede ehemmiyetsiz, sahibsiz, kıymetsiz bir surete gireceği, hadîsin rivayetinden anlaşılıyor.

    Madem hakikat budur. Ve madem her güzel, güzelliğini sever ve elinden geldiği kadar muhafaza etmek ister ve bozulmasını istemez. Ve madem güzellik bir nimettir. Nimete şükredilse manen ziyadeleşir. Şükredilmezse değişir, çirkinleşir. Elbette aklı varsa, hüsn ü cemalini günahları kazanmak ve kazandırmak ve çirkin ve zehirli yapmak ve o nimeti küfran ile medar-ı azab bir surete çevirmekten bütün kuvvetiyle kaçacak. Ve o fâni, beş-on senelik cemali bâkileştirmek için, meşru’ bir tarzda istimal ile, o nimete şükredecek. Yoksa ihtiyarlıkta uzun zaman istiskale maruz kalıp, me’yusane ağlayacak.

    Eğer terbiye-i İslâmiye dairesinde, âdâb-ı Kur’aniye zînetiyle o cemal güzelleştirilse; o fâni hüsün, manen bâki kalacağı ve Cennet’te hûrilerin cemalinden daha şirin ve daha parlak bir tarzda kendine verileceği hadîste kat’iyyetle sabittir. Eğer o güzelin zerre mikdar aklı varsa, bu güzel ve parlak ve ebedî neticeyi elinden kaçırmayacak…

    Gençlik Rehberi
    Bediüzzaman Said-i Nursi

    • Misafir diyor ki:

      BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN AİLEYİ YIKMAK İÇİN ÇALIŞTIĞINI SÖYLEDİĞİ GİZLİ VE SİNSİ KOMİTELERE DİKKAT!

      “…
      Benimle görüşen ekseri dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvalar işittim. “Eyvah!” dedim. İnsanın hususan Müslümanın tahassüngâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmağa başlamış dedim. Sebebini aradım.

      Bildim ki: Nasıl, İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesatıyla sefahete sevketmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de bîçare nisa taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim.

      Ve bildim ki: Bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâdlarıma kat’iyen beyan ediyorum ki: Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi, saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur!
      …”
      Lemalar
      Bediüzzaman Said-i Nursi

  3. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Râbia el-Adeviyye hakkında en ayrıntılı bilgiyi ve menkıbeleri aktaran Ferîdüddin Attâr’dır.
    Hz.Rabia’nın pek çok filmi çekilmiştir.

    Yeşilçam filimleri: Bugün yaşayan 40 yaş üstünün kodlandığı dönemdir. Dinlerinin ahlaklarının Yeşilçam’dan ibaret olduğu bir dönem. Yeşilçam olmasa idi, tarihimizi de öğrenemeyecektik; kitapları meydanlara çıkartıp, toplayıp yaktılar, kitapsız kaldık. O meydanlara da meydan sinemalarını koyup Yeşilçam filimleri seyrederek her şeyimizi oradan öğrendik. O dönemin insanlarının tarihide, ahlakı da Yeşilçam’dan ibaret oldu.

    Eğer dinimizi Yeşilçam filmlerinde anlatıldığı gibi öğrenip yaşayacaksak, önce günaha batmamız sonra tövbe edip derviş olmamız lazım. Bizim dinimiz bize bunu mu emreder? Bizim dinimizi sosyal medya mı oluşturur?
    Kur’an-ı Kerim’e baktık bulamadık mı, hadislere bakalım, bulamadık mı? Sünnetleri araştıralım, bulamadıysak Allah dostlarının kaleme aldığı eserlere bakalım, hâlâ bulamadık mı, ya gözümüz kördür, ya da kalbimiz mühürlüdür. Zira bunların dışında, ehlisünnet fırkası dışındaki aktarımlar bilinçli bir şekilde İslam’ı ve dinimizi yıpratmaya yöneliktir.

    Râbia el-Adeviyye hiçbir zaman dans etmemiştir. Bu mübarek insan doğuşunda bile ailesine müjde ile gelmiş, bebekliğinden itibaren Allah’u Teâla’ya kulluk etmiştir. Hiçbir zaman hayatında günaha batmamış bir insana Yeşilçam filmi ile bakış açısı getirmek aleni iftiradır. Kimi eserlerde Hristiyan azizelerin yaşantısından bile uyarlama yapılmıştır. Esas olanı ise bize “İbnü’l-Arabî, Râbia’nın Abdülkâdir-i Geylânî ve Şiblî ile aynı mertebeyi paylaştığını, bu mertebenin sevgi ve ibadeti sadece Allah’a tahsis edenlerin mertebesi olduğunu söyler”.

    Ayetlerde, hadislerde kimsenin şahsi görüşüne göre yorumlanamaz. Aklım almadı demek Allah’ın hükmünü eleştiridir. Buda aleni şirktir. En büyük günah şirktir. Şirk te küfürdür. Günah eylem ile olmaz sadece, itikatla da günah işlenir. Bu yüzden ayetler, sahih hadisler ve Allah dostlarının ve 4 büyük mezhep sahibi insanların söyledikleri tartışma konusu değildir. Haddimizi bilmek edepli olmak gerek.

  4. Alptekin diyor ki:

    “HAYATIMDA TANIDIĞIM FEMİNİSTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

    Mutsuzlar, diğer kadınların da mutsuz olduğunu sanıyorlar.

    Erkeklerle duygusal ve romantik bir ilişki yaşamaları imkansız kişiler.

    Erkekleri, hayatı paylaşmak, yükü hafifletmek için kendilerini tamamlayan bir parça olarak değil, kendilerini ezmek, yok etmek amacı güden çatışmacı, uzlaşma bilmez bir kitle olarak görüyorlar.

    Genel anlamda hayatla barışık değiller, bir şeyleri kaybetmiş, istediğini bulamamış, tutunamamış kişiler.

    Kariyer yapmış, bu sırada gençliği elinden gitmiş, ne yuva ne çocuk sahibi olamayıp erkeklere, kendilerine sunmadıkları mutlu aile ortamı için, öfke dolu.

    Erkeklerle sürekli mücadele içinde oldukları için, erkekleşmiş, kadınsı nezaket ve zarafetten farkında olmadan fersah fersah uzaklaşmışlar.

    Hayatı bir savaş, güçler dengesi için mücadele zemini, ezilenlerin intikam alması için bir meydan olarak görüyorlar.

    Eşlerine itaat etmemek gerektiğini düşünerek eşine itaat ettiği halde mutlu olan kadınlara öfkeliler, buna bir anlam veremiyorlar.

    Her taşın altında erkeklerin üstün olduğunu ima eden bir ipucu bir derin anlam bulma peşindeler ve bulamadıklarında da çıkarılamayacak kadar uzak anlamlar çıkarıp rahatlama eğilimi sergiliyorlar.

    Erkekleri kadınlara olan cinsel düşkünlüklerinden dolayı kınıyor, hor görüyor, basit varlıklar olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar. Bunu yaparken de hemcinslerinin “tahrik unsurlarını” mümkün olduğu kadar ört bas etmeye çalışıyorlar.

    Erkek doğasını anlamak için bir çaba sarf etmeyip, tahmin ve önyargılarla yetiniyorlar ve at gözlüklerinden kurtulamıyorlar.

    Çabuk sinirlenme eğilimindeler, tartışmalarda fikirlerden çok hakaret ve suçlamalara yer veriyorlar.

    Çocuklarına karşı isteseler de kınadıkları o feminist olmayan anneler kadar merhametli bağışlayıcı olamıyorlar. Sert ve sıkı kurallar koyup, kaliteli bir insan olması için çocuklarını bunlara uymaya zorluyor, cezaya da sık sık başvuruyorlar.

    Erkeklerinin gücünü elinden alıp, istediklerinin bu olduğunu sanıp, onları güçsüz gördüklerinde de tiksinip, gizliden gizliye otoriter erkeklere hayranlık duyuyorlar, bunu hiçbir zaman dile getiremeseler de.

    Çocuk için harcanan zamanı yaşamlarından çalınmış zaman dilimi olarak görüyor bu yüzden kendileri verebilecekken, çocuklarının ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiyi parayla tuttukları insandan vermesini istiyorlar.

    Bunlar dışında belki en az bir bu kadar daha yaptığım gözlemleri ekleyebilirim buraya. Ama bunun bir şeyi değiştireceğine inanmadığım için ve de iletmek istediğim mesajı ana hatlarıyla özetlediği için bu kadarıyla yetiniyorum.

    Şiddet kullanan erkekleri ne ben ne de tanıdığım yakın çevremdeki hiçbir erkeğin tasvip ettiğine şahit olmadım. Kendinden fiziksel olarak daha zayıf ve savunmasız insana karşı şiddet kullananları kınıyor ve lanetliyorum. Çocuklar için de aynı durum söz konusu.

    Eğer talep olursa, feminist bir kadınla birlikte olan erkeklerin psikolojisi ve bunun yaşamlarına yansıyan bazı sonuçlarından da örnekler verebilirim. Ya da, elde etmek istediğini elde eden feministin karşılaştığı manzaraya değinebilirim.

    Birilerini kızdıracağından eminim bu yazının. Ama şunu ifade etmek isterim ki, kendileriyle mücadele etmekten gurur duyacağım kitlelerden biridir “feministler”. Çünkü yaşamın en tatlı yanı olan “aşk”ı öldürüyorlar, bir bütünü parçalayıp kutuplara taşıyorlar. Geleceğe mutsuz anneler, hırçın savaşçılar yetiştirip “kadın estetiği”ni baltalıyorlar.

    Muhabbetle dostlar…”

    -ALINTIDIR-

  5. ALBATROS diyor ki:

    “SİZ BANA BUNUN TAKLİDİNİ ALMAYACAKMIYDINIZ…

    Kendilerini “modern” olarak tanımlayan bir aile, biricik oğullarını yüksek tahsil yapması için Avrupa’nın en prestijli üniversitelerinden birine gönderir.

    Evin biricik oğlu, okulunu bitirip dönerken ailesine size bir “süprizim var!” diyerek haber gönderir. Aile havaalanında heyecan içinde oğullarını beklemeye başlarlar.

    Birazdan evin biricik oğlu önceden kararlaştırdıkları buluşma noktalarına gelir.
    Yanında ise “modernötesi!” bir hatun ve hatunun elinde de bir süs köpeği vardır.

    Aile şaşkın bakışlarla elinde süs köpekli modernötesi hatunu süzerken oğulları açıklar:
    -Anneciğim, babacığım!
    Tanıştırayım, müstakbel gelininiz der.

    Anne ve baba; görüşleri alınmadan bu emrivakiye baya bir içerler…

    Uygun zaman ve zeminde karşılıklı konuşma imkanı olunca baba biraz öfkeli ve sitemli:
    -Oğlum!
    Biz seni Avrupa’ya yüksek tahsil yapasın diye gönderdik. Ama sen iyice uçmuşsun. Bu kadar modernlik bizi bozar. Bu kız bize göre değil. Düşüncelerini yeniden gözden geçirmeni istiyoruz.

    Evin biricik olu acımtırak ve alaylı bir gülümsemeyle şöyle cevap verir:
    -Anneciğim-babacığım!
    Siz bana bu hatunun taklidini almayacakmıydınız?
    Ben size işte orjinalini getirdim.
    Zira ben taklitlerden hoşlanmıyorum.
    Orjinaller taklidlerinden her zaman üstündür.”

    SELAM VE DUA İLE.

  6. ALBATROS diyor ki:

    Şevket Eygi Üstad, bundan yıllar önce bir tv proğramında kendilerini “müslüman feminist!” diye tanımlayan bir gurup kadının secdeye kapanarak;

    -“Ey Allah’ım!
    Sen, şahitlikte iki kadının şahitliğini niçin bir erkeğin şahitliğine denk tutarsın diye Rablerine sitem edip ağladıklarını anlatmıştı”

  7. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Kadınların isteği evlenmemek ise Rabia-i Adeviyye’ yi kendilerine örnek alsınlar.
    Evlenmemek için de kendisini feministlik zırva tasına dayandırmasın!

    Evlenmeyen Rabia-i Adeviyye’ nin niyeti, feministlerin ki ile bağdaşacak mı acaba?

    “Niye evlenmiyorsun?” diye ısrar edenlere şöyle söyledi:

    “Benim üç büyük derdim var. Benim, bunların sıkıntısından kolayca kurtulmâmı garanti ederseniz, o zaman evlenirim.
    Birincisi, (Acaba son nefesimde îmânımı kurtarabilecek miyim?)
    İkincisi, (Kıyâmet gününde amel defterimi sağ tarafımdan mı, yoksa sol tarafımdan mı verecekler?)
    Üçüncüsü, (Herkesin hesabı görüldükten sonra bir grup Cehenneme ve bir grup Cennete giderken, acaba ben hangi grupta bulunacağım?)” dedi.
    O kimseler, “Biz bu suâllerin cevâbı olarak size bir şey söylemekten âciziz” dediler.
    Hazreti Râbi’a: “O halde önümde böyle dehşetli günler varken ve bu günlere hazırlanmak elbette lâzım iken, evlenmeyi nasıl düşünebilirim?” buyurdu.

    Yüreği Allah’ın rızasını kazanmak için öyle bir ateşle yanıyordu ki, başka hiçbir şey düşünemiyordu.

    Hazreti Râbi’a, aralıksız olarak inlerdi ve onu hep dertli bir hâlde görürlerdi. Yakınları dedi ki, “Hiç bir hastalığınız yok, ağlayıp sızlanmanıza, yakınmanıza sebep nedir?” O da, “Benim gönlümde öyle bir dert var ki, tabibler tedâvisinde âciz kaldılar. Yaramın merhemi Allahü teâlâya vuslattır (kavuşmaktır). Böyle yanıp yakılıyorum ki, belki maksadıma kavuşurum. Bu benim yaptığım ise, bu işte en az olanıdır” diye cevap verdi.

    Feministlerin tabiri ile evliliğin verdiği tutsaklığa sahip değilken, kendini neden özgürleştirip nefsini tatmin peşinde rahat bir yaşam yaşamadı acaba?

    Bir gün Hasan Basri Hazretleri, çok hayati bir konuda konuşmak üzere Hz. Rabia’nın yanına geldiğinde, Hz. Rabia ona Şöyle demişti:

    ‘Ey Hasan, kadının aklıyla nefsani arzuları arasındaki orantı nedir? Şayet erkeğin aklı ve nefsani arzularıyla kıyas edilecek olursa, netice hakkında fikriniz ve görüşünüz nasıldır?’

    Hasan Basri Hazretleri Şu cevabı verdi:

    ‘Kadının aklı nefsani arzularının yanında onda bir kadardır. Kadının heva ve nefislerine meyli akli melekelerinden dokuz misli daha baskındır. Erkeklere gelince, erkeklerin aklı dokuz fakat nefsani arzuları akıllarına kıyasla birdir.’

    Bu cevap karşısında Hazreti Rabia’nın cevabıysa çok düşündürücüdür:

    ‘Ben bir iple dokuz köpeği bağlamaya güç getirirken, siz erkeklerin dokuz iple bir köpeği koruyamayışınıza doğrusu hayret ediyorum.’

    Nitekim Hasan Basri Hazretleri aldığı bu cevap üzerine akıl gözyaşlarını tutamamış, hıçkıra hıçkıra ağlamış ve ‘bu öğüt bana yeter’ diyerek oradan ayrılıp gitmişti.

    Feministler ise, nefsi köpek olarak tabir eden Hz. Rabia gibi köpekleri iple bağlamayı bırakın, köpeklerin üzerinde hangimiz daha fazla yol alırız yarışındalar. Allah hidayet şuuru versin. Hidayet nasip değilse ıslah etsin. (amin)

    • Abdullah Bir diyor ki:

      “BEN” bir iple dokuz köpeği bağlamaya güç getirirken, “SİZ ERKEKLER”in dokuz iple bir köpeği koruyamayışınıza doğrusu hayret ediyorum.’

      Hazreti Rabia’nın bu akıl dolu, kıvrak zeka ürünü ince-usta manevrası, cevabı ilk bakışta “kadınları nefislerine daha hakim” gibi gösterse de gerçek bu değildir.

      Hz. Rabia bu cevabında “BEN” derken çaktırmadan bütün kadınların kendisi gibi güçlü ve nefsine hakim, bütün erkeklerin ise zayıf ve nefsine düşkün-yenik olduğunu iddia ve Hasan Basri Hazretleri ne de kabul ettirmiştir.

      Ayrıca bu anlatılan olayda bir çok insanın göremediği BATINİ bir taraf var.

      KADININ AKLI nefsani arzularının yanında onda bir kadardır.

      ( BU DOĞRUDUR VE ŞAHİTLİKTE BİR ERKEĞE KARŞILIK İKİ KADININ ŞAHİTLİĞİ BU GERÇEĞİN EN GÜZEL DELİLİDİR)

      Kadının heva ve nefislerine MEYLİ ( nefsine kapılma, uyma, nefsinin dediklerini yapma vb) akli melekelerinden dokuz misli daha baskındır ( YANİ BİR KADININ NEFSİNE UYUP ŞEYTANA KAPILMASI, YANLIŞ YAPMASI, GÜNAH İŞLEMESİ, MÜRTET OLMA RİSKİ DAHA FAZLADIR. NİTEKİM CEHENNEMİN ÇOĞUNLUĞUNUN KADINLARDAN OLUŞMASI DA BU TEZİ DOĞRULUYOR).

      “Erkeklere gelince, erkeklerin aklı dokuz (ERKEKLER DAHA MANTIKLI, NEFİSLERİNE UYMA, KAPILMA KONUSUNDA DAHA KADINLARA ORANLA DAHA AZ RİSK TAŞIYORLAR) fakat nefsani arzuları akıllarına kıyasla birdir.”

      Bu konunun gözden kaçırılan HERKESİN NEFSİNİN GÜCÜNÜN FARKLI OLDUĞU, YANİ NEFİS KÖPEĞİNİN İRİLİĞİ ve AZGINLIK DERECESİNİN FARKLI OLDUĞU GERÇEĞİ gibi önemli bir detayı var.

      Mesela Hz. Rabia’nın 9 köpeği KANİŞ-FİNO cinsi olabilir, ama diğer taraftan Abdullah Bir’in bir tane olan nefis köpeğinin cinsi BULDOCK-DOBERMAN vb cinste azgın ve güçlü bir köpektir ve bu köpek üzerinde söz sahibi olmak Hz. Rabia’nın 9 finosuna söz geçirmekten, hükmetmekten daha zordur.

      Kaldı ki günümüzde ki sözde Müslüman kadınların çok az bir kısmının Hz. Rabia gibi bir iple KANİŞ-FİNO cinsi 9 köpeği bile bağlayamadıkları, zapt edemedikleri, erkeklerin kadınlardan daha fazla bir kısmının ise 9 adet de olsa makara ipi kadar zayıf bir iple bir BULDOC-DOBERMANI kontrol altında tuttukları inkar edilemez bir gerçektir.

      DipNot-1:

      Nefsi sadece cinsel istek olarak düşünmeyin. Nefis sadece cinsel dürtülerin tatmini çin çalışan, çabalayan bir köpek değildir. Nefis köpeğinin en belirgin özelliği ENE-BEN ( benim dediğim olacak, ben haklıyım, ben anneyim, ben kadınım, ben üstünüm, ben güçlüyüm, ben yaparım vb ) egosudur.

      Nefsin bu konuda ki gücü-özelliği nefis köpeğinin diğer her türlü isteğinden çok daha fazladır.

      DipNot-2

      Kaleminiz, üslubunuz akıcı, güzel ve anlaşılır.
      Yazı diliniz ve olaylara yaklaşımınız müspet/pozitif.
      Yazılarınızda değindiğiniz konulardan, verdiğiniz örneklerden bilgi ve tecrübe sahibi olduğunuz olduğunuz net olarak anlaşılıyor.
      Sitede ki varlığınız, yorumlarınız, cevaplarınız ve yazılarınız Müslüman kadınlar ve erkeklerin haklı mücadelesine olumlu katkı sağlıyor.

      Selam ve dua ile ömrünüzün bereketli ve sitede ki varlığınızın uzun soluklu olması duasıyla hanımefendi.

      • ANA YÜREĞİ diyor ki:

        Allah razı olsun.

        Millet olarak ne de meraklıyız dedikodu yapmaya. Daha öncede belirttiğim gibi kişinin kendi günahını da bir başkasınınkini de dillendirmesi dinimizde hoş değildir. İslam âlimleri gıybetin haram ve büyük günah olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.

        Günahını ona buna anlatan hanımlara Hz. Aişe (r.anha) annemizin pek güzel bir tavsiyesi vardır. Şöyle buyurur:
        “Ey Mü’min hanımlar! Biriniz bir günah işlediğinde, Allah da o günahı başkalarından gizlediğinde, yaptığı hatayı birine söylemeden duramaz mı? İnsan günahını başkasına anlatmamalıdır. Çünkü kullar affetmeyi değil ayıplamayı bilir. Allah ise ayıplamaz, affeder.” (İshak b. Râhûye, Müsned [Belûşî], III, 953)

        Günahtan bahsetmeden duramıyor muyuz? Günahları, yanlışları dillendirmek bizleri daha mı dindar yapacak? Ya da egomuzu mu tatmin edecek? Ben bu günahı yapmadım daha üstünüm mü dedirtecek? Gıybet eden, övülmeyi, herkesin kendisinden bahsetmesini ister. Bu bakımdan kendini övmek için dolaylı yolları seçer. Mesela, (Falanca çok geçimsizdir) der. Bu, (Ben geçim ehliyim) demektir. Cömert olduğunu bildirmek için, (Falanca çok cimridir) der. Eğer böyle gıybet edeni dinleyen, akıllı biri ise, kendini bu şekilde övene hiç değer vermez, onun değersiz olduğunu anlar. Bunları dinleyen akıllı değil de, cahil, ahmak biri ise, gıybet ettiği için ona değer verse, ne çıkar? Kazancı ne olur?

        Kadın milleti işte denilince de hemen köpürüyoruz. Erkek milleti olaya bir kadının kendini muhafaza edişi gözüyle bakarken, hemcinslerim o kadın bir zamanlar günahkârdı diye açık mı arıyor? Neden acaba cehennemi en çok kadınlar dolduruyor? Bir zahmet düşünelim…

        Sitede birçok dertli mektuplar yayınlanıyor. Bunlara tevessül edenler oldukça çok. Okunma sayıları oldukça yüksek. (yanlış anlaşılmasın mağdur olanlara acı yaşayanlara sözüm yok) Ama çaresi, çözümü, nedenleri konusunda ki ve ya İslami yazıların okunma sayıları oldukça düşük. Olay duymaya meraklıyız. Kim ne yapmış? Kime ne olmuş? Nasıl olmuş? Karşı taraf ne demiş? Dedi kodunun günah olduğunu yazmaya gerek bile görmüyorum. Zira gıybetin ne olduğunu anlayamadan günah işlediğimizi de anlamak imkansız.

        Gıybet: (Din kardeşinin yüzüne söylemekten hoşlanmayacağın şey gıybettir.) [İbni Asakir]

        Kur’an-ı Kerim’den deliller:

        Delil 1-Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur. (Hucurât Suresi – 12)

        Delil 2-“Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.” Nur (24/15)

        Delil 3-Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.” Nisa (148)
        ……

        Gıybet ile ilgili Hadisler:

        1-(Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan kimseler gördüm. “Bunlar kim” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Gıybet ederek insanların etini yiyen, şahsiyetlerini zedeleyen kimselerdir” dedi.) [Ebu Davud]

        2-(Kıyamette bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür. “Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır” denir.) [Harâiti]

        3-(GIYBETTEN SAKININ; ÇÜNKÜ GIYBET ZİNADAN DAHA ŞİDDETLİDİR. KİŞİ ZİNA EDİP TEVBE EDER DE,[BİR DAHA YAPMAZSA], ALLAHÜ TEÂLÂ ONUN TEVBESİNİ KABUL EDER. GIYBET EDİLEN, GIYBET EDENİ AFFETMEDİKÇE, AFFOLMAZ.) [İBNİ EBİD-DÜNYA, DEYLEMİ, TABERANİ, BEYHEKİ, TERGİB VE TERHİB, İ. ŞARANİ, İ. GAZALİ]

        4-(Falancanın boyu kısadır) diyen birine, Peygamber efendimiz, (Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur) buyurdu. (Tirmizi) ….(Daha birçok hadisi şerif yazabilirim)…

        Biz bırakın boy kısalığını, kim kime hangi iftirayı hangi şartlarda atmış, tövbe etmeden önce bu insanın ahvali nasılmış acaba? Neydi şimdi ne oldu? “Beni öncesi bağlar” diye dedektif gibi araştırma peşindeyiz.

        “Bu arada yeri gelmişken genç neslin elinden dedektiflik kitapları hiç düşmez oldu. Bir meraklı oldular olay çözmeye. Sanırsınız her biri istihbarat elemanı. Ailelerin gizlisi, saklısı, öncesi, kısacası sırrı diye bir şey kalmadı. Sır araştıracağız dedektiflik yapacağız diye günahları deşifreye başladılar. Bu yüzden kimi aile ya da arkadaşlar arasında kavgalar, gürültüler baş gösterdi. Bu konu başlı başına incelenmeye değer.”

        Gelelim meselemize. İslam’da insan haklarının en önemlilerinden kişinin dokunulmazlığına büyük değer verilmiştir. Bu sebeple bir kimsenin gıyabında gerek onun şahsıyla ilgili maddi ve manevi, ruhi ve ahlaki veya dini kusurlarından söz edilmesi, gerekse çocukları, annesi, babası ve diğer yakınlarının kusurlarından bahsedilmesi gıybet sayılmıştır.

        Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]

        Rabia-i Adeviyye’yi hatırlatmamda ki maksat, bazı tesettürlü kardeşlerimiz sırf evlenmemek için feminist olmayı tercih ettiklerindendir. Evlenmeyeceksen erkekleşme güzel kardeşim demekti derdim.

        Hasan Basri Hazretleri ve Hz. Rabia-i Adeviyye arasında birçok muhabbetli konuşma ve olay gerçekleşmiştir. Kadın ve erkek eşit diyene “insanoğlunun nefsi bile eşit değildir”. Doğru kadınlar daha çok yanlış yapmaya müsaittir. Bu da fıtratındandır. Kadın ile erkek bu vesile ile de birbirini tamamlar. Eğer eğilimli olmasa idi erkeğinin de korumasına ihtiyacı kalmazdı. Aradaki fark kadının erkeğe nazaran aciz olması evliliği, namusunun korunmasını, annelik şefkatini, narinliğini kısacası kadınlığını var ediyor. Erkek kadar dirayetli ve korumacı ve dahi sert olsaydık anne şefkati de olmazdı. Sert mizaç ile yumuşak mizaç bir olur mu? Yumuşaklık kadına özgüdür ki buda bazen kadını aciz yapabilir. Bundan gocunmak, yok saymak, ret etmek kadını zaafa düşürür. Farkında olmak ise temkinli olmayı getirir.

        Eğer Allah katında Rabia kulunun Hasan kuluna nazaran bir üstünlüğü var ise bir iple dokuz nefis bağlanır. Ama bu kesinlikle ve kesinlikle tüm kadınları kapsamaz. Aksine kadını kapsamaz. Ameldeki ihlas arasında kadın erkek ayrımı yoktur. İbadette kim öndedir, kim daha halistir yahut kim Allah’a muhabbetinden nazlıdır bilemeyiz. Belki makamları aynıdır. Belki de farklı. Ama Hz. Rabia Allah’ın ona lütfettiği makamla, muhabbetle Rabbinden ibadetlerinin karşılığını bu dünyada da keramet göstererek almıştır. Hasan-ı Basri ise muhabbetin karşılığını cennete saklamıştır ya da istememiştir veya kadın gibi düşünmediğinden karşılık beklememiştir. Bu kadın erkek arasındaki mesele değildir bence. Buradan bakmadım bakmam da. İki güzel insanın dindeki yarışı, muhabbetidir.

        NOT: “Ben bir anneyim, ben bir kadınım, ben ev hanımıyım” Afiyeli bir diplomam yok. Rabbim bana ehli sünnet şuuru ve feraseti versin, o bana yeter.
        “Ben bir anneyim, ben bir kadınım, ben ev hanımıyım” neden yazıyorum?
        -Üniversite okumadığı için kendini aciz hissedip eline kitap bile almaktan imtina edenler,
        -Ev hanımıyım diye kendini hizmetçi görenler,
        -Kadınım, acizim diye erkekliğe soyunanlar,
        -Çocukluyum diye sömürü altında hissedenler,
        -Vaktim bol diye sosyal medyadan ayrılmayanlar,
        -Evliyim diyenleri hapis sanıp, özgürlüğü evlenmemek olarak yorumlayıp yuva kurmaktan kaçanlar,
        Unutulmuş unutturulmaya çalışılan değerlerimiz “–faydalı ilim öğrenmek -anne olmak -kadın olmak –temizlik -yuva kurmak –vaktini boş işlerle geçirmemek” bunlar kadının değerleri ama biz kaçar olduk. Bu yüzden tekrar beyinlere kazınsın utanılmadan anneyim, kadınım diye kabul görsün tekrar benimsenilsin derdindeyim. (gene çok uzun oldu herkes hakkını helal etsin vaktinizi aldım)

        ŞUUR EN BÜYÜK GÜÇTÜR! Herkesin kandili mübarek olsun.

  8. Abdullah Bir diyor ki:

    Bir kadın BEN FEMİNİSTİM diyorsa o kadın MÜSLÜMAN DEĞİLDİR, BEN MÜSLÜMANIM diyorsa da asla FEMİNİST OLAMAZ.

    Çünkü ATEŞ ve SU aynı yerde ve zamanda birlikte bulunamazlar.

    Tıpkı İMAN ve ŞİRK/KÜFR’ün aynı insan da bir arada olamayacağı gibi.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"Bir ev halkı birbirine iyilik ve ikramda bulunduğunda Allah üzerlerine rızık akıtır ve Allah'ın himayesinde olurlar. (Hadis-i Şerif)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku