Neden Çocuklar Kitap Yazmasın

Ayşe Şahinboy, Melike Günyüz ile çocuk edebiyatını, kitapları, okuma alışkanlıklarımızı ve daha birçok şeyi konuştu.

 

Annesinin kendine okuduğu masalları beğenmeye başlayınca kendi öykülerini yazmaya karar verir. Hayal dünyasının ona sunduğu sonsuz zenginlikle öyküler yazmaya başlar. Artık bir yazar olmuştur ve kitabı vardır. 6 yaşında ilk öykü kitabını yayımlayan Duru’nun hikâyesidir bu. Çocuk edebiyatı dediğimiz zaman hep büyüklerin yazdığı kitaplar aklımıza gelir. Peki, çocuklarımız bu kitaplardan memnun mu? Aileler çocuklarına kitap sevgisini nasıl kazandırmalı? Kötülüklerin kol gezdiği dünyamızda çocukların geleceğini kitaplarla nasıl koruyabiliriz? Dr. Melike Günyüz’e çocuk edebiyatının ülkemizdeki yerini, çocuk kitaplarının içeriğini, maneviyat ikliminden kitaplar sayesinde nasıl nasipleneceğini ve ailelerin kitaba bakışını sorduk. Kendiside iki çocuk annesi olan Günyüz, Erdem Yayınlarının Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor. Babasının mesleğini sürdüren Melike Günyüz, bir çocuğun aileden nasıl etkilendiğinin de en güzel örneği. 

Çocuk yayıncılığına nasıl başladınız? Bu alanı seçmenizin özel bir nedeni var mı? 
Çocuk kitabı yayıncısı olmamdaki en önemli etken aile mesleğini sürdürüyor olmam. 40 yılı aşkın bir süreden beri babam Ebubekir Erdem bu piyasanın içinde. Çocukları için kurduğu yayınevini, bizler büyüyünce kardeşlerimle birlikte devraldık. Çocuk kitabı yayıncılığı, çok özel ve çok zengin bir alan… Eğitim yayıncılığı, edebiyat yayıncılığı, ders kitabı yayıncılığı gibi kendi içinde farklı türde profesyonelliği kapsıyor. Dolayısıyla 26 senedir çocuk alanından farklı bir alana geçmediğimiz gibi bu alanda yapmayı planladığımız daha pek çok proje var. 
Kitap sevgisini çocuklara kazandırmada anne-babanın rolü nedir sizce?
Aslında bu sorunun cevabını herkes biliyor. Çocuklardaki değer eğitimi ve bunların davranışlara ve alışkanlıklara yansıması kesinlikle aile ortamından elde edinilen kazanımlardır. Hayatınızda neyi önceler, çocuğun bilinçaltına nasıl bir fotoğraf yerleştirirseniz emin olun ki o çocuk yetişkin olduğunda bu kalıplarla hayatını sürdürmeye devam edecektir. Çocuklara vermeye çalıştığımız değerlerin karşılığını hemen beklememek gerekmektedir. Çocuk-ebeveyn ilişkisi çok çok uzun yıllara dayanan bir süreçtir.  
Çocuk kitabı yazarları, yazınsal süreçlerinde pedagoglardan ya da çocuk psikologlarından çalışmaları ile ilgili bir değerlendirme almalı mıdır? Siz böyle bir yol izliyor musunuz?
Çocuk kitabından ziyade çocuk edebiyatı üzerine konuşmayı tercih ederim. Az önce de ifade ettiğim gibi çocuk kitabı, içinde eğitim kitaplarını da kapsayan geniş bir yelpaze. Çocuk edebiyatını sanatçılar üretir. Bir sanatçı eser üretirken o esere bilinçli ya da bilinçsiz pek çok derin anlamlar katar. Bir sanatçı eser üretirken bir psikolojiye/felsefeye/dine uygunluğu gözetiyorsa bu bence edebiyat eseri olmaktan çıkar. Fakat o esere, o sanatçının hayat görüşü, din anlayışı, doğa felsefesi vb. ile ilgili bilinçaltında biriken pek çok düşünce ve kavram kaçınılmaz bir şekilde yansır. Bundan sonraki süreç yayınevlerinin yayın politikaları ile ilgilidir. Biz yayın yönetmenleri ve editörler yayın çizgimize uygun buluyorsak, çocuk ruh sağlığına uygun buluyorsak o eserleri yayınlarız aksi takdirde yayınlamayız. Yayınevi olarak sürekli çalıştığımız bir psikolojik danışmanımız var. Kimi zaman bizim hiç farkında olmadığımız konuları arkadaşımız bulup ortaya çıkarıyor. 
Dille ilgili, sözle ilgili bir işle uğraşıyorsanız bilmeniz gereken ilk şey, her bir ifadenin/kelimenin/kavramın insan beyninde inanılmaz zenginlikte yeni çağrışımlara kapı araladığıdır. Sizce son derece masumane kaleme alınmış bir ifade hiç umulmadık sonuçlar doğurabiliyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. İşte tam da bu yüzden çocuk edebiyatından anlayan bir danışmanla çalışmak büyük bir avantaj sağlıyor. Bundan sonra da yazarla aramızda farklı bir süreç başlıyor.
Yurt dışında artık başarılar elde etmeliyiz!
Ülkemizde çocuk edebiyatı alanında çıkan yayınları yeterli buluyor musunuz?
Dünyanın en önemli çocuk edebiyatı eserleri Türkçeye çevriliyor ve inanılmaz bir zenginlik var piyasada. Fakat öte yandan Türk çocuk edebiyatının önde gelen isimlerini saymak istediğimizde maalesef aynı zenginlikle karşılaşmıyoruz. Artık günümüzde bir başarıdan söz edeceksek bu Türkiye sınırlarını aşan uluslararası bir başarı olmak zorunda.  Sorunun cevabını şurada aramalı: Kaç çocuk kitabımız, kaç ülkede, kaç çocukla buluştu? 
Çocuk kitaplarını büyükler yerine çocuklar yazsa nasıl bir sonuç ortaya çıkar? 
Edebiyat dille oynanan bir oyundur. Eğer bu oyuna dâhil olabilecek yetenekteki çocuklarımızı bulup kalemlerinin gelişmesine ön ayak olabilirsek neden onların kitapları da okunmasın ki.
Yazarlık zaman içerisinde gelişen ve üzerine çalışılan bir yetenek olarak görülüyor. Çocuğunun yazma yeteneğini keşfeden aile, bunu fark ettikten sonra nasıl destek olmalı ve nasıl bir yol izlemelidir? 
Yazarlık okuma kültürü ile geliştirilebilecek bir alan. Okuma kültürü de okumak, anlamak, anladığını yorumlamak üzerine kuruludur. Bu yetenekteki çocuklarımızı okudukları üzerinde düşünmeye ve düşündüklerini de yazılı olarak ifade etmeye yönlendirmeliyiz. Her okunan metin enine boyuna tartışılmalı, alt metin çözümlemeleri yapılmalı ve bunlar yazılı olarak ifade edilmelidir. 
Son yıllarda artan teknolojik sosyal iletişim alanları, çocuklarımızı kitap okumaktan alıkoymaya başladı. Kitap okuma oranı çocuklar arasında istenilen oranda değil. Çocuklara kitap okuma alışkanlığı yeniden nasıl kazandırılabilir? Kitaplar cazip hâle nasıl getirilir, ailelere bu konuda ne gibi görevler düşüyor?
Cazip hâle getirilecek olan şey kitaplar değil, onlar yeteri kadar cazip. Aile kitabı bir paylaşım aracı olarak görüp çocuklarla birlikte eğlenip birlikte tartışabilecekleri bir araca dönüştürebilirlerse gerçekten kitap okumak çocukların sizden talep edecekleri bir ortak eyleme dönüşecektir. Bir anne önce çocuğuyla birlikte oturup onun izlediği çizgi filmi izlemeli. Sonra o film hakkında çocukla bir paylaşım sağlamalı. Sonra birlikte aynı kitabı okumalı ve bu kitap üzerinde tartışmalı. Günümüz çocuğu zaten anne babasıyla böyle bir iletişime girmeye o kadar hasret ki… Emin olun 2 kitaptan sonra çocuk okuduğu bir kitabı ebeveynine verip  “Çok güzel bunu mutlaka okumalısın.” diyecektir. Bu anlamda kitap elimizin altında çok kıymetli bir malzeme. Sadece elimizi uzatmamızı bekliyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken çok ama çok önemli bir konu var: Lütfen çocuklara mesajı daha başından belli bir kitabı vermeyin. Çocuk kitabı okurken kahkaha atsın, merak etsin, heyecanlansın.  
Bir yayıncı olarak sizce kaç yaşından itibaren çocuğun kitapla ilişkisi kurulmalı?
Tabii ki doğmadan… Biliyoruz ki çocuk anne karnında dışarıdan gelen sesleri duyabilmekte. Hamile bir anne şöyle ayaklarını uzatsa, güzel bir müzik açsa, sonra eline güzel resimlenmiş, dili akıcı, buram buram edebiyat kokan bir şiir kitabı alsa ve okumaya başlasa nasıl olur? Çok güzel bir resim değil mi?
Peygamber Efendimizi çocuğun algısıyla yeniden yazmak gerekir
Peygamber Efendimiz ve birçok büyük zatın, veli insanların hayatlarını ele alan çocuk kitaplarının sayısının son dönemdeki durumu nedir?  Bu türde kaleme alınan eserleri yeterli görüyor musunuz?
Bu metinlerle ilgili çok temel bir sıkıntı gözlemliyorum. Hem kendi çocuklarımdan biliyorum hem de öğretmenlerden aldığım geri dönüşlerden. O da şu: Çocuklarımız peygamberlerimizle ilgili metinleri ya da yüksek şahsiyetlerin öykülerini “Bunlar o zamanda yaşanmış ve bitmiş. Bütün değerler o zamana aitmiş.”  türünden bir bilinçaltı ile okumaya başladılar. Bu süreci çok doğru okumamız ve tedbir almamız gerekiyor. Demek ki bu metinleri çocuk gerçekliği ve çocuk algısı gerçeği ile yeniden kaleme almak gerekiyor. Metne çocuksu bir anlatım katmak yeterli değil. Siz çocuğa ne anlatırsanız anlatın onu heyecanlandıran, gülümseten ve meraklandıran bir şekilde anlatmalısınız ki ilgi çekici olsun. Bence bakış açımızı değiştirerek yeniden metin üretmek zorundayız.
Çocukların maneviyat duygusu kitaplar yoluyla kuvvetlendirilebilir mi?
“Kitap bir bilgi aktarma aracıdır.” Evet doğru. Fakat edebiyatın bu bilgiyi aktarmadaki işlevi yeniden tartışılmalı. Kaçırdığımız çok önemli bir gerçek var: Ahlak yaşanarak öğrenilir, okunarak değil. Son zamanlarda eğitimcilerde ve anne babalarda bir zafiyet var. Çocuklara vermeye çalışılan ahlaki değerleri kitaplar ve etkinliklerle vermeye çalışmak. Bir ebeveyn ezan okunurken kendi de televizyonun sesini kesip duasını etmiyorsa, mezarlıktan geçerken yüksek sesle Fatiha okumuyorsa, televizyon karşısında yemek yiyip ardından dua etmiyorsa, sık sık annesini babasını arayıp ya da ziyaret edip duasını almıyorsa istediğiniz kadar çocuğa erdemleri anlatan kitaplar verin. Tüm bu değerler başta da ifade ettiğim gibi ailede yaşanarak öğrenilir. 
Görselliğin artık fazlasıyla önemli olduğu günümüzde, Peygamber Efendimizin hayatını en iyi nasıl anlatabiliriz?  
Bugünün çocuğunun yaşadığı hayatın gerçekleri ve bakış açısı ile yeniden metinler yazarak.

Röportaj: Ayşe Şahinboy Doğan
sonpeygamber.info’dan alıntıdır.

Yorum yapın