Neşeli değil, kederli dindar kızların hikayesi (1)

09 Ağustos 2015Basından Seçtiklerimiz56 Yorum »

fatma hanimAğustos ayı düğün ayı malumunuz. Düğünler, sosyal dokudaki değişiklikleri en yoğun hissettiğimiz kamusal/törensel mekanlar.
Düğünlerin ihtişamı göz kamaştırıp, israf debisi giderek yükselirken evlenmelerin ötelenmesi toplumsal bir yara olarak büyümeye devam ediyor.

Eğitimsiz gençler nispeten daha kolay evlenirken, eğitimli gençlerin evlilik yaşı ilerliyor.
Gençlerin evlenmesi toplumsal bir mesele olduğu halde, evlilik yaşının ilerlemesinin faturası genç kızlara çıkarılarak, sosyal hayatın bütün çıkmaz sokakları genç kızların kariyer merakına bağlanarak görünmez kılınmaya çalışılıyor.
Gençlerin evlenme yaşının giderek yükselmesi sanki sadece genç kızların sorumluluğunda imiş gibi bir algı var. Bu algıyı besleyenler de daha ziyade erkek akademisyenler ve yazarlar.

Durum şu: Gençliğini 20. yüzyılda idrak etmiş erkekler, 21.yüzyılın gençlerinin sorunlarını kavramakta yetersiz kalıyor.
İsmail Kılıçarsalan, “Neşeli dindar kızlar” diye yazmıştı. Keşke onun yazdığı gibi “neşeli” olsa idi kızlar. Evet ne yiyelim ne içelim, ne giyelim derdiyle dertli; şairlerin seminerlerini, sohbetlerini kaçırmayan “neşeli” kızlar var. Ama bir de dünyanın yükünü çeken “kederli dindar kızlar” var. Bu gün sizlere bu genç kızlardan birinin mektubunu sunuyorum. Buyurun:
“Hz. Yusuf Kıssasını idrak etmemiş erkeklerle evlenmek istemiyoruz”

“Birbirinden çok farklı sosyo-kültürel çevrelerle içli dışlı biriyim. Bu, bana farklı hayat tarzları olan kişilerin meselelere nasıl yaklaştığını müşahede etme imkânı veriyor. Bireysel problemler dışında bizim neslimizdeki kızların fikir olarak evliliğe karşı olduklarına rastlamıyorum. Evlenmek fikri, aile kurma ve ileri basamakta anne olma güdüsü herkese sıcak geliyor ama fiiliyata döndüğümüzde her şey o kadar kolay olmuyor.

Ben kişisel olarak bazı farklılıklara sahip olduğumun farkındayım. Baskın bir karakterim, yoğun yaşadığım bir idealizmim, lider ruhum var. Bunlar beni sosyal, kültürel, akademik alanlarda öne çıkarıyor ve bu özelliklerimden dolayı dışarıya yansıttığım imaj olduğumun tam tersi gibi algılanıyor. Hâlbuki aslında tam olarak geleneksel bir insanım, hatta birçok konuda katı geleneksel fikirlerimi kolay değiştiremiyorum. Bu geleneksellik bana erkek, kadının bir adım önünde olmalı diyor. Yani benim yapıp ettiklerimin gerisinde kalan değil bilakis benim önümde yol gösterici, rota çizici, hatalardan çeviren benim ufkumu daraltan değil genişleten biri ile hayat kurmam gerektiğine inanıyorum. Gerek dini hayatım gerekse dünya hayatım için kavvamlık yapabilecek biri olmaksızın evlilik gibi önemli bir kuruma adımımı atmak istemiyorum. Bunu karı kocayı birbirine rakip görerek sürekli yarışmaları manasında değil, nitelikli birliktelikler manasında talep ediyorum. Birçok kişiye göre çok daha seçkin, kaliteli bir çevremiz var ancak bahsettiğim niteliklerde erkeklerle maalesef bu çevrelerde bile çok sık karşılaşamıyoruz. Hayatımıza girme ihtimali olan kişiler ya bu kız bize bakmaz diyerek özgüvensiz ve cesaretsiz kalıp hiç iletişim kurmuyor -bu özgüvensizliği ve dik duruş sergileyememeyi hayatın her alanına da yansıtıyorlar- ya da üzerimizde hegemonya kurmaya çalışıp evlenene kadar yaptığımız bütün işleri boş iş görüp gereksiz olduklarını düşünerek hepsini bırakmamız ve yalnızca daraltılmış bir ev hayatını yaşayıp entelektüel, kültürel, sosyal hiçbir çabada olmamamız için bizi zorluyorlar.

İnandığımız ve yaratılış gayesine daha çok yaklaştığımızı düşündüğümüz işleri böyle tek kalemde silen kişilerle de biz bir ömür geçirmek istemiyoruz. Yani nitelik ve hayata anlam verme noktasında bizim neslin kızları ve erkekleri arasında makas giderek açılıyor.Günümüz erkekleri kendilerini geliştirmek yerine kızların gelişimini durdurmaya çalışıyorlar. Bir de bu gelişimden ötürü kendimizi kötü hissetmemiz için psikolojik baskı yapıp, bizim yüzümüzden evlenip yuva kuramadıklarını, evlenme yaşının yükseldiğini, çocuk sahibi olunamadığını ifade ediyorlar. Sorumluluğu tamamen kızlara atıyorlar.

Kendim de dahil akranlarımın birçoğunun aslında bir ev kızı olarak yetiştirildiğimizi fakat bunun üzerine bir de yüksek öğrenim ve sosyal-kültürel hayat koyduğumuzu düşünüyorum. Bu bize annelerimiz gibi olmayı sağlıyor. Ama akranımız erkekler babalarımız gibi değil. Babalarımız hayata her şartta tutunabilen, ailesinin yükünü hiçbir katkı beklemeksizin yüklenebilen, sadık koca, fedakâr baba rolündeler. Babamızın varlığını hissettiğimiz hiçbir alanda bize korku yoktur. Ancak bugünün erkeklerinde böyle dağ gibi duruş maalesef yok. Artık sosyal çocukluğun 35 yaşa kadar çıktığı söyleniyor. Yani 35 yaşına kadar erkekler hayata tutunamıyor, bunun için çaba harcamıyor. Sorumluluk almaktan kaçıyorlar. Evlenecekleri kızlardan erkeğe ait olması gereken sorumluluklarının bir kısmını yüklenmesini istiyorlar. Bu da zaten daha erken yaşlarda hayatını kurmuş kızlar için itici ve korkutucu oluyor.

Bir diğer sorun ise muhafazakâr erkeklerin ahlaki yaşayış yönünden eylem-söylem tutarsızlığı ki bu da bir Müslüman’dan beklenmeyecek bir durum. Her türlü tecrübeyi kendilerine hak görürken, evlenecekleri kızların tertemiz olmasını talep ediyorlar. Biz de onlara Kur’an’da Hz. Yusuf kıssasının niçin anlatıldığını sorup yolumuzu değiştiriyoruz.
Bizim erkeklerden abartılı romantizm, yüksek makam mevki, zenginlik, manken edasında yakışıklılık beklentimiz yok. Dünya ve ahiret saadetini birlikte kovalayabileceğimiz nitelikli, kaliteli birliktelik talebimiz var, bu talepte de haklı olduğumuzu düşünüyorum ki bu kişiler yalnız koca değil yarınları imar edecek çocuklarımızı da yetiştirecek olan babalar.”
O.A./Araştırma görevlisi Hukuk Fakültesi Yüksek Lisans Öğrencisi.

Mektubu okudunuz. Mektubu yazan kişi kendi özelliklerinin farkında. Cemiyetteki değişimin farkında. İsteklerinin farkında.
Aynı şeyi onun kuşağındaki erkekler için söyleyebiliyor muyuz?

yazı için;

http://www.yenisafak.com/yazarlar/semakarabiyik/aile-en-tekinsiz-siginak-2018577

Okunma Sayısı : 18.844

Yorum yapın

“Neşeli değil, kederli dindar kızların hikayesi (1)” için 56 Yorum

  1. cihad dedi ki:

    Aman Ya Rabbi!! Hakikatin bu kadar alt üst edildiği bir yazı nasıl olurda bu sitede yayınlanmış. Hayret doğrusu
    Ne yaptığını bilmeyen bir bayanın yanlış yola saptığında arkasından kimsenin gelmediğini görünce “ya ben ne yapıyorum,yanlış yolda mıyım acaba” diyeceğine pskolojide yansıtma tabir edilen bir yöntemle erkekleri suçlayarak kendini rahatlatmaya çalışmasindan yazı da olabiliyormuş.

    Hem baskın karekter ve lider ruhlu olup hem de kavvam bir erkek arzulayan.

    Hem kadının evde olmadığı entelektüel ve sosyal bir hayatı kesin bir şart ile isteyip hem de katı geleneksel fikirlere sahip olduğunu iddia eden.

    Hem nitelikli ve kaliteli hayatı evin dışında tarifleyerek, dolayısıyla hayatını evinde idame ettiren insanları aşağılayan üsttenci,kibirli bir tarzı takinip hem de gelişmeden,gelişmiş olmaktan dem vuran.

    Hem kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile nisa taifesinde açık saçıklığın veba gibi yayıldığı ve açıktaki cezbedici uzuvlarıyla her girdiği ortamı ifsad ederek Züleyha misal günahı arzulayan ve günahlara sebep olup hem de Yusuf misal erkek isteyen şuursuz bir hanımefendi için yazının sonunda şu ifadeler kullanılmış;

    “”Mektubu yazan kişi kendi özelliklerinin farkında. Cemiyetteki değişimin farkında. İsteklerinin farkında.””

    Ben bu kısma çok güldüm.

    Bu mektubu yazanin durumu bana şöyle bir vaziyeti çağrıştırıyor. Pet şişede salatalık turşusu yapacak birisinin pazardan kocaman kocaman salataliklari getirip, şişeye girmeyince de şişeyi suçlaması gibi geliyor.

    Kadının dünyasını Allah erkeğin sırtına yüklemişken ve Ahiretini de yine kocasına olan tavrına bağlamış iken üstüne vazife olmayan işlerle uğraşarak bir erkeğin sahiplenemiyecegi bir hacme ulaşıp, evlilikte en itici rolü bir kadına sahip olmak duygusu olan erkekler talip olmayincada böyle mizmizlanmak pet şişede turşu hikayesine benziyor.

    Hem erkekler sizin gibiler ile evlenmek için niye kendini zorlasin ki. Erkek evlenince sahip olabileceği, kendisine ait olabilen, mutlu ve doyurucu bir cinselliği yaşayabileceği ve beraber salih ve saliha evlatlar yetiştirebilecegi bir kadını arzuluyor. Sizin gibi entelektüel ve sosyal bir hayat diye diye ego yapmış kadınları hangi erkek alipta ne yapsın. Paranız ve havalı mevkileriniz olmasa aklı başında hiçbir erkeğin sizleri tercih edeceğini sanmıyorum.

    Selametle…

  2. yah_ya dedi ki:

    Kendini bilen rabbini bilir. İnsanoğlu öyle bencil çıkarcı ve menfaatperstir ki der İmam Humeyni , Elindekini elinden alanın Allah olduğunu bilsin Allaha da düşman olur .. İnsan, ciltlerce kitap yazılsa gene de tarifi net olamaz

  3. Uğur Dinç dedi ki:

    İnanamıyorum, bu saldırı yazısı Sema Maraşlı’nın sitesine de mi alınmış! Buna dair bir yazı yazmıştım, ilgili paragraflardan bir tanesini alıntılamakla iktifa ediyorum:

    “Şimdi burada duralım: İnsan tabiatı oyun hamuru mudur ki zırt pırt değişsin de bir nesil önce 20 yaşında olgunlaşan erkekler şimdi 35-40 yaşında olgunlaşsın? Hadi genç ve cahil bir kız bunu yazar, peki Fatma Barbarosoğlu’na ne olur da bunu ciddiye alır? Bir defa, bu kız babasının neslini olduğundan farklı hayal etmektedir. Şimdi 30’luk bir ortalama erkek nasıl hâlâ biraz delişmen ise onun babasının neslindeki ortalama bir erkek de 30 yaşındayken aynen öyle biraz delişmendi. Kimisi biraz daha fazla, kimisi biraz daha az delişmendi, çünkü insanların karakterleri o zaman da farklı farklıydı, ama umumi manzara şimdikinden farksızdı. İnsan tabiatı hakkındaki açık ve net gerçek budur; bundan ötesi insanlara hormonlu gıda veya genetiği değiştirilmiş organizma muamelesi yapmaktır ve komedyenlikten ibarettir. İtiraz mı ediliyor? Hiç kimse merak etmesin, akrabalarımın gençlik hikayelerinden de bunu çok iyi bilirim. Hatta bırakın bir önceki nesli, 1915 doğumlu müteveffa dedemin gençliğine dair gülümsetici hikayeleri de işitmişliğim vardır (Allah rahmet eylesin). Ancak o okumuş kızımız ki sosyal statü arzusu gözlerini kamaştırmış ve bu hususta Fatma Barbarosoğlu’ndan da bir onay almış bulunur, bunları bilmez, bilmek istemez. Benim gibi işin aslını soruşturup araştırmak ve tefekkür etmek gibi “çocuksu erkeklere mahsus boş işler” peşinde koşmak yerine de mesnedsiz büyük laflar savurur ve genç bekâr Müslüman erkekleri zemmeder.”

    • ceylan dedi ki:

      Saldırı yazısı mı?
      İster inanın, ister inanmayın, kızlar şimdi böyle düşünüyor ve hissediyor.
      Siz ve siz gibi düşünenlerin haklı olduğunuz çok yönleri var meselenin, ancak haklı olmanız maalesef mevcut durumu değiştirmiyor.
      Bense erkeklerin kendilerine -affedin- format atmaları gerektiğini düşünüyorum.
      Kadınla erkek, bir bütünün yarısı madem, o zaman erkek de kız da önce neslini ve nefsini iyice tanımalı. Nesli yetiştirmekte olan ve yetiştirecek olan kadın ve kızları iyice anlamalı ve buna göre çareler beraberce aranmalı.
      Bir anne olarak söylüyorum: Erkekler hem kendi zamanlarının, hem babalarının, hem evlatlarının çağının ihtiyaç ve yeterliliklerini ve yetersizliklerini iyi tespit etmeli, eşlerine ve kızlarına şefkatle ve anlayışla yol gösterici olmalılar.
      Çünkü sadece ev halkı üzerinde değil, toplumun her kesimi üzerinde de reislik, liderlik, koruyuculuk görevleri var.
      Keşke aile bakanımız bir kadın değil, babalığı ve ailenin önemini bilen bir erkek olsa. O zaman erkeklerin daha yapıcı olacaklarına, kendilerini cidden sorumlu hissedeceklerine inanıyorum.
      Bu yazının yazarından da konunun devamı niteliğinde yazılar bekliyorum, çünkü müspet manada ele alınması gereken bir konu, geçiştirilmemeli ve ön yargılı olunmamalı.

      • Uğur Dinç dedi ki:

        Siz bir kere yazının ikinci ve asıl paragrafını okumamışsınız. Orada ifade ve aslında isbat ediyorum ki Fatma Barbarosoğlu’nun bu yazısı baştan aşağı hatadan ibaret. Hakikat kendisini hataya göre hizaya getirmez, fakat hata kendisini hakikate göre “formatla”malıdır. Ama derseniz ki “hayır, erkekler formatlayacak, çünkü ailenin saadetinden sadece onlar sorumlu”, o zaman Tahrim Suresi, Ahzab Suresi ve Nur suresindeki pek çok âyetten haberiniz yok. Allah teala Tahrim Suresinde ve Ahzab suresinde bizzat Allahın elçisinin hanımlarını hizaya çekerek emrediyor ki kendilerini formatlasınlar ve kocalarına itaat etsinler. Ve tekrar ediyorum: Üstteki yorumumunun asıl paragrafını okuyun.

        • Uğur Dinç dedi ki:

          Kur’an’ın ve sahih hadislerin hükmü açıktır: Fatma Barbarosoğlu’nun ve bu kızın sandığının aksine, kocaya itaat için kocanın “çok kaliteli” olması, onların “olgunluk” standartlarını karşılaması gerekmez. Kocaya sadece ve sadece ve ancak şunun için itaat edilir ki o kocadır; “olgunluk”, “başarılı kocalık”, “kocalıkta yüksek performans” gibi hiçbir kayıd ve şart yoktur ve yoktur. Yalnız fukahanın ortaya koyduğu tek olgunluk şartı vardır ve şudur ki koca alışverişte kolayca aldatılmasın, yani 14-15 yaşlarındaki ortalama bir ergenin matematik zekasına sahib olsun.

          • ceylan dedi ki:

            Bu konuda haklısınız.”…kocaya itaat için kocanın “çok kaliteli” olması, onların “olgunluk” standartlarını karşılaması gerekmez. Kocaya sadece ve sadece ve ancak şunun için itaat edilir ki o kocadır; “olgunluk”, “başarılı kocalık”, “kocalıkta yüksek performans” gibi hiçbir kayıd ve şart yoktur. ”

            Kızların anlayamadığı, kadınlarınsa evlenince farkedip kabullenemediği de bu. BUNU YÜKSEK SESLE DEFALARCA SÖYLEMENİZ LAZIM EVLENME NİYETİYLE GÖRÜŞÜLEN KIZLARA.

            Evlenilecek kızda da aranan özellikler yüksek tahsil, kariyer filan değil. Böyle kızlar ya evlenmeyecek, ya da ev-eş-çocuk üçgeninde yaşamayı kabul edip evlenecek. Evlilik bana ne katacak,kişisel gelişimimi ve kariyerimi geliştirecek mi diye düşünerek değil, bu kişiyle mutlu olabilir miyim diye düşünecek.

            Size teşekkür ediyorum, şu an yeni bir formata geçtiniz zaten. Hayır şaka yapmıyorum, gerçekten tebrik ederim sizi ki, hiç bir hemcinsinizin ifade edemediği biçimde birkaç cümleyle dile getirdiniz mevzuyu. Hem de kırıcı ve kırılgan olmadan. Demek ki erkekler de direkt tavır almadan kırıp dökmeden kendilerini ifade edebiliyorlarmış… Tekrar teşekkür ederim, sizin cevabınızla ben de anlaşılır kelime bulmuş oldum.

          • Uğur Dinç dedi ki:

            Bir de lütfen burada denmesin ki “ama zulmeden kocalar var”. Elbette her zâlim yönetici gibi zalim bir koca da şikâyet edilip diğer otoritelerce sigaya çekilir. Son çare olarak kadı/hâkim kararıyla boşanılabilir. (Ama elbette bu iş şimdiki erkek düşmanı kanunlara göre olmamalıdır.)

          • ceylan dedi ki:

            ”…kocaya itaat için kocanın “çok kaliteli” olması, onların “olgunluk” standartlarını karşılaması gerekmez. Kocaya sadece ve sadece ve ancak şunun için itaat edilir ki o kocadır; “olgunluk”, “başarılı kocalık”, “kocalıkta yüksek performans” gibi hiçbir kayıd ve şart yoktur. ”
            ŞİMDİ KONUŞULACAK KONU BUDUR.

          • Abdullah Bir dedi ki:

            “Bense erkeklerin kendilerine -affedin- format atmaları gerektiğini düşünüyorum.

            Biz erkeklerin değil ama batı laboratuarlarında sentetik olarak üretilmiş olan FEMİNİZİM VİRÜSÜ(mikrobu) nedeniyle fabrika(yaratılış-fıtrat) ayarları bozulmuş olan siz ve sizin gibi FEMİNAZİLERİN işletim sistemlerinin daha fazla zarar görmemesi ve tamamen çökmemesi için Üreticinin yüklediği orjınal inanç programının üzerine sonradan yüklenen virüslü programlar ve işletim sisteminde yapılan değişiklikleri İPTAL(delete) etmeleri gerekiyor.

            Aksi taktirde Hard Disk de dahil işletim sisteminin (İmanın) ve bu sistemin (İslam) olmazsa olmazı olan “sistem temel dosyaları” nın zarar görmesine, hatta sistemin tamamen çökmesine (imanınızı kaybetme) sebep olacaksınız.

            Uğur Dinç’e

            Sayın Sema hanımın öncülünde ben (yaklaşık 3.5 yıldır) ve benim gibi düşünen 3-5 kişilik bir kuvve bu sitede (bilinçli veya bilinçsiz şekilde feminazi virüsü bulaşmış) bu tür arızalı-hasta kafa yapısı ile mücadele ediyoruz. Ne kadar başarılı olduğumuzu sadece Allah bilir.

            Sen olmasaydın biz bir kişi eksik olacaktık, Seytana ve ve şeytanlaşmış insanlara karşı yaptığımız bu mücadelede sana canı gönülden aramıza “hoş geldin” diyorum UĞUR DİNÇ Kardeşim.

            Gazamız Mubarek ola…

          • Uğur Dinç dedi ki:

            Sayın Abdullah Bir, çok sağ olun, saygılar karşılıklı. Ancak galiba Ceylan hanımı yanlış anladınız. Bence kendisi feminazi değil. Saygılarımla.

          • Abdullah Bir dedi ki:

            Sevgili Uğur Kardeşim

            Bazı “kişilerin-konuların” aslının “nasıl-ne olduğu” hakkında çok iyi niyetlisin. Eskilerin değimi ile ” hem nalına, hem mıkına vuran” türde ki bir-iki söze istinaden erken ve yanlış kararlar veriyorsun.

            Kadınlar konusunda kimin gerçekte nasıl ve ne tür düşüncelere sahip olduğunu anlaman için biraz daha zamana ihtiyacın olduğunu düşünüyorum. 🙂

            Benden sana bir ağabey tavsiyesi

            İNSANLARIN GERÇEKTE NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ, NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU ANLAMAK İSTİYORSAN NASIRINA BAS…

            Bu yöntem “iletişim sosyolojısın”de ki turnusol kağıdıdır.

            Selametle kardeşim…

          • Uğur Dinç dedi ki:

            Abdullah Bey,

            Ben çok genç sayılmam. Otuz küsur yaşındayım. Ceylan Hanıma feminazi demeyişim şundandır ki ben feminazi kelimesini kadın hakları derneklerindeki militanlara hasrediyorum, yani o, benim için feministin en şiddetli versiyonudur. Ceylan Hanımın tavrına olan eleştirinize de katılıyorum, ancak feminazi kelimesi ağır gibi geldi. Maalesef Ceylan hanıma feminazi dersek Türkiye’de 40 yaşına altında nâ-feminazi kadın bulamayız. Bunun için böyle kadınlara, yani 40 yaşın altındaki kadınların hemen hepsine feminist deyip kadın derneklerindekileri feminazi ıtlak etmek bence daha doğru olacaktır.

    • Faruk B. dedi ki:

      Fatma hanımın bütün yazılarını takip ediyorum,ne yazık ki onun şöyle bir problemi var.Kendisi sosyolog ama evden toplumu anlamaya çalışıyor gibi bir intibası var.Toplumun içinde değil.Kendine gelen bir eleştiriden köşe yazısı yazabiliyor.Daha doğrusu genelde böyle yapıyor.Kendine gelen bir eleştiri ,yargı cümlesiyle toplum hakkında kanaate varabiliyor. Erkekler 35-40 yaşında olgunlaşıyor diyebilmesi için ,kişinin 35-40 yaşında en az 40 kişiyi gözlemlemesi gerekmez mi ? İçinde bulunduğu toplumu genelde ıskalıyor.Yeni şafakta ki yazılarına bakın ne demek istediğimi anlarsınız.Ayrıca kendine yapıcı eleştirileri bile sert karşılıyor.Bizi anlayan bizden biri imajını hiç bir zaman vermiyor.Topluma üstten bakarsak toplumu anlayamayız.Ve de çözümler sunamayız ki.Bakın 30 yaşında kariyer yapmış evlenmek isteyen biri olarak bütün yazılarını okudum ,sonuç:Hiç bir şey söylenmemiş yazılar

      • Uğur Dinç dedi ki:

        Size katılıyorum.

        Bakınız benim aklıma nicedir takılan bir püf noktası şu: Olgunluk nedir? Her insan ölene kadar olgunlaşır, en azından 75-80 yaşında zekası bariz gerilemeye başlayana kadar. Tam olgunluk isteniyorsa o zaman 60-70 yaşından önce evlenilmemeli!

        Kur’an’da rüşd kavramının mal-mülk yasalarıyla ilgili geçtiği âyetlerin tefsirinden öğrendim ki bir kişinin kendi malının yönetimine sahib olmak ve dolayısıyla aynı zamanda evlenebilmek için gerekli olan rüşdü/olgunluğu/aklı sadece şundan ibarettir ki alışverişte çocuk gibi kolayca aldatılır olmasın. Evet, bundan ibaret: 14-15 yaşında bir ergen kadar alışverişten ve hesabdan anlayan kişi kendi malını yönetecek ve yuva kuracak olgunluğa sahibdir. Bunun dışındaki olgunluk kriterlerinin hemen hepsi aslında insanların farklı farklı karakterlerine dair haksız hüküm vermekten ibaret olsa gerektir.

        • meryem dedi ki:

          Burada yorum yapan tüm arkadaşların dikkatine !!!
          Tahsil nedir ? İlim öğrenmek nedir ? Tahsilli olmak kibirli olmayı, insanlara tepeden bakmayı, bilgisi ve bildiği teknik terimlerle kişileri alt etmeyi gerektirmiyor. Her iki taraf tahsilli olabilir ama bu durum ” BEN DAHA ÜSTÜNÜM ” imajı yaratmaz. HAK karşısında ” Sen Boğaziçi universitelisin, haydi cennete ” denmiyor. Tahsil ilim ile bütünleşince, ilim irfana dönüşünce güzel. Ki bir meyve ağacını baz aldığımızda meyveler olgunlaştıkça ağacın yükü artar ve eğilir, ilmi tam manasıyla öğrenmek ve irfana dönüştürmek te budur. Muhyiddin İbni Arabi’nin talebelerine ” Ne bilirsiniz ”’ diye sormuşlar . Onlarda ” HAD biliriz, HADDİMİZİ biliriz ” Yani ilim öğrendiysek üç beş ayet ezbere biliyorsak, bunu karşı tarafı rencide etmek için değil, HADDİMİZİ bilmek için kullanmalıyız. Kendimden bir örnek vereyim . Beni doktora yapan bir baya önermişler, bay da ” yok ben doktora yapan bir bayan ile evlenmek isterim ” demiş, Bende ” O zaman akşam yemeğinde DİPLOMALARINI yerler ” dedim. Yani bakın bu da benim çevremden ve bizzat benim yaşadığım bir örnek ama genelleme yapmıyorum. Tahsil durumuna gelince bende tahsilliyim ama doktora yapmadım 🙂 Evde iyi bir anne , baba , iyi bir eş , iyi bir koca olmadıktan sonra tahsil diploma sadece bir kağıt parçası , ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK kapısının önünde sadece koca bir ENGEL.
          Format meselesine gelince toplum olarak fabrika ayarlarına dönerek, aslımıza dönmeliyiz.

          • Uğur Dinç dedi ki:

            Meryem Hanım,

            Demişsiniz ki:

            “Burada yorum yapan tüm arkadaşların dikkatine !!!
            […] bilgisi ve bildiği teknik terimlerle kişileri alt etmeyi gerektirmiyor.”

            Bunu tam benim yorumumun altına yazmışsınız, o hâlde acaba farkında olmadan ben teknik terimlerle insanları alt etmeye mi çalıştım? Ama baktım, “rüşd” dışında az bilinir kelime kullanmamışım ve onu da fazla fazla izah etmişim. Umarım bunu ve beni kasdetmediniz.

            Ben acemî akademisyenim, bir yüksek lisans yaptım, sonra doktoraya geçemeden ikincisini yapmaya mecbur kaldım. Bir sürü gaileler atlattıktan sonra başkalarının yardımcı doçent, hatta emin değilim ama belki doçent olduğu yaşta şimdi yüksek lisans tezimi yazmaya çalışıyorum, ama mükemmeliyetçi yetiştirildiğim için aşırı titizleniyorum ve ilerlemekte zorlanıyorum. İnsan çocukken içine işlemiş bir huyu öyle çabuk bırakamıyor. Bu hâlimle doktoraya erişebilecek miyim, yoksa mükemmeliyetçiliğim beni bloke ederek geri mi tutacak bilmiyorum. Gücümün yettiğini yapıp kalanını Allah’a havale ediyorum.

            Doktorayı yapabilsem de yapamasam da şunu biliyorum ki bir erkeğin bir kadında böylesine yüksek statü araması olağan değil. Birkaç ay önce merak edip okuduğum birkaç psikoloji makalesinde kanaatimce dosdoğru tesbit edildiği üzere, aslında erkekler de kadınlar da eşte statü ve beden-yüz çekiciliği ararlar; ama her iki cinste bunun dereceleri çok farklıdır. Şöyle ki erkekler çok daha fazla beden-yüz cazibesi ve çok daha az statü ararlar. Eş adayının sosyal statüsüne en büyük ehemmiyeti verip beden-yüz çekiciliğini çok daha az mühimseyenler ise kadınlardır.

            Dolayısıyla sizin için bunu söyleyen birader ya erkekler içinde bir anomalidir ve bunun sebebi de ifade ettiğiniz üzere “kibir”dir ya da onun başka derdi vardır da bu bir bahanedir. Mesela şimdi evlenmek istemediği hâlde buna zorlanıyor olabilir. Yine de işin aslını bilemem tabii. (Elbette peygamberimizin o hadis-i şerifi ki çok zikredilir, burada bize yol gösterir: İnsanlar evlenilecek kişide güzellik, mal (statünün bir yönü), soy-sop (statünün diğer yönü) ararlar, ama bizim asıl kıstasımız dine yani İslam yasasına bağlılık olmalı.)

          • Abdullah Bir dedi ki:

            İlahi Meryem Hanım siz kadınların geneli paradoks ve tutarsızlık yumagı, daha net bir ifade ile birer “bilinmezlik alemisiniz” gerçekten. 🙂

            Talipli lise mezunu olunca

            Baktım “Çocuğun niyeti “oh ne güzel meryrm muhasebe müdürü ,çalışır bana da bakar ” Yok ya…

            Bakış açısı ile talipliyi REDDET

            Önerildiğiniz erkek “ben doktora yapıyorum ve doktora yapan bir bayan istiyorum” dediği zamanda “” O zaman akşam yemeğinde DİPLOMALARINI yerler ” sözüyle erkeğe (gıyabında da olsa)

            “BENİ İSTEMEMEKLE, BEN DEĞİL SEN KAYBETTİN” tavrı…

            Sonra da,

            ““Maalesef ki bana da benden bir adım önde olabilecek kimse denk gelmiyor.” sözleriyle

            BİZ MAĞDURUZ yakınmaları…

            Bizde bu durumu ortaya koyunca,

            “Tüm kadınları aynı kefeye koyan, dili keskin, uslubu sert, kırıcı, eğitimli ama patavatsız, çok bilmiş, kendini beğenmiş, faydadan çok zararı olan kadın düşmanı bir adam” oluyoruz…

            Nasrettin Hoca bir fıkrasında ne demişti?

            SENDE HAKLISIN…

          • Meryem dedi ki:

            Ilahi Abdullah Bey ve Uğur bey 🙂
            Sizin yorumunuzun altında olabilir lakin ben bu yorumu yazarken ne Abdullah beyi nede sizi hedef almadım. Sizin bahsettiğiniz tahsili ama kibirli olan bay ve bayanlardan bahsettim. Aynı şeylerden yakındığımizdan. Toplumun ortak kibir yarasından .
            Abdullah ney
            ben sizi takdir ediyorum ve genelde de size hak veriyorum . Buradaki yorumum sizi eleştirmek için değil ve inanin yazarken “dur şu Abdullah beye bir laf atayım. “Dusuncesiyle yazmadım yazmam da . Burada her insanin çevresi farklı karşılaştığı insan karakterleri farklı haliyle düşünceler yorumlar da ona göre şekilleniyor . Bu lise mezunu bay talibe gelince siz kendinizi benim yerime koyun . Bir bayansiniz ve aslinizi yaşamak ve fitratiniza dönmek istiyorsunuz ( madem ki açınız size detay vereceğim ) “ben çalışmayı sevmiyorum . Uzun çalışma saatlerini sevmiyorum . Benim evleneceğim bayan çalışacak zaten “diyen bir bay ile yollarinizi birleştirmeyi düşünür musunuz ? Benim istediğim çok bir şey değil ki . Kriterlerim yok efendim zengin olsun , yakışıklı olsun , romantik olsun evi olsun arabasi olsun vs. Vs talebim yok . Şu namaz ve takva meselesi ve sorumluluk bilinci var ya sadece bu . Çok basit benim isteğim bu eşimin beni Allah a yakinlastirmasi sabah namazına uyandirmasi, çalışmami istememesi çok mu bu istekler 🙂 Siz üzerinize alinmayin Ilahi Abdullah Bey 🙂

          • Uğur Dinç dedi ki:

            Abdullah Bey, kadınlara bu yönden eleştirilerinizi tamamen haklı buluyorum, hatta az bile eleştirmişsiniz, her ne kadar Meryem hanımın canını sıkmak istemesek de. Fakat ben hiç inanılır bulmuyorum ki bir erkeğin derdi doktora yapan kadın olsun. Kocada statü arayan ve bunda aç gözlülük edenler kadınlardır. Erkeklerin aç gözlülüğü ise daha çok öyle tezahür eder ki manken gibi güzel kız ararız. Bu insan ya manken gibi güzel kız arıyor ya henüz evlenmek istemiyor da buna zorlanıyor ve dolayısıyla doktorayı bahane ediyor. Ama çok nâ-olağan bir adam da olabilir.

          • meryem dedi ki:

            Uğur Bey
            ”Doktorayı yapabilsem de yapamasam da şunu biliyorum ki bir erkeğin bir kadında böylesine yüksek statü araması olağan değil.” demissiniz.
            Size katılıyorum. Eskilerin bir sözü vardır : ” Kadında mazi erkeklerde istikbal aranır ” diye. Çok doğruymuş. Ama zaman mı desem, ne desem bilmiyorum , çok değişti herşey ve hiç te güzel olmadı değişim. Bir yara var ve kanıyor gittikçe derinleşiyor. Ahlak tarumar edilmiş. Kısacası işlerimizde, düşüncelerimizde ACABA diyorum ALLAH’IN RIZASI’nı mı unuttuk ta toplum olarak bu hale geldik ? Karşı cinslerim bir tuhaf ( en azından çevremdekiler ) hemcinslerim daha bir tuhaf . Dinliyorum da hayret ediyorum bazen. Ya ben de bir problem var yada bilmiyorum neyse Rabbim hakkımıza hayırlısını versin. Rabbimin indireceği her hayra muhtacız.
            Selametle..

          • Meryem dedi ki:

            Uğur Bey
            “Doktora yapan bayan” inanin bu bayın talebi böyleydi . Tabi ki erkekler dış görünüşe maalesef ki daha çok önem veriyor lakin o bayın ilk sorduğu soru durumuydu. Tamam güzel bir kız değilim ama beni görmedi ve tanımotor bile . Sadece “söyle bir kız var sana uygun gördük “dediklerindeki çocuğun cevabı buydu . Neyse önemli değil Rabbim nasip etmemis gerisi bahane de . Inanin benim çevremde tahsil durumuna , zenginliğine , bayanın çalışan olmasına hatta özel sektör bile değil 657 ye tabi olmasını isteyen Baylar var ve bunu kesinlikle uydurmuyorum. Ve belki sizde şahit olmussunuzdur. Neyse kimseyi yargılanıyorum . Allah herkesin gönlüne göre versin . Selametle .

          • Uğur Dinç dedi ki:

            Meryem hanım, haklısınız, cidden doktoralı kadın araması da gayet mümkün, ama sadece olağan değil. Sonradan düşününce aklıma biri geldi ki anlatıyordu ki filancalar afili, statülü kızlarla evlenip bir nevi Müslüman burjuva sosyetesine girerken onun abisine “uyduruk bir kız (!)” kalmış. Bir meslektaşım dahi ki daha 25 yaşındadır ve o yüzden cevval ve idealist olması beklenir biridir, diyordu ki çalışan bir kadın alıp rahat geçinmek istiyormuş.

            Ve burada yine feminizme çakmadan etmeyelim: İşte böyle erkekler ekseriya “kadın hakları savuncusu” olan erkeklerdir, feministlerin müttefikleri bunlardır. Zira isterler ki kadınlar ağır iş hayatına atılsınlar da karılarına fazla para harcamaları gerekmesin veya karıları sayesinde statü bakımından yükselsinler. Bilmedikleri ve anlayamadıkları hakikat şudur ki hemen hiçbir kadın kazandığı parayı kocasına yedirmez, kocasının parasını ihtiyacları için kullanıp kendi parasını da lükse yatırır. Eğer kocası yeterince kazanamaz ve kadın bunu yapamazsa o zaman o koca artık bir iç güveysidir ve hâli fenadır. Ama ne derler, kendi düşen ağlamaz. Burada ağlayan yalnız erkek değildir. Her ikisi de bu fıtrat dışı hâlden huzursuzdurlar, ama bu hâli seçen de kendileridirler.

            Ayrıca Resulullah (s.a.v.) dahi daha önce zikrettiğim hadiste insanların bu kıstaslarının hepsini saymış, güzellikten başka soy-sop (yani sosyal statü, “uyduruk olmayan kız!”) veya mal-para için evlenenleri de erkekler arasında zikretmiş. Yine de kadınlar ve erkekler için bunlar arasındaki sıralama farklı. Kadınlar için daha ziyade şöyle galiba: Önce mal-para, sonra statü, sonra güzellik/yakışıklılık. Erkekler içinse güzellik başa geçiyor, sonra diğer ikisi geliyor.

            Erkek olalım, kadın olalım, Resulullah buyuruyor ki bizler bunların hepsinin önüne asıl kıstas olarak “dîn”i geçirelim. Bakınız, çok manidardır ki Peygamberimiz takva veya iyilik demiyor da daha ölçülebilir ve somut bir kıstası söylüyor: din, yani Kur’an Arabcasındaki orijinal manasıyla “yasa”. Kur’an ve sahih sünnetteki yasalara en çok inanan ve en çok uygulamaya çalışan kişiyi tercih etmek kendi faydamıza olur.

            Bugün ne kızlar ne erkekler buna yeterince dikkat etmiyor ve bunun sebebi kanaatimce bilgisizlik. 20’li yaşlarda daha “deli” iken evlenebilseydim, muhtemelen ben de dikkat etmeyecektim. Ama tabii ki bu demek değil ki erkekler otuzundan sonra evlendirilmeli. Hayır, fakat zamanında, daha ergenliğe girmeden evvel Müslüman âlimlerce gençlere ve ailelerine daha iyi rehberlik yapılmalı. Çünkü benim 30 küsur yaşında yalpalaya yalpalaya erişmeye çalıştığım bilincin kıyısına gelmemiş 50 küsur yaşında insanlar var, çünkü bilgilenme gibi bir gayeleri ve uğraşıları yok. Kanaatimce mesele Fatma Hanımın makalesindeki gibi ne idiği belirsiz bir “olgunluk” meselesi değil, bilgilenme meselesi.

          • ... dedi ki:

            Bu sitenin en sevdiğim özelliği insanların yorumlarıyla tecrübeleriyle katkıda bulunarak algıların ve bakış açılarının genişlemesine yardımcı olması.

            Sayın Meryem Hanım ve Sayın Uğur Dinç Beyin yorumları kadın erkek fıtratını psikolojini çok güzel yansıtmış ve doğru tespitler. Belki bunu hemen hemen her yorum yazdığımda belirtiyorum evlilikle ilgili beklentileri istekleri kişisel ve cinsiyet dikkate alınarak değerlendirmek lazım.

            Kadının evlenme isteğinin en temelinde statü kazanma vardır. Bunu makam mevkii ile sınırlamamak ve karıştırmamak lazım eş ve annelik yeni bir ortamda statüdür. Erkekte ise fıtratından gelen çeşitli istekler ve sahip olma duygusu ön plandadır.

            Kadınlar dış görünüşe dikkat ederler ama öncelik statüdür erkek ise kadında statü değil dış görünüş arar. Bunların tam tersi beklentiler ve istekler olabilir mi olur kadın eğitimden statüden önce dış görünüş arayabilir erkekte dış görünüşten önce eğitim statü arayabilir. İnsan kendisinde eksik olanı tamamlayacak olanı da karşı tarafta arayabilir.Geçmişte yaşanmış bir olaydı dış görünüş olarak oldukça iyi bir bayanın kendisinden yaşça büyük ve arada uyumun olmadığı dünyada ün yapmış bir profesörle evlenmesi sonu hüsranla bitmişti. Erkek dış görünüş için evlendiğini bayan ise eğitimi ve maddi olanakları için evlendiğini belirtmişti.

            Bir tanıdığım bayan dış görünüşü ve eğitim iş vs konularda oldukça iyi biriydi kendisinden bu konularda alt seviyede olan biriyle sevdiği için sadakat göstererek evlendi.

            İnsanın ara sıra kendisine bu soruyu sorması lazım. Beğenmediğiniz bir insanla eğitim ve statü için evlenilir mi? Yada beğendiğiniz ama eğitim dünya görüşü olarak uyum sağlayamadığınız biriyle evlenilir mi? Tamamen insanın kendisi karar verir.

            Başka bir detayda kadın ve erkeklerde bu durumu çok fazla görüyorum. Eğitim dış görünüş dindarlık ve kişilik olarak hepsinin tam olduğu evlilik beklentileri. Aslında büyük sorun burada başlıyor böyle birinin varlığı ve böyle birini arayış.

            Son olarak kadın ve erkeklerdeki günümüz tahsili yaşayış biçimi kendimizi kandırmamızdan başka bir şey değil. Kitaplar dolusu bilgilerimiz var ama sahabedeki yada Osmanlı zamanındaki kadın ve erkeğin yaşantısı kadar fıtrata uygun ve medeni değil. Çünkü sistem bizi yüksek insani vasıflarda değil yarışcı ben merkezci ve boş hayatta ve ahirette işimize yaramayacak bilgilerle yetiştiriyor. Yüksek okullarda açılan bölümlere ve okuyan öğrencilere bir bakınız.

  4. Abdullah Bir dedi ki:

    Ben şimdi bu bakış açısının neresine müdahale edeyim, okuyucu mektubunda ki yanlışların, tek taraflı subjektif değerlendirmelerin neresini düzelteyim…

    Üstelik “Abdullah Bir” olarak adımız çıkmışken 9’a iyi, güzel, doğru da söylesek müzmin muhaliflere ve Feminazi’ lere laf anlatmak ne mümkün.

    Onların inandığı doğruları farklı şekilde söylesek sırf biz söyledik diye bize muhalefet edecek, söylediklerimize karşı çıkacaklar. 🙂

    Bu gibi durumlar için eskiler söylediği güzel bir söz var…

    “İşin yoksa ayıkla şimdi bir çuval pirincin taşını”

    Hamama girdik bir kere, çaresiz terleyeceğiz.

    Vira Bismillah…

    “Düğünler, SOSYAL DOKUDA Kİ DEĞİŞİKLİKLERİ en yoğun hissettiğimiz kamusal/törensel mekanlar.”

    –Doğru bir tespit, bu konunun sebepleri ve sonuçları konusunda ciddi ve bilimsel sosyal araştırma yapılması ve sonuçların kamuoyu ile paylaşılması gerekiyor…

    “Düğünlerin İHTİŞAMI göz kamaştırıp, İSRAF debisi giderek yükselirken EVLENMELERİN ÖTELENMESİ toplumsal bir YARA olarak büyümeye devam ediyor.”

    — Fıtratı gereği “el alem ne der, desinler, demesinler” tabularıyla normalde çok basit ve ucuz bir tören ile yapılacak NİKAH merasiminin borçlanmak ve gelecekteki kazançları ipotek altına sokmak pahasına GÖVDE GÖSTERİSİNE çeviren tarafın genelde ( “el alem ne der” tabusundan ötürü ) KIZ ve AİLESİ olduğu düşünüldüğünde sorunun kaynagı ve çözüm adresi de kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ama sayın yazar yazısında sorunu tespit etse de problemin çözümüne hiç değinmemiş.

    “Eğitimsiz gençler nispeten daha kolay evlenirken, eğitimli gençlerin evlilik yaşı ilerliyor.”

    –Eksik ve hatalı bir değerlendirme.

    Eğitimsiz’lik erken evlenmenin nedeni olmadığı gibi, eğitimde evlenmeyi ötelemenin “temel sebebi” değildir. Eğitim, kızların talep edilen (seçilen) olmaktansa alacağı diploma veya eğitim sayesinde “seçen ve özgür” olmanın sağlayacağı avantajları kullanarak özgür yaşama, maddi ve ego “tatmini, rahatlığı” arzusunu “olmaz ise olmaz” görmelerinin sonucudur.

    Bu ve benzeri birçok ( neden-sonuç) ilişkisi söz konusu olsa da evliliklerin ötelenmesinin “en temel nedeni” İslami bakış açısından uzaklaşan zihinlerin kişiyi “inanç ve yaşam” boyutu anlamında tamamen dünyevileştirmesinin eyleme dökülme halidir.

    Kısaca burada zincirleme bir reaksiyon (etki-tepki) durumu söz konusudur.

    “…evlilik yaşının ilerlemesinin faturası genç kızlara çıkarılarak, sosyal hayatın bütün çıkmaz sokakları genç kızların kariyer merakına bağlanarak görünmez kılınmaya çalışılıyor.”

    — Hatalı bir bakış açısı. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız üzere “geç evlenme” problemini yazarın iddia ettiği gibi görünmez kılmaya değil, aksine sürekli gündemde tutmaya çalışıyoruz. Kaldı ki bu geç evlenme eyleminin birinci derecede sorumlularının yukarıda açıklanan nedenler ile “kızlar ve kız ailesi” olduğu çok açık.

    “İyi de günümüz erkeklerinin önemli bir kısmının evlenmek için “çalışan bayan” arıyor, bu nedenle de kızlar “daha fazla para kazanmak ve toplumda saygı görmek için eğitim-diploma sahibi olmaya mecburlar” tezi ile savunmaya geçen kızlara soralım.

    Sizce, “ne oldu, ne değişti ki dün tek bir memur-işçi maaşıyla 5-6 nufuslu evin geçimini sağlayan çilekeş babaların ve o babanın getirdiği 2 ekmeğin yanına evdeki soğanı katık yaparak ve “elhamdulıllah” diyerek şükreden “fedakar annelerin” oğulları bugün “karı parası” peşinde koşar hale geldiler?

    Bence ilk önce bu sorunun enine boyuna değerlendirilmesi, neden ve sonuçlarının açıklanması gerekir.

    “…Bu algıyı besleyenler de daha ziyade erkek akademisyenler ve yazarlar”

    –Sayın yazar bizden bahsediyor… 🙂 Birileri, ” bu işin sıkıntısını ve acısını en fazla erkekler çekiyor” bu nedenle de bu konudan en çok erkeklerin şikayet etmesi ve doğal olarak da konuyu erkeklerin gündeme getirmeleri normal değil mi? ” sorusunu sayın yazara hatırlatsın lütfen.

    “Gençliğini 20. yüzyılda idrak etmiş erkekler, 21.yüzyılın gençlerinin sorunlarını kavramakta yetersiz kalıyor.”

    — Sayın yazar (20. yüzyılın “erkeklerini” hedefe koymak suretiyle) bir tür “kuşak çatışmasından” ve bu çatışmanın sorumlusu olarak da 20. yy’ın çilekeş babalarını gösteriyor. Ortada bir tür kuşak çatışması olduğu doğru. Ama bunun sebebinin dünün çilekeş babaları olduğu külliyen yanlış ve taraflı bir yargı.

    –Çünkü, 21. yüzyılın gençlerini yetiştirenler çalışmaktan canı çıkan babalar değil, evinde çocuklarıyla daha çok vakit geçirme imkanı olan ve evlatlarını istediği gibi yoğuran ve yetiştiren 20. yüzyılın kadınları, yani anneleridir. Unutulmamalıdır ki “doğru sonuca ulaşmanın ilk şartı, doğru bilgiler ile doğru yerden yola çıkmaktır.

    “…bir de dünyanın yükünü çeken “kederli dindar kızlar” var.”

    — Sayın yazarın yazısında ki nadir (az bulunan) doğru tespitler ve bilgilerden bir tanesi de bu. Ama, her şeyin iç içe girdiği günümüzde sayın yazarın “kederli dindar kızlar” kavramına yüklediği “anlam” ile kimleri kastettiği izaha muhtaç bir betimlemedir. Birilerinin sıkıntılarını çözmek adına başkalarının mağdur olmaması için “sorunun mağduru olanlar ile soruna sebep olanlar” net bir şekilde birbirinden ayrılmalıdır.

    Gelelim Okuyucu mektubuna…

    Daha önce bir çok kez ifade ettiğim halde konunun önemine binaen “birisinin gerçekte ne söylemek istediğini” anlamak istiyorsanız ifadelerinin “satır aralarına” bakın sözünü bir kez daha hatırlatmak kaçınılmaz görünüyor.

    Çünkü, kişi gizlemeye çalışsa veya farkında olmasa dahi bilinçaltı o kişinin gerçekte inandığı düşüncelerin ayak izlerini kişinin sözlerine ve ifadelerine net bir şekilde yansıtır.

    Mesela;

    “Birbirinden ÇOK FARKLI sosyo-kültürel çevrelerle İÇLİ-DIŞLI biriyim”

    Bu hanımefendi (kendisi farkında olmasa dahi) bu sözler ile bizlere

    “BEN,BİRBİRİNDEN FARKLI DÜŞÜNCELERE SAHİP İNSANLAR İLE BİRARAYA GELEN ENTELEKTÜEL BİR BAYAN’ım” mesajını veriyor.

    –Bu bir bayan için ilk bakışta normal, hatta tercih edilen bir durummuş gibi görünse de aslında orta ve uzun vadede yaratılış kodları gereği “çevreden etkilenme, duygusal ve süreç merkezli düşünme” ye yatkın olan kadınlar için “kafa karışıklığı ve kişilik oluşması” anlamında son derece riskli ve problemlere sebep olan bir durumdur.

    “Bireysel problemler dışında bizim neslimizde ki kızların FİKİR olarak EVLİLİĞE KARŞI olduklarına rastlamıyorum.”

    — Mektubun sahibi Hanımefendi bu ifadesinde kendi nesli (yaşıtı) olan kızların “FİKİR” (bu isteklerini eyleme dökmek değil, sadece ama sadece düşünce anlamında) olarak evliliğe karşı olmadığını ifade etmek isterken aslında farkında olmadan (sözlerine devam etmiş olsa) “EVLENMEK İSTİYORUZ AMA şu kahrolası NEFSİMİZ’e söz geçiremiyoruz” itirafını da üstü örtülü olarak yapmış olduğunun farkında değil.

    — Zaten bu bayan yukarıda ki tespitimizi bir sonra ki

    ” Evlenmek fikri, AİLE KURMA ve ileri basamakta ANNE OLMA güdüsü herkese sıcak geliyor ama FİİLİYATA DÖKTÜĞÜMÜZ de her şey o kadar kolay olmuyor.” cümlesinde adeta itiraf ediyor. Bu ifadesinde bu itirafı ile yetinmiyor, (bilinçli veya bilinçsizce) nesli olan kızların evlenmek istemelerinin öncelikli ve ilk amacının “aile kurmak” akabinde de “anne olmak” olduğunu beyan ve kabul ediyor.

    “Bu gayet normal bir amaç, ne gariplik var bunda ” sözleriyle bu tespite eleştiri getirmek isteyenlerin bunu yapmadan önce (gerek toplumun bakış açısı, gerekse inançlarından vb sebeplerden ötürü) “Dindar Kızların” bir bölümünün evlenme isteğinin ve amacının altında yatan gerçek sebebin, “temel hedef’in” “diğer yarısını bularak yarım olan imanı tamamlamak değil; meşru yoldan (evlenerek) çocuk sahibi, “anne olma içgüdüsü” olduğunu hesaba katmalarını hatırlatmak isterim)

    Bu bakış açısına sahip çalışan mütedeyyin (dindar) kızlarımızın anneleri gibi sıkıntılara sabretmek yerine evlendikten belli bir süre sonra çeşitli bahaneler ile mahkeme kapılarını neden mesken tuttuğunun da cevabını veriyor.

    “Ben kişisel olarak bazı farklılıklara sahip olduğumun farkındayım. BASKIN bir karakterim, yoğun yaşadığım bir İDEALİZİM, LİDER RUH’um var”

    — Bu hanımefendi yukarıdaki ifadelerinde “ben aslında erkeklerin üstünlüğünü kabul etmeyen, kadının kendi ayakları üzerinde duracağına inanan bir feministim” derken, diğer taraftan bir sonra ki

    ” Hâlbuki geleneksel bir insanım… erkek, kadının bir adım önünde olmalı…benim yapıp ettiklerimin gerisinde kalan değil bilakis benim önümde yol gösterici, rota çizici, beni hatalardan çeviren, ufkumu genişleten…dini hayatım gerekse dünya hayatım için kavvamlık yapabilecek biri ile hayat kurmam gerektiğine inanıyorum. ”

    ifadesinde de “OLMAK İSTEDİĞİ, AMA OLAMADIĞI” kocasına tabii ve kocasının mesru haklarına kayıtsız sartsız itaat edecek Dindar kız profilini anlatıyor.

    Aslında “ne YAR’ dan ne SER’den geçemeyen”, yaratıldığı fıtrat gereği “inandığını yaşayamayan” bu tür de ki “dindar” kızlarımızın sayısı ve içine düştükleri “inanç-yaşam” düşünce ve eylem paradoksunun toplum inancına ve kültürüne olan etkisi, evliliklere verdiği zararın şiddeti tahmin edilenin çok üzerinde.

    Nitekim mektubun sahibi bayan bunu,

    “kavvamlık yapabilecek biri olmaksızın evlilik gibi önemli bir kuruma adımımı atmak istemiyorum”

    cümlesiyle beyan ve kabul ediyor. Aynı kızımız bir cümle sonrasında ki,

    “Birçok kişiye göre çok daha SEÇKİN, KALİTELİ bir çevremiz var ancak bahsettiğim niteliklerde erkeklerle maalesef bu çevrelerde bile çok sık karşılaşamıyoruz” ifadesiyle;

    “Ben akademik kariyer sahibiyim, kendi paramı kendim kazanıyorum, seçkin ve kaliteli bir çevrede yaşıyorum ama bulunduğum çevrede benim ile aynı veya benzer özelliklere sahip ve de aynı zamanda kavvam, evlenecek gerçek erkekler çok az” diyor.

    Bir başka ifade ile bu kızımız, (tabiri caiz ise)

    “masaya yumruğunu vurdun mu yeri gögü titretecek, sadece ben istediğimde bana sahip olacak, sırtımı yaslayabileceğim; ama yeri geldiğinde benim liderliğime ( kavvam olma arzuma, asiliğime, feministliğime eyvallah edecek) sessiz kalacak, razı olacak bir erkek profili hayal ediyor ve böyle olan bir koca istiyorum” demeye getiriyor.

    Bizde bu kızımıza ve benzer düşünce de olanlara diyoruz ki;

    Karısı istediği zaman “Süperman”, istemediği zaman “kılıbık” olacak böyle bir erkek cinsi yok, boşuna aramayın.

    Aynı kızımızın mektubunun sonrası tam da “Kıpti şecaatini söylerken sirkatin anlatırmış” (çingene kendini överken hırsızlığını anlatırmış) türünde ifadeler ile dolu.

    Şöyle ki;

    “HAYATIMIZA GİRME İHTİMALİ olan kişiler ya bu kız bize bakmaz diyerek ÖZ GÜVENSİZ ve CESARETSİZ kalıp hiç iletişim kurmuyor ya da ÜZERİMİZDE HEGEMONYA KURMAYA ÇALIŞIP evlenene kadar yaptığımız bütün işleri boş iş görüp gereksiz olduklarını düşünerek hepsini bırakmamız ve yalnızca DARATILMIŞ BİR EV HAYATI yaşayıp entelektüel, kültürel, sosyal hiçbir çabada olmamamız için bizi zorluyorlar”

    Burada ki ifadelerin arkasında yatan düşüncelere şöyle bir bakalım…

    “hayatımıza girme ihtimali olan”

    —Hanımefendi kendisi ile evlenmek isteyen erkeğe hayatını paylaşacağı müstakbel kocası “diğer yarısı” değil de “işe alacağı bir personel” olarak bakıyor.

    “öz güvensiz ve cesaretsiz”

    — İnsanları bir şey yapmaya sevk eden veya o işi yapmaktan alıkoyan kendi karakterleri olduğu kadar karşısındaki muhatabın karakteridir.( yürüyüşü, hitabeti, duruşu, tavırları vb)

    Bu kızımıza ” çevrenizde ki erkeklerin bu şekilde olmalarında sizin KÜÇÜK DAĞLARI BEN YARATTIM, HER ŞEYİ BEN BİLİRİM veya BEN KOLAY ELDE EDİLECEK SIRADAN BİRİSİ DEĞİLİM” duruşunuzun hiç mi etkisi yok” diye sormak lazım.

    “Üzerimizde hegemonya kurmaya çalışıp”

    — Bu İfade bile tek başına bu kızımızın hedeflediği “EVLİ AMA İSTEDİĞİNDE KAFASINA GÖRE TAKILACAK ÖZGÜR BİR HAYAT ve KENDİSİNE EYVALLAH EDECEK, NEREYE NE ZAMAN GİTTİĞİNE MÜDAHALE ETMEYECEK KONU MANKENİ BİR KOCA ARADIĞINI” açıklamaya gerek kalmayacak şekilde ortaya koyan bir niteleme.

    —Ve işte bir çuval inciri berbat eden

    “Daraltılmış bir ev hayatı” ifadesi

    Bu kızımızın bundan sonra ki ifadelerini eleştirmek veya iifadelerinin arka planında ki düşünce için çaba sarf etmek emek ve zaman kaybından başka bir şey değil.

    Peki kendini “Dindar” veya “mütedeyyin” olarak tanımlayan, 20 yy ın fadakar annelerinin ÖZGÜRLÜK MERAKLISI OKUMUŞ KIZLARI mı bu evlenememe veya evliğin ötelenmesi işinin tek sorumlusu?

    Kesinlikle, hayır… Bunu söylemek bu kızlara “iftira” etmek olur.

    Çocukluk ve gençlik zamanlarında “evin direği” olarak algıladıkları 20 yy ın kocası olan babalarının aslında aynı zamanda da “evin sağmal ineği” olduğunu yeni yeni fark eden; bu nedenle de yanlış da olsa “ben çalışacağım karım olacak kadın yan gelip yatacak, hem benim paramı yiyecek, hemde bana isyan edecek” düşüncesine biat eden 21 yy ın sözde uyanık genç erkekleri bu suça % 25 oranında ortak.

    Allah fıtratına uygun bir hayatı hedefleyen cümle samimi Müslüman kadın ve erkekleri hayırlı insanlar ile karşılaştırsın. (amin)

    • Abdullah Bir dedi ki:

      Her insanın bu dunya da (öz de – temel de – gerçek de) 2 (iki) türlü ilişkisi- sorumluluğu vardır.

      1- Yaratıcıy(l)a olan ilişkisi-sorumluluğu (kulluk)
      2- Diğer yaratılanlar (ınsanlar, hayvanlar,cınler, eşya) yanı mahlukatın tamamı ile arasında ki ilişki (muamelat)

      Her ikisinin de kişiyi bağlayıcı emirler, yasaklar-yaptırımlar (ödül ve ceza) vardır.

      Kul’un Allah’a karşı olan görev ve sorumlulukları “İMAN ve İBADET” olarak özetlenebilirken

      Kul’un diğer yaratılmışlara karşı olan sorumluluk ve onlar ile olan ilişkisinin tamamına da “MUAMELAT” denir.

      Bir çok insanın aslında aynı seyleri düşündüğü ve hissettiği halde görünürde sankı çok farklı seyleri düşünüyor-hissediyor ve savunuyor gibi algılanmasının temel nedeni de bu iki ilişkinin birbirine karıştırılmasıdır.

      Kullar arası anlaşmazlıkların temelini oluşturan diğer önemli sebep de kişinin algılarını ve ifadelerini meydana getiren-ortaya koyan ANLAMA-KAVRAMA farklılığıdır.

      Özellikle biz Türk insanına has olan genele dair olan TESPİTLERİ- ELEŞTİRİLERİ-SUÇLAMALARI SAHSİLEŞTIRME, bir başka ifade ile ÜZERİNE ALMA huyumuz var.

      Bu iki sey (kulluk-Kımlık ve Zannetmek-farketmek) de ki problemler beşeriyat arasında ki çatışmaların asıl sebebi ve en önemli kaynağıdır.

      Diğer taraftan;

      Bir çok yorumcunun kendisinin görüşünü (düşüncesini, tezini, tespitini) “gerçek, haklı ve mutlak doğru” olarak göstermek adına hayatlarında veya cevrelerin de ki insan, kurum, yapı, olgu, grup vb seylere bakarak bunların benzerleri hakkında (olumlu veya olumsuz) genelleme yapmaları ALGIDA SEÇİCİLİK de denılen bir tür PEŞİN HUKUMLULUK-SARTLANMIŞLIK’dır.

      Bu da vucudun uzuvlarından olan göz ve kulağın düzgün çalışmaması sonucu ortaya çıkan mıyopluk, işitme kaybı gibi bir tür ALGI BOZUKLUĞUDUR. Fakat, burada düzgün ve sağlıklı çalışmayan, HASTA olan maddi vucut ve o vucudun bir parçası olan kalp organı değil manevi vucudun parçası olan KALP dir.

      Bir insan nasıl Maddi vucudun hastalıklarının tedavi edilmesi için çaba gösteriyor ise, manevi vucudun tedavisi içinde çaba göstererek “Algı Bozukluğu” gibi manevi hastalıklardan kurtulabilir.

      Ayrıca; Bir insanın bir konu hakkında doğruyu bilmesi bildiği o doğruyu kendi hayatında uyguladığı anlamına gelmez. Bu nedenledir ki sigaranın zaralı, içkinin-zinanın haram ve yasak olduğunu bilen bir çok insan madden ve manen zararlı olduğunu bildiği halde sigara,içki içmeye ve zina etmeye devam etmektedir.

      Bunedenle;

      Ne çarşaflı nede mini etekli olmak kişinin diğer yaratılmışlar ile arasında ki ilişkide yani MUAMELAT da kişinin doğru veya yanlış davrandığını gösterme anlamında asla “belirleyici bir sebep” değildir.

      Çarşaf veya mini etek kişinin Allah’a karşı olan sorumluluklarını belirleyen “Kulluk kimliği” ile alakalıdır. “KUL” kimliği ile Tesettüre, beş vakit namaza ve oruca harfiyen riayet eden, (hatta bunlardan vazgeçmektense canından vazgeçmeyi tercih eden) bazı kadınlar aynı zamanda “EŞ” kimliği ile yapmak zorunda ve yapmamak ile mükellef oldukları eylemler konusunda (“ALİM” derecesinde “bilgi sahibi” olsalar dahi) ilim sahibi kadınların bir kısmı kocasına karşı ASİ ve zulm sahibi olabilir.

      Bunun tam terside mümkün.

      Özetle;

      DOĞRU YOLU BİLMEK DOĞRU YOLDA İLERLEMEK ve BİR ŞEYİN YASAK-HARAM-YANLIŞ OLDUĞUNU BİLMEK O ŞEYDEN UZAK DURMAK ANLAMINA GELMEZ ve KİŞİNİN BUNU YAPMASI İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR.

  5. suna dedi ki:

    sanirim bu dindar kizlarin derdi bitmedi bitmeyecek !!
    neden kategorize etme geregi duyuyoruz bunuda bilmiyorum.
    eger konumuz evlilikse herkes kendi nasibiyle evleniyor. topluca dindar kizlarla kimse evlenmiyor. detlenmeye gerek yok bence.
    bu kizlarda tek kaliptan cikmis gibi birebir ayni degil heralde.
    birileri birkac kotu ornek yada abartili ornek gordu diye bu ortalarda dolasan dindar kizlar (hoc dindarligada nasil karar veriliyo anlamis degilim) hepsi boyledir soyledir demek nasil bir antik anlayamiyorum.
    erkelere de biraz abartili yuklenilmis yazida, yazan arkadas baya dolmustu bu konuda heralde. yoksa bunca egitimli terbiyeli dindar genci yok sayip, isi gucu birakmis kizlari nasil geriletirip diye kafa yorduklarini dusunmek ne buyuk sacmalim.
    benim inandigim tek birsey vardir genelde. tamiz kadinlar temiz erkekler, temiz erkeler temiz kadinlar icindir.
    gunumuzde hepsinden bol bol var cok sukur.
    insanlari guruplandirip damgalamaya da hic gerek yok bence.

    • Nazif dedi ki:

      2 ay önce üniversitede çalışan akademisyen adayı dindar bir hanıma talip oldum, hem de çok nezih bir şekilde ve iyiniyet gösterileri eşliğinde.. Ama 25 ini geçkin bu hanım değil görüşmek bana bir cevap dahi vermedi. Böyle bir durum ne kadar üzücü tahmin edebilirsiniz. Küfuv(denklik)noktasında da bir sıkıntım yoktu…evet artık kimse hanımların reçeli evde yapmasını beklemiyor ama ben hanımların kendilerini geliştirmelerini hangi gerekçeye dayandırdıklarını ve ne hedeflediklerini çözebilmiş değilim.. Öyle Zannediyorum ki istinatları islami olmaktan uzak.. Yoksa aile saadetini, kalp sükunetini, zayıf bir hadis olduğu bilinen ” ilim çinde de olsa gidip alınız ” ifadesine tercih etmezlerdi. Eder gibi mi yapıyorlar yoksa !

      • Meryem dedi ki:

        Bana da bir hafta önce lise mezunu , 27 yaşında , asgari ücret maaşi olan birisi talip oldu . Vallahi küçumsemedim. baktım lakin adama geleceğe dair sorular sordugumda karşımda vahim ve umutsuz vaka gibi bir tablo çizdi . Öyle karamsar öyle negatifti ki . Sonuçta ben eşimin benden maddi ve manevi bir adım önde olmasını isterim . Çocuğun niyeti “oh ne güzel meryrm muhasebe müdürü ,çalışır bana da bakar ” Yok ya . Dedim ki “ben eşimden bir adım geride durmak isterim Manevi anlamda benden üstün olmasını ve beni sahiplenmesini, sorumluluk sahibi olmasını isterim . Ve sen benim dualarimdaki kişi değilsin . “Maalesef ki bana da benden bir adım önde olabilecek kimse denk gelmiyor . Hayirlisi …

  6. Abdullah Bir dedi ki:

    İyi niyetli Site Sakinlerine,

    ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA…

    İnsanlar arasında ki yüz yüze-birebir yapılan iletişimde ( bilgi, fikir, duygu ve düşünce alışverişi) tarafların “SAMİMİYET, DÜRÜSTLÜK DERECESİ ve AMACI”nın ne olduğu İLETİ paylaşan kişinin kullandığı KELİMELER-SÖZLER den daha ziyade VERİCİ ( ileti-mesaj sahibi) konumunda ki “O” kişinin VÜCÜT DİLİN den ve ifadelerini aktarması sırasında ki SES TONLAMALARI’ndan anlaşılır.

    Bu özellikler kişiler arası iletişimde ALICI konumunda ki insanın karşısında kinin samimiyet, dürüstlük ve amacını doğru olarak anlaması için çok büyük bir kolaylıktır.

    Ancak;

    Kişilerin birbirlerini görmediği, iletilerini sadece ve sadece yazarak paylaştığı Sanal Alem denilen bu tür platformlarda İLETŞİM konusun da eğitimli, tecrübeli ve uzman olan küçük bir kesim hariç VERİCİ’nin iletisine muhatap olan iyi niyetli dürüst, ama saf olan SIRADAN ALICI bu imkandan ( vucut dili ve tonlama ile kişinin amacını, niyetini, samimiyetini ve dürüstlüğünü test etme imkanından) yoksun kalıyor. Bunun farkında olan özde zalim, sözde mağdur bazı “kötü niyetli”ler bu durumu lehlerine kullanmak için her fırsatı sonuna kadar kullanmaktan çekinmiyorlar.

    Özde art niyetli, sözde mağdur kimlikli art niyetli kişilerin paylaştığı iletilerin tamamının veya bir çoğunun KURGU olduğunu ortaya çıkartmak çok zor, ancak imkansız değil. Çünkü, her suçlu mutlaka ama mutlaka bilerek veya bilmeyerek geride bir iz bırakır, yaptığı işe imzasını atar… Bu suçluların tamamının yaptığı istisnasız bir eylem ve inkar edilemez bir gerçektir.

    Bu Nedenle;

    Okuyucu ve yorumcu kimliği ile bulunan tüm iyi niyetli ve dürüst kardeşlerimizi (özellikle kendi veya yakın çevrelerinde yaşandığını iddia ettikleri kurgulamış duygusal sömürü türü paylaşımlar ile iyi niyetli kadınlarımızı kocasına karşı asileştirmeye veya o kadınların gözünde kocasını değersizleştirmeye çalışan; “siz aslında çok değerlisiniz, kocalarınız sizin kıymetinizi bilmiyor, kös kös evinizde oturmayın, kocanızın kölesi olmayın, sokağa çıkan,İslama ve İnsanlara hizmet edin” türünde ki sözde iyi niyetli, özde ise yıkıcı kötü niyetli mesajları ile ) “Mağdur Maskeli, Zalim Kadınlar”a karşı daha dikkatli olmalarını istirham ediyorum.

    Bu kadınlar kim mi?

    Bu sorunun cevabı çok net aslında.

    Elde ki verileri “duygusal değil de mantık ölçüleri” ile doğru analiz edebilen, değerlendiren, elinde unu, şekeri ve yağı olan, sözde değil “Özde Müslüman” olan kadınlar için helva yapmak kadar kolay.

    Unutmayın, Helvanın lezzeti ise içine katacağınız SEVGİ ile doğru orantılı olacaktır.

  7. Yasin dedi ki:

    Bakış açısına bak!

    “Günümüz erkekleri kendilerini geliştirmek yerine kızların gelişimini durdurmaya çalışıyorlar. Bir de bu gelişimden ötürü kendimizi kötü hissetmemiz için psikolojik baskı yapıp, bizim yüzümüzden evlenip yuva kuramadıklarını, evlenme yaşının yükseldiğini, çocuk sahibi olunamadığını ifade ediyorlar. Sorumluluğu tamamen kızlara atıyorlar.”

    …?!

    Bütün kadınlar birden bire nasıl beraber gelişti, Erkekler ise topluca onlar gibi kendilerini geliştirmek yerine onların gelişimini durdurmaya çalışıyormuş… Hem de psikolojik baskı yaparak!

    Arka planı araştırmadan yüzeysel bir bakış nasıl da kendini belli ediyor.

    Sema Maraşlı “Sert Kadınlar neyi kazanır” yazısında söylenmesi gerekenleri zaten yazmıştı. http://www.cocukaile.net/sert-kadinlar-neyi-kazanir/

    “kadının erkek gibi sert olup kadın gibi muamele görmesi pek mümkün değildir.”

    • ceylan dedi ki:

      Haklısınız, neredeyse böyle bir anlam çıkıyor ama aslında anlatılmak istenen bu değil.
      Mektubu yazan kıza sadece şunu söylesek olurdu: Erkeğin evlilikten beklentisi kızın beklentisinden çok farklıdır. Erkek için zevce; sıcak yemek, huzurlu ev, pırıl pırıl birkaç çocuk, ailesini mutlu eden gelin, erkeğini mahcup etmeyecek temiz,iffetli,güzel ahlaklı,haramdan koruyucu olarak en temel ihtiyacını gideren, güler yüzlü, tatlı dilli, yumuşak tabiatlı hanım hanımcık cici bir kızdır.
      18 yaşında, okumamış ama bu özelliklere sahip, biraz da nerde nasıl davranacağını bilen doğurgan bir kız ile hemen her erkek mutlu olur.
      Kariyer yapmış, kültürlü, çok okumuş çok gezmiş ama kocasına -kocasının ilim,amel,anlayış,kültür,idrak seviyesi kendinden geride ise bile- itaat konusunda sorun yaşayan, fazla çocuk doğurmak yerine ilim öğrenmek ve millete faydalı olmayı daha önemli gören, evliliğin kendini daha da ileriye götürmesini isteyen kızların bu özellikleri ise erkek için evlilikte istedikleri ve aradıkları özellikler değildir. (Bunun için tahsilli kadınlar da çalışan kadınlar da eşlerinden fiziksel veya psikolojik şiddet görürler.)
      Yani bu kız gibi düşünen bütün kızlar bilsin ki, evlilikte kadın, gelişimini devam ettirebilen kültürlü ilim yolunda bir insan olamaz,olursa mutlu olmaz. Sadece kendi evini, kocasını, çocuklarını, eşinin ailesini çekip çevirse o zaman kocasını çok mutlu etmiş olur, dolayısıyla kendi de mutlu olur.

      • süleyman dedi ki:

        Ceylan Hanım güzel açıklamışsınız. Yalnız çıkarım biraz yanlış olmuş. Bir kadın gelişimini devam ettiren kültürlü ilim yolunda bir insan olabilir. Mesele şu ki bunun sadece ev dışında yapılabileceğinin zannedilmesi ne yazık ki sıkıntıya sebep olan durum ve bunun yapılması için çocuğun ve kocanın ihmali. Ben yakın çevremde tanıdığım teyzeleri biliyorum. Hiç kimseden ders veya kurs almadan sadece kitap okuyarak ve televizyon izleyerek yabancı dil öğrenen kişileri. Aynı zamanda yemekleri de bir harika:D, çocukları da çok terbiyeli ahlaklı kimseler.

        Bir hanımda evini idare edebilecek, çocukların ve kendinin maddi ihtiyaçlarını karşılayabilecek, eşine vakit ayıran, ona ilgi gösteren, güzel sözler söyleyen, çocuklarla ilgilenen, kimi zaman onlarla beraber gezilere giden, eşini toplumda ezmeyen ve ezdirmeyen, ona ve çocuklarına sahip çıkan, nazik, ahlaklı, gözü dışarıda olmayan ve eşine sadık, toplumsal faaliyetler, dernekler vb. diyerek evini ihmal etmeyen bir kişi ile birlikte olmak istemez mi?

        Yani eşim çok zengin ve itibar sahibi bir insan ama haftada yüzünü 1-2 kere görüyorum diyen biri evlilik konusunda mutlu olabilir mi? veya eşim hayır çalışmalarına çok düşkün çok yardım ediyor. Bütün parasını hayıra yatırıyor. Çocuğun ayakkabılarını bile değiştiremiyoruz. Yüzünü görmüyorum diyen biri evlilikte rahat edebilir mi?

        Demek istediğim şu kadın veya erkek asıl görevlerini ihmal etmeden ilmi anlamda, mal mülk ve kariyer anlamında da ilerleyebilir. Kendini geliştirebilir. Bu birazda kişinin kapasitesi ile alakalıdır. Yalnız kapasitesini zorlayıp sonra hem kendini hemde çocuklarını ihmal edecekse yapacağı şeyi bir kere daha düşünmesi yerinde olur. İnsan kendini bilmeli. Sınırlarını ve nefsini bilmeli neye dayanıp neye dayanamayacağını hesaplamalı ve ona göre adım atmalı.

        • ceylan dedi ki:

          Yapıcı bir yaklaşımda bulunup beni düşünmeye sevk ettiğiniz için teşekkür ederim.
          Teoride söylediğiniz doğru tabi ki. İnsan kendini evde de yetiştirebilir. Ama uygulamak çok zor. Medya, çevre, alışveriş siteleri,arkadaş ortamları, birlikte yaşanıyorsa kayınvalidenin beklentileri,çevrenin yönlendirmeleri…sanki her şey kadın nefsini şahlandırmak için elbirliği etmiş. Kadın ne olup bittiğini anlayamadan gönül gezdiriyor sürekli. Bir de şu var.
          Anlatması zor ama deneyeceğim:
          Bir kız evlenirken evliliğin neler getireceğini çok bilmiyor. Anne olmayı istese de, anneliğin de nasıl olacağını bilmiyor. Eş seçimi, düğün, eşe ve ailesine alışma, hamilelik, uykusuz geceler ve tatilsiz annelik, ev işleri, çalışıyorsa işi, sonra yine olursa yine hamilelik, anneliğin sorumluluğunun artması,…belki 3_4 çocuk, akrabalar, geçim sıkıntısı,… Derken kendini yetiştirecek zaman ve takat kalmıyor. Bir çok anne, eşini, evini, çocuklarını, akrabalarını ihmal etmektense kendi istek ve ihtiyaçlarını hatta ibadetlerini ihmal ediyor malesef.
          Okumaya, kültürünü artırmaya ancak çocuklar büyüyüp evin geçimi de yoluna girince vakit ayırabiliyor. Ömürde 1 kereliği farz olan hac bile hep sonralara bırakılıyor. Eğer evlenmeden evvel öğrenilememişse kuran öğrenimi de erteleniyor. Yaş ilerleyince imkan okursa kadın kendini düşünebiliyor.
          Çok önemli bi konuya daha değinmişsiniz, temel görevleri aksatmadan hizmet etmeli, hayır yapmalı anlamında. Doğru. Bunun için de her iki eşin aynı fikirde, hissiyatta olması çok önemli.
          Daha somut olsun diye bir örnek de verebilirim:
          Bir arkadaşım peşpeşe 3 çocuk dünyaya getirdi, hamilelik ve emzirme vakitlerine denk geldiği için tam 7sene oruç tutamadı. Eşi esnaf, işleri çok yoğun, çocuklarıyla ve hanımıyla gereğince ilgilenemiyor. Arkadaşın bünyesi kaldırmadı, ağır ilaçlar kullanıyor. Üç çocuk, maddiyat var ama manevi anlamda ve kendini rahatlatma anlamında eksik olduğu için desteği de olmadığı için bunalımda. Çocuklarına bağırıp duruyor. Namazının, orucunun kazasını eda edebileceğine bile ümidi yok. İnşallah toparlanır, ama bu durumdaki biri nasıl kendini düşünsün ki.

        • ceylan dedi ki:

          Asıl konudan ayrıldım, konu günümüzdeki kızların evliliğe bakışı idi:
          Kızlar evlenirken tahsilinin, tecrübelerinin, şahsi hedeflerinin evliliklerine katkısının olacağını sanıyorlar. -Dolaylı katkısı var ama şart değil.- Evlilik için, annelik için apayrı bir donanım lazım ama bunu da kimse sağlamıyor, kızlar hazırlıksız yakalanıyor.
          Evlilik görüşmelerinde iki taraf kriterlerini konuşurken aynı kelimeleri başka başka anlamlarda kullanabiliyorlar. Misal, bir kız arkadaş vardı hayır işlerinde koşturan. Aynı kulvarda yürüyeceği biriyle evlenmek istiyordu. Biriyle bu niyetle sözlendi. Sonra ayrıldı. Sebep:
          Evlilik görüşmesinde erkek kıza senin hizmetlerini engellemem, hatta ben de seninle aktif olurum demiş, birkaç ay sonra ise öyle demek istemediğini, evlenince kendi annesinin yaptığı gibi ancak haftada 1 sohbete gitmesine izin vereceğini söylemiş.

      • Abdullah Bir dedi ki:

        “Erkek için zevce; sıcak yemek, huzurlu ev, pırıl pırıl birkaç çocuk, ailesini mutlu eden gelin, erkeğini mahcup etmeyecek temiz, iffetli, güzel ahlaklı, haramdan koruyucu olarak en temel ihtiyacını gideren, güler yüzlü, tatlı dilli, yumuşak tabiatlı hanım hanımcık cici bir kızdır. 18 yaşında, okumamış (ne kadar okumamış? bu betimleme izaha muhtaç) ama bu özelliklere sahip, biraz da nerede nasıl davranacağını bilen doğurgan bir kız ile hemen her erkek mutlu olur.”

        Bu ifadeleri yazan birisi olarak bir kız ve erkeğin ne şekilde ve neler ile mutlu olacağını (%90 oranında) bileceksin, ama diğer taraftan

        “Bense erkeklerin kendilerine -affedin- format atmaları gerektiğini düşünüyorum.”

        sözleriyle kendin ile çelişeceksin.

        Eskilerin dediği gibi “Kişinin doğru yolu bildiği halde, azgın nefsinin kandırmasından dolayı yanlışı savunması ve yanlış da ısrar etmesi” dedikleri sey bu olsa gerek…

        Allah bizleri bildiği doğrular ile amel eden ve yaratılış fıtratı üzere yaşayan kullardan eylesin.(amin)

        • ceylan dedi ki:

          Amin.
          Ben de bu mektubun sahibiyle aynı hayalle ve endişelerle yaşayan bir kızdım. Evlenince geçer akçenin ne olduğunu anladım. Bütün kızların da bunu anlamasını istiyorum. Bunun da genelleme ve önyargıdan uzak, Uğur Beyinki gibi anlaşılır kelimelerle ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
          Ayrıca yazarken hem bekar bir kız, hem evli bir kadın, hem de bir erkek evlat annesi olarak yazıyorum.
          Bunları çelişki olarak görüyorsanız, size format da yetmez.
          Madem beni yargıladınız, cevap hakkımı kullanarak size tavsiyem, ilminizden, tecrübelerinizden, vaktinizden, sabrınızdan,…daha fazla istifade edilmesini samimiyetle istiyorsanız, önce dilinizi ve kelime dağarcığınızı temizleyin. Her yorumunuzda kullandığınız, feminazi,çelişki,savaş gibi itici ve soğuk kelimeleri atın, kelimelerin samimi olanlarını seçin kendinize. Sonra insanları yargılamayın, benim gibi empati yapmayı deneyin. Yorumlarda size karmaşık,anlaşılmaz,çelişik görünen ifadeleri yorumcunun kendi çelişkisi ve eksiği olarak görmeyin, açık kapı bırakın soyutlamayın kimseyi.Sizin için bu epey meşakkatli olacaktır, yılmayın, Allahın rızasını düşünerek ve insan kardeşlerinize şefkat duyarak, isterseniz başarabilirsiniz. Sizde o ışık var 🙂

          • Abdullah Bir dedi ki:

            Ceylan Hanım

            Sizin tavsiyelerinizin benim için bir anlamı olması ancak “sizi bu konularda otorite kabul ettiğim zaman” mümkün olur…

            Şu anda sizin tavsiyelerinizin benim için hiç bir anlamı yok…

  8. Gulpembe dedi ki:

    Aci yaristirmaya döndü bu is:) erkekler kizlarin kendini gelistirmisinden; kizlar erkeklerin kendilerini gelistirmemesinden sikayetci imis. Sosyoloji yaparken epey bir dedikoduya cevrildi mesele.iyi de bir kiz bu erkeklerle, yada bir erkek bu kizlarla evlenecek degil ki; herkes bir kisiyle evlenecek rakamla 1-ona mahsus bir durum olacak. Toplumun Geri kalani ne yapiyor diye simdiden hayiflanmak niye.bence fazla onyargili davraniliyor; iki tarafinda hatasi sevabi var, baska bir baslik altinda olsa cok guzel irdelenebilirdi ama kadin – erkek cekistirmesine dondurmek, uzattikca uzatmak malum bu konular eskimez ve hep reyting getirir ozellikle bekar ve karsi tarafi kisa yoldan taniyacagini zannedenler tarafindan, toplumda cinsler arasi Kin ve tepki tohumlari ekiyor.
    Evet mektup anlamli ve hep dile getirilen bir mesele ama boyle sunmak suslayici ve kiskirtici olmak dogru degil.

  9. ... dedi ki:

    Birileri dindar kızları neşeli nitelendirdi birileri kederli. Herkesin bakış açısı farklı. Bu kişilere ve olaylara göre değişir ama toplumda herkes tarafından hissedilen ortak sorunların olduğu açık. Bu sorunlar maalesef bizi fıtrat psikoloji kalp ve ruh olarak etkileyen hayati meseleler.

    Erkeğin sorumluluk idare ve toplumsal konularda adil ve kavvam olarak bayandan bir adım önde olması aslında hepimizin isteği ve temennisi. Allah’ın halife olarak yarattığı insanın yaradılışına uygun yaşaması, hayatına anlam verecek işleri yapması ve dünyaya bir iz bırakması güzel şeyler. Her insan farklı bir alem ise her insanı ayrı ayrı tanımak ve yorumlamak gerekir.

    Benim dikkatimi çeken erkek ile kadın arasında makasın açıldığı gerçeği.
    Doğru ama bunda sadece erkek değil kadın toplum ve küreselleşme faktörü de var. Kadınlar eğitim iş meslek olarak bu yarışın içine sonradan girdiler ve erkeklerden daha hızlı oldular. Birbirini tamamlamanın değil yarışın esas olduğu bir çağ karşımıza çıktı.

    İllaki bir suçlu aramalı mıyız? Suçlu arıyorsak suçlu kim?

    Kadınların kadınlık hallerini en güzel yaşayacağı çağda onun hayatına her noktada yardımcı olacak ilime ve evliliğe değil de sadece okula, işe sosyal statüye yönlendiren sistemde mi ?

    Evlilik ve eş adayı konusunda çıkmazda olan kadın ve erkeklere yaşadığı çeşitli tecrübelerden yada kişisel nedenlerinden dolayı aracı olmayan olmak istemeyen kişilerde ve toplumda mı?

    Kendi denginde değil de kendinden biraz aşağıda kadınlık hallerini muhafaza ettiği için evlilik tercihini bu yönde yapan yada yaşadığı aile çevre okul iş vs sebeplerden geç olgunlaşan erkekte mi?

    İçinde bulunan ilim öğrenme potansiyelini ve hayata bir anlam verebilme isteğini yerine getirip hem eş olurum hem anne olurum hem mesleğimi yaparım hem dindar olurum diyen kadında mı?

    Mevcut mesleklerin topluma ve dinimize katkısı var mıdır yok mudur kadınlar olmadan da bu meslekler yapılamaz mı buda başka bir tartışma konusu.

    Yıllar önce başörtülü kızlarla kimler evlenecek evde kalma durumuyla ilgili bir yazı yazılmıştı. Orada geçen ifadelerin bazen aynısı gerçekleşirken bazen tam tersi gelişmeler oldu. Mevcut yönetimle beraber başörtüsü mağduriyeti giderilirken kadınlar okul,iş,politika hayatın bütün alanlarında hatta idarede yerlerini aldılar ve ev ortamından aileden uzaklaştırıldılar.

    Başörtü ve tesettür konusunda toplumda yozlaşmalar olurken muhafazakar erkek algısında da değişiklikler oldu.

    Namus ve edep kavramını sadece kadına ait gören bir zihniyet vardır. Mektupta bahsi geçen sitem edilen muhafazakar erkeklerdir dindar erkekler değildir. Bu yüzden muhafazakar ile dindar arasında bir ayrım yapılmalı. Kavramları iyi anlamadan birbirinin yerine kullanırsak algılarımızda problem olur.

    Mektup sonuç itibariyle birçok soruna temas etse de kişiseldir ve mektup sahibinin potansiyeli beklentileri kriterleri ve karşılaştığı eş adayı denkliği algısı da kişiseldir.

    • İnci Birinci dedi ki:

      Yıllar önce yayınlanan ”başörtülü kızlarla kim evlenecek ” yazısını hatırlıyorum ,”bizimle kim evelenecek ”ten , ”bize layık erkek yok ”durumuna mı geldik ?? gençlerdeki evlenme sıkıntısı ” erkeğin talip olan kadının talip olunan ”la da ilgisi var .Kadın da erkeğe talip olmalı ,olabilmeli …geleneğe aykırı ama İslama aykırı değil .Bir çok alim damadını talebeleri arasından seçmişlerdir.

  10. Ademoğlu dedi ki:

    Kadın kendini geliştirmesin okumasın, hatta illa üniversite okumasın diyen olmadı. Fakat bu ilimi aile huzurunu bozmadan, çocukların bütün gün kreş ve bakıcıya ve hatta kocasından eve geç gelmesine gerek yok. Bunları hepsini gördük. İspatlama ve kariyer hastalığı bunlar ister istemez getiriyor.
    Bir çocuğu büyütmek için niye evde durmak yeterli değil? Annelerimiz anneliğini eksik mi yanlîş mi yaptı evde durmakla?
    Sizde evi terk etmeyi kendinize şartlanmışınız.
    Konu çocuksa.

    “Öyleyse artık, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de doyurup rızıklandıran biziz. Şüphe yok ki, onları öldürmek pek büyük bir suçtur.” Isra 31
    Bugün öldürmek yerinde, hiç istenilmiyor. Bu erkeğide kapsar.
    Kadın iş kariyer ve çocuk arasında seçmek zorunda bırakıyor kendini. Allaha kariyer rahatlık nefs diye sadece bir veya iki çocuğa dua etmememizden hesap vermeyeceğimizi mi sanıyorsunuz?
    Tek çocuk artık çok yaygın. Çocuk bencil büyüyor. Tüm ilgi ve sevgi çocuğu şımartıyor. Kardeş ne demek, paylaşmak ne demek bilmiyor. Amcası yok. Eniştesi yok. Halası yok. Dayısı yok. Tek çocuk istemek bir zulüm. Kariyer diye 2 cocuk arasında uzun yıllar geçiyor. Birbirinden kopuyor çocuk ve o ilk yıllar yine tek büyüyor.

    Bir ülkenin nufusu sağlık ve ekonomik düzeyde olması için en az 2,1 olmalı. Yoksa nufus bir nesilde yaşlanıyor ve sistem çöküyor.

    • .:. dedi ki:

      “Bir ülkenin nufusu sağlık ve ekonomik düzeyde olması için en az 2,1 olmalı. Yoksa nufus bir nesilde yaşlanıyor ve sistem çöküyor.”

      Bu pek dogru değil. Hangi ülke için geçerlidir? Sistemlerin çokme sebebi farklıdır. S Y S T E M

  11. Jalal Jalaly dedi ki:

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile,
    Bu hanım kardeşimiz şartlarını esnetirse inşaAllah evlenir.

  12. Ademoğlu dedi ki:

    Hanım efendi “lider ruhuyla” Allahın Kur’anda yazdığı Nisa 34
    “Saliha kadınlar kocalarına gönülden itaat ederler” ayetine amel etmesi nefsi taşımıyor veya taşımayabilir. Ayetin tümünü yazmak hiçde gerek maalesef. Evde sürekli bir itaat liderlik kavgası çatışması.

    “ya da üzerimizde hegemonya kurmaya çalışıp evlenene kadar yaptığımız bütün işleri boş iş görüp gereksiz olduklarını düşünerek hepsini bırakmamız ve yalnızca daraltılmış bir ev hayatını yaşayıp entelektüel, kültürel, sosyal hiçbir çabada olmamamız için bizi zorluyorlar.”
    Bence bu bir paranoya ve ahiretini dünya makamına feda etme çabası.
    Ev hanımı olup ümmete güzel hayırlı çocuklar yetiştirmek “yalnızca daraltılmış bir ev hayatı yaşamak, entelektuel, kültürel, sosyal hiç bir çabası olmayan bir hayat” hanım efendi için.
    Hele öğrencinin hayal ettiği hayatta Allahdan kaç çocuk ümit ettiğini merak ediyorum.

    Babalarımız sizin anlattığı gibi doğmamış ve evlendiğindede herşeye hazîr mücadele edebilen olarak evlenmemiş. Düzenli ve evde herkes haddini bilen bir yuvada eğitmişler kendilerini.
    Hanım efendi babası gibi bir koca istiyor ama aynı zamanda annesi gibi olmak istemiyor. Çünkü annesinin yaşadığı hayat “yalnızca daraltılmış bir ev hayatını yaşayıp entelektüel, kültürel, sosyal hiçbir çabada olmayan bir hayat. Bu samimiyetsizlik. Sözleriniz inandırıcı değil ve batının dindar hanımların benimsediği islamfeminizmi taşıyor.
    Son söz olarak. Hanımın kullandığı ve çabaladığı “entelektüel, kültürel ve sosyal” beklentiler batının bize dayattığı batı kökenli ifadeler. Bunun üzerindede düşünülmeli.

    • sevda dedi ki:

      Evi cennet bahçesi yapacak olan sadece kadın değildir. Çocukları yetiştirmek için de evde durmak yeterli değildir. O evi ilim ve eğitim yuvası haline getirmek günümüzde maalesef kolay değildir.Ya kadına madden ve manen destek olacak, dünya ve ahiretinizi beraber kazanacaksınız, ya da kadınları suçlayıp durmayacaksınız. Allah bize kaç çocuk doğurmazsak kızmaz acaba? Amaçlarla araçları karıştırırsanız kaş yapacağım derken göz çıkarırsınız. Amaç birlikte imanlı yaşamak, günahlardan korunmak, hayırlı ameller işlemek. Çinde de olsa ilmi kadın erkek aramak.

  13. ismet badem dedi ki:

    Uzun lafın kısası ne kızlarımız ne de erkeklerimiz yani bir toplum olarak BİZ eksiğiz, karşı tarafı suçlamak boşuna… Mektubun yazarı sadece kendisi üzerinden tahlil yapmış ama kendisi bir istisna maalesef.

  14. sevda dedi ki:

    Yok kadınlar çalışmamalı, yok kadınlar evine eşine çocuğuna hizmet etsin yeter deyip deyip kendini yeterli derecede güncellemeden, gözlerini içinde yaşadığımız çağın gerçeklerine kapatıp, okumuş kültürlü çalışan veya çalışmak isteyen kızlara talip olan, yetersizliğini kızların feminist olduğunu söyleyerek kapatmaya çalışan, ‘ben de hizmet edeceğim’ diye sözler verip hayatını hizmete adamış kızlarla evlenen ama eve bağlayamayınca verdiği sözü sorgulamayıp kızı suçlayıp hizmetten ve evlilikten dahi kaçan,aklını cesaretini kuvvetini kadınına değil erkekliğine sahip çıkmak için kullanan, kadın yol göstermek isteyince gururuna yediremeyip komplekse giren, …beyefendilere yol gösterici bir yazı olmuş.

    • Hatun kişi dedi ki:

      Oyy ne güzel söylemişsin ne güzel anlatmışsın doğru teşhis olmuş sevda kardeş doğru teşhis

      • .:. dedi ki:

        Günümüz koşullarında kadınların çalışması gerektiği anlaşılıyor. Mantık olarak da bu şartlarda kadınların çalışması gerekir. Bu sayede erkeklerinde evde kadınlarına yardım etmeleri için denk zaman kalır ve kadınlara yardım eter. Çocuk varsa da birlikte paylaşımlı bakarlar çocuklarını. Hayat müşterektir bir çok insan zaten bu batı tarzı ile yaşamaktadır.

        Kadınların çalışmak istemeleri mantıklı olabileceği gibi, Erkeklerin de çalışan kadın tercih etmeleri gayet doğal ve mantıklıdır. Bu şekilde gül gibi geçinen insanlarda vardır.. Herşey karşılıklı güvene dayanmaktadır.

        Daha önceleri birkaç hususta dile getirmeye calismiştim. İnsanlar kendi çözümlerini hemen bulabiliyorlar.

        Batılı ülkelerde evlenirken ve evlenme süreci içerisinde insanlar boşanma meselesini göz ardı edemeyip konuştukları için ve bu durumu bildikleri için, Evlilik ve yaşantılarını da kanunlardaki bu hususlara göre yapıyorlar. Birbirlerine pek büyük ve değerli hediye almıyorlar. Zaten hediye hediyedir, Büyüğü küçüğü olmaz !

        Çalışmak iyidir.

  15. Yalnız adam dedi ki:

    “Hz. Yusuf a.s Kıssasını idrak etmemiş erkeklerle evlenmek istemiyoruz”
    Başlık güzel ama bunu talep eden bayanlar acaba Hz.Hatice r.ah Hz.Fatıma r.ah annelerimizin hayatlarını idrak edebilmişler midir.Önce annelerimizin hayatını okuyun öğrenin hayatınızda uygulayın(lafta değil gerçekten uygulayın) sonra Hz.Yusuf a.s kıssasını idrak edebilmiş bir eş çıkarır karşınıza Yüce Rabbimiz.
    Sanki evliliği çok abartıyorsunuz gibi geldi bana.Siz hiç 60/70 yaşlarında evli çiftlerle sohbet etmediniz mi.nasıl evlendiklerini evlenirken neye dikkat ettiklerini ve bunca yıldır nasıl evli kaldıklarını sormadınız mı.bence bu insanlarla adam akıllı sohbet edin size nutlu evliliğin sırlarını vereceklerdir.bu kişiler hukuk okumamış psikoloji okumamış yüksek öğrenim görmemiş olabilirler şaşırmayın lütfen.

    • sevda dedi ki:

      Babaannem şu anda alzheimer hastası. Durup durup geçmişe gidiyor, dedem yine kendini dövecek sanıp evden kaçıyor, babası da döver diye nereye sığınacağının kaygısını duyuyor. Halalarım ve yengem sırayla yanında kalıyorlar. Dedem onun bilincinin yerinde olmadığını bildiği halde,” Senin yüzünden insanların düzenini bozduk, otur oturduğun yerde” diye bağırıyor. ”Şimdiki aklım olsa bu salakla evlenmezdim”diyor. Dedem 93 yaşında, bilinci yerinde. ”Dede, nolur ben yokken nineme birşey yapma, tamam mı. O senden çok korkuyor”diyorum, ninemin gözlerine korkutucu şekilde bakıp ”Sen git, ben onu döve döve öldüreceğim” diye güya şaka yapıyor. Kendi namazlıydı önceden, fakat çocuklarının ve torunlarının hiçbirine öğretmemiş.
      Anneannem 13yaşındayken dedem onu kaçırmış, ondan evvel 3kadınla evlenmiş, üçü de ölmüş, anneannem 15yaşında anne olmuş. Sonra da çocukları olmuş, ölenler hariç 6 çocuk.Hiçbiriyle yeterince ilgilenememiş, kendi bile bu hayatın içinde büyüyememiş. Okuma yazma öğrenememiş, haramı helali bilmemiş. Hasat zamanı ramazan ayı denk gelince dedemle ağabeyleri, orucunu zorla bozdururmuş, günahı bizim derlermiş. Rahmetli ağlayarak anlatırdı. Hastalığına rağmen son yıllarında onların kazasını yapardı.
      Sadece benim ailemde değil birçok ailede yaşlılarımızın hayatı böyle geçmiş. Biraz bilgili olanlar batıya özenip yaşamını değiştirerek Anadolu kültüründen daha da uzaklaşmış. Örnek verdiğiniz nesilde örnek karı koca sayısı devede kulak.

  16. Fatıma dedi ki:

    Çok güzel ve anlamlı bir yazı.İsmail kılıçaslan sacmalamisti zaten….

  17. Yalnız adam dedi ki:

    Sanırım yuva kurmak için uzun bir zaman beklemesi gerekecek.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sıkıntılar akıllıca idare edildikleri takdirde karakteri terbiye ederler. “ ( S. Smiles )

Kitap

Bitik Erkekler

Uzun zamandan beri siz Değerli ÇocukAile Okurlarıma tavsiye etmeyi düşündüğüm fakat hakkında yazma fırsatı bulamadığım için tanıtmayı geciktirdiğim, herkesin okuması gereken bir kitap “Bitik Erkekler” Kitapta erkeklerin her alanda nasıl geri ...
Devamını Oku