Mutluluk Kutsaması

Sonuçların kutsandığı bir dönemde süreçlerin giderek aşağılandığına şahit oluyoruz.
İnsanların sonuca ulaşma uğruna süreçleri hiçe saydığı sonunda ise sonuca ulaşan kişilerin kendileri olmaktan çıktığı bir zamanda insan kendi arayışını kaybederek ne istediğini bilemez hale geldi.

Sonuçta, sadece hırslar ve ihtiraslar üzerinden devam eden bir medeniyette arada kaybolan minik sevinçler ve güzellikler önemsiz detaylar oldu.

Bu durum ise insanların üstünde çok ciddi bir uyuşukluk hali oluşturdu. Bu uyuşukluk hali insanları oturup nerede hata yaptıklarını düşünmeye değil isteklerini daha çok arttırarak daha büyük zevkler yaşamaya çalışmak gibi yanlış bir sürece sürükledi. Bir ağacın altında bir elma ısırığı ile bile çok mutlu olabilecek insan, en güzel yalılarda, en güzel mekanlarda ve en iyi imkanlarla mutsuz olmaya mahkûm oldu.

Gafletten uyan denildikçe kendini daha çok sarhoş olmaya ve unutmaya sürükleyen insanlar sürü gibi yanlışlarının mutluluk hapisleri içinde kendilerine zincir vurdular. Ağlamayı kendileri için düşman, mutluluğu ise nihai amaca ulaştıran bir mutlak gördüler. Hayatın hüzünlü kalpler içinde sevinçli duraklar olduğunu unutup, zevklerle devam edip hüzün ve pişmanlıklarla biten bir sona razı oldular.

Bir reklam şöyle diyordu: “Mutluluk orada, mutluluk burada, mutluluk her yerde”. Çok da doğru diyordu. Mutluluk ve zevk her yerde açık arttırma da. Herkes daha fazla mutlu olma ve daha fazla mutlu olduğunu başkasına kanıtlama derdinde. Onları izleyenler ise herhalde mutluluk denilen şey bu olsa gerek diye aynı yolu tutmakta.

Oysa mutlulukla ilgili formülü Yusuf Has Hacip “Kutadgu Bilig”te 1000 yıl öncesinde vermişti: “Huzur istersen zahmetle birlikte gelir. Keyif istersen kaygı ile birlikte bulunur”.

Ülkemizde ve dünyada imkanlar son dönemlerde arttığı için mutlulukla ilgili ne yapılacağı da şaşırıldı. Zannedildi ki ne kadar mutlu olursak ne kadar çok zevke önem verirsek o kadar güzel bir hayatımız olacak. İşlerimiz ve yaptığımız şeyler daha verimli olacak. Fakat ne din ne de bilim bunu söylemiyordu.

Daha önce bolluk içinde kalanların bu bağlamda sınırsız zevk ve mutluluk sonucu oluşan boşluk ile ilgili ortaya çıkardığı bir kavram bile vardı. Bu kavram Californication (Kaliforniyalaşma)’dı. Sınırsız imkanlar ve mutluluklar insanı mutlu olmaktan ziyade erken bir tükenmeye itiyordu. Bu mutluluk patlamaları sonucu her şeye sahip olan ama mutlu olamayan kişiler hayatlarını sonlandırmaya başladı.

İnsan Hadisi Şerifte de söylendiği üzere “Bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister.” Zira isteklerimiz zannedildiğinin aksine karşılanmakla bitmez. Daha da çok artar. Önü kesilmezse artık size hizmet etmesi için orada olan şeylere siz hizmet etmeye başlarsınız. Siz buna isterseniz Diderot etkisi deyin ya da isterseniz Mehlika Sultan şiirinde söylendiği gibi:

Bu emel gurbetinin yoktur ucu,

Daima yollar uzar, kalp üzülür,

Ömrü oldukça yürür her yolcu,

Varmadan menzile bir yerde ölür.

Günümüzde gençler için en önemli tehlike belki de bu zevk ve mutluluk kutsaması. Mutlu olduğun şeyi yap. Bir şeyi yaparken mutsuz isen onu bırak. Mutlulukla ilgili oluşturulan algı bizi sadece zevklerimizin kölesi haline getiren ve sonunda mutsuzluğa sürükleyen bir noktaya geldi.

Oysa İmam Şafii (Rh.a.) mutlulukla ilgili çok güzel bir noktaya değinmekte idi: “Yorul çünkü hayatın tadı çekilen yorgunluktadır.”

İnsan yorgunluk ve zorluklar ardından mutlu ve huzurlu olacak şekilde yaratılmıştı aslında. İnsan zahmetle birlikte olgunlaşıyor, zevkle birlikte çocuklaşıyor hatta bir noktadan sonra hayvanlaşıyordu. Yani insan zevkleri ve mutluluğunu bir amaç edindikçe aklı onu terk ediyor ve gittikçe uyuşmuş anlamsız bir varlık haline geliyordu.

Aynen uyuşturucuların insana yaptığı gibi. O zaman kendimize şu soruyu sorabilir miyiz: “Çağımızın en tehlikeli uyuşturucusu “mutluluk” mu?”

 


Bunlar da ilginizi Çekebilir

3 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz